Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rusya'nın Kültürel Zenginlikler

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Rusya'nın Kültürel Zenginlikler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 18:24

RUSYA'NIN KÜLTÜREL ZENGİNLİKLERİ

Nisan 2005 Yolculuğundan


Bir zamanlar bir büyük imparatorluktu. Çarlar ve açlık yan ya­na yaşıyordu.
1917'de dünyayı değiştiren bir ihtilal oldu. 74 yıl sonra Sovyet­ler parçalandı ve bir kutup yok oldu.
Rusya'nın tüm zenginliği bir avuç oligarkın yani "yeni zengin­lerin" eline geçti.

Rusya şimdi onlardan kurtulmaya çalışıyor, ama bu o kadar ko­lay değil. Bu ülke 14 yıldır uluslararası sermayenin ağında yaşıyor.
Sovyetler Birliği'nin bu ağa girişi bir vakfın kuruluşuyla doğru­ dan ilintili. Açık Rusya Vakfı Sovyetler dağılırken doğmuştu. Kuru­cuları mı?
Lord Jacop Rothschild.

Çarlık zamanında Rus petrolleri, ailesinin elindeydi. Dededen toruna her coğrafyada petrolle uğraşmışlardı.
Vakfın bir diğer kurucusu çok tanıdık bir isim: Amerika'nın dı­şişleri eski bakanı Henry Kissinger. Ve Mihail Hodorkovskiy. Rus­ya'nın en büyük petrol şirketini Yukos'u ele geçiren adam. Hodorkovskiy, yeni Rusların en meşhuru. Putin'in oligarklara açtığı savaş­ta hapsi boylayanlardan ilki, ama o hırsız baronlardan sadece biri.
Gelin, Moskova son 14 yılı nasıl geçirdiğini anlatsın. Dinleye­lim.

Rusya'nın "Yeni" Zenginleri

Amerikan Forbes dergisinin açıkladığı dünyanın en zengin işa­damları listesinde Rusya'dan 27 dolar milyarderi var. Rusya en zen­ginler sıralamasında Amerika'dan sonra ikinci sırada.

Eski seyyar satıcı Roman Abromoviç, 13 milyar dolarlık serve­tin yanı sıra İngiliz Chelsea Kulübü'nün de sahibi. Moskova beledi­ ye başkanının eşi Yelena Baturina, Rusya'nın en zengin kadını, İnteko Şirketler Grubu ona ait. Rusya'da özelleştirmeyi planlayan sonra da enerji santrallerine el koyan Anatoli Çubais, Çeçenlere silah sata­rak servetine servet katan, basın kralı Berezevskiy, Batı medyasını Rusya'ya taşıyan Gussinskiy ve Yukos'u ele geçiren Hodorkovskiy.
Listede petrol ve medya baronu olan ve hemen hemen hepsi Yahudi asıllı Rusların toplam serveti 90 milyar doları aşıyor.

Putin'in göreve gelişinden sonra bir kısmı yurtdışına kaçtı. Ba­zısı hapse atıldı, ama dünya para babalarınca yönlendirilen hırsız baronlar hâlâ Rusya'nın boğazını sıkıyor.
Bugünkü Rusya birkaç rubleyle yaşayanlar ile milyar dolarlık adamların ülkesi. Armani ya da Kari Lagerfeld defileleri de orada, en çok Lamborgini ve Ferrari alanlar da.

Televizyon kanallarında dünyanın en ünlü isimleri canlı yayın­ da. En çok erotik şov Moskova'da yapılıyor. Sokaklarda Hummer'lar ve limuzinlerden geçilmiyor.
Moskova'da mıyım yoksa bu Batı başkentlerinden biri mi? Adım başı bilebildiğim tüm lüks markalar karşıma dikiliyor. Rusya ahtapotun kolları arasında debeleniyor.

Aleksey Yuroçenkov TASS ajansından:

"İyi ki Rusya'nın büyük bir manevi serveti var. Büyük yazarlar, bestekârlar, insanı savunan gelenekler var. Amerikan tarzı bizim halkımıza çok yabancı. Zenginler bu yaşam tarzını taklit etmeye ça­lışıyor. Bu bir moda olarak iki üç bilemedin 15 sene sürebilir. Ama o kadar. Kendi ülkelerine hep yabancı kalacaklardır.
Rusya'daki boşluğu değerlendirip altın bir balık avlayabilirsi­niz. Ama sonu gelmez. Rusya rayına oturacaktır. Bu kültüre sahip­tir."

Haklıydı. Büyük alışveriş merkezlerinde parayla yeni sevişmeye başlamış olanların şapırtılı öpücüklerini duyabiliyordunuz.
Gum Çarşısı'nda yürürken üst katlardan aşağıya baktım. Üç çeşit insan vardı. "Ben çorba bulamazken kimler burada alışveriş edi­yor?" merakıyla gelenler. Zenginmiş gibi yapanlar. Ve zenginler.

Alt katta o gün İngiliz Monsoon modaevi açılıyordu, iki koru­mayla ingiliz temsilci başarısını seyrediyor, dükkânının içinde man­kenler defile yapıyor, dışında güvenlik görevlileri ve cama yapışmış insanlar 100 dolarlık bluzlara bakıyordu.
Zaten tüm vitrinler el yakıyordu. Nasılsa Rusya'nın yeni zengin­leri en pahalı neyse onu alıyordu.

Yeni zenginler bir zamanlar hiçbir şeyleri yokken, bu ülkenin büyük zenginliklerini hortumlayarak dünyaya pazarlamışlardı. Ve bunu yaparken yalnız değillerdi.
Rusya'nın Türkiye eski büyükelçisi Albert Çernişev'le buluş­muştuk. Güzel Türkçesiyle anlatıyordu: "Bizde Sovyetler dağıtıldık­ tan sonra yeni bir sınıf ortaya çıktı. Burjuvazi yaratıldı. Bu Yeltsin'le oldu. Bu fabrika bu arkadaşa, petrol şu arkadaşa. Kaynaklara kısa zamanda el kondu. Sovyetler Birliği ekonomisi dünyada ikinci sıra­ daydı. Sonra her şey hortumlandı, çalındı ve böyle oldu. Yeni zen­ginler mafya gibi çalıştı. Hiç vergi vermediler. Hodorkovskiy en en­teresan olanıdır."
"Kim vardı arkasında? ilk sermayesini Rothschild vermiş."
"O zaman büyük fabrikalar bedavaya gitti. Hodorkovskiy yalnız değildir. Bu oligarklar uluslararası şirketlerle bu işi gerçekleştirdi­ler."

İlk Turuncu Darbe Rusya'dakiydi

Sovyetler 1991'de dağıldı, ama süreç ondan evvel başlamıştı. Aslında turuncu darbelerin ilki Yeltsin tarafından Rusya'da gerçek­leştirildi. Burası dünyanın en zengin coğrafyalarından biriydi. Açık­lık, şeffaflık, demokrasi derken zenginliklerin bölüşümü planlan­mıştı. Ama Batıya Gorbaçov'dan daha cömert davranacak biri la­zımdı.

Gorbaçov Kırım'da tatildeyken Sovyetler Acil Durum Komitesi tarafından bir darbe yapıldı; Gorbaçov'un pozisyonu tamamen elin­ den alındı ve Boris Yeltsin Batinin tüm desteği arkasında, tankların üzerinde, zafer işaretleriyle Rusya'nın başına oturdu.
Yeltsin'in ilk icraatı Komünist Parti'yi feshetmek oldu. Yeltsin'i destekleyen Açık Rusya Vakfının amacı Rusya'ya Amerika'nın ön­ gördüğü tarzda bir demokrasiyi yerleştirmekti. Yeltsin, bir dönem için demokrasi projesinin başaktörü oldu.
Rothschild'ler... Hodorkovskiy, Abromoviç ve diğerleri... Projenin olmazsa olmazı IMF anlaşması 1992'de imzalandı. Ar­dından "şok tedavisi" adı verilen bir özelleştirme furyası gerçekleşti.

Kamuya ait petrol ve gaz şirketleri, enerji santralleri, havayolları, madenler, fabrikalar, hastaneler, üniversiteler kısacası o güne kadar halka ait olan her şey özelleştirildi. Açıklık, şeffaflık derken amaçla­ nan buydu.
Halk büyük bir birikimin, ucuza değil, bedavaya (!) satışına şa­hit oldu.

1917'de Sovyet Devrimi'yle Rus petrollerini ellerinden kaçıran Rothschild'ler 74 yıl sonra rövanşı aldı. Rusya'nın en büyük petrol şirketi Lukoil'e yeniden el koydular. Onların serveti genişledi, demokrasi vaat ettikleri halkın durumu giderek kötüleşti, içerdeki oligarklar ortaklarıydı. Hepsi bu sayede büyük servetlere kavuştu. Nasıl mı?

Hodorkovskiy, başbakanlık özel ekonomi danışmanlığına geti­rildiğinde sadece 30 yaşındaydı, iki yıl sonra petrol ve enerji bakan yardımcısı olacak ve bugünkü servetinin kapısını aralayacaktı.

Devlet memurluğu yaparken petrolden madene ve tahıla kadar ülkede özelleştirilen şirketlerin çoğuyla yakından ilgilenmiş ve so­nunda Rusya'nın en büyük petrol şirketlerinden biri olan Yukos'u ele geçirmişti. Yukos, onu Bank Menateb'in de sahibi yapacaktı.
Ortaklarına sadık kaldı. Yukos'un hisseleri New York borsasına taşındı.
Yukos'un ortaklarından Roman Abromoviç, bir zamanlar bir seyyar satıcıydı. 40 yaşına gelmeden edindiği milyarlarca dolarlık servetini, 80 katarlık bir petrol trenine el koyarak gerçekleştirdi.

Yukos'un gizli ortağı Boris Berezovski, Yeltsin'in danışmanlığı­nı yaparak bu noktaya gelmişti. Yeni Rus zenginlerini koordine eden de oydu. Sovyet havayolu Aeroflot'un başına geldiğinde bir an­ da ortadan 400 milyon dolar yok oldu. Özelleştirmeler sırasında İzvestiya gibi önemli basın organlarına da el koydu.
Yeksin, bu ve benzeri adamlarla "yeni" Rusya'yı şekillendirdi, ilk dört yıl böyle geçti.
1996 seçimleri yaklaşırken ilk turuncu lider Yeltsin zor durum­daydı.

O sıralarda Interfax tarafından yapılan anketler halkın yüzde 85'inin eski rejimi özlediğini ve Yeltsin'e duyulan öfkeyi gösteriyor­du.
Yeni Rus zenginleri telaşa kapıldı. Büyük bir seçim kampanya­sı planladılar.

Yeksin ikinci kez koltuğa oturdu. Halk bir kez daha ağır bir be­ del ödedi. Ulusal servetin büyük bir kısmı daha, yeni zenginlerin ve yurtdışındaki ortaklarının kasalarına girdi.
Beyaz bir örtüyle kaplı Moskova... Mart başında eksi 15 derece. Nefes aldıkça ciğerlerim ağrıyor. Şehitlikte bembeyaz karın üzerin­ de duran kıpkırmızı karanfillere bakıyorum.
9 Mayıs 1943'te Nazi Almanyası, Moskova'da işte tam burada durdurulmuştu. Sovyetler Alman işgaline karşı koymuş birkaç ku­şak yok olmuş ve sonunda Rusya'dan saldırganlar kovulmuştu.

Yarım asır sonra Rusya bu kez içerden ve dışardan ekonomik, siyasal ve kültürel tecavüze uğruyordu.
Rus halkı sadece 14 yıl içinde inanılmaz bir değişim yaşadı. Sovyetler dağılır dağılmaz, okul çağındaki çocuklarda görülen has­ talıklar 40 yıl öncesine göre beş misli arttı. Uyuşturucu kaçakçılığı oranı yüzde 70'e çıktı. Gençler arasında uyuşturucu kullanımı yüz­ de 500 oranında arttı. 1980'lere kadar rastlanmayan fuhuş her yeri sardı.

Rusya 1991'den sonra 10 yıl içinde Çarlık döneminden beri hiç görmediği bir yoksulluk yaşadı.
Yeni yüzyılın başında Yeltsin emekli oldu ve Vladimir Putin iş­te bu şartlarda göreve başladı.

İçerde yuvalanmış oligarklar ve dışarıdaki bağlantıları, her şe­yin aynen devam edeceği hesapları içindeydi, ama öyle olmadı.
Eski KGB ajanı Vladimir Putin, Yeltsin'in yolundan gitmiyordu. Önce dışarıya giden milyar dolarların hesabı soruldu.
Berezovskiy, Gussinskiy, Abromoviç dolandırıcılıkla suçlandı­lar ve ortaklarının yanına yurtdışına kaçtılar.

Ardından Yukos soruşturmaya alındı. Ülkenin en zengin adamı Hodorkovskiy'in siyasi emelleri de vardı. 2004 seçimlerinde Putin'e rakip olmaya hazırlanıyor, turuncu bir devrim planlıyordu. Bir an­ da kendini hapiste buldu. O da kaçakçılık, sahtecilik ve dolandırı­cılıkla suçlanıyordu.
Batı tepkisini gösterdi. Rusya'da demokrasi ve insan hakları ih­lalleri vardı.

Açık Rusya Vakfının kurucusu, yılların politikacısı Kissinger apar topar. Putin'i ziyarete geldi. Yukos'un hisselerini istiyordu.
Putin, Kissinger'a Yukos'un hisselerinin yüzde 44'ünü millileş­tirerek cevap verdi. Bu hiç beklenmiyordu; Yukos ve ortaklarının başına gelenler, Batı basınında aylarca manşetlere taşındı.

Putin iktidarına kadar yumuşak giden Amerika-Rusya ilişkileri bir anda sertleşti.
Bush, Slovakya'da Putin'e demokrasi öğüdü verirken Yukos'un acısıyla konuşuyordu. Rusya ile Amerika'nın romantik ilişkisinin sonuna gelinmişti.
10 yıldır sözü edilmeyen demokrasi ve insan hakları uyanları yeniden başladı. Rusya, uluslararası yasalara uymalıydı yani Yukos hisseleri satışa sunulmalıydı.
Bağımsız yargı güçlendirilmeli yani Hodorkovskiy serbest bıra­kılmalıydı ve özgür basma izin verilmeliydi. Bu da Batı medyasının Rusya'daki adamı Gussinskiy ve Çeçenlere silah sağlayan Berezovskiy'in ülkeye dönüşlerine izin verilmeli diye tercüme edilebilirdi.

Avrasya Hareketi lideri Aleksandr Dugin, Amerika'nın kendine göre bir dünya yaratmaya çalıştığını söylüyor. "Kendi ekonomik çı­karlarına uygun bir dünya. Bunun adı yenidünya düzenidir. Kültü­rel alanla da bunu destekleyecektir. Tüm kültürler, tüm ülkeler, tüm inançlar aynılaştırılacak tek kültür, tek kimlik dayatılacaktır. Amerika şimdi Rusya'da Putin sonrasının şartlarını oluşturmaya ça­lışıyor. Amerikancı, liberal bir ortamı sağlama almak istiyor."
Zorla dayatılan liberal ortamı Rus halkı sevmemişti. Mosko­va'da ünlü Arbat Sokağinın başında gelip geçene sormuştuk. Şu ağızlara sakız olan ve bir gramı bin ayıp örten demokrasi ve liberal ortam için onlar ne düşünüyordu?

Evgeni, koca kalpağı ve üşümüş gözlüklerinin ardından, "Bana sorarsanız" dedi, "şu an Rusya fazlasıyla liberal ve olması gerektiğin­ den fazla demokrasi var. Ben Amerika'da da yaşadım. Onların de­mokrasisini iyi bilirim. Bir kere demokrasi başka ülkelerden getiri­lemez, ihraç edilemez."

Çernişev aynı fikirdeydi:

"Nedir bu demokrasi? Amerika de­mokrasi bizdedir, diyor. Onlardan başka kimse demokrasiyi bilmi­yor. Öğretmeye kalkıyor. Öğrenmiyorlarsa zorluyor, gene de olmu­yor mu işgal ediyor. Irak'ta bu oldu."

Irak sadece bir başlangıçtı, son iki yıl içinde turuncu bayraklar kadife, gül, lale adlı birbirinin benzeri, devrimlerle Rusya çevrelen­ meye başlandı. Önce Gürcistan ardından Ukrayna denetime alındı ve son olarak Kırgızistan'da sarı bayraklarla bir darbe yapıldı. Artık Orta Asya yani Rusya'nın güneyi ve Çin'in en hassas sınırı hedef tahtasındaydı. Darbenin fitili etnik gruplar körüklenerek ateşleniyor, küçük gruplara verilen "bağımsız devlet vaadi" işe yarıyordu.
Çernişev "Dünyada 6.000 lisan var" diyordu. "Ve 200 kadar ül­ke. Şimdi 6.000 ülke mi kurulacak dünyada?" Bu mümkün mü? En önemlisi birlikte yaşamanın formülünü bulmaktır. Biz Rusya, Tür­kiye, Uzakdoğu, Yugoslavya'dan bu tarafa çok milletli çok dinli ül­keleriz. Bunun için ülkenin ulusal bütünlüğü olmalıdır. Olmazsa o zaman Çeçen, Karabağ her şey patlar. Bak Afganistan'da Faslılardan tutun, Özbeklere, Taciklere kadar herkes var."

Demokrasi ve özgürlük adı altında Rusya'ya getirilen şeyin asıl adı liberal ekonomiydi. Bu altyapı üstüne Rusya'ya en acımasızın­ dan bir popüler kültür de enjekte edilmişti. Ve 100'den fazla etnik grubu bağrında taşıyan Rusya'da hortumcuların faaliyetiyle giderek fakirleşen mutsuz halklar vardı. Açık Rusya Vakfı onları da unutma­yacaktı. Çeçenler, Tatarlar, Osetler özgür olmalı yani bu coğrafyada Batı çıkarlarını savunmalıydılar.
Putin başa geçtiğinde Rusya'yı dolandıranlara karşı savaş açmış, musluklar akmaz olmuştu. Batinin demokrasi çığırtkanlığının asıl nedeni işte buydu.

Arbat Sokağı başındaki kitapçıdan kitap seçen bir hanım:

"Bush'un demokrasi suçlamaları konusunda ne düşünüyorsunuz?" deyince, "Onun ülkesiyle kıyaslarsak bizde yeterince demokrasi var" diye cevaplamıştı.
Sonra Andrey'i görmeye Trud gazetesine girdik. Andrey de de­mokrasi söylemini file benzetenlerdendi. "Birileri uluslararası bir demokrasi standardı koyuyor, ama nedir bu demokrasi, kimse bil­miyor. Birinin elinde sopa oluyor. Demokrasi çoğulculuktur. Yük­ sek standartlarda kaliteli eğitimdir. Her vatandaşın ekonomik öz­ gürlüğünün olmasıdır. Bakın 15 yıl önce medya sadece devlete ait­ ti. Ama şimdi Rusya'da bir gazete dışında bütün gazeteler özel sek­törde. Büyük Rus sermayesi hepsini satın aldı. Düşünün patrondan bağımsız hareket edilebilir mi? Bu anlamda söyledikleri doğru. Ar­ tık basın özgür değil. Tamamen dış ülkelerin kontrolünde. Yeni elit, basını elinde tutuyor."

Ertesi sabah kızıl bayraklı bir grup insan, eksi 10 derecede Stalin ve Lenin'in mozolesi önünde toplanıyor. Aralarına karışıyoruz. Ellerinde Stalin resimli bayraklar, afişler. "Onun eserleri tahrip edil­di. Her şey satıldı. Hiçbir şey kalmadı" diye slogan atıyorlardı. So­luk yüzlü, kürklü şapkasından taşan beyaz saçları ve yıpranmış mantosuyla kenarda duran bir kadın, "Demokrasi ha!" dedi. "Eğer şu an Rusya'da yaşadığımız demokrasiyse demokrasinin anlamı halk düşmanlığı olmalı."

KızılMeydan'da İsyan

Öfkeli bir kalabalık.
Stalin'in ölüm gününde Kızıl Meydan, yolsuzlukları, fakirleş­meyi ve bir günde gelen zenginleri izlerken sabrı tükenmiş insanlar­ la doluyor. Suçluların hemen cezalandırılmasını, Putin'in daha hız­ lı radikal değişimlere imza atmasını istiyorlar. Putin'i yeterince sert olmamakla suçluyorlar.

Viktor Ampilov Emekçi Rusya Hareketi lideri, bayrakların önünde mozolenin açılmasını bekleyen kalabalık arasındaydı.
Ona yaklaşıyorum.

"Bugün burada Stalin'i anmak için toplandınız. Onu özlüyor musunuz?"
"Rusya sağlam bir devleti özlüyor. Stalin zamanındaki gibi güç­lü bir Rusya'yı özlüyoruz. O büyük bir liderdi ve işçi sınıfını, köy­lüleri ve halkı kolluyordu. Onu n zamanında egemenlik halkın elin­ deydi ve Rusya en güçlü zamanını yaşadı."
Kortejin kenarında Rusya'nın özel kanallarının muhabirleri. Top­lanan kalabalığa yabancı, tepkileri başka bir ülkenin gazetecileri gibi.

Birine soruyorum:

"Sizce Stalin'e olan bu özlem niye?"

"Ben kendi halkımı anlamıyorum. Çok garipler. Şurada biriyle konuştum. Amcası ve iki akrabası Stalin zamanında öldürülmüş. Ama o Stalin'e övgüler yağdırıyor. Mezarına çiçekler koyuyor. Stalin zamanında zengin bir ülkeydik diyor. Anlamakta zorlanıyorum. Adamın babası ona Stalin'in yolunda gitmeyi öğütlemiş. Stalin öldü­ğü gün 'Artık Sovyetler de yok!' demiş. Kardeşi kurşuna dizilmiş bir adam bunları söylüyor."
"Neden böyle hissettikleri konusunda hiç mi fikriniz yok?" Yüzünü buruşturuyor.
"Belki birden çok fakirleştiler. Bu bir neden olabilir. Rusya'da renkler çoğaldı, ama onlar gri kaldı. Ve tüm hayatlarını adadıkları koca bir imparatorluk gözlerinin önünde yıkıldı."

"Anlamışsınız işte" diyorum. "Bakın, bazıları 200.000 dolarlık arabalarda dolaşıyor ve diğerlerinin yiyecek ekmeği yok."
"Evet, bunları kabullenemiyorlar." "Siz nerede çalışıyorsunuz?"
"NTV'deyim. Liberal eğilimli özel bir kanal."

Gussınskiy'in kanalından söz ediyordu. O Yunanistan'a kaçmış­tı, ama birilerine kanalı devretmiş, aynı çizgide yayının devamını sağlamıştı.
Kanal içerdeki baronların sözcülüğünü yapıyor, popüler kültü­rü yayıyordu. 10 yıldır yapıla gelen propagandanın çok etkili oldu­ğu söylenemezdi.
Meydandaki genç bir kadın, "Biz Amerika'nın demokrasi meleği olarak buralarda dolaşan örgütlerine karşıyız. Onları kovuyoruz. Ve bir gün tamamen ülkemizi terk ettiklerini göreceğiz. Bu örgütler demokrasi adı altında Rusya'yı ele geçiriyorlar. Onlar çok yakında geldikleri yere gidecek."
Yaşlı bir öğretmen hanım, "Stalin tabii ki hatalar yaptı, ama unutmayalım o dönem ikinci Dünya Savaşı yıllarıydı. Her şey kar­makarışıktı. Biz onun değerini şimdi anlıyoruz. Bence Putin'in Stalin'den öğreneceği çok şey var" dedi.

Uğultuları meydanda bıraktım. Turistik dükkânların önünden geçtim. Dünya markaları vitrinlerdeydi.
Aleksandr Dugin "Putin'in Rusyası" demişti, "Liberal yani tu­runcu yani Batıcı Rusya ile gelenekçi Rusya arasında bir yerlerde. Bu yüzden hem turuncular tarafından eleştiriliyor hem de bizim tarafımızdan. Biz Putin'in bazı liberal görüşlerini eleştiriyoruz. Zayıf hal­ kın ekonomik olarak ezilmesini eleştiriyoruz. Aslında Putin denge politikası uygulamaya çalışırken iki tarafı da hüsrana uğratıyor."

Viktor Ampilov'a Putin için ne düşündüğünü sorduğumda "Bil­miyorum" demişti. "Bence bizim onun için ne düşündüğümüz değil onun bizim için, halk için ne düşündüğü önemli. Bakın Bush'la gö­ rüşmesinde Putin, 14 yıl önce Rusya'ya demokrasi geldiğinden söz etti. Oysa Rus halkı 14 yıl önce yapılan referandumda demokrasiye değil, Sovyet sistemine oy vermişti. Sovyetler Amerika'nın katkısıy­la darmadağın edildi."

Putin bir yandan dış baskıyla boğuşurken içerde de ters yönden esen rüzgârlarla başa çıkmak zorunda. Değişik siyasi hareketler boş­lukları dolduruyor, kimi tribünlere oynuyor, kimi Rusya'nın 20 yıldır boğazına sarılmış ahtapotun kollarına acilen kılıç vurulmasını istiyor.
Putin'i Hitler'le kıyaslayanların yanı sıra onu aşın demokrat ve aşın liberal bulanların sayısı çoğalıyor.
Meydandaki öfkeli kalabalık İngilizce konuştuğumuzu duyun­ca kafalarını çevirmiş Türk olduğumuzu öğrenince konuşmaya karar vermişlerdi.

Genç bir adam bağırıyordu:

"Demokrasiyi ülkeleri dağıtıp parçalamak için kullanıyorlar. Demokrasi adı altında savaşlar çıkarıyor, ülkeleri işgal ediyorlar. Sa­vaş, petrol ve diğer zenginliklerin üzerine oturmak için."

Yanımda tercümanım gazeteci Fuat Abbasov:

"Stalin dönemin­ den itibaren çok güçlü bir sosyalleşme başladı. Öğretmen, doktor gibi meslekler az para kazanıyor, ama aldıkları 100 ruble 200 rub­leyle insan gibi yaşıyorlardı. Şimdi bu mümkün değil."

Marketlerde iyi giyimli insanlar nöbete yakalanmış gibi bir şey­ler alıyor. Lüks tüketim maddelerine uzaktan bakanlar ve alışveriş arabalarını kasalarca yiyecekle dolduranlar yan yana.
Öğle vakti Türk çarşısındayız. Çarşı Türkler tarafından yapılmış modern bir alışveriş merkezi.
Mustafa Bilgiç bu çarşıyı yapan inşaat şirketinin mali işler şefi. Yıllardır Moskova'da yaşıyor.

"1990'a kadar bütün insanlar eşit şekilde yaşıyordu. Akşam sı­cak çorbasını evinde içiyordu, evi vardı, sosyal hakları vardı. Bana anlatılan kadarıyla 90'a kadar her şey dört dörtlüktü. 90'dan sonra bir şey oldu. Yeni zenginler türedi. O güne kadar görülmemiş lüks bir yaşam sergilediler. Villalar yaptırdılar, güvenlikleri, korumaları ve çok lüks arabaları vardı. Diğerleri soğukta yaşamaya devam etti ve giderek fakirleştiler."

Alışveriş merkezi öğlene doğru yavaş yavaş kalabalıklaşıyor. Bu merkezler son 5 yılın eseri. Daha önce dışarıda yemek yemek alış­ kanlığı olmayan Moskovalılar şimdi alışveriş merkezlerinden çıkmı­yorlar. Yeni tanıştıkları tüketim toplumuna uyum sağlamaya çalışı­yorlar. Kimisi para harcayabiliyor kimisi bakıyor, ama hepsi orada.

Düşünüyorum. Rusya'da alelade bir vatandaş Puşkin'den ezbe­ re şiirler okur, metro kitap okuyanlarla doludur, eğitim seviyesi çok yüksektir, kültürel gelişmişlik had safhadadır. Ama... bir şeyler de­ğişmiştir işte.
Tüketim çemberi içinde olmak, hiç ulaşamayacağı bir lüksün çevrelediği ortamda nefes almak, bugüne kadar yapmadıklarını yap­ mak istiyor. Bir de baronların kanallarından yayılan Hollywood filmleri, dizileri, yetenek şovları evlilik yarışmalarının kaçınılmaz et­ kilerinin ortalığa yayılıp durduğunu düşünürsek. Moskova uzun, ince bir yolda yürüyor.

Rusya büyük bir kültürün vârisi. Şimdi küresel rüzgârlar bu büyük mirası eğip büküyorlar. Merkezden biraz uzakta başka bir alışveriş merkezine gidiyorum.
Yine Türk firmalann yaptığı Moskova'nın en büyük alışveriş merkezi burası. Yüzlerce insan var. Kalabalık yürümemi engelliyor. Gençlerin yüzlerine bir şaşkınlık yerleşmiş. Daha yaşlı kuşağa gelin­ce...

İşadamı Ali İhsan Ahıskalı açıklıyor:

"Şimdi yaşlı kuşak Sovyetler Birliği kurulurken demiryollarını, karayollarını, fabrikaları inşa edenlerdir. Onlar sosyalist bir düşün­ceyle hareket etmişlerdi. Ama perestroyka sonrası başka bir döne­mece girdiklerini anladılar. Artık serbest piyasa ekonomisi vardı ve piyasanın liberalleşmesiyle birlikte o kuşak ortada kaldı." Dugin "Rusya çok zor bir aşamadan geçiyor" diyordu. "Halkın küçük bir kesimi küresel bilgi ve medya bombardımanının etkisi altında. Bu bombardıman müzikle, sinemayla, popüler kültürle yayılıyor. Şim­di burada birbirinden farklı üç Rusya var. Gelenekselliği savunan vatansever Rusya, Putin'in Rusyası ve turuncu küresel Rusya. Küresellik rüzgârına kendini kaptırmış azınlık ve geleneği savunan ço­ğunluk arasında bir kavga var. Bush turuncu Rusya'yı tercih ediyor tabii. Bush, Putin'i turuncu Rusya'ya doğru itmek istiyor. Amerikan yönetimi zayıf, bağımlı, jeopolitik gücünü kaybetmiş bir Rusya isti­ yor. Putin ise bir denge kurmaya uğraşıyor."

Çernişev çözümü Avrasya'nın birliğinde görüyordu:

"Elitlerimi­zin başında aşırı Batıcılar var. Bütün sorun burada. Bunun için biz Avrasya uğruna çalışıyoruz. Batıcılar şimdi çok kuvvetli. Avrasya fikrini elite vermemiz lazım. Bunun için vakit lazım."

Restleşme

Politik elit henüz hazır olmasa da, Putin geldiğinden beri Avras­ya ülkeleriyle ilişkilerini hızlandırdı ve bu Amerika ile Rusya arasın­ da restleşmeyle sonuçlandı.
Rusya, Çin'le, Hindistan'la ve Orta Asya cumhuriyetleriyle stra­tejik ortaklıklar imzaladı. Şanghay İşbirliği Örgütü, dünyada ikinci bir kutup olarak yükselmeye başladı.

Amerika buna karşı Orta Asya'da üslerini konuşlandırdı. Sivil toplum örgütlerini bölgeye yığdı.
Putin yabancı istihbarat teşkilatlarının Rusya'daki faaliyetlerini engelledi. Aşırı dinci sivil toplum örgütlerini sınır dışı etti.
Bush Putin'i demokrasi, insan hakları ihlaliyle, özgürlükleri kı­sıtlamakla suçladı.

Restleşme devam etti.

Putin Yukos hisselerinin bir kısmını devletleştirmekle yetinme­di, özelleştirmeleri durdurma karan da aldı.
Ardından dünyanın ikinci büyük ordusu olan Rus ordusunu daha da güçlendireceğini açıkladı.

Cevap Amerika Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz'den geldi

Rusya'yı, İran'ın yanı sıra şeytan ekseni ülke olarak ilan etti. Açıklamanın hemen ardından Putin, Rusya'nın yeni bir tür atom bombası geliştirdiğini açıkladı. Açıklama İran tehditlerin yo­ğunlaştığı bir döneme rastladı.

Biz uluslararası toplantılarda, ekranlarda iki lideri yan yana el sıkışıp açıklamalar yaparken görürdük. Arka planda şimşekler ça­ karken.
2004 sonunda Putin Türkiye'yi ziyaret etti. İki ülke arasında stratejik ortaklık anlaşması imzalandı.
Amerika'nın Birleşmiş Milletler eski büyükelçisi Richard Holbrook, Rusya'nın Türkiye'yle ilişkilerini geliştirme çabasını "tehlikeli" bir gelişme olarak niteledi.
Çernişev "Birlik olmak şarttır" diyordu. "Bölgede neler olduğu­ na bir bak. Bağımsız Devletler Topluluğu, Karadeniz Birliği, Hazar Birliği, Avrasya Ekonomik İş Birliği, Şanghay İşbirliği Örgütü, dört ülke Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Kazakistan aynı ekonomik sa­ hayı kurmaya başlıyorlar. Görüyor musun kısa zamanda ne kadar örgütlenme oldu. Daha işin başındalar, ama şimdi tohum filizleni­ yor. Şanghay İşbirliği Örgütü'ne İran ve Hindistan da katılmak isti­ yor."

"Devrimci Soros Paşa"

Avrasya'daki bu yakınlaşmalar Batiyi endişelendiriyordu. Ame­rika Kırgızistan'da Cumhurbaşkanı Akayev'le seçimlerden önce bir pazarlık yaptı. Kırgızistan Awacs uçaklarının Bişkek'teki üsse inişle­rine razı olmalıydı. Akayev reddetti. Ortalığın karışmasında ret ce­vabının büyük rolü oldu.
Üstelik Kırgızistan, Rusya ile Çin'in ortasında yer alan Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi bir devletti. Büyük stratejik öneme haizdi. Ve, Gürcistan ve Ukrayna'dan sonra eski sovyet cumhuriyetlerindeki üçüncü turuncu darbeye orada teşebbüs edildi.

Darbelerin mimarı, uluslararası spekülatör George Soros'tu. Türk basınında "kapitalist Lenin" veya "devrimci Soros Paşa" gibi la­ kaplara kavuştu. Darbe halk hareketi olarak manşetlere taşındı ama...

Soros sadece 1983'te Amerikan Kongresi'nden çıkan "demokra­si projesinin" uygulayıcılarından biri. Her ne kadar Başkan Bush'a karşıtlığıyla tanınıyorsa da, o bir Amerikan milliyetçisi ve Amerika Birleşik Devletleri çıkarları doğrultusunda Orta Asya'da ilerliyor.
Soros Vakfı'nın ilk faaliyet yeri Yugoslavya'ydı. Yugoslavya par­ çalanırken Sorosçu OTPOR örgütü ilk kıvılcımı çaktı. Sonraki tüm turuncu darbelerde OTPOR üyelerinin deneyimi kullanıldı.

Kırgızistan'da da ilk gösterilerde tutuklanan provokatörler Sır­bistan vatandaşı ve OTPOR üyeleriydi.
Amerikan istihbarat örgütleri önümüzdeki yıllarda hedefin Rusya ve Çin olduğunu söylüyor. Soros'un ve açık toplumcu der­neklerin faaliyetleri Orta Asya'da, Tacikistan, Kazakistan ve Moğo­listan'ı; batıda Moldova ve Beyaz Rusya'yı kapsıyor. Toplumun zayıf noktaları değerlendirilerek etraf turuncuya boyanıyor. Ucuz ve kali­teli tarafından devrim imal ediliyor.

Avrasya hareketi lideri Aleksandr Dugin, "Özgür bir dünyadan bahsediliyor" diyor. "Herkes seçiminde özgür olmalı deniyor. Atlantikçi mi olacağız Avrasyacı mı? Batılı olmayı mı tercih edeceğiz, Do­ğulu kalmayı mı? Bu seçimi yaparken özgür bırakılıyor muyuz? Bu­nu bir daha düşünmeli."
Rusya onu gördüğümde bir dönemeçten geçiyordu. Önümüz­ deki günlerde büyük ve sert satranç hamleleri göreceğiz. Şimdi ge­lin Rusya Federasyonu'nun en zengin özerk cumhuriyetlerinden Tataristan'a gidelim.

Kaynakça
Kitap: SINIRLAR ARASINDA
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir