Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anarşizm Nedir?

Anarşizmin Serüveni: Saray Soytarılığından Küreselleşmenin Kışkırtıcı Ajanlığına

Turgut Özal ve Kenan Evren'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan örgütlenmesi Tansu Çiller ile birlikte dahada güçlendirildi.

Anarşizm Nedir?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 19:31

Anarşizmin Serüveni: Saray Soytarılığından Küreselleşmenin Kışkırtıcı Ajanlığına

Mafyalaşan emperyalist-kapitalist sistemin toplum üzerindeki ideolojik hegemonya araçları, merkezlerde ve özellikle şehir gençliği içinde Kozmopolitizm ve Anarşizmdir.

Her sistem, nizam ve disiplin ister. Yobazlık ve tarikatlar, emperyalist sistemin ezilen ülkeler halkını disiplin altında tutmasının geleneksel araçlarıdır. Ancak mafyalaşan sistem, kaçınılmaz olarak bir kaos yaratmaktadır. Anarşizm ve vatansızlık, emperyalizmin kaosu ideolojik düzlemdeki kontrol araçlarıdır bugün. Yarattıkları kaosu, kaosun içinden yönetmektedirler. Kaos nasıl olsa vardır ve mafyalaşan sistem içinde önlenmesi mümkün değildir. Bu koşullarda o kaosu, emperyalizme itaatin ortamı olarak denetim altında tutmak, sistemin çözümü olmaktadır.Bütün değerlere sadakatsizlik, bütün ilişkilere vefasızlık, Anarşizmin anayasasıdır.

Bu anayasa, anarşiste bir tek değer bırakmıştır:

İhanet.

Anarşist fikir babaları, sahneye hep kahraman edasıyla çıkmış ve perdeyi hep kışkırtıcı ajan olarak kapatmışlardır. Tarihin Anarşizme açık bıraktığı tek bir kapı vardır: Provokasyon kapısı. Kahraman bir anarşist, eğer kahraman olmakta ısrar ederse, kahraman bir kışkırtıcı ajan olur. Bakunin'lerin, Kropotkin'lerin, Proudhon'ların ve diğer saray soytarılarının devlet düşmanlığı ve vatansızlığı, bugün dünya merkezleri tarafından kışkırtılmakta ve piyasaya sürülmektedir. Anarşizm ve vatansızlık, ezilen ülkelerin gençliğini, kendi milli devletlerini yıkma faaliyetine yöneltmek için, elverişli bir alet olarak kullanılmaktadır.

"Küresel direniş" ve "Sivil itaatsizlik", aslında ABD emperyalizmine itaatin eylem biçimidir. Bu eylemler kesinlikle kendiliğinden değildir, doğrudan doğruya SüperNATO güdümlü gizli servisler tarafından planlanmakta ve örgütlenmektedir.
Anarşizm, kendi milletine kurşun sıkmanın ideolojisi olarak, küreselleşmenin amaçlarıyla tam uyum halindedir; kumanda mekanizmasına tam itaat halindedir.

Anarşizm ve vatansızlık, bugün emperyalist mafyanın Neoliberal ideolojisinin bir kolu konumundadır. Artık Anarşizm, Beyaz Saray'ın, bu kitaba adını veren terimle belirtecek olursak mafyokrasinin soytarısıdır. O nedenle Anarşizmin serüvenini ve bugünkü işlevini incelemek, Mafyokrasinin özellikle gençlik üzerindeki ideolojik hakimiyet araçlarından birini incelemek anlamına gelmektedir.

Anarşizm Nedir? İdeoloji Değil, Doktrin

Anarşizm için ideoloji değil, doktrin kavramını vurgulayarak kullanıyoruz. Çünkü ideoloji, sistemlere, dolayısıyla sınıflara aittir. İdeolojiler, fikir adamları tarafından icat edilmez, tarih içinde sistemlerle ve sınıflarla birlikte oluşur. İdeoloji, ait olduğu sistemin, ait olduğu sınıfın düşünce ve değerlerinin bütünüdür. Başka deyişle, ideolojiyi, tarih yapar. Aydınlar ise, tarih içinde oluşan malzemeye şekil verirler. Aydının yaptığı iş, doğada bulunan altına biçim veren kuyumcunun yaptığı iş gibidir. Kuyumcu altını yaratamaz, ancak ona biçim verir.
Bir toplumun üretici güçleri ile üretim ilişkileri, o toplumun üretim tarzını oluşturur. Her üretim tarzı, üstyapıda belli bir devlet örgütlenmesi ve ideolojiyle birlikte var olur. Hakim sınıf, toplum üzerindeki hegemonyasını, bu silahlı kurumları ve ideolojik hakimiyeti sayesinde sürdürür. Altyapısı ve üstyapısıyla bütün ilişkiler ve kurumlar, sistemi veya başka deyişle toplumsal-ekonomik kuruluşu oluşturur. Anarşizm, ideoloji değildir. Çünkü anarşist bir sistem olamaz.

Anarşizm, insanlığın yaşaması, üretim çarkının dönmesi, üretilenlerin dağılımı ve insan ihtiyaçlarını karşılaması için bir sistem sunmuyor.
İdeoloji, sisteme ve sınıfa aittir. Doktrin ise, o doktrini ortaya atan fikir adamına aittir. İdeolojiyi, toplumsal süreç yaratır; başka deyişle tarih yapar. Doktrini, fikir adamı yaratır; kişiler yapar. Fikir adamları da kuşkusuz tarih sahnesindedirler ve ideolojilerin dışında değillerdir. Her doktrinin sınıfsal bir kaynağı vardır; dolayısıyla her doktrinin dayandığı bir ideoloji vardır. Ama doktrin, tarih içinde oluşan ideolojinin kendisi değildir. Doktrin de kuşkusuz belli bir sistemin, belli bir sınıfın hizmetindedir; belli bir ideolojinin de hizmetindedir; ancak ideolojinin kendisi değildir. Anarşizm, bir doktrin olarak, hakim sisteme yamanmış, onun hakimiyet araçlarından biri olmuştur.

Kuramayan Yıkamaz

Anarşizm, insanlığa hiçbir olumlu vaatte bulunmuyor; kurma ve yapma iddiasını reddediyor; yalnızca yıkma iddiası taşıyor veya yalnızca yıkma çağrısında bulunuyor.

Anarşizmin otorite düşmanlığı ve yıkıcılığı, devrimcilik değildir. Devrimcilik, yıkıcılık değil, fakat kuruculuktur.
Kuşkusuz devrim, köhnemiş olanı yıkar; ama daha önemlisi, yeniyi inşa etmesidir.
Devrimin yıkma ve kurma eylemlerinde, belirleyici olan kurmaktır. Başka deyişle yıkabilmek, kurabilmeye
bağlıdır. Bu nedenle Anarşizm, yıkma çağrısı yapabilir, ama bir sistemi yıkamaz.
Ancak kurucular, yıkabilirler. Kuramayacak olan, yıkamaz!

Yeni devleti kuramayacak olan, eskiyen devleti yıkamaz. Eğer herhangi bir toplumsal güç, yerine yeni bir sistem kuramayacaksa, var olan sistemi yıkamaz. Herhangi bir yıkma heveslisi, eğer yeni bir toplumun kurucusu değilse, yıkma işleminde en küçük bir başarı kazanamaz; tersine sistemi güçlendirir. Toplum, dağılmayı kabul etmez; her toplum yaşamaktan yanadır ve yaşamaya devam edecektir. Ve her toplum, kendi yaşamını devam ettirmeyi sağlayacak bir mecrada hareket eder ve ilerler. Kimi zaman bu mantığa uymayan, devrimci olmayan başıbozuk yıkım dönemleri yaşansa da, toplum kaçınılmaz olarak yaşamını sürdüreceği üretim ilişkilerini ve sistemi yeniden kuracak bir yapıcılığa yönelir. O nedenle her fetret devrini, yeni bir kuruluş dönemi izler. Kurucu olmayan yıkıcılar, hayatla çarpışırlar ve hayata yenilerek sahneden çekilirler.

Temel sınıflar, yapıcı oldukları, yani var olan üretim ve hayat çarkının yerine yenisini koyabildikleri için, eskiyen sistemi yıkabilmişlerdir. Onların yıkıcılığı, yapıcı bir tasarıma sahip olmaktan kuvvet alır. Sistemi yıkabilmek için yenisini koyabilmek gerekir. Osmanlı devletini, dağa çıkan eşkıyalar veya Çerkez Ethem'ler değil, ancak Mustafa Kemal'ler yıkabilirdi. Çünkü Mustafa Kemal'ler, yeni bir toplumun kurucuları idiler. Atatürk önderliğindeki toplum, Osmanlı devletini, yerine Cumhuriyet'i koyduğu için yıkabilmiştir. Bugünkü "Küçük Amerika" sistemini de, yerleşik değerlere meydan okuyan başıbozuk takımı, marjinaller vb. yıkamaz. Çünkü insanlar, su içecek, ekmek yiyecek, santraller enerji üretecek, demiryolları, karayolları işleyecek, limanlardan gemiler kalkacak, mahkemeler yargı dağıtacak, tiyatro sahnelerinde oyunlar oynanacak, futbol maçları devam edecek vb.

Zaten devrim, bütün bu toplumsal işlevlerin büyük çoğunluk yararına yapılması için gerçekleşecektir. Toplum bir örgütlenmedir. İnsan toplumunun hayvan sürüsünden farkı buradadır. Toplum, o nedenle kendisini örgütlü olmaya ve yapıcılığa sigortalamıştır. Kuruculuğu ve örgütü reddedenler, toplumu reddetmiş olurlar. İnsan, tekrar sürü halinde yaşamaya dönemeyeceği için, kurucu olmayanların arkasından gitmemiştir ve gitmez. Onların abartılı yıkıcı sloganları, vur kırdaki aşırılıkları toplumdan destek almaz. Toplum, yalnız ve yalnız yeni toplumu kuracak bir yıkıcılığın çağrılarına cevap verir; o da eski sistemin yıkılmaya yüz tuttuğu koşullarda. Eğer toplum, tarihsel olarak yeni bir sistemin eşiğine gelmemişse, devlet iktidarını yıksanız bile, kuracağınız toplum yine aynı toplumdur. Pir Sultan Abdal, Şah'ı kastederek, "İstanbul şehrinde ol sahip sultan, tacı devlet ile salınmalıdır" diyordu. O çağda, Osmanlı hanedanını yıkabilmeniz için, bir başka feodal hanedana bağlanmanız gerekirdi. Feodal toplum, çağını doldurmamıştı. Devrimci, kurulacak toplum ve devleti, hayal dünyasında değil, toplumsal gerçeklik temelinde tasarlayabilir. Başka deyişle, kurulacak toplum, ancak ve ancak kurulabilecek toplumdur. Bu nedenle yalnız ve yalnız kurucular, devrimcidir.

Felsefe düzleminde bakarsanız, kurucu devrimci ile başıbozuk yıkıcı arasındaki cepheleşme, Materyalizm ile İdealizm arasındaki karşıtlığa da oturur. Kurma ve yapma ile ilgilenmeyen başıbozuklar, toplumun önüne imkansız yıkıcılığı koyarlar ve yıkmanın imkansızlığını kanıtlarlar.
Anarşizmin İdealizmi, dinlerin İdealizminden daha aşırıdır. Çünkü dinler, ne de olsa, bir üretim sistemi üzerinde yükselirler ve bu açıdan gerçeklik zeminine dayanırlar. Dinler, yeryüzünde oluşmuş bulunan efendi-kul ilişkisi gerçeğini, yani toplumun maddesini, gökyüzüne taşırken İdealizme dönüşürler. Anarşizmin ise, gökyüzüne taşıdığı herhangi bir toplumsal sistem yoktur. Anarşizm, sistemi reddettiği için, toplumu da reddeder ve bu anlamda, sanki toplumun dışında, gökyüzünde oluşur. Bu açıdan gelmiş geçmiş en idealist doktrindir.

Ancak bütün idealist akımlar gibi Anarşizmin de, tersyüz ettiği bir gerçek vardır. Anarşizmin dayandığı gerçek, dinler gibi hakim sınıfın var oluşu ve hükmetmesi gerçeği değil, hakim sınıfın yok oluşu ve artık hükmedemeyişi gerçeğidir. Yükselişin Değil Alçalışın Doktrini
Anarşizmin yıkıcılığı, sistemleri temsil eden temel sınıflardan birinin uyguladığı şiddetle aynı şey değildir. Ne köle sahibi aristokrasi, ne feodal sınıf, ne burjuvazi, ne de işçi sınıfı; kendisini otorite düşmanlığına ve yıkıcılığa adamıştır ve adayabilir. Bu sınıflar, belli üretim ilişkileri temelinde ve belli üretici güçlerle birlikte var olurlar; dolayısıyla belli toplumsal kuruluşları, yani sistemleri temsil ederler. Bu temel sınıfların dağılmakta olan bir önceki sisteme ve hakim sınıfa karşı tavırları yıkıcıdır; ancak bu yıkıcılık, yeni bir sistemin gerekli kıldığı yapıcılıkla bütünleşir. O nedenle köle sahipleri dahil, tarihin bütün hakim sınıfları, yükseliş dönemlerinde ilerici bir rol oynamışlardır. Örneğin Yunan ve Roma uygarlığını, köleci aristokrasi kurmuştur.

Köle sahiplerinin, feodal beylerin, burjuvazinin ve işçi sınıfının temsil ettikleri sistem, başlangıçta çökmekte olan sistemin içinden filizlenmiştir.

Anarşizm ise, herhangi bir sistemin içinden filizlenmez. Gelmekte olanı, geleceği, yeniyi ve ileriyi temsil etmez. Dikkat edilirse Anarşizm, yükselişin değil, alçalışın doktrinidir; yükselen sistemin süngüsü değil; alçalan sistemin kör baltasıdır.

Çöken Hakim Sınıfların Aleti

Anarşizm, 19. yüzyılda köhnemiş asilzadeliğin ve yok olan Ortaçağ loncasının en umutsuz kesimleri arasında olaya çıktı. Fakat yıkıcılığı nedeniyle devrimci akımın içine saklanabildi. Bu nedenle dönemin devrimcileri tarafından başlangıçta devrimci akım içindeki bir sapma gibi değerlendirildi. Oysa Anarşizm, devrimci akım içindeki bir sapma değil, yıkılan feodalizmin curufudur, çamurudur.

Anarşizmin yıkıcılığı, kaçınılmaz olarak sistemin yıkıcılığına yamanır ve o sistem de yeni gelen sistem değil, eskiyen, çürümekte olan sistemdir. Anarşizm, yükselen burjuvazinin veya geleceğin sınıfı olan proletaryanın yıkıcılığına değil, çırpınmakta olan feodal sınıfın son yıkıcı girişimlerine eklemlenir.

Bütün siyasal akımlar, tarih sahnesinde bir rol oynarlar. Roller, verilidir, var olan tarih sahnesinin içindedir.
Tutucusu da devrimcisi de o sahnenin içindedirler. Tutucu, var olan üretim ilişkilerini koruma rolünü oynamaktadır. Devrimci ise, o sahneyi değiştirme görevini yapar. Ancak devrimci de o sahnededir, çünkü değiştireceği sahne orasıdır ve yeni gelecek üretim ilişkileri de o sahnede filizlenmektedir.

Tutucunun ve devrimcinin aktif roller üstlendikleri, kendi beyinlerine, kendi sinir sistemlerine sahip oldukları bu sahnede, anarşist kukla olarak yer alır.

Anarşist, sistem kurmayı, yani tasarımı reddettiği için kendi beyni yoktur, başkasının tasarımına, başkasının kumandasına bağlanmıştır.
Örgütlenmeyi reddettiği için kendi sinir sistemi ve organları yoktur. Başkasının sinir sistemi ve organları, onun iplerini oynatmaktadır.
Anarşizm, siyasal doktrinler arasında kukla işlevi için üretilmiş biricik doktrindir. Hükmeden ile hükmedilen arasındaki ilişki, Anarşizmde bir bağımlılık ilişkisi olmaktan çıkar; bir alet olma ilişkisine dönüşür. Bağımlı olanın yine de bir iradesi vardır. Anarşizm ise, her türden iradeyi daha başından reddetmiştir ve o nedenle bir maşanın, bir çekicin, bir tornavidanın, bir baltanın, bir kerpetenin veya bir hela süpürgesinin işlevine sahiptir.

Anarşizm, insanlığın bu serüveninde, şu veya bu tarihsel aşamada, tarih yapan temel sınıflardan birini temsil edemez ve etmemiştir. Anarşizm, ne köle sahiplerinin, ne feodal beylerin, ne burjuvazinin, ne de işçi sınıfının ideolojisidir. Tarihi yapmadan tarihi yıkma olanağı bulunmadığı için, Anarşizm tarihin ideolojik inşasının esas etkenleri arasında yer almaz. Ancak bir hakim sınıfın oyuncağı işlevini görür.

Gerici Safsata

Tarihi olarak yenilmiş ve hiçbir gelecek umudu olmayan sınıfların artıkları, "Benden sonra tufan" düşüncesinin kucağına düşerler. İşte "Benden sonra tufan" ruh halinin doktrini, Anarşizmdir. Ama Anarşizmin öngördüğü "tufan" hiç olmayacaktır. Çünkü bir toplumun sistemsiz kalması, üretim çarkından, üretim ilişkilerinden yoksun kalması mümkün değildir. Hayatın sürmesi için, yıkılan üretim ilişkilerinin yerini yeni üretim ilişkilerinin alması gerekir. O nedenle bir sistem, ancak yenisi gelirken yıkılır. Yani kabuğun kırılması için, o kabuğun içinde cücük olması gerekir. Cılk yumurtanın kabuğu kırılmaz. Yumurtanın içindeki cücük gelişip civciv olacak ve kabuğu zorlayacaktır ki, o kabuk kırılsın. Civciv büyürken, kabuk, yani sistem onu korumaktadır. Kabuk o sırada hayatın hizmetindedir. Ancak civcivin büyümesi için kabuğun kırılması gerektiği an, artık kabuğun kırılması kaçınılmaz olur. Sistemlerin yıkılması da böyledir, yani hayatla karşı karşıya geldikleri zaman yıkılmaları kaçınılmaz olur. Ancak o yıkım, yeni bir hayatın başıdır. Bu nedenle hiç kimse kendisini zorlayarak tufan yapamaz. Ve hiçbir tufan, birisi "Benden sonra tufan" dedi diye kopmamıştır. O nedenle Anarşizm, tufan koparamaz. "Tufan", ancak o yeni üretim ilişkilerini temsil eden yükselen sınıfın tufanı olabilir. Doğadaki tufan nasıl doğal nedenlerle kopuyorsa, toplumsal tufanlar da toplumsal nedenlerden kaynaklanır. Toplumsal tufanlar, genellikle yapıcılığa yönelik bir yıkıcılığı temsil ederler ve tarih sahnesinde estikten sonra, yerini yeni sistemin huzur ve barışına terk ederler.

Anarşizm, işte tarihin seyrindeki bu temel mantığa hiçbir yerde ve hiçbir anda uymadığı için gerici bir safsatadır. Anarşist doktrin, bir safsata olduğu için, tarihin öznesi olan temel sınıfların ideolojisi olamaz. Soyut Devlet Düşmanlığının Karşıdevrimci Karakteri Tarihi, sınıflar yapar. Sınıflar, tarihi devlet olma mücadelesiyle ve devlet olarak yapar. Bu açıdan tarihin öznesi, devlettir. Anarşizm, soyut devlet düşmanlığıyla tarihin karşısına çıkar.

Devlet, üretim fazlasıyla ortaya çıktı ve üretim fazlasının bölüşümüne bekçilik eden örgüttür. Devlet, ancak üretim fazlasına bekçiliği zorunlu kılan toplumsal-ekonomik temelin ortadan kalkmasıyla söner. Yani üretim o kadar fazla olacak ki, herkesin ihtiyacına yetecek ve üretilenleri bölüştürmek için, silahı tekeline alan bir örgüte (yani devlete) ihtiyaç kalmayacak. Başka deyişle devlet, ancak bolluk toplumunda ortadan kalkabilir.

Üretim fazlası, devletin oluşmasına neden oldu. Üretim fazlasının aşırıya varıp, herkesin ihtiyacına yetecek noktaya varması ise devletin zeminini ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle sosyalizm döneminde de devlet olacaktır. Çünkü sosyalizm döneminde bölüşüm ilkesi, hala emeğe göredir, yani sosyalizmin kuruluşu sırasında da kapitalizmin bölüşüm ilkesi geçerlidir. Sosyalizm, uzun bir tarihsel süreç içinde, kapitalist mülkiyeti ortadan kaldırır; ancak kapitalizmin emekçiye emeğine göre pay veren bölüşüm ilişkisini ortadan kaldırmaz. Herkese ihtiyacına göre pay verebilmek için, herkese ihtiyacı kadar verecek üretimin olması gerekir. Bu nedenle bölüşüm sisteminin bekçiliği için gerekli olan devlet, varlığını sürdürecektir.

Ancak üretim herkesin ihtiyacına yetecek düzeye geldiği zaman, devletin sönmesi şartları da oluşur. Tabii burada ihtiyacın tanımlanması meselesi de vardır. Bu yalnız ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir meseledir. Çünkü ihtiyacı aynı zamanda kültür belirliyor. Bolluk ekonomisi yanında, yeni kültür ve yeni insan vb., devletin sönüşünü getiren etkenlerdir.

Felsefi planda bakarsak, Anarşizmin devleti ortadan kaldırma iddiası, idealizmin doruğudur ve gericiliğin dibidir.
Her yenilik, her devrim, ancak devlet halinde örgütlenerek, toplumu değiştirir. Devrim, devlet kurmak içindir ve toplumu kurduğu devletle değiştirir. Bu nedenle Anarşizmin soyut devlet düşmanlığı, karşıdevrimciliğinin ifadesidir.

En Aşırı Kendiliğindencilik

Anarşizm, sisteme karşı olduğunu iddia eder, ancak o sistemin yerine yeni bir sistem konmasına daha büyük bir şiddetle karşı çıkar. Yeniyi ve yeniyi getirecek olan örgütlenme ve otoriteyi reddettiği için, kendiliğindencidir. Hatta gelmiş geçmiş en aşırı kendiliğindencilik, Anarşizmdir. Halkı bilinçlendirmenin biricik yöntemi olan, öncünün kitlelere bilinç taşımasına karşı çıkar. Çünkü bir örgütlenme biçimi olan öncüyü reddeder. Bu nedenle halkın örgütlenmesine, halka önderlik edilmesine itiraz eder. Kendiliğinden halk hareketini kutsar.

Her siyasal akımın, sistem içi bile olsa, belli bir reformculuğu ve belli bir müdahaleciliği vardır. Sistemin hiçbir akımı, sistemle Anarşizm kadar örtüşmez. Çünkü örgütlenme varsa, bir topluluk vardır. Ve o topluluk sistemin içinde bile olsa, farklı çıkarlara sahiptir. Ve o grubun örgütlenmesi, o farklı çıkarları savunur. Farklı çıkar, müdahale demektir, reform demektir. Anarşizm ise, sistemin içindeki farklı çıkarları savunmaktan bile acizdir, zavallıdır. Devrim için örgütlenme bir yana, herhangi bir grup adına sistem içi reformculuğun ve müdahaleciliğin de karşısındadır. Her türden örgütlenmeyi reddeden ve bireyi bütünüyle yalnız ve zavallı bırakan bir siyasal akımın, yapabileceği tek iş kalmaktadır: Sisteme sonuna kadar bağlılık. Bu nedenle Anarşizm, sisteme teslimiyette en aşırı akımdır.

Anarşizmi, sistem içindeki diğer kendiliğindenci akımlardan ayıran temel özelliği, hayatın ve gerçeğin dışında olmasıdır. Kendiliğindencilik, sistemin içinde olan kitlenin sürekli olarak sistemi yeniden üretmesi anlamına gelir. Toplumsal süreci zihninizde durdurarak baktığınız zaman, kendiliğindencilik, en gerçekçi tavır gibi görünür. Çünkü var olan duruma uyum göstermektedir. Ancak bu uyum bile, bir tasarımın (projenin) ürünüdür. Ve o tasarım, başlangıçta devrimci bir tasarımdı. Anarşizm ise, örgütlenmeyi reddettiği için, aslında her türden tasarımı reddetmiş olur. Oysa toplum, ancak tasarımlarla yaşar, üretim tasarımlarla ve bu tasarımların örgütlenmesiyle gerçekleşir. Toplumla ilgili herhangi bir tasarım, ister ekonomik düzlemde ister siyasal ve ideolojik düzlemde, ancak örgütlü olarak yerine getirilebilir.
Anarşizm, örgütlenmeyi reddederek, aslında hayatı, üretimi ve toplumu reddetmiş olmaktadır. İşte bu yüzdendir ki, Anarşizmin kendiliğindenciliği, olmayacak bir kendiliğindenciliktir.

En Aşırı Bencillik ve Bireycilik

İnsan, tasarım yapan hayvandır. Tasarımı ve o tasarımı gerçekleştirecek örgütlenmeyi reddeden bir doktrin, daha o anda kendisini insan olma olgusunun dışına atmaktadır.

Anarşizmin özgürlük anlayışı, toplumu reddeden bir özgürlük anlayışıdır; toplumdışı bir özgürlük anlayışıdır. Anarşistin özgürlüğünü sınırlayan ne bir toplum vardır, ne bir birey, ne aile, ne örgüt, ne kabile, ne kral. ne bey, ne tarikat!

Anarşist, sistemi ve toplumu reddettiği için, bütün değerleri de birlikte reddeder, aslında kendisi dışında hiçbir değeri tanımaz ve sevmez, yalnız ve yalnız kendisini sayar, kendisini sever. Bütün değerleri ve en yakınlarını bile bir kibrit çakarak yakmaktan çekinmez. Anarşistin ne arkadaşlığı olur, ne dostluğu, ne evlatlığı, ne babalığı. O yalnız ve yalnız kendisinin dostu, kendisinin evladı, kendisinin babası ve kendisinin arkadaşıdır. Anarşizm, her türden sorumluluğun, sadakatin, vicdanın, bağlılığın, vefanın ve insani ilişki ve duygunun dışındadır.

Anarşist, gerçekten alabildiğine koptuğu için, yalancıdır; sahtekardır; komplocudur; utanma duygusundan yoksundur; yüzsüzdür. Anarşist kendisinden başka her şeyi reddederken, hiç olur.

Yabancılaşma, Karamsarlık ve İntihar

Aşırı bencillik, aşırı bireycilik, yabancılaşmanın doruğudur.
Yıkılan Ortaçağ asilzadesi, yok oluş gerçeği karşısında bir çıkış yolu aramıştır. Cervantes'in Don Kişot'u, şerefini hayaller aleminde değirmenlerle savaşarak kurtaracaktır.

Yıkılan sarayın gururlu asilzadesine, Anarşizm de, üstüne çıkabileceği bir taht sunmuştur. Ancak anarşist asilzade, Don Kişot gibi saf ve zararsız değildir. Yeni sisteme düşmanlığı, onu toplum düşmanı yapar. Kin ve nefretle doludur. Çevresi ateşle çevrilidir. En sonunda bir akrep gibi kendisini sokacaktır. İntihar, yeni sistemde kendisine yer bulamayan asilzadenin, asilce gerçekleştirdiği son eylemidir. Yine gelişen kapitalist ilişkilerin tasfiye ettiği küçük zanaatkarın koyu karamsarlığı da ifadesini Anarşizmde bulmuştur. Elindeki Ortaçağdan kalma dokuma tezgahını, yün çıkrığını veya demirci körüğünü yakmaktan başka yapabileceği bir iş kalmayan, mülksüzleşen zanaatkarın en karamsar olanları, Anarşizmin kucağına düşmüşlerdir.

Avrupa saraylarının ve umutsuz küçük burjuvazinin kimi aydınları da, sınıflarının çöküşü karşısında Anarşizme yöneldiler. Anarşizmin teorisyenleri onların arasından çıktı. Bunlar, kralların tahtlarının devrildiği çağlarda, asilzadeler adına tarihe meydan okudular. Yerlerde yuvarlanan taçları, tekrar efendilerinin başına giydirme şansları yoktu. Ancak feodalizme karşı yükselen halk hareketinin içine bombalar atma, kargaşalık çıkarma şansları vardı ve bu şanslarını kullandılar. Ancak Anarşizmin teorisyenleri, soylu olmadıkları için, şereflerini intiharla kurtarmak gibi bir seçeneğe sahip değillerdi. Saray soytarılığı ve kışkırtıcı ajanlık dışında bir çıkış yolu bulamadılar.

Çöken sınıfların aydınlarının üretime, emeğe, insana, topluma ve kendilerine yabancılaşmaları olayı, özellikle Rus edebiyatına derin çizgilerle yansımıştır. Gonçarov'un Oblomov'u, Turgenyev'in Rudin'i, çöken sınıfın yıkılan aydın tiplerini temsil eder. Üretimden ve hayattan kopukturlar. İnsana ve topluma yabancılaşmışlardır. Bu yabancılaşma, kimi zaman Oblomov'un vurdumduymazlığı ve boşvermişliği şeklinde kendini gösterir; kimi zaman da Rudin örneğinde olduğu gibi, barikatların üzerindeki intihar eylemiyle noktalanır. Anarşist, eğer kışkırtıcı ajan olamadıysa, en sonunda kendisine "büyük" bir ölüm seçecektir.

Oblomov ve Rudin, Dostoyevski'nin Verkovenski'si yanında melek kadar temiz kalırlar. Verkovenski. bir insan değil, fakat gerçek anlamıyla ecinnidir. Anarşistlere özgü aşırı bencilliği, komploculuğu, entrikacılığı, en yakınındaki insanı bile hiç olarak gören karakteriyle bir şeytan, bir iblistir o. Verkovenski, belki de dünya edebiyatının en olumsuz ve en iğrenç kahramanıdır.1 Ne köleci aristokrat, ne derebeyi, ne vahşi kapitalist, hiçbiri, anarşist kadar insanlık dışı ve insana yabancı değildir.

Anarşizm, her çağda çökmekte veya dağılmakta olan sınıfların içindeki en karamsar unsurların intihar çılgınlığına cevap vermiştir.
Çökmekle olan sınıfların umutsuz aydınlarını anlatan aydın romanlarını 12 Eylül döneminin hapishanelerinde uzun uzun tartışmıştık.

Okuyucularımıza Hasan Yalçının şu yazılarını okumalarını hararetle öneririm:

"Dostoyevski'de Üç Aydın Tipi", Saçak, sayı 34/5. Haziran 1982, s.52 vd: "Oblomov ve Oblomovluğumuz", Saçak, sayı 31, Ağustos 1986, s.46 vd; "Rudin: Şakıyan Oblomov", Saçak, sayı 32, Eylül 1986, s.62 vd. Kaynak Yayınları, bu eşsiz güzellikteki yazıları kitap halinde bastı. Bkz. Hasan Yalçın. Romunda Aydın Tipleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, Temmuz 2004.

İnsanı insana yabancılaştırmada, insanı insani duygulardan koparmada, Anarşizmin eline su dökebilecek başka bir akım bulunamaz. Çünkü bütün sömürü ve zulüm sistemlerinin, yine de üretim çarkını çeviren tarihsel bir işlevi vardır. Anarşizm ise, tarihin dışında olduğu için, insanlığın da dışındadır ve bu nedenle insana en yabancı cereyandır. Anarşizm ile intihar arasındaki iç içelik de bunu kanıtlar. Bilindiği gibi, yabancılaşmanın en önemli göstergesi, intihar olayıdır.

Anarşist, sistemin ve dolayısıyla toplumun içinde yer almayı reddeden aşırı bireyciliğiyle, sistemin parçası olan üretime yabancılaşmasıyla, yine sistem içinde gördüğü her türden toplumsal örgütlenmeye karşı çıkışıyla, hatta yine sistemin içinde gördüğü devrimci örgütlenme ve devrimci çözüme karşı kin ve nefretiyle, intihara doğru koşar ve intihara doğru koşturur. Siyasal akım mensupları arasında en çok anarşistlerin intihar etmesi, bu aşırı yabancılaşmanın bir sonucudur.

Hiçbir beklentiye, hiçbir umuda, hiçbir özleme cevap vermeyen bir doktrin, insan enerjisini hangi amaca yöneltebilir. Anarşizm, ölmek için enerji harcamaktır; bir intihar doktrinidir. Anarşist ise, bir intihar öznesidir. Anarşizm, yıkıcılığını, karamsarlığını, karanlık faaliyetini ve karanlık sonunu kara rengiyle ifade etmiştir. Beklentileri ve vaat ettikleri kapkara olduğu için, bayrağı da karadır.

Bırakılan Tek Değer:

İhanet

Anarşistin önündeki çatalçıkmaz, intihar ya da ihanettir.
Bütün değerlere sadakatsizlik, bütün ilişkilere vefasızlık, Anarşizmin anayasasıdır. Bu anayasa, anarşiste bir tek değer bırakmıştır: İhanet. Anarşist, var olan bütün insani değerlere ihaneti, değerler sisteminin doruğuna oturtur. Bu hiyerarşide ikinci bir değeri yoktur. Bütün değerler, ihanete ve sadakatsizliğe indirgenmiştir. Anarşist, kendisine de ihanet eder. O andan itibaren hainlik ve şerefsizlik, anarşist için biricik yükselme yolu olur. Anarşistler, ancak kendi şereflerinin üzerine basarak yükselebilirler.

Bütün değerlerin inkar edildiği yerde, ne insan vardır, ne toplum vardır. Anarşizm, her türden rezilliği ve pespayeliği biraraya getirebilen tek doktrindir. Feodalizmin faziletleri vardır, kapitalizmin erdemleri bulunur, ama Anarşizm erdemsizliktir. Sıfırdır. Hiçtir.
Anarşizmin amentüsü, anababa, ağabey, kardeş, eş, dost, herkesi sıfıra indirmektir. Anarşistin pratiğinde, bütün yeminler çiğnenir. Bütün sözler, ayaklar altına alınır. Döneklik ve inkar dizginlerinden boşanır. Anarşist, güvenilmez adamdır. Dün yaptığını, bugün çiğner. Bugün yaptığını ise, yarın çiğneyecektir. Dün, saydığına bugün söver. Dün sevdiğine, bugün kin kusar. Dün yücelttiğini, bugün yere batırma hummasına kapılır.

Anarşist, ipini satmış olan adamdır. Ünlü anarşistlerden Jean Genet, tiyatro seyircisine şu satırlarla takdim edilmektedir: "O bir 'piç', öksüz, eşcinsel, hırsız, kaçakçı, asker kaçağı, serseri, marjinal, asi, gedikli mahkûm; tüm yerleşik ahlaksal ve toplumsal değerlere meydan okuyan bir anarşist: parmak ısırtan bir 'kötülükler' birleşimi."

Dikkat edilirse, sayılan bütün nitelikler, çok köklü ve çok boyutlu bir yıkıcılığa işaret ediyor. Yapıcılığı besleyecek herhangi bir kaynağa ise rastlanmıyor. Genet, Balkon adlı oyununda, ne zaman çözüm sorunu gündeme gelse, hep gerçekleştirilebilir bir yapıcılığın karşısına dikiliyor. Onun için, yalnız, itaatsizlik gösterilecek değerler, ilişkiler ve örgütlenmeler vardır; fakat onların yerine konacak herhangi bir değer, ilişki ve örgütlenme yoktur.

Tarihin Anarşizme Açık Bıraktığı Tek Kapı: Kışkırtıcı Ajanlık

Tarihin içinde, anarşistin talip olduğu yıkıcı kahramanlığa bir rol tanınmamaktadır. Ama o yıkıcılığı, sistemin hakim sınıfının emrinde görevli rolüne dönüştürme şansı her zaman açık bırakılmıştır.
2 Ünlü anarşistlerden Jean Genet'nin Balkon adlı oyununda Tiyatro Stüdyosu tarafından izleyicilere verilen sunuştan.

Görevli geleneği, günümüz anarşistlerine, Anarşizmin 19. yüzyıldaki babalarından miras kalmıştır. Hemen hepsi, saray soytarılığı yanında, ikinci bir saray görevi daha yapmışlardır. O da yıkılan sarayların kışkırtıcı ajanlığıdır.

Anarşizm, bu geleneğini daha sonraki sistemler içinde de sürdürdü; sürdürmeye mecburdu. Kendi tarlasını kaybedince, beyin harmanını yakan hesapsız cahil; nasıl bir adım sonra o toprak ağasının köylü hareketinin içindeki ispiyoncu ve kışkırtıcı olabiliyorsa, Anarşizmin ve anarşistin serüveni de budur. Yine yok olan zanaatkar, son çareyi dokuma makinelerini kırmakta bulduysa, anarşistin ilk çaresi de, kırmak ve yıkmaktır. Ancak o ilk çare, çaresizliği temsil ettiği için, arkasından gelen ikinci çare, makinelerin ve fabrikanın sahibi olan patronun kışkırtıcı ajanı olmaktır.

Demek ki, yok olan küçük burjuva için iki yol vardır. Çoğunluk, işgücünü satarak proletere dönüşür. Bir avuç denecek kadar küçük bir azınlık ise, yıkıcılık üzerinden sistemin ajan-provokatörlüğü mertebesine ulaşır. Anarşist fikir babaları, sahneye hep kahraman edasıyla çıkmış ve perdeyi hep kışkırtıcı ajan olarak kapatmışlardır. Devrimci halk hareketine ve sosyalizme düşmanlık, biricik faaliyet programları olmuştur. Tarihin Anarşizme açık bıraktığı tek bir kapı vardır: Provokasyon kapısı. Bu nedenle Anarşizmin tarihi ile kışkırtıcı ajanlığın tarihi iç içe geçmiştir. Kahraman bir anarşist, eğer kahraman olmakta ısrar ederse, kahraman bir kışkırtıcı ajan olur.

İnsanlık Tarihinin En Gerici, En Karşıdevrimci Doktrini

Anarşizm, kapitalizmin rekabet çağında ve emperyalizm döneminde de, hep devrimci hareket içinde kargaşalık çıkartan, tertipler ve kışkırtmalarla devrimci hareketi ezdiren bir işlev gördü. Marx ve Engels, devrimci hayatlarında hep Anarşizmle boğuştular ve bu alanda çok önemli eserler bıraktılar. Lenin ve Mao da, önderlik ettikleri devrimleri, Anarşizm ve benzeri cereyanların kışkırtma ve tertipleriyle savaşarak başarıya ulaştırdılar. İspanya İç Savaşı ise, Faşist Franko'nun beşinci kolu görevini yapan Anarşizmin ihanetleriyle baş edemediği için yenildi.

İnsanlık tarihinin tanıdığı en gerici, en yıkıcı doktrin, Anarşizmdir. Çünkü Anarşizm, topluma ve insana var olma şansı tanımıyor. Hiçbir doktrin, bu açıdan Anarşizm kadar gerici ve karşıdevrimci değildir.

Kaynakça
Kitap: Mafyokrasi
Yazar: DOĞU PERİNÇEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1993-1996: Cumhuriyetimizin 5. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir