Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Çin Mucizesimi?

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Çin Mucizesimi?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 18:29

ÇİN MUCİZESİMİ?

Mart 2005 Yolculuğundan


İşte bir yılın sonunda, doğunun en doğusu Çin Seddi'ne dayandık. Bir buçuk milyarlık bir nüfus. 5 bin yıllık bir tarih. Avrupa'da ren geyikleri dolaşırken koca saraylarda porselen fincanlardan çay içiyordu Çinliler.
Çin deyince aklınıza ne geliyor? Dünya pazarlarına yayılan ucuz mallar. Avrupa'yla ve Amerika'yla rekabette adını her gün biraz daha duyuran ve bu yüzden husumet duyulan bir millet. Ekonomisinin gelişmesine paralel olarak Batı demokrasi ve insan hakları örgütlerinin en çok saldırısına uğrayan ülke.
Batı, Çin'i yüzyıllardır kıskanarak izledi. Napolyon "Bırakın uyusun. Bir uyanırsa dünyayı sarsacak" demi ti; birkaç yüzyıl sonra torunları "Dikkat uyandı! Onu durdurmalıyız!" diyor.
Yüzyıl boyunca İngiltere'nin silah zoruyla afyon dayadı ı, dünya ikinci kez sava a dururken Japonya'nın işgal ettiği, 1950'lerde açlık ve yoklu un kol gezdi i Çin uyanmak bir yana artık dimdik ayakta.
1949'da Sosyalist Halk Cumhuriyetiydi, imdi yürürlükte olan serbest piyasa ekonomisi. Ama "sosyalist" kurallarca yönetilen bir

serbest piyasa ekonomisi. Üstelik dünyanın en çabuk büyüyen birkaç ekonomisinden biri.
Pekin'de Doğu felsefesinin Batı'nın dayanaklarını nasıl sarstığını gördüm. Paha biçilmez bir deneydi.
"Bir kere görmek, yüz kere duymaktan daha iyidir."
Amerikalı siyasiler "Çin XXI. yüzyılda Amerika'ya rakip olacak tek ülkedir" diyorlar... XXI. yüzyılı "Ejderha'nın yüzyılı" ilan ediyorlar.
Çin, Çince'de dünyanın ortası demek. Dünyanın ortası, binlerce yıldır saldırıların ve savunmanın da merkezi. Çin seddi, korunma gelene inin ve dur durak bilmeyen çalışma azminin sembolü.

Pekin'de ilk ziyaret etti im yer bir ilkokuldu. Yeni yüzyılın çocuklarıyla orada tanıştım. Onlar başka bir dünyaya gözlerini açmışlardı. Geçmişin karanlığından çok uzaktılar. Genlerinde binlerce yıllık bir kültürle, bolluk ve berekete doğmuşlardı...
Okulun bahçesinde, bağlarında, dirsek ve dizlerinde koruma yastıklarıyla, bir o yana bir bu yana kayan çizgi gözlü küçük patenciler bir anda etrafımızı sardı. Henüz dört be yaşındaydılar ve kendilerine o kadar güveniyorlardı ki.
Biraz illerdeki yeşil çimenlikte zıplayan toplara binmiş çocukların yanına gittim. Biri hemen arkı söylemeye başladı. arkı kırlangıçlarla ilgiliydi ve o gayet ciddiydi.

Ren bana şarkıyı çevirdi:

Kırlangıç, desenli elbisesiyle her bahar buraya gelir...
Acaba neden buraya gelir?
Çünkü burası baharın en güzel olduğu yerdir...

Şarkıyı bitirince yine ciddi ciddi sordu:

"Hangi ülkeden geldiniz?" "Türkiye'den." "Rusya tarafından mı?" "Sayılır" dedim.
Yanımda güldükçe çizgile en gözleriyle Ren, dalgın ve mutlu onları izliyordu.
"Ren"' dedim, "senin çocuklu unda böyle eyler var mıydı?"

Gözlerini onlardan ayırmadan cevap verdi:


"Yoktu."

Dostum Ren

O, Japon i gali sırasında, 1938'de Çin'in güneyinde doğmuştu. Ya ama bir pirinç tarlasında bağlamıştı.
"Senin zamanında sanırım çocuklar okula bile gidemiyordur." "Yalnız zengin çocuklar giderdi. Ben 13 yaşında yani 1951 yılında okula başlayabildim." "Neden o kadar geç?"
"Çünkü ailem çok yoksuldu. Köyde okul yoktu. Zaten nüfusun yüzde 80'i okuma bilmezdi. O zamanlar ilkokul bitirene bilge insan diye bakılırdı."
Ren'le o gün tanışmıştım. Pekin televizyonunun verdi i rehberimiz vardı, ama tanışır tanışmaz onunla zaman geçirmekten vazgeçemeyeceğimi anlamıştım. 10 gün boyunca Doğu halklarına özgü iyimserliği, insan severliği, kriz anlarındaki sükuneti, her olayı bilgece yorumlayışı ve yüzünden eksilmeyen gülümsemesine ahit oldum.
Anaokulundaki yüz ifadesini asla unutamam.
"Çektiklerimize değdi" der gibiydi.

O okul yıllarını tarlalarda çalı arak geçirmişti. O zamanlar Çin halkının yüzde 80'i okuma yazma bilmiyordu. Kırsal kesimde bu oran yüzde 95'lere çıkıyordu. Afyonla uyuşturulmuşlardı. Halk açlıkla burun buruna yaşıyordu ve doğumdan ölüme çalışıyordu. Ülkenin sadece yüzde biri refah ve bolluk içindeydi.
XX. yüzyıl sava la başladı, savaşlarla sürdü. Bizim Tanzimat Dönemi'nin bir benzerini ya adılar. Batı'ya kayıtsız artsız boyun e en hanedanlar gördüler.
1919'dan 1949'a kadar 30 yıl iç sava ve işgallerle geçti.

1924-1937 iç savaş.

XX. yüzyılın başında halk sefalet cehenneminde yaşıyordu ve sonunda diktatörlere karşı ayaklandı.
1937-1945 Japon işgali.
1937'de Çin, Japonya'nın işgaline uğradı. Japonlar Pekin'e girdi. Çin halkı kinci Dünya Savaşı sonuna kadar Japonlarla savaştı.

1945-1949 kurtuluş savaşı...

Sava bitti. İktidarda Çan Kayek vardı. Bu kez bir iç sava başladı, halk yeniden zalimlere karşı ayaklandı ve 1949'da Mao Zedong liderli inde, Çin yeni bir düzene geçti.
1 Ekim 1949'da binlerce kişi Tiananmen Meydanı'na toplandı ve Mao Zedong Çin Halk Cumhuriyeti'nin resmen kuruldu unu ilan etti.
Ren 11 yaşındaydı. Kısacık yaşamı pirinç tarlalarında geçmişti. Birden bir şeyler değişti. Okula gidebileceğini öğrendi.
Onun yaşamı Çin'in yakın tarihini anlatıyordu. Akşam yemek boyunca kuşsütü eksik bir sofrada geçmişin yokluklarına dalıyoruz. O, nimetin anlamını hepimizden çok biliyor. Yeme ini daha büyük lezzet alarak yiyiyor.
Ren, ilkokula başladığında 13 yaşındaydı. Köyündeki değişik yaşta çocuklarla eğitim seferberliği kapsamında okula alındı. Artık tarlada çalışmayacak, sıralarda oturacaktı. Masraflar devlet tarafından karşılanıyor, inanılmaz bir dönüşüm ya anıyordu.

Mao Zedong bir süre 1917 Sovyet ihtilali ve Türkiye Cumhuriyeti'nin deneylerini yakından izledi.
Bugün hala okul ders kitaplarında Atatürk ve devrimleri geni yer tutuyor.
Renle gitti imiz ilkokulun sınıflarında dolaşırken, tarih kitabında Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve devrimler hakkında sayfalara rastlamıştık.

Ren ilkokul birinci sınıftayken devrim en ağalı yıllarını yaşıyor, feodal düzen tarihe gömülüyordu.
Büyük toprak ağalarına ait araziler halka dağıtılmıştı. Yıllardır giderek azalan tarımsal üretim 1952'de rekor düzeye ulaştı.
Köylüler kooperatifler kurdu, esnaf ve zanaatkarlar örgütlendi. Büyük zenginlerin elindeki şirketler müşterek kamu özel mülkiyetine dönüştürüldü. Birinci be yıllık plan yürürlüğe kondu.
Çok geçmedi devrim coşkusu yerini karanlık çekişmelere bıraktı. 1966'ya kadar iç kavgalar artarak sürdü. Batıcılar Batı karşıtlarıyla, aydınlar halkla, tarım sanayiyle yine kavgalıydı.
Önce her kafadan bir ses çıkmasına izin verildi, ama sonra "doğru yola getirme" kampanyası başladı, muhalifler tasfiye edildi.

Kültür Devrimi

Kırsal kesim ile şehir arasındaki çelişkiyi yok etme adına, yönetici ve öğrenciler kol i çili ine zorlandı, çekirdek aile kırılmaya çalışıldı. Tek tip insan modeli dayatıldı. Sonuç felaketti.
Çin derin bir bunalıma adım atıyordu. 1966'da Kültür Devrimi başladı. Hareket milyonlarca kurban verdi.
Ren ilkokulda tanıştığı sıra arkadaşıyla işte o yıl evlendi. 28 yaşındaydı.
Üstlerinde i elbiseleri, aile arasında bir tören yapıldı. Öyle bir dönemdi ki, evlilikler denetlenmekte, çekirdek aile pasif direni yuvası olarak görülmekte, halk kolektif ya ama zorlanmaktaydı.

Dinle açık ve acımasız bir sava başlatılmıştı. Konfüçyüs bile yasaktı. Budistler, Müslümanlar saldırıya uğruyor, camiler yakılıyor, aydınlar fabrikalara yollanıyordu.
Hayal kırıklığı, içsel bir bozgun Çin halkını sardı ve bugün bile o dönem, Çinli aydınların hatırlamaya çekindikleri bir dönem olarak kaldı.
Halkı açlık, yokluk ve eğitimsizlikten kurtaran, ülkeye yön veren bir lider, hata yapmıştı, esas bunu hazmetmek zordu. Hata kara bir bulut gibi tüm halkı gölgeledi.
Mao 1976'da öldü. Bir dönem kapanmıştı. Bir yıl sonra Çin Komünist Partisi, Kültür Devrimi sırasından uzaklaştırılan Deng Xiao pıng'e, diğer parti ve hükümet yetkililerine görevlerini iade etti.
Reform ve dış dünyaya açılma kararı alındı. Artık sınıf kavgasından söz edilmeyecek, halk ekonomik gelişmeye odaklanacaktı.

Pekin'in büyük caddelerinde yürürken Ren tarihi anlatıyordu:

"1979 yılının sonunda ÇKP 13. Kongresi yapıldı. Bu toplantıda çok önemli bir karar alındı. Öncelik ekonomiye verilecekti."

Çin Pencerelerini Açınca

İlginç olan 1949'da kurulan cumhuriyet, tarihi boyunca karga-adan kurtulamasa da bu, ekonomide, bilimde ve teknolojide büyük gelişmelerin gerçekleştirilmesini engelleyememişti.
1979'da Çin havacılık sanayii ürünleri art arda uluslararası pazarlarda boy gösteriyordu.
Amerika, Almanya, Fransa'nın ünlü uçak şirketleri üretimlerinin bir kısmını Çin'e taşımışlardı. Uzaya uydular, taşıyıcı roketler fırlatılıyor, petrol çıkarma teknikleri geliştiriliyor, aerodinamik ve atom araştırmalarında dünya çapında ilerlemeler kaydediliyordu.
Cumhuriyetin ilk yıllarında 58 kente sahip Çin'de 40 yıl içinde, kent sayısı 640'a çıkmıştı ve bu kentlerin her biri araştırma enstitüleri, kütüphaneler, yükseköğretim kurumlarıyla donatılmıştı.
Çinliler tüm kavga kıyamete rağmen durmadan çalışmışlardı.

1979'da dışa açılma politikası benimsendi. Çin bir anda Batılı ülkelerle yakın ili kiye girmişti. Çeşitli Batı kurumlarının faaliyetleri semeresini 10 yıl içinde verdi.
Hutton civarında bir yerde durdum. "Peki ama Ren" dedim "Çin dış dünyaya açıldı, ama zararlı dış etkilere de kapıyı araladı. Bunlarla nasıl başa çıkılacak?"
Hep yaptığı gibi gülümseyen yüzü bir süre öyle kaldı.

Sonra Çince vurgulu harika Türkçesiyle:

"Taze hava almak için pencereyi açıyorsun. Pencereyi açınca bazen sivrisinekler içeri girebilir. İçerdeki de sivrisineği öldürebilir, kovabilir di mi? Taze hava almak için pencereyi açmayalım mı? O olmaz."
Pencereler ardına kadar açıkken içeri keskin rüzgarlar girdi. Batı'nın "Pekin ilkbaharı" adını verdiği öğrenci hareketi Çin'in ekonomik gelişmesinin artık yadsınamaz olduğu bir zamanda gerçekleşti.
1989'da öğrenciler Pekin'in en önemli meydanına, Tianan men'e yolsuzlukların cezalandırılması ve politik reformlar yapılması isteğiyle yürüdüler. Eylemler nisanda başladı ve iki ay sürdü.

İki ay boyunca Komünist Parti başkanı tarafından desteklenen öğrencilere gıda ve ilaç yardımı yapıldı. Bir hoşgörü havası ya anıyordu. Birileri muhaliflerine kar ı gençleri kullanıyordu. Ama başkaları da gençlerin arkasındaydı. Sonunda olan oldu.
Batı medyasında uzun yıllar kullanılacak malzeme o gün karelere hapsoldu.
Amerikan yanlısı eylemci gençler Tiananmen Meydanı'na New York Limanı girişindeki "Özgürlük Anıtı"nın kopyalarını dikmeye başladılar. 4 Haziran'da tanklar meydanı doldurdu, Pekin'de ilkbahara nokta kondu.

Tankların önüne fırlayan gençlerin görüntüsü tüm dünyaya yayıldı, ama meydanı kaplayan Özgürlük Anıtı heykelleri medyada pek yer almadı.
Aslında ilk turuncu devrim girişimi 1989'da Pekin'de sahneye konmuştu. Tutmadı ayrı. Ama o tarih itibariyle Batı, Çin'e silah ambargosu koydu.
Ren, "Özgürlük ABD'den baka yerde yokmuş gibi davranıyorlar. Çin'i ezmek için öğrencileri sokağa döktüler" diyor.
"Kırgızistan'daki gibi" diyorum.

O kaldığı yerden devam ediyor:

"Onlar Çin hükümetini devirmek için kışkırtılmışlardı. Olaylarda yer alanlardan bazıları sonradan Amerika'ya kaçtı. Onlar 'demokrat'tı."
Kalabalık meydanda merak ediyorum. Bu gelip geçen insanlar acaba ne düşünüyor? Dünyada Çin'in nasıl algılandığının acaba ne kadar farkındalar?
Yaşlı bir adama Ren soruyor. Adam benim geldi im ülkeyi merak ediyor. Sonra gururlu "Çin'de reform uygulaması sayesinde herkes harekete geçti" diyor.
Genç bir kadın "Çin çok hızlı gelişiyor. Biz bunun farkındayız" diyor.

Ben de soruyorum:

"Sizce bu gelişme ne sayesinde oldu?"

"Aklımız ve çalı kanlığımız sayesinde." Cadde ile kaldırımı ayıran ye il çitin ardında onu görüyorum. Bir temizlik i çisi. Çok başka bir durumu var. Çiçeklerin kenarındaki kuru yaprakları alırken onlarla konuşacakmış gibi bakıyor. O anda Çin mucizesini anlamaya başladığımı hissediyorum.
Gururla "Ben çöpçüyüm. Aynı zamanda çiçeklerden de sorumluyum. Çimeni, çiçekleri canlı tutuyorum, dolayısıyla havayı temizliyorum" diyor.
Siz başka bir ülkede böyle konu an bir temizlik i çisine rastladınız mı?
"Diğer büyük ülkeler sizi kıskançlıkla izliyorlar. Bunu biliyor musunuz?" diye soruyorum.
"Böyle bir sorun var" diyor ciddiyetle.

Sosyalist Pazar Ekonomisi

Böyle bir sorun vardı. Öte yandan Avrupalı ve Amerikalı büyük şirketler buraya yatırım yapıyor, mallarını burada üretip dünyaya satıyorlardı. Ekonomist Bi Jiyao yükselen şikayetleri anlamakta zorlanıyordu.
"Avrupa ve Amerika şikayet ediyor. Bu şikayetlere anlam veremiyoruz. Ortada dola an malların çoğu Avrupa ve Amerika'nın Çin'de açtığı firmaların ürünleri. Çoğu buradaki yabancı yatırımın sattığı ürünler. Bu bir. Sonra daha önceleri uzun yıllar Amerika ve Avrupa malları tüm dünyaya yayılırken biz bir ey dedik mi? Serbest piyasa kavramını onlar ortaya attı. Onlar satınca iyi, Çin satınca ortalık karışıyor."
Çin ekonomisi belki de dünyada tek örnek. Sosyalist pazar ekonomisi dendi i zaman kafanız karışmıyor mu? Sosyalistse ekonomi devlet eliyle yürütülür, ama burada sosyalist bir hükümet dışa açık bir politikayla serbest pazar ekonomisi uyguluyor.

Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde Atatürk'ün öngördüğü karma ekonomi burada hayata geçiyor ve çok da başarılı oluyor Detaylarına gelince Bi Jiyao anlatıyor:

"Çin çok değişik bir uygulama yürütüyor. Ülkeden sermaye kaçışına izin vermeyecek yasal düzenlemeler yapılıyor ve en önemlisi yabancı sermayeyi kendi artlarında içeri alıyor. Yabancılar dışında, Hong Kong'dan Tayvan'dan Avrupa'dan ve Amerika'dan birçok Çinli yatırımcı anavatana yatırım yapıyor. 1990 sonrasında Japonlar, Amerikalılar ve Avrupa buraya büyük ilgi gösteriyor"
Peki ya özelleştirme" diyorum. "Çin'de özelleştirme çalışmaları var mı?"
"Biz sosyalist pazar ekonomisi uyguluyoruz. Bu dünyada tektir. Çin planlı ekonomiyle yönetiliyor. Sadece küçük ve orta çapta bazı işletmeler özel ellere geçiyor, ama genel olarak Çin'de özelleştirme programı uygulanmıyor."
"Sizce uygulanmalı mı?"

"Hayır. Ekonomi ulusal artlara paralel yürütülmeli. Biz özel sektörün gelişmesini destekliyoruz. Ama ülke çıkarları için önem taşıyan kuruluşların özelleştirilmesine karşı çıkıyoruz."
"Peki ya uluslararası kuruluşlarla ili kiler?" diyorum "Çin'in uluslararası finans kuruluşlarıyla, IMF ve Dünya Bankası'yla ili kisi var mı?"
"1980'den beri ilişkilerimiz var."

"Yani onlardan borç alıyor musunuz?"
Gülerek yüksek sesle "No, no, no!" diyor. "1980'den beri geliştirme fonları alıyoruz. Bunlar özellikle Çin'in batısı için kırsal alanlarda kullanılıyor. Bu fonları alırken de kendi prensiplerimizin uygulanması konusunda katı bir tavır sergiliyoruz."

Ekonomi Tek Başına Yetmez, Ruh Lazım

Uzun süre konuşuyoruz. "Kapitalist bir ülkenin bizi anlaması çok zor diyor. "Çünkü ekonomiyi yönlendiren bir de felsefe var. Bir ruh var ve bu ruh Batı'ya çok yabancı" diyor.
Ü ruhu kentin sokaklarında, gitti iniz evlerde, çayhanelerde duyduğunuz şiirlerde ve Çince'nin binlerce yıllık yazı stilinde bulabilirsiniz. O ruh en çok yazı sanatında kendini dışa vuruyor Ze ang Zhong Yü Usta'yı onun için rahatsız ettim.
O 82 yaşında ve hiç durmadan çalışıyor. Yıllardır resim ile i-irin sentezini yapıyor. 8.000 resimsel simgeyle yani Çin yazısıyla istedi i gibi oynuyor. Ama asıl görevini öyle anlatıyor.
"Kalem kullananlar halkın düşüncesini yazmalı. Devletine yararlı olmalı."
Atölyesinin duvarında devasa bir ejderha.
Çinliler ejderhanın soyundan geldiklerine inanırlarmış bir zamanlar. Ejderha onlara güç, zeka, sabır ve yetenek verirmiş. Zhong Yü onu tek bir fırça darbesiyle çizmiş, yani fırça bir kez kağıtla buluşmuş, buluşma bitince yazı ortaya çıkmış. Bu sanatın püf noktası bu. Yaptığınız işi kararlı, hızlı ve zarif bir şekilde yapmak.

Önümüzde portakal çayı onu dinliyoruz:

"Benim gibi yaşlılar devrim için çok fedakarlık ettiler. Büyük mücadeleyle kazandığımız bugünü korumak için barı gerek. Bu ancak halkın ve hükümetin bir yöne bakmasıyla mümkün. Çin ancak böyle gelişir. Çın geliştikçe emperyalistlere karı durabilir."

"Be Kıta Birlikte Yaarsa"
Büyük bir heyecanla bana bir arma an verdi. imdi duvarımda asılı olan iki metrekarelik par ömende "Be kıta birlikte ya arsa bütün ülkelerde huzur olur" yazıyor. Kö ede "Banu Avar'a hatıra" notu vardı.
Artık gitme vaktiydi...
Tüm ısrarlarımıza rağmen bizi dinlemedi, sekiz kat aşağıya kadar indi. Sokağın köşesine kadar geçirdi. Zhong Yü ekonomiyi yönlendiren ruha iyi bir örnekti.
Zhong Yü bana erdemden, do a kanunlarının öneminden ve ruhu yüceltmekten bahsetti. Elimde yazıları aklımda bin yıllık şiirler eski şehre doğru yola çıktım.
Zhong Yü "Gidilecek yere nasıl gitti in de önemlidir" demi ti. Yani yolun kendisi varılacak yer kadar önemliydi. O yüzden belki, Hutong'a eski bir yoldan gittim. Mahir bir sürücünün bisikletinde Pekin'in en renkli çar ısına daldım.
Dünyanın en eski pazarlarından birinde kıpır kıpır enerjinin içinde dolaştım. Bir film eridi izlercesine bir Do u masalının bugününü ya adım.
Lao She çayevi o masalın devamıydı.

Çin'de çay içmek bir yaşam tarzıydı, bir düşünce yoluydu.
Nasıl mı?
Belki siz de gördünüz. Benim gördüğüm en güzellerinden biriydi.
Bir çay yaprağı bu hale nasıl gelir? Anlamak için o ruhu anlamak lazım. Yaşamın detaylarla süslenmedikçe yaşam olmadığına inananlar binlerce yıldır ibadet eder gibi çay içiyor.
Ye il çay yaprakları bir araya getirilip başlanmış, içine portakal, gül, manolya, yasemin çiçekleri saklanmıştı. Genç bir kız, zarif hareketlerle o küçük çay demetini bardağın içine bıraktı. Sıcak suyla bulu unca bardağın içinde çiçekler açılıp bin bir ekle girerek bir gösteri sunuyorlardı.

Yaşamda molalar lazımdı. Yeniden değerlendirmek, geçmişe bakmak ve geleceği kurmak için. Çay çiçekleri işte bunu sağlıyordu.
Lao She'nin yöneticisi "Bu çayı içerken hayata teşekkür edin, bu küçük çay yapraklarını sizin için hazırlayanların eme ini düğünün ve mutlu olun" diyor.
Lao She, Pekin'in en turistik mekanlarından biri. Orada Pekin operasından örnekler veriliyor.
Geleneksel Pekin operasının sanatçıları, uzun bir makyaj safhasından sonra karakterlerine bürünüyorlar. arkı, müzik, dans ve yakın dövüş sanatını birle tiren ve sembollerle yaşamı özetleyen sanatçılar bir hikaye anlatmaya koyuluyorlar.
Rehberimiz Çin televizyonunun CCTV 4 kanalında yani uluslararası kanalda çalışıyor. Çin'de bin kadar televizyon var.
Geleneksel sanatlara geni yer ayırıyorlar. Kültür sanata ve belgesel yayınlara ayrılmış kanallar var.
Çin kültürünü dünyaya tanıtan ingilizce kanal CCTV 9,24 saat yayında ve dünyanın her tarafından seyredilebiliyor.

Radyo istasyonlarının sayısı iki bin civarında. 43 dilde yayın yapıyorlar. 16 başkentte muhabirleri var.
Ben Çin radyosunun Türkçe bölümünü ziyaret ettim. Genç meslektaşımız Yomi önce bizimle bir röportaj yaptı. Sonra da ben ona sordum.
"Yomi, Batı'daki medya Çin'de demokrasi olmadığını, burada insanların çok zor artlarda çalıştığını yazıyor."
"Batı'nın basın özgürlü üne bakışıyla bizim basın özgürlü üne bakığımız çok farklı. Bizde basın çalı anının, gazetecinin görevi, halkı doğru bilgilendirmek, halkı vatanseverliğe ve çalışkanlığa itmektir. Bence bu yönde yaptığımız çalışma bir kısıtlama de il özgürlü-ün bir parçasıdır. Batı'daki meslektaşlar, kendilerinin görmek istedi ini yayımlıyorlar, insanları klişelere sokuyorlar."

Batılı demokrasi ve insan haklan savunucuları Çin'i her yıl birinci derece suçlu ilan ediyor. Profesör Hou Ruoshi, "Batı bizi baskı altında tutmak için bu yolu seçiyor" diyor.
Profesör Hou Ruoshi. Uluslararası Ekonomik Ara tırmalar Enstitüsü'nde çalışıyor.
"Amerika ve Avrupa bugüne kadar ellerinde tuttukları pazarları kaybetmek istemiyorlar. Amerika u anda Çin'e büyük baskı yapıyor ve Çin parasının de erini düşürmek istiyor. Kendi malını satabilmek için baskı yapıyor. Sonra, yıllardır Çin'e ambargolar uygulanıyor. Bahane olarak da Çin'de insan hakları ihlalleri var deniyor. Biliyorsunuz Amerika her yıl dünyadaki insan hakları ihlallerini açıklayan bir kitap yayımlıyor. imdi biz de. yayımlıyoruz. Amerika'daki insan hakları ihlallerini açıklıyoruz."
Uzun bir görüşme yapıyoruz onunla. Söz sonunda Asya'ya geliyor. "Asya'nın geleceğini nasıl görüyorsunuz?"
"Geçenlerde Pekin'de düzenlenen bir konferansta, XXI. yüzyılda Asya'nın dünya ekonomisinin merkezi olaca ı söylendi. Bence çok kısa bir zaman içinde Çin, Hindistan, Rusya, Türkiye dünya ekonomisinin gelişmesinde itici güç olacaktır."

Profesör Hou, Asya'da ekonomiyle birlikte hızla büyüyen umutları dile getiriyordu.
Çin, Avrupa ve Amerika tarafından kızgınlıkla izlenedursun Doğu Asya'yı birleştiriyor.
Bir yandan Rusya, Hindistan, Pakistan'la uluslararası tehditlere karşı stratejik anlaşmalar imzalıyor. Bir yandan da hacmi 9 trilyon dolara varan ekonomik i birliklerine giriyor.

Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland gibi 10 ülkenin oluşturduğu Güneydoğu Asya Uluslar Birliği'yle serbest ticaret anlaşması imzalıyor.
Ekonomist Bı Jiyao, "90'ların sonunda Asyalı ülkelerin bir araya gelmesi fikri ortaya çıktı. imdi aydınlık bir gelecek bizi bekliyor. Doğu Asya ekonomik birli i hedefimiz var. Asya ülkeleri arasında serbest ticaret anlaşmamız var. Dünya hızla değişiyor. Nasıl ki Amerika ve Avrupa kendi örgütlerini kuruyorlarsa biz de boş durmuyoruz. Kendi çıkarlarımız çerçevesinde örgütleniyoruz" diyordu.

Uyumlu Toplum, Uyumlu Devlet, Uyumlu Bölge

Güney Asya'da dev bir ekonomik çekim merkezi oluşuyor.
Giderek güçlenen bu çekim merkezi uzaklardan teklifler alıyor.
Avrupa Birliği, Güneydoğu Asya Birliği'yle çalışmak için irade bildirdi. Birli in tüm toplantılarına temsilci yolluyor.
Çin'in güçlenmesi tüm bölgeyi canlandırmış görünüyor. Bundan rahatsız olanlar var. Bölgede huzuru ve gelişmeyi bozacak türlü faaliyetler son hızla devam ediyor. Ama başarılı oldukları söylenemez.
Görünen o ki Çin, önce içinde uyumu sağladı, imdi dıştaki uyumu yakalıyor.

Ren'e soruyorum:

"Bu oluşumlarda Doğu'nun 'birlikten güç do ar' felsefesi önemli bir rol oynuyor olabilir mi Ren?"
"Doğru" diyor. "Burada devlet, uyumlu toplum, uyumlu devlet, uyumlu bölge görü ünü ön planda tutuyor."

Pekin'de son günüm. Ren beni sabah 06.00'da uyandırdı. "Toplumda uyum, sa lam insanlarla mümkün" diyordu.
Otele en yakın parka gittik. Ve bir anda binlerce insanın arasına girdik. Burada spor e lence demekti!
Parkın içi her ya tan dans edenler, tai chi yapanlar, çember çevirenlerle doluydu, sabahın altısında gruplar halinde parka yayıl-mı lardı.
Önlerinde teypleri müzik eşliğinde yelpaze dansı yapan hanımlar, yine müzikle kılıç oynayanlar. Gözlerime inanmıyordum.
Ren beni ısınma hareketleri yapmaya ikna etti. "Bu seyredilmez, yapılırsa zevkli" dedi.
Ren'e ayak uydurmaya çalışırken bir yağlı hanım dikkatimi çekti. Kolunda taşıdığı su dolu bir toprağa fırça biçiminde bir süngeri daldırıyor, suyla yere yazı yazıyordu.
Emekli bir doktordu. Bir çeşit spor yapıyordu. Su birkaç dakika sonra kuruyordu.

Ren'e sordum:

"Belli ki yazı sanatını biliyor. Üzülmüyor mu yazılar kuruyup yok oluyor."

Ren gülen çizgi gözleriyle, "Her ey öyle olmuyor mu?" diyor. Doktor Hanım Türkiye'den geldi imi öğrenince yine dans ederek yere bir yazı daha yazıyor. Ren okuyor "Aramızdaki dostluk sonsuza kadar sürsün."
Yerdeki yazılar ağır ağır kuruyor. Yazılar "her ey gibi yok oluyor."
Parktan oyun bahçesini terk etmek istemeyen bir çocuk gibi ayrıldım. Ren bisikletini aldı, vedala tık ve gözden kayboldu.
Acaba onu bir daha görebilecek miyim?
Çin, bin yıl boyunca bünyesine giren her eyi özümseyip bir sentez çıkarıyor. Bu Budizm'de de Marksizm'de de böyle oldu. Çin yabancı olan her şeyi yoğurdu. Üzerine Çin damgası vurdu.

Tüm dünyada aynı olan kelimeler bile Çinlileştirilmiştir. Televizyonun Çincesi "elektronik görme"dir. Telefona "elektrik ses" denir.
Çin deyince sadece ekonomik büyümeyi görenler Asya'dakı bu devi anlayamadılar. "Çok fakirlik çektiler, n'apsınlar komünist devlet eziyetine alışmışlar" dediler.
Binlerce yıllık kültür ve gelenekleri göz ardı ettiler.
Biliyor musunuz Çin'deki lokantaların adları bile derin bir felsefenin ipucunu verir.
Bir lokantanın adı "Göğün ardındaki gök" bir bakası "Dağın ardındaki dağ".

Ren'e sormuştum:

"Sadece senin gördüğün gökyüzü yok, başka gökler de var" demişti.
"Bir dağın tepesine çıktığında daha büyük başka dağların olduğunu görebilirsin" demişti.
Ama önce bir dağa tırmanmak gerek. Çin diğer dağların varlığının farkında, ama kendi dağına tırmanıyor. Darısı bağımıza!

Kaynakça
Kitap: SINIRLAR ARASINDA
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir