Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

GAP PROJESİNDE İSRAİL İŞGALİ

1996'da Amerika'ya hizmet eden iki parti, DYP ve Refah Partisi, koalisyon hükümetini kurdular. 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kurulu sonrasında verilen Muhtıra ile bu Amerikancı hükümetin iktidar dönemi sonlandırıldı.
Sonraki yıllarda, bu kararın Cumhuriyetimizin yararına mı yoksa zararına mı olduğu tespit edilememiştir, çünkü bu olay sonrasındaki yıllarda Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gibi Amerikan ajanları'nın önleri açılmış oldu.
-Erbakan Milli'ydi, konuşmalarında korkmadan ABD emperyalizmi ve siyonistler hakkında önemli tespitler yapabilmekteydi. Günümüzde AKP'nin başında Erbakan olsaydı, belkide yapılan bu şerefsiz hainliklerin büyük bölümüne izin vermeyip engelleyebilirdi. ABD stratejik olarak herzaman, kendisinin kurduğu örgütlerin elemanlarına bile güvenmeyen bir politika izlemektedir. Hele hele o örgutlerin başındaki kişi Türk Soylu ise, ona hiç ve hiç güvenmeyecektir. İşte bu yüzden, Milli Görüş örgütünü yöneten hiçbir zaman Necmettin Erbakan olmamıştır. Erbakan, gelecekte örgütü temizleyip, Milli Görüş’ün gerçek(yani ABD’nin kontrol ettiği değil, Milliyetçi olan Erbakan’ın kontrol ettiği bir Milli Görüş) lideri olabilme hayalleriyle yaşamış olabilir.
Ama maalesef Erbakan’ın içinde bulunduğu örgütün genel başkanı olmasına rağmen, örgüt daima CIA’nın görevlendirilmiş olduğu elemanlar tarafından yönetilmekteydi ve bu sistem aynı şekilde günümüz AKP’siyle birlikte devam etmektedir. Erbakan gibi zeki bir insanın bu gerçeklerin farkinda olmaması mümkün değildir.

GAP PROJESİNDE İSRAİL İŞGALİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 22:40

GAP'TA İSRAİL İŞGALİ

Güneydoğu'da çalışan bazı İsraillilerin, GAP bölgesinde Türk vatandaşları üzerinden arazi alımı yaptıkları bölgede sürekli konuşuluyordu. Ancak konuşmaları doğrulayacak kaynaklara ulaşmak bir türlü mümkün olmuyordu. Konunun hem ulusal, hem de bölgesel öneminin kamuoyuna doğru bilgilerle iletilmesini sağlamak için, bölgede ciddi bir araştırma yapmak gerekiyordu. Tabi güncel ve doğru bilgilere ulaşmak için, araştırmanın bölgedeki enformasyon kaynaklarını elinde bulunduran kaynaklar aracılığıyla yapılması şarttı.

Bu nedenle bölgede inceleme yaptım. Bölgede dillendirilen onlarca, hatta yüzlerce dedikodunun arasından gerçeklere ulaşmak oldukça zor oldu. Ama bu çalışmalar esnasında, bölgede dillendirilen dedikoduların kaynağına, yine bölgede çeşitli ülkeler ve şirketler vasıtasıyla yapılan çalışmaların neden olduğu ortaya çıktı. Bu kadar dedikodunun olduğu bir yerde istihbarat kaynaklarının hiç bir şey yapmaması düşünülemezdi. Hele konu ülke topraklarının paylaşılması söylentisi ise. Bu işin içinde toprak konusunda sabıkası bulunan İsrail gibi bir devletin olması da konunun daha da ciddi araştırılmasını sağladı.

Bölgeyle ilgili çalışmalara ilk başladığımda, GAP bölgesinde, 1998 yılından bu yana bir istihbarat çalışması yapıldığını tespit ettim. Yapılan istihbarat çalışmalarının ne olduğu yönünde de ayrı bir çalışma yaptım. Bu çalışmalarım sonrasında, kimi zaman bölgesel, kimi zaman da küresel ama her durumda oldukça güçlü ve zaman zaman kökü bölgesel bazı devletlere uzanan şirketlerin, bu bölgede yaptıkları çalışmaların neler olduğu konusunda bilgi sahibi oldum.

Edindiğim ilk bilgiler GAP bölgesindeki senaryonun yazarının İsrail devleti olduğuydu. Oyuncuları genellikle Musevi kökenli Türk vatandaşları olan bu senaryonun hedefi ise, İsrail'in Tevrat kaynaklı teoremi "Vaadedilmiş Topraklar" idi. Konunun gündeme taşınmasıyla birlikte devlet yetkilileri üzerine düşeni yaptı belki. Ama bir eksikle... Bölgede yasal şirketler aracıyla bölge halkına ne oyunlar oynandığını anlatamadı. Uluslararası şirketlerin baskısıyla halkı uyarmak için gereken yapılamadı.

Bölgede yaptığım araştırmalardan sonra, istihbarat kaynakları tarafından uzun zamandır sürdürülen çalışmalar sonucunda elde edilen raporlar ile GAP'ta oynanan oyunun ne olduğu konusunda gerçek bilgiler edindim. Bu bilgilerin çok kısa bir bölümünü Nokta'da yazdım. Bu haberin ardından yabancılara arazi satılması konusu gündeme bomba gibi düştü. Ama her nedense, İsrail'in sinsi bir plan içinde GAP bölgesini ele geçirmek için yaptığı esas çalışmanın üstü kapatıldı. Yani İsrailli kaynakların Musevi Türk vatandaşlarını bu işte kullanması gibi konular hiç işlenmedi.

Ayrıca yetkililer beni aradılar ve bu olayı tespit etmenin mümkün olmadığını belirterek işin içinden çıktılar. Nokta'da yazdığım yazının ardından İsrail'de de konu gündeme geldi. İsrailli yetkililer oldukça telaşlandılar. İlerleyen sayfalarda bu telaşlarını Nokta'ya yaptıkları açıklama ile nasıl ortaya koyduklarını okuyacaksınız. Basın da Nokta'daki yazımdan sonra yabancılara toprak satışını işledi. Ama esas yapılanlar göz ardı edilerek. Tempo Dergisi İsrail'in GAP'ta sulama sistemi ve ticari faaliyetlerini ne kadar üstün teknoloji ile yaptığını yazdı. Kimi haberlerde de İsrail'den çok diğer ülkelerin Türkiye'de mülk aldıklarını sayfalarına taşıdı. Ama İsrail'in "Vaadedilmiş Topraklar" planını uygulamaya çalıştığı akıllara bile getirilmedi. Veya getirilmek istenmedi.

İşte tespitler ve isimlerle GAP'ta oynanan oyunlar:

İsraillilerin, güneydoğudaki Türk vatandaşları üzerinden, tapularla arazi aldıklarını tespit eden istihbarat raporlarında öne çıkan bir isim var: Abraham Tilmen.

İlerleyen sayfalarda GAP'ta yapılan çalışmaları anlatan istihbarat raporlarının ayrıntılarını bulacaksınız. Ama önce Şanlıurfa'daki Koç-Ata Sancak Süt ve Et Besi Tesisinde teknik eleman olarak görev yaptığı söylenen Abraham Tilmen ile yaptığımız görüşmeye yer verelim. Çünkü raporda Tilmen'in bütün bu 'organizasyonun' merkezindeki isim olduğu ve dahası MOSSAD'la ilişkisi olduğu iddia ediliyor. Nokta dergisi adına bilgisine başvurduğumuz Tilmen, İngilizce konuşuyor.

A. Tilmen: Telefonumu nereden aldınız?

Nokta: Adınızı bazı raporlarda duyduk. Şanlıurfa'da çalıştığınız, 450 bin dönüm arazi satışıyla ilginiz olduğu söyleniyor.

A. Tümen: Size bu fıkrayı kim anlattı? Benim orada bir metrekarem bile yok.

Nokta: Satın almıyorsunuz. Arazi alımlarını organize ettiğiniz iddia ediliyor.

A. Tilmen: Tamam, evet. Benden ne istiyorsunuz?

Nokta: Bu doğru mu?

A. Tilmen: Hayır, doğru değil. Kimse benim çalıştığım toprakları satın almıyor. Ben bir Türk firması için çalışıyorum. Bu firmanın adı da Koç-Ata Sancak. Eğer benim ne yaptığım hakkında bir bilgi istiyorsanız orayı arayın, benim görevimi tam olarak anlatsınlar. Numarası da 0414.... Sekreteri M. ile konuşun ve ona benim ne yaptığımı sorun, o size detaylı bilgi verecektir. A. ve İ. ile de görüşebilirsiniz.

Nokta: Ne kadar zamandır Türkiye'de bulunuyorsunuz?

A. Tilmen: 4 yıl oldu.

Nokta: İki ayda bir İsrail'e gittiğiniz doğru mu? A. Tilmen: Hayır altı ayda bir gidiyorum. Nokta: Urfa'daki göreviniz tam olarak nedir? A.

Tilmen: Süt merkezinin yöneticisiyim. Nokta: Sizinle İsrail arasında bir bağlantı var mı?

A. Tilmen: Kesinlikle yok, size bunu kim söyledi bilmiyorum ama sizi temin ederim ki o bir yalancı. Koç-Ata Sancak'ı aradığınızda size doğru bilgiyi verecektir.

Şirketin İdari İşler Müdürü Ahmet Öğrenci ise, Abraham Tilmen'in şirketin ilk kuruluşunda İsrailli A&Y isimli bir taşeron firma bünyesinde şirkete hizmet verdiğini söyledi. 'Daha sonra bu taşeron firma ile şirketin sözleşmesi feshedildi. Abraham Tilmen ve Sholomo Nitsan isimli iki İsrailli'yi şirket bünyesine aldık. Çünkü ziraat konusunda çok deneyime sahipler' dedi. Öğrenci, Tilmen ve Nitsan'ın teknik eleman olarak çalıştığını da ifade ederek, 'şirket dışında, İsrail hükümeti tarafından başka bir görevleri olup olmadığını bilmiyoruz. Abraham sık sık gezer. Hem İsrail'e hem de Antalya'ya gider, orada bir evi var' şeklinde devam etti. Öğrenci'nin verdiği bu bilgiyle birlikte, Abraham Tilmen'in 'Süt merkezinin yöneticisiyim' sözü yanlış çıktı. Dahası Nokta'da haber çıktıktan hemen sonra Tilmen Türkiye'den ayrılarak İsrail'e gitti ve iki ay kadar süre Türkiye'ye hiç gelmedi. İşler durulunca şimdi öğrendiğime göre yine Türkiye'de...

Abraham Tilmen'in adının önemle çizildiği istihbarat raporunda üzerinde durulan detaylara gelince...

Tesisin çalışmaları kapsamında, İsrail'den getirilecek dört bin büyükbaş hayvanın, köylülere karşılıksız dağıtılması için çalışmalar yürütülüyor. Bu hayvanlar 'yem ihtiyacının kendilerinden satın alınacağı, doğacak yavruların ise şirketin malı olacağı' şartını kabul edenlere dağıtılıyor.

Ancak 'istihbarat' bu 'bilgilerle' sınırlı kalmıyor. GAP bölgesine araştırma için geldiğini söyleyen başka İsraillilerin de sık sık toprak analizleri yaptıklarını belirten rapor 'arazi alımı' sırasında izlenen yöntemleri de bir bir sıralıyor.

Bölgede Türk Şirketleri ile ortak çalışma yürüten İsrail firmaları, sulama sistemlerinde son teknolojiyi Türkiye'ye kazandırmaktalar. Ancak bu, uzun soluklu bir oyunun görünen yüzü. İsrailliler bu görüntü ile daha rahat çalışma ortamı bulmaktadırlar. Yani hedefe doğru ilerlemeye her ne pahasına olursa olsun devam ediyorlar...

SU UĞRUNA

Minareden atlayan çocuklar...
İnsanı koltuğundan zıplatan bu görüntünün hemen ardından, çocukların aslında suya atladığını görmek, ilk zamanlar şaşırtıcı geldi herkese. Bu 'garip' görüntünün ardındaki gerçek, on yıllardır suya hasret toprakların suyla buluştuğunun resmiydi aslında. Ama artık bu görüntünün ilgi çekici'yanı kalmadı. Çünkü Halfeti'nin su altında kalan caminin minaresinden atayıp serinleyen çocuklara hepimiz alıştık. Ne var ki bu görüntünün ardında artık başka bir tablo var şimdi Ve o tablo şimdiler de 'gizi' raporların sayfalarında yer alıyor. Nedeni 'o görüntüdeki suyun, yabancılar için çok şey ifade etmesi İştahı kabaranlar' özelikle 'su sorunu 'yaşayan Ortadoğu ülkeleri Hatta raporlara göre, tam olarak da İsrail Çünkü İsrail, Güneydoğu Anadolu'dan toprak satın alıyor.

Ne kadar arazi aldılar?

İstihbarat, 1998 yılından bu yana sürdürdüğü GAP bölgesindeki çalışmasını tamamladı. Yapılan bu çalışmanın sonucunda da ayrıntılı bir rapor ortaya çıktı.
Raporda, GAP bölgesinde Yahudi kökenli 60 Türk vatandaşının, adam başı 5 bin ile 10 bin dönüm büyüklüğünde arazi satın aldıklarının altı çiziliyor ve toplam 450 bin dönüm olarak ifade edilen bu arazilerin asıl sahiplerinin ise, bölgede çalışan İsrailliler olduğuna işaret ediliyor.

Rapordaki bu çarpıcı 'bilginin' ayrıntılarında, arazileri satın alan kişilerin maddi durumlarının, bu arazilerin alımı için gereken finansal kaynak için asla yeterli olmadığına dikkat çekiliyor. İstihbarat raporları tarafından açıklanan bu 'tespiti', bazı İsrailli işadamlarının, daha doğrusu işadamı 'görünümündeki' kişilerin, bu arazilerin alınmasında kullanılan paranın kaynağı oldukları 'istihbaratı' izliyor. Kaynağın adresi ise, aynı istihbarat birimlerine göre İstanbul.

Sedat Bucak'a da teklif gitmiş

Bunca 'gizli' bilginin bir de 'aleni' boyutu var. O da, bugün Urfa'da köylüsünden bürokratına tüm bölge halkının bu tabloyu 'konuştuğu' gerçeği. İsraillilerin toprak alımının bu derece açığa çıkmış olmasının nedeni kuşkusuz toprak sahiplerine 'teklifler' götürülmüş olmasıdır. Öyle ki, raporlardan biri, Sedat Bucak'a da teklif gittiği, ancak Bucak'ın 'kesin' bir dille teklifi reddettiği bilgisine dahi yer veriyor. Sedat Bucak bu konudaki iddiayı doğruluyor ve İsrail'in Kuzey Irak ve Türkiye çerçevesinde bu konuda çalışma yaptığına dikkat çekiyor. Yani İsrail, yayılma politikasına Irak ve Türkiye'yi de dahil etmiş bulunmaktadır.

İsrail'in devlet olma yolunda kat ettiği mesafeyi giriş yazısından anlayabiliriz. Dahası "Vaadedilmiş Topraklar" için İsrail'in Tevrat'tan aldığı emir tüm Tevrat metinlerinde bulunmaktadır.

Neresi-Neden?

"Uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları eksiksiz yerine getirir. Tanrınız RAB'bi sever, yollarında yürür, O'na bağlı kalırsanız, RAB bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz. Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız çölden Lübnan'a, Fırat Irmağından Akdeniz'e kadar uzanacak. Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, ayak basacağınız her yere dehşetinizi, korkunuzu saçacaktır.

Bakın, bugün önünüze kutsamayı ve laneti koyuyorum: Bugün size bildirdiğim Tanrınız RAB'bin buyruklarına uyarsanız kutsanacaksınız. Ama Tanrınız RAB'bin buyruklarını dinlemez, bilmediğiniz başka ilahların ardınca giderek bugün size buyurduğum yoldan saparsanız, lanete uğrayacaksınız.
(Tesniye, 11:22-28)

Türkiye'nin onda biri hedefte

Arazi satın alma operasyonu, raporlardaki belirlemelere göre ağırlıklı olarak Fırat ve Dicle havzalarını kapsıyor. Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak 'hedefteki' öncelikli iller.

GAP bölgesinin yüzölçümü 75 bin 358 kilometre kare. Yani Türkiye'nin onda biri. Bugüne kadar 'alımı gerçekleştirilen' toprakların yüzölçümü yaklaşık 413 kilometre kare. Bir başka deyişle İstanbul'un yarısından fazlası kadar bir toprak İsrailliler tarafından satın alınmış durumda. Yine de tapuların üzerinde 'şimdilik' Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının isimleri yazıyor.

Güneydoğu yeni Filistin mi?

Ortadoğu'da 'bu toprakların bir bölümü benim' diyerek Filistin'i bir köşeye sıkıştıran İsrail'in, bu kez çağın koşullarına ayak uydurarak 30-40 yıl içinde Türkiye'de de aynı tabloyu uygulayacağı 'gizli' rapora yansıyan başlıca 'endişe'.

Suyla birlikte güneydoğuya giren ve 'tarım tecrübesini paylaşmak' i stediğini söyleyen İsrail'in, gerçekte suyun ve 'adı var kendisi yok'petrolün kontrolünü ele geçirmek için arazi satın aldırdığı, aynı raporun 'temel kaygısını' oluşturuyor.
Ticari faaliyet mi, yoksa?..

Raporda GAP bölgesinde 1998 yılında başlayan 'dikkat çekici' faaliyetler ve isimler de sıralanıyor. Ticari faaliyet ya da iki ülke arasındaki ilişkiler kapsamında gerçekleşen ziyaretlerin içinden 'ayıklanan' bazı başlıklar ve isimler öne çıkarılıyor.

• Genel merkezi İsrail'de bulunan MERHAV adlı tarım şirketinin Genel Müdürü Joseph Dloomy ve Su Kaynakları Geliştirme Müdürü Shalom Harel, GAP ile ilgili çalışmaları yerinde görmek amacı ile Şanlıurfa ve Mardin illerini ziyaret etti.'
• 'Şu ana kadar 67 İsrail firmasının toprak satın aldığı, bu kadarının da gizli pazarlık yürüttüğü
kaydediliyor.'
• Toprak satın alan veya talepte bulunan İsrailli firmaların çoğunun kamu kuruluşu statüsünde olduğu belirtiliyor.'

Resmi Ziyaretler

Bu isim ve başlıkların hemen ardından yine 'dikkat çekici' bir dizi resmi ziyaret de raporun satırbaşları arasında. 1998 sonlarında İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman'ın Türkiye'ye gelip, gezisinin önemli bölümünü GAP'a ayırmasını 'kayda değer' bulan raporda, şu yorum da yer alıyor:

28 Ağustos 2000'de Ankara'nın bu seferki misafiri İsrail Başbakanı Ehud Barak'tı. Her ne kadar geliş sebebi 'Ortadoğu barışı' idiyse de, Barak'ın, basın toplantısında 'GAPta ki altı ihaleye alibz'cümlesini sözlerinin arasına sıkıştırması anlamlı.

Çalışmaların ticari faaliyet şemsiyesi altında yapıldığını anlatan raporda oldukça detaylı ibareler yer alıyor.
GAP'ta alüminyum sulama boru ve ekipmanlarını üretmek üzere bir Türk-İsrail ortak yatırımı hususunda girişimler de söz konusu. Bunun yanı sıra seracılık, tarımsal mekanizasyon, müşterek çiftlikler kurulması yolunda işbirliği çalışmaları da sürdürülüyor.

Yine Soros

Dünyanın ünlü para simsarı George Soros'un ortağı ve Şubat 1999'da 'Milenyum GLK' adını verdiği dünya turu kapsamında Türkiye'yi gezen Jim Rogers için de GAP Bölgesi çok şey ifade ediyor. Yahudi kökenli Jim Rogers'ın, eşi Paige Parker'la gerçekleştirdiği Türkiye gezisinde, Türk medyası 500 bin dolar değerindeki özel yapım aracına büyük yer verdi. O günlerde internetteki sitesinde International Herald Tribunede yayınlanan bir makalesinde, Yahudi kökenli ABD'li vatandaşları GAP bölgesinde arazi satın almaya davet ediyordu.

Kaynakça
Kitap: İstihbarat Raporlarında İSRAİL'İN GAP SENARYOSU
Yazar: Hasan Taşkın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GAP PROJESİNDE İSRAİL İŞGALİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 22:40

Savaşlar artık tapu dairelerinde

Raporlar bu 'sabırlı' çağrıların yavaş yavaş hayata geçtiğini ortaya koyuyor. Bugünün koşullarında artık Maraş'ı Kahraman, Urfa'yı Şanlı, Antep'i Gazi yapan tablolar rafa kalkmış durumda. Anlaşılan o ki, savaşlar artık cephelerde değil, tapu dairelerinde veriliyor.

Ve bugün gelinen nokta! Raporlar güneydoğuda İstanbul'un yarısından daha büyük alanın 'dolaylı' olarak İsraillilerin eline geçtiği alarmını veriyor. Buna birçok yabancı istihbarat kaynağının da verileri eklendiğinde, ortaya İsrail kontrolünde bir Ortadoğu tablosu çıkıyor. Çünkü yabancı kaynakların raporlarına göre, İsrail bu bölgede 'Kürtlerin aslında Musevi oldukları' propagandasını yapıyor.
İstihbarat Raporlarına göre sistem nasıl işliyor?

Rapor İsrailli işadamı ya da görevlilerin izledikleri yöntemleri de ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. 'İstihbaratlara' göre, ilk iş bölgede ekonomik zorluk çeken aşiret reisleri tespit ediliyor ve ardından 'aracılar' devreye sokuluyor.

Buralardaki topraklarda gelecek gören Yahudiler, bir yerine beş vererek Şanlıurfa ve Mardin'de Yahudi kökenli Türk vatandaşları aracılığıyla arazi alımına başladılar. Hatta bu konuda Şanlıurfa yöresinde birbirleriyle yarışmaktadırlar. Bölgede bulunan Süryaniler de Kızıltepe'de arazi alımlarına yardım etmektedirler.

Son yıllarda, İsrail'in GAP ile güneydoğunun kutsal ve bereketli toprakları üzerindeki emel ve niyetleri açıklığa kavuştu. Türkiye ve İsrail hükümetleri arasında faiz kredili ve içeriği net açıklanmayan, kredi süresi faiz oranı ve buna benzer koşulları belli olmayan, 1 milyar dolarlık GAP kredisini İsrailli firmalara yaptırması, Türkiye'nin bağımsız, hür teşebbüsle kendi öz yatırımcılarına vurulan en büyük darbedir. Bu firmalar 'haham' gözetiminde noterle ekonomik ve ticari ahlaka ve uluslararası prensiplere, şartlara uymayan uzun vadeli bir sömürü taktiğidir.

İsrailli işadamları rolündeki görevliler, bölgede görevli kamu personelini 'hizmet içi eğitim' kapsamında tertipledikleri gezilerle İsrail'e götürmektedir. İsrail'e yapılan bu gezilere özellikle bölgede yatırım ortaklığı yaptıkları veya yapmaları muhtemel büyük toprak sahiplerini, öğretim üyelerini, bürokratları; mahalli gazete sahipleri ve çalışanlarını, ziraat odası başkanlarını ve dini konularda sözü dinlenir şahısları dahil etmektedirler.

İsrail şirketleri bazı gübre bayiliklerini, yatırım ortaklığı kuracakları veya toprak alacakları şahıslar ile yapacakları temasta, kendi kuruluşları gibi kullanmaktadırlar. İsrailli işadamları öncelikle piyasaya ödeme zorluğu içerisinde olan hatta Ziraat Bankası'na borçları bulunan toprak sahibi ve çiftçiler ile ilgilenmektedir.

Özellikle basınçlı sulama teknolojisi ve slaj mısır (yemlik mısır) üretimindeki uygulamalarını, üretimde pay sahibi olmak için yoğun bir şekilde kullanmaktadır. Mardin Kızıltepe'den, Şanlıurfa Harran'a kadar binlerce dönüm arazi bu amaçla kullanılmaktadır. Susuz ve taşlık bir bölge olan Karacadağ'da toprak alma ve kiralama girişiminde bulunan İsrailli şirket yetkilileri, özellikle Türkmen aşiretlerinin olumsuz cevapları ile karşılaşıyorlar. Buna rağmen, raporlara göre, 50 bin dönüm kıraç arazinin 15 yıllık kirası peşin verilmek bile istenmiştir.

Zaman içerisinde dünyanın en gelişmiş seralarının yer alacağı planlanan Şanlıurfa/Karaali'de, halen üretim yapan seralardan bazılarının İsrailli şirketlerle ortak olduğu ve bu bölgede İsrail'in yatırım çalışmalarına devam ettiği bilinmektedir.

GAP projesinin üretim aşamasına geldiği son yıllarda ve özellikle de terörün inişe geçtiği 1998 yılından itibaren, yabancı devletlerin ve bu devletlere ait şirketlerin GAP bölgesine ilgisinin arttığı gözlenmektedir.

Bu ülkeler, önceleri terör ve insan hakları ihlalleri gibi olayları incelemek maksadıyla, parlamenterleri ve konsoloslukları vasıtasıyla bölgeyi kontrol altında bulundurmaya çalışırken, bugün aynı görevlilerine ticari personelini de ilave etmiş durumdadırlar.

Ulusal ve mahalli basın organlarında yapılan yayınların incelenmesi ve bölge halkı ile yaptığım mülakatlarda, özellikle İsrailli işadamlarının bölgede dikkati çekecek yoğunlukta faaliyetler içerisine girdiği ve her geçen gün ilişkilerini derinleştirdiği anlaşılmaktadır.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi (BKİ)'nin işbirliği içerisinde olduğu uluslararası kuruluşların ülkelerine bakıldığında karşımıza iki ülke çıkmaktadır: ABD ve İsrail. İşbirliği yapılan İsrail kuruluşunun adı ise MASHAV (İsrail Uluslararası İşbirliği Merkezi)'dir.

BASINDA YER ALAN HABERLER

Şanlıurfa Tarım İl Müdürlüğü ile GAP Bölge Kalkınma İdaresi (BKİ)'nin ortak yayınladığı "Tarım Bülteni"nde konu ve satır aralarına serpiştirilmiş bazı dikkat çekici bilgiler vardır. Yalnızca bu bilgiler irdelendiğinde dahi İsrail'in bölgeye olan olağanüstü ilgisi açıkça ortaya çıkacaktır.

Bu bültende yer alan bazı detayların bulunması nedeniyle bültenin ana fikrinin bulunduğu paragrafları buraya almakta fayda olduğuna inanıyorum.

"1999 yılının 26 Ocak - 26 Mart tarihleri arasında çeşitli ülkelerden gelen 35 öğrenci ile 5 İsraili uzman bölgede 2 aylık uygulama çalışması yapmaya başlamışlardır"'

Aynı bültende, 'İSRAİLLİ YETKİLİLERİN BÖLGEYE AKINLARI' başlığı altında şu açıklamalara yer verilmektedir:

" Genel merkezi İsrail'de bulunan MERHA Vadlı tarım şirketinin Genel Müdürü Mr. Joseph DLOOMY ve Su Kaynakları Geliştirme Müdürü Shalom HAREL, GAP ile ilgili çalışmaları yerinde görmek ve incelemelerde bulunmak amacı ile 24-26 Kasım 1998 tarihleri arasında Şanlıurfa ve Mardin illerini ziyaret ettiler.

Ayrıca çiftçi eğitimi ve yayım faaliyetleri kapsamında İsrail Hükümeti ile İdaremiz arasında imzalanan protokol çerçevesinde İsrailli uzmanlar tarafından 14-24 Aralık 1998 tarihleri arasında GAP illerinden gelen yayım uzmanlarının katıldığı hizmet içi eğitim yapılmıştır.

GAP Bölgesi Tarım İl Müdürlükleri, Tarım Kredi Kooperatifleri, GAP İdaresi ve Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünden gelen 41 uzmana verilmiş olan 'Çiftçi Eğitim Ve Yayım Faaliyetleri' konulu kursun açılışı 14 Aralık 1998 tarihinde GAP BKİBaşkan Yardımcısı M. Kaya YAŞINOK ve İsrail Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Amir MAİMON tarafından yapılmış olup, 24 Aralık 1998 tarihine kadar devam etmiştir

Yasin YAĞCI'nın araştırması olarak kaleme alınan ve "GAP'TA SOĞUK SAVAŞ" başlığı ile Aksiyon dergisinde yayınlanan yazıda konu çok boyutlu olarak ele alınmıştır:

"GAP idaresi son yıllardaki durumunu şu şekilde açıklıyor; 'Bugün üç yabancı sermayeli yatırım inşaat halinde olup, birinin ise anlaşması imzalanmış bulunmaktadır. Bu yatırımlardan biri tekstil (% 33 İsviçre), biri inşaat malzemesi (% 50 Almanya), biri cam elyaftı boru (% 50 ABD) ve biri de gıda (% 50 İsrail) yatırımlardır.'
İstihbarat raporlarına göre ayrıca, GAP bölgesinde şu ana kadar 67 İsrail firmasının toprak satın aldığı, en az bu kadarının da gizli bir şekilde pazarlıklar yürüttüğü kaydediliyor".

İsrail'in GAP bölgesindeki toprak çalışmalarının önündeki muhtemel engellerden biri, MGK'dır. Çünkü gerektiğinde MGK stratejik noktalarda bulunan kimi toprakların satışı ile ilgili olumsuz görüş bildirerek satışına engel olabilmektedir.

İsrail şirketlerinin, Türk Milli Güvenlik Kurulunun bu engelinden (toprak satışlarına onay verilmemesi) kurtulmak için buldukları yol ise çok basittir; bazı yerli firmalar ile ortaklık kurmak.
Bölgede yerli firmalarla ortaklık kurmuş onlarca yabancı şirket tüm yasal engelleri aşarak dolaylı bir biçimde toprak satın almış durumdadır.
Bu arada bütün bunların dışında, İsrail'in bölgede çalışmalar yapmasını meşrulaştıran gerekçeler de yok değildir. Mesela basınçlı sulama sistemleri konusunda dünyanın ileri ülkelerinden birisi İsrail'dir. Bu da İsrail'in bölgedeki faaliyetlerini kimi noktalarda meşru bir zemine oturtmaktadır.

İsrail, GAP bölgesindeki faaliyetlerini çeşitli biçimlerde sürdürmekle birlikte, tüm dünyada ortaya koyduğu dezenformasyon yöntemleriyle de kendisine yeni müttefikler yaratarak siyasi geleceğini garanti altına almanın ve belli konularda tüm dünyada yarattığı olumlu bakışın güçlenmesi için de çaba sarf ediyor.

İsrail, son yıllarda Ortadoğu halkları üzerinde açıkça hissedilen şiddetli Siyonizm baskısının yerini yavaş yavaş daha sistemli üretilen karşı istihbarat yöntemleriyle siyasi amaçlara bırakmakta. Bunlardan biri de Özellikle Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtleri etkilemek ve onları daha sıkı kontrol altına almak amacıyla üretilmiş söylentilerdir.

Kürtler Museviymiş!

İsrail yalanlasa da kuzey Irak'taki varlığı konusunda ortaya çıkanlara bir türlü engel olamıyor. İsrail merkezli enformasyon kuruluşlarının Ortadoğu'daki yeni oyunu daha çok Kürt Halkı üzerinedir. İsrail devleti destekli bu kuruluşların üzerinde çalıştıkları tez ise oldukça çarpıcıdır: Kürt Yahudiler.

Saddam Hüseyin yönetiminin ABD tarafından devrilmesiyle birlikte. Kuzey Irak'ta, ABD ve Kürtlerden oluşan iki bilinmeyenli denkleme bir üçüncü boyutun daha eklenmekte olduğunun ilk işaretleri geçen yıl gelmeye başladı...
Bu denklemle bağlantılı olarak, İsrailli bilim adamları son on yıldır yaptıkları genetik araştırmaların sonuçlarını açıkladılar.

Sürecin işlemesiyle birlikte İsrail ve ABD'de eş zamanlı yapılan açıklamalara göre Sefuerdi Yahudileri ve Kürtler, binlerce yıl öncesinden baba tarafından gen akrabası idiler. Yani aynı soydandılar.

ABD de faaliyet gösteren İsraeli Kurdish Friendship League' adlı örgüt bu iddiaya hemen sahip çıkarken, Amerikalı yazar Kevin Brooks da Yahudi ve Kürtlere bir tavsiyede bulunmakta gecikmiyor ve: "Bu durum ümit ederiz ki Kürt ve Yahudileri, son yıllarda sahip oldukları dostluk ilişkilerini sürdürmeye teşvik eder, " diyor.

Anayurt mu?

Yahudilerle Kürtlerin, akrabalık temelinde bir araya getirilmelerine yönelik bu araştırma ve yayınların hemen ardından, basın yolu ile uçurulmaya başlanan başka sinyaller o dönemde dikkatleri pek de üzerine çekmemişti. Saddam zamanında. Kuzey Irak'ın, Araplaştırılması politikası uyarınca, özellikle Zaho Bölgesi'nde yaşamakta olan 150 bin dolayındaki Kürt Yahudi, baskılara dayanamayarak İsrail'e göç etmek durumunda kalmışlardı. Aralarında İsrail Savunma Bakanlığına kadar yükselen İsak Mordehay gibi Kürt Yahudiler, Saddam yönetiminin sona ermesinden sonra niçin anayurtlarına dönmesinler ki?

Ortaya ilk atıldığı dönemlerde aralarında gerekli ilişki kurulamayan bu iki haberin hangi amaca hizmet ettiği kısa bir süre sonra anlaşılacak, ancak Türkiye, atın Üsküdar yolunu yarılamasından sonra uyanarak duruma, o da "dostlar alış verişte görsün" kabilinden müdahale edecekti.

Kuzey Irak'ta da aynı tablo var

Bütün bu senaryoların tek bir merkezde toplanması ile aslında ortaya konulan tüm bu tezlere, varsayımlar vasıtasıyla yeni eklemeler yaparak, İsrail'in 4000 yıl öncesine dayayarak bu güne taşıdığı bir senaryo damgasını vuruyordu. Bu "Vaadedilmiş Topraklar"bilmecesinin 21. yüzyıl yansımasından başka bir şey değildi.

Tam da bu aralar ortaya çıkan istihbarat raporları, İsrail'in Kuzey Irak'ta geniş araziler satın almakta olduğunu göstermekte. Türk Dışişleri Bakanlığı'nın, bu konuda duyduğu rahatsızlığı İsrail'e ilettiği haberleri gazetelerde yer alırken, İsrail'in karşı açıklaması gecikmedi. İsrail'e göre "Bu haberler gerçekleri yansıtmamaktaydı, İsrail, Kuzey Irak'ta Türkiye den habersiz davranmak düşüncesinde değildi ve bunu dile getiren kişi Başbakan Şaron'un kendisiydi."

Bu arada Türkiye'nin dikkatleri, Süleymaniye'de askerlerimizin başına geçirilen çuval gibi başka olaylara çevrilmiş, İsrail'in Filistin'de uyguladığı aşırı güç kullanımı ve devlet eli ile işlenen suikastlar gündeme yerleşmişti.

Aynı sıralarda Amerika mahreçli üç haber peş peşe Türk kamuoyunun gündemine düştü. New York Times, Kürtlerin, Kuzey Irak'taki demografik ve siyasi harita ile oynayarak bölgeyi Kürtleştirdiğini, Kerkük çevresinde toplanan binlerce Kürdün kente girmek üzere beklediğini yazıyor, ertesi gün New Yorker dergisi, Pulitzer ödüllü ve Ebu Garip Cezaevindeki işkenceleri ortaya çıkaran Seymour Hersh imzalı bir başka haberi piyasaya sürüyordu.

Ajanlar eğitiyor.

Hersh'in, İsrail'in Washington ve Ankara Büyükelçileri ile KYB lideri Talabani tarafından yalanlanan haberine göre, İsrailli ajanlar bir süredir Kuzey Irak'ta Kürtlere komando eğitimi vermekteydiler. Bu eğitim geçen yıl ABD'li yazar Kevin Brooks'un sözünü ettiği, Kürt ve Yahudiler arasında son yıllarda görülen dostane ilişkilerin bir sonucu muydu bilinmez ama bilinen, bu haberin Ankara'ya bomba gibi düştüğü ve yalanlamalara karşın büyük bir rahatsızlık yarattığı idi.

Çok uzun olmasa da Ortadoğu'daki diğer devletler ile kıyaslandığında oldukça eski olan Türk - İsrail ilişkileri, bu ve daha çok Irak savaşı sonrası meydana gelen buna benzer olumsuzluklarla birlikte yepyeni bir mecraya kaydı.

Daha çok olumlu gelişen ilişki Irak savaşı sırasında ve Kuzey Irak'taki İsrail - Kürt ilişkileri neticesinde karşılıklı sözlü tartışmalarla başka bir boyut kazandı ve sonuçta oldukça gerilimli bir süreç başlamış oldu.
Bu olumsuz olaylarla birlikte devam eden sinir harbi, İsrail başbakan yardımcısının bir televizyon programındaki tavrıyla birlikte açığa çıktı.

İsrail Başbakan Yardımcısı neden sinirlendi?

Resmi temaslar için Ankara'ya gelen İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert, gazeteci Fatih Altaylı'nın televizyondaki Teke Tek programına katıldı. Altaylı'nın soruları, İsrail'in Kuzey Irak'taki faaliyetleri ile ilgili iddialar üzerineydi.

Altaylı'nın, Kudüs Üniversitesi'nden bir profesörün, bir İsrail gazetesindeki yazısını referans alarak Olmert'e yönelttiği soruları Olmert 'dedikodu' şeklinde yanıtladı ve tepkisini; "Bunlar aptalca hikayeler. Biz Türkiye ile çok ciddi ilişkileri olan bir ülkeyiz. Bu saçma hikayelerle ilgilendiğimizi mi sanıyorsunuz?" sözleriyle dile getirdi.

Altaylı, bu iddialar üzerine geri çekilmedi ve "sizin dedikodu dediğiniz şeyler, bugünün gündem maddesi. Yanılıyorsam, yanılıyorsun deyin" diyerek tartışmayı alevlendirdi. Altaylı'nın bu sözü Olmert tarafından tekrar yalanlandı ve somut hiçbir bilgi ortaya koymadan "Biz hiç bir şekilde Kuzey Irak'ta herhangi bir faaliyete girmedik, Kürtlerle ilişkiye girmedik. Ben İsrail hükümetini temsilen buraya geldim ve eğer yok diyorsam lütfen bana güveni" dedi.

GAP bölgesinde İsraillilerin arazi aldığı yönündeki ilk haberim Nokta Dergisi'nde yayınlandıktan sonra, her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Ancak yazdığım herşey istihbarat raporlarına dayanıyordu. Bunun dışında ortaya çıkan söylentiler ise işin gerçek boyutunu gölgeleyecek şekilde bilinçli bir şekilde ortaya atılıyordu. Dini hassasiyetlerle ortaya atılan kimi iddiaların gerçeklerle çok da fazla bağlantıları olmamalarına rağmen, İsrail'in bölgedeki faaliyetlerinin temelde "Vaadedilmiş Topraklar" eksenine oturduğunu inkâr etmek de mümkün değildir.

"İsrail'in Gizli hesabı Yok diyorsam yoktur"

Nokta Dergisinde benim imzamla yayınlanan İsrail'in GAP bölgesinde toprak aldığı haberinden sonra konuyla ilgili birçok haber yayınlandı ve tartışmalar yapıldı.
Türkiye'de bu değerlendirmeler yapılırken konu İsrail kamuoyunda da yankı buldu ve İsrail hükümeti savunmaya yönelik adımlar atmaya başladı.

Bu adımlar kapsamında İsrail'in İstanbul başkonsolos yardımcısı Moşe Kanfi Nokta Dergisine geldi. Konuya ver-dikleri önem buradan da belliydi. Nokta'ya gelişi sırasında ben başka bir görev için dışarıda idim. Ancak benim yokluğumda Kanfi ile röportaj yapıldı. Kanfi, verdiği röportajda iddiaları kesin bir dille yalanladı ve İsrail'in bölgede-ki tüm çalışmalarının ticari çalışmalar olduğunu iddia etti.

İşte Kanfi'ye sorulan sorular ve Moşe Kanfi'nin yanıtları:

- Güneydoğu Anadolu'da askeri ya da istihbarata yönelik herhangi bir İsrail etkinliği hakkında resmi bilginiz var mı?
- 'Ne İsrail askerinin, ne istihbaratının ne de başka bir grubun Türkiye'nin güneydoğusunda ya da Kuzey Irak'ta bir etkinliği var. İsrail'in Güneydoğu Anadolu'daki varlığının tek nedeni, GAP'ta ki 22 İsrail şirketidir. Kuzey Irak'ta ise hiçbir varlığımız yok.

Şirketlerimiz, 1998'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in İsrail ziyaretinin ardından, Türk hükümetinin sunduğu anlaşmalarla GAP'a gitti. Türkiye'nin tarım alanında yüksek teknolojiye ihtiyacı vardı. İsrailli firmalar barajlar, sulama sistemleri ve kanal yapımıyla ilgili bütün araştırmaları ücretsiz yapmayı teklif etti. Bunlar dünya çapında iş yapan şirketlerdir. Güney Amerika'dan Filipinler'e. Orta Asya'dan Afrika'ya uzanan bir alanda, hatta Ürdün ve Mısır'da bile iş yaptılar. Dertleri toprak ya da gayrimenkul satın almak değil, kar etmektir.'

- Peki, nereden ortaya çıktı bu iddialar?
- Türkçe'de bir deyiş vardır... 'Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bizde de aynısı var. Bakın İsrail'den iki gün önce döndüm. Orada, Türkiye'de bizim toprak satın aldığımız iddialarıyla savaşmak zorundayım dediğimde bana inanmıyorlar. Emin misiniz? Türkler bunlara inanıyor mu? Neden GAP'ta toprak alalım ki? Diye soruyorlar. İstanbul'a döndüğümde İsrail hakkında yazılanlar beni şoka uğrattı. Ben bile iddiaların, aslında dedikoduların diyeceğim, bu seviyeye geldiğine inanamadım.'

Sözüm şerefim üzerine orada işimiz yok.

- Türkiye'de bu iddiaların tartışıldığından İsrailli yetkililerin haberinin olmaması bana pek mantıklı gelmiyor.
- 'Farkındalardı ancak seviyesi ve ciddiyeti hakkında bir fikirleri yoktu. Bu seviyeye geleceğini düşünmediler.'
- Sizin deyiminizle işler 'bu seviyeye geldiğinde', İsrailli yetkililerin değerlendirmeleri ne oldu peki?
- 'İsrail'de istihbarat açısından, askeri ve siyasi anlamda en yetkili makamlara defalarca, bu doğru mu, orada bir şeyler yapıyor muyuz?

Lütfen bana doğruyu söyleyin çünkü konsolosluk adına konuşması gereken benim, bilmem gerekiyor? Dedim. Bana, Moşe, seni yüzde yüz temin ederiz ki, rahatlıkla iddiaları reddedebilirsin, orada yapacak işimiz yok dediler.

- Abraham Tilmen adını duydunuz mu?
- 'Hayır'
- O'nun istihbarat birimlerinizle ilgisi olsa, MOSSAD, evet bizden der miydi?
- İnanın bana, size yetkili makamlar derken, gerçekten en yetkili makamdan söz ediyorum. Sizi yüzde yüz temin ederim, şerefim üzerine konuşuyorum ve söz veriyorum ki orada hiçbir şey yapmıyoruz.'
- Türkiye'nin endişesini görüyor musunuz?
- 'Hassasiyeti biliyoruz. Bölgede Türkiye'nin çıkarları aleyhine olacak bir şey yapmayız. Ankara'nın izni ve işbirliği olmadan asla bir şey yapmayız zaten.'
- Bu iddiaların ardından resmi olarak güneydoğuya gitmeniz istendi mi?
- 'Hayır. Ayrıca, Yahudileri yaşamaları için Kuzey Irak'a geri gönderdiğimiz iddiaları da var. İsrail'in amacı Yahudileri geri yollamak değil, dünyadaki/eri bir araya getirip onlara bir sığınak yaratmaktır. 1950'ler de yaklaşık 65 bin Yahudi, Kuzey Irak'tan İsrail'e geldi. Çünkü bu bölgede kendilerini güvende hissetmediler. Neden geri dönsünler?

Kişi başına düşen yıllık gelirin 70 bin dolar olduğu bir ülkeden ayrılıp, bin dolardan az olduğu bir ülkeye gitmeyi kim, neden ister? Orada ev alsa, arsa alsa ne olur ki?

- Çıkış noktası, İsrail'in suya olan ihtiyacı değil mi?
- 'Evet ama biz GAP'tan İsrail'e nasıl su götüreceğiz ki?

Develerle mi? Su zaten Irak'tan ve Suriye'den geçerek geliyor. Biz nasıl alalım GAP'tan? Bu tamamen bilim kurgudur.
Aynı tarihlere denk gelen bir başka gün ise Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü de tartışmalardan uzak kalamadı ve konuya dahil oldu. İsrailli işadamlarının ve onlar tarafından organize ve finanse edilen diğer kişilerin faaliyetlerinin, medya aracılığıyla tartışma konusu edilmesi sürecinde, "yabancılara toprak satışı" konuları yoğun tartışılınca Tapu Kadastro da bir açıklama yaptı.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Zeki Adlı, yabancıların Türkiye'de taşınmaz mal edinmesinin çok açık ve net şekilde izlendiğini vurguladı ve 'bu iş başıboş değil' dedi.

Zeki Adlı, basında yer alan yabancıların Türkiye'de gayrimenkul edinmesine ilişkin haberlere açıklık getirmek amacıyla, Genel Müdürlük binasında bir basın toplantısı düzenledi. Ancak, sadece yabancıların gayrimenkul edinmesini değerlendirdi. Türkiye'de her isteyen kişinin istediği yerde, istediği şekilde gayrimenkul alamadığına işaret eden Adlı, 'Bu iş titiz şekilde, hem hükümet hem ilgili kuruluşlar tarafından koordinasyonlu ve sağlıklı şekilde izlenip, değerlendiriliyor', diye konuştu ve çalışmanın önceki bölümünden de hatırlanacağı üzere, aşağıdaki metinde yer alan açıklamalarda bulundu.

2644 sayılı Tapu Kanununda yapılan değişiklikle, 'yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin Türkiye'de taşınmaz mal ve sınırlı ayni haklar edinimlerine' ilişkin esaslar getirildiğini anlatan Adlı, ancak bu kişiler ve şirketlerin Türkiye'de edinebileceği alanın 30 hektar ile sınırlandırıldığını ve bu miktarın, ancak hükümet izni ile aşılabildiğini belirtti. Yabancıların taşınmaz alımlarında, özellikle turizm bölgelerine rağbet ettiğine ve bu bölgelerdeki yazlıklar, siteler ve beldeler genellikle köy sınırları içinde bulunduğundan, köylerde taşınmaz mal edinimini yasaklayan maddenin yürürlükten kaldırıldığına dikkati çeken Adlı, bununla ayrıca yatırımları teşvik etmeyi amaçladıklarını söyledi.

TKG'ye göre kim ne kadar mal edinmiş?

2644 sayılı Tapu Kanununun yürürlükte olduğu 1934 tarihinden, Temmuz 2003 tarihine kadar, toplam 58 ülkenin 38 bin 229 vatandaşı tarafından, 37 bin 336 adet taşınmaz mal edinildiğini anlatan Adlı, yabancı gerçek kişiler tarafından edinilen taşınmaz malların toplam alanının ise 265 bin 872 dönüm olduğunu, bu alanın büyük kısmının da Suriye uyrukluların Hatay, Gaziantep, Kilis bölgelerindeki taşınmaz malları olduğunu belirtti. Yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği 19 Temmuz 2003 tarihinden günümüze kadar da, toplam 48 ülkenin 7 bin 138 vatandaşı tarafından 6 bin 80 adet taşınmaz mal edinildiğini kaydeden Adlı, bunun 5 bin 713'ünün satış, 445'inin ise intikal ve miras gibi farklı nedenlerle edinilen mallar olduğunu söyledi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GAP PROJESİNDE İSRAİL İŞGALİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 22:41

Değişiklik sonrası İngiltere başı çekiyormuş

Kanun değişikliği yürürlüğe girmeden önceki dönemde, Türkiye'de en fazla taşınmaz mal edinen 10 ülkenin başında 12 bin 355 adet taşınmaz mal ile Yunanistan'ın bulunduğunu belirten Adlı, bunların yaklaşık 11 bininin Türk kökenli Yunan uyruklu vatandaşlara ait olduğunu bildirdi. Toplam 9 bin 709 taşınmaz ile ikinci sırada bulunan Almanya'yı ise 4 bin 573 adet taşınmaz ile Suriye'nin izlediğini anlatan Adlı, 2003 yılından önceki dönemde en çok taşınmaz mal edinilen illerin başında ise 9 bin 49 gayrimenkul ile İstanbul, 5 bin 562 adet taşınmaz ile de Antalya olduğunu kaydetti. Adlı, yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği 2003 tarihinden itibaren de, Türkiye'de en fazla taşınmaz mal edinen ülkelerin başında 2 bin 402 adet taşınmaz ile İngiltere, bin 428 adet taşınmaz ile Almanya, 482 adet taşınmaz ile de Hollanda'nın bulunduğunu, en çok taşınmaz edinilen illerin başında ise Antalya, Muğla ve Aydın'ın geldiğini söyledi.

2003'ten bu yana 44 Trilyonluk satış yapıldı

Kanun değişikliğinin yapıldığı 2003 yılından bu yana, tapu kayıtlarına geçen yabancıların satın aldığı taşınmaz malların bedelinin 44 trilyon lira olduğunu bildiren Adlı, bunun Merkez Bankası reel kayıt değerinin ise 600 milyon dolar olduğunu vurguladı. Bugüne kadar Türkiye genelin-de 45 bin 252 yabancı uyruklu gerçek kişilerin 43 bin 307 adet taşınmaz edindiğini belirten Adlı, bunun 15 bin 908'inin arsa, arazi, 4 bin 526'sının binalı arsa, 22 bin 873'ünün de bağımsız bölüm olduğunu kaydetti.

Türkiye'nin 780 bin kilometrekarelik toplam yüzölçümünden yabancıların mülkiyetinde olan alanın 269 bin 296 dönüm olduğuna dikkat çeken Adlı, bunun 10 binde 3 civarında olduğunu söyledi. Adlı bu arada, yabancıların taşınmaz mal ediniminin 2004 Ağustos ayı itibarıyla, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 26 artarak 3 bin 564 adet olarak gerçekleştiğini vurguladı.

Suriyelilere, 1939'den beri taşınmaz mal satışı yasak

Türkiye'de yabancılara ait toplam 269 bin 296 dönümlük alanın 241 bin 451 dönümlük kısmının Suriye uyruklu yabancılara ait olduğuna işaret eden Adlı, dolayısıyla Suriye uyruklular dışında tüm yabancı ülke vatandaşlarının edindiği alanın, 27 bin 845 dönüm olduğunu söyledi. Adlı, Hatay'ın Türk sınırlarına dahil olduğu 1939 yılından bu yana Suriyelilere taşınmaz mal satışının yasak olduğunu ve bu tarihten mal ediniminin söz konusu olmadığını belirtti.

Suriyelilerin 1939 yılından önce aldığı gayri menkullerin de Hazine tarafından kontrol edildiğini anlatan Adlı, Suriye uyrukluların Türkiye'de edindiği toplam 4 bin 590 adet taşınmazın daha çok Hatay, Gaziantep, Kilis ve Mardin illerinde bulunduğunu ifade etti.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Adlı, şöyle devam etti:

"Türk vatandaşlarının Suriye'de, Suriye uyrukluların ülkemizde, mevcut taşınmaz mallarından daha fazla taşınmaz malı bulunmakta olup, iki ülke arasında uzun süreden bu yana emlak müzakereleri sürdürülmektedir. Buna karşılık, Suriye uyrukluların ülkemizdeki taşınmaz mallarıyla ilgili herhangi bir tasarruf yaptırılmamakla birlikte, devletimizin kontrolünün sağlanması amacıyla bu mallar kayıt altına alınmıştır."
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GAP PROJESİNDE İSRAİL İŞGALİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 22:41

Rahşan Ecevit: GAP ikinci Filistin olabilir

Yabancıya toprak satışının ürkütücü boyutlara ulaştığını söyleyen Rahşan Ecevit, "İsrailliler GAP bölgesinde kimliklerini gizleyerek toprak alıyor" dedi.

DSP Onursal Genel Başkanı Bülent Ecevit'in rahatsızlanmadan önce gündeme getirdiği "Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen önderliğinde solda birlik" çalışmasına eşi Rahşan Ecevit devam ediyor. Rahşan Ecevit, dün Or-An semtindeki çalışma ofisinde yabancılara mülk satışı konusunda düzenlediği basın toplantısında, solda birlik sorusu üzerine, "Ben de o konuya devam etmek için hazırlık yapmaya başladım" dedi.

Rahşan Ecevit, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın "İlkeli birliktelik" önerisinin anımsatılması üzerine, "Ben eşimin önerisiyle ilgileniyorum" diye konuştu. Bu konuda çalışmaya yeni başladığını, şimdilik ayrıntılar üzerinde açıklama yapamayacağını belirten Rahşan Ecevit, görüşmeler yapacağını ancak kimlerle görüşeceğinin henüz belli olmadığını kaydetti.

Büyük İsrail projesi

Yabancıya toprak satışının ürkütücü boyutlara geldiğini, Avrupa'nın Kurtuluş Savaşı sırasında yapamadığını dolarlar ve euro'larla yapmaya kalkıştığını savunan Rahşan Ecevit, GAP bölgesinin İsrail için "Tanrı tarafından kendilerine verilen Mezopotamya toprakları" olarak algılandığını belirtti.

Rahşan Ecevit, "Büyük İsrail projesi kapsamında GAP bölgesinde kimliklerini gizleyerek toprak alıyorlar. GAP ikinci Filistin olabilir" dedi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: GAP PROJESİNDE İSRAİL İŞGALİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 22:43

TKG'ne göre GAP'ta İsrail uyrukluların taşınmazı yok!

GAP bölgesinde yabancıların edindiği taşınmaz mallarla ilgili de basına açıklamalarda bulunan Adlı, bölgedeki toplam 9 ilde 939'u 1939 yılından önce Suriye uyruklulara ait olmak üzere, toplam bin 961 adet taşınmaz olduğunu bildirdi. Resmi kayıtlara göre GAP bölgesinde İsrail uyruklular adına kayıtlı bir taşınmaz bulunmadığına dikkati çeken Adlı, Türkiye genelinde ise toplam yüzölçümü 63 dönüm olan 133 adet taşınmaz malın, 101 İsrail uyruklu kişi tarafından edinildiğini kaydetti.

Yabancıların aldığı en büyük alan 19 dönümmüş(?) Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Adlı, yüzölçümü bakımından Türkiye'de yabancıların satın aldığı en büyük arazilerin, Türkiye'de doğup daha sonra yabancı ülkelerin vatandaşlığına alınan kişilere ait olduğunu anlattı. Adlı, ancak yabancı isimli kişilerin ülkede aldığı en büyük alanın 19 dönüm olduğunu söyledi. İsrail uyruklu kişilerin, Türk vatandaşları adına gayrimenkul alıp almadığına ilişkin soru üzerine Adlı: "Normalde satış işlemlerinde kimin adına satış yapıldıysa, onun adına geçerlidir. İsraililerin mal almaları serbestken, neden başka adlarla alsınlar?' diye sordu. Basında çıkan haberler sonrası, GAP bölgesine kamu kuruluşlarından yetkililer gönderdiklerini anlatan Adlı, bu incelemelerin kamuoyunu bilgilendirmek ve resmi olmayan satış varsa bunu öğrenmek için olduğunu söyledi. Adlı, "geniş arazilere sahip olmak isteyen kuşku yaratacak kişiler olup olmadığına" ilişkin soruya karşılık da, kurum ve kuruluşlarla periyodik iletişim halinde olduklarını belirterek, "bugüne kadar tehlike noktasında bir şey hissetmedik dedi.

Ciddiyet anlaşılmadı galiba?

Tapu Kadastro Genel Müdürü Zeki Adlı, İsrail'in GAP bölgesinde taşınmazı olmadığını söylüyor. Ancak istihbarat raporları, İsrail'in çok gizli bir plan dahilinde, GAP'ta ki su kaynaklarını kendi lehine çekmek için çalışma yapmasının yanı sıra, teknolojik olarak sulama projeleri adı altında Türk şirketlerle ortak çalışma yaptığını belirtiyorlar.

İsrail, 450 bin dönüm araziyi de Musevi kökenli Türk vatandaşları aracılığı ile satın alıyor. Nasıl ki Suriye, Türkiye'den toprak alma konusunda sabıkalı, İsrail'in de tarihi itibariyle aynı uygulamaya alınması gerekirdi. İsrail GAP'ta yaptığı arazi alımlarında piyon olarak kullandığı Türk vatandaşlarına, özel bir anlaşma imzalatmaktadır. Şu ana kadar bu anlaşmalarla ilgili yazılı bir detay medyaya yansımamakla birlikte, bu bölgede ekonomik güçleri binlerce dönüm arazi almaya yetmeyen isimlerin varlığı bu anlaşmaların varlığıyla ilgili iddiaları güçlendirmektedir.

İşte bu aşamada Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün çaresizlik içinde olduğu ortaya çıkıyor... Bunu açıklamasa da zor durumda kaldığı nokta burası. Ancak askeri kaynaklar işin detaylı boyutunu mercek altına aldılar bile...

Bana en son gelen bir bilgi de konunun ne derece ö-nemli olduğunu ortaya koyuyor. Konya'nın Karapınar ilçesinin Askeri Stratejik Bölge olduğunu herkes biliyor. Bu alanda uluslararası askeri atışlar yapılır. Ayrıca bu alan Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Eğitim Doktrin Komutanlığının bulunduğu yerdir...

İşte burada yeni bir gelişme yaşanıyor. İsrailli işadamları 'Tarımsal İşbirliği ve Kalkınma Projesi' adı altında bir çalışma başlattılar. Ve bölgede bu çalışmayı yürütmek için 40 bin dönüm arazi kiraladılar. Bu işe aracılık eden ise Karapınar İlçesi Ereğli Belde Belediye Başkanı ile 3 Bölge Milletvekili... İddiaya göre, İsrail buraya da teknoloji getirecek. Stratejik yer olan Karapınar'a...

CHP Meclise taşıdı

Diğer yandan istihbarat raporları Nokta'da açıklandıktan sonra, konu Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne de taşındı. CHP işin takipçisi olacağını belirtti. Raporların tamamını kitabın ilerleyen bölümlerinde göreceksiniz...

CHP Grup Başkan Vekili Haluk Koç, yabancıların son dönemde Türkiye'de çok büyük araziler satın aldığını bildirerek, "ülke toprakları ayağımızın altından kaymaktadır" dedi.
Koç, bir grup milletvekili ile birlikte Parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Ulusal Kurtuluş Savaşından sonra 1984 yılına kadar ülke topraklarının yabancılara satışına izin verilmediğini anımsattı. Bugün 'Lozan'la perçinlenen Anadolu topraklarının korunması konusunda duyarlılık gösterenlerin paranoya ile suçlandığı' bir dönemden geçildiğini kaydeden Koç, ülke işgallerinin geçmişte olduğu gibi bugün de sadece topla tüfekle yapılmadığına dikkat çekti.

Ülke topraklarının korunmasını sağlayan yasal düzenlemenin iki kez 'küreselleşme döneminin ilk siyasi aktörü' olarak nitelendirdiği eski Başbakan Turgut Özal tarafından delinmek istendiğini ifade eden Koç, bu yasaların Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini anımsattı. Geçen yıl da 'karşılıklı olmak ve yasal sınırlamalara uymak' kaydıyla yabancı uyruklu gerçek kişilerle ticari şirketlere Türkiye'de mülk edinme hakkı tanındığını belirten Koç, CHP'nin bunun iptali için de Anayasa Mahkemesi'ne başvurduğunu anlattı. "Ülke toprakları bu getirilen uygulama ile ayaklarımızın altından kaymaktadır" diyen Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:" (Bu tehlikeye kulak verin) demek bazıları tarafından paranoya olarak adlandırılabilir, dinozorluk olarak görülebilir. Dinozorluk, paranoya bu değildir. Geçmişten bugüne bu uygulamanın Türkiye'yi topsuz, tüfeksiz, silahsız bir ekonomik işgalin pençesine götüreceğini söylemek yurtseverliktir, bu ülkeyi sevmek, bu ülkeye sahip çıkmaktır. (Milli Görüş gömleğini çıkarttık) diyen bir emperyalist aferin için kalıptan kalıba giriyor, dediğim için bana tazminat davası açan yeni bir aktör bulundu ve yasa çıkartıldı. Anlaşılan bunlar sevgili hocalarının rahle-i tedrisatından da iyi geçememişler."

Kimse bizim kadar cömert değil

CHP Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç'ta basın toplantısında yaptığı açıklamada, "Bir yılda vatan topraklarından 277 bin dekarlık kısmı elden çıktı" dedi.

Kılıç, bu miktarın sadece gerçek kişilerin aldığı bölüm olduğunu da belirtti. Kars Milletvekili Selami Yiğit'te Suriye vatandaşlarının sınır bölgesinden. Yunan vatandaşlarının da Ege Bölgesi ve Trakya'dan büyük topraklar aldıklarını söyledi.

'Hiçbir ülke bizim kadar cömert değil' diyen Yiğit, açıklamasında şunları söyledi:

"Karşılıklılık ilkesi bu yasada olmasına rağmen işlemiyor. Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya tarım ve orman arazilerinin yabancılara satışını 2010 yılına kadar yasaklamıştır. Polonya'da ise bu süre 12 yıldır. Litvanya ve Estonya'da da AB'ye girmeden önce, yabancılar arazi satışı yasaktır. Rusya Federasyonu sınır bölgelerinde arazi satışına asla izin vermiyor. İsrail'in topraklarının yüzde 80'i devlete aittir. Bunları kendi vatandaşları bile satın alamaz. AB'den müzakere tarihi bile alamamış Türkiye'nin bu kadar aceleci davranmasını ülkenin bütünlüğünü tehlikeye sokacak bir uygulama olarak görüyoruz. Anayasa Mahkemesi'nin kararını sabırsızlıkla bekliyoruz." Bu arada devletin bazı kurumları arasında da ciddi bir diplomasi yaşanıyordu.

'Adalet Bakanlığı'nın Gizli Genelgesi'

CHP Grup Başkan Vekili Koç, 2 Kasım 2001 tarihinde Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün, Cumhuriyet Başsavcılıklarına gizli bir genelge göndererek. Yunan uyruklu kişilerin kıyı ve sınır bölgelerinde mülk edinmelerine izin verilmemesini istediğini bildirdi. Bu duyarlılığın gizli genelgeyle geçen hükümet döneminde gösterildiğini kaydeden Koç: "Adalet Bakanı zina ile uğraşacağına biran önce bu konuda neler olduğunu açıklasın. Üç maymunu oynayarak siyaset yapamazsınız. Ülke topraklarında kabadayılık yapmak kolay, kabadayılığı ülkeyi koruyarak yapın", diye konuştu.

En fazla Yunanlılar

CHP Milletvekillerinin dağıttığı haritalara göre yüzde 31.7 ile en fazla Yunan vatandaşları Türkiye'den mülk edindi. Yunanlıları yüzde 28 ile Alman vatandaşları, yüzde 12.2 ile İngilizler, yüzde 11.6 ile Suriyeliler izliyor.

Türkiye'de yapılan bu tartışmalar devam ederken, aynı konu KKTC'nde de gündeme geldi ve KKTC Meclisi toplanarak alelacele KKTC topraklarının yabancılara satılmasıyla ilgili yasalarını yeniden düzenledi ve yabancıların toprak alımını oldukça ağırlaştırıcı kararlar aldı. Yavru vatan uyandı. Ancak Türkiye iyi niyetini koruyor.

Yavru Vatan Kıbrıs uyandı!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Annan Planı'nın Kıbrıs'ta taraflara sunulmasının ardından önemli oranda artış gösteren yabancı uyrukluların KKTC'den taşınmaz mal almasına karşılık ilgili yasada köklü değişikliğe gitti. Bakanlar Kurulu, yabancı uyrukluların KKTC'de taşınmaz mal edinmelerini düzenleyen yasadaki değişikliği onayladı. Buna göre, yabancılar bundan sonra KKTC vatandaşları gibi mülkiyet hakkına sahip olamayacak, satın aldıkları taşınmaz mallar üzerinde intifa (kullanma, faydalanma) hakkını 125 yıllığına alacak. Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, yaptığı açıklamada, satıcı mülkiyeti devrettiği anda mülkiyetin devlete geçeceğine işaret ederek, devletin de yabancıların bu taşınmaz malları 125 yıl süreyle kullanmasına imkân tanıyacağını anlattı.

İlgili yasada önemli bir değişikliğe gidildiğini belirten Celal, son aylarda yabancılara mal satışındaki eğilimin artması üzerine, devletin hukuk makamlarıyla istişare halinde bu tedbirin alındığını ve yasa tasarısının ivedilikle meclise sevk edildiğini bildirdi. Celal, bir soru üzerine, yasanın geriye dönük değil, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulamaya gireceğini belirtti. Bugüne kadar kaç yabancıya taşınmaz mal satıldığının belli olmadığını kaydeden Celal, Bakanlar Kurulundan izin talebi öncesinde mal sahibi ve alıcı arasında sözleşmeler yapıldığını, bunları tespit etmenin pratikte mümkün olmadığını söyledi.

İsrail için su hayatın kendisi

"İsrail için su o kadar önemlidir ki biz, 1967'de Araplarla savaşa biraz da su kaynaklarını kontrol altına alabilmek için girdik"
Moşe Dayan, 1967 savaşındaki İsrail'in Ordu Komutanı.
Hakan Türk'ün 'Büyük Komplo' adlı kitabının 'Nil'den Fırat'a su politikası' bölümünün girişi bu sözle başlıyor.

Hakan Türk, kitabının bu bölümünde şu görüşlere yer veriyor:

"Kapalı kapılar arkasında Türkiye aleyhine alınan kararların acaba kaç tanesinden hükümetlerin veya devletin istihbarat birimlerinin haberi olmaktadır? Bunun en basit bir örneğini vermem gerekirse, Türkiye'den çıkan Dicle ve Fırat nehrinin sularıyla ilgili 'Barış Suyu' ismi altında Türkiye'nin çoğunlukla haberi olmadığı veya yapılan toplantılar bittikten sonra haberi olduğu kararlar alınıp, bu kararları uluslararası kanunlarla pekiştiriyorlar. Bizimse iş işten geçtikten sonra bütün bu olanlardan haberimiz olmaktadır.

İsrail su krizini aşabilmek için, şimdiye kadar çoğu uluslararası hukuka göre illegal olan çeşitli projeler geliştirdi. Sürekli artan nüfusuna su sağlamak için, Ürdün hatları ağıyla Tel-Aviv'e su pompalıyor. İşgal altındaki Batı Şeria'nın hemen altında yer alan ve yağmur sularıyla beslenen su katmanları da İsrail'in elinde. Bu arada Arap kuyularının kullanımını da kapsayan bazı düzenlemeler, Batı Şeria'daki Filistinlilere giden su akışını kısıtlıyor ve su Yahudilere aktarılıyor, işgal altındaki Golan Tepelerinin suyu da İsrail'e akıyor, Tüm bunlara rağmen Yahudi Devleti'nin suya açlığı bitmiyor. Hayfa Üniversitesinden Arnold Soffa'ya göre, İsrail felaketin eşiğine gelmiş durumda, suda 2000 yılından sonra yüzde 30'luk bir azalma bekleniyor. Kıyılar sığ ve topraklar gittikçe tuzlanıyor. İsrail'in su ihtiyacının önemli bir bölümünü sağlayan Kinneret Gölündeki su seviyesi kritik bir düzeye erişmiş halde. Yüzde 60'ta olan ve su kaynakları sınırlı olan İsrail, susuzluk içinde kıvranıyor. İsrail DSI'si konumundaki Mekorot'un Su Kaynakları Dairesi Başkanı Rafi Boaz, İsrail'de İngilizce olarak yayınlanan The Jerusalem Post Gazetesi'ne Ocak 1996'da yaptığı açıklamada, zaten suyu tasarruflu kullanan İsrail halkına, daha fazla tasarruf yapmaları çağrısında bulundu.
İsrail'in söz konusu su krizi, onu i legal politikalara yöneltiyor. Yahudi Devleti, on yıllardır işgal altında tuttuğu Arap topraklarındaki suları çalıyor.

İngiliz The Independent Gazetesi, Yahudi Devlerinin söz konusu su gaspını şöyle anlatıyor:

Likud partisinin programında 'Su bizim hayatımız, böyle olunca da bu nesneyi bize karşı daima iyi niyet gösterisinde bulunmayabilecekleri eline teslim etmemeliyiz" deniliyor. İşgalin başlangıcından bu yana Filistinlilere beş kuyu açma izni verildiği halde İsrailliler, 40 derin kuyu açarak Filistinlilerin toplam kuyularından çıkardığından daha çok su elde ediyor. İsrail ortalama Filistinlilerin dört misli fazla su elde ediyor. Nitekim Filistinliler, 'çöle hayat getirdiler, ama bizim sularımızdan' diyorlar... Binlerce yıl önce Yitzhak, ülkelerinde iki kuyu açmak için Filistinlilerle savaşa girmişti. Bugün o kuyular tekrar açılmış durumda ve geleneğe uyularak, onlara kin ve nefret "ihtila fadı verilmiş. İsrail'in kullandığı suyun büyük oranı, özellikle Batı Şeria'da gerçekleştirilen kullanım, uluslararası hukuka göre oldukça fazla. Bir İsrail vatandaşı bir Filistinlinin kullandığı suyun beş katını kullanıyor. Filistinliler ise bu suya İsrail vatandaşlarının ödediklerinin üç katını ödüyor.

Filistinliler İsrail'in kendilerine ait su kaynaklarını çaldığını şöyle anlatıyorlar:

"İsrail suyumuzu çalıyor"... Batı Yakasının altında büyük bir su gölü var. Aslında bu suyun tümü bize ait olan topraklarda kalıyor. Ama İsrail burada açtığı kuyuları çok derin kazıyor ve hemen suyun hepsini çekiyor. İşgal altında tuttuğu Batı Yakasındaki su kaynaklarının yüzde 90'ını İsrail kullanıyor. Bize içecek su bırakmıyor. Gerçekte işgalin nedenlerinden biri bu. İsrail 25 yıldır bizim suyumuza çölde vahalar yaratıyor. Hatta Lübnan'ın güneyine girmesinin nedenlerinden biri de gene su. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdi barış masasına otururken kullandığı mevcut su kapasitesinden bir damla taviz vermek istemiyor. Statükoya devamdan yana. Ortadoğu barışının ana konularından biri olan su üzerindeki anlaşmazlığı gidermek için uluslararası uzmanlara başvurmak istiyoruz. Hiç olmazsa bir geçiş dönemi boyunca kişi başına bir miktar belirleyip, İsrail'in suyu bu kişi başına düşen miktara göre bir eşitlik ilkesi üzerinden hareketle dağıtmasını istiyoruz. Bizim talebimiz bu. Ama İsrail tutuyor, bize Gazze'de su arındırma sistemleri kurmamızı öneriyor. Olacak şey değil. Feci pahalı bir sistem bu. Öyle ki Coca-Cola içmek daha ucuza geliyor.

Evet, İsrail'in suya olan ihtiyacı giderek artıyor. Ancak bir de buna vaadedilmiş toprakları koyarsak, GAP'ın ne kadar önemli olduğu anlaşılır.
Şimdi İsrail kaynakları GAP'ta varolmalarının tek nedeninin ticaret olduğunu belirtiyorlar. Peki tarihsel bir süreç ve sürdürülen politikaları hiçe mi sayalım? Bunlara bir diyecekleri yok mu? Herkes konuşuyor. Ama İsrail susuyor. Sadece icraat yapıyor...

Resim
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön 1996-1999: Cumhuriyetimizin 6. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir