Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kazan'ın Bin Yılı

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Kazan'ın Bin Yılı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 18:27

KAZAN'IN BİN YILI

Mart 2005 Yolculuğundan


Tatarlar, bir zamanlar Orta Asya'nın hakimiydiler. Müslüman Türk halklarının en eskilerinden. Büyük hanlıklar kurdular. Büyük bozkırın batısına bin yıl boyunca hükmettiler.
Bugün Avrasya coğrafyasının kalbinde oturuyorlar.
Rusya Federasyonu'nu olu turan 21 cumhuriyetten biri de onlar.
Ama bir özellikleri var. Yılda 32 milyon ton petrol üretiyorlar. En zengin do al kaynaklar onlarda. Ve büyük bozkırın kültürel olarak en gelişmiş halkı Tatarlar. Ve tüm bunlar nedeniyle Rusya Federasyonu içinde ayrıcalıklı durumdalar.
Bu yıl başkent Kazan bininci do um yılını kutluyor.
Kazan'da kar nisan sonunda erimeye başlıyor.
Kazan Kremlini beyaz örtüsüyle bir masalı andırıyordu. Bin yıldır, Bulgar mirzalarını, Cengiz Han savaşçılarını, Altın Orda hanlarını bu tepede ağırlamıştı.
Birçok cumhurbaşkanlığı sarayı ziyaret ettim. Ama bu farklıydı. Kazan Kremlini'nde Cumhurbaşkanı Mintimer aymiyev'in makamına çıkarken gördüğüm güzelliklerle büyülendim.

Puşkin'in, Tolstoy'un, Gorki'nin eserlerinde neden bu kadar çok Kazan'dan söz edildi ini anlamaya başladım.
Büyük, oymalı bir kapının önünde cam bir bölmede kimlik, kontrolü yapıldı. Kremalı pastayı andıran saraya doğru yürürken beyaz, uçuk mavi ve altın renginin ne kadar çok birbirine yakıştığını düşündüm.
Şömineli bir salonda biraz bekledikten sonra iç içe geçen koridorların başında onu gördüm. Orta boylu, çok sempatik bir adamdı. Rahatlatıcı bir havası vardı.
Mintimer aymiyev uzun yıllardır Tataristan Cumhuriyeti cumhurbaşkanıydı.
Önce Kazan'ın bin yılını kutladım. Öne eğildi.
"Eğer bir halk, bir millet, bir ülke kendini dünyaya tanıtmazsa bunu başka kimse yapmaz. Bin yılın bize öğrettiği bu işte. Bin yıllık bir özgürlük tarihimiz var. İşte bu yıl bunu kutluyoruz. Bu kutlamanın başkanlığını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yapacak. Onun desteğiyle bu kutlama hazırlanıyor. Ağustosta bütün, ülkelerden misafirlerimiz gelecek."

Bin Yıllık Bir Halk

Bir halkın bin yıllık yaşamında geçirdiği değişimleri merak eder misiniz?
Bu öyle bir bin yıldır ki hatırlanması gerekir. aymiyev, yumuşak bir sesle anlatıyor.
"Kazan'ın en eski tarihi milattan sonra 922'den başlar. 922'de bu topraklarda İslam kabul edildi. Sonra Altın Orda Devleti kuruldu. Altın Orda yayılırken tüm çevre prensliklerini egemenli ine aldı. Altın Orda'nın içinden hanlıklar çıktı. Kazan Hanlığı bunlardan biriydi."
Altın Orda güçlü ordu ve devlet yapısıyla, iki yüz yıl Rus prenslikleri ile doğudaki ve batıdaki düşmanları arasında bir duvar oluşturdu. Moskova prensleri Tatar hanlarının yolladığı ordular sayesinde diğer prenslikleri ele geçirdi ve Tatar hanlarının kanatları altında prenslikten çarlığa yükseldiler.

Resim
Tataristan Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev.

Ve yıl 1552'yi gösterdi inde Korkunç İvan adıyla da bilinen Çar IV. Ivan, Kazan hanının eşini ve oğlunu bile esir aldı. Moskova, Kazanı bir darbede kendine bağlamıştı.
İşte o tarihten itibaren Tatarların Hıristiyanlaştırılması faaliyeti başladı.
Tatarlar Hıristiyanlaşmayı reddedince şehrin surları dışına atıldılar, evleri yakıldı, özel vergilere tabi tutuldular, tüm camileri yıkıldı, dilleri yasaklandı.

Dil ve Din

Kazan'a gider gitmez beni önce müftülüğe sonrada bir medreseye götürdüler. Daha gidi yolunda gördüğüm çok sayıda cami inşaatı dikkatimi çekmişti. Rehberimiz, son yıllarda İslami eğitim veren kurumların hızla arttığını söylüyordu.
Yavaş yavaş anlayacaktım. Burada İslam'ın anlamı başkaydı. 5 asırlık bir mahrumiyetten sonra İslam'a ve Tatarca'ya milletin çimentosu olarak bakılıyordu ve milli kimli in pekişmesi için bunlar çok önemliydi.

Kazan'a gider gitmez Tatar devlet basın yayın görevlilerinin bizi ilk olarak müftüye götürmeleri de bunun bir göstergesiydi.
Tataristan'da Ruslar, Tatarlar, Müslüman ve Hıristiyanlar bir arada yaşıyorlardı ve sayılar birbirine yakındı.
Bugün Tataristan'da Cumhurbaşkanı aymiyev'in İslam Kalkınma Bankasının desteğiyle inşa ettirdiği yaklaşık 1.000 cami bulunuyor. Ülkede 1998 yılında lahiyat Fakültesi açılıyor ve Çarlık zamanından beri kapalı olan Muhammediye Medresesi yeniden faaliyete geçiyor. Kazan'da gitti imiz medrese iki yıldır faaliyette.
Bir caminin yanında küçük ye il bir bina. Bir eve girermiş gibi ahşap doğramalı hole giriyoruz. Sınıflar için yukarı çıkıyoruz. Her sınıfta 15 20 öğrenci var.
Alican, Tacikistan'dan gelmiş. Bir diğeri Sibirya'dan, bir başkası Özbekistan'dan.

"Neden geldiniz?" diye soruyorum. " İslam dinini öğrenmek için." "Peki orada kalarak öğrenemez miydiniz?" Sibirya'dan gelen öğrenci, "Orada yok ki İslami eğitim" diyor. Acaba üniversite profesörleri dini eğitimle ilgili ne düşünüyordu? Kazan Üniversitesinden tarih profesörü Tagirov'un cevabı diğerleriyle aynı.
"Medreseler vazgeçilmezdir. Biz uzun yıllar baskı altında kaldık. İslam, bizi biz yapan unsurlardan biri."

Aynaz Muhammed Can genç bir gazeteci.
"Bu yaygınlaşma 90'lı yılların başında başladı."
"Yani Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra mı?"
"Evet ama önce medreseler yoktu. Son be yılda, 2000 yılından sonra daha hızla yayılmaya başladı."
Cumhurbaşkanı aymiyev, "Bunun hiçbir tehlikesi yok" diyordu. "Tam tersine yararı var. Çünkü tarihimize bakılırsa 199.3'te 23 tane din adamımız kalmıştı. imdi 1 100 din adamımız var. Biz burada din eğitiminin yeterli düzeye çıkmasını ve eğitimli din adamlarımızın çeşitli alanlarda çalışmalarını istiyoruz.
Bunun için önce öğrencilerimizi Arap ülkelerine gönderdik. Fakat gördük ki onların İslam anlayışı, İslam tarihi bizimkinden çok

farklı. Oradan eğitim alan ve buraya gelen öğrenciler burada verimli olamıyor. Biz tarihimizden dolayı katı bir İslami eğitim uygulayanlayız. Kendi İslami mirasımıza göre uygun bir eğitim seçmeliyiz."
Milli kimli in en önemli parçası olan din, Batı'nın özel ilgisine mazhar oluyordu. Özellikle Almanlar ve Fransızlar petrol denizi Tataristan'daki İslami gelişmeye kayıtsız kakmıyorlardı.

Batılı kuruluşların geliştirdiği birçok projeden biri de Volga boyu projesi. Kazan'dan Oslo'ya kadar olan bir güzergahta be yılda ve be etapta tamamlanacak bir gemi seferi planlanıyor. Aslında Tataristan'ın do al zenginliklerinin Avrupa'ya geliş yolları araştırılıyor.
Eski ticaret ve kültür yollarının canlandırılması çalışmalarına, İslam diniyle ilgili ara tırmalar eşlik ediyor
Avrupa Birliği'nin devleri "yeni ceditçilik" adı verilen hareket için Kazan'da birçok toplantı organize ediyor.
Çok dinli ve çok dilli bu ülkede Avro İslam konferanslarının sayısında artı gözleniyor.

Kazan'da Bir aman

Dünyada 7 milyon Tatar olduğu söyleniyor. Tataristan'da ise 4 milyonluk nüfusun yarısı Tatar. Yani ülkede 2 milyon Müslüman var. Nüfusun yüzde 40'ını Ruslar, küçük bir bölümünü ise Çuvaşlar, Mariler, Başkırtlar, Ukraynalılar gibi sayıları 70'i bulan gruplar oluşturuyor. Bunların da bir kısmı Müslüman, geri kalanı Hıristiyan ve Yahudi.
Tataristan'da 1 200 dini kurulu faaliyet halinde. Bunların yanı sıra Şamanist bazı faaliyetlere de tanık olduk ki en ilginci ldar Hanov'un tapınağıydı.
İldar Hanov 1990'lara kadar bir ressamdı. Sonra bir tapınak inşa etmeye başladı.
Tapınağın içinde cami de vardı, kilise de. Bu çok dinli binada havra, Buda mabedi ve bir aman dergahı yan yanaydı.
İldar Hanov ince yapılı, elmacık kemikleri çıkık, Budist bir rahibi andıran tavrıyla bizi kapıda karşılamıştı. İçerde "hastaları" vardı. Çeşidi rahatsızlıktan olanlar özel bir mesaj için ona geliyorlar ve tapınağa gönüllerinden kopan bir yardım bırakıyorlardı.

"İkinci Dünya Savaşı'nda bu binanın olduğu yerde bizim evimiz vardı. Savaşta iki kardeşim birden açlıktan burada öldü ve ben bu tapınağı yapmaya o yüzden karar verdim" diyor ve bize tapınakta her dine ait odaları gösteriyor. Tapınak mali zorluklar nedeniyle hala yarım.
Yukarı katta eskiden yaptığı tabloların önünde ona soruyorum: "Dinle ve felsefeyle ilgilenen biri olarak en önemli tavsiyeniz nedir insanlara?"
Duru bakışlarla ve Türkçe "Sabır" diyor, "Sabırlı olmak".
"Bugüne kadar biriktirdi iniz en önemli ey sabır mı?"
"Sabır evet. imdi dünyada sabır zamanı."
Onu tapınağında bırakıp çıktık. Gecenin içinde bir mücevher gibi parlayan garip bina arkamızda kaldı. Bence İldar Hanov'un tapınağı, olanca atafatıyla 1990'dan sonra gelen ani değişimin yol açtığı akınlığın da bir simgesiydi.

Tataristan, yansı Müslüman yansı Hıristiyan nüfusu ve Türk Slav ırkının birliğiyle çok ilginç bir örnek oluşturuyordu.
Cumhurbaşkanı aymiyev, "Çok uzun senelerdir beraber yaşayan halklarız" diyordu. "Son nüfus sayımında Ruslar yüzde 40, Tatarlar yüzde 52 civarında çıktı. Ve bunlar birbirini anlayarak, beraber yaşamak zorundalar. Uzun yıllar birlikte yaşam birbirinden etkile imi getiriyor. Tatarlar Slavlarla evleniyor. Bu Tatar milleti için olumsuz olsa da, do an çocuklar, iki tarafın dostlu unun garantisi oluyor."
Ertesi sabah cumhurbaşkanının konutunun da bulunduğu Boroveyo Matüeno'ya doğru büyüleyici bir yolda ilerliyoruz. Volga'ya yaklaşıyoruz.
Cumhurbaşkanı danışmanlarından Rafael Hakimov'un evine davetliyiz.

Özel bir arazide, beyaz bir ormanın içine giriyoruz. Çok uzakta gömlekle yürüyen gözlüklü bir adam seçiyorum. Ben ısıtılmış arabanın içinde kürkle üşüyorum. Yaklaşıyor ayağında çorap yok. O, Rafael Hakimov. Cumhurbaşkanının siyasi işler danışmanı. Bizi karşılamaya çıkmış. Yarı yola kadar yürümüş.
Özbek eşi Mevkide ve 17 18 yaşlarındaki kızı Kamile bizi kapıda karşılıyor. Şöminenin yandığı ahşap kaplı salonda ısınıyoruz.
Rafael Hakimov. Bu isim Tataristan'ı anlatıyor. Soyadı Türk, sim Avrupalı. Tataristan'da birçok Fransız ihtilalcinin isminin kullanıldığını duyuyoruz. Mara, Rafael, Alber, Merlin gibi isimlere rastlıyoruz.

Rafael'e soruyorum:

"Bu isimler Ruslara tepki olarak mı konuldu?"
"Doğru, biz Tatar isimleri yasakken Rus isimleri kullanmamak için bu isimleri seçmişiz. XX. yüzyılın başında böyle bir hareket vardı: ceditçilik. Avrupa'ya gidenlerin geliştirdiği bir hareketti."

Cedit Hareketi ve Sultan Galiyev

Fransız ihtilalcilerinin adını bozkırın ortasında bulmak ağırtıcıydı ama XIX. yüzyılın son çeyreğinde, Çarlık Rusyası sınırları içinde Türkçe'nin çeşitli lehçelerini konu anlar Fransız Aydınlanma hareketinden etkilenmişler ve "cedit" adı verilen bir eğitim hareketi bu halklar arasında yayılmıştı.
O güne kadar eğitim camilerin yanındaki mektep ve medreselerde yürütülürken, eğitim Kuranla ve okuma yazmayla sınırlıyken ceditçiler, Batılı eğitim sistemini savunmuşlardı.
Kırım Tatarı İsmail Gaspıralı bu eğitim sisteminin en önemli temsilcilerinden biriydi. İstanbul'da Jön Türkler'den, Paris'te de liberal ve sosyalistlerden etkilenmiş, modern eğitimi Kırım'a götürmüş, daha sonra da Rusya'nın tüm Türkçe konu an bölgelerinde düşüncelerini yaymıştı.
O yıllarda usul i cedit okullarının sayısı be bine ulaşmıştı. Cedit hareketi Kazan'dakı aydınları çok etkiledi, birçok düşünce adamını etkisi altına aldı.

Resim
Sultan Galiyev.

Dilde, kültürde ve fikirde birli i savunan ve yüzü Avrupa'ya dönük hareketler, Çarlık Rusyasına karşı bir araya gelirken bir ey oldu.
1917'de halk ayaklandı. Koca bir imparatorluk büyük bir çatırtıyla yıkıldı.
Yerini Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'ne bıraktı. Tatar milliyetçileri ihtilal sürecinde devrimcilerle işbirliği yaptı. Ama daha sonra Sultan Galiyev'in liderli inde bir muhalefet örgütlediler.

Sultan Galiyev "her ülkede devrim" tezine karşı çıkıyor, Do ulu halkların birli ini savunuyordu. Doğu'nun Batı tarafından sömürüldüğü ve Batıda, sosyalistler iktidara gelse bile, Doğu halklarının sömürülmeye devam edeceği tezini ilk olarak o ortaya attı.
Esas sorunun emperyalist ülkeler ile mazlum halklar arasında oldu unu söylüyordu.
Galiyev Müslüman ve Türk hanlıklarının birleştirilmesini ve Sovyetler Birliği'ne Turan Sosyalist Cumhuriyeti olarak katılınması nı teklif ediyordu.
1924'te Lenin'in ölümünden sonra Stalin döneminde düşünceleri tehlikeli görüldü. Müslüman Türk gruplar 12 bölgeye bölündüler. Kullandıkları alfabeler bile birbirinden farklılaştırıldı.
1995 yılına kadar Sultan Galiyev ismi Tataristan'da pek duyulmadı. Şimdi mi?

Cumhurbaşkanına sormuştuk:

"Galiyev'in yaşadığı zaman çok karışık bir zamandı. imdi de aslında karışık bir dönemden geçiyoruz. Sultan Galiyev bizim için çok önemlidir. O zaman devletçilik fikrini savunmuştur. O fikirlerinden dolayı kurban olmuştur. Ama fikirleri çok de erlidir ve kalıcı olmuştur. Bugün onu sevgiyle anıyoruz. Sultan Galiyev adına bir meydanımız var ve yakında oraya heykeli dikilecek."

Sultan Galiyev, Tatarların en tartı malı lideri olarak 1929'da tarihe gömüldü. 1960larda Amerikan istihbarat örgütünün yan kurulu u Rand Corporation tarafından hazırlanan bir kitap, fikirlerinin, Batı'nın Sovyetler'e karşı yürüteceği kampanyalarda kullanılabileceini gösteriyordu.

Sovyetler kurulu undan 74 yıl sonra dağıldı. Rusya Federasyonu kuruldu ve federasyondaki özerk cumhuriyetlerin statüleri tartışılmaya başlandı.
12 Aralık 19931e Rusya Federasyonu Anayasası referanduma sunuldu. Dağıstan'ın, Çeçenistan'ın, ingu etya'nın ve Bakırdıstan'ın yanı sıra Tataristan da oylamayı protesto etti.

Çeçenistan ve Tataristan bağımsızlık istiyor, diğerleriyse anayasanın üniter yapısını eleştiriyordu.
1994'ün başında Tataristan Rusya'yla federasyon anlaşmasını imzaladı.

Zengin kaynaklara ve Rusya Federasyonu'nun en eğitimli halkına sahip bu cumhuriyet ayrıcalıklı bir konumdaydı. Yabancı ülkelerde temsilcilik açma, ikili ili kiler kurma ve uluslararası finans kurumlarıyla doğrudan temasa geçme hakkını kazandı. Ekonomik özerkli i o boyutlardaydı ki, Tatneft, Türkiye'de Tüpra ihalesine bile katılabildi.
O yıllarda yeni tavizler isteyen Tataristan'a Boris Yeltsin ünlü çıkışını yapmış, " ileri gitmeyin!" uyarısında bulunmuştu. Yeltsin, "Üstesinden gelebileceğiniz kadar bağımsızlık ve otonomi alın. Rusya'nın ortasından nereye gideceksiniz ki" diyordu.

Gerçekten de Tataristan, Moskova'nın sadece 700 km do usunda ve Avrasya'nın cam kalbinde.
İşte bu nedenle Putin ipleri elinde tutuyor. Rafael Hakimov, Rusya Federasyonu'yla son günlerde yeniden masaya oturdu.
"2000 yılına kadar ilişkilerimiz daha iyiydi. Ama Putin'den sonra ilişkilerimiz zorlaştı. Mesela yeni yasalar çıkıyor. Bunlar Rusya'ya uygun, ama Tataristan'a uygun de il."
"Yeni çıkan yasaya göre Tataristan'daki bazı bakanlar Moskova'dan atanacaklar değil mi?"
"Evet, öyle."

"Bunlar hangi bakanlar?" "Savunma, istihbarat ve maliye."
Bunları dura dura söyledi. Gözlüklerinin ardından bir süre baktı.
"Onlar Moskova'dan atamalarla bu işi yapmak istiyor."
Kalktı, ev gömleğiyle kapının dışındaki mangalın yanına gitti. Ateşe etleri koydu. Açık kapıdan gelen keskin soğuk salonu doldurdu.
Sorunlar sürüyordu ve geçmişi hatırlatıyordu. Mevlude

O gün Hakimovların evinde özenle ağırlandık. Mevlude ve kızı Kamile bize Tatar misafirperverli inin ne demek oldu unu gösterdiler. Tüm davet boyunca bir tek yardımcı etrafta görünmedi. Her işi kendileri yaptılar. Üç katlı, kocaman bir evdi.

Dayanamadım Mevlude'ye sordum:

"Bu evde size yardım eden biri var mı?"
"Önce bana bir yardımcı gerek diye düşünüyordum. Ben varlıklı bir ailede büyüdüm, ama evde hiç yardımcı olmadı. Nedenini çok sonra anladım. Dışarıda en güzel, en lezzetli yeme i de yeseniz bir ey eksiktir. Sevgiyle yapılmamıştır, içine sevgi katılmamıştır. Ben kendi yeme imi sevgiyle pişiririm. Evimi sevgiyle toplarım. Ev i ini severek, sevdiklerim için yaparım. Ee vaktim de var."

Güzel Özbek yüzü aydınlandı. Rafael ve Kamile'yi göstererek, "Ben yerleri silerken ya da bir gömlek ütülerken 'bunu en sevdiklerim yiyecek, buralarda en sevdiklerim dolaşacak' diye düşünerek o işi yapıyorum. Başkası bunu böyle yapabilir mi?"
Boroveyo Matüeno'dan ayrılırken karlar mavile mi ti. Gece başka bir masala hazırlanıyor, orman yeni bir Türküye bağlıyordu.

Zila

Ertesi gün Başbakan Yardımcısı Zila Valiyevna'yla buluştuk.
Bir başka etkileyici kadınla daha tanıştık.
Zila 50 yaşlarında, uzun boylu, zarif bir kadındı. Bürosunun oturma bölümündeki koltuklara oturduk. Oda çiçekler, biblolar, tablolarla süslüydü ve orta masasına şekerlemeler, bisküviler, kuru-yemiş ve meyve tabağı konmuştu.
"Batılı devletler Asya ülkelerini hep kadınları baskı altında tutmakla suçlamışlardır. Kadınlar sadece Batıda özgür, ama Do uda yeteri kadar özgür de il. Ne dersiniz?"
Gülümsedi.

"Her ülkenin özgürlük anlayışı farklıdır. Batinin özgürlük anlayışının ideal oldu unu söylemek mümkün mü? Bizim kendimize göre bir özgürlük anlayışımız var. Mesela Amerika'daki kadınlarla kıyaslarsanız bizim kadınlarımız çok daha özgür, çok daha eğitimlidir. Bizde kadın ne isterse yapabilir. kurmak isterse kurar, evinde oturmak isterse oturur. Ne isterse kendi isteğiyle yapar."
"Sovyetlerin dağılmasıyla, büyük bir de i im oldu. Bu toplumsal bir bunalıma sebep oldu mu? Kadınlar geçi döneminden nasıl etkilendi?" diye soruyorum.
"Tabii oldu. Büyük sorunlar ya andı. 90'lı yıllarda fabrikalar kapandı, kreşler kapandı. Özelleştirmeler oldu, devlet desteği kalktı. Bunlar az eyler de ildi."
Kadınlar Tataristan'ın çalışma hayatında yüzde 65 oranda yer alıyor. Burada ilk kadın örgütü 1907'de kuruluyor. Kadınlar her alana damgasını vuruyor.

Burada kadınlar şikayet nedir bilmiyor. Yılın altı ayında kar fırtına altında, eksi 10 15 derecede pazarlarda onlar var, sokakları temizleyenler, otobüs şoförleri, pilotlar ve başbakan yardımcısı, bakanlar, milletvekilleri.

Arca Köyünde Gülnar'ın Aşhanesi

Bugün Bahar Bayramı.
Kazan'a bir saat mesafede Arca köyüne gidiyoruz. Yolda yarıya kadar karların içine gömülmüş rengarenk boyalı, çerçeveleri ahşap işlemeli tek katlı evlerden olu an köyleri geçiyoruz. Bu kesinlikle bir masal ve ben nasıl olduysa bu masalın içindeyim. Kulağıma o güne kadar duydu um güzel melodiler geliyor. Eğer müziğe meraklıysanız Tatar müziğini dinlemek için acele edin. Kaybetti iniz yıllara acıyacaksınız. Arca köyünün ortasında bir küçük lokanta. Türkçe'si Aşhane. Üç dört masa ya var ya yok. Tezgahın ardında hani harıl hamur açan kadınlar. Bugün Bahar Bayramı ya çok ıklar. Kenarda bir adam. Akordeon çalıyor. Önünde kendi imal ettiği akordeonlar içlerinden biri kibrit kutusu boyutunda.
Gülnar'ın Aşhanesi'nde Abdullah bahar müziği çalıyor.

60 yaşlarında, kısa boylu, tombulluğun pek yakıştığı Gülnar, farbalalı eteği ve başındaki yüksek aşçı kepiyle dans etmeye başlıyor. Ben de dayanamayıp sarılıp öpüyorum yanaklarından. Hiç şaşırmıyor. Bana sarılıyor, beraber dans ediyoruz. Akordeonun tınılarına başkaları da katılıyor. Hiç unutamayacağım Arca Köyü Aşhanesi kalbime kazmıyor.
Dansın sonunda mükellef bir sofra kuruluyor. Dünyalara bedel bir tatlı, çat çat tatlısı masaya kraliçe gibi oturuyor.

Okuyan Bir Halk

Yolun üzerinde bir bina. Görüp geçmek imkansız. Kazan kütüphanesini bir müzeyi gezer gibi gezdim. Ülkenin 1.646 kütüphanesinden biri ve belki de en güzeli.
Kitapların biner biner basıldığı ülkemizden sonra 4 milyon nüfuslu Tataristan'da kitapların basım sayılarını duymak hançerlenmek gibi. Tataristan'da her yıl toplam 500 kitap basılıyor. Yılda basılan kitap sayısı iki buçuk milyonu buluyor.
Kütüphaneler dolu, Tatar halkı okuyor. 10 yıl sonra Tataristan'da üniversite mezunu olmayan kalmayacak, ama ne yazık ki dört be yıldır yayılan kumarhaneler ve yan sanayisi her akşam otele dönerken gözümüze çarpıyor. İçimizi acıtan görüntüler özgürlükle birlikte kök salıyor. Uyuşturucu kullanımı yaygınlaşıyor ve Batı taklitçiliği bunca kültürü alıp Kazan'ın ortasına yuvalanabiliyor.

Kent merkezinde yeni açılan "kafe'lerden birine girip oturuyorum. Mekana ait dergi ve gazeteler arasından biri dikkatimi çekiyor. Derginin adı Kapitalist. İyi yemekler nerede yenilir, nerede en iyi eğlenilir, en vamp kadınlar nerededir, en lüks araba nereden kiralanır, işte böyle eylerin reklamını yapıyor.
Televizyona gözüm takılıyor.

Kafkaslara ve Balkanlar'a kanca atmış uluslararası özel bir kanal küresel disko müziğinden örnekler sunuyor.
Kazan Devlet Üniversitesi rektör yardımcısına küresel rüzgarların gençliği nasıl etkiledi ini soruyorum.
"Her yerde olduğu gibi. Bir ilgi var. Ama bence uzun vadede bilim hep üstün gelir. Eğer toplumun kendi alternatifleri yoksa, ülkenin kültürü ayakta de ilse, bu gibi etkiler öne çıkar. Bu gibi etkilerde bence belirleyici olan gençlerin tembelliği. Kendi kültürlerini değerlendirmek onlara zor geliyor. Örneğin ciddi edebi eserleri ya da filmleri algılamak için yoğun bir enerji sarf etmek zorundalar. Ama küreselle menin önlerine koyduğu müzikler, televizyon dizileri, filmler bir birikim gerektirmiyor. Kolay yutuluyor. Tehlike burada."

Subaşı Atı Köyü...

Subaşı Atı köyünde bugün toplantı günü. Köy odasında sorunlar konu uluyor. Gençlerin kötü yollara sapmaması için alınacak önlemler masaya yatırılıyor.

Kaynakça
Kitap: SINIRLAR ARASINDA
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KAZAN'IN BİN YILI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 18:27

Köy odasındaki sahneye ellili yaşlarda, yumuşak bakışlı, kır saçlı bir adam çıkıyor. Adı Reşat Sultanoviç. Tataristan Gençleri adlı gazeteyi çıkarıyor.
Köyün sorunları, işsizlik, uyuşturucuyla sava yöntemleri konu-uluyor. Köyün ileri gelenleri bir bir sahneye çıkıyor. Arada bir küçük arkı, bir şiir, bir mini dans gösterisi sunuluyor. En ön sırada oturup anlamaya çalışıyorum. Çoğu kelime kulağıma yakın. Derken sahneye davet edildi imi anlıyorum. Bir alkış kopuyor. Rehberim kulağıma buraları Türkiye'den çok ziyaret eden olmadığını fısıldıyor. Sahneden Türkiye'den hepimizin sevgi ve selamlarını iletiyorum.

"Beni anlayabildiniz mi?" diye sorunca salon hep bir ağızdan:

"Anlıyooooz!"

Toplantıdan Reşat Bey'le beraber çıkıp yarım metre karın içinde bata çıka yürüyoruz. Son durumu anlatıyor.
"Gençler uzun bir baskı döneminden çıktılar ve ne kötüyse ona ilgi duyuyorlar. Her ey özgürlük diye başladı. Bira içmeyi bile özgürlük sandılar" diyor.
"Devlet kanalı dışında tüm medya, gençliği kötü şekilde etkileyecek yayın yapıyor."

Re at Sultanoviç, böylesine eğitimli bir halkın bile küresel rüzgarlarla gelen etkilerden uzak kalamadığını anlatıyor. Medyanın bu süreçte baş rolü oynadığını söylüyor.
"400 değişik gazete ve dergi var. Bir kısmı küresel basına çalışıyor."
"Küçük köyler etkilere daha kapalı olsa da şehirler her türlü serden nasibini alıyor" diyor.
Yürüye yürüye güzelim sarı boyalı, oymalı, süslemek bir evin önüne geliyoruz. Burası Münıre Garipova'nın evi. Sanki Safranbolu'da birinin kapısını çalıyoruz.
Aynı Anadolu'daki gibi kapıdan girer girmez sofraya davet ediliyoruz. Küçük bir odanın çıkmalı pencerelerinin altına kurulmuş sofraya tüm ev halkı Re at ve ben kuruluyoruz. Annemin evinden hiç farkı yok. O rahatlık içindeyim. Yan tarafta kuzinenin üzerinde çay kaynıyor. Börekler kuzinenin fırınından çıkıyor.
Sonra yavaşça kadife gibi bir türkü duyuluyor. Bu aniden oluyor. Beklemedi im bir anda Re at Bey camdan muhteşem beyaza bakarak sözlerini yarı yarıya anlayabildi im çok güzel bir arkı mırıldanıyor...

Seni en güzel yaşımda sevdim.
Çiçeklerin tomurcuklanması gibi sevdim.
Ne yazık ki sana sevgimi söyleyemedim
Bize yabancı olmayan bir adet bu. Bir araya gelinince gönüller birleşiyor, insanlar birbirini şiir ve şarkılarla ağırlıyor.
Reşat Sultanoviç, büyük de i imlerden geçen ve hala geçmekte olan bir ülkenin halkı adına son 15 yılı özetleyiveriyor.
"Bizim bir zamanlar bir amacımız vardı, imdi o yok oldu."
Belli belirsiz içini çekiyor, çayına uzanıyor.

"İdil Nehri Akar Durur... Sular Kendi Yolunu Bulur..."

Cumhurbaşkanı aymiyev. Yıllardır Komünist Parti içinde çalışmış, gençli inde Stalin'den sonraki değişimleri izlemi ve sonunda Sovyetlerin dağılışına da tanık olmuştu.

Ama o bir Tatar'dı. O, çok daha büyük imparatorlukların, hanlıkların tarihten silindi ini biliyordu.
Tarihte hep parantezler açılır parantezler kapanırdı ve Volga hep akardı. Acaba imdi bu coğrafyanın halkları olarak önümüzde ne vardı? "Sayın Cumhurbaşkanı, bir kutup oluşabilir mi gelecekte Avrasya diye?"

"Bu sorunuz çok önemli. Türkiye bunun farkında değil mi?" demi , kalın kaşlarının altından gözlerimin ta içine bakmıştı.
"Bunu Rusya'nın da anlaması gerekiyor. Hepimiz bir araya gelmek zorundayız. Ancak o zaman dışardan gelen dayatmalara karşı güçlü oluruz. Aslında bu birlik fikri, Rus siyasetine de yavaşça ağırlığını koyuyor. Bininci yılımızda başkanlığı kabul etmemizde de Avrasya birliği fikri etkili oldu. Avrupa'yı ve Asya'yı birleştirecek unsurlar artık açıkça başgösteriyor. Aslında bu bir dünya meselesi. Dünya siyaseti tek kutuplu olmamalı."

O "itil suu aga turir!" diyordu; yani idil Nehri akar dururdu. Volga geçmişi bugüne getiriyor ve çevresinde yüzlerce hatta binlerce yıldır yurt kurmuş halklara, hayatın asıl anlamının değişim olduğunu, suların tersine akmayacağını söylüyordu.

Sonsuzluk hissini en iyi büyük bozkırda hissedersiniz. O altı ay boyunca beyazın altında uyur. Ben oradayken uyanmasına az kalmıştı. Baharın ilk gününde durup hayran kalarak bozkırın beyazına her eyi örten o muazzam örtüye bakmıştım.
Yol boyu kilometrelerce uzayıp giden kayın ormanlarının ortasında bacaklarım soğuktan uyuşuncaya kadar durmuştum. Derin bir fısıltı vardı. Binlerce yıl öteden gelen bir fısıltıydı. Orada öylece dikilip dururken o derin fısıltıya çok uzaklardan gelen bir akordeon sesi karıştı. Ben ağlamak istedim.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir