Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Anadolu Beylikleri ve Kayı Beyleri

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Anadolu Beylikleri ve Kayı Beyleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 28 Ara 2010, 03:56

ANADOLU BEYLİKLERİ VE KAYI BEYLERİ

İlhan Ebu-Sa'id'in vefatı sıralarında (1335-36) Uc'larda hükümranlık eden beylikler ve onların dayandığı ordu miktarı hakkında İBN FADLULLAH AL'UMARi'nin, biri Anadolulu ve diğeri Cenevizli iki raviden naklen verdiği malûmat şöyledir:

1) Merkezi Ermenek olan Karamanoğlu: 25.000 atlı ve 25.000 yaya;
2) Burdur ve Eğridür'de Hamid-oğlu Dündar, 15.000 atlı ve 15.000 yaya;
3) Antalya'da Yunus-oğlu Hızır (Teke) 8.000 atlı;
4) Füke'de Menteşeoğlu: 100.000 atlı;
5) Bunlardan Milas'takisi: 3.000;
6) Tavas (Tuaza) dakisi: 4.000 atlıya maliktir.
7) Denizlide İnançoğlu: 10.000;
8) Birgi'de Aydınoğlu: 70.000 atlı;
9) Mağnisa'da Saruhan Bey: 20.000 atlı;
10) Nifte onun kardeşi Ali Paşa: 8.000 atlı ve pek çok yaya;
11) Balıkesir'de ve Marmara (Bergama) mıntakasında Karasıoğulları Demirhan ve Yahşi beyler: 20.000 ve daha fazla;
12) Bursa'da Osmanoğlu Orhan Bey 40.000 (diğer rivayete göre 25.000) adı ve bundan fazla yaya;
13) Kütahya ve mülhakatında Uc beylerinin öncüsü olan Germiyanoğlu: 40.000 atlı askere malik bulunuyor. Bu Germiyan beyi istediği vakit 200.000 asker çıkarabiliyor.
14) Mudurnu yanındaki Göynük Karahisarında Emir Cakü: 3.000;
15) Gördele, yani Gerede'de Şahin Bey: 5.000 atlı;
16) Kastamonu'da Candarlı Süleyman Paşa: (ki Sinop'taki Selçuklu Gazi Çelebi de buna tabi): 30.000 atlı;
17) Kavya (Canik) Beyi [7]: 7.000 adı ve daha çok yaya askere maliktirler. Bunlardan başka Beyşehri mıntakasında 70.000 atlıya malik olan Eşref-oğlu ile Bulgar dağında 25.000 askere malik olan Uğurla Bey; İbn Fadlullah'ın Kara-sar (yani Kara Hisar) ve Sekicer (yani Eskişehir) de-kileri ile Karaman mıntakasındakilerini bir araya karıştırarak zikrettiği görülen Turgut-oğlu, ve İbn Battuta'nm da ziyaret etmiş olduğu Bolu Beyi ve yerleri iyice tayin olunmıyan Togancık ve Ya'kub Bey'ler de vardı, ki Çoban oğlu Temirtaş Noyan bunları «Ucat» (Uçlar) tan ayırarak bizzat Anadolu İlhanlı naipliğine tabi kılmıştı.

İşte «Niyabet» e ilhak olunan bu beylikler hariç olmak üzere, diğer Uc beyliklerinin ordu mevcudunun yekûnu 650.000 kadar muazzam bir kuvvet teşkil etmiştir, ki İlhanlılar devrinde Anadolu'da Türk nüfusunun çok kabarmış olduğu hakkında yukarıda anlattıklarımızı teyid eder.

İbn Fadlullah al-Umari'ye bu malûmatın çoğunu veren Cenevizli Balaban (asıl ismi Domenichino Doria) nin haberleri onun Anadolu'dan ayrıldığı 1332 senesine aittir. Bu beylikleri belki 2-3 sene sonra ziyaret eden İBN BATTUTA'ya göre Bursa hakimi Orhan Bey artık Türkmen beylerinin en kudretlilerinden olmuştu ve ismine (Cakü) bakılırsa bir Moğol beyi olduğunda hiç şüphe olmıyan Göynük beyi de Orhan Beye tabi olmuştu. İnegöl'ü Osman ve Orhan Beylerle beraber, belki onlardan daha önce fethetmiş olan Turgut-eli beyi Ali de, Osmanlı rivayetlerine göre, Orhan'a tabi idi, yani Bursa fethinden sonra ona tabi olmuştur.

Turgut'lar bir Tatar uruğu, yahut Moğollar zamanında gelen bir Türk uruğu olarak kabul olunuyor. Moğollarda «Turgut» isminde bir kabile olmuştur; lakat onların böyle kalabalık olarak batıya geldiğine dair bir kayıt yoktur. Fikrimce bu Turgutlar, yukarıda zikredilen Kıpçak uruğu Durut (Durgut) olabilir, ki Moğollarla birlikte, yahut onların zamanında gelmiş olduklarından, kendilerine «Tatar» denilmiş olsa gerektir. Temür'ün geldiği şuada onlar, artık «Türkmen» sayılmışlardır. Bunlar kalabalık bir uruğ oldukları halde, muhtelif Türkmen zümreleri araşma girmişlerdi. Eskişehir'den başka Ankara civarında, Mağnisa'da ve Karamanoğlunun müttefiki sıfatiyle de, Konya taraflarında dağınık yaşıyan Turgutlular herhalde Ankara, Eskişehir - Akşehir üçgeninde kalabalık olmuşlardır. Bunların ve Cacaoğlu denilen mahalli beylerin idaresinde bulunan Eskişehir, «Sultan öyügi» (yahut «Av-garm», yani «Ab-ı germ»)

ismiyle daha Selçuklular zamanında maruf olmuş; 1173 te Önasya'yı ziyaret eden ALİ BN ABİBAKR AL-HARAVİ «İslam ülkelerinin bir köşesinde, küffar sınırında bir acayip şehir» diyerek burada işletilmekte olan lületaşından ve buradaki dıcadan bahsetmiştir. Son senelerde ancak kısmen neşrolunan bir vakfiyede, bu şehirde, bir aralık harabe halinde kaldıktan sonra, daha 13. üncü asrın ikinci yarısında tamir olunan 17 mescidden, Şeyh Abdullah el-Bedevi'ye mensup zaviyeden; bir yıkık minarede okunan kitabe de, Cacaoğlu Cebrail Beyin bu menareyi 1262 de, Giyaseddin Keyhüsrev III. zamanında, tamir ettiğinden bahsedilir. Caca Beyin vakıfnamesinde bu zatın Ankara, Konya ve Kırşehir'deki evkafı da zikredildiğinden ve bu vakfiyelerin Evkaf müzesindeki nüshasının arkasında İlhanlılar zamanında uygur harfleriyle yazdan bir kayıt ta bulunduğundan, Eskişehrin İlhanlıların naipliğine tabi olduğunda şüphe bırakmıyor. İbn Battuta Sultan Öyüğü'nden neş'et eden alimlerden İznik'te ziyaret ettiği Alaeddin ve Kastamonu'da görüştüğü Taceddin isminde iki «büyük fakih ve müderris» ten bahsetmiştir. Bu da Eskişehrin o zamanki medeni seviyesini göstermek itibariyle ehemmiyetlidir. İlhanlıların valii umumisi Temürtaş Noyan, Sakarya havzasında kışlardı, yani kendi kuvvetlerini buraya toplamıştı. Turgut-oğlu ve Bolu beyi gibilerini bizzat beylerbeğlik idaresine tabi kılması da bu mıntakayı merkeze tabi etmek yolundaki gayretini gösterir. Zaten Kütahya'daki Çavdar Tatarı'nın bir Kirayit Moğol kabilesi olacağını zikretmiştik. Göynük'teki Cakü de Moğollardan birisi ise, orta ve aşağı Sakarya havzasını İlhanlı niyabetine tabi kılmak hususuna ehemmiyet verildiğini yahut iç isyanlar sırasında buralara İlhanlı kuvvetlerin gelip yerleştiğini gösterir.

İbn Fadlullah aİ-Umari Germiyanoğlu hakkında, bunun Uc beylerince öncü olarak tanındığını, Bizansın bile buna senede muayyen vergi verdiğini dahi, Cenevizliden naklen kaydetmiştir. Germiyanlılar İBN BİBİ'de «Türkmen» lere karşılık olarak «Etrak-i Germiyan», yahut «Etrak ve Germiyan» şeklinde anılmış oldukları gibi, aralarında «aşiret-i Horezm» bulunduğu tes-bit edildiğinden, bunların da Horezrmli yani Kanglı-Kıpçak zümresinden olmaları ihtimali ileri sürülmüştür. İbn Fadlullah al-'Umari, Kastamonu beyliğinden bahsederken, burasının Kırım, Kıpçak, Bulgar, Rus ve Mısır ile olan deniz ticaretinin ehemmiyetini tebarüz ettirdiği gibi, Kavya (Canik)ten bahsederken de, burasının Kıpçak (Kırım) sahalarına en yakın bir kıt'a olduğunu anmıştır.

Moğollardan önce Kırım'da Sudak'ı ilk defa fetheden Kastamonu beyi Çoban olduğu gibi, Sinop'ta Emir Beklemiş bn Emir Taybuga bn İlbasmış bn Koçkar bn Oğulbek bn Beşbek'in H. 679 (1280) senesine ait türbesi bulunduğunu da zikretmeliyim. Çünkü bu İlbasmış ve Beşbek, bilhassa Kıpçaklar arasında tesadüf edilen isimlerdir. Mısır'ın Kıpçak Memlükleri ile Deşti Kıpçak (Coçı Ulusu) arasında çok sıkı siyasi ve medeni münasebetin teessüs etmiş olduğu, son zamanda Moğol devrinde Önasya'nın v-Mısır'ın iktisadi meseleleri ile meşgul olan A. N. POLİAK'in tetkikatına mevzu olmuştur. Canik, Sinop, Kastamonu ve Marmara sahillerindeki ilk Türk-İslam kolonileri bu münasebetin düğüm noktalan olmuştur. Osmanlı devletinin teşekkül tarihi için bu husus dikkatle öğrenilecek bir nokta teşkil eder.

Asıl hakiki Oğuz-Türkmen boyları Ucat'ın güney ve batı kısımlarını işgal ediyorlardı. Bunlardan Karamanoğulları ile Eşrefoğulları, Oğuzname'ye göre, daha Toğrul Beyin zamanında, 20.000 çadır kadar kalabalık bir kütle halinde, Anadolu'ya gelmişlerdi. Bu rivayete göre, bu Oğuz boylan Önasya'ya hicretlerinden önce Amuderva'nın ötesinde İlyalık taraflarında ve bu nehrin batısındaki Balkhan dağlarında, yaşamışlardır. Karamanlılar daha Türkistan'da iken şekavede maruf olmuşlardır. Şeyh Ahmed Yesevi'nin oğlunu öldürüp bedduasını almış olduktan, Türkistan'daki Yesevi rivayetlerinde naklolunduğu gibi, bu şeyhin Akman ile Karaman'a ait şiirleri de vardır. İlhanlı müverrihleri gibi, Osmanlı müellifleri de bunlara «gah Tatarlarla birleşen, gah kutta-ı-tarikle beraber iş gören bir bölük haramiler» demiştir. Moğolların veziri Şemseddin Cuveyni ve Moğol beyi Kûrkey Noyan, sonra Keyhatu bunların asilerini sığındıkları ormanlarla beraber yak-tıklan vaki olmuştur. Fakat bunlar ve diğer Uc Türkmenleri Hamid-oğullan, daha Hülegü Han yeni geldiği sıralarda Selçukluların itaatından çıkarak Hülegü'ye elçi göndermiş, ondan sancak istemişler. Reisleri Mehmed Bey ve kardeşi İlyas ve yakınlarından Sevine Bey, Mısır tarihlerinde, Selçuklulara karşı Moğollarla birleşen ve onlardan sancak alan beyler sıfatiyle zikrediliyorlar. Kendileri Mısırlılarla sınırdaş olup onlarla mektuplaştıkları, isyanları zamanında doğru yahut sahte olarak Selçukluları baş edindikleri malûmdur.

Bu cihetten İlhan Gazan Han:

«Ben düşmanı doğu ve batıda arıyorum, halbuki o, benim cübbemin altında bulunan Karamanoğullarıdır» demiştir. Karamanoğulları Moğol devlet anlayışını en çok benimsiyen birisi sıfatiyle Temür zamanında da Hülegü Han tarafından tasdik olunan «ülüş» haklarına Osmanlıların (Yıldırım Bayazıd) tecavüzde bulunduğundan şikayet etmişler ve İlhanlıların vergi sistemini dahi Fatih zamanına (1469 yılına) kadar muhafaza etmişlerdir.

Uc kabilelerinin biri diğerini tanımıyan serkeşler oldukları halde, Moğollara boyun eğmeleri, hatta onlara karşı merbutiyet göstermeleri, Mısırlılarca göze çarpan ve onları hayrete düşüren bir keyfiyet sayılmıştır. Bu husus, Uçluların, İlhanlılar zamanında batı, bilhassa kuzey-batı Anadolu'ya gelip dolan Tatar ve Kıpçak unsurları ile karışması, yahut sırf ananeperestliği neticesi olabilir.

Eserinin İran'a ait kısmını Ebu-Said Han vefat edip İlhanlı devleti dağıldığı sırada (1335-1336) yazmış olan İBN FADLALLAH AL'UMARi Uc kabileleri hakkındaki yazılarını şu cümlelerle bitiriyor:

«Bu (Uc) Türk emirleri yüksek dağlar ve kalelere ve savaşçı unsurlara dayanan „ordu ve silahlarının çokluğu sayesinde pek kuvvetli olup, Moğollardan da mesafe itibarile uzak bulundukları halde, Çengiz Han evladına karşı müdara ederler. Onların padişahlarına ve onlardan gelen memurlara hizmet eder, onlara hediyeler gönderirler. Bu Uc Beylerinden hiç biri Han'ın orda'sındaki Moğol büyüklerinden birine takarrub edip, onun himayesini temin etmiştir. Bu beyler kendi şehirlerinde Hülegü neslinden olan Hanların adına hütbe okutup sikke darbeler. İlhanlıların Anadolu'daki naiplerine hediyeler vererek, onların arkasında duran Moğol hanlarından sakınırlar; bu naibin hatırına riayet ederler, çünkü o, onlara en yakın olan birisidir. Bu hediyeler bu naibin Uc beyleri hakkmda orda'ya (yani İlhanın karargahına) yazacağı raporların lehte olması için bir nevi rehine işini görmektedir. Çoban oğlu Temür-taş Rûm memleketinde naib olup bayraklarını açıp, ülkeler fethedince, Türk (Uc) emirleri ondan korktular ve babası Çoban ile münasebete ve onun himayesine girdiler. Çoban-oğulları devleti yıkılınca Rum memleketinde Türk (Uc) emirleri kuvvetlendi; fakat İlhanlıların ahvali bugün (yani Ebu-Said'in vefatından sonra) tam karışık ve mustarip olduğu halde, bu Türk beylerinden hiçbirisi Moğollara karşı harekete geçip onların idaresinde bulunan yerlere el uzatmadı; hatta Temürtaş'ın zorla aldıkları yerleri bile (mesela Eşref-oğlunun şehirleri gibi) geri almak yolunda bir teşebbüste bulunmadılar».

Osmanlılar, Kayı yahut Kay adlı Tük boyuna mensup sayılırlar. Bunların Türkmenler'den olduğu hakkında İbn Battuta'nın ve Temürlü tarihçilerinin ifadeleri müttefiktir. Yalnız Temürlü müverrihi KHONDEMİR, Osmanlıların Kırım yoluyle Deşti-Kıpçak'tan Rum ülkesine gelen 10.000 hanelik «Terakime»nin ahfadı yani «Kıpçak Terakimesi» olduğu hakkında bir rivayet nakletmiştir.

Temür de Bayazıd'a ecdadının (belki de yine Kayı neslinden olduğu söylenen Kastamonu beyi Çoban'ın) Kefe ile Anadolu sahilleri arasında kayakçılık ettiğine dair kendisine erişen bir rivayete mi dayanarak:

«Sen bir kayıkçı Türkmenin neslindensin» demişti. Deşti-Kıpçak'tan büyük eller halinde göçedip gelen kabile, eğer Turgutlular hakikaten bir Kıpçak uruğu olan Durgut'lar ise, ancak onlara 'yakışabilir. İhtimal Kayı'lar da bu Turgutluların arasında yaşadıklarından onlardan sayılmışlardır.

Osmanldarı Oğuz Kayı'larından göstermek maksadiyle tertip olunan şecereler, Baytemür, Baysungur, Bulgay, Yasak ve Sünitay gibi ancak Moğollarla ilişkisi olan uruğlarda görülen isimler olduğundan, bu hanedanın bir Oğuz boyu yapmak yolundaki zorlanma eseri olarak tanınmaktadır. Bu yüzden P. WİTTEK, Osmanlıların Kayı menşeini bile şüpheli görmüştür. Fakat, hangi uruğdan olursa olsunlar, Osmanlıların Horasan'dan Ahlat yoluyla geldikleri muhakkaktır. Buna dair rivayederde Horasan'da bunların bulundukları mıntıkanın, Mahan (yani şimdiki Türkmenistan'daki Yeni-Merv) olduğuna dair teferruat, Önasya'da o zaman bir kimsenin uydurmakla alakadar olmadığı ve uyduramıyacağı bir keyfiyettir. Osmanlı rivayetleri, Kayı'larla beraber Kızıl-Buga Bahadır'ın yahut Süleymanşah'ın kumandasında Mahan (Merv) mıntıkasını Çengiz Han'ın ordusuna mukabele göstermeden terkeden uruğları 50, hatta 70 bin hane gösterirler. CUVEY-Ni'de, Çengiz Han'm orduları Horasan'a girdiği Vakit 70 bin hane Türkmenin Merv etrafında toplanmış, fakat oraları müdafaa etmeyip, Çebe ve Sübidey'in önünden batıya kaçtıklarını anlatıyor. Osmanlıların cedleri olan Kayı'lar da işte bu 70 binin içinde bulunmuş olabilir.

Osman Beyin ataları gerçekten Kayı yahut Kay iseler, bunların «Oğuz» heyetine dahil Kayı (Kayıg) oymağı olmaktansa, 11. inci asırda Uzakdoğu'dan gelerek Horezmşahlar devrinde Horasan'daki «Türkmen» lere katılan büyük Kayı'ların esas kolları olması ihtimalini kuvvetlendirecek deliller de vardır. Kayı'ların, Selçuklu Birinci Alaeddin Keykubad ile Horezmşah Celaleddin Mengüberti arasında vaki olan muharebe esnasında, reisleri Ertuğrul'un idaresinde gelerek Sultan Alaeddin tarafına Utihak etmeleri, bunun kaybetmek üzere olduğu savaşı kazanmasına sebeb oldukları hakkında muhafaza ettikleri hatıralar da tarihe uygundur. Bu hadise, 1230 da Erzincan yanındaki Yassı-Çimen'de olmuştur. Bu harbi tavsif eden müverrih NESE-Vi, Alaeddin Keykubad'ın savaşların ikincisini kaybetmiş olduğu bir şuada kendisine doğu tarafından-hiç beklenmiyen bir yardım gelmiş ve bu yüzden harbi kazanmış olduğunu zikretmiştir. Horasan'dan kalkıp geldikleri halde Horezmşahlara taraftar olmıyan, oradan gelirken de yoldaki birçok ellerin ortasından geçen ve yolda rastladığı harbe, bunu mağlûb tarafa kazandırmak için karışan bu kahraman kabile, Oğuzların arasında o zamana kadar zikre değer siyasi mevcudiyet göstermiyen Kayı boyu olmaktan çok, Uzakdoğu'dan kalkıp birçok kavimleri önlerinde sürüklediğini ve bir kısmının Doğuavrupa'ya diğer bir kısmını da Önasya'ya gitmeğe mecbur ettiğini yukarıda anlattığım büyük ve savaşçı Kay yahut Kayı uruğunun bir kolu olması daha muhtemel görünmektedir. Nasıl ki Cürcan hükümdarı Keykavus bin İskender de 1082 de tamamladığı Kabus-namesinde «Türk uruğları arasında en şeci ve delir» olmalarının başında bu Kay ile Tatarları zikretmiştir. Bu Kayı boyu, 1230 hadiselerini müteakip Ankara taraflarında az bir müddet kaldıktan sonra, Bizans Bitinyası sınırlarına Sakaryada Söğüt mıntıkasına gelerek Uc Uruklarına katılmış görülüyor.

Kayı uruğu beylerinin Bizans hududunda bir Türk devleti kurması keyfiyetinin nasıl vücuda geldiği, dikkatle incelenmesi gereken bir mesele halinde kalmaktadır. Bunların Bizanslılarla ilk temaslarına ait bildiklerimiz, ancak sonraki zamanlarda tesbit edilen rivayetlere dayanmaktadır. Ertuğrul'un babası ve kardeşleri hakkında bildiklerimiz, pek geç toplanmış olan rivayetlere istinad eder. Osman Bey'in kendi oğullarının kimler olduğu meselesi bile ancak yakın senelerde neşredilmiş olan bazı vesikalardan anlaşılmıştır. Fakat bunda da birçok meseleler müphem kalmaktadır.

Osman ve Orhan beylerle maiyetleri büyük bir devletin temelini kurmakta olduklarının farkında değildiler; bu yüzden vukuatın tesbitine ehemmiyet vermemişlerdir. Orhan Gazi'nin kendi namına sikke darbettirmesi, ancak 1327 yılında yani Temurtaş Noyan'ın Anadolu'dan ayrılıp beğlerin istiklal yoluna girmeleri hadisesi ile başlamıştır. Fakat öyle anlaşılıyor, ki Osman Beyin babalarına ait hatıralar ancak oğulları, Boğazlan geçerek Edirne'de yerleştikten soma tesbit edilmeğe başlanmıştır. Onun için bu hatıralardan istifade ederken çok ihtiyatlı bulunmak mecburiyetindeyiz.

Muhakkak olan şudur ki, Kayı beyleri o sıralardaki Uc beyleri arasında medeniyetçe geri kalan savaş erleri olmuşlardır. Bu cihetten ilk tarihlerini kendilerinden daha çok komşularından öğreniyoruz. Fakat komşuları da bunların menşei ve mebdei meselesi ile ancak Apek geç ilgilenmişlerdir. İlk devirlerinde bu Kayı beylerini kimse tanımamış. İlhanlıların müverrihi olan Reşideddin'in tarihinde ve Anadolu vak'alarına tahsis edilmiş olan İbn Bibi ve Aksarayi'nin eserleri gibi yerli kaynaklarda ne Ertuğrul'un, ne de Osman beyin isimleri geçer. Halbuki bunlar muasırdırlardı ve Aksarayi Uc seferlerine bizzat iştirak etmiş bir zattır. Ertuğrul ile oğlu Osman'ın o zamanki siyasi hayatta en küçük bir ehemmiyeti olsa idi, muhakkak ki zikrederdi.
Maamafih Osmanlı rivayetlerinde Osmanlıların komşu beylerle olan temaslarına ait verilen bazı teferruat ehemmiyeti haizdir.

O cümleden YAZICIOĞLU'nun Selçukname tercümesinde, onun kendisi tarafmdan yapdan ilavelerde şu satırlar bulunmaktadır:

«Sultan Alaeddin Sultan-Öyüğü'ne geldi. Kafirler kendisine karşı düşmanca taarruzlarda bulunduklarından Uc'a gitti. Derken ona Tatarlar'ın geldiğine dair bir haber geldi, o da geri döndü ve Uc'un idaresini Hüsameddin beyin oğullarına ve Kayı beylerinden Ertuğrul, Gündüzalp ve Gökalp'a havale etti».

Burada zikrolunan Sultan Alaeddin Birinci 'Alaeddin Keykubad olup, o, doğudan Tatarlar geldiği zaman geri dönmüş olacak. Sultan Alaeddin'in Bizanslılarla Sultan-Öyüğü'nü üs edinerek yapmakta olduğu muharebeyi durdurup geriye (yani Konya'ya) dönmüş olduğu ve bu tarafların idaresini Hüsameddin Beyin oğullarına ve öteki Kayı uruğu beylerine teslim ettiği anlatılmış oluyor. Bu Hüsameddin Bey, muhakkak, ki Kastamonu Beyi Hüsameddin Çoban'dır ve Ertuğrul Bey de kardeşleriyle birlikte ona tabi olmuştur. Osmanlı hatıralarının diğer mühim parçası da, Uc mıntıkasındaki Turgut'ları ve Sülemiş gibi İlhanlı Beyini kendilerin?" dost, hatta kendilerine tabi ve Karaman-oğlunu da müttefikleri göstererek söyledikleri riyayetlerdir, ki umumiyetle İlhanlılar devri hadiselerine dair hatıralardır. Fakat bu gibi parçalar pek az, üstelikte çok müphem ve karışıktır.

Kaynakça
Kitap: UMUMİ TÜRK TARİHİNE GİRİŞ
Yazar: A. ZEKİ VELİDİ TOGAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir