Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Prizren'de Türk Olmak

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Prizren'de Türk Olmak

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 17:47

PRİZREN'DE TÜRK OLMAK

Temmuz 2004 Yolculuğundan


Prizren'e giderken güneş batıyordu. Yolun kenarında durduk. Batan güneşin ortasında bir çoban silueti vardı. Sürüde daha birkaç günlük kuzular gördük. Güneş, son ışıklarıyla otları ve çobanı yala­ yarak tarlaya gömüldü. Eflatun gökyüzünün altında, toprağın mis kokusunun ve kuzu melemelerinin arasında durduk. Akraba bir toprağı soluduk.

Ben Prizren'de Liriye Gaş'ın öğrencileriyle karşılaşınca gözlerim buğulandı. Doğru Yol Derneği'ne uğrayacağımızı bilenler, çocuklar­la bir karşılama düzenlemiş. Birbirinden güzel, yedi sekiz yaşların­ da kızlı oğlanlı bir grup çocuk. Bize şiirler okudular, şarkılar söyle­ diler. Sohbete tutuştuk.
Bu çocuklar için Türkiye'nin ne anlama geldiğini acaba tahmin edebilir misiniz?
Onlar için Türkiye gelecek demek. Türkiye umut demek, mes­lek demek, Türkiye anayurt demek.

Oralara hiç gitmemiş olanların bunu anlaması biraz zor.
Onlar Kosovalı Türkler. Bu bölgede dilleri, 600 yıldır anadillerden biriydi. Beş yıl öncesine kadar. Kosova'nın Birleşmiş Milletler denetimine girdiği yıl, 1999'da bu haklarını kaybettiler.

Şükran, Hızır, Fikrim, Esin, Orhan ve Diğerleri

Prizren'de bir kahvaltı sofrası. Asırlık bir Osmanlı evinin gizli bahçesinde, tamdık bir erguvanın gölgesindeyiz. Şükran ve Hızır Fi­şekçi ve çocukları gibi gördükleri Prizrenli aydınlar Fikrim, Esin, Orhan ve de biz.
Öğretmenler Derneği Başkanı Fikrim Damka, "Türkçe" diyor "1999'da savaş sonrası, Birleşmiş Milletler kararıyla kaldırıldı.
UNMIK (Birleşmiş Milletler Kosova Misyonu) kaldırdı, ama Ar­navut partiler de bu kararı destekledi."

Esin Muzbeg, Yeni Dönem gazetesi köşe yazan:

"Bir Türkçe mücadelesi yapılıyor, ama Türkler desteksiz kaldı, bir kitle hareke­ ti gerçekleştiremiyorlar."

UNMİK Geldi Türkçe Gitti

Orhan "Kısacası" diyor. "UNMİK geldi, Türkçe gitti! Kosova'daki Birleşmiş Milletler Misyon şefliğine Ermeni asıllı Bernard Koushner getirildi."
"Nasıl tereyağdan kıl çeker gibi bu işi sessiz sedasız hallettiler?" diyorum. İçim yanıyor.
Fikrim, "Bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda, Türkçe'nin resmi dil olarak tanınmasının çok maliyetli olacağını konuştular. Karar al­dılar. Bitti! 'Klavye yok Türkçe baskı yapamayız' dediler. Aslında halk çok direndi, ama dış unsurlar devreye girdi ve bu imzalandı" diyor.

Adeta bir düğmeye basılmıştı. Kosova, Yugoslavya Federe Cumhuriyeti'ni oluşturan altı cumhuriyet ve iki özerk bölgeden bi­riydi. 23 Mart 1989 günü Kosova'nın özerkliğinin kalkmasıyla Kosova'da yaşayan milletler birçok hakkını kaybetti. En kalabalık nü­fus olan Arnavutlar, Sırbistan hükümetini ve meclisi boykot etti. Di­ğer azınlıklar Arnavutları destekledi.

Resim
Fikrim Damka ve oğlu Emirhan

Kaynakça
Kitap: SINIRLAR ARASINDA
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: PRİZREN'DE TÜRK OLMAK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 17:47

Kısa zamanda yangın yerine dönen Kosova'da bunu fırsat bilen­ler oldu. Bir katliam başlatıldı. Sırp askerlerinin şiddeti artırması üzerine NATO öncülüğünde Barış Güçleri Kosova'ya bir hava hare­ kâtı düzenlediler, sonra da Kosova'ya gelip yerleştiler. Kosova'da kurulan geçici sivil yönetime UNMİK adı verildi.
Birleşmiş Milletler örgütü, ülkelerin bağımsızlığını, toprak bü­ tünlüğünü korur, insan temel hak ve özgürlüklerinin teminat altına alınması için uğraşır.
İnsan hakları ihlallerine müdahale eder, ekonomik yaptırımlar uygular, hatta silahlı müdahalede bulunur.
Ve geçici sivil yönetimler kurar, Kosova'da olduğu gibi.

Bu sivil yönetimin başına biri tayin edilir. Kosova'da da böyle oldu. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan Kosova geçici yönetiminin başına, Fransa sağlık eski bakanı Bernard Koushner'i vekil tayin etti. Dr. Bernard Koushner, tüm dünyada özgürlük sa­vaşçısı olarak ün yapmış bir adamdı ve "Sınır Tanımayan Hekimler" örgütünün kurucusuydu. Kosova'ya gelir gelmez önce Türkçe'ye sı­nır koydu.
25 Temmuz 1999'da, Bernard Koushner eliyle Kosova'da 600 yıldır kullanılan Türkçe tedavülden kalkmış oldu.

İkinci aşama kimliklerin değiştirilmesiydi. Nüfus kâğıtları, ana­ dillerinde düzenlenmiş insanların bu hakları da ellerinden alındı. Halka UNM1K kimlikleri dağıtıldı. Sadece İngilizce olarak düzenlen­miş bir kimliksizlik belgesiydi bu.
1999'a kadar doğum, ölüm, kimlik cüzdanı, pasaport gibi çe­şitli resmi evrak ve belgeleri kendi dillerinde düzenlenen Türkler şimdi bu haklarını kaybetmişlerdi. Temel insan haklarının UNMİK tarafından ihlal edildiğini tüm mercilere duyurmuşlar, ama bir so­nuç alamamışlardı.
Türkçe, UNMİK'in belgelerinden, adli organların formlarından çıkarıldı. İngilizce bilmeyen Türkler yönetimin kararlarından haber­ siz kaldı.
Peki, Kosovalı Türkler ne yaptılar? Türk Demokratik Partisi'ne gidiyoruz. Orada Başkan Mahir Yağcılar ve Prizren Belediye Başkan Yardımcısı Ercan Spat'la buluşacağız.

Mahir Yağcılar:

"Savaştan sonra Bernard Koushner'e tepki gös­terdik. Belediye seçimlerine katılmadık, 2000 yılında da seçimlere katılmadık" diyor.
Seçimleri boykot etmişlerdi. Tepkiler şiddetlenecekken, Türki­ye'den birileri, Türk Demokratik Partisini "uysal davranmaya" ikna ediverdi. Küçük kazananlarla yetindiler; Priştina'da resmi dil olarak tanınmayan Türkçe, Prizren'de Türklerin sayısal durumu nedeniyle resmi dil olarak kabul edilmişti. Son derece göstermelik olarak uy­gulamaya konan bu karar, çoğu yerde hayata geçirilemiyordu. Türk­lerin kalesi olan Prizren'de bir Türk ancak belediye başkan yardım­cılığı görevini elde edebilmişti. Yetkileri sınırlıydı. Ama demokratik bir sembol olarak iyi duruyordu. Ercan Spat'a meclisteki durumu soruyorum.
"Önce şunu belirtmek gerek, Türk nüfusun sayıları doğru belirlenmiyor. Onlara göre. Türk toplumu olarak ne ölmüş ne doğmu­şuz, hep aynı kalmışız. Bu doğru değil. Genel seçimde yüzde 10 oy aldık Prizren'de en çok oy alan Arnavut partisiyle ittifak yaptık. On ­ların 16 bizim dört sandalyemiz var. Ve çoğunluk elde edildi." "Pe­ki, bu oranlarla burada söz sahibi olabiliyor musunuz?" Ercan Spat "Evet" dedi. "Söz sahibiyiz" ama elinden anayasal haklan bir gecede alınmış bir topluluğa, Kosova'daki diğer milletlerin de pek saygılı davrandıkları söylenemezdi.

"Türkler Türkiye'ye Gidin" Kampanyası

Enis Kervan TDP'nin gençlik kolu başkanı tecrübelerinden yo­la çıkarak şöyle diyordu:


"Büyük kazanım elde edildiği söyleniyor. Prizren'de Türkçe res­mi dil olarak kabul edildi. Ama belediyeden doğum belgemi Türkçe isteyince 'Git o zaman Türkiye'den al!' cevabıyla karşılaştım. Ar­navutların tüm projeleri maddi manevi desteklenirken, biz parti gençlik kolları olarak taleplerimizi söylediğimizde BM'nin 'Sizin ar­ kanızda Türkiye var ona başvurun' cevabıyla karşılaşıyoruz. Kosova Parlamentosu'nda da benzer şeyler dönüyor. Türkiye'ye azınlıklar konusunda yöneltilen baskıları, ortaya konan bahaneleri gördükçe, Türkiye'nin elini kolunu bağlayan ne diye düşünmeden yapamıyo­ rum. Türkiye şimdi bastırmak. Tam zamanıdır. Çünkü dilimiz bile gasp edilmiştir."

Orhan, "Aslında tam bir Türksüzleştirme operasyonu uygulanı­yor. Sırplara Sırbistan'ı unutun siz Kosovalısınız, denirken; Arna­vutlar, Kosova'nın esas sahibi olarak öne çıkarılırken, Türkler söz konusu olduğunda 'Türkiye'ye gidin' yaklaşımı geliştiriliyor. Yani herkesi Kosova'ya bağlarken, Türkleri Kosova'dan koparmak isti­yorlar."
Nerde o ünlü Avrupalı insan hakları savunucuları? Söz burala­ra gelince sözün sonu geliyor. Meclise giren bir iki Türk milletveki­li demokratik yollardan hak aramaya çalıştıklarında karşılarına dağ gibi bir bürokrasi çıkıyor. Susturuluyorlar.
Çünkü Kosova'da demokratik yollar tıkalı. İnanamayacaksınız ama Kosovalı Türklerin o meşhur Avrupa İnsan Hakları Mahkeme si'ne başvurma hakları bile yok. Çünkü bu mahkeme sadece İnsan Hakları Sözleşmesi'ne katılan bir devletin kamu yönetimi tarafından yapılan, insan hakları ihlallerine karşı dava açılmasına izin veriyor. Kosova'da devlet yok. Kimi kime şikâyet edeceksiniz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kosova'daki geçici yönetimi, taraf devlet olarak tanımıyor. Dolayısıyla bu merci şikâyet de edile­ miyor.

Ensar, Cennet, Dilara ve Diğerleri

İşte böyle bir durumla karşı karşıya bırakılan Prizrenli Türk ço­cukları, okumaya, öğrenmeye, meslek sahibi olmaya, iyi eğitim al­ maya çalışıyorlar.
Doğru Yol Derneği 1951'de kurulmuş ve o günden bu yana Türk dili ve kültürünün yok olmaması için mücadele vermiş bir dernek. Meydanı geçerken BM askerlerinin broşür dağıttığını görü­ yorum. Bir tane alıyorum. İki dilde hazırlanmış. Sırpça ve Arnavut­ça. Yokuşu yürüyüp Doğru Yol Derneği'ne giriyorum. İçerde TRT'yi karşılamak için bekleyen pırıl pırıl çocuklarımız ve o kocaman ço­cuk gözleri ve eskimeyen heyecanıyla Liriye Hanım.
"Bizim" diyor "Eskiden anayasal haklarımız vardı, dergilerimiz, gazetelerimiz vardı. Şimdi hiçbir şeyimiz yok."

Gözleri pırıl pırıl Ensar'a, Dilara'ya bakıyorum. Ne olmak iste­ diklerini soruyorum. Hemen hepsi öğretmen olmak istediklerini söylüyorlar. Burası öğretmene hasret.
Liriye Hanım, çocukların belli bir seviyeye kadar Türkçe eğitim alabileceklerini, ama Arnavutça bilmeyenin yükseköğrenim şansının olmadığını söylüyor.

Eğer bir çocuk mimar ya da doktor olmak is­ terse tek şansı var:

Türkiye'ye gitmek.

Hukukçu, şair ve yazar İskender Muzbeg, "Türkler ve Arnavut­lar arasında çekişme başladı. Arnavut milliyetçiliği kışkırtıldı. Türk varlığı ezilmeye başlandı. Bu, idare eliyle desteklendi. Mesela, Prizren'de tüm yasaların Türkçe yayımlanması garanti altına alınmıştı. Ama olmadı, basılmadı. Dış güçler, Kosova'ya sadece Arnavut prizmasından bakmak istediler. Ve bugün Türk toplumunu artık gör­mezden geliyorlar."

NATO öncülüğünde Birleşmiş Milletler Barış Gücü Kosova'ya girdiğinde, Kosova halkına yeni bir dönemin başladığı duyuruldu.
Bundan böyle her şey Batı Avrupa standartlarına göre düzenlenip uygulanacaktı. Yeni düzenlemelerden ilki, eğitim konusunda oldu. Dillerinin resmiliği kaldırılmış olan Türklere, Arnavutça'nın zorun­lu ders olarak okutulması kararı alındı.
Bu adım, önyargısız, iyi niyetle, belli bir plan ve program dahi­linde ve Türk eğitimcilerin katılımıyla yapılsaydı topluma büyük faydalar da sağlayabilirdi.
Ama öyle olmadı.

Arnavutça derslerinde okutulan kitaplar Türk düşmanlığını ye­ şerten şiir, makale ve kompozisyonlarla doluydu; böylesi bir tutu­mun nelerin tohumunu atacağı, neye hizmet edeceği kuşkulu.

Bu topraklarda önce Arnavut-Sırp nefreti ekilmişti. Şimdi Arna­vutlara verilen haklar ile Türklerden alınan haklar karşı karşıya.
Ayrıca Türkler arasında parayla kışkırtılan bir ayrımcılık almış başını gidiyor.
İşsizlik herkesin boynunu bükerken Birleşmiş Milletler Güven­lik Konseyi ve çeşitli Batılı vakıflar tarafından hoşa gidecek projele­re verilen binlerce avro, toplumsal bölünmelerin önünü açıyor. Bö­lünmeleri hızlandırıyor.

"Demokrasi" Geldi, Türkçe Kalktı

1999'u takip eden yemden yapılanma sürecinde AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) ve George Soros'un Açık Toplum Vakfı gibi çeşitli kuruluşlar, kadın ve gençlik kuruluşları, medya projelerine ödenekler ayırdı. Batının demokrasi anlayışını yaymak, toplumda kendi çıkarları yönünde bir dönüşüm yaratmak için bu şarttı.

Yeni Dönem gazetesi sahibi Mehmet Bütüç:

"Bu gibi yardım­larda öncelik Arnavut ve Sırplara verildi" diyor. "Sadece Ameri­ka'dan bir sivil toplum örgütü 7 milyon dolar dağıttı burada. Türk­lerin çeşitli sivil toplum örgütlerine de toplam 50.000 dolar gibi bir para verdiler. En büyük parayı KOHA aldı. Gelen para milyonlarca dolardı."

Mehmet Bütüç, büyük zorluklar ve Türkiye'den aldığı küçük bir destekle Yeni Dönem gazetesini çıkarıyor. "Bu gazeteyi çıkarma­ya devam etmemiz bile bir mucize" diyor.

"Bakın, savaştan sonra Avrupa buraya geldi, demokrasi geldi derken Türkçe kaldırıldı. Buraya bir anda elifi mertekten ayıramayan Avrupalılar doluştu. İlk geldiklerinde Türkleri gastarbeiter, ya­ni Almanya'daki gibi dışardan gelmiş işçi zannettiler. Ya tarih bilmi­yorlardı ya bilmek işlerine gelmiyordu. Müthiş önyargılı geldiler."
Haftalık bir gazete çıkarıyordu ve bir de radyosu vardı. Asıl amacı bir televizyon kurmaktı. (Eylül 2005'te bu televizyonun ger­ çekleştiğini haber aldım. Hatta açılışa davet edildim.)

Mehmet Bütüçle Prizren'in en güzel binalarından biri olan Ga­zi Mehmed Paşa Medresesi'nin önünde konuşuyoruz. Bu yapı XVI. yüzyılda inşa edilmiş, ahşap çatısı, kafesli pencereleriyle alımlı bir hanım gibi Prizren'in ortasında duruyor. Medresenin dershanesiymiş, tarihin çok önemli dönemlerine tanıklık etmiş.
1878 Berlin Kongresi'nde Batı, Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalama planları yaparken, bölgenin Müslüman ileri gelenleri bu bi­nada bir araya gelmiş.

Gazeteci yazar Altay Suroy Receboğlu anlatı­yor:

"O zaman Arnavut ittifakı var. Balkanlar'daki tüm Müslüman reisler bir araya gelmiş, buranın Osmanlı idaresinde kalması için ka­rar çıkartmışlar. Bu, Berlin Kongresi'nde alınan karara bir tepkiydi ve büyük yankı uyandırmıştır."

Gazi Mehmed Paşa Medresesi'nin önünden yürüyüp meydana gelirsiniz. Şadırvanda güvercinler su içer. Kalabalık turist grupları Sinan Paşa Camii'nin önünden geçer. Bu toprakların yüzlerce yıldır biriktirdiği tarihi eserlerin yok olup gitmesi bazılarının içini ezer.
Osmanlı döneminde inşa edilmiş 161 cami, dört medrese, tek­ keler ve mescitler Sırp saldırıları sırasında ya yakılmış ya yok edil­miş. Savaştan sonra da başka mezhepten Müslümanlarca yerle bir edilen Osmanlı eserleri mevcut.
Her gittiğim yerde mezarlıklara zaman ayırıyorum. Bir zaman­lar buralarda yaşayanları yattıkları yerde ziyaret ediyorum.

Prizren'de bir Osmanlı Mezarlığı var. Kosova Barış Gücü'ndeki Türk birliği el atmadan önce bir çöplük görünümündeymiş. Mezar­ların üzerinde piknik yapılıyormuş. Türk birliği temizlemiş, etrafını çevrelemiş, yok olmak üzereyken mezar taşları temizlenip ortaya çı­ karılmış, ama yılların ihmali yine de anlaşılıyor. Karabaş Türbesi ve bu topraklarda yatan Osmanlı'nın Türk ve Arnavut tebaasının me­zarlarına ait taşlar, gelecek günlerin onlara saygınlık vaat etmediği­nin en iyi kanıtı.
Oysa yanı başındaki Hıristiyan Mezarlığı yüksek duvarlarla çev­rili, bekçisi var, özenle korunuyor.

İncil Der Ki...

Akşamüstü yine meydana dönüyoruz. Prizren'in ortasında yüz­ yıllardır akan çeşmenin tam karşısında bir masa kurulmuş. Başında iki Alman Hanım. Beyaz saçlı, iri çeneli, gözlüklü ve yere kadar uza­ nan beyaz elbise giymiş olan, anlaşılan genç, gözlüklü ve tobul ola­nı yetiştiriyor. Masanın kenarlarında BİBLA (incil) yazıyor. Masada kitaplar... Cansiperane çalışıyorlar...
"Kimsiniz, nesiniz?" diye soruyorum.

"Biz incilciyiz. Biz İncil'e inanırız, incil'i öğretiriz" diyor, bu ka­dar iştahla konuşan birine son zamanlarda rastlamadığımı düşünü­yorum.
"Burası propaganda için yanlış yer değil mi!" diyorum. "Priz­ren'in yüzde 90 i Müslüman."

"İsa'yı öğrenmek lazım!" diye avaz avaz bağırıyor. Aslında be­ nimle konuşmuyor. Düğmesine basılmış bir robot gibi sağa sola dö­nerek, sahnedeymiş gibi jestler yapıyor, "İsa'sız kayboluruz, İsa'yı öğrenmek gerek!"
"Hz. Muhammed İsa'dan sonra geldi. Bence hazır buradayken onu öğrenmeye çalış" deyip yürüyorum. Çarşının sonunda kötü Ingilizcesi hâlâ kulaklarıma ulaşıyor!
"İsa'sız kayboluruz!.. İncil der kiiii..."

Akşam iniyordu. Uzaklardan bir yerlerden başka sesler geliyordu. "Güvertede gezerken aman kunduram kaydı..." diyordu şarkı. Sokaklar birden kalabalıklaştı. Gece ilerledikçe kalabalık da Duyu­ yordu. Nüfusun yüzde 70'i 24 yaşın altındaydı ve sanırım bunların çoğu çeşmenin etrafındaydı.
Kahvehaneler tıklım tıklım dolu, sokak itiş kakış. Herkes gece­nin serinliğinde kendini dışarı atmış, bu bunaltıcı atmosferde biraz ferahlamaya çalışıyordu. Dolu olan kahvehanelerde bir çay isteyip üç saat oturanlar, ama daha çok sokakları arşınlayan gençler ve ai­leler gözümüze çarptı, işsizlik gençlerin boynunu büküyordu. Son 10-15 yıldır hemen hemen tüm fabrikalar kapatılmış, ardından sa­vaş gelmiş, işsizler ordusu daha da kalabalıklaşmıştı. Burada çalışmayanlar değil, çalışanlar dikkat çekiyordu.

"Fabrikalar Pul Parasına Özelleştirildi"

Ertesi gün pazar. Fikrimle çıkıp, bir zamanlar 5.000-10.000 kişinin ekmek kapısı Prizren fabrikalarını tek tek ziyaret ediyoruz, içlerine giriyoruz. Hayaletleri kovalıyoruz.

Perlonka İplik Fabrikasının bahçe duvarı arabayla git git bitmi­yor. Kapıya vardığımızda yakından bir yerlerden Arnavutça pop şar­kıları kulağımıza geliyor. Meğer adamın biri Perlonka'nın bir zamanlar işçi yemekhanesi olan devasa binasını kiralamış, düğün sa­lonu yapmış. Hayalet fabrika hayretle bu yeni düğün salonundaki hareketi izliyor. Savaşa kadar bölgenin en büyük iplik fabrikasıymış. Savaşta Alman birlikleri karargâh olarak kullanmış.
Bir zamanlar 2.500 kişinin ekmek kapısıydı.

Fikrim:

"Özelleştirme iki etapta ve çok ucuza gerçekleştirildi. Önce eski müdürler koca fabrikaları sahiplendi. Hem de beş dük­kân parasına. Eski işçiler atıldı. Tecrübesiz, genç ve ucuz işçiler alın­dı. Sonra her şey durdu. Çünkü sermaye yoktu. Bankalar kredi ver­medi. Her şey öylece kaldı" diyordu.
"Özelleştirme idaresi başkanıyla konuşurken 30 büyük firma­nın özelleştirildiğini söyledi" dedim.
"İyi de kaçı çalışıyor acaba? Onu da sorsaydın. İşsizlik artıyor.

500-600 kişi çalıştıran fabrikada, şimdi 30-40 kişi çalışıyor. Ya da fabrika hiç çalışmıyor."
Arabaya atladık tepelere çıktık. Kocaman bir fabrikanın önün­
de durduk. Kapının üzerinde Farmakos yazıyordu.

Fikrim gösteriyor. "Bak bu, bölgedeki tek ilaç fabrikasıydı! 49 ilacın üretim lisansına sahip, ama çalışmıyor! Neden? Kredi alamı­yor."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: PRİZREN'DE TÜRK OLMAK

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 17:47

Şükran'ın Gizli Bahçesi...

Fikrimle, Şükranın asırlık evinin gizli bahçesine geldik.


Dar bir sokakta yükselen, yeni yapılmış çirkin, yüksek bir binanın garajına girer girmez şaşkınlık içinde kalıyorsunuz. Garajda, çe­şit çeşit bitki, sebze ve çiçeklerin süslediği bir gizli bahçe sizi bekli­ yor. Aşıboyalı bir Osmanlı evi bütün heybetiyle ortaya çıkıyor. Önünde bir çardak ve nilüferlerle süslü bir havuz ve fıskiyeler. Yüz­lerce yıllık bir huzur bu bahçeye sinmiş, Prizren'deki Türklerin ya­şam tarzını anlatıyor. Burada her tür güzellik ve kâbus yaşanmıştı. Yan yana yıllarca komşuluk etmiş insanlar birbirine kanlı düşman olmuş; kent, savaş ve göçlerden, korkudan ve yokluktan bitap düş­müştü. Tüm bunlara rağmen gülümseyen çehresini koruyordu. Ka­lın duvarların ardına saklanmış avlular ve eski güzelliklere sımsıkı tutunmuş insanlar vardı. Şükran ve Hızır onlardandı.

Ellili yaşlarındaydılar. Hızır, en kötü şartlarda bile neşesini kay­betmeyen, kırmızı yüzlü, uzun boylu, gözlerinin içi gülen bir adamdı. Şükrani anlatmaya kelimeler yetmez. Bir an yerinde durmayan, ikramda sınır tanımayan, iyiliği gözbebeklerine. yerleşmiş bir Balkan kadını. O bahçeyi, dertleşmelerimizi, çiçeklerin kokusunu, demli çaya eşlik eden muhabbeti ve bunca karanlığa rağmen o gün bizi sa­ran neşeyi ve atılan kahkahaları hiç unutamayacağım. Asırlık ergu­van her şeye tanıktır.
Hızır 15 yıldır çalışmıyordu. Yugoslavya dağıldığından beri.

Şükran:

"15 yıl eyy... 15 yılın adı var!" diyordu. "Hiçbir yerden gelmeden ne olur, nasıl yaşanır, bir düşün!"

"Peki, nasıl baktı sana?"
"Sanatı vardı, çekiç vurdu, marangozluk yaptı. Biraz da Hollan­da'dan oğlumuz yolladı." "O ne yapıyor?"
"Araba tamircisi. Hep sıkıntı içinde yaşadık. Büyük korkular at­lattık. Hep iş sıkıntısı. Ne olacak korkusu. Evlerimiz basıldı. Çocuk­ları kaçırdık. Savaşta yanımıza 3-5 parça eşya aldık sınırlara yığıl­dık. Neler neler..."
"Burası Avrupa'nın göbeği. Neler yaşandı değil mi? Kimsenin umrunda olmadı" diye mırıldandım Gözyaşlarımızı tutamadık. İs­kemlesinden telaşla kalktı. "Ben sana bir güzel çay atayım" dedi. "Yok, ben alırım!" dedim. "Nasıl yok! Ben atacam." dedi. Gözlerimi­zi kuruladık. İkimiz de çaydanlığa sarıldık.
Hızır gülerek seyrediyordu... Dedesini hatırlıyordu.

Prizren aksanıyla "Kosovalı bedoalı!" demişti yaşlı adam. Kosovalı beddualı mıydı?
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir