Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Arnavutluk Tarhini Arıyor

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Arnavutluk Tarhini Arıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 17:50

ARNAVUTLUK TARİHİNİ ARIYOR

Ekim 2004 Yolculuğundan


Ah , diyor insan, tarih bize nasıl da unutturuldu. Nasıl kadim dostlarımız, kardeşlerimiz Atlantik ötesinden de uzak düştüler bize...
Oysa öyle benzer şeyler yaşıyoruz ki. Tepemizde dolaşan kara bulutlar hep aynı. Yaban ellere köleliğe gidenlerimiz. Gelişmiş ülkelere göç eden bilim adamlarımız hep aynı.

Bir gecede köşeyi dönenlerimiz de aynı. Ve dahası üç kuruşa ay sonunu getirmeye, hayatı denkleştirmeye çalışan emeklilerimiz ve günün yarısında dizi ve yarışmalar gösterip geri kalanında da vur patlasın çal oynaşınla zaman dolduran televizyonlarımız bile aynı.
Arnavutluk'tayız.

Zengin doğal kaynakları, stratejik önemi, tabii güzellikleri ve tarihiyle cenneti andıran bir ülke. O da bölgedeki diğer ülkeler gibi coğrafyasının kaderine boyun eğiyor ve yıllardır siyasi karışıklıklar­ la boğuşuyor.
Arnavutlar da tıpkı kardeş ülkeler gibi Balkanlar'ı sarsan ani de­ğişimden paylarına düşeni alıyor.
Sokaklar dalga dalga gelen ve tüm topluma yayılan Batılı rüz­gârların etkisi altında.

İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminde bağımsızlığına kavuşmuştu Arnavutluk. Ülkede bir halk cumhuriyeti kurulmuştu. Cumhuriye­tin başına Enver Hoca getirildi. İşçi ve köylülerin lideriydi o.
1982'de Enver Hoca, yönetimi "dava arkadaşım" dediği Râmiz Alia'ya devretti. Ülkede demokratikleşme sloganıyla işbaşına geldi Alia. Ama sonuç yoktu. Üretim düşmüş, ilerleme durmuştu. Halk ekmek bulamaz haldeydi. Halk iktidarı çökmüştü.
1990'larda ise ekonomik kriz kasıp kavuruyordu Arnavutluk'u. Bankalar iflas etti. Halkın tüm birikimi yok oldu. Ülke iç savaşa sü­rüklendi, isyan başladı. 28 Mart 1997'de ülkeye dış müdahale ger­çekleşti. NAT O ve Birleşmiş Milletler, Arnavutluk'a çokuluslu aske­ri güç göndermeye karar verdiler.
Zamanın cumhurbaşkanı muhafazakâr kanadın önemli ismi Şa­li Berisha'ydı. Biz oradayken ana muhalefet lideriydi. 20Ü5'in tem­ muzunda bir kez daha ülkenin başına geçti.

Onu ana muhalefet partisindeki makamında ziyaret ettim. Ma­ sasının arkasında koca bir Rahibe Teresa resmi, yanında sürekli açık duran CNN International.
"Balkanlar, Arnavutluk ve Makedonya'ya baktığınızda bu bölge­ de örgütlü suç şebekelerinin rahatça hareket ettiğini görürsünüz. Bu­rada, örgütlü suç şebekeleri var. Bir yığın insan öldürdüler. Öğrenci hareketini başlatan Azem Haydari'yi öldürdüler ve tüm bu olaylar politik elitle bağlantılı" diyor bir nefeste. "Onlar diye kimlerden bah­sediyorsunuz?" diye soruyorum. "Tabii iktidardakiler" diyor. Fatos Nano ve iktidarını kastediyor. İktidardakiler 1997 olaylarından son­ra işbaşına gelen sosyalist partiydi. Bazı ülkelerde tarih tekerrürden ibaretti. Cumhurbaşkanı Recep Mejdani, Eatos Nano'yu başbakanlı­ğa atamış, tam o sırada önemli bir muhalif lider Azem Haydari öldü­rülmüş ve halk yeniden isyan etmişti. Fatos Nano, istifa etmek zo­runda kalmış ama kısa bir süre sonra, 2002 yazında cumhurbaşkanı Alfred Moisu tarafından yeniden başbakanlığa getirilmişti.

2004 Haziranında Berisha, Sosyalist Parti'ye muhalefet etmekte ve gelecek seçimlerden umutlu olduğunu söylemekteydi. 2005'te düşleri gerçek olacaktı.
Ekonomi Bakanı Anastas Anjeli ise Berisha yönetimini yerden yere vuruyordu.

"1997'de her şey bitti. Mafya, Berisha hükümeti tarafından des­teklendi, büyütüldü. Her şey dibe vurmuştu Şali Berisha zamanında Evet kayıt dışı ekonominin önünü alamadık, ama bu banka sistem­leriyle alakalı. Eskiden iki devlet bankası vardı, şimdi daha verimli bir sistem var. 15 özel banka var ve bu ekonomimiz için çok önem­li. Artık para, kayıt dışı dolaşmıyor. Sonra gümrük sistemi ve finans sistemimiz 1992'den sonra oluşturulmaya başladı, daha yeni oturu­yor. Biz ekonomiyi normalleştirmeye çalışıyoruz."

Kavga eder gibi konuşuyordu. Etrafı kasıp kavuran mafyadan söz ettiğimizde sesi iyice yükseldi ve benimle konuşmayacağını söy­ledi. Acaba tercüman agresif bir çeviri mi yapıyordu?
Berisha ve Nano iktidar için birbiriyle çatışıyordu, ama her iki­ si de Amerika Birleşik Devletleri'nin bölge politikaları konusunda hemfikirdiler.

Anastas Anjeli "Bence, Balkanlardaki ABD politikası doğru bir politika. Kosova sorununu çözdü ve bu Arnavutluk için çok önem­liydi. 1997'den sonra burada istikrarlı bir hükümet oluşturuldu. ABD'yle sadece siyasi düzeyde değil, askeri düzeyde de iyi ilişkileri­miz var. ABD, NATO üyeliği için bizi destekliyor. Avrupa Birliği için de destek alıyoruz" diyordu.

Peki, bir zamanların başbakanı 2004'ün ana muhalefet partisi başkanı ve yeni başbakan Şali Berisha ne diyordu?
"Hepimiz Avrupa'yla bütünleşmeye doğru gidiyoruz ve Avrupa vatandaşlığını kabul ediyoruz. Amerika'nın bölgedeki liderliğini de kabul ediyoruz."

Osmanlı Nasıl Yönetmişti?

Şimdi Amerika'nın liderliğinden söz edilen bu topraklarda yüzlerce yıl boyunca Osmanlı yönetimi işbaşındaydı.
Bu bölge 1394'te Yıldırım Bayezid devrinde Türk egemenliğine geçmiş, yaklaşık 500 yıl sonra Balkan Savaşlarının ardından 1912'de Osmanlı'dan kopmuştu.

Şaban Sinani, Arnavutluk Devlet Arşivleri genel müdürü. Os­manlı arşivlerinin zengin bir bölümü burada bulunuyor ve Sinani, Osmanlı arşivlerinin, özellikle Batılı bilim adamlarının büyük ilgisi­ ne mazhar olduğunu söylüyor. Bilin bakalım neden?
"Yabancılar Osmanlı dönemi yazışmaları için akın akın buraya geliyor. Özellikle çok kimlikli toplumların nasıl idare edildiğine iliş­ kin bilgiler ve belgeler onları büyülüyor. Osmanlı nasıl sınırsız, gümrüksüz çok dilli, çok dinli bir toplumu yüzlerce yıl idare etmiş, bunu merak ediyorlar. Bugün iki ulusu yan yana tutmakta zorluk çekenler Osmanlı'nın dirayeti karşısında şaşkınlığa düşüyor."
Devlet Arşivleri Genel Müdürü Sinani, bilgilerin ve belgelerin çıkarlar adına tahrif edildiği, doğruların yanlışa çevrildiği bir dün­ yada yaşadığımızı söylüyor ve yüzlerce yıllık bir tarihi elimize veri­ yordu.

"500 senede 150 ferman çıkarılmıştır. Sultanlar fermanlarla köyler kentler kurdurmuştur. Şimdilerde Osmanlı suçlanıyor. Unutturulmaya çalışılıyor, kötüleniyor. Herkes biliyor ki, öyle bir yönetim bir daha buralara gelmedi."

Arnavutluk, Osmanlı yönetiminden koptuğu günden beri bir dizi işgalin ardından Enver Hoca döneminde kapılarını sıkı sıkı dı­şa kapatana kadar bir yığın toplumsal kargaşa yaşamıştı. Bağımsızlı­ğı kazanışından sadece iki yıl sonra Birinci Dünya Savaşı başlamış Arnavutluk bölge bölge, Yunanistan'ın, Sırpların ve İtalyanların iş­ galine uğramıştı. Bu işgaller sonucu gerek halk gerekse kültürel var­lıklar 500 yıldır hiç tanık olmadıkları bir tahribatın kurbanları ol­ muşlardı.
Arnavutluk'ta cumhuriyet ilk kez 1925'te ilan edildi. Sadece üç yıl sonra 1928'te meclis anayasayı değiştirdi Arnavutluk krallık reji­ mine geçti. Kral Zogo İstanbul'da Mektebi Sultanîyi bitirmiş Fransız kültürüyle yetişmiş bir Arnavut'tu.

Kral Zogo'nun tahttaki iktidarı sadece 11 yıl sürdü ve 1939'da Arnavut toprakları bu kez faşist İtalyan ordusunun işgaline uğradı. Kral Zogo yurtdışına kaçmıştı.
Aradan 4 yıl geçecek, ülke bu kez de Alman işgalini yaşayacaktı.

Bunca acı deneyden sonra, ülkede bazıları Osmanlı yönetimini hasretle yâd eder oldu ve buna tepki gecikmedi. "Suçlu Osman­lı'ydı. Arnavutluk'un tarihsel gelişimini çarpıtmış, geri kalmasına neden olmuştu. Ayrıca modern çağın gereği Hıristiyanlıktan Arna­vutları uzak tutmuş, herkesi zorla Müslüman yapmıştı." Şaban Sinani bu görüşlere şiddetle karşı çıkıyordu.

"Osmanlı döneminde yönetimde Arnavutlar var. Propaganda yapanlar tarihi bilmiyor. Hükümetler hükümet edemedikleri için, kendi beceriksizliklerini bu propagandalarla örtmeye çalışmışlar. Osmanlı yüzünden Arnavutların geri kaldığı teorisi komiktir. Fer­manlarda da açıkça görüldüğü gibi, Hıristiyanların zorla Müslüman yapıldığı iddiaları da komiktir. Hıristiyanlara hiçbir Osmanlı padi­şahı dokunmamış, üstelik koruma altında yaşamışlardır."
Son yıllarda Arnavutluk'un geri kalmasında 500 yıllık Osmanlı idaresinin rolü tartışılıyor. Osmanlı'nın bu topraklardaki Hıristiyanları Müslümanlaştırarak gelişmenin önünü tıkadığı propagandası âdeta bir moda. Çözümse tırnak içinde yeniden Hıristiyan olmak.

Bir de güçlenen milliyetçi akımların söylemleri vardı Arnavut­luk'ta. Eski cumhurbaşkanı Şali Berisha'yla konuşurken konu gel­miş "Türkiye'de Arnavut azınlık var hakları verilsin'e dayanmıştı. Şali Berisha, 2004 başında TRT'nin diğer dillerin yanı sıra Arnavutça yayın da yapması gerektiğini savunmuş, bu isteğini Avrupa Parlamentosu'na da iletmişti.

"TRT, Arnavutça yayın yapsın demiştiniz?" diye hatırlatıyorum"Evet. Kesinlikle! Bu şart. Avrupa Parlamentosu Türkiye'deki reformları büyük ilgiyle izliyor. Ben de bu reformları coşkuyla des­tekliyorum. Türkiye'de Kürtçe, Boşnakça, Arapça yayın başlıyor. Orada azımsanmayacak sayıda Arnavut da var. Arnavutça yayın baş­
lamasını tabiî ki istiyorum."

"Siz Türkçe yayın başlattığınız zaman biz de Arnavutça başlatı­rız" dedim.
Dudaklarını bükerek birkaç saniye bana baktı.

"Burada Türk kökenli bulabilirseniz... Hımmmmm düşünüle­bilir" dedi ve güldü. "Ben" dedim, "bizzat onlarla karşılaştım." Karşılaşmıştım Osmanlı sessizliklerine sığınmış, eski zamanla­rın görmüş geçirmişliğini içlerine sindirmiş olanlar vardı. Arnavut­luk'un en güzel kenti Berat'ta tarihin içinde yaşıyorlardı.

Nazmi Starova onlardan biri.
"Babam Berat'tan. Dedem İskeçeli. Uzun zaman İstanbul Ortaköy'de yaşadık. Ben beş yaşında Arnavutluk'a geldim. Burada kal­dık. 1939'da İtalya Arnavutluk'a girdi. Sonra Almanya geldi. Çok muharebe oldu. Sonra 1944'te Enver Hoca geldi. O vakit rahatla­dık."
"Hiç dönmediniz mi İstanbul'a?"

"Dönemedim, kapandı yollar. 12 sene önce bir vize çıkardım, gittim."
"Bekleriz gelin yine."

"Artık imkânsız. Emekli maaşından yolculuk çıkaramayız." Koca mavi gözleri gizli bir hüzünle karışık bir heyecan yansıtı­yordu. Yetmişine yakındı. Kısa zaman önce eşini kaybetmiş, yalnız­lık belini bükmüştü. Bizi evine götürmüştü. Mütevazı bir Berat evin­ de sehpanın üzerinde bisküviler, çay bardakları, meyve. Bizim için hazırlanmıştı. Duvarlarda eşinin resimleri. "Kusura bakmayın, ha­nım olsaydı başka olurdu" demişti.
Burada Türkler vardı. Ama hızla değişime uğruyorlardı. De­ğişim önce dinle başlıyor sonra kimlik başkalaşıyordu. Nazmi Bey'in mahalle arkadaşının berber dükkanındaki sohbet duru­mun aynasıydı.

Berber çırağının adı Tony. Nazmi Bey'e Hıristiyan mı diye soru­ yorum. "Ailesi Müslüman ama kendisi Ortodoks olmuş" diyor. Berat'ta gençler arasında böyle bir moda var" diyor.

Beratta eski bağları, hâlâ elle tutulur akrabalıkları, kardeşliği hissediyorsunuz. Aslında, Arnavutlarla tarihten günümüze uzabağlar o kadar güçlü ki.
Örneğin iki ülke silahlı kuvvetleri arasındaki yardımlaşma yüz­ yıllardır süregelen kardeşliğin en somut göstergesi. Arnavutluk De­niz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri Komando Birliği, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yardımıyla şekillendirilmiş. Arnavutluk Silahlı Kuvvetleri subaylarının çoğu Türkiye'de Harp Akademisinde eğitim almış. Ar­navutluk Hava Kuvvetleri Komutanı Astrid Jaupi onlardan biri.

On u ziyaret ettiğimizde yüzünde geniş bir gülümsemeyle bize armağanlar vermiş, nasıl ağırlayacağını şaşırmıştı. Ayrılırken gayri insiyakı sarılmıştık. Akraba gibiydi. "Ben" diyordu, "iki sene Hava Harp Akademisi'nde okudum. 1995-1997 arası. 1997'de Arnavutluk'a geldim. Hava Kuvvetleri komutan yardımcısı oldum. Üç sene sonra Hava Kuvvetleri komutanı oldum." Bunları Türkçe söylüyor­du. "Bir kızım var, 17 yaşında Türkçe biliyor, eşim de bilir."
Türklerin ve Arnavutların benzerliklerinden söz ediyordu, iki ülke arasındaki sevgi ve yardımlaşmadan. "Türkler bize çok yardım etti" diyordu. 2002'de Türkiye, Arnavut Hava Kuvvetleri'ne 3 mil­yon dolar verdi."

Arnavutluk'ta yaşanan 1997 krizinin hemen ardından iki ülke arasındaki ilişkiler yoğunlaşmış ve Türkiye, Arnavutluk'a destek ve­ ren ülkeler sıralamasında ilk sıraya yerleşmişti.
24 Mart 1998 tarihinde Ankara'yı ziyaret eden Arnavutluk De­ niz Kuvvetleri Komutanı Albay Robert Bali ile Orgeneral Dervişoğlu arasında, hem stratejik hem de tarihi bir anlaşma imzalanmıştı. Bu anlaşmayla Türkiye, deniz kuvvetlerine, tarihi Paşalimanı'nın bakım ve onarımı için 5 milyon dolar tutarında bir hibede daha bulundu.

Paşalimanı'nda Bir Türk Birliği

Tiran'dan Vlore'ye uzun bir yolculuk yapmış, denize ulaşmış­ tık. Vlore Limanı bir zamanlar Osmanlı sadrazamlarından Avlonyalı Ferid Paşa tarafından yaptırılmıştı. Aradan sadece birkaç yüz yıl geçmişti. Şimdi Vlore'de Türk Deniz Kuvvetleri'ne bağlı bir birlik var. Biz onlara konuk oluyoruz.
Birliğin bulunduğu yere varınca gözlerimize inanamıyoruz. Gürsel Yarbay ve 50 derece sıcakta bembeyaz giysileriyle sıralanmış bizi selamlayan Türk subayları. Sıcaktan kaçıp klimalı rahat bir oda­
da hal hatır soruyoruz. Arnavutluk'u konuşuyoruz.

Gürsel Yarbay, Paşalimanı'nın önemini anlatıyor. "Burası" di­yor, "Bir dönem, Sovyetler Birliği ve Çin donanmalarına ait denizaltıların bakım üssüymüş. En önemli limanmış, buradan Avrupa'ya açılıyorlarmış."

Türk Birliği, burada insani yardım faaliyetlerinde bulunuyor, halka sağlık taraması yapıyor. Okulları onarıyor. Türkçe öğretiyor. Ve Arnavutluk Deniz Kuvvetleri'ne çeşitli konularda destek veriyor.
Bunun en önemli yanı, birliğin burada NATO çerçevesinde bu­lunmayışı.
Arnavutluk'ta bir de NATO üssü var. Ülke NATO'ya dahil de­ğil, ama Dıraç'taki üs Avrupa'nın stratejik bir bölgesinde Adriyatik'i kontrol ediyor.

Dıraç'ta Bir NATO Üssü

NATO'ya giriş Arnavutluk'ta basının sık ele aldığı konuların ba­şında geliyor. NATO ve Amerika Birleşik Devletlerine olan ilgi ina­nılmaz boyutlarda.
Dıraç Arnavutluk'un en gözde tatil beldesi. Europark Otel'de buluştuğumuz KFOR görevlisi Yorgo bizi Duresya da eski adıyla Dıraç'daki NATO karargâhına götürüyor.

Karargâh Dıraç'ın en güzel plajlarının yer aldığı bölgede. Ko­muta İtalya'dan Yunanistan'a geçmiş. Vasili bir papazın oğlu. Odasında koca bir haç, Rahibe Teresa tablosu ve masada papaz kıya­fetiyle babasının resmi hemen dikkatimizi çekiyor. Selamlaştıktan sonra bize eşinin İstanbullu olduğunu söylüyor.
"NATO için üssün özel bir önemi var galiba" diyorum. Bahçe de çiçek tarhları arasında yürüyoruz. PX'lerin önünden geçiyoruz. Adriyatik uçsuz bucaksız uzanıyor. "NATO " diyor "Arnavutlukla özel olarak çok ilgili değil. NATO , her yerle ilgili, dünyanın tüm ül­ kelerine yayılmak istiyor. Burası tabii önemli. Adriyatik'i, Balkanlar'ı kontrol ediyor."

Fotoğrafa meraklı, ayrılmadan fotoğraflar çektiriyoruz. "İstan­bul'a gitmek istediğini" söylüyor. Tiran'a dönüş yolunda, sahil bo­yunca yapılan inşaatlara hayret ediyorum. Burada bir inşaat patla­ması yaşanıyor.
"Çoğu kayıt dışı" diyor Yorgo.

Dışardan gelen para, yarım inşaatlara dikilen bayraklarla simge­ leniyor. Para hangi ülkede kazanılmışsa inşaata o ülkenin bayrağı dikiliyor. Arnavutluk nüfusunun üçte biri yurtdışında çalışıyor.

Bunu bize Tiran'da karşılaştığımız Türk işadamı Tevfik Ovacık da söylemişti. "Biz geldiğimizde her dört kişiden üçü yurtdışına git­ meyi hedefliyordu" demişti.
"Komünist sistemden ayrılınca mülkiyet sorunları olmuş. İn­ sanlar kolektif sistemden bireysel mülkiyete geçerken tarım alanları tespit edilememiş ve tarım durmuş. İnsanlar, Yunanistan'a domates ekmeye işçiliğe gidiyorlar. Sonra dönüp iki dolara domates yiyorlar. Halbuki çok verimli bir toprağa sahip bu ülke. Komünist yönetim döneminde büyük seralar varmış, ihracat yaparlarmış, özel girişim­ci deneyimleri de olmadığı için şimdi her şey durgun."

Tevfik Ovacık 1998'de gelmiş. Büyük krizden hemen sonra. Önce hurda demir-çelik ve inşaat demin üretilen KÜRÜ M demir çe­likte çalışmış. Birkaç yıl sonra ayrılmış fabrikadan kendi işini kur­ muş. Burada sayıları giderek artan Türk işadamlarından biri. Almış ailesini de yanına Tiranlı olmuş.
"Üç milyon kişinin 500.000'i yurtdışında çalışıyor. Resmi ya da gayri resmi" diyor. "En önemli problem kayıt dışı ekonomi. Banka­larda kredi kartı uygulaması yok mesela."
Yeni yeni kredi kartı veriyorlar ama yaygın değil. Çünkü kredi kartı alabilmek için önce beş bin doları bankaya yatırman gerek.
Manhattan yazılı bir lokantanın önünde oturuyoruz.

Değişimin neferi

Tiran'da ne yana dönsek Arnavutluk'un modern yüzüyle karşıla­şıyoruz. Yüzde 90'ı Müslüman bir ülke, ama yükselen değer Hıristi­yanlığın sembolleriyle adım başı karşılaşıyor, tüm bölgede olduğu gi­bi Balkanların bu köşesinde de değişimi kolayca görebiliyorsunuz.
Erion Veliaj değişimin neferlerinden biri. "Yeter" adlı sivil toplum örgülünün kurucusu. On yıldır Birleşmiş Milletler örgütü bünyesinde çeşitli faaliyetlerde bulunuyor. Şu anda yurtdışından büyük destek alan aktif muhalefetin en ünlü isimlerinden biri. Yaşı sadece 27.
NATO ve AB'yle bütünleşmenin Arnavutluk için en önemli he­ def olduğunu söylüyor. "Hükümetler tek başına bu süreci oturtamaz, sokaktaki insana benimsetmek lazım" diyor.

"Erion" diyorum, "İyi yaşıyor gibisin. Sen nasıl para kazanmayı düşünüyorsun?"
"Bir araba, küçük bir apartman ve bira satın alacak kadar pâra bana yeter. İşimden çok memnunum. Birleşmiş Milletler için çalışı­yorum. 27 yaşındayım ve neredeyse 60 ülkeye gittim. Bir ayda 10 000 dolar kazanmanın ne demek olduğunu biliyorum. İlerde ya siyasetçi ya da üniversitede hoca olurum. Çok mutluyum."

Beratlı Nazmi Bey Unutulur Mu?

Oysa mutlu olmayan ve sesini hiç çıkarmadan hayata boyun eğenler çoğunlukta.
80 dolar emekli maaşıyla geçinmeye çalışan Nazmi'ler var. Yük­ selen trendlerle ve uluslararası kuruluşlardan alınan yüksek bütçe­lerle işi olmayanlar.
Bir gün önce ona "Geliyoruz, kaleye çıkarız" dedik diye, girdi­ği eziyeti anlatsam inanmazsınız. Birer dolarlık giriş ücretini bize ödetmenin misafirperverliğe aykırı olduğunu düşünmüştü. Şeker hastasıydı. Tansiyonu iyi değildi. Tiran'ın kavurucu temmuz sıca­ğında, devlet yetkililerinden kaleye bedava giriş belgesi almak için sıra beklemişti ve bizi kaleye götürdüğünde, cüzdana uzanan elimi­zi tutup, görevliye izin kâğıdını uzatmıştı.
Bu dünyada, yaşamı inceliklerle süslü olanlar, hiç tanımadığı ama Türkiye'den gelen kardeşlerine ikramda bulunmak için didi­nenler vardı. Nazmi Starova, onlardan biriydi işte.

Kalenin tepesinde durup vadilere, oralarda unutulmuş fabrika kalıntılarına bakmıştık.
"Hepsi yıkıldı, yakıldı" demişti "Fabrikalar vardı. Komposto, ra­kı, şarap yapardı. 4.000-5.000 kişi çalışırdı. Şimdi dışarıda çalışı­yorlar. Çocukların hepsi, 13 torunum başka ülkelerde. Yunanis­tan'da, Almanya'da, İtalya'da, Türkiye'de de var. Bir zamanlar dışarı gönderirdik mallarımızı. Şimdi her şey dışardan geliyor. Her şey ateş pahası. Üstelik alacak para da yok. Çünkü şimdi iş yok."
"Hayat emeklilere daha çok vuruyordur" diyorum.

"Emeklilik çok zor" diyor. "45 dolarla emekli oldum, ama her şey ucuzdu. Şimdi 80 dolar alıyorum. Yetmiyor, çocuklar yardım ediyor."
Gelen yeni gün zarifleştirmiyor yaşamı; kabalaştırıyor, zorlaştırıyor. Gelen gün "Kendini düşün" diyor. Birileri, geçmiş zaman in­celikleri ve emeğin lezzetliyle yetinirken, birileri kasırga gibi geçiyor hayatların üzerinden.
Bütün bunlar hep küçücük bir ülkede olup bitiyor.

Kaynakça
Kitap: SINIRLAR ARASINDA
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir