Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Gümülcine'ye Doğru Yollar Düğümleniyor

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Gümülcine'ye Doğru Yollar Düğümleniyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 17:52

GÜMÜLCİNE'YE DOĞRU YOLLAR DÜĞÜMLENİYOR, İPSALA'DAN ÇIKINCA ROMANTİZM BİTİYOR

Temmuz 2004 Yolculuğundan


tik kez karayoluyla bir yolculuk yapacak, Batı Trakya'ya gi­decektik. Vizemiz tamam, kameraman Erkut, şoför İltan'la yola çıkıyoruz. Keyfimize diyecek yok. Selanik'te anneannemin anne­ sinin doğduğu yere gideceğim. Selanik'te Atatürk'ün evini göre­ceğim. Sonra Gümülcine'deki ve İskeçe'deki soydaşları ziyaret edeceğim. Sınırda biraz bekletiliyor sonra giriyoruz. Kalabalık var, normaldir diyoruz.
Sonra gün kızıllaşırken uzayıp giden yolun iki tarafında nice göçler görmüş, nice savaşlarda ölmüş ve her seferinde dirilip, yeşil­lere bürünmüş topraklara bakıyorum. "Bu yolculuğu çekelim" diyo­rum. Hikâyeye böyle başlamayı düşünüyorum.
Erkut, uzayıp giden yolu birkaç dakika arabanın içinden çeki­ yor. Sonra arabanın içinde beni çekmek için aşağı iniyor. Bir de günbatımında rüzgârla eğilen otları panlıyor. Bu plan bitti, yola de­vam ediyoruz.

Ve bir anda arkamızda bir araç beliriyor. Bir iki dakika takipten sonra önümüze geçip durmamızı emrediyor. Yunan jandarma araçları bunlar.
Önce İltan iniyor. Kâğıtları gösteriyor. Bir bağırış çağırış başlı­ yor. Erkut da iniyor. Sonunda ben de iniyorum. Önce Türkçe (ço­ğu Türkçe biliyor) sonra İngilizce, "Ne istiyorsunuz?" diye soruyo­rum.. Güneş gözlüklü, iriyarı, kaba saba dört adam. Kameramana "Sen bizim araca geleceksin. Sınırdaki karakola gideceğiz" diyor. Bu arada biri arabaya doğru Erkut'u arkasından iteliyor. Erkut. gidip onların aracına oturuyor.
Erkut'a, bizim araca gelmesini söylüyorum. "Uzatmayalım, gi­dip dertleri ne anlayalım" diyor. "Aracımızı terk etmeyeceğiz" diyo­rum. "O zaman bizden biri sizin araca binecek, çünkü yasak çekim yapıyorsunuz. Ya da kamerayı alırız" diyorlar. Sabrımın son zerrele­rini kullanıyorum. "Kolaysa gel al" diyorum. Bizim arabanın lastiği­ ne tekme atıyor. Gülüp arabaya biniyorum.

Soldan biri arabaya biniyor, sınıra geri dönüyoruz. Nezaketin zerresi bile yok. Adi suçlu gibi karakola sokuluyoruz. Bize casus ola­rak bakıyorlar. Orada iki saat öylece bekletiliyoruz. Ben TRT'yi, dı­şişlerini, gelişimizden haberdar olan birkaç kişiyi ve Gümülcine Konsolosluğu'nu arıyorum. Derken bir araç eşliğinde yola düşüyoruz. Dedeağaç Polis Merkezi'ne geliyoruz. Gelene kadar nereye götürüldüğümüzü bilmiyoruz. Gece olmak üzere, açlıktan tansiyonum alarm veriyor. Tiroit hastasıyım, çarpıntım başlıyor. Polisler bir bir önümüzden geçip, kötü kötü bize bakıyorlar. Biz öylece orada otu­ruyoruz, iki saat daha geçiyor.
Derken yine araçlara binip Gümülcine Polis Karakolu'na varı­yoruz. Bu kez karanlık bir odada aç birkaç bir saatlik bir bekleyiş başlıyor. Derken Türkçe konuşan pek neşeli bir adam, bir kadın ve sivil birileriyle komiserin odasına alınıyoruz.

Gümülcine Türk Konsolosluğu bir görevli yollamış, ama onun­la görüştürülmüyoruz. Komiser, çektiğimiz kaseti onlara vermemizi ve Erkut'un Yunanca bir belgeyi imzalamasını istiyor. Erkut, "Kon­solosluktan biri bu kâğıtta yazanları bana çevirmedikçe imzalamam'' diyor. Sükûneti dikkatimi çekiyor. Onun tavrı adamı sindiriyor. Di­ğerleri İltanla şakalaşıp "Biz komşuyuz canım" mavrasına yatıyorlar.

"Bu ne biçim komşuluk" diyorum. "Biz tüm işlemleri yaparak size konuk olduk. Bir program çekimi için buradayız. Elçiliğinizin bilgisi ve izni var. Dışişleri bakanınıza kadar çıkacağım."
Konsolosluktan Barış Bey içeri giriyor. Onu da ayrı bir odada "söyleşiye" tabi tutmuşlar. "Uzatmayalım, imzalayalım şu kâğıdı, ka­seti de verin bitsin" diyor. "Mümkün değil" diyor Erkut, çok sakin.

"Ne imzaladığımı bilmek istiyorum." Tercüme ediyorlar. "Yasak bölgede çekim yaptığı için kasetine el konulduğuna dair" ibrazı im­zalaması isteniyor. Erkut "Oranın yasak bölge olduğuna dair bir işa­ret, yoktu. Sınıra geri dönerken de bize bu işareti göstermelerini is­tediğimizde gösteremediler, imzalamam" diyor.
Bir saat daha geçiyor. Açlık midemi bulandırıyor. Gece saat 10.00. Barış Bey "Ben imzalayayım siz de verin kaseti. Gidelim bu­radan" diyor. "O sizin bileceğiniz iş" diyorum. "Ayrıca kasette Türk sınırından geçişimiz de var. Niye onlara kendi sınırımızın çekimini verelim?"
Gece 12'yi biraz geçiyor. "Hadi sizi yemeğe götürelim, tatlıya bağlansın" diyor baş komiser. Dişlerimi gıcırdatıyorum. "Buradan hemen gitmek istiyorum. O kadar" diyorum.
Batı Trakyalı soydaşlarımızın onlarca yıldır çektiklerini düşü­nüyorum.

Bir iki gazeteci arıyor. "Hayrola?" diye soruyor. Human Watch bölge temsilcisi arıyor. "Geçmiş olsun" diyor. TRT haber dairesi, "Geri gelin, iş büyümesin... Malum! " diyor. Karakoldan çıkarken arkası bize dönük ellerinde kameralar bir grup görüyo­rum. Herhalde bu gece karakolda olay var, diyorum. Arabaya yürüyoruz. Biz hareket eder etmez kameraların ışıkları yanıyor ve bize doğrultuluyor. Arka koltuktan alkış işareti yapıyorum. "Cesaretinizi yeni mi topladınız?" diye bağırıyorum. İltan'a durması­nı söylüyorum. Ama onlar istedikleri kareleri almış oldukların­ dan hızla yürüyüp gidiyorlar.

Gümülcine'de bir otele yerleşiyoruz. Konsolosumuz Hüseyin Avni Botsalı ve eşi bizi yemeğe götürüyor. Saat gece 01.00 "Bu işler böyle" diyor.
Türk isminin yasak olduğu, tüm Türklerin Müslüman adı altın­ da asimile edilmeye çalışıldığı, dünya insan hakları örgütlerinin her türlü işkence, suikast ve haksızlığa sağır ve dilsiz kaldığı bir dünya­ da işler böyle.

Türkçe okullar giderek azalıyor, öğretmen yetişmiyor, Türki­ye'de okuyup gelenlerin "denkliği kabul edilmiyor, seçilmiş müftü­ler saldırıya uğruyor, yerlerine başkaları atanıyor. Türk çiftçilere ait topraklar kamulaştırılıyor, Gürcü ve eski Sovyet vatandaşları bölge­ de iskân ediliyor. Ve Osmanlı eserlerinden, camilerinden her gün biri ölüyor, kundaklanıyor, yakılıyor, yıkılıyor... Ama medeni dün­ ya duymuyor.

Ertesi gün, dönmemiz istenmişti. Öğleye kadar Gümülcine'de konsolosluğu ziyaret edecek ve Öğretmenin Sesi dergisinin yazıha­nesine uğrayacak, bir de İlhan Ahmet'i görecektik. Her üç yere de giderken, arkamızda sivil bir araba, içinde kendini Hollywood film­lerinde zanneden güneş gözlüklü adamlar. Konsolosluktan çıkar­ken, arabada sıkılmışlar gölgeye "çömmüşlerdi". Bizi görünce ayağa kalkıp arabalarına gittiler. Kolları bedenlerinden hafif ayrık, boyun­ları kasılı, çeneleri göğüslerine yapışık ve hafifçe sağa dönük yürü­yorlardı. Gözlüklerinin ardından baktılar.
Selanik, İskeçe, Rodop ve göremediğimiz dostlar! Bu iş burada bitmedi. Başka bir sefere kucaklaşmak üzere.

Kaynakça
Kitap: SINIRLAR ARASINDA
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir