Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Dinler Arası Diyalog Üzerine Notlar

Turgut Özal ve Kenan Evren'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan örgütlenmesi Tansu Çiller ile birlikte dahada güçlendirildi.

Dinler Arası Diyalog Üzerine Notlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 03:46

DİNLER ARASI DİYALOG ÜZERİNE NOTLAR
Derleyen: Hasan Erdem


Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, Dinler arası Diyalog olayının gerçeğini belgelerle şöyle yansıtıyor:

Bu teşkilat, nasıl bir Avrupa dini isteniyorsa, bunu diyalog yoluyla gerçekleştirmeyi hedefliyor.

1958-63 yılları arasında 2. Vatikan Konsili'nde alınan kararlar çerçevesinde bir diyalog başlatılıyor.

Avrupa toplulukları Piskoposları Konferans Komisyonu (COMECE) bu kararlar çerçevesinde çalışmalarında bir de İslam çalışma grubu birimi oluşturdu. Bu komisyonda yer alan 14 piskopos, nasıl bir İslam olacak, hangi İslam'la biz muhatap olacağız sorusunun cevabını kendilerine göre verdiler ve ona göre de davranış içerisine girdiler.

1995'te imzalanmış olan Amsterdam anlaşmasındaki kutsal bildirge, bizim açımızdan ve diğer dinlere mensup olanlar açısından çok önemlidir.

Bu kutsal bildirgede diğer dinlerle olan ilişkilerin nasıl yürütüleceği anlatılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesi mesela, dini ayırımcılıktan kaçınmayı öngörür.

14. madde de şöyle denilmektedir:

"Dini tarikatların iç özerkliği, dinle ilgili olmayan diğer grupların iç özerkliklerine nazaran daha fazla korunur."

Halbuki Türkiye'de tarikat yasak. Türkiye'de yasaklanmış olan bazı unsurlar Avrupa Birliğinin kendi içindeki açılımlarının temin edilebilmesi için, AB Politikasını sürdürebilmek amacıyla korunmuş oluyor.
Bu sözleşmenin 9. maddesinin bir numaralı fıkrası ilginçtir.

Bu fıkrada şöyle ifadeler var:

"Din veya kanaatleri izhar etme hürriyeti, amme güvenliğinin, amme nizamının veya umumi ahlakın, veyahut başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için kısıtlanabilir.".

Bu şu anlama geliyor:

Ben hürriyet verdim ama bunu gerekli görürsem, kısıtlayabilirim!..

Diyorlar ki, Türkiye'yi AB'ye almadan Gümrük Birliği ile ekonomik yönden kontrolümüze aldık, ama dini kontrolümüzde değil. İşte bu kontrolü gerçekleştirmek için Dinler arası diyalog olayı ortaya çıkarıldı.

Yani Türkiye AB'ye girmesin, girmeyecek, zaten almayacaklar, Ama hiç değilse Türkiye'deki İslam'ı biz kontrol altında tutalım. Türkiye İslam ülkeleriyle bir diyaloga ve birlikteliğe de giremesin.

Kısaca Dinler arası Diyalog Avrupa 6irliği'nin belirlenmiş bir politikasıdır. Diyalog olayının bir de Vatikan boyutu var. Aslında AB ve Vatikan ayrılmaz unsurlardır.

Hıristiyanlık adına asıl Dinler arası Diyalog çağrısı yapan Vatikan'dır. Bu çağrı önce Ortodokslar için yapıldı. Bu çağrı ile bütün Hıristiyan teşekküller 'Dünya Kiliseler Birliği' adı altında toplandı. Onlar diyalog şeklinde götürmüyorlar bu çağrıyı, 'hoşgörü' kavramı ile götürüyorlar. Diyalog kavramı daha çok Vatikan tarafından kullanılıyor.

Burada bir hususun daha altını çizmek gerekiyor. Dinler arası Diyalog dendiğinde eşit taraflar olması lazım. Görüşleri itibariyle birbirlerini dengeleyebilecek taraflar olursa, bu taraflar görüşlerini birbirlerine açıklayabilirlere bir diyalog olur. Ama Vatikan bu işi tek taraflı yapıyor.
Bakın Kateşizm kitabı var Vatikan'ın. Bu dünyadaki tüm Katoliklerin uymak zorunda oldukları bir kitap. Bir nevi ilmihal kitabı.

Bu kitabın 223'üncü sayfasında aynen şunu söylüyor:

"Misyonerlik, karşılıklı saygıya dayalı Dinler arası Diyalogu öngörür.".

Bu, niçin gerekiyor? Misyonerlik yapılabilmesi için, karşılıklı bir diyalog olacak diyor. Yani misyonerliğin önkoşulu diyalog!..

Bu kitabın 227. sayfasında ayrıca diyor ki:

"İncil'i henüz tanımamış olan kesimlere İncil'i vermek, okutmak... "

Kitapta bu ifadelerin geçtiği yerde 'İncil'le tanışmamış kişilerin kimler olduğunu açıklamak üzere bir de dipnot düşmüş. 359. maddeye bakın!' diye...

Bakıyoruz o maddeye:

"İki Adem vardır" diyor. Birinci Adem, bildiğimiz Hz. Âdem'i kastediyor, ikinci Adem de Isa Mesih 1 diyor. 'İkinci Adem birinci Adem'i de yaratandır' diyor.

Üstelik şart koşuyor:

'Siz bunu kabul etmeden diyaloga girmeyiz' diye...

Bunun adı diyalog olur mu? Bunun adı monologdur.
Kateşizm kitabıyla ilgili olarak bir önemli husus da şu ki, yaklaşık 800 sayfalık kitabın İslam'dan sadece dört satır bahsediliyor.

O dört satırda şöyle deniyor:

"Müslümanlar da İsa'nın kurtarıcılık planında yer alırlar".

Niçin yer aldığı da şöyle açıklanıyor:

Çünkü onlar da Hz. İbrahim'in inancına bağlı bulunmaktadırlar, diyor.

Koca kitapta Hz. Muhammed'in adı geçmiyor. Kur'an-ı Kerim geçmiyor. Müslümanlar, Hz. Muhammed'in peygamber olarak gönderilmesi sebebiyle değil, İbrahim'in soyundan geldikleri için Müslüman'dırlar, dolayısıyla bu yüzden bunları kurtarmaya layık görüyoruz deniyor.

Halbuki bizim dinimiz en son ve en mütekamil tek dindir. Ötekiler, yani Hıristiyanlık ve Yahudilik sadece bir varoluş tarzıdır. Allah'ın bir tek dini vardır, o da İslam'dır.

Ama Avrupa, bunu söyleme! diyor. Bunu söylememek de yetmiyor, üstelik "ikinci Adem"in, yani "Isa Mesih'in birinci Âdem'i yarattığını da kabul edeceksin diyalog için" diyor.

Burada şunu da hatırlatmak gerekir: Papa 20 Kasım 2000 tarihinde "1915-1923 yılları arasında Türkler hunharca 8 milyona yakın Hıristiyan'ı katletmişlerdir" dedi. Biz kurtuluş Savaşı diyoruz, Adam Hıristiyanlar katledildi, soykırım yapıldı diyor.

Bu adamlarla hangi "Dinler Arası Diyalog"dan bahsediliyor? Ortada samimiyet yok. Ortada siyasi bir olay var. Bu siyasi olayın başı ve yönlendiricisi de bugün Vatikan ve Vatikan'ın ilişkide bulunduğu Avrupa Birliği'dir.
Stokholm'da yapılan 15-17.06.1995 tarihli veToledo'da yapılan 04-07.11.1995 tarihli konferanslarda bağlayıcı hükümler çıktı.

Burada şöyle bir şart ileri sürülüyor:

Metnin altında Javier Solana'nın imzası var. Kim bu adam? AB Konseyi Başkanı. Ondan sonra Komisyon adına Manuel Marin'in imzası var. 15 de AB üyesi ülkenin dışişleri bakanı var. 12 de Akdeniz ülkesinin dışişleri bakanı var. Hepsi imzalamıştır. Bu bağlayıcı bir unsur!..

Bunların hepsi de COMECE'nin sekreterliğinin kurduğu Avrupa'da-ki İslam konusunda araştırma yapan çalışma grubunun planladığı olaylar...
Avrupa diyor ki, ben bunun politikasını belirledim. Senin dışişleri bakanın da dahil, herkese imzayı da attırdım. Türkiye'deki din AB'nin çizdiği İslamiyet şeklinde olacaktır. Bunun dışına çıkamazsın. Bunun da ön şartı olarak İslam dininin tek hak din olduğunu söylemen yasak diyor.

Özetle AB'nin aldığı kararlar var ve bu kararlara uyum sağlayabilmek ve Türkiye'deki yerleşik İslami anlayışı yıkmak amacıyla dinin esaslarına yönelik polemikler ve tartışmalar yapılıyor.

Bu durumda Dinlerarası Diyalog bir tuzak oluyor ve Türkiye de bu tuzağa düşüyor maalesef...
Unutmamak gerekir ki, orada sadece su değil, petrol de var, belki muhtemeldir ki, başka madenler, gazlar da var. Dolayısıyla orada bulunan yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin rantını Türkiye kendi kalkınmasında kullanabileceği yerde, bu gelir kaynakları maalesef ve maalesef israil'in kalkınmasında kullanılır hale gelecektir.

GAP bölgesinde faaliyette bulunan şirketlerin sayısını Ankara'dan sordurdum 81 şirket olduğunu öğrendim.
Bu şirketlerin tamamına yakını Yahudi şirketi, bir kısmı da paravan şirket... Ne demek paravan şirket? Oradaki yapılan yatırımların rantını başkalarına aktarmakla görevli olan şirket... Kendileri yatırımcı şirket değil, Ama yatırımcı şirket olmadıkları halde oralarda toprak satın alma ve bölgesel olarak ağırlıklarını belirli üretim alanları üzerinde yoğunlaştırmak gibi faaliyetler! var.
Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal'ın Çağ Radyo'da 9 Haziran 2001 tarihinde Keşif Programı'nda yaptığı değerlendirmelerden.

Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal'ın 1998'de Üsküdar FM'de Keşif Programı'nda yaptığı değerlendirmeleri.

... Daha dün (1995'in son aylarında) Ortodoks Birliği toplantısı yapıldı. Yapılan toplantı Metropolis Iyonya... Bu toplantıda konuşan Prof. Joharın Galtung "Niçin Avrupa Birliği" sorusunun cevabını çok açık, net ve kesin olarak belirtti.

Dedi ki:

Türkiye'de İslami uyanış var. Bu İslami uyanışın önüne geçmek için, engelleyebilmek için bir an önce Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne almak gerekiyor. İkinci olarak Helen kimliğimizin yeniden ortaya çıkartabilmek için, Türkiye'nin Avrupa Birliği içerisinde yer alması gerekiyor. Bu bizim için en büyük güvencedir. Türkiye'nin Avrupa Birliği içerisinde yer alması Patrikhane açısından yararlıdır' dedi.
Türkiye hem diplomatik saldırı altında, hem de bir kültürel saldırı altında.

Onların yeni Ortadoğu düzeninde Türkiye'ye siyasi danışmanlık yapmaktan başka bir niyetleri yoktu. Uzmanlar kolları sıvadılar ve bölgeyi bir kez de ekonomik bakışla taradılar. Urfa ve Diyarbakır pilot bölge seçildi, projeden çok hoşlanan ABD ise insan hakları hık-mık demeden Urfa havaalanı kredisini verdi...

İsrail'de yaşayan Kürt Yahudi'lerinden sağlanacak kredi Türkiye Zirai Donatım Kurumu ve Ziraat Bankası tarafından organize edilecekti.

... Kibbutz Projesi'nin İsrailli Kürt iş adamları tarafından finanse edilmesi ise plana göre Kürtlerin bu uygulamaya daha sıcak bakmalarını sağlayacak. İsrail Devleti'nin kurulmasından sonra Güneydoğu'dan göçüp İsrail'e yerleşen Kürt Yahudileri, finanse etmenin yanı sıra, Kibbutz'lardan sağlanan ürünleri pazarlama hakkını da elde etmiş olacaklar. Kısacası İsrail, Güneydoğu üzerinden dünyaya açılmayı hedefliyor.

Kaynakça
Kitap: VATİKAN VE TAPINAK ŞÖVALYELERİ
Yazar: AYTUNÇ ALTINDAL
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1993-1996: Cumhuriyetimizin 5. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir