Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

50. Yılında Cumhuriyetin İlk Gününe Bakış

Ana Konular:
"Kahraman Ata'mız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Dönemi".
-Atamız, Türk Milletimiz'in çıkarları için Gerçek Demokrasi'yi tamamı ile uygulamış, herşeyini Türkiye Cumhuriyetimizin temelini kurmak için, Türk Soyumuzun ve İslam Dinimizin Tam Bağımsız Geleceği için yaşadığı sürede feda etmiştir.
-Dersim İsyanını(ve ondan önceki benzer isyanlarıda) planlayan, örgütleyen, pohpohlayan ve oluşturanlar ülkemiz içindeki İngiliz ajanlarıdır(örneğin Seyit Rıza). Cahil bırakılmış halkımızı, önemli değerlerimizi(İslam Dini ve Milliyetçilik) kötüye kullanarak, Türkiye Cumhuriyetimize karşı ayaklandıranlar İngiliz ajanlarının ta kendisidir.
-Seyit Rıza, Koçgiri Aşireti mensupları, vs., bunların hepsinin soyu Türk'tür, ama ne tuhaftır ki bu ajanlar Kürtçülüğü, İslam'ı ve Kürdistan'ı savunuyorlar. Bu tarihi gerçekler, size günümüzde neleri hatırlatıyor? Abdullah Öcalan'ın kökeni nedir? Ermeni!!! Ahmet Türk'ün kökeni nedir? Türktür!!! Talabani ve Barzani'nin kökeni nedir? Yahudi??? Bütün bu şahıslar günümüzde hangi devlete hizmet ediyorlar? İngiltere-ABD devletine!!!
-Bir benzerlik görebiliyormusunuz? Amaç Kurtuluş Savaşından itibaren Tam Bağımsız Atatürkçü Türk Cumhuriyetini yıkmaktır ve bu amaç İngilterenin çıkarlarına hizmet etmektedir. Sonuç nedir? Dersim İsyanını oluşturan İngiltere'dir(finansal destekleriyle), ve İsyanı bastıran Atatürk'te İngiltere'ye hizmet eden teröristlere operasyonlar düzenleyip, aslında bir İngiliz harekatını yokedip, İngiltereyi tekrardan mağlup etmiştir!!!
-Atamız'ın Karizmatik Liderliği Döneminde Türkiye'miz, İç ve Dış Siyasette Tam Bağımsız olan Bir Dünya Gücüydü. Atamızın önünde sonsuz sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

50. Yılında Cumhuriyetin İlk Gününe Bakış

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 18:48

50. YILINDA CUMHURİYETİN İLK GÜNÜNE BAKIŞ

Atatürk'ün "büyük millet bayramı" olarak nitelediği Cumhuriyet'in 50. yıldönümü, insan ömrü ölçüsüyle yolun yarısından ötesi, tarihin ölçüsüyle kısa sayılacak bir zaman parçasıdır. Ne var ki, toplumsal değişmelerin hız kazandığı bu 50 yıllık dönem Türk toplumunu çatıdan temele etkileyen köklü oluşumları birlikte getirmiş, yaşayışta ve düşünüşte, dünya görüşünde ve hayat anlayışında yer alan keskin dönemeçler "Türkiye Cumhuriyeti"ni yeni bir "mission"la tarih sahnesine çıkarmıştır. Bu yeni "görev" bağımsızlığını kazanmak yolunda "mazlum milletler"e umut ışığı olmaktır.
Gazi Mustafa Kemal Paşa düşmanı denize döküp ayağının tozuyla Ankara'ya dönünce, Külebi'nin dediği gibi, "atının teri kurumadan" yeni bir Türk Devleti'ni Anadolu bozkırında oluşturmak için "yeni yeni savaşların peşinde" yüklendiği görevi amacına götürecektir. Cumhuriyet'in ilanı, devletin niteliğini gösteren önemli aşamalardan biri olmuştur.
"Nutuk"ta bu önemli doğuşun öyküsüne geniş bir yer verilmiştir. 28 Ekim günü akşam yemeğinde Çankaya'da bir araya gelen "paşa"lara ve "mebus arkadaşlar"ına söylediklerini şöyle anlatır: "Yemek esnasında; yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz! dedim. Hazır bulunan arkadaşlar, derhal fikrime iştirak ettiler. Yemeği terk ettik. O dakikadan itibaren, sureti hareket hakkında, kısa bir program tespit ve arkadaşları tavzif ettim."

Öykünün gelişmesi önce bir hazırlık çalışmasından geçer:

"O gece birlikte bulunduğumuz arkadaşlar, erkenden beni terk ettiler. Yalnız İsmet Paşa, Çankaya'da misafir idi. Onunla yalnız kaldıktan sonra bir kanun lâyihası müsveddesi hazırladık.".

1921 tarihli Anayasa'nın bazı maddelerini değiştirmek suretiyle Cumhuriyet'in ilanını düşünüp kararlaştıran Kemal Paşa, ertesi gün, yani "29 Teşrinievvel (Ekim) 1923 Pazartesi" öğleden önce saat 10'da "Halk Fırkası"nın Grup Yönetim Kurulu'nda ele alınan "Heyet-i Vekile intihabı" sorununun çıkmaza girmesi üzerine kendisine başvurulunca 28/29 Ekim gecesi hazırladığı kanun taslağını önerir. Uzun tartışmalardan sonra önerinin kabul edilmesi üzerine de konu Meclis'e gelir. Teklifin kanunlaşması üzerine alkışlarla "Yaşasın Cumhuriyet!" sadaları birbirine karışır.

Nutuk'ta, bu tarihi an kısaca anlatılmıştır:

"Efendiler, Meclisçe Cumhuriyet kararı 29/30 Teşrinievvel (Ekim) 1923 gecesi saat 8.30'da verildi. On beş dakika sonra, yani 8.45'te Reisicumhur intihap olundu. Keyfiyet aynı gece bütün memlekete tebliğ ve her tarafa gece yarısından sonra, yüz bir pare top endaht edilerek ilan olundu."

158 üyenin oybirliği ile "Ankara Meb'usu Gazi Mustafa Kemal Paşa"nın Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesinden sonra yaptığı kısa konuşmada yer alan şu sözleri bugün de hatırlanmaya değer: "Daima, muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an bile müstağni görmeyerek çalışacağım. Milletin teveccühünü daima noktai istinat telâkki ederek hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mes'ut, muvaffak ve muzaffer olacaktır." Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar yeni atılımların yöneticileri ve aydınları sardığı yıllar olur. Devrimler birbirini izler. Devrimin ideolojisini yapmak için bir araya gelen aydınların oluşturduğu "Kadro" hareketinin 1932 yılında başlayabilmesi kadar, "İlkkânun-Sonkânun 1934-1935" işaretini taşıyan 35-36. sayı ile sona ermesi de Türk Devrimi açısından onulmaz bir kayıp olmuştur. Derginin 1. sayısında yer alan imzasız başyazıda söylenenler düşündürücü bir tanık sayılabilir: "Türkiye, bir inkılap içindedir. Bu inkılap durmadı.
Bu güne kadar geçirdiğimiz hareketler, şahit olduğumuz muazzam kıyam manzaraları, onun yalnız bir safhasıdır. Bir ihtilâl geçirdik. İhtilâl, inkılabın gayesi değil, vasıtasıdır.
Bu ihtilâl safhasında dursaydık inkılabımız akim kalırdı. Halbuki o, genişliyor, derinleşiyor. O henüz son sözünü söylemiş, son eserini vermiş değildir. Tesviye edilmiş bir zemin üstünde yarınki Türk cemiyetinin, kendine has ve kendine uygun binası kurulabilmek için, inkılabımız, derinleşme ve genişleme istikâmetindedir."

Biz, yine Cumhuriyet'e dönelim.

Kuruluşunun 10. yılında Atatürk'ün Ankara'da yapılan büyük törende söylediği ve tarihe "Onuncu Yıl Söylevi" olarak geçen konuşmada, Cumhuriyet'in 50. yılında da düşünülmeye değer ışıklı tümceler yer almaktadır: "Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir."

"Yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz."

"Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız."

"Geçen zamana nisbetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız."

"Türk Milleti,
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim."

Atatürk'ün büyük "Nutuk"u sona erdirirken 20 Ekim 1927 günü söyledikleri "Cumhuriyet" ve "Gençlik" kavramlarını birbirine bağlamaktadır:

"Bugün vâsıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen milli musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın, her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir."

Zihinlere yer eden bir uğursuz tabloyu çizdikten sonra da sözlerini şöyle bağlayacaktır:

"Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır."

Cumhuriyetimiz ikinci 50 yılına başlarken, "yaşta" ve "başta" genç "cumhuriyetçi"ler olarak görevimizi bilelim.

Kaynakça
Kitap: ATATÜRK'Ü ANLAMAK ve TAMAMLAMAK
Yazar: CAVİT ORHAN TÜTENGİL
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: 50. YILINDA CUMHURİYETİN İLK GÜNÜNE BAKIŞ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 18:49

TÜRKİYE: GEÇİŞ TOPLUMU

Cumhuriyetin ilk 50 yılı, ülkemizde meydana gelen toplumsal değişmeler açısından belli bir doğrultuyu izlemektedir. Böylece, çıkış noktası ile ulaşılmak istenilen amaç arasında, hızı ve yaygınlık alanı tartışma konusu olsa bile, sürekli bir değişmeler dizisi söz konusudur. İlk bakışta değişik kökenli, fakat kendi aralarında bağlantılı olan toplumsal değişmeler, hayatımızın bütün alanlarını kapsayan bir ''geçiş''i biçimlendirmektedir. Buna dayanılarak Cumhuriyet Türkiye'sinin bir ''geçiş toplumu'' olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Toplumsal hayatımızdaki değişme olayını çevreleyen 50 yıl, Türkiye'de yaklaşık olarak bir insan ömrü, gelişmiş ülkelerde ise ömrün üçte ikisidir. Bireyler için oldukça uzun sayılan 50 yıl, toplumlar için kısa bir zaman aralığıdır. Ne var ki son 50 yıl, toplumumuz için, durukluktan dinamizme yönelmeye başlatan önemli itici güçlerin tarih sahnesine çıkışına rastlamaktadır. Bunların ilki, Ulusal Bağımsızlık Savaşı'na dayanan Türk Devrimi, ikincisi, yüzyıllardır özlemle beklenen uzun barış yılları, üçüncüsü de Anadolu'nun bugüne değin tanık olmadığı bir nüfus artışıdır.

Toplumsal olanla iktisadi olanın, bir kumaşın iki yüzü gibi birbirinden ayrılmadığını ve karşılıklı bir etkileşim içinde bulunduğunu gözeterek, iktisadi gelişme için öne sürülen bir aşamalar dizisinin, toplumsal hayat için de geçerli olduğunu öne sürebiliriz. Bu takdirde, ünlü iktisat tarihi profesörü W. W. Rostow'un iktisadi bakımdan bütün toplumları içine yerleştirdiği beş kategori, toplumumuzun aşamalarını da açıklamamıza olanak hazırlayan şu beş aşamaya dönüşecektir:

Geleneksel toplum

- Hazırlık aşamasındaki toplum
- Harekete geçme aşamasındaki toplum
- Toplumsal olgunlaşma yolundaki toplum
- Kitle tüketimi çağındaki toplum.

Bu şemadan yola çıkılarak, 1937'lerde harekete geçme aşamasına varan Türkiye'nin 1973'lerde olgunlaşma yolunda ilerlediği söylenebilir. Elbette bir aşamadan başka bir aşamaya geçiş, toplumların bütün kesimleri için geçerli olmamaktadır. Toplum yapısı ve dokusu, bazı kesimlerinde değişmeye ve yenileşmeye daha yatkın, bazı kesimlerinde ise yeterince hazırlıklı değildir.

Bunun bir sonucu olarak, 1973'lerin Türk toplumu, oranları değişik dört bölümlü bir toplum görüntüsü vermektedir:

Önemi gittikçe azalan ''geleneksel toplum'', henüz ''hazırlık aşamasında'' bulunan bir toplum bölümü, ''harakete geçme aşamasında'' gördüğümüz önemli bir bölüm ve büyük kentleri çevreleyen bir ada görünüşünde de olsa ''olgunlaşma yolunda toplum''. Hemen belirtelim ki, cumhuriyetin 50. yılında toplumumuzun göze çarpan belirgin niteliği bir geçiş toplumu olmaktır. Geçiş çağının temel özelliğini ise şöyle özetleyebiliriz: Tarım kesimine dayanan toplumun yerine sanayi, ulaştırma, ticaret ve hizmet kesimlerini egemen kılmak.

Genel doğrultusunu işaret ettiğimiz bu değişme, toplumsal hayatımızı dört bir yanından kuşatan şu ''geçiş''leri ortaya çıkarmaktadır:

- Tarım toplumundan sanayi toplumuna, c Kırsal yerleşmelerden kentsel yerleşmelere,
- Biçim kazanmamış, iki katlı sosyal yapıdan, çok katlı ve tabakalı sosyal sınıf yapısına,
- Teokratik bir toplumdan laik bir topluma.
- Tekçi (monist bir toplumdan çoğulcu (plüralist) bir topluma,
- Yasal eşitlikten ve özgürlükten, gerçek bir eşitliğe ve özgürlüğe,
- İçe dönük ve görece kapalı bir toplumdan, dışa dönük ve açık bir topluma,
- Ulaştırmasız-habersiz-örgütsüz ve birbirinden kopuk bir yaşantıdan, toplumsal bütünleşmeye ve örgütlenmiş bir topluma,
- Padişahların, kişilerin ve dar çıkar çevrelerinin buyruğundan, halkın hükümdarlığına, yani genel seçim mekanizmasına dayalı demokratik bir topluma,
- Kaderci, gelenekçi ''bir lokma, bir hırka'' toplumundan, akılcı, yenilikçi ve sosyal özlemlerle dolu bir topluma.

On noktada topladığımız ''geçiş''ler, bize kalırsa cumhuriyetin ilk 50 yılında, yazımızın başında söz konusu ettiğimiz ''itici güçler''in derin etkisiyle meydana gelen yapısal değişikliği dile getirmektedir. Olaya iktisadi bakımdan bir yaklaşım, kumaşın öteki yüzünde ''kapitalistleşme süreci''nin bulunduğunu, İzmir'de 1923 yılında toplanan ''Türkiye İktisat Kongresi''ne bağlanan umutlar boşa çıkınca devletin iktisadi hayat üzerindeki etkisinin arttığını, 1950'den bu yana da yapısal değişiklikleri hızlandıran, gittikçe plana bağlayarak yürüten bir ''Büyük burjuvazi''yi oluşturma ve güçlendirme çabalarını su yüzüne çıkarmaktadır.

1923 yılında nüfusu 10 milyon olan Türk toplumu, 1973 yılında 38 milyona varmıştır. Nüfusumuzun sayıca ve nitelikçe değişmesinin yanı sıra, yukarıda sıraladığımız ''geçiş''lerde ''kişi'' ya da toplumsal bir kurumun ''üye''si olarak kazandığı özellikler, gereksinmeleri ve özlemleri gittikçe büyüyen bir toplumu da ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Ne var ki geçiş döneminin en büyük özelliği olan ikili değerlendirme ve bakış açısı henüz çözüme ulaşmış olmaktan uzaktır. Bu nedenle toplumumuzun her kesiminde karşılaştığımız iyimserlik / kötümserlik, huzursuzluk / mutluluk, eskiye bağlılık / yenileşmeye istek, düzeni tutma ve koruma / düzeni değiştirme çabaları, ''geçiş olgusu'' karşısında takınılan tavırların kişilere ve kurumlara yansıması olarak değerlendirilmek gerekir.

''Varılan Nokta''yı merak edenler, aradıkları cevabı, 1973 yılında yayımlanan ''Türkiye'de Toplumsal ve Ekonomik Gelişmenin 50 Yılı'' adlı kitabın 488. sayfasında bulacaklardır: ''Türkiye Cumhuriyeti'nin 50 yıllık ömrünü geçirdiği zaman aralığı dünyanın ileri toplumları için büyük atılımların gerçekleştirildiği bir dönemdir... Türkiye'yi gelişmiş toplumlarla karşılaştırarak belli ölçüde karamsarlığa düşmek yerine elli yıllık kalkınmanın somut örnekleri üzerinde durmak daha gerçekçi olacaktır. Bugün Türk toplumu umutlarıyla, yaşama düzeyiyle ve özlemleriyle 1923'lerin toplumunu çok geride bırakmıştır. 1973'lerin Türk toplumu sanayileşme sürecine girmiş, ekonomik ve sosyal ölçüleri büyümüş, hızlı gelişmenin ortaya çıkardığı toplumsal devinimin sorunlarını çözmeye çalışan yepyeni bir toplumdur.''

1973 Türkiyesi, bir yandan 50 yılın somut verilerini objektiflikle değerlendirirken, bir yandan da karamsarlığa düşme pahasına olsun, gelişmiş ülkelerle bir karşılaştırmayı gözden uzak tutmamalıdır ki, ikinci 50 yıl, gereken atılıma ve yönteme kavuşma umudunu canlı tutabilsin.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1923-1938: Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir