Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Kültürünün Sırp Kültürü Üzerindeki Etkisi

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türk Kültürünün Sırp Kültürü Üzerindeki Etkisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:24

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

TÜRKÇENİN SIRPÇA ÜZERİNDEKİ ETKİSİ


Hun, Avar, Peçenek ve Kuman Türkçesinin Sırpça Üzerindeki Etkisi

Türkçenin etkisi bugün hemen hemen bütün Avrupa dillerinde görülmektedir. Ancak, en çok Balkan dillerinde mevcuttur. Çünkü, Balkan Yarımadası ve bu yarımadada yaşayan milletler en çok Türk devletlerinin yönetiminde bulundular.

Türkçenin Sırpça üzerindeki etkisi 378'den itibaren Balkan Yarımadası'na ve Sırbistan'a inen ve yerleşen Hun ve özellikle 558'den sonra Avar Türkleri'yle başladı; Bulgar, Oğuz, Peçenek, Kuman ve Osmanlı Türkleri'yle devam etti ve giderek arttı. Sırpçaya intikal eden Türkçe kelimelerin fazlası antroponimler, patronymler ve toponimlerdi. Osmanlı Türkleri Sırbistan'ı ve diğer Balkan bölgelerini fethettikleri zaman Türkçe konuşan yerlilere, Sırpçada ve diğer Balkan dillerinde kullanılan çok Türkçe kelimeye rastladılar. Bu yüzden Sırbistan'ın ve diğer Balkan topraklarının Türkleşmesi, diğer Osmanlı topraklarının Türkleşmesi'nden daha hızlı ve çabuk oldu.
Avar Türkçesinden Sıpçaya Banat, Boyan, Boyana, Kazan, ve başka kelimeler intikal etmiştir. Ancak Avar Türkleri, tarih boyunca ekonomik, ticari, kültürel ve siyasi ilişkiler içerisinde bulundukları İranlılar'dan benimsedikleri derbend, girdab ve şid gibi toponimleri VI. asrın ikinci yarısından itibaren yerleşmeye başladıkları Orta Avrupa ve Balkan topraklarında bazı geçitlere ve yerleşim yerlerine vermişlerdir. Osmanlı Türkleri bu topraklara geldiklerinde söz konusu toponimler kullanılıyormuş. Fakat, Sırp ve Hırvat toponomastik kaynaklarında söz konusu kelimeler Avar Türkçesinden kalan kelimeler olarak gösterilmektedir.
Peçenek Türkçesinden Sırpçaya intikal etmiş olan kelimeler arasında buzdovan, koliba, Peçenetsi vb. kelimeler bulunmaktadır.

Resim
Osmanlı döneminde inşa edilen ve 1992-1995 Bosna Savaşı'nda Hırvatlar tarafından yıkılan meşhur Mostar Köprüsü

Sırpçada Osmanlı Türkçesinden sonra en çok Kuman Türkçe-si'nden kalan kelimelere rastlanmaktadır. Bu kelimeler arasında Kuman, Kumana , Şarban, Bor, Kula, Kumana, Kumane, Kumanova, Maydan, Maydanpek, +ara, +arkamen, Velesnitsa vb. kelimeler bulunmaktadır. Söz konusu Türk antroponimleri ve toponimleri bugün de kullanılmaktadır.

Osmanlı Türkçesinin Sırpça Üzerindeki Etkisi

XIV. yüzyıla kadar Türkçenin Sırpça üzerindeki etkisi genellikle bazı antroponim ve toponimlerde görülmekteydi. Ancak 1371 Meriç ve özellikle 1389 Kosova zaferinden sonra Osmanlı Türkleri'nin Balkan Yarımadası'na kesin yerleşmesiyle Türkçenin ve Türk kültürünün etkisi Sırpçada ve Sırp kültüründe giderek arttı. Bu etki 1878 daha doğrusu 1912 yılından sonra azalmaya başladı. Osmanlı döneminde bütün Balkan dilleri Türkçe'ye ve Türk kültürüne açık kaldılar. Bu dönemde Balkan milletleri değişik etnik kökenden olmalarına rağmen aralarında Türkçe konuşarak anlaştılar. Söz konusu olan dönemde Türkçenin Sırpça ve diğer Balkan dilleri üzerindeki etkisinin sebeplerini önce Türkçe'nin bir itibar ve ihtiyaç dili olmasında, Türk ordusunun şanında, Türk idaresinin doğru ve dürüst çalışmasında, devlet tarafından azınlıklara bütün temel hak ve hürriyetlerin sağlanmasında, Balkanlılar'ın İstanbul, Edirne, İzmir gibi büyük şehirlerde eğitim ve öğrenim almalarında, İslam dinini gönüllü olarak benimsemelerinde, ekonominin hızla gelişmesinde, sosyo-ekonomik ve kültürel hayatın başka nitelik ve değerlerinde aramak gerekir. Osmanlı döneminde Türk dili ve kültüründen söz konusu dillere yeni kavramlar intikal etti. Türkçe'nin aracılığıyla bu dillere çok sayıda Arap, Fars ve Batı asıllı kelimeler de girdi. Sırpça, Hırvatça, Bulgarca, Yunanca, Makedonca, Romence, Arnavutça vb. Balkan dillerinde diğer yabancı asıllı kelimelere kıyasen en çok Türkçe kelimeler kullanılmaktadır.

Osmanlı öncesinden ve Osmanlı döneminden kalan Türk dili ve kültürünün etki-sinden kurtulmak isteyen Sırplar, Yunanlılar, Hırvatlar vb. Balkan unsurları XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren kendi dillerini Türkçe kelimelerden temizlemeye başladılar. Ancak elde ettikleri neticeler kendileri için çok üzücü oldu. Çünkü, kendi dillerinin Türkçesiz ne kadar fakir olduğunu gördüler. Bu konuda çok geniş kapsamlı çalışmalar yapan Sırp dilcisi ve halk edebiyatçısı Vuk Stefanoviç Karaciç, 1818 yılında hazırladığı ilk Sırpça sözlüğünün ikinci baskısını yaptığı zaman, sözlükten binlerce Türkçe kelimeyi atmaya çalıştı. Ancak, onları atacağı yerde 1700 yeni Türkçe kelime daha almak mecburiyetinde kaldı. Aynı çalışmayı Karaciç'ten sonra çok Sırp dilcisi, leksikografı, şair, yazar ve bilim adamı hatta SANU bile yaptı. Fakat elde edilen neticeler Karaciç'inkilerden pek farklı olmadı. Bu durumu göz önünde bulunduran Sırplar, Sırpçaya intikal etmiş çoğu Türkçe kelimenin bu dilde karşılığı olmadığından ve Sırpçada karşılığı olan Türkçe kelimelerin atılmasından doğacak sıkıntılar yüzünden diğer yabancı asıllı kelimelere kıyasen Türkçe kelimelere daha toleranslı olmak mec-buriyetinde kaldılar. Daha doğrusu, onları kullanmaya devam ettiler.

Balkan dillerinden sadece Slovencede daha az Türkçe kelimeye rastlanmaktadır. Çünkü, Türkler, Balkan ülkelerinden en az Slovenyada kaldılar. Onlar, oradan geçip Avusturya'nın başkenti Viyana'yı kuşatmaya gittiler. Ancak, öyle olmasına rağmen, Slovencede de bazı Türk izlerine rastlanmaktadır. Örneğin, Slovencede bugün kullanılmakta olan bazı Türkçe kelimelere, atasözlerine ve deyimlere rastlanmaktadır.

Osmanlı Türkleri, Balkan Yarımadası'nda yüzyıllarca kaldıklarına göre, bu Yarımada'da yaşayan unsurların dil ve kültürlerinde bıraktıklarından çok daha fazla Türk maddi kültür eser ve izleri bırakmalıydılar. Onlar da İspanya ve Portekiz'in Orta ve Güney Amerika'da, İngilizler'in, Amerika, Hindistan, Avustralya ve Güney Afrika'da, Fransızlar'ın Afrika'da vb. yerlerde yaptıklarını yapmalıydılar.

Ancak, Osmanlı Türkleri, söz konusu olan devletlerin yaptıklarını iki nedenden dolayı yapmadılar:

1) Osmanlı Türkleri, Türkçeyi kimseye dolayısıyla Sırplara da zorla öğretmediler
2) Türkçe, Sırpça vb. Balkan dilleri farklı dil ailelerinden olduğu için yapı, fonetik, fonoloji, morfoloji ve sözdizimi bakımından çok farklıdırlar.

İşte bu nedenlerden dolayı Türkçe, Sırpçaya ve diğer Balkan dillerine yaptığından fazla etki yapamadı. Fakat, bilinen bir gerçektir ki, Türkçe, Sırpça'ya ve söz konusu olan Balkan dillerine Fransızca, Almanca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca vb. Avrupa dillerinden çok daha fazla etki yapmıştır. Hiçbir Avrupa dilinden Sırpçaya vb. Balkan diline Türkçe kelimelerin sayısı kadar kelime intikal etmemiştir. Bütün Balkan dillerinde olduğu gibi Sırpçada da bugün binlerce Türkçe kelime kullanılmaktadır. Bu Türkçe kelimelere Sırpçada hala karşılık bulunamadığı için Sırplar onları kendi öz malı imiş gibi benimseyerek kullanmaktadırlar.
Bilindiği gibi Türkçede sekiz, Sırpça'da ise sadece beş ünlü harf vardır. Türkçedeki ı, ö ve ü vokalleri Sırpçada yoktur. Bir dilde ne kadar fazla vokal varsa, o dil, o kadar daha zengin, güçlü ve ahenklidir. Türkçe, vokal sayısıyla dünyanın en zengin ve en ahenkli dillerinden biridir.

Kaynakça
Kitap: Makedon Ve Sırp Türkleri
Yazar:
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:27

Az vokal sayısına sahip olan Sırpça ahenksiz bir dildir. Vuk Karaciç buna "domuz çobanı dili" demiştir. Sırpçada ı, ö ve ü vokallı Türkçe kelimeler kul-lanıldığı zaman, genellikle a, e, o veya ı ve u vokallerinin yerine i vokali kullanılmaktadır.

Vokal değişmeleri kelimelerin bütün hecelerinde yapılmaktadır. Bu değişmelerin bazıları şunlardır:

a > e: Bahar > behar, ferace > ferece...
e > a: Emanet > amanet, bedava > badava, badiyala, beraber > barabar, çizme > çizma, helva > alva, pide > pita, semer > samar.
e > o: Kestane > kostana...
e > y: Ergüven > yorgovan. e > ya: Vişne > vişnya.
ı > a: Altın > altan, akıl > akal, azgın > azgan, bakır > bakar, bakırdan > bakardan, ırgat > argat, çapkın > çapkan, kılavuz > kalauz, kaldırma > kaldarma, şadırvan > şadarvan.
ı > e : Çıkrık > çekrek.

ı > i : Arpacık > arpacik, çırak > çirak, patlıcan > patlican, rakı
> rakiya, saksı > saksiya, sargı > sargiya.
ı > o : Çadır > çador...
ı > u : Fıkara > fukara, fırın > furun, furna, kalıp > kalup, pınar
> bunar, bırvnara, sandık > sanduk, vakıf > vakuf, yastık > yastuk...
ı > e: Girdâb > gerdap, kiremit > keramid, merdiven > merdevina.
i > y : Daire > dayre...
o > a: Çorap > çarapa...
o > u: Bozdoğan > buzdovan, limon > limun.
ö > o: Körsokak > çorsokak, nankör > namçor, körfişek > çorfişek.
ö > u: Böbrek > bubreg, börek > burek, dönüm > dunum, döşek > duşek, köfte > çufte, kömür > çumur, köprü > çupriya.
u > i: Çubuk > çibuk, şurup > sirup, topçu > tobciya, turşu > turşiya.

u > o: Çuha > çoha, tabur > tabor.
ü > u: Cümbüş > çumbuş, düğme > dugme, düğüm > dugum, dükkân > dukan, dükkâncı > dukanciya, düstaban > dustabanliya, düşman > duşman, düşmanin, gübre > cubre, gül > cul, gülle > cule, güveç > cuveç, güveği > guvegiya, kümez > çumez, küp > çup, kürkçü > çurçiya, küskü > çuskiya, lüle > lule, müşteri > muşteriya, sütlaç > sutliyaç.

Görüldüğü gibi ı, ö ve ü vokallerinin hiçbiri Sırpçada, olduğu gibi kullanılmamaktadır.
Sırpçada kullanılan Türkçe kelimelerin konsonantları da bazı değişikliklere uğramaktadırlar.

Bu değişikliklerin bazıları şunlardır:

b > p: Lamba > lampa, sabun > sapun...
c > ş : Çakal > şakal.
d > t: Pide > pita.
d düşmesi : Cadde > cade.
f > v : Fayda > vayda, kafez > kavez.
g > c: Gerdan > cerdan, gevrek > cevrek, gübre > cubre, güveç > cuveç, gülle > cule, güveği > cuvegiya...
ğ > v : Bozdoğan > buzdovan...
h > a : Haşlama > aşlama...
h > k : Bahşiş > bakşiş...
h düşmesi: Hadi, haydi > ayde, halka > alka, hapis > aps, hapishane > apsane, hava > ava, havan > avan, haymalı > amayliya, hayvan > ayvan, helal > alal, helva > alva, hergele > ergele, hesap > esap, marhama > marama, tezgâh > tezga.

k > ç: Bekâr > beçar, dükkân > duçan, dükkâncı > duçanciya, kâhya >
çehaya, kâr > çar, kebap > çevap, kebe > çebe, kefil > çefil, keman >

çeman, kemer > çemer, kepenk > çepenek, kerpiç > çerpiç, keten > çeten, kehribar > çilibar, kilim > çilim, kilit > çilit, kitab > çitab, köfte > çofte, çufte, kömür > çumur, köprü > çupriya, körsokak > çorsokak, körfişek > çofişek, kümez > çumez, küp > çup, kürk > çurk, kürkçü > çurçiya, küskü > çuskiya, şeker > seçer, sirke > sirçe.
k düşmesi: Bakkal > bakal, bakalin, bakkalcı > bakalciya, musakka > musaka, tekke > teke, tekiya.

l > y : Billûr > bilyur...
l düşmesi: Tellâl > telal, mahalle > mahala...
n > l : Mengene > mengele, mengeme...
n > m: Nankör > namkor, kurşun > kurşum...
p > b: Pınar > bunar, bırvnara, topçu > tobciya...
p > f : Maşrapa > maşrafa...
ş > s : Şurup > sirup...
s > z : Miras > miraz.
t > d: Tembel > dembel.
y > g: Bey > beg, meydan > megdan.
y ilavesi: Bela > belya, fener > fenyer.
y düşmesi : Afyon > afion.
y düşmesi : Balya > bala.

Türkçeden Sırpçaya intikal etmiş fiilleri Sırplar "-isati", "-disati", "iti", "-ti" vb. ekler ulayarak kullanmaktadırlar. Meselâ, boya-disati, kalay-isati, şamar-iti, uydur-disati.

Bazı Türkçe kelimeler Sırpçada, olduğu gibi kullanılmaktadır. Bunların başlıcaları şunlardır:

Aba, abraş, ada, âdet, alafranga, alaturka, aman, ambar, arslan, asker, astar, aşure, at, aylak, bacanak, badem, baklava, bakraç, balçak, Balkan, balkan, bamya, bardak, barut, basamak, başka, bayat, bayram, berbat, berber, bereket, beşik, beter, biber, boya, boza, budala, bumbar, burma, buse, but, caba, cambaz, cep, cezve, ciger, cin, çakal, çakar, çakmak, çakşir, çanak, çanta, çardak, çarşaf, çatal, çay, çekiç, çekmece, çelik, çember, çengel, çoban, çorak, çorba, çift, delibaş, demek, derece, derviş, dibek, dilber, direk, divan, dolama, dolap, duvar, ekser, esnaf, falaka, fayda, fazla, ferman, fes, filiz, fişek, gargara, gayda, gayret, gergef, gurbet, guşa, haber, hamam, haraç, harem, han, hekim, hisar, hoca, hoşaf, hurda, hurma, ibrik, ilaç, inat, insaf, kaçak, kaçamak, kadife, kalay, kalfa, kalpak, kama, kanca, kandil, kantar, kapak, karabiber, karabina, karanfil, kasaba, kasap, kat, kâtip, katran, kavga, kayak, kaygana, kaymak, kaymakam, kazan, kazma, keleş, kese, keser, keşke, keşkek, kibrit, kiler, kolan, konak, kundak, kurban, kusur, kuşak, lâle, leblebi, leş, lika, lokum, makara, mangal, maşa, matara, melez, menteşe, merak, mermer, minder, muhacir, musaka, musluk, nişan, orman, pamuk, partal, paşa, pazar, pekmez, pencere, pervaz, pilav, rende, sakat, salata, salep, sancak, saraç, saray, sarma, sedef, serdar, sevdah, sofra, sokak, şal, şalvar, şamar, şap, şeboy, şimşir, şişman, tabaka, taban, tabla, tambura, tava, tavan, taze, top, topuz, torba, tulum, tulumba, veresiya, yogurt, yonca, zagar, zembil, zerde, zeytin, zulum... vb.

Türkçeden Sırpçaya intikal etmiş kelimeler bazı Sırpça ekler almalarına rağmen anlamlarını kaybetmemişlerdir. Türkçe, Sırpçanın yapısına müdahale etmemiştir. Bu yüzden, Sırpça kendi bütünlüğünü koruyabilmiştir. İntikal etmiş Türkçe kelimeler bazı ekler alarak kullanılmış ve halâ kullanılmaktadır.

Bu eklerin başlıcaları şunlardır:

-ciya veya -çiya: Aba-ciya, ambar-ciya, araba-ciya, bakal-ciya, bela-ciya, bozaciya, camciya, çantaciya, çayciya, çiviciya, çorbaciya, davaciya, duçanciya, fenerciya, furnaciya, gaydaciya, gurbetçiya, haberciya, hanciya, hileciya, kafeciya, kalayciya, kapiciya, kavgaciya, kazanciya, kiraciya, kumarciya, kunduraciya, kuyunciya, leblebiciya, mehanciya, nalbanciya,

nişanciya, pazarciya, saatçiya, sapunciya, seirciya, tatliciya, tenekeciya, tobciya, tufekciya, yabanciya, yorganciya, zanaetçiya, zulumciya. vb.
-ya: Ali-ya, amayli-ya, avli-ya, bekri-ya, burgi-ya, çalgiya, camiya, çakiya, çarşiya, çatiya, çiniya, çiviya, çurpiya, cuvegiya, çurçiya, çuskiya, deliya, dustabanliya, efendiya, inciya, kadiya, kapiya, karayapiya, karşiya, kiriya, komşiya, kurşumliya, kutiya, lakırdiya, merakliya, muşteriya, rakiya, saksiya, sargiya, tapiya, tatliya, tepsiya, teraziya, terziya. vb.

-luk: Cambaz-luk, çiftluk, çirakluk, çiviluk, yavaş-luk.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:35

Türk dili ve kültürünün etkisi İslâm dininin aracılığıyla bugün en çok Kosova, Sancak, Arnavutluk, Bosna ve Hersek, Makedonya, Bulgaristan vb. Balkan milletlerinin dillerinde ve kültürlerinde görülmektedir. Bütün Balkan dillerinde bugün karşılığı olmayan binlerce Türkçe kelime, atasözü ve deyim kullanılmaktadır. 1970'lerde Sırpça-Hırvatça'da 7-8 bin Türkçe kelime kullanılıyordu. Bu sayı Arnavut-çada, Boşnakçada, Makedoncada, Bulgarcada vb. dillerde de aynıdır.

Sırpçada kullanılan binlerce Türkçe kelimeden hergünkü hayatta en çok kullanılanların arasında şunlar bulunmaktadır:

TÜRKÇESIRPÇA
abaaba
abaciyaabacı
abraşabraş
adaada
âdetadet
afyonafion
ağaaga
ejderhaajdaya
akılakal
alafrangaalafranga
helalalal
AllahAlah
âletalat
alaturkaalaturka
halkaalka
altınaltan
helvaalva
amanaman
emanetamanet
haymalıamayliya
ambarambar
entarianteriya
hap
hapisaps
hapishaneapsana
arabacıarabaciya
ırgatargat
arpacıkarpacik
arslanarslan
askerasker


TÜRKÇESIRPÇA
astarastar
haşlamaaşlama
haşureaşure
atat
havaava
havalaavala
havanavan
avcıavciya
avluavliya
aylakaylak
aylakçıaylakçiya
ayranayran
ayrancıayranciya
azgınazgan
babayiğitbabayigit
bacanakbacanak
bedavabadava
badembadem
bağlamabaglama
bakkalbakal
bakkalcıbakalciya
bakırbakar
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:36

berberberber
bakırdanbakardanbereketberiket
baklavabaklavabeşikbeşik
bakraçbakraçbeterbeter
bahtsızbaksuzbezbellibezbeli
bahşişbakşişbiberbiber
balyabalabillûrbilyur
balçakbalçakboşboş
BalkanBalkanboyaboya
TÜRKÇESIRPÇAboyacıboyaciya
bozaboza
bamyabamiyabozacıbozaciya
beraberbarabar
bayrakbaryakTÜRKÇESIRPÇA
barutbarutböbrekbubreg
barutçubarutçiyabudalabudala
baruthanebarutanapınarbunar
basamakbasamakbiraderburazer
başkabaşkabörekburek
bahçebavçabörekçiburekçiya
bayatbayatburguburgiya
bayrambayramburmaburma
bekârbeçarbutbut
beybegbusebuse
baharbeharbozdoğanbuzdovan
belâbelyacabacaba
belacıbelyaciyacambazcambaz
bekribekyiracâmicamiya
berbatberbat
cellatcelatçardakçardak
gerdancerdançarşafçarşav
gevrekcevrekçarşıçarşiya
cımbızcembizçatalçatal
cezvecezveçatıçatiya
ciğercigerçayçay
cincinçaycıçayciya
gübrecubreçareçayre, çare
gülculkebeçebe
gülleculekefilçefil
güveçcuveçkâhyakehaya
güveğicuvegiyaçeyizçeiz
güzelcuzelçekiççekiç
çakalçakalçekmeceçekmece
çakarçakarçıkrıkçekrek
çakıçakiyaçelikçelik
TÜRKÇESIRPÇAkemane çember kemerçemane çember çemer
çakmak çalımçakmak çalam
çalgıçalgiyaTÜRKÇESIRPÇA
çalmaçalmakenefçenef
çakşırçakşirçengelçengel
çanakçanakkepenkçepenek
çantaçantakiremitçeramida
çantacıçantaciyakerpiççerpiç
çapkınçapkunçeşmeçesma
kârçar
çorapçarapa
ketençeten
kebapçevap
çubukçibuk
çubukçuçibukçiya
çiftçifta
kehribarçilibar
kilimçilim
kilitçilit
çiniçiniya
çırakçirak
kitabçitap
çiftlikçitluk
çiviçiviya
çizmeçizma
çobançoban,çobanin
köçekçocek
çuhaçoha
çorakçorak
çorbaçorba
çorbacıçorbaciya
körfişekçorfişek
körsokakçorsokak
köfteçufte
kümezçumez
TÜRKÇESIRPÇA
kömürçumur
küp
köprüçupriya
kürkçüçurçiya
küsküçuskiya
köstekçuştek
kütükçutuk
dairedayre
dalgacıdalgaciya
damgadamka
davacıdavaciya
değirmencidegırmenciya
delibaşdelibaşiya
delideliya
tembeldembel
demekdemek
derecederece
dervişderviş
dibekdibek
dibidüsdibiduz
dilberdilber
direkdirek
divandivan
dolamadolama
dönümdunum
döşekduşek
döşemeduşeme
dubaracıdubaraciya
dükkânduçan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:36

dükkâncıdukânciya
TÜRKÇESIRPÇA
düğmedugme
dümendumen
dürbündurbina
düstabanduztabanliya
düşmanduşmanin
duvarduvar
efendiefendiya
ekserekser
yelekelek
hesapesap
esnafesnaf
hergeleergela
falakafalaka
fazlafazla
fenerfenyer
feraceferece
fermanferman
fesfes
filizfiliz
fincanfilcan
fişekfişek
fişeklikfişekliya
fitilfitily
fıçıfuçiya
fıkarafukara
fırınfurna
fırıncıfurnaciya
fistanfustan
kargıgargiya
gargaragargara
TÜRKÇESIRPÇA
gâvurgâur
gaydagayda
gaydacıgaydaciya
gayretgayret
gemgem
girdâbgerdap
gergefgergef
kurabiyegurabiya
kırbaçgırbaç
gurbetgurbet
gurbetçigurbetçiya
guşaguşa
gümrükçücumrukçiya
haberhaber
habercihaberciya
hacıhaciya
helvaalva
hamamhamam
hamuthamut
hanhan
hancıhanciya
hançerhancarinsafinsaf
hanımhanumaİslâmİslam
hapisapszürefajirafa
hapishaneapsanakabadayıkabadaiya
haraçharaçkabahatlıkabaetliya
haramharamkaçakkaçak
haramiharamiyakaçamakkaçamak
harambaşharambaşiyakadayıfkadaif
haşlamaaşlamakadıkadiya
TÜRKÇESIRPÇAkadifekadife
kafeskafez
hatır hayduthatur haydutinkahvekafe
haydi, hadiaydeTÜRKÇESIRPÇA
hekimhekimkahvecikafeciya
hilehilekayakkayak
hilecihileciyakayıkkaik
hisarhisarkayışkaiş
hocahocakâhyakehaya
hoşafhoşafkalaykalay
hurdahurdakalaycıkalayciya
hurmahurmakılavuzkalauz
hükümethukumatkaldırmakaldarma
ibrikibrikkalekale
ilâçilaçkalemkalem
iletiletkalfakalfa
imamimamkalıpkalup
inatinaet
inciinciya
kalpakkalpakkaymakkaymak
kamakamakaymakamkaymakam
kamçıkamşikkazankazan
kancakancakazancıkazanciya
kandilkandilkazmakazma
kantarkantarkeyifkeif
kapakkapakkeleşkeleş
kapıkapiyakesekese
kapıcıkapiciyakesecikeseciya
karabiberkarabiberkeserkeser
karabinakarabinakeşkekeşke
karagözkaragozkınakana
karanfilkaranfilkibritkibrit
karayapıkarayapiyakillerkiler
karpitkarbitkirakiriya
karşıkarşiyakiracıkiraciya
kasabakasabakireçkreç
TÜRKÇESIRPÇAkocabaşıkocabaşiya
koçankoçan
kasap kasnakkasapin kasnakkolaçekolaç
kâşıkkaşikaTÜRKÇESIRPÇA
katkatkulübekoliba
katilkatilkumarkomar
kâtipkâtipkumarcıkomarciya
katrankatrankomşukomşiya
kavgakavgakomşulukkomşiluk
kavgacıkavgaciya
kayganakaygana
konakkonak
Kur'anKoran
kovakofa
kubbekube
kulekula
kundakkundak
kunduracıkunduraciya
kurbankurban
kurşunkurşum
kusurkusur
kuşakkuşak
kutukutiya
kuyumcukuyunciya
lâflaf
lakırdılakırdiya
lâlelâle
lambalampa
leblebileblebiya
leblebicileblebiciya
leğenlegen
leşleş
likalika
lokumlokum
lülelula
mahallemahala
TÜRKÇESIRPÇA
mahmurlumahmuran
makaramakara
mangalmangal
mantımantiya
marhamamarama
masrafmasraf
maşamaşa
maşallahmaşala
maşrapamaşrafa
mataramatara
mayamaya
medetmedet
meydanmegdan
meyhanemehana
meyhanecimehanciya
mektepmektep
merhemmelem
melezmelez
mengenemengeme
menteşementeşe
merakmerak
meraklımerakliya
merdivenmerdevina
mermermermer
minareminare
minderminder
minderlikminderluk
mirasmiraz
müjdemujdepartalpartal
muhacirmuhacirpastırmapastarma
paşapaşa
TÜRKÇESIRPÇApatlıcanpatlican
mühürmuhur
mumcumumciyapazarpazar
mumyamumiyaTÜRKÇESIRPÇA
musakkamusakapazarcıpazarciya
muslukmuslukpehlivanpelivan
muşambamuşamapekmezpekmez
muşmulamuşmulapencerepencere
müşterimuşteriyapilavpilaf
mutasarrıfmutasarifpidepita
mühletmuvletpiriçpirinaç
nalbantnalbanciyapişmanpişman
nankörnamkorbodrumpodrum
nargilenargelepöstekiposteki
nişannişanrahatrayat, rahat
nişancınişanciyarakırakiya
odaodayarasatrasat
okkaokarenderende
oklavaoklagiyarezilrezil
ormanormansaatsaat
horozorozsaatçısaatçiya
pamukpamuksabahleyinsabayle
pabuçpapuçasaçmasaçma
pabuççupapuçiyasağlamsaglam
parapara
parçaparçesahansahan
saksısaksiya
salatasalataşeboyşeboy
salepsalepşekerşeçer
salnamesalnameşimşirşimşir
saltanatsaltanatşişmanşişman
semersamarşurupsirup
sancaksancaktabakatabaka
sandıksanduktabantaban
sabunsapuntamburatambura
tapiya
tarabuka
tarana
tarapana
TÜRKÇESIRPÇAtaputas
darbukatatliya
tarhana
darphane
tas
sabuncusabunciyatatlı
saraçsaraç
saraysaray
sarmasarma
sarrafsaraf
sedefsedefTÜRKÇESIRPÇA
sirkesirçetatlıcıtatliciya
sofrasofratavatava
sokaksokaktavantavan
subaşısubaşiyatayfatayfa
sucuksocuktazetaze
sütlaçsutliyaçteferriçteferiç
şadırvanşadarvandeftertefter
şahşahtektek
şalşaltekketeke
şalvarşalvartellâltelal
şamarşamartemeltemely
şamataşamatatenceretencere
teneketenekeyastıkyastuk
tenekecitenekeciyayatağanyatagan
tepsitepsiyayavaşyavaş
teraziteraziyayavaşlıkyavaşluk
testeretesterayoğurtyogurt
tezgâhtezgayokyok
tokmaktokmakyoncayonca
toptopyorganyorgan
topçutobçiya
tophanetopanaTÜRKÇESIRPÇA
torbatorbayorgancıyorganciya
tüfekçitufekçiyazağarzagar
tulumtultmzindanzandana
tulumbatulumbazanaatzanaet
türbedarturbedarzanaatçızanaetçiya
törpüturpiyazemberekzemberek
turşuturşiyazembilzenbil
tutkaltutkalzeytinzeytin
vakıfvakufzincirsincir
faydavaydazor zamanzorzaman
veresiyeveresiyazulümzulum
TÜRKÇESIRPÇAzulümcuzulumciya
vişnevişnyazulümkârzulumkar
yabancıyabanciya
yağmayagma
yağmacıyagmaciya
yakayaka
yapıyapiya
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:37

Sırbistan'da Osmanlı Türkleri'nden Kalan Toponimler

Sırbistan'da bugün kullanılan yüzlerce yer adının Türkçeden geldiği bilinmektedir. Yer adlarının bazıları Osmanlı döneminden önce Sırbistan'a inen ve yerleşen Türk boylarından, bazıları ise Osmanlı Türkleri'nden kalan adlardır. Osmanlı döneminden kalan binlerce Türk toponiminin arasında Avala, Çupriya, Kalemegdan, Karaburma, Dorcol, Teraziya, Taşmaydan, Atpazar, Tabakana, Cumrukana, Pirinçana, Topçider, Çukurçeşme, Deliçesme, Kuriçesme, Vezirçesme, Paşaçesme, Topana, Stambol Kapiya, Kurşumliya, Alibunar, İnciya, Konak, Turski Beçey, Ada, Alacahisar, Taşlıca, Semendire, Şarköy, Çalma,

Berbatovo, Çamurliya, Çiflik, Deligrad, Karakaş, Bunar, Kadibogaz ve başka yer adları bulunmaktadır.

Değişik Sırp Yemek ve Eşyalarında Kullanılan Türk Adları

Sırplar, Osmanlı döneminde olduğu gibi bugün de bazı yemek, tatlı, içki, içecek, meyve, sebze, bitki, ilâç, vücut organları, maden, araç ve gereçler, zanaatçılık, folklor ve başka alanlarda Türk adları kullanmaktadırlar. Onlar, yemeklerden, çorba, güveç > cuveç, musakka > musaka, yahni > yaniya, sarma, pilav > pilaf, kebap > çevap, köfte
> çufte, börek > burek, pide > pita, gevrek > cevrek, simit, kaçamak, bakırdan > ba-kardan; tatlılardan, şeker > şeçer, baklava, tulumba, lokum, pekmez, sütlaç > sütliyaç, kadayıf > kadaif; içeceklerden, boza, salep, çay, kahve > kafa; içkilerden, rakı
> rakiya; meyvelerden, kayısı > kaysiya, vişne > vişnya, hurma, bostan, badem; seb-zelerden, bamya, biber, patlıcan > patlican, domates > domat; çiçeklerden, karanfil, lâle, şeboy, gül > cul; başka bitkilerden, pamuk, afyon > afion; ilaçlardan, merhem > melem; vücut organlarından, böbrek > bubreg, taban; hayvanlardan, zürefa > jirafa, arslan; zanaatlardan, abacı > abaciya, kazancı > kazanciya, boyacı > boyaciya, saraç, saatçi > saatçiya, kunduracı > kunduraciya, kahveci > kafeciya, kuyumcu > kuyunciya, kalaycı > kalayciya ... vb.; madenlerden, bakır > bakar, kalay, kurşun > kurşum, çelik, kömür > çumur, mermer, katran... vb.; çeşitli araçlardan, havan > avan, bakraç, kazan, çanak, tencere, tepsi > tepsiya, burgu > burgiya, cezve > cezva, çekiç, çivi > çiviya, kantar, terazi > teraziya, kilit > çilit, tencere, ibrik, kapak, kâşık >
kaşika, kutu > kutiya, mengene > mengele, merdiven > merdevina, saat, çadır > çador, kehribar > kilibar, inci > inciya; müzik araçlarından, gayda, dayre > daire, keman çemane, tambura, zurna > zurla Türk adlarını kullanmaktadırlar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:38

Hun, Avar, Bulgar, Oğuz, Peçenek ve Kuman Türkleri'nden Kalan Kültür ve Eser İzleri

Orta Asya'da, Karadeniz'in kuzeyinde, Orta Avrupa'da ve Balkan Yarımadası'nda devletler kuran eski Türk boylarının etkisi, söz konusu devletlerde yaşayan başka milletlerin dillerinin ve edebiyatlarının dışında onların inançlarında, folklor ve folklor müziğinde, mimarilerinde, sanatlarında, zanaatlarında, kullandıkları silâhlarda, savaş taktiği ve tekniğinde, tarımda, ticarette, ulaşımda, madencilikte ve maden işletmeciliğinde, şehircilikte, toprak sulama sistemlerinde, başka bir deyişle sosyo-ekonomik ve kültürel hayatlarının her kesiminde, hatta şuurlarında bile görülmekte ve hissedilmektedir.

Osmanlı öncesinden kalan Türk eser ve izlerinin büyük çoğunluğu, söz konusu Türk boylarının askeri üssü, idare ve kültür merkezi olan Panonya Düzlüğü'nde bulunmuştur. Bu bölgede yapılan arkeolojik kazılarla yüzlerce mezarlık, kale, kule, hisar, Tuna ve Tisa Irmağı arasında sulama kanalları vb. eserler zamanımıza kadar ayakta kalmayı başarmıştır. Bu eserlerin bir kısmı Sırbistan'ın Voyvodina Bölgesi'nde yapılan kazılarda bulunmuştur. Kazılarda çok değerli silâhlar, ziynet eşyası, el yazmaları vb. eserlere rastlanmıştır. Bu eserler, adı geçen Türk boylarının çok yüksek medeniyete sahip olduklarını, Avrupa ve Balkan Yarımadası'nda yaşayan milletlerin sosyal, ekonomik ve kültürel hayatlarının her kesiminde yeni çığır açtıklarını kanıtlamaktadır. Bundan başka, söz konusu Türk boyları, Avrupa ve Balkan Yarımadası'nın etnik yapısını, olayların ve tarih akışının yönünü değiştirdiler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:40

Osmanlı Türkleri'nden Kalan Kültür Eserleri ve İzler

Balkan Yarımadası'nda 1371-1912 yılları arasında süren Osmanlı döneminden binlerce Türk kültür eseri ve izi kaldı. Türk kültür etkisi orada yaşayan bütün milletlerin ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi hayatlarının her kesiminde görüldü. Onların kültürlerine Türk ve İslam dini aracılığıyla bazı Arap ve Fars unsurları da intikal etti.

Osmanlı Türkleri'nin askeri, idari, kültür ve siyasi tesiri, XIV. ve XV. asırda en çok Sava ve Tuna ırmaklarının güneyinde yaşayan milletlerin kültürlerinde görüldü. Ancak, XIX. asrın başından itibaren, Türk kültürü ve Türk milleti, bütün Balkan milletlerinin saldırısına uğradı. Bu saldırı 1804 Sırp, 1821 Yunan, 1855/56 Romen, 1875 Bosna Sırpları, 1876 Bulgar ve Makedon, 1909-1912 yılları arasında ise Arnavut isyanıyla en geniş boyutlara ulaştı. 1804-1912 yılları arasında Balkanlılar Türk milletini ve Türk kültürünü tamamen imha etmeye çalıştılar. Onlar bu politikayı 1912'den günümüze kadar da uyguladılar. Ancak, bütün Türk eserlerini yokedemediler. Bugün, Balkan Yarımadası'nda yaşayan bütün milletlerin kültürlerinde binlerce Türk kültür izine, her adımda ise onlarca Türk eserine rastlanmaktadır.

Osmanlı Türkleri 1371 Meriç Zaferi'nden sonra fethetmeye başladıkları Balkan Yarımadası'nın en verimli topraklarına yerleştiler. Oralarda en evvel kendi sosyo-ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli mimari vb. eserler inşa ettiler. Eserleri İslam'dan önce veya onunla birlikte Türk yerleşim merkezlerinde ve onların dışında yaşayan Sırplar, Makedonlar, Bulgarlar, Yunanlılar, Arnavutlar, Romenler, Hırvatlar vb. yerli unsurlar da benimsediler.

1371 Meriç Zaferi'nden sonra Osmanlı Türk ordusu Sırbistan'ı da fethetmeye başladı. Bu yıllarda Sırp şehir ve kasabaları birer birer feth edildi. Yapılan fetihlerden sonra, Sırbistan'a Anadolu'nun değişik yerlerinden onbinlerce Türk ailesi getirilerek yerleştirildi. Ayrıca, Sırp idaresinden memnun olmayan Sırp halkı Osmanlı Türkü'nü kurtarıcı olarak gördü ve hiç bir baskıya uğramadan, gönüllü olarak İslam dinini kabul etti. Böylece, Sırbistan'da iki esas üzere Türk nüfusu giderek arttı. Bu yıllarda Semendire, Belgrad, Niş, Çaçak, Novobırdo, Pirot (Şarköy), Ujitse, Valyevo, Negotin gibi şehir ve kasabaların nüfusunun büyük çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu.

Mesela, 1525 yılında Semendire'de 12 Türk mahallesinde 187 Türk, yedi Hıristiyan mahallesinde ise sadece 33 Hıristiyan ailesi yaşıyordu. 1560 yılında Belgrad'da 16 Türk mahallesinde 360 Türk ve 60 Hıristiyan ailesi yaşarken, 1572'de bu şehirde 21 Türk mahallesinde 600 Türk ve sadece 200 Sırp, 20 Yahudi ve 133 Çingene ailesi yaşıyordu. 1516 yılında Niş'te 250 Türk ve sadece 43 Hıristiyan ailesi yaşıyordu. Aynı yılda Ujitse''de 294 Türk, 33 Hıristiyan; 1572'de ise 550 Türk ve 44 Hıristiyan ailesi yaşıyordu. Böylece, Sırbistan da diğer Balkan bölgeleri gibi bütün nitelikleriyle bir Türk yurdu oldu.

Osmanlı Türkleri, XIV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Sırbistan'a ve diğer Balkan topraklarına yerleşmeye başladıkları zaman, oralarda çok eski ve kökleşmiş Türk, Bizans, Roma, İllyr, Orta Avrupa ve Akdeniz kültürleriyle, özellikle Hun, Avar, Bulgar, Oğuz, Peçenek ve Kuman Türkleri'nden kalan adet, gelenek vb. niteliklerle karşılaştılar. Bu yüzden, Sırbistan'ın ve Balkan Yarımadası'nın bazı yerlerinde bilhassa adı geçen Türk boylarından kalan grupların yaşadıkları yerlerde Türk yerleşmesi diğer yerlere kıyasen daha kolay yapıldı.

Bayındırlıkta Görülen Türk İzleri

Osmanlı Türkleri, fethettikleri Sırp şehir, kasaba ve köylerinde Roma, Bizans, İllyr, Slav ve Hun, Avar, Bulgar, Oğuz, Peçenek ve Kuman Türkeri'nden kalan çeşitli bayındırlık ve mimari eserlere rastladılar. Onlar, iskan ettikleri yerlerde en evvel yollar, tüneller, köprüler, kaleler, hisarlar, kuleler, su kemerleri, hanlar, kervansaraylar, bedestenler, hamamlar, camiler, tekkeler, mektepler, medreseler, kütüphaneler, imarethaneler, saat kuleleri vb. mimari eserler inşa ettiler. Orta Çağ'dan kalan yerleşim yerlerini kendi ihtiyaçlarına uyguladılar. Uygulanan şehir ve kasabalar arasında Belgrad, Niş, Semendire, Vırşats, Sremmitroviçası, Ujitse, Valyevo, Kralyevo, Kraguyevats vb. bulunuyordu. Ancak, Osmanlı Türkleri çok sayıda yeni şehir ve kasaba da kurdular. Bu şehir ve kasabalar arasında Böğürdelen, Pojarevats, Kurşunlukilise, Vladiçinhan, Şarköy, Alacahisar, Alipınar, İnci, Ürgüp, Morava Irmağı üzerinde Moravahisarı vb. şehir ve kasabalar bulunuyordu. Kurulan ve genişletilen eski şehirler ve inşa edilen bayındırlık ve mimari eserler Sırbistan'ın vd. Balkan bölgelerinin fizyonomisini temelden değiştirdi. Söz konusu yıllarda Osmanlı öncesinden kalan hemen her şey Türk-İslam nitelikleri alarak değişti. Bu nitelikleri, Sırbistan'ın çoğu yerleşim yerleri bugün de taşımaktadır.

Osmanlı Türkleri, yerleşim yerlerini genellikle ulaşım kavşaklarında, vadilerde, düzlüklerde, nehir ve dereler üzerinde, deniz ve göller kenarında kurdular. Bu yerlerde ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi hayat ihtiyaçlarının en mühim unsurlarını oluşturan bayındırlık, mimari vb. eserler inşa ettiler. Zamanla bu eserlerin etrafında çarşılar, sokaklar, mahalleler kurarak ilk kasaba ve şehirleri meydana getirdiler. Zamanla şehirleri çok önemli ekonomi, ticari, kültür ve idare merkezlerine dönüştürdüler. Böylece Selanik, Üsküp, Belgrad, Niş, Semendire, Sofya, Filibe, Üsküdar (Arnavutluk), Mostar, Sarayova, Manastır, Prizren, Yanya, Kavala, Serez vb. şehirleri Balkan Yarımadası'nın en büyük sosyo-ekonomik, kültür ve idare merkezleri haline getirdiler.

Mimaride Görülen Türk Etkileri

Balkan Yarımadası'nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Sırbistan'da da Türk-İslam mimarisinin etkisi görüldü. Türk mimarisinin etkisi, Osmanlı Türkleri'nin yerleşmeye başlamasından XVII. yüzyıla kadar süren İlk veya Eski Türk Mimari Devri ve XVII. yüzyılın başından 1912 Balkan Savaşı'na kadar süren İkinci veya Yeni Türk Mimari Devri olmak üzere iki devirden geçti. Bu devirlerde Sırp mimarisi Türk mimarisine açık kaldı. Sırp evleri, Türk evlerine bakılarak yapıldı. Bu yüzden, Sırbistan'da, özellikle onun doğusunda bulunan Negotinska Krayina ve güneydoğusunda bulunan Niş, Leskofça, Vranye, Vladiçinhan, Pirot, Kurşumliya vb. şehir ve kasabalarda bugün bile Türk mimarisinin, Türk evinin etkisi görülmektedir. Belgrad, Niş, Vranye, Leskofça, Ujitse, Valyevo, Kraguyevats, Kurşumliya, Çupriya, Smederevo, Vladiçinhan, Pojarevats gibi şehir ve kasabalar birkaç yıl önceye kadar Anadolu şehir ve kasabalarını andırıyordu.

Sırbistan'da şehircilik genellikle Osmanlı Türkleri'nin bu topraklara gelmesiyle başladı. Sırp köyleri iki çeşittir. Birileri toplu, diğerleri dağınık haldedir. Dağınık halde bulunan köyler genellikle Sırbistan'ın batısında ve kuzeyinde bulunmaktadır. Dağınık halde olan köylerde evler birbirinden uzaktır. Evlerin etrafında bahçeler, tarlalar ve otlak yerler bulunmaktadır. Zamanla evler arasında yeni binalar inşa edilerek ilkin mahalleler, daha sonra ise kasaba ve şehirler meydana gelmiştir.

Sırp şehir ve kasabalarının çoğu bugün de Türk şehir ve kasabalarının özelliklerini taşımaktadır. Örneğin Belgrad, Niş, Vranye, Leskofça, Pirot, Smederevo,
Knyejevats, Vladiçinhan, Kurşumliya vb. Bu şehir ve kasabaların eski mahal-lerinde hala kaldırımlı sokaklar, kepenkli dükkanlar, çeşmeler, hamamlar, hanlara benzeyen motel ve oteller vb. mimari eserler bulunmaktadır. Türk mimarisinin etkisi en çok halen Sırbistan'ın dahilinde bulunan Sancak Bölgesi'nde görülmektedir. Bu Müslüman bölgesinde bugün inşa edilen yapıların hemen hepsi Osmanlı-Türk-İslam mimari nitelikerini taşımaktadır.

Sırbistan'da, İlk Türk Mimari Devri'nde evler genellikle iki katlı, taş ve kerpiçten, İkinci Mimari Devrinde ise ahşap, taş, kerpiç ve tuğladan yapılır, tahta ve kiremitle örtülürdü. Sırplar, Türk evlerini örnek alarak, özellikle zengin olanları, evlerinde büyük salonlar, oyma tavanlar, köşkler, divanlıklar, döşeklikler, minderlikler, cehennemlik denilen sobalar, hamamcıklar, kilerler, avlularda ise ambarlar, samanlıklar, çıkrıklı ve tulumbalı pınarlar, şadırvanlar vb. yapmaya başladılar. Bu tip evlere Sırbistan'ın hemen her yerinde rastlanmaktadır. Belgrad'da bugünkü Vuk Karaciç ve Dositey Obradoviç Müzeleri, Knez Miloş Obrenoviç, Kraliçe Lyubitsa ve Topçudere konakları, Kraguyevats'ta Amicin Konağı bu tip evlerdendir. Ancak, Sırbistan'da, Osmanlı döneminden kalan çiftlik evine de rastlanmaktadır. Bu ev tipi daha çok Morava Vadisi, doğu ve güneydoğu Sırbistan'da inşa edilmiştir. Ayrıca, Metohiya Bölgesi'nde inşa edilen kuleli çiftlik evlerine de rastlamak mümkündür.

Osmanlı Türkleri feth ettikleri Balkan topraklarında ilkin karayolları, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise demiryolları yaptılar. Söz konusu topraklarda bugün mevcut olan kara ve demir yollarının fazlası bu dönemden kalmıştır. Osmanlı Türkeri bu yollar üzerinde tüneller açtılar, köprüler yaptılar. Balkan Yarımadası'nın bütün nehirleri ve dereleri üzerinde yapılan taş ve ahşap köprüler günümüze kadar ayakta durmayı başardı. Taşköprülerinin en meşhurları Üsküp'te Vardar Irmağı, Vişegrad'da Drina ırmağı, Sırbistan Köprülüsü'nde Morava, Niş'te Nişava, Mostar'da Neretva, Sarayova'da Milyatska, Ujitse'de, Çetinye'de, Valyevo'da Batı Morava, Podgoritsa'da Moraça vb. ırmak ve dereler üzerinde yapılan taşköprülerdir. Köprülerin fazlası XVI. yüzyılın ikinci yarısında Kanuni Sultan Süleyman ve veziriazamı Sokullu Mehmet Paşa zamanında yapılmıştır. Bu dönemde Koca Mimar Sinan, Vişegrad'da Drina ırmağı üzerinde meşhur Vişegrad Taşköprüsü'nü ve Mimar Sinan'ın talebesi Mimar Hayrettin Mostar'da Neretva ırmağı üzerinde eski taşköprüyü yaptı. Bu yıllarda Podgoritsa'da Vezir, Trebinye'de Arslanagiç, Jepa ve yüzlerce başka taşköprü inşa edildi.

Osmanlı Türkleri yerleştikleri yerlerde su sorununu halletmek amacıyla su tesisatları yaptılar. Suyu uzak yerlerden odun tekneleri veya kiremit borularıyla getirdiler. Bazı yerlerde ise çok gözlü su kemerleri bile yaptılar. XV. ve XVI. yüzyılda yapılan ve bugüne kadar 55 gözüyle ayakta duran Üsküp su kemeri Osmanlı döneminden kalan en meşhur kemerlerden biridir. Buna benzer su kemerleri Karadağ'da Bar civarında vb. yerlerde yapılmıştır. XVII. asırda Poçitely'de kiremit borularıyla hamama uzaktan su getirilirdi. 1634 yılında Mostar'da inşa edilen tesisatla, su, Neretva Irmağı'nın sol tarafından kiremit borularıyle sağ tarafına verilirdi.

Osmanlı döneminde, kiremit borularıyla ve su kemerleriyle uzaktan getirilen su ile şehir ve kasaba meydanlarında, cami, hamam, han, kervansarayı vb. yerlerde çeşmeler ve şadırvanlar yapılırdı.

Bayındırlık sisteminin dahilinde şehir ve kasaba hamamları yer almaktaydı. Sırbistan'da her kasaba ve şehirde hamamlar vardı. Ujitse'de iki, Alacahisar'da bir, Semendire'de iki, Sremmitroviçası'nda üç, Vukovar'da iki, Çaçak'ta bir, Köprülü'de iki, Niş'te beş, Vranye ve Leskofça'da üçer, Priyepolye'de iki, Belgrad'da yedi hamam vardı.

Osmanlı Türkleri, XVI. yüzyılın sonundan itibaren camilerin avlularında veya şehirlerin merkezlerinde saat kuleler yapmaya başladılar. Bu kulelerin en meşhurları Belgrad, Niş, Köprülü, Semendire, Leskofça, Vranye, Ujitse vb. saat kuleleridir.

Osmanlı Türkleri, şehirlerde, kasabalarda ve uzaklardan gelen yolcuların konaklamaları için şehir ile kasabalar arasında hanlar ve kervansaraylar inşa ederlerdi. Han ve kervansarayların en meşhurları XVI. yüzyıldan kalan Üsküp Kurşunlu, Sulu ve Kapanhan, Belgrad ve Vişegrad'da kalan Sokullu Mehmet Paşa Hanları, Vranye'de yapılan Yusuf Maşkoviç Vranyanin Hanı, Sarayova'da Kolubara, Taşlı ve Moriçan hanlarıdır. Hanları genellikle kerpiç ve tuğladan yapar, kiremit ve tahta ile örterlerdi.

Osmanlı döneminde genellikle han, hamam, cami vb. mimari eserlerin etrafında dükkanlar yapılırdı. Bunlar şehir veya kasaba çarşısını meydana getirirlerdi. Dükkanların sayısı giderek arttı. XV. yüzyılda Ujitse'de sadece 200 dükkan varken, 1664 yılında bu şehirde tam 1400, Kurşunlu'da 10, Alacahisar'da 150, Semendire'de 300, Srem Mitroviçası'nda 729, Vukovar'da 50, Çaçak'ta 20, Taşlıca'da 200, Belgrad'da 3700 ve Niş'te 200 dükkan vardı.

Küçük dükkanların yanı sıra daha büyük şehir ve kasabalarda bedestenler de yapılırdı. Bu mimari eserler dıştan kalın ve yüksek duvarlarla çevrilmiş ve kurşun veya kiremit kubbeli çatılarla örtülü idiler. Bedestenlerin bazıları günümüze kadar ayakta kalmayı başardı. Bedesten sokakları, yapılan zanaatlara göre ayrılırdı. Bedestenlerde kazancılar, kuyumcular, saraçlar, abacılar, çizmeciler, kürkçüler, saatçılar, boyacılar vb. sokaklar vardı.

Osmanlı Türkleri, Rumeli'nde yerleşmeye başladıktan hemen sonra camiler de inşa etmeye başladılar. İlk yıllarda inşa edilen camiler küçük ve mütevazıydılar. Priştine'de, Pazar ve Fatih Sultan Mehmet (1461); Prizren'de, Gazi Mehmet Paşa (1561) ve Sinan Paşa (1615); Yenipazar'da, Altın; Belgrad'da Sultan Süleyman, Zincirli veya İmaret, Battal, Deliler, Bayraklı vb. camiler inşa edildi.

Sırbistan'da ve özellikle Belgrad'da inşa edilen camiler Mimar Sinan okulunun eserleriydi. 1548'de Belgrad'da inşa edilen Mehmet Paşa Camii erken İstanbul okulunun nitelik ve değerlerini yansıtmaktaydı.

XVI. yüzyılın ikinci yarısında Türk mimarisi Mimar Sinan'ın mühürünü taşımaktaydı. Belgrad'da Sultan Süleyman Camisi, onun eseridir. Bunun dışında Manastır'da Yeni, Prizren'de Mehmet Paşa, Taşlıca'da Hüseyin Paşa, Çakova'da İbrahim Paşa ve Naci Paşa camileri de Mimar Sinan'ın eserleridir.

Osmanlı döneminde inşa edilen mimari eserlerin fazlası Türk mimarlarının eserleriydi. Bunların başında başkent İstanbul'dan büyük deha Koca Mimar Sinan ve talebelerinden Mimar Hayrettin ve Mimar Ramadan Ağa gibi mimarlar bulunmaktaydı. Ancak bazı daha küçük mimari eserleri Rumeli'nde yetişen mimarlar da inşa etmişlerdir. Bazı kaynaklara göre ise Türk mimari eserlerinin bir kısmını Dubrovnik mimarları ve başka Hıristiyan ustaları, hatta çok sayıda Yahudi mimarı da yapmıştır.

Osmanlı eğitim sisteminde mektepler ve medreseler çok önemliydiler. Sırbistan'ın hemen her şehir ve kasabasında mekteb ve medreseler açılmıştı. Daha tanınmış medreseler arasında Belgrad Mehmet Paşa Medresesi bulunuyordu.
Sırbistan'ın her yerinde tekkeler de vardı. Bazı tekkelerin yanında misafirhaneler ve imarethaneler yapılırdı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:40

Zanaatçılıkta Görülen Türk Etkileri

Sırbistan'da ve Balkan Yarımadası'nın diğer bölgelerinde zanaatçılık Türkler'den alınmıştır. Büyük şehir ve kasabalarda faaliyette bulunan zanaatların büyük çoğunluğu Türk zanaatlarına bakılarak yapılırdı. Demircilik, kazancılık, ibrikçilik, boyacılık, bıçakçılık, kuyumculuk, kürkçülük, ayakkabıcılık vb. zanaatlarda olduğu gibi. Ancak bu zanaatlarda sanat da vardı. Kılıç, kama, tüfek kundağı vb. araçların saplarında yapılan süslemeler özel bir sanatı oluşturuyordu. Bu alanda Prizren ve Foça kuyumcuları bütün Osmanlı İmparatorluğu'nda ad yapmıştı.

Türk etkisi Sırp halıcılığında da görüldü. Sırbistan'ın Pirot, Morava Vadisi, Şumadya Bölgesi vb. yerlerde üretilen halılarda Türk motifleri çok önemli bir yeri işgal etmekteydiler. Makedonya, Bosna ve Hersek, Sırbistan, Karadağ ve hatta Hırvatistan'ın Lika, Kordun, Dalmaçya ve Zagorye bölgelerinde üretilen halılarda bile Türk motifleri vardı. Balkan bölgelerinde üretilen halıların fazlası İstanbul, İzmir, Selanik, Üsküp, Manastır gibi Türk şehirlerinde çok satılırdı.

Sanatta ve Güzel Sanatlarda Görülen Türk İzleri

Sanatta ve güzel sanatlarda da bazı Türk izine rastlanmaktadır. Bu etki en çok odun oymacılığında, ressamlıkta, seramikçilikte vb. sanat kollarında geniş boyutlara ulaştı. Osmanlı döneminde Türk oymacılığını örnek alarak, Sırplar, evlerinde, konaklıklarında saraylarında, köşklerinde vb. yerlerde tavanlar yaparlardı. Buna kıyasen, Sırplar'da camcılıkta ve seramikçilikte Türk izlerine pek fazla rastlanmamaktadır. Çünkü, Osmanlı döneminde cam ve seramik ürünleri hep İstanbul, İzmir, Kütahya vb. yerlerden getirilirdi. Balkanlılar cam ve seramik üretemezlerdi. Sırplar Türk seramiğini evlerden başka çeşmelerde, hamamcıklarda hatta kilise ve manastırlarda bile kullanırlardı. Onlar Anadolu'dan getirilen ayna, sırça bardak, sırça maştrapa da kullanırlardı. Anadolu'dan getirilen Türk motifli renkli camı ise ev, saray, köşk, konak, kilise ve manastırlarda da kullanırlardı. Bugün çoğu Sırp kilise ve manastırının camları Osmanlı döneminde Anadolu'dan getirilen Türk camlarıdır.

Türk tiyatrosunun etkisi Sırp tiyatrosunda da görüldü. Karagöz, diğer Balkan milletlerinde olduğu gibi Sırplar tarafından da benimsendi. Bilindiği üzere Yunanlılar Karagöz'e "karaghosiosis", Makedonlar "karagoz", Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar ise "karacoz" demişlerdir. Çok sevilen Karagöz Sırp tiyatrolarında II. Dünya Savaşı'na
kadar oynatılırdı.

Sırp Giyiminde Görülen Türk İzleri

Osmanlı Türk etkisi Sırplar'ın giyim ve kuşamında da görüldü ve halen görülmektedir. Sırplar, Osmanlı döneminde Türk giyim eşyalarını da kendi malları imiş gibi benimsediler. Bu dönemde Türk mimarisine, sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasi hayatın her kesimine uyum sağlamak için Sırp erkekleri itibar ve şeref eşyası olan Türk fesi, kuşağı, yeleği, kemeri, para kesesi, sıkmalı mintanı, kundurası vb. eşya giyiyorlardı. Vuk Stefanoviç Karaciç, I. ve II. Sırp isyanının lideri Karacorce Petroviç, Knez Miloş Obrenoviç gibi Türk hasımları da hayatları boyunca fes taşıdılar. Karaciç, Viyana'da bulunduğu yıllarda bile Türk fesini başından çıkarmadı.

Sırp kadınları da Türk eşyası giyiyorlardı. Onlar, Türk kadınları gibi fermen, entari, fistan, altın veya gümüş paralarla donatılmış fes, yelek, ipek gömleği, türban, zebane, zengin nakışlı ipek ve hase gömleği, kürk, kolan, pabuç, gerdan, bilezik, mühür gibi eşyalar taşıyorlardı. Sırp kadınları bu Türk eşyalarını her yerde, ancak en çok Sırbistan'ın doğu ve güneydoğu şehir ve kasabalarında giyiyorlardı. Türk giysilerinin bazılarını bugün de en çok Niş, Vranye, Leskofça, Kurşumliya, Pirot, Prokuplye, Vladiçinhan, Negotin, Kragujevats vb. yerlerde yaşayan Sırp kadınları özellikle düğünlerde vb. törenlerde giymektedirler.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK KÜLTÜRÜNÜN SIRP KÜLTÜRÜ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 31 Ara 2010, 04:48

SONUÇ

Sırbistan ve Makedonya'nın tarih boyunca çok karışık din ve etnik yapısı olmuştur. Bu bölgelere Orta Asya, Ege Uygarlığı, Kuzey ve Batı Avrupa'dan değişik kavimler göç etmiş, zamanla bu kavimlerin büyük bir çoğunluğu erimiştir.

M.S. IV. yüzyıldan itibaren bölgeye Orta Asya'dan Hun, Avar, Bulgar, Peçenek ve Kuman Türkleri yerleşmiştir. Günümüze kadar yüksek medeniyete sahip bu Türk kavimlerinden değişik alanlarda izler kalmıştır. İzler en çok Sırp ve Makedon topraklarındaki mimaride, yer ve insan isimlerinde mevcuttur.

Sırbistan ve Makedonya XIV. yüzyılda Osmanlı Türkleri'nin hakimiyetine girer. Sırbistan 1878 Berlin Kongresine kadar Osmanlı hakimiyeti altında kalır. Ancak Berlin Kongresi kararlarıyla 1878 yılında Osmanlı topraklarından ayrılır ve bağımsız bir Sırbistan Devleti kurar. Makedonya ise 1912 yılına kadar Osmanlı sınırlarının içinde kalır.

Osmanlı bu önemli bölgeleri fethettikten sonra XIV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren buralara Anadolu'dan getirdiği Türkleri yerleştirir. Zamanla Türklerin sayısı bu bölgelerdeki Slav kökenli milletlerden daha fazla olunca, dolayısıyla kültürel alandaki hakimiyeti de göre çarpar. Böylece Türklerin kültürel üstünlüğü Slav kökenli Sırp ve Makedonların bu kültürden faydalanma ve etkinlenmelerini sağlar. Etkilen-menin başında bir prestij dili olan Türk dili gelir. Sırp ve Makedonlar Türkçeyi öğrenmeye başlar ve böylece Türkçe aracılığıyla dillerine, edebiyatlarına, sanatlarına, kültürlerine ve sosyal hayatlarının her alanına günümüze kadar devam edecek Türk etkileri intikal eder. Yüzyıllar boyu iç içe veya yan yana yaşayan Türklerle Sırp ve Ma-kedonlar, Türkler'in ve Osmanlı İdaresinin hoşgörüsünden yararlanarak edebiyatlarını yaşatmayı başardılar. Ancak ne yazık ki günümüz çağdaş Sırp ve Makedon edebiyatında ve konumuz olan romanlarda yazarlar, edebiyat sanatını hep Osmanlı idaresi ve Türklere karşı kullandılar. Eserlerin büyük çoğunluğunun, özellikle Makedon ro-manlarının estetik gayeden uzak olması, Türk düşmanlığını artırmak için yazılmasındandır.

Eserde işlenilen ve genellikle Osmanlı dönemini anlatan Makedon romanlarının tamamında, yazarların amacı Makedon halkının milli şuurunu ve Türkler'e karşı nefret duygularını uyandırmaktır. Propaganda amacıyla yazıldıkları için de bu eserlerde estetik gaye gözetilmemiştir. Bunlar, sanat değeri olmayan, gerek konu ve gerekse tipler açısından iyi işlenmemiş eserlerdir. Eserdeki kişiler karakter olma niteliği taşımazlar. Onlar, düz tiplerdir ve iyi işlenmemişlerdir. İnandırıcılıktan uzak olan bu tipler sadece Türk düşmanı yönleriyle ele alınırlar. Eserlerin dil bakımından iyi işlendikleri de söylenemez. Kelime hazinesi dardır. Eserlerde Makedon yazarlarının kullandıkları çok sayıda Türkçe kelime, atasözü, deyim, adet vb. Türk motifleri vardır.

İvo Andriç'le, Radovan Samarciç'in eserlerinden de görüldüğü gibi konu Osmanlılar ve onların yaptıkları kötülülüklerdir. Ancak Sırp romanları gerek konu, gerekse karakter ve tipler açısından iyi işlenmiş eserlerdir. Özellikle Andriç'in kötü Türkleri, karakter yapma yolundaki kabiliyeti ve başarısı sonucu Drina Köprüsü ve Travnik Kroniği romanlarıyla, Nobel ödülü sahibi olduğu bilinir. Andriç ele aldığımız roman-larında Bosna'yı işler. En çok Bosna insanlarını ve dinlerini anlatırken onların geçmişlerine döner. Böylece farklı insan huzursuzlukları ve dramlarını çok başarılı re-simlerle sunmaktan geri kalmaz. Andriç, Bosna geçmişinin ressamı ve oradaki insan kaderinin etkileyici yorumcusudur.

Onun romanlarında Bosna geniş bir zaman açısından, XV.-XX. yüzyıla kadar de-ğerlendirilir. Andriç tüm toplumsal tabakaları gösterirken özellikle toplumsal haksızlık veya kaderleri gereği ezilmiş insanlara anlayış gösterir. Bosna bu romanlarda dinler, sınıflar ve kültürlerin yığışım bölgesidir. Kendi içinde sınıfsal, dinsel veya etnik sebeplerden dolayı nefretin hüküm sürdüğü bir yerdir.

Romanlarda sürekli Asyalı-Doğulu oldukları vurgulanan Türklerin Balkanlara macera peşinden geldikleri anlatılırken, onların etkisiyle İslamı kabul eden Slavların, Doğu kültürü içinde kimliklerini kaybettikleri de vurgulanır.

Bunların yanında Andriç Katolik ve Ortodoks dünyasını da verir. Onların yabacı Türklere tepkilerini anlatırken, Katoliklerin manastır ve rahiplere ne denli bağlı olduklarını da işler. Sırpların ise maneviyat zenginliğinden yoksun, ilkel, Türkler tarafından geri bırakılmış, fakat mücadeleci ve sürekli isyancı yönlerini vurgular.
Böyle karmaşık ortamı ve psikolojik-ahlaki bozuklukları anlatırken Andriç, öncelikle bu ortamın psikolojisi ile ilgilenir. Karakterlerinin çoğu kendi içlerinde yaşadıkları yoğun bir karanlıkta kaybolurlar. Bunların hepsi bilmedikleri sebeplerden dolayı bir çeşit kader cezasına çarptırılmış gibidirler.

Duygu yoğunluğu, koyu psikolojiler Andriç kahramanlarının yaşadıkları şahsi mutsuzlukların en ağır türleridir.
Ele alınan romanlarda Türkler, Doğulu, dolayısıyla gerici, ilkel, baskıcı, adaletsiz ve genellikle Türk olmayan herkese karşı kin duyan insanlardır.
İvo Andriç'in Müslümanlar arasında doğup büyümesi ve onların gerçek kültür zenginliğini yakından tanımasına rağmen eserlerinde Türkleri bu denli ilkel göstermesindeki neden sadece Türk ve Müslümanlara duyduğu olumsuz duygularıyla açıklanabilir. Bazen iki veya üç cümleyle geçiştirmeğe çalıştığı Osmanlı adaletini anlatma veya araya iyi örnek oluşturabilecek Türk tiplerini eklemesiyle subjektiv bakış açısına bir nebze objektiflik getirir.
İlginçtir, fakat eserlerinde sürekli aşağıladığı ve ilkelliğini vurguladığı Osmanlı ve İslam dininden özel hayatında etkilendiği çok az bilinse de bir gerçektir.

Yanlızlığı çok seven Andriç bir fırsatta İslamda huzur bulduğunu söyler:

"Bakın tüm tekke, medrese, cami ve İslam dünyasına ait herşeyde bitmeyen sessizliği bir dinleyin. Bu, bir tür soğuk ve güzel bir sessizliktir ki siz onun görünmeyen duvarına yaslanabilirsiniz. Müslüman dünyası bana hayatta önemli bir rehber olan sessizliği öğretti".

Yine Yosip Broz Tito ile görüştüğü bir fırsatta Osmanlı konusundaki bir konuşmasında Osmanlı Ordusu'nda her ırktan olanların ilerleme şansının olduğunu anlatır:

"Türkiye'de, İslamiyeti kabul etmek mecburiymiş. Müslümanlığa geçince, basbayağı bir insan, hatta bir köle bile, Türk Ordusu'nda mareşal olabilirmiş. Bilmem bu
imkanlar başka nerde vardı? Bu bakımından bugün bile birçok memlekette sıralama ve engellemeler var. Türk Devletinde Arnavut, Macar, Sırp, Hırvat ve Karadağ kökenli olan büyük sadrazamlar vardı. Batıda ise böyle yüksek bir mevkiye sadece soylular gelebilir"

Özel yaşamında Osmanlı ve İslamiyet hakkında bazı olumlu düşüncelere sahip olan Andriç ne yazık ki eserlerinde bu düşüncelerinin tam tersini sunmuştur.
Sırp romanları kurgu açısından çok iyi işlenmekle beraber, dilde Türkçe'den de yararlanılmıştır. Kullanılan deyim, atasözü ve özellikle Türkçe kelimeler hem Sırp hem de Makedon yazarların vazgeçemedikleri bir unsurdur.

Eserlerde de görüldüğü gibi yüzyıllar boyunca Sırbistan ve Makedonya'da yaşayan Osmanlı ve kültürü maalesef edebiyatlarına hep olumsuzluklarıyla yansımıştır.

Belgrad (1788) Karşılaştırmalı çalışma incelemesi olan "Makedon ve Sırp Romanlarında Türkler ve Türk İzleri" konulu eserin amacı yüzyıllarca Sırp ve Makedon topraklarında kalan Osmanlı ve kültürünün nasıl bir etki bıraktığı ve kültürel alışverişin seviyesini tespit etmektir. Ancak elde edilen neticelerden de görüldüğü gibi bu kültürel alışverişin farklı din ve milliyetler zenginliği ile bilinen Bosna ve Makedonya'da çok başarılı olmadığı ya da edebi eserlerde sadece olumsuz yönleriyle yansıdığı söylenebilir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir