Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kırım Türkleri

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Kırım Türkleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 17:59

KIRIM: DEVLERİN SAVAŞ ALANI

Kasım 2004 Yolculuğundan


Bir zamanlar Altın Orda Devleti'nin topraklarıydı. Oyuna geldi. Gücü Venedik ve Cenevizlilere kaptırdı. Sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun hâkimiyetine girdi. Derken Rus Imparatorluğu'nun bir parçası oldu. Puşkin şiirler yazdı onun için, Tolstoy'un öykülerine konu oldu. Hep tarihin dönüm noktalarına tanıklık etti.
Sıcak savaşlardan nasibini aldı, ama Soğuk Savaş da burada başladı.
Devlerin savaş alanı yemyeşil bir yanmada. Bin bir oyun arasın­da.
Bir zamanlar burada Kırım Tatarları yaşardı. Türkçe bir dil ko­nuşurlardı.

Yüzyıllarca göçtüler, sürüldüler. Stalin ikinci Dünya Savaşı'nda onları Sovyetlere karşı Almanlarla işbirliği yapmakla suçladı. Binler­ce insan, kadın çoluk çocuk yaşlı Orta Asya steplerine sürgün edil­di. 45 yıl sürgünde kaldılar. Kimileri orada öldü, kimileri orada doğdu. Son 15 yıldır vatan dedikleri topraklara dönüyor, yeniden yerleşiyorlar.

Çok sancılı bir hikâye, onlarınki. 1945'te gittikleri steplerde
1967'ye kadar sessizce yaşadılar. 1967'de kendilerinden bir nevi özür dilendi ve itibarları iade edildi, ama vatana dönme izni veril­medi.
Bu ancak Sovyetlerin dağılma sürecinde gerçekleşebildi.
1988'de Kırım Tatarları Fergana'dan Semerkant'tan akın akın Kı­rım'a geldiler. Ama evsiz, topraksız, işsizdiler.

Geldiklerinde devletten toprak istediler. Onlara tahsis edilen topraklar, isteklerini karşılamıyordu. Boş arazilere bayraklarını dik­ tiler, yüzlerce ev anakentlerin dışında yükselmeye başladı. Sık sık polis ve askerle çatıştılar, evleri yıkıldı.

Sovyet sistemi dışında kalan, ekonomik krizin ağır darbesi al­ tında ezilmiş diğer azınlıklarla ortak bir yanları vardı:


Ekonomik ve siyasi kaosu hepsi aynı anda yaşıyorlardı.

Simferepol yani Akmescit'te, Kırım Tatar toplumu lideri Musta­fa Cemiloğlu'yla görüşecektik. Yaşamının 25 yılını hapiste geçirmiş­ti. Kırım Tatarlarının vatana dönüş mücadelesinde başı çekmişti. Açlık grevleri, protesto gösterileri, muhalif örgütlenmelerle adını duyurmuş, Batı'nın dikkatini üzerine toplamıştı. Rus muhalif liderlerle bir araya geliyor, Kırım Tatar milli hareketini örgütlemeye ça­lışıyordu.
Sovyetlerin dağılma sürecinde 1989'da bu hedefini gerçekleştirdi.

1991'de Sovyet sistemi çökerken Ukrayna'da bir referandum ya­pıldı. Sovyet sisteminden ayrılma kararı halkın oyuna sunulacaktı.
Ukrayna referandumda yüzde 54 oyla Rusya'dan ayrıldı. Bu, Kırımlıların oyuyla mümkün olmuştu. Ukrayna bağımsızlığını biraz da Kırım Tatarlarına borçluydu. Ama 45 yıl sonra anavatana dönen, çalışkan, girişken ve doğurgan Kırım Tatarları Ukrayna'yı endişelen­dirmeye başladılar.
Ama referandumdan sonra Ukrayna, 1946'da lağvedilerek eya­let statüsüne alınmış olan Kırım'ı, yemden özerk cumhuriyet olarak tanımak zorunda kaldı.
Ukraynalıların, Rusların ve diğer azınlıkların temsil edildiği bir parlamento hayata geçti. Bu, Kırımlı Tatarların özerk bir Kırım Tatar Cumhuriyeti isteklerinin önünü kesmek için tasarlanmış bir hamleye benziyordu.

Milli hareketin lideri Mustafa Cemiloğlu yeni kurulan parla­mentoyu protesto etti ve hemen ardından Kırım Tatar Meclisi'ni kurdu. Ve Ukrayna'nın kurdurduğu parlamentoyu tanımadığını açıkladı. Kırım'da şimdi iki meclis var; Kırım Tatar Meclisi ve Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu ya da Yüksek Şûrası. Daha sonra bu parlamentoya Tatar milletvekilleri girdi, ama Cemiloğlu oraya hiç adımını atmadı.
Ortaya koydukları sert siyaset Ukrayna'yı olduğu kadar Kırım'da yerleşik diğer azınlıkları da endişelendiriyor, Kırım Tatarları­ na karşı bir tepki oluşuyordu.

Rus Muhalifler

Larissa Ivanova Kırım'da Rus azınlığın en muhalif gazetelerin­ den Kırımskoye Vremya'nm başyazarı. Kırım Tatarlarının muhalefe­ tinin Batı'nın işine yaradığını söylüyordu:

"Bizim anlayamadığımız şu: Nasıl oluyor da bu Kırım Tatar Meclisi gayri resmi olarak devletle aynı seviyede çalışmalar yürütü­yor. Nasıl oluyor da kanun dışı yollarla"arazilere el koyuyor. Buranın büyük bir stratejik önemi var. Hem Rusya'nın hem Ukrayna'nın de­niz filosu Kırım limanlarında duruyor. Düşünün Rusya'nın dibinde bir ülke. Amerika için büyük önemi var. Amerika, Kırım'ın limanla­rında kendi filosunu görmeyi çok ister. Bu Karadeniz'e de hâkim ol­mak demektir. Muhalefetin Amerika'yla yakın ilişkisi kafaları karış­tırıyor. Bazıları Mustafa Cemiloğlu'na cumhurbaşkanı diye hitap ediyor."

Larissa, bu konuşmadan çok kısa bir zaman sonra, yaşadığı ül­kenin Amerika'nın turuncu darbesiyle sarsılacağını hissediyordu. İs­met Zaaf Kırım Özerk Cumhuriyeti kültür bakanı yardımcısıydı. Onunla konuşurken Larissa'nın dediklerini hatırlamıştık.
"Sürgün, ismet Bey, İkinci Dünya Harbi'nde Kırımlıların Al­manlarla işbirliği yaptıkları gerekçesine dayanıyordu."

İsmet Zaaf "Ben Kırım Tatarı'yım. Bu toprak benim" diyordu. "Toprağımı zapt eden Rus, Alman fark etmez. Evet, o zaman Alman­ lar Kırımlıları Rus zulmünden kurtarmaya çalıştılar. Yardım ettiler, kabul ettik."
"Bugün de ABD aynı şeyi mi yapıyor? Size yardım edecekmiş gi­bi mi görünüyor? Herkes uzaktan göz kırpıyor size..."

"ABD, bizi Kırım'ın yerli halkı olarak tanıyor. Bu çok önemli." "Ne çıkarı var sizi tanımakta?" diye soruyorum. Ve Kosova'da, Bos­na'da, Arnavutluk'ta Amerikan sempatizanlarının ağzından düşme­ yen bir cümle duyuyorum.
"Amerika kendi demokrasi standartlarını dünyaya yayıyor." İs­met Zaaf "Bizim apayrı bir tarihimiz var" diye devam ediyor. "1700 yıllık bir tarihimiz var. Kırım Hanlığı'nı 1921'de yeniden canlandır­dık. 1944'e kadar devam etti. Kürdistan, Kırmançistan filan yoktu, ama bizim devletimiz vardı. Milli devletimizi mutlaka canlandıraca­ğız. Bugün değilse öbür gün."

Larissa'nın korkularını doğrulayan bir konuşmaydı. Kırım Ta­tarlarının lideri Mustafa Cemiloğlu'yla buluşmak üzere Kırım Tatar Meclisi'ne doğru yola çıktık.
Yol üstünde mavi bir bina. Üzerinde mavi bir bayrak. İçeri gir­ dik. Gönüllü gibi görünen kapıda birikmiş birkaç adam vardı. Cemiloğlu henüz gelmemişti. Bir odada tesettürlü bir iki kadın, uzun sakallı genç adamlar oturup bekledik. Televizyon açıktı. Haberleri seyrederken genç adamlardan biri, ekrandaki Yuşçenko'yu gösterip, "Birkaç ay sonra ülkenin başına o geçecek" dedi. Defalarca kapatıl­mış bir televizyon kanalını seyrediyorlardı. Şu sıra yayındaydı. Sıkı muhalefetin sözcüsüydü ve yurtdışından fonlanıyordu. Bir saat geç­ ti, Cemiloğlu'nun geldiğini haber verdiler. Koltuğuna gömülmüş kahverengi elbiseli, minyon bir adamla karşılaştık. Gelecekten emin görünüyordu. Karşı karşıya oturmamıza rağmen onu çok zor duya­ biliyordum. Kendi kendine mırıldanır gibi konuşuyordu.
"Eski haklarımız geri verilmeli. Savaştan önce resmi dil Kırım Tatarcası ve Rusça'ydı. Ama şimdi Kırım Tatarcası yok. Sonra tem­ sil durumuna ait isteklerimiz var. Biz nüfusun yüzde 13'üyüz, ama o oranda temsil edilmiyoruz, yüzde 4,5 temsil ediliyoruz. Seçim ka­nununda problemler var. Toprak dağıtımında adaletsizlik var."

Ona Larissa'nın endişeleriyle ilgili görüşlerini soruyorum. "Kı­ rım Tatar Meclisi'nin uzun vadedeki planının milli bir cumhuriyet kurmak olduğundan söz ediliyor. Kırım cumhurbaşkanlığım hedef­lediğiniz söyleniyor. George Soros, yakın bir zamanda sizi ziyaret et­ ti; Amerikancı siyasetin içinde olmakla sizi suçlayanlar var."
"Ruslar bizi suçlamayı âdet haline getirdi. Ukrayna'yı bölme söylemleri çok bayatladı" diyor.
Sonra, Ukrayna'da muhalefeti desteklediklerini açıkça dile geti­riyor.

"Seçimlerde Rusya diğer tarafı destekleyecek. Bizim için çok önemli bir nokta var. Eğer Rusya'nın Ukrayna'da yer alan Karadeniz filosu kaldırılmazsa Ukrayna devleti NATO'ya giremeyecek. Burada Ruslar, çok atıp tutuyorlar. Yakında Yuşenko iktidara gelecek. Ve her şey düzelecek."
Rus nüfus, Ukrayna'nın beşte biriydi. Kırım Tatarlarına ve kü­resel güçlerin temsil ettiği "demokrasi" söylemine en çok onlar kar­ şı çıkıyorlardı. Demokrasi kılıcı altında Batılılar, Kırım Tatarlarını bahane edilerek bu topraklara insan hakları, demokrasi, azınlık hakları diye gelecekler sonra da askerleri, filoları, bankaları, fonları gelecek diyorlardı. Ukraynalı yöneticilerse, ülkedeki büyük Rus nü­fusun farkındaydı, Kırım Tatarlarını bir denge unsuru olarak görü­yorlardı.

Ne de olsa 70 yıl Sovyet idaresinde yaşamış eski Sovyet vatan­daşlarıydılar ve bir anda kendilerini özgür, yalnız ve demokrat bul­ muşlardı. Siyasi boşluğa yer olmayan bir dünyada hızla bu coğraf­yaya kayan Batılı güçlerden de ürküp bir denge arayışı içindeydiler. Ukrayna hükümeti ortada duruyordu ve bu Batının hoşuna gitmi­yordu.

Mustafa Cemiloğlu'nun hiç adım atmadığı Kırım parlamentosu'na gidiyoruz. Türkiye'den gelenlere önyargıyla yaklaşan birkaç politikacıyla karşılaşıyoruz.
Türkiye dış politikasında Kırım Tatarlarının Ukrayna'ya karşı kullanıldığı, Türkiye'nin müttefiki Amerika'yla birlikte, bu ülkenin bölünmesine yönelik oyunları desteklediği fikri kafalarda yer etmişti.

Deiç Boris Davidoviç, Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu'nun başkanıydı.
Yaklaşan seçimler ve muhalefet lideri Yuşenko'yla ilgili sorular­ dan dikkatle kaçınıyordu. "Seçimlerde ne olur sizce?" "Hak eden kazanır!"
"Yuşçenko gelirse memnun olur musunuz?"
Yüzü kırmızı bir renk alıyor. Sert bir sesle "Soru yanlış. Neden Yuşçenko?" diye cevap veriyor. "Muhalefet olduğu için."
"Yuşçenko hakkında muhalefet demek yanlış" diyor. "Seçim kampanyaları daha yeni başladı, yorum yapmayacağım."
Bizimle daha fazla konuşmayacağı belli oluyor.

Kırım'da Hayat Zor!

Mustafa Ahmedov tercümanımız. Türkiye'de üniversiteye git­miş. Ailesi Fergana'dan Kırım'a dönmüş. Bizi Simferepol'ün pazarı­ na götürüyor.
Ruslar, Tatarlar, Ukraynalılar, çoğu kadın. Önlerinde sebzeler ya da kuru balıklar. Bazıları giyecek satıyor. Zümrüt gözleriyle bize gülümseyen 35-40 yaşlarında altın dişli bir kadına yaklaşıyorum.
"Nasılsınız? Geçim kolay mı buralarda?" diye soruyorum.
"Yok yetmiyor. Ben Özbekistan'dan geldim, başka işler yapar­dık oralarda" diyor.
Özbekistan'da öğretmenlik yapıyormuş. Burada pazarcılıkla ge­çiniyor.
O, Özbekistan'da doğmuş. 10 yıldır Simferepol'de. Ama daha evleri bile tam kurulmamış. Sağlık olsunmuş.
Ukrayna 50 milyonluk koca bir ülke. Bu nüfusun 2 milyonu Kırım Özerk Cumhuriyeti'nde yaşıyor. Kırımlı Tatarların sayısı 250.000.

Kaynakça
Kitap: SINIRLAR ARASINDA
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: KIRIM TÜRKLERİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 18:00

Resim
Tercümanımız Mustafa Ahmedov.

Pazarda avurtları çökmüş yaşlı bir kadın. Başında kırmızı güllü siyah başörtüsü. Önünde sadece birkaç kereviz. "Ona da Türkçe "Nasıl? Sattın mı hiç?" diyorum. Anlamıyor. Mustafa onunla Rusça konuşuyor. "Hiç satamamış!" diyor.
Burada yaşayan Rus halkı hiç de iyi koşullarda görünmüyor. Pazarın ortasında neşeli bir grup yüksek sesle Türkçe konuşu­yor. Selamlaşıyoruz. "Buralarda iş yapıyoruz" diyorlar. "Geçmişte çok zordu, mafya iflahımızı kesiyordu."

"Şimdi mafya yok, kapılar açıldı, ticaret öğrendi insanlar. Dün­ yanın en büyük kargo uçakları Ukrayna'da yapılıyor. Bu bölgenin en büyük buğday deposu Ukrayna. O yüzden bayrakları sarı-mavi. Mavi göğü. sarı buğdayı temsil ediyor."
Ayaküstü bizi bilgilendiriyorlar.

"O zaman niye halk fakir?" diyorum. "Birileri fazla mı yiyor?" Aralarından biri "E o iş her yerde aynı" diyor.
Mustafa ve şoförümüz Ekrem'le Kırım Tatarlarının yerleşim alanlarından birine geliyoruz. Evlerin hepsi çok lüks görünüyor. Hemen hepsi koca bahçeler içine kurulmuş 5-10 odalı villalar. "Neden bu kadar abartılı büyük bu evler?" diye soruyorum. Mustafa, "Gelenek­ler sürüyor" diyor. "Ailede ne kadar oğul varsa o kadar aile bir arada yaşayacak bu evlerde. Evlendikçe artacaklar. Onu düşünerek evlerini yapıyorlar." Aralarında küçük olanlar da var. Onlar oğullarını göçten önce evermiş olanlar. Birinin kapısında incecik 70 yaşlarında sıcak­ tan kavrulmuş bir adam. Adı Zodi. 1990'da gelmiş vatanına.
"Şimdi memnun musunuz?" diye soruyorum.

Zodi, ellerini iki yana açıp, dişlerini gıcırdatıyor, "Ölmeden ya­şıyoruz işte" diyor.
"Emekli maaşı 230 grivna! Yeter mi?" diyor.

230 grivna 50 dolar ediyor. Bu para serbest piyasa ekonomisi­nin yeni yeni egemen olduğu ülkede, ancak ev içi kapalı ekonomiy­le ve tüm ailenin birbiriyle yardımlaşmasıyla güç bela bir geçim sağ­layabiliyor. İşte o yüzden herkes ek gelir peşinde koşuyor. Yaşlılar pazarlarda bahçe ürünlerini satmaya çalışıyor.
Dönüş yolunda Ekrem yolun iki tarafında değişik tarzdaki yer­leşimleri işaret ediyor.

Bir tarafta Rusların yaşadığı çok katlı az metrekareli çok yıpran­mış görünen toplu konutlar. Öbür yanda bahçe içinde müstakil sür­ gün konaklan.
Mustafa, Rusların yaşadığı toplu konutların en fazla 40 metre­ kare olduğunu söylüyor. "Yerleşimlerin çelişkisi Tatarlar ile Rus azınlık arasındaki uçurumu derinleştiriyor" diyor.
Akmescit'in çevresi tümüyle göçmen yerleşimleriyle dolu. Mustafa "Sovyetlerin çöküşüyle vatana dönüş başladı. Devlet toprak verdi. Bu gördüğünüz evlerin yarısı zapt edilmiş topraklar üstüne kuruldu. Sonra tapularını aldılar."

"Yeni yeni yapılmaya başlanmış binalar da var" diyorum. "Bun­lar yeni gelenler mi?"
"10-15 yıldır göç sürüyor. Şimdi gelenler daha çok zorluk çe­kiyor."

"Neden?"
"Eski gelenler yerleşti, bir sistem kuruldu. Ev bulmak zorlaştı. Fiyatlar pahalandı."
Bazı evlerin uzun zamandır tamamlanamadığı anlaşılıyor. Mus­tafa'ya villa tarzı yapılırken yarım kalmış evlerin bir duvarına yapı­ şık müştemilatlarda yaşayanları gösteriyorum.
"İlk gelenler 1990'larda 'evim olacaksa en iyisi olsun' diye inşa­ ata başladılar ama 1991'de Sovyetlerin dağılmasıyla hiperenflasyon geldi ve her şeyin fiyatı katlandı. Onların da evleri yarım kaldı."
Çoğu ufak çaplı ticaretle uğraşıyordu. Otobüs şoförlüğü ve in­şaat işçiliği yapıyorlardı.

Biz evlere bakarken iki kadın aşina seslerle yanımızdan geçti. Onlar Rahime ile Halide'ydi. Rahime bir gayret evini bitirmişti.
Yıllarca sırtlarında taş taşıyarak bir ev yapabilmişlerdi. Diğer ev­ler gibi gösterişi abartılmamış, aileye yetecek kadar mütevazı bir ev ortaya çıkmıştı. Halide'ye bakıyorum.

Başını yukarı kaldırıyor:

"Be­nim evim yok, 250 km uzakta oturuyorum. Misafir geldim" diyor.
İkisi de Özbekistan'dan 1992'de gelmişti. Halide, Rahime ka­dar şanslı değildi. Belediyede tanıdığın varsa verilen yardımlardan hızla yararlanabiliyordun. Bazıları ruhsat için dört beş senedir bekliyordu.
Rahime zengin evlerde temizlik işçisi olarak çalışıyordu.

Biz yol kenarında sohbet ederken iki çocuk yaklaştı. 10-11 yaş­larındaydılar.
Alim'e okuldaki tarih derslerinde neler öğrendiklerini soruyo­rum. "Tarihte Türkleri okutuyorlar mı?" diyorum.

Alim: "Yok" diyor.

"Peki, Osmanlı İmparatorluğu?" Alim yine "Yok" diyor.
Moğol tarihi biraz Rus tarihi ve çokça da Antik Yunan öğrettik­lerini söylüyor.

Enver Izmailov ve Kızı

Aslında bu mahallede, bizi bekleyen biri var.
O, dünyaca ünlü bir müzisyen, Kırım'da pek tanınmıyor, ama Özbekistan'da başlayan ünü Batı'da da yaygın.
Enver'in ailesi kendi elleriyle yapmış koca evi. Evin bir kısmı stüdyo. En modern aletlerle donanmış stüdyoda tüm aile oturuyo­ruz. Enver "Benim hayatım yahşi oldu" diyor. "Açlık görmedim. Zengin değildik, ama okula gidebildim. Anam babam çalıştı. Açlık, sürgün gördüler. Ama biz rahat büyüdük."
Bize yeni bestelerini çalıyor. Modern caz tınılarına kulak verir­ken gözlerimiz Enver'in kayınvalidesi Emine'ye takılıyor. Üstünde beyaz dantel bluzu gözleri bir kız çocuğunun gözleri. O geçmiş ile bugün arasında bir köprü gibi. Biraz şaşkın Enver'in gitarından çı­kan caz tınılarına kulak veriyor. Sonra torunu Liniye İngilizce şarkı­ lar söylerken, "Nerede bizim o eski şarkılar" der gibi yere bakıyor.
"Emine" diyorum. "En çok hangi türküyü seversin?"

Emine cevap vermek istemiyor. Belli ki bunlar onun sevdiği şarkılar değil. Emine, "Hepsi güzel" gibi sözlerle geçiştiriyor.
Biraz daha sıkıştırınca, "Liniye benim sevdiklerimi söylemiyor" diyor.
Bilgisayar ekranında Enver'in Liniye'yle yaptığı son video klip. Blues Brothers giysileri içinde baba kız. Rock yapıyorlar. Emine, Kı­rım tınılarını özlüyor. Enver ticari kaygılardan söz ediyor.
Enver "Buralarda iş yok" diyor "Çünkü burası çok küçük ve sosyal kriz var. Müzisyenler ancak düğünlerde, toylarda çalıyor. Ben de bir zamanlar toylarda çaldım."

Sevastyamovka Köyü'nde Bir Toy

Sanatçısı, öğretmeni, işçisi farklı kesimlerden, farklı insanlar tek bir hedefe odaklanmışlar ve bu topraklarda yeni bir hayat kur­manın sancısını yaşıyorlar. Yaşam tüm güçlükleri ve çelişkileriyle devam ediyor. Kimileri yıllarca Doğu'da kapalı kaldık şimdi Batıya açılmanın tam zamanı diyor. Kimileri geleneklere daha sıkı bağlanı­yor.

Biz bu gece bir düğüne gideceğiz. Simferepol yakınlarında Sevastyamovka Köyü'nde Erdem ile Zeynep'in mürüvvetini göreceğiz.
Gece klarnetin sesi ovaya yayılıyor. Uzaktan sarı bir ışık yuma­ğı görüyoruz. Ve içinde kalabalığın siluetleri. Bu kocaman bir çadır. Eski zamanlardaki gibi toprağa yerleştirilmiş. İçinde tüm köy halkı, en güzel giysileriyle uzun tahta masalara kurulmuşlar, önlerinde en­ vai çeşit yiyecek ve bol votka.
Düğünler cuma gecesinden başlıyor. Damat, yakınlarıyla kız evine gidiyor, gece yarısına kadar eğlenip evine dönüyor. Cumarte­si gecesi, kız tarafı damadın düğün yerine geliyor sabaha kadar sü­ren şenlikler yapılıyor. Gelin tüm davetlilerle oynuyor ve artık yeni evinde kalıyor.
Zeynep Gelin bütün gece oynadı. Hiç yerine oturmadı. Gecenin sonunda elinde büyük bir deste para birikmişti. Gelinle oynayacak olanlar ellerinde parayla karşısına geçiyorlar, bir süre oynadıktan sonra parayı onun eline tutuşturuyorlardı.
Burada henüz kredi kartı uygulaması yoktu, her şey nakit pa­rayla alınıyordu. Zeynep ile Erdem yepyeni bir ev kuracaklardı. Bu ev, eş dost, akraba hep beraber yapılacaktı.

Erdem taksicilik yapıyordu. Zeynep ise berberde çalışıyordu. Sevastyamovka köyünde bir çift daha bu gece dünya evine giri­yordu. Onlar Özbekistan doğumluydu, çocukları anayurtta doğa­caktı.

O gece, gözleri yaşlı yeni evli çifti seyreden ara sıra coşup Kı­rım'ın en güzel türküleriyle halay çeken biri vardı. İsmail Kerimov; Kırım Üniversitesi rektör yardımcısı.

"Kart (yaşlı) babam 1928'de yurtsuz kalmış. Her şeyimizi kay­betmişiz. Ural Dağlarına gitmişler. Sonra oradan Kırım'a gelmişler. Sürgünlerde çok kayıplar vermişiz. 50 yıllık emeğimiz oralarda kal­mış. Böyle üç nesil hep kayıplarla hayat tüketmiş. Halk vatansız, ev­ siz kalmış. Şimdi zaman başka, inşallah iyi olacak" diyor.

İsmail Hoca 1993 yılında Kırım'a dönmüş. Uzun zaman üniversitenin lojmanında kalmış, nihayet yerleşmiş.
Gece saat iki. Dünyanın en güzel tınıları Kırım türküleri. Gelin ile damat kalabalığın içinden çıkıp evlerine uğurlanıyor. Gökyüzü aniden kararıyor, bardaktan boşanırcasına bir yağmur başlıyor.
Biz vedalaşıyoruz.

Yolda Mustafa ile şoför Ekrem aralarında Rusça konuşuyorlar. Evlerde konuşulan Kırım Türkçesi günlük hayatta yerini Rusça'ya bırakıyor.
Kırım bir değişimi yaşıyor. Bir geçişi yaşıyor. Bir rejimden öbürüne geçiyor. Bin türlü acıdan, savaştan çıkmış yeni mücadelelere hazırlanıyor.
Çoğunluk ekmek kavgasında, 100 dolara ayı geçirmenin yolu­nu arıyor ama başkaları da var.

Özelleştirme furyasında başarılı ayak oyunlarıyla ya da kara pa­ra ilişkileriyle son 10 yılda milyonlarca dolarla oynayanlar da var, Batılı sivil toplum örgütleriyle proje bazında anlaşıp büyük para ka­zananlar da.
Sokaklarda marketler boy göstermeye başlamış. Oralara sadece zenginler gidiyor. Birinin otoparkına girip müşterilere bakıyoruz. Çoğunun oraya sadece görünmek için geldiği gibi bir izlenime ka­pılıyoruz. Saçlarını özenle topuz yapmış, daracık blucinin altında 12 pontluk takunyaları ve kıpkırmızı ojeleriyle, küçük bir kızı çekiştirerek markete giren bir genç hanım, BMW bir cipten inmişti. Gözlüklerini çıkarmadan markete girmişti. Saçları kazılı, güneş göz­lüklü bir adam steyşın arabadan, pembe elbiseli küçük bir kızı ya­vaşça indirdi.

Yeniden yapılanan Kırım'ın burjuvazisini seyrediyorduk. Mustafa "Burası en lüks alışveriş merkezlerinden biri" diyor.
"Zaten sadece iki tane var. Toplum artık sınıflara ayrıldı ve bu süreç hızla devam ediyor. Türkiye'deki gibi sınıflar arasında uçurumlar oluşmaya başladı."
Eskiden hiç önemi olmayan şeyler önem kazanıyor, sembolleşiyordu. Yaşanılan semt, arabanın markası, konutun nasıl bir bahçe­ si olduğu, havuzunun olup olmadığı artık önemliydi. Şehir dışına yeni bir mahalle kurulmuştu ve orada kalburüstü zenginlikler yaşı­ yordu.
Fakir halk ancak pazarlardan alışveriş eder, hatta çoğu sebze meyveyi bahçesinde yetiştirerek idare ederken, artık süpermarketlerden alışveriş edenler vardı.

Kırım, Ukrayna'nın en güneyinde Karadeniz'e uzanan çok stra­tejik bir yanmada. Kırım Karadeniz'in Kıbrıs'ı. İkinci Dünya Savaşı Kırım'ın ünlü Yalta kentinde noktalanmıştı. İşte tam burada Stalin, Churchill ve Roosevelt'in imzalarıyla sıcak savaş bitmiş Soğuk Savaş dönemi başlamıştı.
Bugün de öyle. Amerikan devletinin Stratfor adlı sitesi geçtiği­miz aylarda "Amerika ile Rusya yeni bir Soğuk Savaş'ın eşiğinde" yo­rumunu yaptı.
Savaşın merkezi Kazakistan ve Ukrayna olacaktı. Kırım halkı bölgedeki diğer halklarla savaş rüzgârlarının tam ortasında duruyor.
2005 başında seçimleri Yuşçenko kazandı. Eurovision birincisi Ruslana bile turuncu bayraklar sallayarak seçim kampanyasında gö­rev aldı. Sırbistan'dan giden Soros'un ihtilal imalatçısı örgütü OTPOR, aynı amaçla Ukrayna'da kurulan PORA'ya yardım etti ve işte becerdiler. Ukrayna artık Batı'nındı. Turuncuya bulanmıştı.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir