Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türk Mafyası Öne Çıkarılıyor

Turgut Özal ve Kenan Evren'in Türkiye'miz içinde kurduğu Amerikan örgütlenmesi Tansu Çiller ile birlikte dahada güçlendirildi.

Türk Mafyası Öne Çıkarılıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 21:06

TÜRK MAFYASI ÖNE ÇIKARILIYOR

1992 sonu ve 1993 başında yapılan operasyonlar yeraltı dünyasını çok şaşırttı:


Önce, 15 Aralık 1992 tarihinde; Derya Ayanoğlu'na ait Onur Turizm Denizcilik şirketine bağlı Kısmetim 1 gemisi, Güney Kıbrıs'ın 55 mil açıklarında battı. Mürettebat kurtarıldı. Ancak 3.1 ton bazmorfin Akdeniz'in dibini boyladı.

Sonra, 30 Aralık 1992 tarihinde; 34 T 0264 ve 34 FN 042 plakalı TIR'lar, Kazakistan'a, Gaziantep'den makarna götürüp dönüşte Afganistan'dan aldıkları, 1 ton 387 kilo bazmorfinle Sarp Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yaparken yakalandı. Yusuf Demirelli ve Mehmet Şahin adlı şoförler şu güzergâhı kullanmışlardı: Giderken; Gürcistan- Azerbaycan- Türkmenistan-Özbekistan- Kazakistan- Afganistan.

Dönüşte, Afganistan- Türkmenistan- Azerbaycan- Gürcistan. Bu arada, Azerbaycan-Türkmenistan yolu Hazar Denizi üzerinden feribotla geçilmişti.

Bu iki TIR'da sadece 1.3 ton uyuşturucu ele geçirilmiyordu. Yeni uyuşturucu güzergâhı da ortaya çıkarılıyordu: Türki Cumhuriyetler!

11 Ocak 1993 tarihinde ise, Şevket Çubuk'a ait Panama bandıralı, Lucky S adlı gemi, demir aldığı Pakistan'ın Karaçi limanından itibaren uydu kanalı ile takip edilip, Akdeniz'de yakalanıyor ve Marmaris'te Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na ait Ak-saz limanına çekiliyordu. Burada yapılan aramada, geminin zulalarına saklanmış 15 ton bazmorfin bulunuyordu...

Katırlarla, sonra küçük motorlu araçlarla, daha sonra ise kamyonlarla taşınan uyuşturucu artık TIR'larla, gemilerle sevkediliyordu...

İki gemi de bazmorfinleri, Pakistan'ın Karaçi Limanı'ndan almıştı. Hint Okyanusu, Süveyş kanalı güzergâhını takip ederek Akdeniz'e girmişti. Biri Akdeniz'de battı, diğeri Akdeniz'de yakalandı. Peki gemiler nereye gidiyordu? Neden mal boşaltılırken operasyon yapılmamıştı? Bu sorular yanıt bulamadı.

Ancak bir konu daha aydınlığa kavuşmuştu: Türkiye mafyası, İranlı aracıları ortadan çıkararak, Altın Hilal'in diğer iki ülkesi, Afganistan ve Pakistan'la da "alışverişe" başlamıştı.
TIR'lardaki ve gemilerdeki mallar kime aitti?

Dönemin Başbakanı Süleyman Demire şu açıklamayı yapıyordu:

"Yakalanan uyuşturucuların, Türkiye'deki terörle de irtibatı vardır. Gemi sadece Türkiye'ye geliyor değil, Türkiye'deki terörün finansmanı ile irtibatı vardır. Bunlar önümüzdeki günlerde açıklığa kavuşacaktır."

2000'e Doğru dergisi ise 17 Ocak 1993 tarihinde, "Demirel, MİT Raporu'nun intikamını aldı" başlığı ile verdiği haberde; operasyonun Başbakan Süleyman Demirel, Devlet Bakanı Cavit Çağlar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in bilgisi dahilinde yapıldığını iddia ediyordu:

"Kısmetim 1 gemisinin sahibi Derya Ayanoğlu'nun, bir süre önce öldürülen babası Osman Ayanoğlu'nun, 'Mehmet Eymür ve Hiram Abas'ın adamı' olduğu belirtiliyor. 'Sık sık biraraya gelirlerdi' diyen eski bir MİT görevlisi, 'Osman Ayanoğlu'nu öldüren ülkücü baba Kürşat Yılmaz'a, öldürdüğün adam Mehmet Eymür'ün adamı, sen boş adam değilsin diye, Gayrettepe'de dansöz elbisesi giydirip oynattılar. Kürşat Yılmaz, arma-tör Kayhan Güvelioğlu'nu da aynı gerekçe ile öldürdü' diyor."

Behçet Cantürk, adının yazılmaması koşuluyla, konuyla ilgili olarak 2000'e Doğru'ya şu açıklamayı yapıyordu:

"Operasyonun başından sonuna kadar MİT işin içindeydi. Geminin (Kısmetim 1) telsizcisi MİT'çi. Osman Ayanoğlu da MİT'çi. Öldüğünde üzerinde bulunan tabanca MİT tarafından verilmişti. Ruhsatını MİT Müsteşarı aracılığıyla almıştı. Yine öldürülen Şehmuz Daş da MİT'in adamıydı. Yeşil pasaportu vardı. Gerek Daş, gerekse Ayanoğlu ailesi taşıyıcıdır. Malın sahibi bunlar değildir. Eğer mal bir tonu aşıyorsa kesinlikte çok ortaklıdır. Bu kadar büyük finansa, kimse tek başına girmez. Ancak istihbarat birimleriyle ilişkili ise girer. Kısmetim 1 gemisi mürettebat tarafından değil, topla batırıldı. Bize gelen bilgilere göre, geminin içindeki mal alındıktan sonra muhripler tarafından batırıldığı şeklinde."

Behçet Cantürk açıklamalarını şöyle sürdürüyor: "Dikkat edin, basında suçlu gösterilenler hep Kürtler. Kürt işadamları hedef almıyor. Yakında metropollerde de büyük operasyonlar olacak. Biz hem kaba güç, hem de sermaye olarak onlarla boy ölçüşecek durumdayız. Bizi normal yoldan değil, karanlık dünyanın adamı olarak suçlayarak zayıflatmaya çalışıyorlar. Bu zayıflatma operasyonunu Cavit Çağlar yürütüyor. Operasyon aslında Turgut Özal'ı hedef alıyor. Eskiden malın içeride yakalanmasının cezası 12 yıl, dışarıya çıkarmanın cezası ise idamdı. Özal malı dışarıya çıkarmayı teşvik etti. İçeride yakalatmaya 24 yıl, dışarı çıkarmaya 12 yıl hapis cezası hükmünü getirdi."

Behçet Cantürk, "Kilis Mafyası"nın tekrar önünün açılmak istendiğine dikkat çekiyordu. Gaziantepli Yafes Öztürk, sahibi bulunduğu İstanbul Mavi Marmara Et Lokantası'nda İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ile bazı "Babaları" yanyana getirmişti.

Sezgin, burada çoğunluğunu Gaziantepliler'in oluşturduğu "Babalara" hitaben yaptığı konuşmada, "PKK'ye değil devlete yardım edin" demişti.

Toplantı basma yansıyınca, aslen Rizeli, ANAP İstanbul milletvekili Halit Dumankaya, Başbakan Süleyman Demirel'in yanıtlaması için meclise yazılı soru önergesi veriyordu:

"İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'in İstanbul'da Mavi Marmara Et Lokantası'nda bulunan özel köşkte, adli sicili bozuk bazı şahıslarla yemek yediği iddia edilmektedir. Sayın Sezgin bu lokantada kimlerle buluşmuş ve yemek yemiştir? Bu gibi kişilerle yemek yiyen bir DYP mensubunun, İçişleri Bakanı olmasını doğru buluyormusunuz? Sayın Sezgin'in İçişleri Bakanı olmasını size kim tavsiye etti?"

Başbakan Demirel bu soruları yanıtlamadı. Çünkü TBMM Kanunlar Müdürlüğü, Başbakan'a bu tür soruların sorulamayacağına karar vermişti.

Emniyet Müdürlerinin, Valilerin ve İçişleri Bakanlarının "hangi etnik" yapıdan", hangi yöreden olduğu önemliydi. Behçet Cantürk, Kürt Abdulkadir Aksu ile rahatlıkla tokalaşabiliyordu. Ancak İsmet Sezgin'le samimi olamıyordu. "Babalar" kendilerine yakın devlet görevlilerinin, önemli makamlara gelmeleri için kıyasıya mücadele veriyorlardı...

Kaynakça
Kitap: Behçet Cantürk'ün Anıları
Yazar: Soner YALÇIN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK MAFYASI ÖNE ÇIKARILIYOR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 21:10

İSİM LİSTELERİ

Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bir süre sonra devlet kadroları arasında "PKK'li memur operasyonu" başlatılıyordu. Hazırlanan 940 memuru kapsayan liste, "çiçeği burnunda" Başbakan Tansu Çiller'e veriliyordu.

Bu arada bir liste daha hazırlanmıştı:

"PKK'ye yardım eden Kürt işadamları."

Listede 67 Kürt işadamının olduğu iddia ediliyordu.

Başbakan Çiller, 4 Kasım 1993 tarihinde, İstanbul'daki Holiday Inn Oteli'nde şu açıklamayı yapıyordu:

"Türkiye, milis hareketi niteliğine dönüşmüş ve yaygınlaşmış bir terör hareketiyle karşı karşıyadır. PKK'nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, hesap soracağız."

1993 yılında ilginç gelişmeler oluyordu:

İstifa ettikten sonra Antalya'ya gidip buz fabrikası sahibi olan Mehmet Eymür, Başbakan Tansu Çiller'in eşi Özer Çiller'le kurduğu samimi ilişki sonrasında, tekrar MİT'e dönüyordu. Çillerler, Turgut Özal'ın kadrolarına sahip çıkıyorlardı. Mehmet Eymür'ün yakın adamı emekli Yarbay Korkut Eken de, danışmanlık kadrosu ile Emniyet Genel Müdürlüğü'nde çalışmaya başlıyordu.

Mehmet Eymür, MİT bünyesinde operasyon yapma yetkisine de sahip, özel timlerin bağlı bulunduğu "Kontr-terör" biriminin başına getirildi...

Yarbay Korkut Eken ise Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı özel timlerin eğitimi ile ilgilenecekti...

Raporda itham ettikleri isimler, Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı, Hüsamettin Cindoruk TBMM Başkam, Nevzat Ayaz Milli Eğitim Bakanı, Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürü, Ünal Erkan Olağanüstü Hal Bölge Valisi olmuştu. "Tahterevallinin bir ucunda oturan" Hiram Abas, bir suikast sonucu 26 Eylül 1990 tarihinde öldürülecekti. "Tahterevallinin diğer ucunda oturan" Nuri Gündeş'i ise, Başbakanlığı döneminde Süleyman Demirel, özel güvenlik danışmanı olarak yanına almıştı.

Mehmet Eymür'ün MİT'e tekrar dönmesi üzerine bazı DYP'liler Hüsamettin Cindoruk'a giderek, "Ağırlığınızı koyun. Eymür köşesine çekilsin" diye tepki gösterdiler. Cindoruk gelenlere, "Devletin bekası için bir tuğlaya ihtiyaç varsa; o tuğlanın konmasına ben de yardımcı olurum, tuğlayı kırmam" yanıtını vererek, Mehmet Eymür'e destek çıkıyordu...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRK MAFYASI ÖNE ÇIKARILIYOR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 21:11

KİM OLDURDU?

8 kişiydiler...


Bağdat Caddesi'ne iki araba ile gelmişlerdi. Behçet Cantürk'ün içinde olduğu 34 HLP 08 plakalı arabanın geldiğini görünce, biri hariç, hepsi otomobillerden indiler. Üzerlerinde "Polis" yazan yelekleri, ellerinde otomatik kısa namlulu makinalı silahları ve telsizleri vardı. "Arama yapıyoruz" bahanesiyle, birkaç araçla birlikte, onları da durdurdular. Behçet Cantürk'ten otomobilden inmesini rica ettiler.

Ve Behçet Cantürk, yaşamının en büyük hatasını yaptı: Kurşun geçirmez, dışarıdan kesinlikle açılamaz otomobilinden indi...
Üzerini aradılar, silah buldular.

Behçet Cantürk, silahın ruhsatlı olduğunu, hemen gösterebileceğini söyledi. Dinlemediler, emniyete davet ettiler. Bu arada, aniden koluna girerek kendi otomobillerine götürdüler. Aynı anda diğer üç kişi Behçet Cantürk'ün aracına bindiler.

Önde Behçet Cantürk'le birlikte beş kişi, arkada Recep Kuzucu"yla birlikte dört kişi, iki araç yola çıktılar.
Arabadan hiç inmeyen 8'inci kişi, Behçet Cantürk'ün "gözaltına alındığını" görünce, olay yerini terketti.

Kaçırılanlar tedirgin, kaçıranlar ise sinirliydi. Behçet Cantürk neler olacağını, ellerini arkadan kelepçeleyip, kafasını sertçe öne doğru eğdiklerinde anladı...

Otomobiller, TEM otoyolunu takip ederek Ankara istikametine doğru gidiyordu. İki saat sonra, daha önce planladıkları yere, Sapanca/ Kırkpınar kasabasına yakın, henüz hizmete açılmamış dinlenme tesislerine geldiler.
Behçet Cantürk'ü sorgulayıp, "ifadesini" aldılar...
Sonra, Behçet Cantürk'ün şakağına tek kurşun sıktılar...

Patronunun öldürüldüğünü gören şoför Recep Kuzucu, can havliyle ellerinden kurtulup kaçmaya çalıştı. Arka arkaya silahlar patladı. Recep Kuzucu ancak 20 metre uzağa gidebildi!..

Behçet Cantürk ve Recep Kuzucu'nun kimliklerini ve paralarını aldılar. Geldikleri gibi, Behçet Cantürk'ün otomobilini de alarak tekrar otobana çıktılar. Gebze Bayramoğlu turnikelerinden Ankara yönüne doğru ilk girişteki TIR parkında, kendilerini otomobil içinde bekleyen arkadaşları ile buluştular. Behçet Cantürk'ün arabasını TIR parkına bırakıp, karanlığa karıştılar...

8 KİŞİLİK EKİP

28 Mart 1994.


İstanbul/Aksaray'da oto galerisi sahibi Liceli, 42 yaşındaki Fevzi Aslan ve 32 yaşındaki yeğeni Salih Aslan, yazıhanede konuklarıyla sohbet ediyorlardı. Birden içeriye, "Polis" yazan yelekleri, otomatik silahları ve telsizleriyle 8 kişi girdi.

"Arama var" deyip herkesin ayağa kalkmasını istiyorlar. Kimlik kontrolü ve arama bittikten sonra Fevzi Aslan ve Salih Aslan'a, "bizimle emniyete geleceksiniz" diyorlar. Uyuşturucu kaçakçısı olduğu iddialarıyla birkaç kez gözaltına alınıp yargılanan, Fevzi Aslan ve yeğeni, "karakola" gitmekte bir sakınca görmüyorlar.

Fevzi ve Salih Aslan, yazıhanedeki konukların gözlerinin önünde alınıp götürüldü.
Ertesi gün, Kınalı Sakarya TEM otoyolunda, Hendek gişelerine bir kilometre kala, şakağına sıkılan tek kurşunla öldürülen Fevzi Aslan ile, kalbine üç kurşun sıkılmış, gözleri bağlı Salih Aslan'ın cesedi bulundu...
İstanbul Emniyet Müdürlüğü balistik muayene sonucunda, Behçet Cantürk ile Fevzi Aslan'ı öldüren silahın aynı olduğunu açıkladı...

3 Haziran 1994.

Adı: Savaş Buldan. 32 yaşında. Yüksekovalı.
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık İstihbarat Harekât Daire Başkanlığı Narkotik Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan Şubat/1994 raporunda adı geçiyor: "1992 tarihinde Savaş Buldan'ın ikametinde ve iş yerinde yapılan aramalarda yasadışı örgütsel dokümanlar ve 2 adet silah ele geçirildiği, İtalya'da uyuşturucu madde kaçakçılığı faaliyetlerinde bulunduğu tespit edilen bir organizasyonun yurtdışı bağlantılarından sorumlu elemanları tarafından ülkemizdeki telefonunun defalarca arandığı, sözkonusu telefonun Savaş Buldan adına kayıtlı olduğu tespit edilmiştir.

"8 Kasım 1993 ve 18 Kasım 1993 tarihinde yapılan operasyonlar sonucu, İtalya ve İngiltere'de ele geçirilen 279 kilo eroinin sanıkları Paquale Marando, Michele Franco'nun, PKK adına uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan Şehmus Daş ile Savaş Buldan'ı telefonla aradıkları tespit edilmiştir."

Anlaşılan, emniyet görevlileri Savaş Buldan'ı yakın takibe almışlardı...
Adı: Adnan Yıldırım. 36 yaşında. Liceli.

Mayıs ayı başında İstanbul Yeşilköy'de arabası şüphe üzerine durduruldu. Mercedes'te 3 ruhsatlı Winchester marka tüfek bulundu. Diş dolgusunda kullanılan maddelerin kokain sanılması (!) üzerine, arkadaşı Kasım Çakım ile gözaltına alındı. Birkaç saat sonra serbest bırakıldı. Gözaltına alınmasına anlam verememişti...

Hacı Karay:

36 yaşında. Yüksekovalı. Savaş Buldan'la birlikte Oramar aşiretine mensup.
Savaş Buldan, hemşehrisi Hacı Karay ve yakın arkadaşı Adnan Yıldırım'ın 3 Haziran gecesini nasıl geçirdiklerini, görgü tanıklarının anlatımıyla aktaralım:

Sebahattin Uz:

Çınar Oteli'nde dormen olarak çalışıyorum. Haziran 1994 günü saat 23.00'ten, 3 Haziran 1994 günü saat 07.00'ye kadar otelin kapısında dormen olarak görev yaptım. Otelin müşterisi olan ve ismen bildiğim Adnan, Hacı ve Savaş adlı şahısların saat 24.00 sıralarında otelden çıkarak Casino kısmına geçtiklerini gördüm. Saat 04.30 ile 05.00 sırasında Casinodan çıktılar. Otelin kapısına doğru geldikleri bir sırada, nereden geldiklerini görmediğim 6 7 kişi iki ayrı otodan indiler, Adnan Yıldırım, Hacı Karay ve Savaş Buldan'ı otelin duvarına dayayıp aradıklarını gördüm. Arama yaptıkları bir sırada içlerinden bir şahsın, 'Biz polisiz' dediğini duydum. Hemen akabinde Adnan ve Savaş isimli şahısları hızlı bir şekilde, hatırlayabildiğim kadarıyla 34 CK 420 plakalı koyu renkli Mercedese zorla bindirdiler. Üçüncü şahsın otoya bindirildiğini görmedim. Bu arada Mercedesin kapısını kapatan şahsın, 'ifadenizi alıp bırakacağız' dediğini duydum. Mercedes hızla olay yerinden uzaklaştı. Mercedesin kapısını kapatan şahıs spor bir arabaya binip Mercedesi takip etti... "

Hüseyin Kılıç:

"Çınar Oteli'nde güvenlik görevlisi olarak çalışırım. Olay günü saat 04.30 sıralarında, dışarıda bulunduğum bir sırada, Casinodan müşteriler dağılmak üzereydi. Bu sırada devamlı müşterilerimiz olan Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım ve yanlarında bulunan bir şahıs, Casinodan çıktılar. Tahminen 25 metre gittiler. Bu sırada tahminen 7 8 kişi tarafından duvara dayatılarak üzerlerinin arandığını gördüm. Bu üzerlerini arayan kişilerin hepsi tek tip yelek giymişlerdi. Hepsinin elinde silah bulunuyordu. Üst araması yapan kişiler, yukarıda isimlerini verdiğim şahısları kendi otolarına bindirdiler ve hareket ettiler."

Serdar Özdemir:

"Çınar Oteli taksi durağında çalışıyorum. Ticari taksimle müşteri beklediğim bir sırada üç kişi Casinodan çıkıp, otele geldiği bir sırada, yine otelin park yerinde bulunan iki otodan çıkan tahminen 7 8 kişi, bu şahısların üzerlerine yürüdü. Bu şahısları duvara dayayıp, üzerlerim aradılar. Ardından hemen otoya bindirdiler. Daha sonra hareket ettiler. Aramızdaki mesafe 10 metre kadardı. Ancak sırtları bana dönük olduğu için yüzlerini göremedim. Bu otolar, siyah renkli 300 Sel marka Mercedes ile vişne çürüğü Hundayi markaydı. Plakalarını göremedim. Ayrıca bu iki otonun dışında bir spor araba daha vardı. O da iki otoyu takip etti. Ben bu şahısları ilk önce polis sandım. Üzerlerinde hepsinin yelek vardı. Kendilerinin polis olduğunu belli etmek için giymişlerdi."

Üzerlerinde yelekleri, ellerinde otomatik silahları ve telsizleri bulunan kişiler yine İstanbul-Ankara Tem otoyoluna çıktılar...

Güzergâhları ve amaçları aynıydı...

Ayşe Uzun:

"Bolu ili, Yığılca ilçesi Hoşafoğlu Köyü'nde oturuyorum. Evimin balkonundan okula gönderdiğim kızımın arkasından bakarken, saat 07.30 sıralarında önde kırmızı renkli Mazda, arkasında açık yeşil Mazda ile arkasında da bej renginde tahminen Mazda olan araçların ilçe içerisinden, Hacılar Köyü Taşlı Melen istikametinde gittiğini gördüm. Hattâ üç aracın arka arkaya gitmesinden şüphelendim ancak plakasını alamadım. Ben, 'Köylerin birinde cenaze vardır, ona gidiyorlardır' diye kendi kendime söylendim."

İsmail Taşcan:

"Bolu ili, Yığılca ilçesi, Hacılar Köyü'nde oturuyorum. Köyde arıcılık yaparım. Arılarım köyümüzün güney tarafında, köye tahminen l km. kadar mesafededir. Sabah saat 08.30 sıralarında her zaman olduğu gibi arılarıma bakım yapıyordum. Melen Deresi istikametinden yankılı birtakım sesler geldi. Ben, dere boyunda ağaç yıkıyorlar sandım. Ancak bunların silah sesi olabileceğini de düşündüm."

Ayşe Araç:

"Bolu ili, Yığılca ilçesi, Hacılar Köyü'nde oturmaktayım. Evimden saat 08.30¬09.00 sıralarında köyümüzün Doğu tarafına düşen Hatip değirmeni mevkiinde bulunan bahçemdeki biberleri sulamak üzere tek başıma bahçeye gittim. köyümüzün Taşlık Melen mevkiinden iki el silah sesi duyduğumda kimse yoktu, silah sesini duyunca korktum. Köye döndüm."

Şevket Öztürk:

"Bolu ili, Yığılca ilçesi, Yaylatepe Köyü'nde oturuyorum. Köyümüzün Yedigöller yolunun kenarındaki Kazım Özcan'ın evinin önünde oturuyordum. Bu sırada yanımda aynı köyden Muzaffer Yıldız ve yolun karşısında kardeşim Yunus Öztürk bulunuyordu. Saat tahminen 09.30 sıralarında Yığılca istikametinden iki adet taksi(otomobil) köye girdi. Benim bulunduğum yere gelince yavaşladı. Sonra Yedigöller istikametine hızla uzaklaştılar. Araçlardan önde olanı koyu kırmızı, bordoya benziyordu. Markasını kesin bilmemekle birlikte Mercedese benziyordu. İçinde iki şahıs vardı. Şahıslardan biri şoför, diğeri şoför mahallinde oturuyordu. Şahısların yüzünü tam olarak hatırlamıyorum. Aracın tüm camları kapalı ve renkli idi. Bu aracın hemen arkasında bulunan araç krem, toprak rengindeydi. Bu aracın da camları kapalı ve renkli idi. Ancak araçta kaç kişi oldukları görülebiliyordu. İkinci aracın içinde üç kişi vardı. Şahıslardan biri arkaya, diğer ikisi öne oturmuştu. Her iki aracın plakası da 34 ile başlıyordu. Bu iki araç bizi geçtikten birkaç dakika sonra, üçüncü bir taksi (otomobil) köye girdi. Bu aracın rengi açık mavi, gök mavişiydi. Aracın içinde üç kişi vardı. İkisi önde, biri arkada oturuyordu. Bu araç bizi görünce hafif yavaşladı. Aracı kullanan camı yarım şekilde açarak bana, 'Yedigöller bu tarafta mı?' diye sordu. Ben de evet dedim. Bu araç da Yedigöller istikametine gitti. Üçüncü şahısın kullandığı aracın plakası 06 ile başlıyordu. Bana Yedigölleri soran şahıs kısa saçlı, alnı hafif açıktı. Sakalsız, ince bıyıklıydı. Yüzü hafif uzundu. Konuşması efendi, modern idi."

İrfan Kurşuncu:

"Bolu ili, Yığılca ilçesi, Hacılar Köyü'nde oturuyorum. Aynı köyde oturduğumuz amcam İsmail Taşcan'ın yanına, balık tutmak için motorumla gittim. Saat 19.45 sıralarında amcam İsmail ile birlikte ağlarımızı alarak devamlı balık tuttuğumuz Melen Deresi'nin Taşlık Melen mevkiine gittik. Oraya vardığımızda saat 20.15 filandı. Motoru stop edeceğim sırada, hemen arkamda oturan amcam, 'Bak şurada çukurda adam yatıyor, sarhoş olabilir' dedi. Motordan inip çukurdaki şahsa baktığında, 'Bunlar ölü, burada birkaç kişi daha yatıyor, burdan gidelim' dedi. Bunun üzerine motoru çalıştırarak, Yığılca jandarmasına haber verdik."

Savaş Buldan'ın vücuduna iki, başına bir; Adnan Yıldırım'ın başına bir; Hacı Karay'ın vücuduna ve başına birer kurşun sıkılmıştı...

Ayrıca üçüne de işkence yapılmıştı.
Adnan Yıldırım'ın kolunda bulunan altın saat alınmamıştı. Yüzüklere de dokunulmamıştı. Sadece paralara el konulmuştu!

9 mm Parabellum tipi, dört adet SB Luger marka, bir adet WCC marka; beş adet boş kovan, üç ayrı tabancadan atılmıştı. Balistik inceleme sonucuna göre, olayda kullanılan tabancalar daha önce meydana gelen faili meçhul olaylarda kullanılmamıştı...

Adapazarı, Hendek, Sapanca "Ölüm Üçgeni"nden başka, diğer bölgelerde de infazlar yapılıyordu...

* 30 Eylül 1993: Ankara Altındağ Nüfus Müdürü, Yükseko valı Mecit Baskın kaçırılıp öldürüldü.
* 25 Ocak 1994: Liceli Sefa Erciyes Ankara'da kaçırılıp öldürüldü.
* 25 Şubat 1994: Liceli avukat Yusuf Ekinci Ankara'da kaçırılarak öldürüldü.
* 10 Mayıs 1994: Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Hakkarili Namık Erdoğan Ankara'da kaçırılıp öldürüldü.
* 6 Temmuz 1994: Savaş Buldan'ın Oramar aşiretinden Recep Yaşar ve Behçet Yaşar kaçırılıp Şemdinli'de öldürüldü.
* 11 Kasım 1994: Behçet Cantürk'ün avukatı Medet Serhat ve şoförü İsmail Karaalioğlu, otomobile açılan çapraz ateş sonucu öldürüldü.
* 14 Aralık 1994: Avukat Faik Candan Ankara'da kaçırılıp öldürüldü.
* 29 Ocak 1995: İranlı Lazo (Lazem Nazım İsmaili) ve Simko (Asker Simko) İstanbul'da kaçırılarak, Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesi yakınlarındaki ormanlık arazide öldürüldü.

Bu kişilerin kaçırılmasını ve öldürülmesini gören hiçbir tanık yoktu...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1993-1996: Cumhuriyetimizin 5. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir