Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ekonomik krizden zengin çıkan bir padişah

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Ekonomik krizden zengin çıkan bir padişah

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 22:49

Ekonomik krizden zengin çıkan bir padişah

Son iki yıldır dünya finans kriziyle yatıp kalkıyoruz.
Bankaların durumu, borsa, döviz ne olacak herkes merak için de.
Bu topraklar benzer mali krizi XIX. yüzyılın son çeyreğinde de yaşadı.

Ve o mali krizi, borsada akıllı oynayarak lehine çeviren bir Osmanlı padişahı vardı:

II. Abdulhamid!

Akıl hocası kimdi?
Dudak uçuklatacak serveti sadece borsada oynayarak mı kazandı? İşte farklı bir padişah portresi...

Şehzadeliğimde üç dört ayda bir maaş çıkar, onu da kaime veya metelik para olarak verirlerdi. Ben de koyun ticareti yapardım. Maslak çiftliğinde ekin de ektirirdim, lakin ondan fayda olmazdı. Asıl fayda koyun ticaretindeydi. Senede beş-altı yüz merinos koyun getirirdim. Bunların yavrularını, sütünü yapağını değerlendirir; kısır olanları kasaplara satardım. Ertesi sene başka sütlü koyunlar satın alırdım. Senede koyun başına bir mecidiye kar bırakırdı. Bu iş çok karlıdır. Üstübeç de Venedik'ten gelir, boyacılar kullanır, ben daha ucuza satardım. Herkes benden alırdı. Ondan da istifade ederdim. Diğer şehzadeler borç içindeydiler. Çünkü ticaret bilmezler, çalışıp kazanmazlardı. Kazanmak, iş yapmak da bir hünerdir.

Şehzadeliği döneminde ticarete başlayıp Osmanlı'nın en zenginlerin den biri olan Sultan II. Abdülhamid'in servetinin kaynağı sadece buğday-koyun-boya ticareti miydi?
Bilinir ki, ticaret ve ekonomiyle yakından ilgilenen ilk Osmanlı padi şahıydı, ilgisi sadece ticaretin pratiğiyle de sınırlı değildi. XIX. yüzyılın ikinci yansına damgasını vurmasına rağmen adı gölgede kalmış aydınlardan Münif Paşa'dan iktisat dersleri aldı.
Ve bir gün...
Şehzadeliği dönemiydi.
Osmanlı devleti yayınladığı "İrade-i Seniye"yle borçlarını erteleme kararı almıştı. Çünkü hazinesi tamtakırdı.

Bu kötü ekonomiden Dolmabahçe Sarayı da etkilendi.
Şehzade Abdulhamid zamanında alamadığı maaşını kırdırmak için saraya raha t-lıkla girip çıkan, Osmanlı Hanedanı'na borç para bulan Rum Banker Yorgo Zarifi (1807-1884) ile tanıştı.

Yorgo Zarifi, kayınpederi Çelebi Dimitraki ile "Zafiripulos&Zarifi" işlet mesinin ortağıydı. Galata Borsası'nın en tanınmış isimlerinden biriydi.
Bankerler, Osmanlı devletinin dış ticaret açıklarının kapatılması için gerekli olan yabancı kredileri bulan kişilerdi. Bir yanda Galata bankerlerinden; G. Tubini, Mihran Düz Bey, Köşeoğlu Agop, J. Lorando, Mısırlı Andon Bey "Credit General Otoman" ile; diğer yanda Zarifi, Baltazzi, Boğos Mısırlıoğlu, Zafıripulos, Op penheim, S. Sulabch, Kristaki, J. Kamondo "Societe Generale Ottomane" ile Osmanlı devletinin iki kasası durumundaydılar.
Bankerler aynı zamanda Osmanlı Hanedanı mensuplarının kişisel ihtiyaçları için de kredi/borç veriyorlardı!

Banker Yorgo Zarifi, sadece Şehzade Abdülhamid'le değil, Veliaht Murad ve Padişah Abdülaziz'le de görüşüyordu.
Abdülhamid kardeşleri arasında en çok Murad'ı seviyordu; onunla sıkça görüşüyordu. Banker Zarifi'yi onun aracılığıyla mı tanımıştı acaba? Bilinmiyor.
Bilindiği gibi Murad, amcası Sultan Abdülaziz'i tahtan indirmek için Midhat Paşa gibi siyasiler, Harp Okulu Komutanı Süleyman Paşa gibi askerler ve yukarıda isimlerini yazdığımız Yorgo Zarifi gibi bankerlerle işbirliği yaptı. Amacına ulaştı ama ruh sağlığı bozulduğu için tahtan indirildi.

Abdülhamid, padişah olup fırsatını yakalayınca, amcası Abdülaziz ve çok sevdiği kardeşi Murad'ın başına gelenlerin tüm sorumlularını, -ayak işlerine bakanları bile-cezalandırdı. Ancak nedense Banker Zarifi'ye dokunmadı. Rum banker, Yıldız Mahkemesi'ne bile çıkarılmadı.

Niye acaba? İşin ucunda para vardı:

Abdülhamid şehzadeliği döneminde o kadar parası vardı ki cülus bahşişi olarak dağıtılan 60 bin altını kendi cebinden verdi. Servetinin kaynağı 1864 yılında Havyar Han'da faaliyete başlayan kambiyo ve menkul kıymetler borsasında Banker Zarifi aracılığıyla esham (hisse-borç senedi) alıp satmasıydı.
Zarifi, padişahın mali danışmanıydı; zenginleşmesinin aracıydı.
Bu nedenle Banker Yorgo Zarifi'ye dokunmadı.

Hatta, Meclis-i Mebusan'ın 22 Ocak 1878 tarihli oturumunda Aydın Mebusu Hacı Ahmed Efendi bölgesindeki köylülerin palamut gelirleri ne devletten alacaklarına karşılık el koyan Banker Zarifi'yi şikayet etti. Saray bu sözleri hiç duymak istemedi.

Rum tüccarlarına genellikle "çorbacı" deniyordu. II. Abdülhamid de bu nedenle Banker Zarifi'ye hep "Çorbacı" diye hitap etti. Ve, "Çorba cıdan sadece finansal kurumların işleyişi hakkında özel bilgiler almakla kalmadı, parasını borsada nasıl değerlendireceği konusunda akıl da danıştı.
O dönemde de sıkça yapılan borsa spekülasyonlarından Banker Zarifi aracılığıyla yararlandı. Örneğin, 1873'ten başlayarak Avrupa'yı etkileyen mali krizden tutun da, Güney Afrika'daki bulunan altın madenlerine kadar çeşitli spekülasyonlardan haberdar oldu.

Mabeyn Başkatibi Tahsin Paşa "hatıratı"nda ilişkilerini şöyle yazdı:

Mösyö Zarifi, Abdülhamid Efendi'nin iskonto ettiği maaşlarını gene kendi nezdindeki hesab-ı carisine kaydeder ve bunlara bir faiz yürüterek, gerek bunun hasılım ve gerek çiftliğinden ve diğer bazı emlak ve akarından aldığı gelirleri karlı işlerde kullanırdı. Abdülhamid Efendi'nin, Mösyö Zarifi'yi sık sık kabul ederek her ziyarette kendisiyle para işleri hakkında görüştüğünü ve servetinin idaresini teftiş ve takip ettiğini saray emektarlarından işittiğim gibi bizzat kendisi de bunu anlatır dururdu.

Abdulhamid iktidara geldiğinde Banker Yorgo Zarifi artık 70 yaşına gelmişti. Ancak dinçti. Padişahın huzura en çok kabul ettiği banker olmakla kalmamış, en çok görüştüğü kişi de olmuştu.
Abdulhamid tüm mali bilgisini bu ünlü bankere borçluydu.

Ve Banker Yorgo Zarifi sayesinde Galata liberalizminden etkilendi; ekonomik liberalizmden yana oldu.
II. Abdulhamid ekonomide öyle bir liberalizmden yanaydı ki, Mekteb-i M ülki-ye'de iktisat derslerinin programını bizzat kendisi belirtiyordu Osmanlı'da liberalizmin öncüleri; Sakızlı Ohannes Paşa'nın Mebadi-i ilm-i Servet-i Milel ve idadilerde okutulan Mehmed Cavid'in ilm-i İktisat favori kitaplarıydı.
Öğrencilerin ticaretle ilgilenmelerini çok arzuluyordu.

Osmanlı insanının ticaretle ilgilenmemesine kızıyordu. "Avarelik her sınıf halkımızda öyle kökleşmiş, öyle bir tabiat haline gelmiştir ki, haklı olarak bütün felaketlerimizin sebebi olduğu ifade edilebilir" diyordu.
Ama kendisinin kişisel kuruntuları-kuşkuları gelişmenin önündeki en büyük engeldi. Döneminde elektrik, telefon, uçak gibi teknolojik gelişmelere; anonim şirket, ticaret borsası gibi kapitalist gelişme potansiyellerine soğuk baktı. Anonim şirketleri, ülke gelişmesinin değil padişaha karşı menfi düşüncelerin geliştirileceği yerler olarak gördü.

Banker Yorgo Zarifi'nin adını taşıyan torunu Yorgo Leonida Zarifinin Hatıralarım adlı kitabında yazdığına göre ailece görüşürlerdi. Örneğin, Leonida Zarifi doğduğunda II. Abdulhamid Zarifılere hediye göndermiş; annesi Froso Zarifi de teşekkür için padişahın analığı Perestu Kadın'ı ziyaret etmişti.
Yine kitaptan öğrendiğimize göre Banker Yorgo Zarifi 27 Mart 1884'te vefat ettiğinde II. Abdülhamid'le arası bozuktu.

Banker Zarifi, 1877-78 Savaşı sırasında devlete açtığı kredilerle savaşın finansmanına önemli katkıda bulunmuş, fakat açtığı avansların yüksek faizleri ve ağır şartları padişahı bile rahatsız eder boyuta ulaşmıştı. Dargınlığın sebebi bu olabilir miydi? Ya da daha kişisel miydi? Neyse.
Banker Zarifi'nin ölümü aradaki soğukluğu giderdi, II. Abdulhamid Banker Zar i-finin başta eşi Eleni olmak üzere ailesini yemeğe davet etti, ilişkiler düzeldi.

Bir sabah, Sultan'ın bir emir eri atıyla Galata'ya gelerek acilen babamla konuşmak ister. Babama saraydan beklendiğini iletir. Babam acilen Yıldız Sarayı'na gider. Sultan Hamid onu hemen kabul eder. "12 sene önce" der Sultan, "baban beni alacaklarımın pençesinden kurtardı, borçlarımı ödedi ve mali durumunu düzeltti. Şimdi kardeşim Reşad aynı durumda, Onu bulunduğu çıkmazdan kurtarmanı rica ediyorum." Babam elinden gelen her şeyi yapacağına söz verir.

Banker Leonida Zarifi elinden geleni yapar, bir iki kez Veliaht Re şad'la görüşmeye gider. Son gidişinden bir gün sonra Yıldız Sarayı'na davet edilir. II. Abdulhamid bu kez kızgındır. Sertçe, "Sen benim düşmanlarımla bir olup bana komplo mu kurmaya çalışıyorsun?" der. Ardından artık kardeşinin hesaplarıyla ilgilenmemesini emreder.
II. Abdulhamid, bankerlerin amcası Abdülaziz'e ne yaptıklarını iyi biliyordu; Banker Yorgo Zarifiye güveniyordu, ama oğlu Leonida Zarifiden emin olamamıştı... Ancak zamanla ona güvenip onunla da işbirliği yapmayı sürdürdü.

II. Abdulhamid Banker Zarifi'den kötü huylar kapmış mıydı?
Abdülhamid'in servetini ülke ekonomisinde değerlendirmek yerine, büyük ölçüde Avrupa bankalarında ve yabancı sermaye piyasa spekülasyonlarında değerlendirmesi şaşırtıcıydı.

Şaşırtıcı olmasının bir nedeni de, ekonomi dersleri aldığı Münif Paşa'ya bir mektubunda yazdıklarıydı. Mektubunda amcası Abdülaziz döneminde zenginleşen bürokratların paralarını yurtdışı bankalarına yatırmalarını ağır bir dille eleştiriyordu!
Oysa kendisinin Deutsche Bank, Barclay Bank, Credit-Lyonnaise gibi Avrupa bankalarında hesabı vardı!
Ve servetine servet katmaya devam etti...

II. Abdülhamid'in malvarlığına birkaç örnek verelim:

- İstanbul Sultanhamamı'ndaki İzmirli Hanı
- İstanbul Direklerarasında Letafet Apartmanı
- İstanbul Gedikpaşa'daki tiyatro arsası
- Eyüp Kopçageçidi'ndeki 21 dönüm tarla
- Eyüp'te 18 dönümlük Bahariye Kışlası
- Kağıthane'de 20 dönüm arazi
- Kağıthane'de Silahtarağa Çiftliği
- Bakırköy'de 70 dönüm arazi
- Bakırköy Veliefendi Çayırı
- Dolmabahçe'de 30 dönüm bostan
- Küçükçekmece'de Burunsuz Mandıra Çiftliği
- Nişantaşı'nda Celaleddin Paşa Konağı, Kamil Paşa Konağı
- Teşvikiye'de bir dönüm arsa
- Beşiktaş'ta 2 dönüm bağ, 3 dönüm arsa
- İstanbul Horhor'da konak ve 5 dönüm arsası
- Arnavutköy Akıntı Burnu'nda gazino ve müştemilatı
- Ortaköy'de Dalyan Mahallesi ve Ali Saib Paşa Yalısı
- Kuruçeşme önündeki ada (Galatasaray Adası)
- Kartal Soğanlık Köyü'nde köşk ve 3 dönüm arazisi
- Kartal'da Alemdağı Çiftliği, Çakmak Çiftliği ve 21 parça tarla
- Paşabahçe I rcirli Köyü'nde 40 dönüm arazi ve şişe fabrikası
- Beykoz'da 40 dönüm bostan, 3 bahçe, 6 tarla, 2 çayır, 3 arsa, 1 bağ, 1 dükkan ve yalısıyla Tokat Çiftliği, Yalnız Servi Çiftliği
- Beykoz'da Abraham Paşa'dan alınan 38 dönüm arazi ve üzerindeki müştemilat ve teferruatıyla çiftlikler
- Fenerbahçe'de tarla, çayır, kahvehane
- İzmit'te 3 dönüm bahçe, İzmit Çiftliği
- Geyve'de 26 dönüm Balabal Çiftliği
- Şişli'de izzet Paşa Çiftliği
- Çatalca ve Çekmece'de; Filifos Çiftliği, Kaparya Çiftliği, Safra Çiftliği, Kılıçali Sağır Çiftliği, Silivri Çiftliği, Bosna Çiftliği, Sazlı Bosna Çiftliği, Haraççı Çiftliği, Papas Bergos Çiftliği, izzettin Çiftliği, Tozalak Çiftliği ve Yahya Bey Kışlası
- Yalova 11 odalı han, hamam, 17 odalı otel, 7 odalı misafirhane, dükkan, fırın, 2 500 dönüm orman
- Mihalıç'ta; Çeribaşı Çiftliği, Melda Çiftliği, Cambaz Çiftliği, Ekmekçibaşı Çiftliği, Kayseri Çiftliği, Orta Çiftliği, Keçifdere Çiftliği, iskele Çiftliği, Kızıllar Köyü'nde 24 parça gayrimenkul, Akköprü köyünde 280 dönümlük Paris Bey arazisi, yine aynı köyde 308 dönümlük Hızır Bey arazisi
- Burdur Ağlasun'da Çeltikçi Çiftliği
- İzmir'de Hayrettin Çiftliği
- Tire'de Meşhet Çiftliği
- Akhisar'da Rahime Çiftliği
- Nazilli'de 7 000 dönüm arazisiyle Bilare Çiftliği
- Keşan'da Türkmen Çiftliği
- Babaeski'de Keçili merası
- Havza'da Pavli Köyü arazisi vs vs vs.

Peki, II. Abdülhamid'in mirasına ne oldu? "Paran var mı derdin var" sözünü doğrular gibi II. Abdülhamid'in serveti uzun yıllar Türkiye gün deminden düşmedi.
1908 Temmuz Devrimi olunca II. Abdülhamid, yeni gelen iktidara hoş gözükmek için ya da ittihatçıların baskısıyla, 8 Eylül 1908'de bir kısım mal ve gelirlerini devlet hazinesine devretti.

31 Mart (1909) Ayaklanması'nı takiben tahtan indirilen II. Abdülhamid'in tapuya kayıtlı mallarının çok büyük bir kısmı devlet hazinesine geçirildi. Ancak Vahideddin 8 Mart 1920'de çıkardığı bir kararnameyle bu malları (işgalci ülkelerden kaçırmak için mi acaba?) tekrar Hazine-i Hassa'ya iade etti. Böylece II. Abdülhamid'in ailesine miras hakkı doğdu. Ancak işgal güçleri Sevr Antlaşmasıyla (madde 240) bu mallara el koydu.

II. Abdülhamid'in mirası Lozan Antlaşması'nın da gündemine geldi. Tam manasıyla çözülemedi. Öncelikli mesele gayrimenkullerin bir bölümünün Türkiye sınırları içinde olmamasıydı; artık o topraklar işgal edilip koparılmıştı. II. Abdülhamid'in ailesi yurtdışında bu topraklar, çiftlikler, petrol kuyuları vs için dava açsa da hiçbirini kazanamadı. Almanya imparatoru Wilhelm'in şahsi servetini iade edenler nedense aynı hukuki hakkı II. Abdülhamid'in varisler ine göstermedi!

3 Mart 1924'te Osmanlı Hanedanı yurtdışına çıkarılınca padişahların tapuya kayıtlı tüm malvarlığına el konuldu. II. Abdülhamid'in varislerin den Bedri Felek, Müşfika Hanım ve dahi sonra Müşfika Kayasoy ile Em salinur Hanım çeşitli girişimlerde bulunsalar da isteklerini alamadılar.

Bu arada meseleyi çözeceğini belirtip devreye giren diş hekimi Sami Günzberg gibi hanedana yakın bazı "iş bitiriciler" mirasçılardan hayli para kopardılar.
Daha sonraki yıllarda hanedan mensuplarının yurda girişleriyle ilgili yasalar değiştikçe buna paralel miras davaları açıldı, ama bunlardan da bir sonuç çıkmadı.
Son olarak üç yıl önce, II. Abdülhamid'in Fransa'da yaşayan torunu Cemil Adradava açtı. Hukukçular, "Bugünkü yasalarımıza göre zor" deyip torun Adra'ya AİHM'e gitmesini salık verdiler.
Anlayacağınız, ölümünün 90. yılında II. Abdülhamid'in mirası hala tartışma konusuydu...

Kaynakça
Kitap: BU DİNCİLER O MÜSLÜMANLARA BENZEMİYOR
Yazar: Soner Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir