Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Priştina'daki Amerika

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Priştina'daki Amerika

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 17:43

PRİŞTİNA'DAKİ AMERİKA

Ağustos 2004 Yolculuğundan


Burası Avrupa'nın göbeği. Kosova bir zamanlar bir Osmanlı vilayetiydi. Şu anda Birle mi Milletler idaresinde bir bölge.
Bir bölge düğünün bir hükümeti var, ama hükmeden Birle mi Milletler. Hükümet değil. Bir hükümeti var, ama dış işleri, ekonomi, savunma bakanları YOK.
Bir bölge düğünün yıllardır nereye bağlı olduğu belli değil. Bağımsız bir ülke statüsüne kavuşacak mı o da belli değil.
Bir bölge düğünün yabancı askerlerin denetiminde yaşıyor. Çok zengin kaynaklara sahip, ama ülke statüsü olmadığı için ticaret yapamıyor. Fabrikaları boş duruyor ya da askeri karargâh olarak kullanılıyor, insanların yüzde 70'i işsiz dolaşıyor. Siz böyle bir bölge düşünedurun işte!.. Orada nasıl ya anır, asıl onu düşünün.
Bir "bölge" Kosova! Uluslararası hukukta öyle tanımlanıyor.

Başkent Priştina. Duvarlarda eski Amerikan Başkanı Clinton'ın posterleri. Hemen her binada Amerika, Arnavutluk ve Birle mi Milletlerin bayrakları.
Bu "bölgenin" bayrakları bunlar. Batılı yüzler, bizden yüzler, bizden binalar. Ve dışa açılan antenler. şehre girer girmez her apartmanın balkonuna ya da çatısına yerleştirilmiş antenlerle karşılaştık. Bu sıkışmışlığa, bu hapsedilmişliğe başkaldırıyorlar. Priştinalılar antenlerle dünyaya açılıyor.
Havaalanında bizi bir meslektaşımız, Birol Urcan karşılamıştı. Özel bir kanalda ekonomi editörü olarak çalışıyordu. İlk sordu um soru, hangi dilde yayın yaptıkları olmuştu.
"Arnavutça sadece Arnavutça yayın var. 24 saat. Sırpça azınlık dili olarak kabul ediliyor. İngilizce ise hükümet dili yani BM'nin resmi dili. Burada resmi dil ingilizce."

Zayıf Halka

Yugoslavya'nın dağılışından beri bölge barı yüzü görmedi. Kosova ilk felaketi kinci Dünya Savaşı ardından üç parçaya bölünerek yaşamıştı. Bağımsızlık rüyası yıllara yayıldı, ama her seferinde hüsrana uğradı.
Kosova Avrupa'nın ortasında stratejik bir bölgeydi ve bu büyülü devletlerin gözünden kaçmadı. Kosova'nın çelişkilerini yıllarca büyük bir dikkatle izlediler.
Kosova zayıf halkaydı...

Her ey Tito'nun ölümüyle başladı. Bir yıl sonra, 1981'de Priştina Üniversitesi'nde fitil ate lendi, kargaşa başladı. Birileri aralarında sürtüşme olan, ama o güne kadar kavgasız ya ayan halkları birbirine düşürüyordu. Arnavutlar ile Sırplar arasındaki çatışma her geçen gün biraz daha tırmandı.
Yugoslavya'nın dağılışının arifesinde Sırbistan tarafından özerkli i elinden alınan Kosova'da Sırplara karşı büyük bir muhalefet örgütlendi ve istenen patlama gerçekle ti.
Arnavutların bağımsızlık istekleri arttıkça Sırplar tarafından baskı altına alındılar. 1999'da Kosova bir anda yangın yerine döndü. Galiba birilerinin istediği de buydu.
NATO öncülü ünde çokuluslu silahlı güçler Kosova'ya girdi ve sivil yönetim Birle mi Milletlerce verildi.

Önce Türkçe Yasaklandı

Kosovanın Birleşmiş Milletler geçici yönetiminin başına Bernard Kouchner adlı bir Fransız getirildi. Kouchner'in ilk icraatlarından biri o güne kadar resmi dil olan Türkçe'nin resmiyetini kaldırmak oldu. Yerine ingilizce resmi dil ilan edildi. Bu toprakların 600 yıllık sakinleri artık kendi dillerini rahatça kullanamayacaklardı ve bu durum, dünyada insanların eşitliği, azınlıkların hakları konusunda bayraktarlık yapan Birle mi Milletlerin temsilcisi eliyle gerçekle tirildi. Kosova'da büyük bir propaganda bombardımanı başladı önce 30 adet yerel televizyon kuruldu ve çoğu sadece Arnavutça yayın yapmaya başladı. Yüzlerce yıldır ortak dil olan Türkçe bir anda Boşnakça, Çingenece'yle birlikte bir azınlık dili haline getirildi.
Gani Draguşa, Kosova Televizyonunda Türkçe yayınlar sorumlusu. Onunla haberlerden az önce stüdyonun kapısında buluştuk. Azınlıklar için ayrılmış 10 dakikalık haber yayınına girecekti. Stüdyonun kapısında Çingenece haber yayınının bitmesini bekledik. Sunucu hanım 10 dakikasını bitirip dı arı çıkınca Gani'nin Türkçe haberlerini izledik.

Haftada bir 30 dakika ve günde 10 dakika Türkçe yayın hakkı verilmişti. Yasak savma kabilindendi.
Birol'un çalıştığı kanalsa, Veton Suray adlı bir iş adamı ve muhalif bir siyasiye aitti. Batı'dan gelen sermayeyle açılmıştı.
Koca bir binada koşturup duran bir sürü genç insan vardı. Birol beni arkadaşlarıyla tanıştırdı, ingilizce konu urken kulağıma çekingen Türkçe sesler de çalınıyordu. Aslında burada ya ayan büyük çoğunluk Türkçe biliyor, ama konuşmuyordu.
Kanalı dolaştıktan sonra Birol'la bahçede oturduk. Kulaklarım açık onu dinledim.

"Burada ya ortalaması 24. kentin nerdeyse yarısı yabancı. Dış ülkelerden gelmiş 20.000 işçi var. 50.000 BM askeri var. sizlik yüzde 70'in üzerinde. Yoksulluk çok fazla ama Kosova Müslüman bir ülke ve aile içi dayanışma sürdüğü için fakirlik belli olmuyor."
"Bu kadar yabancı işçiden, gelişmeden bahsediyorsun. Peki, üretim var mı burada?"

"Üretim yok. Özelleştirme süreci başladı. Ama bölgenin uluslararası statüsü belli olmadı ı için durdu. Eski fabrikalar satılmayı bekliyor. Çalıştırılmıyor, işçiler sokakları dolduruyor."
"Eskiden neler üretilirdi burada?"
"Her eyden desem yalan olmaz. Araba parçasından, zeytinyağına kadar her ey. Şu anda yok. Kosova'da tüketilen gıda ürünlerinin yüzde 80'i Türkiye'den geliyor. Kosova'dan dışarı pek bir şey satılamıyor. Malum, statü problemi var. Malın üzerine hangi ülkede üretildi ini yazamıyoruz. Çünkü ülke de iliz."

Küreselleşme

Öğleden sonra önemli bir randevum var. Özelleştirme idaresi Başkanı Ahmet Shala'yla buluşacağını. Alelacele Kosova Trust Agency'ye gidiyoruz. Kosova Trust Agency, Birle mi Milletlerin Kosova'daki özelleştirmelerden sorumlu birimi.
Bahçede bizi Mitrovitzalı Flora kar ılıyor. Ahmet Shala'yı beklerken bana tüyler ürpertici sava hikâyeleri anlatıyor. Evlerinden nasıl bombalar altında kaçtıklarını, çocuklarını nasıl kaçırdığını, iş ve başını sokacak bir ev bulabilmek için neler yaptığını bir çırpıda anlatıyor. Sanki anlattıkça bir tüneli geride bırakıyormuşçasına konuşuyor. Ahmet Shala, içeri girdi inde birden susuyor. Ciddi ve soğuk bir tavır takınıyor.

Ahmet Shala'nın odasına girer girmez, Eski ABD başkanı Clinton'la yan yana koca bir resmiyle karşılaşıyoruz. Sonra satır aralarından oldukça ilginç bir ki ilikle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. O bir ekonomist. Bir zamanlar Kosova'daki altın ve gümü madenlerini işleyen bir fabrikada çalışmaktaymış. Sonra Priştina Üniversitesi'nde istatistik profesörü olarak görev yapmış.
Savaşın sonunda BM özelleştirme İdaresi'nin başkanlığına getirilmiş. Yugoslavya'nın en önemli fabrikalarından biri olan bir zamanlar çalıştığı fabrikayı imdi satışa çıkarmış. Özellikle ülkedeki madenlerin satışını gerçekleştirmekte elini çabuk tutmaktaymış .

"Bugün madenlerden birini daha özelleştirdik. Binlerce iş yaratacak" diyor gururla.
"Ama uluslararası şirketler çok az paraya işçi çalıştırıyorlar" diyorum, gülüyor.
"E tabii o nedenle buraya geliyorlar zaten, isterseniz kapatın; ülkedeki i sizlik artsın."
"İyi de, istatistikleri siz daha iyi bilirsiniz. Sava öncesi Kosova'da şimdiki işsizlik söz konusu de ildi. Be yıllık Birle mi Milletler iktidarı sonucu yüzde 70'lere vardı."
"Orası öyle. Küreselleşme!" deyiverdi.

Küresel güçler Kosova'ya 1999'da gelmişler, dünyanın en adil yönetimine söz vermişlerdi. Kosova'ya demokrasiyi getireceklerdi.
Demokrasi, daha çok i sizlik, daha çok yoksulluk, hantal bir bürokrasi altında ezilen bir halk yarattı.
600 yıllık dilini kaybeden Türkler 1989 öncesinde anayasal hakları olan Türkçe basılı evrakı resmi dairelerde rica minnet istediklerinde, Birle mi Milletler yetkililerinden, evrak basım işlemlerinin çok pahalıya mal olduğu cevabını aldılar.
Türkçe basılan resmi Tan gazetesinin yayını aniden durduruldu. Avrupa genelinde yedi saat Türkçe yayın yapan Priştina radyosunun yayını bir saate indirildi ve Priştina bölgesiyle sınırlandırıldı. Acaba Birle mi Milletler yönetimi kötü ellere mi geçmişti?

Başbakanın Adı: Bayram Recebi

Başbakan Bayram Recebi öyle oldu una inanıyordu. Başbakanla görüşmek için meclis binasına gittiğimizde ilk dikkatimi çeken ey, yeni dekore edilen dinlenme salonuydu. Buraya Türkçe basılacak evrak maliyetini binlerce kez aşan bir mebla dökülmüştü. Ve bu şatafatlı lobi Birle mi Milletler tarafından yaptırılmıştı.
Başbakan Bayram Recebi'nin Türkçe konuştuğunu biliyordum. Zaten burada sadece gençlerin bir kısmı Türkçe bilmiyordu. 40 yaşın üzerindeki herkes Türkçe'ye vakıftı.

Elini sıkarken "Türkçe konu alım mı?" dedim. Birkaç saniye yüzü karardı. "Türkçe az biliyorum" dedi ve Arnavutça devam etti.
"Ekonomik durum çıkmazda görünüyor. Birle mi Milletlerin be yıllık iktidarında yatırım oldu mu?" diye soruyorum.
"Hayır! Büyük sorunlar yaşıyoruz. Birle mi Milletler içinde bir birim, ekonomiden, özelleştirmelerden sorumlu. Ve ülkeyi çıkmaza sokuyorlar. Son derece büyük hatalar yapılıyor. Çıkarları uğruna özelleştirmeleri bloke ediyorlar."

Sert sözler söylüyordu. Anla ılan ba bakan, Özelleştirme İdaresi'nin ve Birle mi Milletlerin iradesinden şikâyetçiydi.
"Sırplar" diyordu, "tüm mülkiyetin kendilerine ait oldu unu iddia ediyorlar ve bu noktada kilitleniyoruz. Her ey apaçık ortada. Biz de anlıyoruz. Sırpların, Birle mi Milletler Güvenlik Konseyi'yle 50 yıllık dostluğu var. Bizimse hâlâ çok dostumuz yok."
"Oysa Kosova'daki Arnavut yönetim, süper güç ABD'yle yakın dost diye biliniyor?"
Geni bir gülümsemeyle, tüm şikâyetlerine rağmen tatmin edici ili kiler yumağında yer almış olmanın keyfi yüzüne yayılıyor.
"Evet, Arnavutlar, ABD'yle yakın olmaktan dolayı birçok eleştiriye muhatap oluyor. Doğru. Biz, Amerika'ya büyük saygı duyuyoruz. Ve kesinlikle proamerikanız."
Birden duvarda Ahmet Shala'nın odasındakine benzer bir foto rafın çerçevelendi i dikkatimi çekiyor. Ba bakan Bayram Recebi ve Clinton'ın samimi bir resmi.
Kosovalı Türklerin kenara itilmişlikleri aklıma geliyor, Türkiye'yle ili kilerini soruyorum.
"Çok iyi bir ili kimiz var. Çünkü Türkiye vatandaşları arasında bu bölgeden giden çok ki i var" diyor. Bir zamanlar aynı devletin tebaası olu umuzu böyle bir söylemle dile getiriyor.

Sonra devam ediyor:

"Türkiye, bize biraz mesafeli durmaya gayret ediyor. Bunda Sırpları ve Karadağlıları üzmek istenmemesinin rolü oldu unu düşünüyorum. Bence bu duru un asıl nedeni, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giriş sürecindeki politikası. Oysa Türkiye çok büyük ve çok güçlü bir ülke. Bence daha aktif davranmalı."
"Kosova" diyorum, "Belirtti iniz gibi dünyanın süper devleti Amerika tarafından destekleniyor. Dolayısıyla bölgesel yardımlar sizin için ne kadar önemli?"
"Bölgesel yardımlara çok ihtiyacımız var. Ve Türkiye bölgedeki en güçlü ülke. Ayrıca tarihsel bağlarımız da ortada..."

Tarihsel bağlarımızdan söz ediyordu, bundan güç alarak sordum:

"Peki ya Kosovalı Türklerin ve Türkçe'nin durumu hakkında adil bir çözüm düşünüyor musunuz?"
Cevap tatmin edici olmaktan hayli uzak.
"Türklere büyük destek veriyoruz. Mitrovitza'da ya ayan 800 Türk nüfusa, ilkokul açılması talebi tereddütle karşılandığında, ben '100 ki i bile olsalar açılacak!' demi tim. Ve kabul edildi, açıldı. Prizren'de de ortaokullar var. Türkler kendilerini rahatça ifade etme özgürlü üne sahipler."
"Kendi aralarında konuşmalarına bir ey demiyoruz işte" der gibiydi; Türkçe ortaokullara giden çocukların geleceklerine ili kin dev sorunları sormaya gerek yoktu. Sadece "Türklerin sayılarına ilişkin elinizde istatistik var mı?" dedim.
"10.000 veya 20.000 ki i olmalı" dedi. "Evlilikler yoluyla çok karışmışlar, tam sayıyı bilmek mümkün de il" diye de ekledi.
Bu mantık Arnavutlar için de geçerli sayılabilirdi. Güç dengesi, başka yöne kaymış olsaydı.
Kosova'da herkes BM yönetiminden şikâyetçi. Burada, NATO ve ABD'ye duyulan ak ne kadar gözle görülür biçimdeyse, Birle -mi Milletler yönetimine duyulan nefret de. o kadar somut.

Aklımıza takılan tüm soruları sorabileceğimiz, burada iktidarı elinde tutan Birle mi Milletler Özel Temsilcili i'nin yolunu tutuyoruz.
Matild, asık yüzlü bir Alman görevli. Bizi güvenlik girişinden alıyor. Uzun kontrollerden sonra binaya giriyoruz.

Kaynakça
Kitap: SINIRLAR ARASINDA
Yazar: BANU AVAR
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: PRİŞTİNA'DAKİ AMERİKA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 17:43

"Türkçe ölüyor"

Jolyon Naegele Birle mi Milletler Genel Sekreterli i Özel Temsilciliği'nden üst düzey bir yetkili.
Ufak tefek; gözlüklerinin ardına sığınıyor ve küstahlık ile samimiyet arasında bir yerlerde dolaşıyor. Sonra dolaştığı yerden kendi de korkup koca bir mesafe koyuyor.
"Bay Naegele!" diyorum. "Bilmem isminizi doğru telaffuz edebiliyor muyum? Çünkü bu çok önemlidir. Bildi iniz gibi Türkler kendi isimlerinin doğru telaffuzunda bile mahrumlar" (Güner adlı biri adını Gyner olarak yazmak zorunda. Çünkü Türkçe harf kullanımı yasak!) Bu bölgede insanlar böyle mi yaşayacaklar?"
"Burada sorun Sırpların Kosova'yla ilişkileridir. Olay bu! Ve bu nedenle tüm Kosova halkı bağımsızlığını bir an evvel elde etmekten başka bir ey düşünemez durumdadır. Arnavutlar dışındaki azınlıklarsa her eyden şüphe duyar haldeler." Ona seveceği bir soru sormaya karar veriyorum. "Birle mi Milletler azınlık haklarıyla ne ölçüde ilgileniyor, Bay Naegele?"

Gevşiyor. Koltuğun arkasına elini atacakken vazgeçip kolunu yine öne alıyor. Kol öylece sarkıyor.
"Biz her yerde azınlıklar için çalışırız" diyor. "Bütün dünyada azınlık haklarını savunuruz."
"Benim anlamadığım" diyorum, "Türkiye'de Kürtçe, Lazca, Boşnakça gibi azınlık dilleri konusunda ısrarla direten Birle mi Milletler, nasıl oluyor da ilk icraat olarak burada yüzlerce yıldır konu ulan Türkçe'yi resmi dil olmaktan çıkarıyor?" Anlamsız bir ifadeyle bana bakıyor.
"Türkçe'nin buradaki durumunu Lazca ve Kürtçeyle nasıl kıyaslarsınız?" diye hayretle gözlerini açıyor.
"Zaten kıyaslamıyorum" diyorum. "1999'a kadar Türkçe burada resmi dildi."
Sandalyesine yerleşiyor. Sakin cevaplama kararı alıyor. Bu sefer de Arnavutları hedef seçiyor.
"Evet, 1999'da milliyetçiler geldi ve bu uygulamayı yaptı. Öte yandan, Türkçe burada yüzde bir veya yüzde iki oranında kullanılan bir dil. Do al olarak ölüyor. Bazı diller tüm toplumlarda zamanla erir."
"Bay Naegele, sokağa çıkıyor musunuz? Benim gördüğüm kadarıyla Kosova sokaklarında herkesle Türkçe konuşulabiliyor." Bay Naegele artık sinirleniyor, saatine bakıyor. "Bilmem farkında mısınız, buradaki atmosfer 99'dan beri çok değişti. Artık Türkçe kullanımı, azalıyor. Uluslararası diller ve Arnavutça kullanımı artıyor."

"Kim Der Priştinahyım Bilmez Türkçe Pristinalı De ildir!"

Sokağa çıkıyorum. Ve büyük caminin önünde ilk gördüğüm eli fileli, 60 yaşlarında bir adamı durduruyorum.
"Affedersiniz, adınız nedir?" diye Türkçe soruyorum. "Mahmut Deveci" diyor. Yüzüne bir gülümseme yayılıyor. "Biz Arnavut'uz ama evde Türkçe konu uruz. Türk Arnavut ayırmayız. Kim der Priştinalıyım bilmez Türkçe. O Priştinalı de ildir! Bunu herkes bilir."
"Ama imdilerde daha az mı konu uluyor?"
"Yok canım! Biz birbirimizle hep Türkçe konu uruz."
"Peki teşekkürler."

Gideceğim, yolda karşılaştığım herkesle konuşacağım. Ama beni bırakmıyor.
"Bak ben sizi seyrettim Makedonya'yı hepisini. Ailem Prizrenli o da Türkçe konu ur! Benim kızcağızım konuşur Türkçe, hem de perfecd"
Mahmut Deveci, buranın insanına en iyi örnekti. Uzun zaman yanımızdan ayrılamadı. Nedeni biz de ildik, Türkiye'den kimi görse böyleydi. Bu eski bir havayı koklamak gibiydi. Uzun zaman görmedi iniz bir dostla kucaklaşmak gibiydi ve bizim için de aynı ey geçerliydi. Daha nice kardeş, akraba, ağabeylerimizle Balkanlar'ın bir yerlerinde karşılaşıp "Te be uzaktan birbirimize kavuşmaz mıyız?" Aynı insanlar olduğumuzu bilip hiç konuşmasak da, uzak zamanları paylaşmaz mıyız?
Caddede yanımdan bir dizi BM cipi geçiyor. içlerinde yine kara gözlüklü, özel tıraşlı, iyi beslenmiş adamlar. Bir süre sonra da bir baba ve iki yaşlarında oğlu. Hava sıcak, oğlan gömleğini tek elle kafasından çıkarmaya uğraşıyor. Yere çöküp "Sen çok mu bunaldın?" diye gömleği indiriyorum. Çocuk ağlıyor. Babası Türkçe "Ha bunaldı ya!" diyor.

Duvarında Clinton'la Resmi Olan Biri Daha

Son bir randevu var. Pristina Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Fakültesi Dekanı Prof. Hayrettin Kuçi'yle buluşuyoruz. Bilkent Universitesi'nde mastır yapmış, ama bizimle Türkçe konu mamayı tercih ediyor. Onu Clinton'la el ele gösteren resmin altında ingilizce konuşuyoruz. O da Kosova'dan BM güçlerinin artık gitmesi gerektiğini düğünenlerden...

"Birle mi Milletler görevini tamamlamıştır burada. Artık biz bağımsız bir devlet olmak istiyoruz. Kosovalıların Kosova'ya sahip çıkma zamanı. Zor zamanlar geçti. Seçim yapacak durumda de ildik. Biz Sırplar ile diğerleri arasında kalmıştık. O zaman Birle mi Milletler en iyi seçenek gibi göründü. Bugün Amerika, dünya çapında bir süper güçtür ve demokratik de erleri en iyi tatbik eden ülkedir. Kosova'da ya ayan Arnavutlar için Amerika son umuttur."
Pristina Üniversitesi hocalarından biri işte kelimesi kelimesine bunları söyledi.
Sokaklar profesör gibi düğünenlerle doluydu.

Pristina sokaklarında Birol'la yürürken bir ülkenin bağımsızlığının, ama gerçekten tam bağımsız olmasının ne çok bedel gerektirdiğini bir kez daha düşündüm. Bir bayrağa, bir toprağa özgürce sahip olabilmenin ne büyük bir zenginlik oldu unu bir kez daha düşündüm. Burada ya da Balkanların bir başka köşesinde ya anan olayların her bir ayrıntısının çok önemli derslerle dolu oldu unu hissettim.
Mesela ben, bir ülke koduna sahip olabilmenin ne demek olduğunu Kosova'ya gidince anladım.
Telefonumun ekranında MC diye iki harf çıkıyordu. Birol'a sordum. Güldü.

"Monako!" dedi. "Ülke olmadığımız için Monako'dan ülke kodu kiralandı. Yerel telefonlarda da 0381 kullanılıyor. Dünyada kod kiralayan tek yer biziz. Bundan da birileri iyi para kazandı." Tüm bu ya ananlar yüzünden gençler Batı'ya, daha yaşlılar Doğu'ya dönüyor yüzlerini. Yüzyıldır göçlerden başını kaldıramadı bu bölge. Hala Türkiye Eşgüdüm Bürosu'nun kapısındalar. O ne demeyin. Burası bir ülke de il. O nedenle Türkiye konsolosluk ya da elçilik açamıyor. Dış işlerimizin buradaki temsilcili inin adı Türkiye Eşgüdüm Bürosu. Temsilcimiz Murat Kılıç'ın unvanı "misyon şefi".

"Kültürel miras" diyor, "Burası Osmanlı'nın elinden son çıkan ülkedir. Büyük bir kültür kalmış, her yana yayılmıştır. Osmanlı mimari eserlerinin sayısı 500'ü bulur. Medrese, cami, külliyeler. Türkçe'nin kullanımına gelince, uzun yıllar resmi dil olmanın sonuçları günümüzde hissedilir. Kosova'da 2 milyon nüfus var. 300 000 400 000 kişi Türkçe konuşur, Türk televizyon kanallarını izler." (Nedense Türkçe'nin resmi dil olmaktan çıkarılması konusuna pek girmiyor.)

Biz o akşamüstü Prizren'e doğru yola çıkıyoruz. Yeni Dönem gazetesi sahibi Mehmet Bütüç'ün "Bu adamlar, evvel ebet dünyanın merkezini Paris sanırlar. Oysa bir zamanlar dünyanın merkezi Prizren'di" dedi ini duyuyorum.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir