Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Aydın ütopyası

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Aydın ütopyası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Ara 2010, 03:07

Aydın ütopyası

Yıl 1898...
Dünya yeni bir yüzyıla hazırlanıyor...
Osmanlı Devleti, gelen yüzyılın ne gibi siyasi-iktisadi ve kültürel gelişmelere sebep olacağının farkında bile değil... Osmanlı münevverleri bıkkın, umutsuz...
İşte o günlerde beş Osmanlı aydını heyecanlı bir macera için kollan sıvadı...

Tevfik Fikret... 31 yaşındaydı ve Robert Kolej'de Türkçe öğretmeniydi. Daha henüz Rubab-ı Şikeste, Haluk'un Defteri, Doksan Beşe Doğru gibi eserleri yazmamıştı...
Mehmet Rauf... 23 yaşındaydı ve İstanbul Tarabya'da elçilik gemilerinin irtibat subaylığını yapıyordu. Henüz, edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak bilinen Eylül'ü kaleme almamıştı...

Hüseyin Cahit (Yalçın)... 24 yaşındaydı ve Vefa Lisesi'nde öğretmenlik yapıyordu. Henüz Tanın gazetesini çıkarmamış, polemikçi, sert siyasal makaleler yazmaya başlamamıştı...

Hüseyin Kazım Kadri... 28 yaşındaydı ve Maliye Nezareti Mektubi Kalemi'nde çalışıyordu. Henüz, "Şeyh Muhsin-i Fani" müstear adıyla, İslam'ın aydınlık yüzünü anlatan, Yirminci Asırda İslamiyet, İstikbale Doğru, Felaha Doğru gibi eserleri yazmamıştı...

Dr. Esat (Işık)... 33 yaşındaydı ve göz doktorluğu yapıyordu. Henüz, İngilizler İstanbul'u işgal etmemiş ve onu Malta'ya sürgüne göndermemişti. Gün gelecek Dışişleri Bakanlığı yapacak oğlu Hasan Esat Işık ise daha dünyaya gelmemişti...

O yıllarda bu beş Osmanlı aydınının ortak özelliği, dönemin etkili edebiyat dergisi Servet-i Fünun' da yazmaktı...
O yıllar Sultan II. Abdülhamid'in istibdat döneminin yoğun yaşandığı bir dönemdi.
Tevfik Fikret babasının sahibi olduğu Aksaray'da Ağa Yokuşu'nun alt başındaki konakta oturuyordu.
Konak haftada bir gün misafirlerini ağırlıyordu. Sohbet konusu genellikle edebiyat ve siyasetti. Ortak siyasi görüşleri şöyleydi; meşrutiyet taraftarıydılar ve Padişah'a muhaliftiler.
Özellikle Tevfik Fikret, bağıra bağıra II. Abdülhamid'i eleştiriyordu. Hafiyeler, jurnalciler duymasın diye kapılar pencereler sıkıca kapatılıyordu. Ne evdekilerin ne de misafirlerin Tevfik Fikret'e sesini alçaltmasını söyleyecek cesaretleri yoktu.

Bir misafirlik günü...
Mehmet Rauf elinde tuttuğu bir broşürle geldi. Bu broşür, konaktaki sohbetlerin seyrini değiştirecekti... Broşür İngilizceydi.

Mehmet Rauf hem okuyor hem de Türkçeye çeviriyordu:

Londra'da bir dernek varmış, Yeni Zelanda adalarına göçmen götürüyormuş. Göçmenlere yüzlerce dönüm parasız toprak veriliyormuş...
Önce Yeni Zelanda'nın nerede olduğunu konuştular. Ardından broşürün de yardımıyla, bu adanın iklimini, toprakların verimliliğini vb öğrendiler.
Ve Tevfik Fikret, hep birlikte Yeni Zelanda'ya gitme teklifini ortaya attı. Heyecanlandılar. Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Hüseyin Kazım Kadri ve Dr. Esat teklife sıcak baktı.

Yıllar sonra Hüseyin Cahit anılarında bu olay için şunu yazacaktı:

Bir sosyalist cemaati halinde yaşayacaktık. Aramızda mülkiyet prensibi değil, uhuvvet (kardeşlik) prensibi hüküm sürecekti. Birbirimize karşı hakikaten bu kardeşlik hissini kalbimizde duyuyorduk.

Hüseyin Cahit (Yalçın) o günlerde Marksist'ti... Yeni Zelanda'ya gitmek için planlar yapmaya başladılar. Öncelikli sorun şuydu; yol parası nereden bulunacaktı? Göz doktoru Esat Bey, Ankara'da ailesinin büyük bir çiftliği olduğunu, bunu satarak gerekli parayı temin edeceğini söyledi. Kabul ettiler.
Dr. Esat'ı Ankara'ya uğurladılar. Tevfik Fikret'in konağında yeni yaşam üzerine sohbetler sürüp gitti.

Bu arada tartışmalar da çıkmıyor değildi:

Tevfik Fikret, bir daha dönmemek üzere gitme düşüncesindeydi. Hüseyin Cahit ise, II. Abdülhamid ölür ve ülkeye meşrutiyet gelirse hemen döneceğini söylüyordu.

Tartışmaya noktayı Tevfik Fikret koydu:

"Hele bir gidelim, o zaman düşünürüz!"

Ankara'dan, Dr. Esat'tan müjdeli haber beklenirken, Aksaray'daki konakta mutlu bir olay meydana geldi:

Mehmet Rauf, Tevfik Fikret'in halasının kızı Ayşe Sermet'e aşık oldu ve evlendiler.
O yıllar Mehmet Rauf'un bu evliliği Eylül romanında anlatacağı ve sık sık aşık olacağı pek bilinmiyordu...

Bu arada uzak diyarlarda yeni bir yaşam kurma hayali, o günlerde Hüseyin Cahit'in ilk hikayesini yazmasına neden oldu: Hayat-ı Muhayyel.

Yeni Zelanda hayali Dr. Esat Bey'in Ankara'dan dönüşüyle son buldu:

Çiftlik satılamamıştı...
Moralleri bozuldu...
Hüseyin Kazım Kadri bir sabah Haydarpaşa'daki konağından sevinçle dışarı fırladı. Yolda giderken, "Neden olmasın" diye kendi kendine söyleniyordu.

Feribottan inip, koşar adım Servet-i Fünun'a gitti ve "düş arkadaşlarına" projesini anlattı:

"Bizim ailenin, Manisa Sarıçam bölgesinde çok geniş toprakları var. Yeni Zelanda'ya gidemiyorsak, burada yeni bir köy kurabiliriz. Bütün giderleri ben karşılamaya hazırım."

Tevfik Fikret bu projeyi duyunca hemen bir kurşunkalem buldu. Köy projesi yerine, büyük bir köşk planı çizdi. Binanın ortasında ortak yaşam alanı olacak büyük salon bulunacaktı. Sohbetler burada yapılacak, yemekler burada yenilecekti. Ana binanın iki yanında iki katlı birer yatak odaları olacaktı.
Tevfik Fikret hızını alamamış salon ve odaların da nasıl döşeneceğini bile anlatmaya başlamıştı.

Ama birden durdu, sordu:

Sarıçam denen bölge gerçekten güzel miydi?
Diğerleri göz göze geldiler, biliyorlardı ki Tevfik Fikret zor beğenen biriydi. Hüseyin Cahit'in gidip bölgeyi görmesine karar verildi.
Ancak öyle kolay değildi o günlerde İstanbul'dan kalkıp Manisa'ya gitmek. Çalıştığınız kurumdan ve polisten, geçiş tezkeresi almanız gerekiyordu!
Hüseyin Cahit, ilkini kolay aldı. İkincisi için Zaptiye Nazın Şefik Paşa'nın huzuruna çıktı.
"Manisa'ya niçin gideceksin?"

"Efendim, orada bir çiftlik var, bakacağım, eğer oturulabilecek bir yerse ailelerimizle yerleşeceğiz."
Nazır Şefik Paşa, tepeden tırnağa Hüseyin Cahit'i süzdükten sonra, "Sen çiftçilik yapacak adama benzemiyorsun. Doğru söyle amacın ne?" dedi ve sonra ekledi, "Kadın işi mi var?"

Hüseyin Cahit derdini anlatamadı ve sonuçta geçiş belgesini alamadı! Morali bozuk halde arkadaşlarının yanma döndü.
Tevfik Fikret yaz aylarında Anadoluhisarı'ndaki yazlığında oturuyordu. Hepsi orada buluştu. Yeni durumu gözden geçirdiler. Durum ümitsizdi.
Fakat, Hüseyin Kazım Kadri'nin pes etmeye hiç niyeti yoktu, Hüseyin Cahit'e dönerek, "Benim geçiş tezkeremle gidersin!" dedi.
Bu yöntem o yıllarda çok tehlikeliydi. Hüseyin Cahit, yakalandığında sürgüne gönderilebilirdi. Ama düşleri bu tehlikeyi göze almaya yetti.
Hüseyin Cahit birkaç gün sonra yola düştü. Zorlu yollan aştıktan sonra Manisa Sarıçam'ı gördü ve çok beğendi.
Sevinçle İstanbul'a döndü.

Ama... Tevfik Fikret hiçbir zaman açıklamadığı sebeplerle Manisa'ya gitmekten vazgeçti...
Düş gezginlerinin lideri oydu...
Onun ödün vermez bir kişiliği vardı.
Ne yapsalar ikna edemeyeceklerini biliyorlardı.
Onlar da vazgeçti...

İçlerinden sadece, Hüseyin Kazım Kadri, Sarıçam'a tek başına yerleşti. Özel merakı olan tarım konusunda bilgilerini geliştirmek için bir ara Almanya'ya bile gitti.
Tevfik Fikret, Yeni Zelanda ya da Manisa Sarıçam'a gidememişti ama 1901 yılında Servet-i Fünun'dan da ayrılarak, çizimlerini ve inşaatını kendi yaptığı "Aşiyan" adım verdiği Rumelihisarı'ndaki evinde inzivaya çekildi...

Hüseyin Cahit, Tevfik Fikret'e küstü ve yazmaya son verdi... Aradan yıllar geçti...
Ve bu üç idealist adam, 23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanından soma, birlikte Tanın gazetesini çıkardılar...
Son hayalleri, tüm Osmanlı tebaasının barış içinde yaşayacağı yeni bir dünya yaratmaktı...
Ve ne yazık ki yine hüsrana uğrayacaklardı...

Peki, bizim aydınımızın düşü yurtdışı olur da, yabancı edebiyatçının hayali Osmanlı topraklan olamaz mı?
Fransız şair Alphonse Lamartine'nin isteği Aydın Burgaz Ova'da bir çiftlikte yaşamaktı...

Kaynakça
Kitap: Siz Kimi Kandırıyorsunuz!
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir