Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Gözüyle Rus Bolşevik Devrimi Hakkında Bir Rapor

Burada Günümüzeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi hakkında konular bulabilirsiniz

Osmanlı Gözüyle Rus Bolşevik Devrimi Hakkında Bir Rapor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:30

OSMANLI GÖZÜYLE RUS BOLŞEVİK DEVRİMİ HAKKINDA BİR RAPOR

SELAHATTİN ÖZÇELİK


XX. yüzyılın başlarında hemen hemen ilk çeyrek içinde meydana gelen iki büyük hadise dünya tarihinde etkisini uzun seneler hissettirmiş ve hissettirmeye de devam edecek gibidir. Bunlardan ilki I. Dünya Harbi olup, neticeleri itibarıyla insanlığın meselelerine yeni çözümler getirmek şöyle dursun, kendisinden daha korkunç bir savaşın sebebi olmuştur, ikinci büyük hadise ise "Rus Bolşevik İhtilali" olup bugün de yeni oluşumların sebebidir.

Aynı çeyrek yüzyıl içinde Osmanlı Devleti yerine genç ve dinamik bir varis bırakarak tarih sahnesinden çekiliyordu. Günümüzde Türk-Rus veya Türk-Sovyet münasebetleri bahis mevzu'u olduğu zaman, hemen Ankara Hükümeti ile Sovyet Yönetimi arasındaki münasebetler ele alınmaktadır. Halbuki işin İstanbul Hükümeti veçhesi de vardır. En az evvelki kadar mühim olan Osmanlı-Rus Bolşevik münasebetleri ve buna tesir eden faktörlerin bilinmesidir. Çarlık Rusyası Türkleri XX. yüzyılın ilk çeyreğinde önlerine çıkan tarihi fırsatı layıki veçhile değerlendiremedikleri gibi eskisinden daha sıkı bir şekilde Sovyet-Slav hakimiyeti altına girdiler. Aynı yüzyılın son çeyreğinde ise yine aynı tarihi fırsatı yakaladılar. Bu iki fırsat şüphesiz onlar tarafından hazırlanmamıştı. Dolayısıyla vasat içinde onlar hadiseleri değil, hadiseler onları yönlendirmekteydi. Anlaşılan odur ki, maalesef bu son fırsattan da faydalanmaları arzu edilen seviyede olmayacaktır.

Türkoloji araştırmalarının merkezi olması gereken Türkiye'de Osmanlı-Bolşevik münasebetlerine dair araştırma sayısı yok denecek kadar azdır. Buna sebep kaynak eksikliği veyahud araştırmalarda karşılanan güçlükler gösterilmemelidir. Zira aynı güçlükler "Ankara-Sovyet Münasebetleri (1919-1922)" için de geçerilidir. Asıl sebep psikolojik olup "Osmanlı" yerine sadece "Ankara-Sovyet" münasebetlerini koyarak, "Türk-Rus" münasebetlerini bu açıdan inceleyip, işin içinden sıyrılmaktır. Kaldı ki, böyle düşünenlerce Osmanlı artık "geçer akçe" de değildir. Buna bir de İttihatçılık - Turancılık hastalığını ilave ederseniz mesele anlaşılacaktır.
Buna rağmen, nadir de olsa bu mevzu ile alakalı eserlere rastlamak mümkündür. İlk akla gelen araştırma Prof. Dr. Akdes Nimet KURAT'ın "Türkiye ve Rusya" adındaki eseridir. Yine aynı müellifin "Rusya Tarihi dikkati çekmektedir. "Türkiye ve Rusya" adındaki eserin hemen hemen yarısı Osmanlı -Sovyet (Bolşevik) münasebetlerine dairdir. Müellif bu çalışmalarında, ilgili meclis zabıtlarını, basını, Hariciye Arşivini ve bilhassa Galib Kemali SÖYLEMEZOĞLU'nun hatıralarını yabancı arşivleri ustalık ve titizlikle kullanmıştır. Eserin tamamı bir vesikalar manzumesidir. Bu yönüyle konumuz açısından vazgeçilmez, dokümanter bir eserdir.
Bu çalışmadan ve bizim yaptığımız incelemeden anladığımız kadarı ile; Osmanlı Devleti Rusya'daki "Devrim"i layıkı veçhile kavrayamamışür. Yine aynı şekilde "Rusya'da Yaşayan Türkler" meselesinde de az-çok bilgileri olmakla birlikte, yine yetersiz malumata sahiptir. Osmanlı Devleti'nin 1917'ler Rusya'sından sağlam bilgiler alacak istihbarat birimleri veyahut merkezleri meselenin boyutları dikkate alındığında yetersizdir.

Osmanlı Devleti'nin bu yıllarda, Rusya ile ilgili istihbaratını, Stockholm Elçiliği, Alman İstihbarat Kanallarının verdiği bilgiler, Berlin'deki Büyükelçi Hakkı Paşanın raporları teşkil etmektedir. Türkiye'nin Stockholm elçisi, burada orta elçi olarak görev yapan Cevad Be/di ve sıradan bir diplomattı. Cevad Bey 27 Ocak 1917 tarihli raporu ile 13 Mart 1917 tarihli telgrafında ihtilal ihtimalinin ve sonra da söylentisinin önemi olmadığını söyleyerek Osmanlı Hariciyesi'ni eksik bilgilendirmektedir. Aynı günlerde Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa ile Viyana Elçiliği, ihtilali doğruluyor, ancak bunun İngilizler tarafından çıkartıldığı iddia ediliyor. Tek taraflı bu haberler şüphesiz Alman istihbaratından faydalanıldığı içindir.

Rusya'daki Türkler bahsinde bugün oldukça bilgi ve kaynak sahibiyiz (İlk akla gelen isimler; Z. Velidi Togan, Sadri Maksudi Arsal, Nadir Devlet, Mehmet Saray, Timur Kocaoğlu, Ahad Andican... vb.). Bu konularda yazılmış hemen hemen bütün çalışmaları ihtiva eden iki çildik Türkiye Dışındaki Türkler Bibliyografyası" şüphesiz bir boşluğu doldurmuştur. Burada yer almayan kaynak niteliğinde bir eseri zikretmeden geçemiyoruz; Asya'da Rus yayılmacılığını konu alan bu eser 1900 yılında basılmıştır. Yorck de Wartenburg tarafından kaleme alınan eseri Begouen Fransızca'ya çevirmiştir.

Yine, Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı'nın neşrettiği 1687-1908 yılları arasındaki belgeleri ihtiva eden "Osmanlı Devleti ile Kafkasya, Türkistan ve Kırım Hanlıkları arasındaki Münasebetlere Dair Arşiv Belgeleri" (Ankara 1992) kıymetli eser de araşıtırıcılar için büyük kolaylıktır. Temennimiz bu tür yayınların devam etmesidir.
Yukarıda, Osmanlı Devleti'nin bu konuda istihbaratının eksik olduğunu söyledik. Ama, bu şüphesiz devleti yönetenlerin veya aydınların tamamen eksik malumata sahip olduklarını da göstermez. Özellikle 1908'den sonra Türkiye'ye gelen Rusyalı Türkçüler, bu konuda Türk Yurdu Dergisi ve Türk Ocakları vasıtasıyla Türk kamuoyunu haberdar ediyorlardı. Yusuf Akçura, Dr. Hüseyinzade Ali, Ahmed Ağa-oğlu bunlardan sadece üçüdür. Bu isimler Türkiyeli Türkçülere önderlik yaptığı gibi, yeni Türk Devleti'nin fikri temelini hazırlayacaklar ve inkılapların yapılmasında rol oynayacaklardır.

Yine konu ile ilgilenen zevat gerek basın yoluyla, gerek devlet ricaline sundukları raporlarla düşüncelerini aktarmak fırsatı bulacaklardır.
Bu yazımızda söz konusu edeceğimiz "Rusya'yı Tanıyan Bir Zat Tarafından Rapor bu çalışmalardan biridir. Bu raporu beş yıldır neşretmeyi düşündük. Ancak yayınlanmış veya bir tetkikte kullanılabilmiş olabileceği ihtimalini düşünerek çalışmamızı Osmanlı - Bolşevik münasebetleri ve onun ayrılmaz kabul ettiğimiz Rusya'da Sakin Türkler bahsine teksif edince, bu rapordan bahsedilmediğini gördük. Maksadımız hem raporu değerlendirmek, hem de buradaki bilgilerden harekede Osmanlı-Bolşevik, Osmanlı-Rusyalı Türkler bahsine açıklık getirmektir.

Söz konusu rapor 28 Haziran 1917 tarihinde yazılmaya başlanmış ve aynı yıl Dersaadet Matbaa-yı Askeriye'de 59 sahife olarak basılmıştır. Ancak, rapordaki bir ifadeden 16 Temmuz tarihinde de yazma işleminin devam ettiği anlaşılıyor. O halde basım tarihi Temmuz - Ağustos olmalıdır. Bu yönüyle raporun askeri bir zat tarafından hazırlanmış olabileceği ihtimali akla gelmektedir. Raporun sonundaki "Ol babda emr ü ferman hazret-i menlehülemrindir" ibaresi ise raporun Harbiye Nazırı, Sadrıazam veya Hükümdara sunulmuş olabileceğini de göstermektedir. Yine aynı zat tarafından 27 Mart 1917 (yani Şubat 1917 Devrimi'nden haınen sonra) tarihinde bir rapor daha hazırlandığını kendi ifadesinden anlıyoruz. Raporun tamamı gözden geçirildiği zaman, hazırlayanın Marxizmi az-çok bildiğini ve Rusya'nın meseleleri ile birlikte Türk ve Müslümanların vaziyetlerini de bu zaviyeden değerlendirdiği görülmektedir.

Ayrıca, raporu tanzim eden zatın Rusya'ya bizzat gitmediği kanaati de hasıl olmaktadır. Zira O, Rus partilerinden Sosyal Demokrat (S.D) ve Sosyalist Revolüsyonerler (S.R)'e ait malumatı S.R.'de bulunan Ali Abbas Efendi'den aldığını, bugün (Haziran 1917) elinde partilerin programlarına, fikir ve faaliyetlerine dair pek az risale ve kitap bulunduğunu ve dolayısıyla tahlillerinde hatalar olabileceğini söylüyor. S.R.'lere dair bilgileri ise Bruxelles'deki Le Secretariat Socialiste International tarafından 1904'te neşrolunmuş "L'Organisadon Socialiste et Ouvrie're en Europe, Amerique et Asia" adındaki risaleden aldığını ifade ediyor.

Keza, Karabağ ve Gence'ye dair bilgileri de Karabağlı Ağaoğlu Ahmed Bey'den almıştır.
Raporun ilk 15 sayfası Rusya'daki "1917 Şubat Devrimi" sonrası vaziyeti ortaya koymakta ve Rus siyasi partilerini anlatmaktadır. Buna göre 28 Haziran 1917 tarihinde Rusya'da bir koalisyon hükümeti bulunmaktadır. Bu hükümette üç sosyalist, iki burjuva partisi yer almaktadır. Burjuva partileri "Kadet" (Konstitusyonalist Demokratlar) ve Oktayabrisderdir.

KADET (Konstitusyonalist Demokratlar):

Kendilerini belli bir sınıfın menfaatlerini gözetmekten uzak olarak gösterirler, milletin ve vatanın genel menfaatini muhafazaya çalışan aydın fikirli insanların temsilcisi sıfatıyla göstermek isterlerse de hakikatte büyük sanayi erbabının menfaatini savunduklarından, onların menfaatine hizmet eden müderris, muallim, avukat, gazeteci, mühendis... vb. bu partiye üyedir. Partide Yahudiler büyük rol oynarlar. Parti başkanı Milükov hükümette yer alınca, fiili başkanlık Yahudi dönmesi Vınawer'in eline geçmiştir. Milliyet meselesinde hayli hürriyetperverdirler. Kısaca "Kadet Fırkası, kapitalist, burjuva, progresist, liberal, mutedil nasyonalist, biraz da Yahudi bir fırkadır". Oktayabristler, biraz daha muhafazakar, biraz daha Rus nasyonalistidir. Kadet'e oranla çok büyük arazi sahipleri vardır.

Sosyalist partilere gelince

Sosyalist Demokratlar (S.D. Esdoklar); programlan aynı olmakla beraber maksada varmak için gidilecek yol (tabyetactique) meselesinde ikiye ayrılırlar. Her ikisi de silahlı ihtilal ister. Yalnız bir kısmı münferid ihtilal teşebbüsü ve tedhişi (terör) kabul ederken diğeri reddeder. 1903 veya 1904 Konferansında (S.D.) münferid ihtilali kabul edenler çoğunluğu alırlar ve "Ekseriyetçiler - Bolşevikler", azınlıkta kalanlar ise "Ekalliyetçiler - Menşevikler" adını alırlar.
Burada bahsedilen Rus Sosyal Demokratlarının "Bolşevik" ve "Menşevik" diye ikiye ayırdıkları Kongre 1903 senesindedir.

Bolşevikler, sanayinin geliştiğinden bahisle burjuvaların meclisine gidilmesini, içtimai kanunlar yapmayı beyhude sayarken, Menşevikler sanayinin tam gelişmediğini, silahlı mücadelede boş yere kan akacağını, bunun yerini burjuva partileriyle uzlaşılmasını ve programın tatbikine çalışılmasını, zamanla burjuvaların azalacağını söylerler.

S.D.'lar Kari Marx doktrinine (mezhebine) bağlıdırlar. İlgilendikleri sınıf şehir ve sanayi amelesidir. Köy yani ziraat amelesi ikinci sırada gelir. Gayeleri bütün üretim vasıtalarının ve siyasi hakim kuvvetlerin amelenin eline geçmesidir. Toprak üretim malzemesi değildir. Ancak toprak amelesi tamamen melekesiz ve sermayesiz kalmalı ki sosyal ihtilale yarar unsur haline gelsin.

Toprak meselesinde "Beledileştirmek - Municipalisation" usulünü kabul ederler. Milliyet meselesini kabul etmemekle birlikte insanlığın bu merhaleden geçeceğine kanidirler. "Gayeleri beynelmilliyettir- Bütün memleketlerin işçileri birleşiniz" prensibi emellerinin özetidir.

Sosyalist Revolüsyonerler (S.R.)

Köylü ve ziraat amelesi onlar için önemlidir. Maksatları topraksızlıktan dolayı köylüyü ekmeksizlikten, açlıktan, genellikle zaruri fakirlikten kurtarmaktır. Arazi cemiyedeştirilecektir (Socialisation). Toprak üretim vasıtasıdır. Arazi ve fabrikalar v.s. müşterek olarak çalışanın elinde olmalı, eskiden beri devam eden cemaat-müşterek mülk esas alınmalı. Ailelerin sadece işleme hakkı olmalı. S.R.'ler ihtilali ve tedhişi isterler. Fakat gaye ve vasıtada S.D.'dan daha az doktriner daha çok pratik ve uysaldırlar. S.R.'lerin sağ cenahı olan Narodni (Halk) Sosyalistleri, genel ihtilalden kaçınmazlar. Ancak tekamül ve anlaşma yoluyla sosyal ve siyasi inkılabın taraftarıdırlar. I. Duma'da İngiltere'deki Labour Party'yi takliden Trodoviya (iş) Partisi adını aldılar.

Tarihi seyir içinde S.D. ve S.R.'lerin ortaya çıkışı ise, Sosyal Demokrat Partisi, faaliyetini geliştirirken, Rusya'da Çarlık rejimine karşı şiddetli mücadeleye başlamış olan ilk hareketin (Narodniçestvo) azaları esas prensiplerine sadık kalarak 1902'de Sosyal Revolüsyoner Partisi'ni kurdular ve terör hareketlerini devam ettirdiler. Bu yıllarda çiftliklerin köylüler arasında dağıtılmasını ve Rusya'da liberal bir rejimin kurulmasını istiyorlardı.

Kısaca 1917 Şubatı sonrasında Rusya dahilinde rapora göre:

Kadetier, Oktoyabrisder ==> Sermaye ve şehirlilerin,
Troduviklerle S.R. ==> Köylülerin (en büyük küme)
Es Doklar (S.D.) ==> Asıl amelenin partileridirler.
Bunlar içinde en şuurluları S.D.'lardır. Kadeder içinde Rusya'nın en aydın kesimi yer almakta ve bu partiye ve yardımcılarına Batı ve Amerikan sermayesi açık bulunacaktır.

Hakikaten bu geçiş döneminde işçi meselelerine S.D., köylü meselelerine S.R. eğilirken, orta sınıf ise İngiltere ve Fransa'daki gibi parlamentolu ve anayasalı bir hükümet kurulmasını talep eden Konstitüsyonel Demokratlar (KADET)'da toplanmışlardı.

1905 İhtilali ve sonrasındaki gelişmeler neticesi burjuvazi, sosyalizmin en mutedil, burjuvaya en yakın şubesinden (Troduviklerden) Krenski'yi aralarına alırken, 1917 Şubat olayları neticesi karma bir hükümet kurulurken, bu arada alternatif bir Meclis ve hükümet makamında olmak üzere, Amele ve Asker Mebusları Meclisi, ile bu meclisin "İcra Komitesi" ortaya çıkıyordu. Sosyalistlerin burjuvalarla hiçbir surette itilafa yanaşmayan grubunun başında LENİN bulunmaktadır. Nitekim, Lenin bu uyuşmazlığını sonuna kadar sürdürecektir.

Rapora göre Rusya'nın önünde 6 mesele vardır:

1. Hükümet şekli
2. Kurucu meclis
3. Arazi
4. Amele
5. Milliyeder
6. Harb ve Sulh.

"Romanof Hanedanı ortadan kalkmış olduğundan Rusya bilfiil Cumhuriyete inkilab edivermiştir, 3-4 aydan beri inkilabla idare edilmektedir.". Bu ifadeler doğru gibi ise de Rusya'da 1917 Şubat - Haziran aylarındaki idareye Cumhuriyet demek mümkün müdür? Bu zaman zarfında iktidarda bulunan geçici hükümet Rusya'da hüküm süren şartları hiç nazarı itibare almadan, bir taraftan "zafere kadar savaş", ve diğer yandan "toprak meselesinin ancak Kurucu Meclis tarafından halli" parolalarına sadık kalmıştır. Sol S.R. ve özellikle Bolşevikler ise derhal barışın akdini ve harbe son verilmesini istemelerinin yanında toprağın da derhal köylülere dağıtılmasını istemektedir.

Rusya'nın bu altı meselesi içinde bizce asıl mühim mesele Rusya'da Sakin Müslüman Türkleri doğrudan ilgilendirdiği için "Millet Meselesi" ve Osmanlı Devleti'nin Rusya ile muharib bir devlet olmasından dolayı da "harb ve sulh" meselesidir.

Rapora göre Rusya'nın I. Dünya Harbi'ne giriş sebepleri ve beklentileri şunlardır:

1. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dağılarak yerine Rusya'ya meyyal, ekseriyeti Slavlardan ibaret bir devletler heyetinin teşkili, Balkan Slavlarını bir müttefik haline gelmeleri ve bu surette Germenlerin Balkanlara siyaseten ve iktisaden girmelerine mani olmak,
2. İstanbul ve Boğazlan zapt ile Akdeniz hatta okyanusa ulaşmak,
3. Alman kapitalizmi ve sanayinin Rusya'da Rus kapitalist ve serbest sanayii erbabına rekabetinin önünü almak,
4. Toplanan ihtilal enerjisini harice, harbe çevirerek hakim sınıfların istirahatını halelden masun kılmak, belki de nüfusun teksifi neticesi olarak topraksız ve işsiz kalıp ihtilal efkar ve amaline hamallık eden aç proleterlerin miktarını eksiltmek.

Harb ve sulh meselesinde geçici hükümetin tavrını yukarıda zikretmiştik.
Rapora göre sosyalistlerin büyük çoğunluğu harbin bitmesini istemekle beraber "münferid sulh ve fiili mütarekeye" taraftar değildirler. Hele Almanya'nın galibiyeti bahasına sulha razı değillerdir. İlhaksız ve tazminatsız sulh isterlerken, her milletin kendi kaderini kendi tayin etme esasını da isterler. Kaldıki Rus Demokratları, sosyalistleri, ihtilalcileri Almanya'nın galibiyetini kesinlikle istemezler. Kısaca Rus sosyalistlerinin harb aleyhinde bulunduklarını zannedenler hadiseleri yanlış anlayanlardır (S.R.l). Ancak bu raporda anlatıldığı gibi olmamış, 1917 Ekim Devrimi'nden sonra sulh imzalanmıştır. Raporu hazırlayanın geçici hükümetin harb taraftarı olduğunu söylemesi ise doğrudur.
Osmanlı Devletinin Almanya yanında harbe giriş sebebi ise "Bu harbe Osmanlıların Almanlarla bilittifak payıtahtlarını almak isteyen Ruslara karşı hareket edecekleri bir emr-i muhakkatı" diye anlatılmaktadır.

Rusya bizim ve müttefiklerimizin maksadına uygun ne zaman sulh yapar?

1. Almanya ve müttefikleri tarafından kesin askeri galibiyet neticesinde Rusya'nın sulha mecbur olması,
2. Rusya'da devlet nizamının tamamen çözülüp bozularak hiçbir merkez, nüfuz ve hakimiyetin kalmaması, yani başsızlık (anarşinin) hükümran olması,
3. Esbab, maişet ve levazımat-ı askeriyenin yok denecek hale gelmesi, açlık ve mühimmatsızlığın vaziyete hakim olması,
4. Zaten ağır bir dereceye gelen mali buhranın daha ziyade şiddetlenerek, memleketin mali işlerinin idare olunamaz bir vaziyete düşmesi,
5. Çarlığın avdeti.

Burada zikredilen 2. 3 ve 4. maddeler ihtimal değil, raporun tanzim edildiği tarihte birer hakikattir. Ne yazık ki Osmanlı Devlet ricaline rapor hazırlayacak kadar Rusya'yı tanıyan biri bunu görememektedir. Bunun yanında hala Almanya ve müttefiklerinin kesin askeri galibiyeti en galip ihtimal olarak görülmektedir. Halbuki 1917 Haziranı'nda Osmanlı orduları Filistin'i de terk etmek üzeredir. Çarlığın avdeti ise o kaos içinde akla gelen ihtimallerden ise de, savaşın sulh ile bitirilmesine etkisi olabilecek midir? 2, 3 ve 4. maddelerde yer alan ihtimaller birer hakikat olup, Ekim Devrimi de meydana gelince Rusya sulha icbar edilmiştir.

"Rusya'nın Milliyet Meselesi olarak altı mesele sıralanmaktadır:

1. Finlandiya Meselesi
2. Lehistan Meselesi
3. Yahudi Meselesi
4. Ukrayna Meselesi
5. Kafkasya Meselesi
6. Rusya'ya tamamen veya yarım tabi Müslüman Türk - Tatar Kavimleri meselesi.

Finlandiya, Lehistan, Ukrayna meseleleri hakkında uzun açıklamalarda bulunulmaktadır. Yahudiler için ise "Burjuva - liberal ve sosyalist firkaların hemen hepsinin başında birkaç Yahudi ismine rast geliniyor. Bu firkaların hepsi Yahudilerin hukukunu, mutlak bir surette kabul ve teslim ediyorlar. Zaten Yahudiler siyasi istiklal istemiyorlar. Hukukta eşitlik, hürriyet-i tamme ve harsi muhtariyet kafidir" ifadelerine yer verilmektedir.
Bizim için önemli olan şüphesiz Kafkasya ve Rusya'ya tabi Müslüman Türk -Tatar kavimleri meselesidir. Raporda bu mesele uzun uzun ele alınmıştır. Ancak, aşağıda da görüleceği gibi, sanki Türk cemiyetlerinde sosyalistlerin iddia ettikleri işçi - burjuva veya köylü - burjuva sınıfları varmışçasına bir yaklaşımla meseleler ele alınmıştır. Raporu hazırlayanın bu yönüyle Bolşevikliğe meyyal olmasa bile, onun aşinası biri olduğu kanaati uyanmaktadır.

I. KAFKASYA MESELESİ

Kafkasya raporu hazırlayana göre "Makedonya Meselesine" benzemektedir. Birbirlerine karşı, iktisadi, milli, dini husumetler taşıyan, bazılarının milliyeti bile tamamen belli olmayan, medeni seviyeleri farklı çeşidi milletler yaşar.
Kafkasya'da yaşayan kavimler ise, Ermeniler, Gürcüler ile Müslüman kavimlerdir.

Kafkasya - Müslümanlarının coğrafi bölgelere göre ayırımı ise şöyledir:

1. Kafkas Dağlan Güneyindeki Müslümanlar(Mavera-i Kafkas Müslümanları)
a. Merkezi Bakü olan doğu kısmı
b. Merkezi Gence sayılabilen batı ve güney kısmı
2. Dağlar içinde veya şimalinde yaşayıp, Çerkeş, Lezgi, Çeçen, İnguş, Asetin,
Kumuk...ihk. adlarını taşıyan Ari, Türk veya Melez Müslümanlar (Doğrudan doğruya Osmanlılığa bağlı Acara, Batum vesaire Müslümanları bahis haricidir).
Araştırmalar göre, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Ruslar tarafından işgal edilmiş bu bölgede çeşitli kültür, dil ve dine mensup topluluklar yaşamaktadır.

Mehmed Emin Resul-zade ve bazı araştırmacılara göre bu bölge ahalisi dört kısımda incelenmelidir:

1. Türkçe konuşan Azeriler.
2. İndo-Cermen dil ailesinin bir kolunu konuşan ve Hıristiyan Gregoryen mezhebine mensup Ermeniler.
3. İber-Kafkas dili konuşan ve Grek Ortodoks mezhebinde olan Gürcüler.
4. İber-Kafkas dili ve Türkçe konuşan, çoğunluğu İslam dininden olan kavimler, yani Kuzey Kafkasyalılar.

Kuzey Kafkasya'da milli varlıklarını bugüne kadar devam ettirebilen Türk boyları ise şunlardır:

Nogaylar, Kundurlar, Karaçaylar, Balkarlar, Kafkasya Türkmenleri, Kumaklar.

Genel olarak değerlendirildiğinde, "Kafkasya'da enternasyonal kapitalizm ile enternasyonal bir proleterya, yani iktisadi gelişmelerin bugün son mertebesi olan sosyal münasebetlerin bir laboratuvarı olduğu gibi, henüz ortaçağ tarzı bir hayat yaşayan feodal cemiyetlerle Asya tarzı göçebe bir hayat tarzından çıkmayan kabileler de vardır. Dolayısıyla Kafkasya'nın ciddi ve devamlı taazzu çok zor olacaktır". Kafkasya, Rus mamülleri için büyük bir pazardır. Rus sermayesi ve fabrikatörlerine göre birkaç Ermeni ve Müslüman fabrikatör vardır. Ancak onların da rekabet güçleri yoktur. Ancak yeraltı zenginlikleri (neft, petrol) ve şarap üretimi açısından ileridir. Zaten bu iki madde Rusya'ya önemli miktarda sevk ve ihraç olunur. Rusya'daki buhar kuvvetinin yarısından fazlası Bakü petrolleri sayesindedir. Bunun yanında bütün Rusya'nın en işlek, en zengin büyük sanayi havzası belki de Bakü ve civarıdır. Petrol ve ona bağlı sanayi için Rusya'dan Kafkasya'ya her kavim ve milletten binlerce kişi (mühendis, avukat, noter, gazeteci, Simsar, iş beceren... ) gelir, binlerce Rus Kafkasya'da memur sıfatıyla geçinir. Bunlara binaen Ruslar Kafkasya'nın ayrılmasını istemiyorlar. Keza, neftin muharrik kuvvet olarak kullanılması Rusya'da yayılmış, makinalar ona göre yapılmıştır. Rusya'nın mutedil ve sıcak iklim meyvaları yetiştiren kısımları Kafkasya, Kırım ve Türkistan'a münhasır gibidir. Zaten "Kafkasya akvam ve çeşidi sınıflarının iktisadi menfaatleri de Rusya'dan ayrılmaya pek istilzam ettirmese gerek". Bunların sebepleri kavimlere göre şöyle sıralanmaktadır.

Gürcüler:

Amirliği ve beyliği çok sevdikleri için, zevklerine uygun vazife ve memuriyetleri geniş ve hür Rusya'da daha kolay bulabileceklerdir. Proleter Gürcüleri de Gürcistan doyurmaz. Gürcülerin bir kısım zadegan ile onlardan yetişme entellektüelleri arasında görülen ve çok geniş emeller besleyen istiklal cereyanına bizzat Gürcülerin bir kısmı ve özellikle demokrasisi şiddetle karşı çıkmaktadır. Kısaca, genel olarak bakıldığında, Gürcülerin Rusya'dan büsbütün ayrılmak işlerine gelmez.

Ermeniler:

Vaziyetleri Gürcüler gibidir. Ermenilerde de (Yahudiler gibi) tüccar, vasıta, iş beceren... çoktur. Bunlar için çok nüfuslu geniş kıtalar, sınırlı dairelerden karlıdır. Ermeni orta sınıfı da Yahudiler gibi hukukun genişletilmesini ve tam hürriyet isterler.
Ermenilerin, Kafkas ve Anadolu dağlan arasında Rusya'dan tamamen müstakil bir devlet teşkil etmeleri, entellektüel ve serbest sanayi erbabından gayrısının menfaatine pek uygun gelmediğinden, Ermeni köylüsü ise henüz çok müessir bir amil haline geçmediğinden ve geçse de istiklal-i tam tarafları olması zor olduğundan Ermenilerin çoğu tamamen hürriyetlerini kazanmış Rusya'ya "hukuk-u milliye" ve kültürel muhtariyetlerine tamamen sahip bir muhtar unsur olarak dahil olmayı tam istiklale tercih edeceklerdir, yani Ermeniler de Rusya'dan büsbütün ayrılmak istemeyeceklerdir.

Kültürel (harsen) bakımından Ruslardan geri olan Gürcü ve Ermenilerin diğer Rusyalı vatandaşlarla eşit hukuka haiz olup, milli muhtariyetlerinin gelişmesine de muhalefet olunmaması, müstakil olmamaktan doğacak zararları bir hayli eksiltecektir. Rusya vatandaşı olmakla elde edilecek faydalar ise kalan zararları tazmin eder.

Kafkasya Müslümanları:

Kafkas Müslümanlarının en kesretli, en zengin medeni ve binaenaleyh en kuvvetli ve mühim olanı Müslüman Türklerdir.
Bakü ve civarında iki mühim sınıf göze çarpar. Birincisi, petrol ve neftin bulunmasıyla ortaya çıkan Bakü -Müslüman-Türk sermayedarları, yani şehirli sınıf (burjuva)dır. Maddi ve manevi hayat bunların hüküm ve nüfuzu altındadır. Milyonerleri vardır. Mesela Hacı Zeynelabidin Takiyef (Ruslar Bakü Hanı diyorlar). Entelektüellerin çoğu bu sınıfın hizmetkarı gibidirler. Ekalliyeti ise amelenin menfaatine hizmet eder. Beyler seçkin bir sınıf olarak yoktur, ikincisi, Müslüman işçi ve ameledir (Yerliler yanında, İran, Kuzey Türkistan, Kafkasya'dan gelmiştir).

Bu bölgede sermaye ile emek çarpışmaktadır.
Amele içinde her çeşit sosyalist vardır.

Sermayedar Müslümanlar ise sosyalist ve demokrat hasmıdırlar. Zira malların istimlaki düşüncesi sermayedar ve onlar sayesinde geçinen entellektüellere (ahund, molla, muharrir, gazeteci, mühendis, tabib, avukat) hoş gelmez. Bakü ve civarında petrol sanayii sebebiyle iktisadi içtimai sınıf çatışması had safhadadır.
Sermayedar ve amele Rusya'daki benzerliklerle sırf iktisadi - içtimai bir sahada siyasi mücadeleye atılacaklardır. Dini, milli yani manevi amillerin bu maddi amillere galip gelmesi ihtimali azdır. Kısaca sermayedar ve amele Müslümanların sırf milli bir hareket uğrunda birleşmeleri ihtimali pek azdır.Yine de her iki sınıfı Rusya'ya karşı itilafkar bir program dahilinde toplamak imkan haricinde değildir. "Rusya Müslümanları İttifakı" Bakülülerin orta sermayedarlarıyla entellektüellerinden az-çok iktisadi bağımsızlığını kazananları belki kendisine celp edebilir. 1906'da Kuzey Türkistan'ın sermayedar, köylü ve amelesi itilafa müstenid (Compronir) asgari ve mutedil bir programa malik "Rusya Müslümanları İttifakı" fırkasında birleşti. Hatta Bakü sermayedar ve entellektüellerinin bazıları da ittifaka girdi. Ne var ki, Bakü'nün yerli amelesinin o zamanlar ittifaka iyi gözle baktığım "zannetmiyorum".

Son olarak Bakü'nün Müslüman sermayedarı ile yerli amelesinin menfaatleri uygundur. Çünkü, Rusya sosyalizmi beynelmileldir. Halbuki Doğu ve Güney Kafkasya topraklarındaki Müslüman Türk köylü, şehirli vb. arazileri kendilerinindir, Rus, Ukraynalı, Gürcü, Ermeni, Yahudi, İsveçli ve İngiliz'i ortak etmek istemezlerse her iki sınıfın menfaatine olur.

Yerliler kendi kendilerine kaldıktan sonra Müslüman - Türk demokrasisi petrol ve neft kuyularını kendi ellerine geçirirse karları fazla olur. "Ne var ki bunun olacağını ümit etmiyorum" çünkü her ikisi de uzun düşünemezler. Sermayedar, milyonlarını düşünür. Zira, Rusya ile aralarına gümrük duvarı girerse, Rus banka ve sanayiine yatırılan milyonları zarar görür. Amele ise, bütün Rusya demokrasi ve sosyalist kuvvetiyle birleşip, hayat ve maişetin derhal ıslah ve terfihini arayacak, üretim vasıtalarını, serveti müştereken ele geçirmeye uğraşacak.
Bakü ve havalisi milli ve mahalli istiklale doğru, milletçe müşterek bir hareket beklemek beyhudedir.

Gence ve havalisi Karabağ'da sakin Müslüman Türklerin en mühim sınıfı burjuvazi değil. Gence'nin şehirlileri hüküm ve nüfuz sahibi değil. Gence'de ve özellikle Karabağ'da toprağa dayanan oldukça kuvvetli bir beyler sınıfı (aristokrasi) var. Beylerin nüfuzu, tüccar ve esnafınkinden fazla. Ahalinin çoğu köylüler. Kara-bağ köylülerinin bir kısmı henüz göçebelikten kurtulamamış, çiftçilik yapan köylünün şahsi mülkü var. Beylerin arazisini de belli şartlarla ekip-biçerler. Aralarında husumet az. Köylünün cehli, şuursuzluğu ve az-çok toprağı olması, bu husumeti had safhaya getirmemiştir.

Büyük sanayi gelişmemiş, amele yok; entellektüelleri beyzadedir, az çok topraklan var. İktisaden ve fikren serbesttirler. Bakü'deki "esaret-i fikriye" burada yok. Sınıf menfaatlerini müdafaa etmeleri söz konusu ise de, Rus aristokrasisinde görülen haksevenlik (demokratik) burada da var. Bakü'ye nispede daha idealist ve demokratikler. Ulema da daha terakkiperver ve müstakil hareket etme hassasına sahiptir.

Rusların buraları istilası, müstebid Asyai küçük hanlıkları, beylikleri bitirip, az-çok Avrupai ve muasır bir idare ihdas etmiştir. Bundan beyler ve ulema mutazarrır olmuştur. Rus hükümeti beylere askeri ve mülki memuriyetler vermiş, hakimlikten, amirlikten hoşlanan beyler. Rus zabit ve memurlarına mahsus sırmalı ve süslü elbiseleri giyerek, eski teb'alan üzerinde hüküm icra etmeye devam ettiler. Ne var ki, yukarıdan gelen teftiş ve tehdide az-çok tabi ve itaate mecburdurlar. Ulemanın halk üzerindeki nüfuzunu yeni entellektüeller azalırken, bir taraftan da Rus hükümeti de nüfuzlarını düşürmüştür.

Bu açıklamaların neticesine göre, beyler ve ulema Rus hakimiyetini istemez. Beyler arasından çıkan entellektüeller bu düşünceye bir de muasır fikri eklerler. Rusların hiçbir hakka dayanmayan istilasına karşı milli devletlerin kurulmasını isabetli görürler. Bu milli devletlerde halkın menfaatine uygun bir idare tarzı kuracaklarını söylerler. Hemen hepsi Rus üniversitelerinde yetişmiş ve bir hayli Ruslaşmalardır. Ama Ruslar vasıtası ile aldıkları Garp efkarı bunlara millet idealini de vermiş. Dolayısıyla Güney Kafkasya 'da yaşayan Türk Müslümanlarda istiklal fikri en çok Karabağ ve Gence entellektüelleri arasında yayılmıştır.

Ancak köylü, tüccar, esnaf bu fikre iştirak eder mi? Entellektüellerle birleşmesi icap eden ulema ve beyler fikrin tahakkuku için gayret, fedakarlık gösterir mi? Umum şark halkının ataleti, kavi ve mecbur bir müessir olmadan harekete gelmemesi, kendiliğinden fedakarlığa kalkışmaması gibi ruhi sebeplerle bu sorunun cevabı hayır olacaktır.

Yalnız, halk ile beyler arasında sınıf çalışmasının olmaması, entellektüellerin de sadece sınıf menfaatleri ile hareket etmemeleri, bazı fikri ve manevi gayeler takip etmek üzere birarada çalışmaları da söz konusudur. Binaenaleyh, tam istiklal isteyecek kadar ileri gitmeseler bile, her birlikte kültürel muhtariyet ve hukukta eşitlik talebi için çalışmaları ve "Rusya Müslümanları İttifakı"na girmeleri beklenebilir.

Dağlar içinde veya kuzeyinde yaşayan Çerkeş, Kumuk, Lezgi, Asetin, İnguş, Çeçen, Gazi Kumuk... ihk. kabilelerinin medeni seviyeleri pek yüksek değildir. Birbirlerinden çok farklıdırlar. Kendiliklerinden, kendi menfaatlerine hadim ciddi ve sürekli bir iş görebilmeleri çok şüphelidir. Şeyh Şamil zamanında olduğu gibi bir çeşit "heyet-i müttefike" teşkil edebilmeleri de kabil değildir.

Bunlar olsa olsa, komşuları olan ve onlara nispetle daha ileri millet veya devletler tarafından muayyen bir maksat uğrunda, muayyen bir vasıtayla, muayyen bir müddet istihdam olunabilirler.
Osmanlı Türklerinin de, umum Türklerin de menfaati, Kafkasya küçük Müslüman kabilelerinin Rus, Ukrayna, Gürcü, bilhassa Gürcü komşularının tesiri altına girmelerine mahal ve imkan bırakmamayı icap ettirir.

Buraya kadar anlatılanlardan genel olarak anlaşılan şudur; Kafkaslarda milli şuur, Müslüman olsun olmasın bütün kavimlerde ilk sırada yer almamaktadır. Milletlerin veya kavimler ile kabilelerin hareketlerine ve özellikle Rusya ile olan ve de olacak olan münasebetlerine tesir eden amiller daha ziyade iktisadi amillerdir. Gence ile ilgili malumatı Ahmed Ağaoğlu'dan aldığını ifade eden raportörü Umum Kafkasya için verdiği malumatı, o günkü şartları izahtan uzaktır. Aşağıda izah edileceği üzere, Rusya'daki siyasi gelişmelerden haberdar değildir. En azından Ahmed Ağaoğlu'nun kurduğu "Difai" partisinden haberli olması gerekmektedir. Kafkaslarla birlikte bütün Rusya Müslümanları arasındaki 1905-1917 siyasi faaliyetlerin gelişmesini iktisadi-sosyal sınıflar arasındaki menfaatler çatışması değil, milli, dini, medeni uyanışın yönlendirdiği aşikardır. Bu gelişmeler esnasında sermayedarların milli, medeni uyanışı desteklediklerini görüyoruz.

Rapordaki bilgilerin geçerlilik derecesini tespit bakımından Kafkasya'daki gelişmelere kısaca temas etmek yerinde olacaktır.
Her şeyden önce bölgedeki hadiseleri belirleyici faktör "Bakü petrollerine hakim olmak" fikridir. Söz konusu dönemde Bakü petrolünde Azerbaycan Türk sermayesini Takiyevo, Nakiyev, Muhtarov ve diğerleri, Rus sermayesini Kokorov, Şibayev, Beııkendorf, Cubonin; baü sermayesini; Nobel, Rotşild, Semens, Vişau... vb. temsil ediliyordu. Bakü nüfusu hızla artıyordu. Nüfusun artmasında Çarlık Rusya idaresinin, Rus köylülerini Azerbaycan'a göçürerek ve yerli Türk köylüsünün elinden münbit toprakları alıp, Rus köylülerine vermesi yüzünden, topraksız kalan Azerbaycan köylülerinin şehirde iş arama zorunda bırakılmaları başlıca sebeplerden biridir. Petrol ve petrol sanayii, onunla alakadar olacak fabrika ve imalathane işleri arttıkça, buraya bir tek Azerbaycanlılar değil, Rus, İsveç, Yahudi, Alman gibi yabancılar da gelmiştir. Nitekim bu durum raporda da belirtilmiştir.

Bakü'de ve havalisinde petrol ve yan sanayiinin gelişmesi milli şuurun gelişmesini de beraberinde getirmiştir denilebilir. 1833'te Azerbaycan'ı Rusya ve Batı Avrupa pazarlarına bağlayan Bakü-Batum ileri yolunun tamamlanması ile bölgenin İstanbul'a teması kolaylaşmış ve bu durum Azerbaycan'da Türk nüfuzunun kuvvetlenmesine yol açmıştı. Bakü zenginleri Türkler arasında medeni gelişmeyi ve milli uyanışı temin yolunda gayret sarfediyorlardı. Daha 1870'de Bakü 'de Hacı Zeynelabidin Tagi(yev) tarafından Kaspiy adlı Rusça gazete neşrine başlanmıştı. Ancak, bu Kafkasya Müslümanlarının menfaatlerini kollamakla beraber, Rusça olmak gibi bir mahzur taşıyordu.
XX. yüzyıla girildiği yıllarda Rusya Türklerinin gündeminde "Usul-ü Cedit -Usul-ü Kadim" tartışması vardır. İsmail Gaspıralı Bey in gayreti ile Usul-ü Cedit mektepleri hızla çoğalmaktadır. Ne var ki bu mekteplerin mali bakımdan desteklenmesi gerekiyordu. Mali destek mes'elesi bilhassa servet sahiplerinin yardımı ile nispeten çözüldü. Kazan'da Türkistan ve Kazakistan ile ticaret sayesinde zenginleşen yeni bir burjuva zümresi teşekkül etmeye başlamıştı. Bu zümre mensupları, mesleklerinin icabı, tecrübe ve temasları neticesi olarak bir hayli açık görüşlü kimselerdi. İşte, Usul-ü Cedit'in yayılmasında asıl rolü bu hareket mali destek ve imkan sağlayan bu zümre mensupları oynamışlardı. Burada bahsedilen burjuva zümresi, klasik anlamda (alışıla gelmiş Marksist terminolojideki anlamıyla) bir burjuvayi olmaktan çok, mensup olduğu milletin bütün fertlerinin medeni - milli gelişmesine hadim sermayedarlar olarak anlamak daha münasip olacaktır.

Nitekim, çocuklarına milli terbiye verecek okullar isteyen Azeri halkının bu tabii taleplerini karşılamak gerekiyordu. Milliyetçilik ruhu doğmuş, birçok kültürel - politik cemiyetler kurulmuş, bunları da maddi yardımları ile destekleyecek Azeri -Türk sermaye sahipleri ortaya çıkmıştı. Bu cümleden olmak üzere yine Hacı Zeynel Abidin Taki(yev), 1901'de Bakü 'de Türk Kız Jimnazı'nı açtığı gibi bir Türk Dram Tiyatrosu'da yaptırdı. Bu faaliyetler özellikle Rusya'daki 1905 İhtilali'nden sonra hızlandı. Zira bu tarihten sonra Rusya Müslümanları arasında başta Kazan Türkleri (Tatarları) ve Azeriler olduğu halde, kültür gelişmeleri hızlanmış ve "milli şuur" teşekkül etmişti (k).
Azerbaycan'da petrol sanayisi sayesinde yükselen ve büyük servet sahibi olan kimseler Kırımlı İsmail Bey'in başlattığı Usul-ü Cedit hareketine destek veriyorlardı. Bu hareket neticesinde, Kazan Türkleri başta olmak üzere, Kırım ve Azerbaycan'da yeni tip mektepler ve medreseler sayesinde okuma-yazma bilenlerin sayısı süratle artmış ve umumi bilgi seviyesi de yükselmişti. Bir taraftan Rus mekteplerinde okuyanlar çoğaldığı gibi, aynı zamanda İstanbul, Beyrut ve Mısır'da tahsil görenler de çoktu. Bu suretle İslam alemindeki yeni fikir hareketleri Rusya Türkleri arasında da yayılmaya başlamıştı.

1905 İhtilali Azerbaycan Türkleri için de mühim hareketlerin başlangıcı oldu. Azerbaycan Türkleri edebiyat, tiyatro, musiki ve eğitimde olduğu gibi sosyal ve siyasi sahada da ilerlemeye başlamışlardı. Bilhassa milli basının yardımıyla siyasi, sosyal ve milli fikirler de gerçekleşiyordu. Basında başlıca "Usul-ü Cedit"i yerleştirme, mahalle, köy ve cami okullarında Farsça yerine Türkçe eğitime geçilmesi ve öğretimin modernleştirilmesi yanında, Şii ve Sünni dini idareleri birleştirmek, vakıfların idarecilerini ve din adamlarını halkın oyu ile seçmek; yardımlaşma dernekleri ve yayınevleri kurmak, belediye ve Duma seçimlerine katılmada Türklere konulan kısıtlamaları kaldırmak için mücadele etmek; Müslümanların Ruslarla eşit haklara sahip olması için çalışmak fikirleri ortaya atılıyordu.

Azerbaycan'da yenileşme hareketi din adamlarının tepkisi ile karşılaşıyordu. Her batı usulü ile yetişmiş Türk aydınına Hıristiyanlaşmış gözü ile bakılıyordu. Raportörümüz de zaman zaman, Rus mekteplerinde yetişenlerin Ruslaştıklarından bahsediyor. Özellikle Gence'den bahsederken bunu gördük. Halbuki burada mesele Hıristiyanlaşma veya Ruslaşma değil, Rus mektepleri vasıtasıyla batı ilmini daha doğrusu modern ilmi düşünceyi almak, sahiplenmektir.

Bu açıdan bakıldığında Azeri aydınlarının vazifeleri (Umun Türk aydınları gibi) hayli zordu. Buna rağmen 1905'ten çok önce, XIX. yüzyılın ikinci yarısında, dört büyük reformcu; Abbas Kuli Ağa Bakihanlı, Mirza Fethali Ahuııdzade, Hasan Melikzade Zerdabi ve Şair Hacı Seyit Azim Şirvani her şeyden önce üç müesseseyi memlekete sokmayı düşünmüşler ve bunların temellerini de atmışlardır: Okul basın, tiyatro20. Ancak, bütün bu çalışmalar esnasında Rus hükümetinden herhangi bir yardım almak söz konusu değildi. Azerbaycan maarifçileri, Rus hükümetinden herhangi bir yardım görmediklerinden ve de göremeyeceklerinden Türkiye'ye müracaat ettiler, 1905 yılında davet edilen Türkiyeli mualim ve pedagoglar arasında M. Cevdet de vardı. Hazırlanan plan dahilinde Azerbaycan'da yeni usulle eğitim yapacak okullar açılmaya başlanmıştı. Aydınlar "Usul-ü Cedid"in yerleşmesi için mücadele ederken, bunları Tagi, Naki, Nail, Benkendel gibi zenginler maddi yönden desteklediler.

1905'te Türkiye'den maarifçi isteyen Azerbaycanlılar ve diğer Türk boylarına mensup Türkçüler 1908'de Türkiye'ye kaçmaya mecbur kaldılar. 1905 ile 1908 arasında nispeten hür bir vasatta gayri Rus kavimler arasında hürriyet havası esiyordu. Bu cümleden olmak üzere, Kafkaslar ötesinde de Pan-Türkist ve Pan-İslamist gazeteler çıkıyordu. Tiflis'te Muhammed Şahtahtin (ski) "Şark-Rus", Bakü'de Ali Merdan Topçubaş milyoner Zeynelabidiıı Tagi nin yardımı ile "Hayat", Ahmed Ağa (oğlu) "İrşad", Ali Hüseyinzade "Füyuzat" adlı gazete ve dergileri çıkarıyorlardı.

Rusya Türkleri arasında, bilhassa Kafkaslar ve ötesindeki milli şuurun ve Türkçülüğün aşılanmasında hizmeti geçenlerin başında "Türkleşmek, İslamlaşmak, Avrupalılaşmak" prensibinin sahibi Ali Hüseyinzade gelir. Hüseyinzade Azerilerin şuurlanmasında, Azerbaycan'da milli hareketin olgunlaşmasında çok büyük rol oynamıştır. Makalelerinde onun Türkçülüğü yanında hatta Osmanlıcı olduğu da anlaşılır. Birkaç yüzyıldan beri Azeri Türklerinin mezhepçilik vasıtasıyla cezbe çalışan "İranilik" ve 50-60 yıldan beri tesirini göstermeye başlayan Ruslaştırma'ya karşı Türklüğü, Türklüğün temizliğini ve birliğini savunuyordu. Keza Ağaoğlu bir taraftan Rus hükümetine karşı mücadele ederken, diğer taraftan Türk birliği fikrini aşılamaya çalışıyordu. Bu arada Ermeni tehlikesi, tehdidi ve tedhişine karşı uDifaF teşkilatını kurdu. Bu arada Bakü civarındaki Türk ahalisinin göç ettirmek projesinin Rus hükümeti tarafından kabul edilmemesini sağladı.

1908 yılı Batı (Osmanlı) Türklüğü ile Rusyadaki Türkler için mühim hadiselerin başlangıcı oldu. Osmanlı Türkleri meşruti yönetimle ikinci defa tanışırken Rusyalı Türkler Stolipin'in Çarlık dönemine rahmet okutan despotizmi ile yüz yüze geldiler. Bu Azerbaycan Türklüğü için de bir şok oldu. 1905te Türkiye'den maarifçi getirten Azerbaycanlı Ziyalılar bu defa Türkiye'ye kaçmaya mecbur kaldılar.

Bunlardan Ağaoğlu Ahmed, Genç Türklerle önceden tanışıyordu. Paris'te tanıştığı Genç Türklerin makalelerini "İrşad"da bastığı için gazetenin Türkiye'ye sokulması yasaklanmıştı. Rusya Türkleri 1908'lerde Genç Türklerle temasa geçmek istemişlerse de pek ilgi görmemişti. Türkçülük cereyanı Rus makamlarını olduğu kadar, Osmanlı Devleti'nin bütünlüğünü parçalayacağı endişesine düşen Türkiye (Osmanlı) Türklerini de rahatsız ediyordu. Çünkü, meşrutiyetin ilanı ile "İttihat-ı Anasır-ı Osmaniye" gerçekleşmiş, herkes birbirini kucaklamıştı. Şimdi Türkçülüğün sırası değildi. Ama, bunun ne kadar büyük bir yanılgı olduğu çok az bir zaman sonra (Trablusgarb ve Balkan Harbleri) anlaşılacak, Türkçülüğün merkezi İstanbul olacaktır.

Raporda Azerbaycan'daki siyasi kuruluşlardan hiç bahsedilmemektedir. Sadece "Müslüman İttifak"ından bahsedilmekte, buna orta sınıf ve bazı "entellektüellerin" katıldığı ifade edilmektedir. Gerçekte ise Kafkaslarda siyasi teşkilatlanma çok hareketlidir.

Azerbaycan Türkleri arasında 1905 ve sonrasında üç mühim siyasi teşekkül görülmektedir. Difai Fırkası, Müsavat Fırkası, Himmet Fırkası. Bir dördüncü fırka olarak "Müslüman İttifak'\ görüyorsak da daha sonra açıklanacağı gibi bu kuruluş mahalli olmaktan ziyade bütün Rusyalı Müslümanlara ait olup, genel çare ve kurtuluş maksadına matuf çalışmalar yapmıştır.

Himmet Partisi, 1904'te kurulmuş olup, Rus Sosyal Demokratları ile işbirliği yapıyordu. Kurucularından Neriman Neriman (ov) ve Meşadhi Azizbek(ov) 1917 İhtilali'nden sonra da Kafkaslar ötesinin Sovyetleştirilmesinde büyük rol oynadılar. Bakü ve çevresinde bu parti biraz etkiliydi. Zira burada amele çoktu ve Rus "ihtilalci" hareketleri çok canlıydı.

Azerbaycanlıların liberal-sermayedar zümresine mensup olanları "Milliyetçi Müsavat Fırkası"nı desteklemekte idiler. Bu partinin en mümtaz simaları arasında Resulzade Emin Bey ve Alimerdan Topçubaşı bulunuyordu. 1908 Meşrutiyet hareketi ve sonrasındaki hadiseler-ki özellikle Balkan Harbi Rus liberalleri ile Türk (Azerbaycan) liberalleri arasındaki bağları koparmış ve 1911'de "Müsavat Partisi' kurulmuştur. Zamanla gelişip-büyüyen Müsavat Azerbaycan'ın istiklalini kazanmada birinci derecede rol oynayacaktır.

Yukarıda kısaca temas ettiğimiz Difai 1905 yılında Ahmet Ağaoğlu'nun gayreti ile kurulmuş, kurucusunun 1908 yılının sonunda Türkiye'ye gelmesi ile dağılmış, partinin kadrosu sonradan kurulan "Müsavat Partisi" ne katılmıştır.

Yine raporda bahsedilmeyen, ancak Kafkasya Müslümanları için büyük önemi olan, 1917'nin Nisan ayında Bakü'de toplanan "Kafkasya Müslümanları Büyük Kurultayı" dır. Kuzey Kafkasya, Azerbaycan ve Gürcistan ile Ermenistan'daki Türk ve Müslümanların mümessillerinden oluşan bu kurultay, Kafkasya Müslümanlarının siyasi tutumlarını, inkılaptan neler beklediklerini tayin ve tanzim edecekti. Kurultayda münakaşa, bir taraftan Türkçüler, diğer taraftan İslamcılarla sosyalistler arasında idi. Türkçüler Rusya Devleti'nin geleceğinin federasyon esasına kurulmasını, diğer gruplar ise merkezi sistemin muhafazasını istiyorlardı. İslamcılar bu şekilde bütün Müslümanları tek bir dini idare altında toplayabileceklerini zannediyorlardı. Neticede kongre, "mahalli federasyonlar esasına dayanan bir Cumhuriyet sisteminin kurulması Müslüman kavimlerin menfaatine uygun gelir" diye karar aldı.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI GÖZÜYLE RUS BOLŞEVİK DEVRİMİ HAKKINDA BİR RAPOR

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:31

H. RUSYA'YA. TABİ TÜRK - TATAR KAVİMLERİ MESELESİ

Bu bölümde verilen bilgiler de raporun tamamında olduğu gibi, toprak, sanayii, beyler, ulema..vb. kavramlar esas alınarak, iktisadi-içtimai sınıf anlayışı ile incelenmektedir. Elimizde mevcut olmayan 27 Mart 1917 tarihli raporda;

Rusya'da sakin Müslümanların 1905'ten 1917'ye kadar olan zaman zarfında:

a) Mevcut siyasi teşkilatlarından,
b) 1905'ten beri siyasi faaliyetlerinden,
c) Milli menfaatlerinin onları hangi yola sevk ettiğinden,
d) Onların menfaatleri ile genel olarak uyuşan Osmanlı menfaatlerinin temini için lazım gelen esaslar tespit edilmiştir.

Sonuncu maddenin tahakkuku için yapılması lazım gelen tavsiyeler ise şöyle sıralanmıştır:

1- Bir an önce sulh yapmak isteyen fırkaya müzahir olmak,
2- Rusya'da buhranın uzamasına çalışmak,
3- Rusya dahilinde ve Kırım'da hukukta eşidik ve harsi muhtariyetin temini,
4- Türkistan ve stepte muhtariyetin tevsi'i ve milli toprakların Rus muhacereti istilasından muhafazası,
5- Kafkasya Müslümanlarının diğer Kafkas kavimleriyle beraber Kafkas muhtariyetini istihsale çalışmaları.

Raporda açıklandığına göre Rusya'daki Müslümanlar bu esasların tahakkuku için çalışmışlardır.

Şöyle ki:

1- Partilerle münasebetlerinde sulh meselesini birinci dereceden mesele kabul ettiler. Kadederin VII. Kongresi'nde, II. Duma azasından Sadri Maksudi Efendi, Müslümanların Kadetlerle işbirliğine şart olarak, Kadet Fırkası'nın Osmanlı Devleti'nin hukukunun ve toprak bütünlüğünün korunması esasının kabul olunmasını teklif etti.

2- 1 Mayıs'ta Petersburg'da akdolunan büyük Müslüman mitinginin murahhasları, asker ve amele meclisi icra komitesi azalarından sulhun bir an evvel akdedilmesini talep ettiler.

3- Müslümanlar tarafından askeri ve sivil çeşidi cemiyetlerin, komitelerin teşkili, birkaç kongrenin akdi, mevcut vaziyetten bilistifade hukuk ve hürriyetlerin genişletilmesi ve takviyesine yardımcı teşebbüslerden geri kalmamaları ve buhranın uzamasına hizmet etmektedir.

4- Moskova'da inikat eden Bütün Rusya Müslümanları Kongresi, Kazan'da toplanan Müslüman Kadınların Müdafaa'yı Hukuku Kongresi, yine Kazan'da teşekkül eden Müslüman Askerler Komitesi hukukun genişletilmesi ve milli- kültürel (harsi) muhtariyet talebine ve kısmen bunları fiili olarak tahakkuk ettirmeye karar vermiş ve kararını da icra etmiştir.

5- VII. Kadet Kongresi'nde Stepi temsil eden, Duma eski azasından Bökey Han hiçbir hakka itinad etmeksizin zapt edilen Kırgız-Kazak ve Başkırt topraklarının iadesi, ve bundan böyle Rus muhacirlerinin oralara sevk edilmemesi esasının fırka programına idhalini talep etmiştir. I. Geçici hükümet tarafından teşkil edilip, II. Geçici hükümetin muhafaza ettiği Rusya Asyası idaresinin yenileştirilmesi ve ıslahı komisyonuna Sadri Maksııdi Efendi ile Bökeyhan ve yine Kırgız-Kazak kavmi önderlerinden Tınıçbay aza intihap olunmuştur. Adı geçenlerin bu komisyonda görüşlerini muhafaza edecekleri şüphesizdir.
Raporda zikredilen faaliyetlerin tahlilini yapmak şüphesiz bu çalışmanın hacmini artıracaktır. Bu konuda sayın Nadir Devlet'in eseri gerekli bilgileri muhtevidir. Zaten biz de bu konudaki açıklamaları verirken kendisinden ziyadesiyle faydalandık.

3. maddede bahsedilen faaliyetleri Rusya'da mevcut buhranın uzamasına hizmet ediyor diye değerlendirmek kanaatimizce hatalıdır. Böyle bir değerlendirme Osmanlı Devlet ricali tarafından her halde ciddiye alınmamıştır. Bütün bunlar, Rusyalı Türklerin buhrandan istifade de haklarını ve hürriyetlerini nasıl kazanacaklarına veya muhafaza edeceklerine dair çalışmalardır.

4. maddede sözü edilen "Bütün Rusya Müslümanları Kongresi " en önemli faaliyettir. Her halde bu kongre ile ilgili bilgileri tam alamadığı için sadece ismini vererek geçiştirmiştir. Bu kongre ile ilgili (1-11 Mayıs 1917) zabıtlar bugün elimizdedir.
5. maddede bahsedilen Step, Çarlık Rusyası'nda Türk illerin idari taksimatından olan Bozkır Eyaleti'dir. Duma eski azası ise Alihan Bökeyhan (1896-1930) olup, I. Devlet Duması'nda Semipalatinsk oblastından seçilmişti. Aynı maddede adı geçen Sadri Maksudiyi Türkiyeli aydınlar zaten tanımaktadır. Raporda Tınıçbay olarak geçen şahıs ise II. Devlet Duması'na (20 Şubat / 5 Mart - 3 ve 16 Haziran 1907) Semireçi oblastan seçilen Muhammedcan Tınıçbaydır.

Rapor'da (27 Mart tarihli) şu teşebbüslere girişilmesi tavsiye edilmiştir:

1. "Rusya Müslümanları İttifakı" denilen fırkanın bir kongresini toplamak ve teşkilatını takviye,
2. Müftülük makamında bulunanların indirilip yerlerine seçilmiş kişilerin getirilmesi,
3. Türkçe'nin Rusya'da kullanılması,
4. İstanbul'un zaptı fikri aleyhinde bulunmak,
5. Müslüman ittifakı adına Bakanlar Kurulu'nda bir mevki sahibi olmak,
6. Petersburg'da bir Türkçe gazete tesis etmek.

Bunlardan 1, 2, 3 ve 4. maddelerde bahsedilen hususların gerçekleşmesi için Rusyalı Türklerce zaman zaman çalışılmıştır. Zaten 27 Mart 1917 tarihli rapor Şubat ihtilalinden iki - üç hafta sonra alınan eksik bilgilerle tanzim edilmiştir.

2. maddede bahsedilen müftülük seçimi meselesi ise Rusyalı Müslümanları her zaman meşgul etmiştir. Zira Rusya hükümetinin tayini veya tasvibi ile gelen müftüler Müslümanların hukukun muhafazadan ziyade kendilerinin metbuğu olan Rusya'nın menfaatlerine hizmet etmek durumundaydılar.
Raporda Rusya Müslümanların tam bir birlik= une ünite tarzında değil, o günkü hayat şartlarına göre birkaç gruba ayırarak incelenmektedir:
1 - Rusya dahilindeki Müslüman Türkler (Tatarlar ve bir kısım Başkırtlar) ile Kırım Müslümanları (Tatarları),
2 - Stepte yaşayan Müslüman Türkler (Kırgız-Kazaklarla Başkırtların bir kısmı),
3 - Türkmenler,
4 - Doğrudan doğruya Rus idaresi altına geçmiş olan Türkistan Müslümanları (Özbek, Sart ve Tacikler),
5 - Buhara ve Hive Hanlıkları ahalisi,
6 - Kafkasya'da sakin Müslümanlar.

Burada 6. sırada yer alan Kafkasya'da sakin Müslümanlar bahsini daha önce açıklayıcı bilgilerle sunmuştuk. Şimdi diğer 5 grubu rapordaki sıraya göre gözden geçirelim.
1. Rusya dahilindeki Müslüman Türkler (Tatarlar ve bir kısım Başkırtlar) ile Kırım Müslümanlan (Tatarları)
Rusya dahilindeki Müslüman Türkler, Tatar ve Başkırt dediğimiz Türklerin hepsi Ruslarla karışmışlardır. Hayat tarzları ve maişetleri Ruslar gibidir. Ufa Vilayeti ile Kazan ve Tavrida vilayetlerinin bazı sancaklarının dışında çoğunlukta değiller. Söz konusu yerlerde ise % 70'i geçmiyorlar. Genellikle çiftçilik, bahçecilik, hayvan yetiştirme ile uğraşırlar. İçlerinde bir kısım küçük tüccar ve zanaatkar, büyük tüccar ve imalata kadar yükselmiştir. Memur ve serbest sanayi erbabı azdır. Ulemanın fikir kaynağı İslam Medeniyeti olmakla beraber, Rusya vasıtasıyla gelen bu günkü medeniyetin tesirlerinden de masun kalmamışlardır.

Entellektüel sınıfın fikir gıdası hemen tamamen Rus kaynaklarından alınmış olmakla beraber, bu sınıf da milli hususiyetlerin muhafazası taraftarıdır. Asimilistler yok gibidir. Halkın ekseriyeti az-çok muasırlaşmış ulemanın tesiri altında bulunuyorsa da, entellektüellerin nüfuzu ulemanın nüfuzuna muadil olabilecek bir dereceye gelmiştir.

Kazan ve Kırım Tatarları ile Ufa ve Orenburg Başkırtlarının (bunların aralarında yaşayan ve gitgide Tatarlardan hiçbir farkı kalmayan Mişer, Tibeter gibi küçük boylar hariç) köylüleri bütün Rusya köylüleri gibi her şeyden evvel toprağa muhtaçtırlar. Ancak manevi ihtiyaçlar da toprak kadar önemlidir, ihtilalciler Rus köylüsüne "arazi ve hürriyet" vaat ederken Müslüman köylüsünün önderleri 'Yer ve din" diyorlar. Köylü Müslümanlar her şeyden evvel genişçe toprak ile dinde tam hürriyet isteyeceklerdir. Din fikrinin yerine gitgide muasır millet fikri yerleşmektedir. "Yer ve din" düsturu genç köylüler de "yer, din ve dil" haline geçmektedir.
Orta sınıf ise; her şeyden önce hakim addolunan Ruslarla siyaset ve iktisat sahasında tamamen eşit hukuka sahip olmayı ve hareketlerinde din ve milliyetlerinden dolayı hiçbir engellemeye maruz kalmamayı isterler.

Yani orta sınıfın menfaatleri Yahudilerinki gibidir:

"Hukukta eşitlik, tam hürriyet". Rusların himaye edilmesi serbest rekabeti önleyeceği gibi, Müslümanların hukuk ve hürriyetini sınırlandırıcı kanunlar da imkan ve rekabeti büsbütün ortadan kaldırır.
Ticaret ve sanayi erbabı kapitalist olduklarından sosyalizmin gelmesi ile mallarının ellerinden gitmesini istemezlerse de, şimdiye kadar mahkum millet olmaları her nevi ihtimale hoş bakmalarını icap ettirir. Ancak bu sınıfın Rus burjuvalarıyla uyuşması ve her nevi milli menfaatleri elde etmekten ziyade iktisadi menfaatlerini elden kaçırmamaya çalışması büyük ihtimaldir.

Büyük arazi sahibi zadegan yok denecek kadar azdır. Başkırtlarla Kırım Tatarları arasında mirzalar hala mevcut ise de topraklarının büyük kısmını ellerinden kaçırmışlardır. Kısaca Müslüman köylünün ihtiyaç ve isteklerine karşı duracak sağlam bir Türk Başkırt sosyal sınıfı yok gibidir.
Müslüman sanayi amelesi, Rusya sanayi mıntıkaları içine dağılmıştır. Müslüman kapitalistlerin karşısına ona hasım bir Müslüman sınıf bu kidede yoktur.

Netice olarak:

Şiddetli bir sınıf anlaşmazlığı yoktur. Din ve millet gibi birleştirici manevi amiller, ayırıcı (tefrik) maddi amillerden daha tesirlidir. Kaldı ki, tarihi gelenek icabı, köylü, ticaret erbabı ve sanayi zenginlerinin önderliğine razıdır. Keza, köylü ile şehirli zenginlerin sınıf menfaatleri de çatışmıyor. Kısaca Rusya dahilindeki Müslümanların umumi bir surette kapitalistleri ve entellektüelleri tarafından idare edilen bir kide olarak görmek hatalı olmaz. Her şeyden önce hukukta eşitlik, iktisadi-dini-milli hürriyet, kısaca harsi hürriyet isteyeceklerdir. Ancak, şahsi mülkiyeti kaldıracak bir sosyalizm hareketi köylüleri de arkasından sürükleyebilir.

Tatar ve Başkırtlar, Ruslarla karışık ve Ruslar arasında dağınık -yani tarihen kendi memleketleri olan yerlere Rus muhacirleri dolup iyice yerleşmiş olduğundan- ve kendi kendilerini idareye cidden kafi maddi ve manevi vasıtalara malik bulunmadığından, şu anda müstakil bir devlet haline gelemezler. İçlerinden belki bazı ali emeller besleyen nazariyetçiler çıksa bile, Kazan ve Kırım Tatarları ile Ufa, Orenburg Başkırtlarının ekseriyetle bu emel arkasından koşmaları, hatta milli bir arazi muhtariyeti istihsali için uğraşmaları söz konusu değildir. En büyük ve nüfuzlu sınıfı ticaret ve sanayi erbabının menfaati geniş ve kuvvetli bir devletin kültürel muhtariyete sahip, hür ve müsavi hukuklu vatandaşı (Citoyen) olarak yaşamayı icap ettirir.

Osmanlı Devletinin Karadeniz'de kuvvetlenmesi ve Ukrayna'nın Rusya'dan ayrılması halinde Kırım'ın Osmanlı himayesinde yarı müstakil bir hayat geçirmesi büsbütün imkan haricinde değildir.

Kazan, Kırım Tatarlarıyla Ufa, Orenburg Başkırtlarının içtimai ve siyasi programlan Kadederle S.R. arasında orta bir yer tutacaktır. Hatta Tradoviklerle teşrik-i mesai edebilirler. Fakat esasen kendilerinin hususi bir fırkaları gittikçe gelişmekte olan "Rusya Müslümanları ittiGUun<hr.

Raporda Kırım, Kazan Tatarları ile Başkırtların Ruslarla karışıkları ve hayat tarzlarının onlara benzediği ifadelerini yukanda zikrettik. Bu karışma hadisesi "Ruslaşma" anlamında olmamalıdır. Ancak devamlı Rus göçü ve emik yapının sayısal olarak değişmesidir. İleride görüleceği gibi bu kolonizasyon faaliyeti bütün Türk topraklarını ihtiva etmek üzere Sovyet yönetimi zamanında da devam edecektir. Rus kaynaklarından ulemanın fikir olarak faydalanması her halde, batı ilim ve düşüncesini alması anlamında kullanılmıştır. Bu ise gayet tabii ve gereklidir. Bahsedilen bölge Türklerinin hemen hepsi hangi sınıfa mensup olursa olsun milli-dini kimliklerini muhafaza etmişlerdir. Bütün rapor boyunca sözü edilen "Müslüman zenginler Rus burjuvası ile işbirliği yapar, milli istiklal istemez" nevinden ifadeler ise tamamen sathidir. Aksine bu insanlar milli şuurun canlanması için ellerinden gelen maddi gayreti göstermişlerdir. Kadederle işbirliği yapmaları iktisadi çıkarlarını korumaktan ziyade, siyasi yapı icabı, milli menfaatlerin onu gerektirmesi neticesidir. Kaldı ki, zenginlerden ihtilalci gruplara yardım edenler de vardır. Mesela, etrafında devrin ihtilalci gençlerini toplayan Tanğ Yıldızı" Kazanlı zenginlerden Abdurralıman Devletş(iıı] ile Begülme zenginlerinden Şakir Hakinim paralarıyla çıkmaktadır. Yine ilk Tatar Bolşevik organı olan " Ural" bir tüccar ailesine mensup Hüseyin Yamaş(ev) tarafından çıkarılmıştır.

Bölge insanının en önemli meselesi toprak ve milli-medeni haklarının verilmesidir. Milli şuurun uyanışında İsmail Gaspıralinin büyük etkisi vardır. Onun büyük tesiri ile XX. yüzyılın başlarında Kırım Türklerinin idaresini ele alan genç bir aydınlar tabakası ortaya çıkmıştı. Bu aydın zümresinin bir kısmı Rus yüksekokullarında tahsil etmiş, diğer bir kısmı da Türkiye'de eğitim görmüşlerdi. Bunlar kısmen Gaspıralinin milli adet-örfe bağlı fikirlerinin tesirinde, kısmen de batının ihtilalci, demokratik ve Çarlık Rusyası'ndaki ihtilalci hareketlerin etkisi altında kalmışlardı.

Bu etkileşim sadece Kırımlı aydınlara mahsus değildi. Diğer Tatar aydınları da aynı tesir altındaydı.
Sovyet literatüründe, Tatarlar arasında Avrupa kültürünü benimseme hareketinin doğuşunu, ticaret sermayesinin ihtiyaçları, Türkistan'ın Ruslar tarafından istilası veya XIX. asrın ikinci yarısında Rusya'da yapılan reformların etkisi vesaire gibi ekonomik şartlarla izah etmek bir adet haline gelmiştir. Şüphesiz bu hadisede sosyal ve ekonomik faktörlerin rolü de olmuştur. Ama, uzun zamandır olgunlaşmakta olan bu değişimi sadece bu faktörlere bağlamak yanlıştır.
Bu hareketin kaynağı, kendi çevresinden, manevi ve kültürel gelişmeyi engelleyen eski çerçeveleri kıran ve doğu kültürünün yanı sıra, batı kültürünün de benimsenmesi için esaslar kurmuş olan Şihabettin Mercanı, Hüseyin Fayyazhani ve Kayyumi Nasırı ile İsmail Gaspıralı'nın fikir, düşünce ve uygulamalarıdır.

1905 ihtilali sonrasında ve 1917 Şubat ihtilalinde Osmanlı Devleti'nden sonra siyasi faaliyetlerin en yoğun olduğu Türk Coğrafyası Azerbaycan, Kırım ve Kazan civarıydı. Dolayısıyla şimdi sözünü ettiğimiz Türk topluluklarında siyasi hayat ve faaliyet canlıydı. Raporda "köylüleri peşinden sürükleyecek bir ihtilalci hareket olabilir" deniyor. Gerçekten sosyal - politik programları ile Gaspıralı grubundan ayrılan "Genç Tatarlar Grubu" Kırım'daki Türk köylüsünün ağır iktisadi problemlerine eğilip, ilerideki Rus ihtilaline doğrudan tesir eden duruma gelmişlerdi. Milli, sosyal ve siyasi istiklal için Çarlık idaresine açıkça cephe alan Genç Tatarlar "toprak işleyenindir" diyerek Rus S.D. Partisi'nin görüşünü paylaşıyorlardı.

Raporda, Osmanlı Devleti'nin kuvvetlenmesine bağlı olarak yarı bağımsız fakat Osmanlı Devleti himayesinde bir Kırım Devleti'nin kurulabileceği ihtimalinden de bahsediyor. Kırımlı aydınlar ve gençler tarafından kurulan "Vatan" teşkilatı 1917 yılına kadar her köşede teşkilatlandı. Daha sonraki Kırım Türklerinin milli hareketlerini hazırladı. Daha 1911 yılında Rus (Kırım) polisi raporlarında Kırım Hanlığı'nı ihya etmek ve Türkiye ile ilgilerinden bahseden ifadelere rasdanmaktadır. Nitekim çok sonra, 9 Şubat 1918'de Brest-Litovsk Muahedesi imzalanır. Varılan anlaşma gereği Ukrayna tamamıyla müstakil bir devlet olarak Türkiye tarafından tanınmıştır. Böylece Boğazlar üzerindeki Rus tehdidi giderilirken, Kırım'da teşekkül edecek bir Tatar (Türk) Devleti'ni desteklemek imkanı doğuyordu.

Raporu hazırlayanın Kırım Türklerinin 17 (30) Mart 1917 tarihinde başlayan siyasi faaliyetlerinin sonucu 25 Mart (7 Nisan) 1917 Kongresi'nde "Kırım Türklerinin milli-medeni muhtariyetlerini" ilan ettiklerinden de haberi yoktur.

Türkiye'ye bağlılık ve sevgi sadece Kırım'da değil Kazan'da da fevkalade idi. Nitekim Enver Paşa Kazan Türklerinin milli kahramanı olarak tebcil edilmiştir42. Ne yazık ki daha sonraki yıllar Kazan Türkleri ile Başkırt Türklerinin siyasi tercihlerini ve anlayışlarını farklılaştıracak ve kolayca Rus-Bolşevik tahakkümüne girmeleri sağlanacaktır. Milli karekterli Sultan Galiev öğretisinin sonu ise zulümle neticelenecektir.

2. Stepte yaşayan Müslüman Türkler
(Kırgız - Kazaklarla Başkırtların bir kısmı)


Çarlık idaresi zamanında Türk toprakları:

a) Türkistan Genel Valiliği
b) Bozkır Valiliği diye ikiye ayrılmıştı. Söz konusu raporda Bozkır yerine "Step" tabiri kullanılmaktadır.

Bu bölgede yaşayan Müslümanların umumiyetle hayvancılıkla geçindiği belirtilerek, "kısmen bedevilikten ekinciliğe geçmek devresindedirler" denilmektedir. İbtidai ve basit olan dahili işleri kısmen kendi ellerine bırakılmış denilerek, bu durum bir çeşit "Muhtar idari sahibidirler" diye izah edilmektedir.

Rus merkezi hükümeti ise bu topraklan koloni tarzında idare etmektedir. Umumi valiler, seyyar idare ve inzibat memurları ile bunlara dayanak noktası olmak üzere kışla ve kalelere yerleştirilmiş az miktarda adı ve yaya asker merkezi hükümetin idare ve teyit kuvvetidir. Kazai işler bile, pek mühim olmayan bazı kısımlarda adet ve şeriat mahkemelerine bırakılmıştır. Seyyar olanlar için seyyar Rus mahkemeleri vardır.

Rus Maarif Nezareti'yle Hıristiyan olmayan kavimleri "tenassur" vazifesi olan ve Rusya'nın adeta Mezahib Nezareti hükmünde bulunan Sen Sinod tarafından açılmış birkaç mektep ise Rus - Ortodoks harsını stepe neşr ile uğraşır. Sayısı ve talebesi azdır. Buna mukabil, dini ve milli ideallerin şevkiyle, kendiliğinden tabii bir surette teessüs etmekte olan Müslüman - Tatar mektep ve medreseleri miktar ve ehemmiyetçe; Maarif ve Sen Sinod mekteplerinden çok ilerdedir.

Rusların bu topraklarda nüfuzunu en kuvvetli şekilde tahkim eden vasıta muhacerettir. "Tevzi'i ve Tanzim-i Arazi Nezareti" denilen Rusya Ziraat Nezareti, bir asırdan beri topraksızlıktan sıkışan Rus ve Ukrayna köylülerini Asya'ya (Sibirya, Step ve Türkistan'a) tehcir etmektedir. Bu tehcir hareketi 1905 Rus ihtilallerinden beri yoğunluk ve sür'at kazanmıştır. Hatta bir istatistiğe göre, 1906'dan 1914'e kadar 8 sene zarfında Asya'nın Müslüman arazisine tehcir edilen Rus ve Ukraynalı muhacirlerin miktarı, ondan evvel geçen 50 sene içinde gönderilen muhacir sayısından fazladır.

Hayvancılıkla geçimini sağlayan bölge sakinleri, arazilerinin hiçbir hakka dayanmadan Hıristiyan muhacirlere verilmesi sonucu mağdur edilmişler ve buna karşılık:

- Ev - barklarını terk edip doğuya hatta Çin içlerine çekilmelerini ve böylece memleketlerinin ve topraklarının büsbütün Rusların eline geçmesi,
- Ruslarla uyuşup bir dereceye kadar Rusluğa temessül eylemeleri şıklarından birini tercih durumunda kalmışlardır.

O halde buradaki ahali için en önemli mesele toprak meselesidir (Question agraire). Milli istiklal, sosyal gelişme, hatta hayat ve geçimleri buna bağlıdır. Entellektüelleri de bu meselenin halli için uğraşıyor. Kısaca bugün fikri ve siyasi meselelerden daha evvel toprak meselesinin halline gayret edeceklerdir. Esasen Kırgız -Kazak ve Başkırtların açık hakkı olan koca bir memleket arazisinin, birkaç defa Rus hükümetinin de resmen tasdik ve teslim ettiği üzere, kendilerine bırakılmasını ve oraya asla Rus ve Ukraynalı vesair muhacir sevk edilmemesini ve evvelce sevk edilenlerin geriye alınmasını isteyeceklerdir.

Kırgız - Kazak, Başkırtlar Es Er (S.R)'ler gibi toprağın devletten, imparatordan, hanedandan, manastır ve kiliselerden istirdad olunarak -Çünkü Kırgız - Kazak ve Başkırtların da bir kısım toprakları bunlar tarafından gasp olunmuştu- Socialisation yapılmasını, yani halka verilmesini talep edeceklerdir. Ancak, burada halktan murat o toprakların meşru sahibi olan bütün Kırgız, Kazak ve Başkırtlardır. Bu talepleri hukuken meşru'u ve siyaseten makbuldür. Rus - Kazak teşkilatı da bu yönde isteklerde bulunmuştur.

Muhtar idarenin asrın icaplarına uygun hale gelmesi için Kuzey Türklerinin (Kazan Türklerinin) hatta Rusların yardımı gerekecektir.
Bozkır Eyaleti Müslümanları da "Rusya Müslümanları İttifakına, dahildirler. Şurası da bir gerçektir ki, Rus partilerinden hangisi, onlara kendi topraklarını temini vaat ederse ona temayül edeceklerdir.

Buraya kadar verilen bilgilere göre "Step Müsiümanları"nın karşısında üç önemli mesele vardır:

1. Rus kolonizasyon faaliyeti ve bunun neticesi olarak Türklerin hayat tarzları cabı karşılaştıkları güçlükler; kısaca toprak meselesi,
2. Hıristiyanlaşürma veya Ruslaştırma çabaları,
3. Buna bağlı olarak eğitim meselesi.

Rus göçü vasıtasıyla bu toprakların gayri Türk unsurlarla iskanı, Çarlık ve Sovyet yönetiminin vazgeçemediği en önemli kolanizasyon metodudur. Böylece bu Türk coğrafyası, hiç olmazsa beşeri açıdan Rus coğrafyası olabilecektir.
Bugünkü Kazakistan, eski Bozkır arazisi ile eski Türkistan'ın bir kısmından meydana gelmektedir. 1897-1911 devresinde eski Bozkır arazisi halkının bu dönem içindeki Ruslaşürılması aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Verilen yıllar içindeki Rus sayısı bir milyondan fazla artarak üç mislinden fazla çoğalmış, bütün nüfustaki Rus yüzdesi iki misline çıkmışür. Köylerdeki Rus nüfusu şehirdekilerden çok daha hızlı artmıştır. Bozkır arazisinin Ruslaştırılması, ihtilalden önce, 1906'daki Stolypin reformlarının çerçevesi içinde, zirai yerleşimden ibaretti. Diğer taraftan 1911'den itibaren şehir halkının çoğunu Ruslar meydana getirmeye başladı. Rus kolonileşmesi 1914'e kadar devam etmiş, o yıl çıkan I. Dünya Savaşı bu hareketi durdurmuştur. Onun ardından 1916 Merdikar İsyanı, sonra 1917-1918 ihtilal ve kıtlığı, 1918-1920 İç Harbi ve nihayet 1921-1924 kıtlığı baş göstermiştir.

İhtilale kadar Rus ve Ukraynalı köylüler Kazak topraklarına geçerek yerli halkı hem otlaklarından hem de ekime elverişli topraklarından ettiler. Rusların ekseriyette olduğu şehirler yalatıldı. Çayırlıkları, bereketli ürün veren tarlaları, hatta otlakları ellerinden zorla alınan Kazak Türkleri, Sen Petersburg'un emriyle, Rus idarecileri tarafından sistemli bir plan ve metodla steplere sürülmüşlerdir. Kazakların ellerinden zorla alman toprakları, malları ve mülkleri oralara yerleştirilen Slavlara dağıtılmıştır. Bu sömürücülük ve yağmacılık faaliyeti XX'nci yüzyıla kadar.

1917 Şubat ihtilaline kadar Sibirya ve Orta Asya'ya 6.500.004 Rus göçmeni gelmişti. Bunların yaklaşık olarak üçte biri bugün Kazakistan olarak bilinen bölgede yerleştiler. Rus hükümeti böylece bir taşla iki kuş vurmuş oluyor, yani, bir yandan Türk ülkelerinde Rus nüfusunu artırmak suretiyle asker gücü ile işgal ettiği bölgelerde sömürü politikasına direnecek yerli halk karşısında üstünlük sağlayarak, emperyalist - koloniyalist maksatlarına hizmet ediyor, diğer yandan Avrupa Rusyası'ndaki topraksız köylüleri toprak sahibi yaparak o bölgedeki sosyal huzursuzluğu da azaltmaya çalışıyordu. Hayvancılıkla geçinen Kazaklar topraklarını ve hayvanları için elverişli meralarını Ruslara devretmek zorunda kalmışlardı.

1915 -1916 yıllarında hemen hemen bütün Türk topraklarında görülen "Merdikar İsyanı "na her ne kadar asker - işçi alımı meselesi sebep olarak gösteriliyorsa da, bu isyan bir bakıma bu coğrafyanın Ruslaştırılmasına bir tepkidir, karşı koymadır.

Hıristiyanlaştırma meselesine gelince; bu bir nevi din yoluyla Ruslaştırma olayıdır. Zorlayıcı tedbirlerle bir yere varılamayınca İlminski'nin meşhur usulüne başvuruldu. İlminski, edindiği tecrübelerden faydalanarak her boyun şive özelliklerine göre Rus harfleriyle ayrı ayrı basılmış kitaplar hazırlama fikrini savundu. Böylece, Türk boyları birbirinden ayrılacak kültür ve siyasi yakınlaşmanın gerçekleşmesi imkanı ortadan kalkacaktı. Bu usul SSCB rejiminde de devam etmiş ve bugün her Türk boyunun ayrı alfabesi ve edebi dili olan bir durum ortaya çıkmıştır. İlminski'nin tavsiyesi üzerine her boyun lehçesinde (ana dili) İnciller basıldı. Ama bu Hıristiyanlaştırma ameliyesi yine de istenen hızda yürümedi. Buna karşılık Gaspıralı İsmaillin "Ceditçilik" hareketi, milli şuurun eğitim yoluyla yayılmasına hizmet ederken, Ruslaştırma ve Hıristiyanlaştırma çabalarına da sed çekecektir.

3. Türkmenler

Raporda Türkmenler konusunda az bilgi sahibi olunduğu ifade edilmektedir. Hayat tarzlarının ve geçimlerinin Kırgız ve Kazaklardan faklı olmaması gerektiği söylenmektedir (s.38) ki doğrudur. Ayrıca Türkmen içine daha az muhacir sevk edildiği söylenmektedir (a.y.). Durum bugün için de doğrudur. Yeni cumhuriyetlerden en az Rus yüzdesi bulunanlardan birisi de Türkmenistan'dır. Her halde soğuk kuzey insanlarının sıcak iklimlerde yaşaması daha zordur.
Yine Türkmenlerin İran'ı aşarak Osmanlı Türklüğüne, Kaspi (Hazar) Deniz vasıtası ile de Kafkasya Türklüğüne bağlılıkları ifade edilmektedir.
Netice olarak, "Türkmen şubelerinden olan Osmanlı, Kafkasya, Azerbaycan (İran) Türkleriyle asıl Türkmen denilen kavim arasında lisan ve seciye benzerliği büsbütün kaybolmadığından Türkmenlerin gelişme ve ilerlemesinde Kafkas Türklerinin, hatta Osmanlıların mühim vazifeler edebilmeleri imkan haricinde değildir". Bugün bu cümlede "Osmanlı" yerine "Türkiye" sözünü koyarsak hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu görürüz. Raporu hazırlayanın, bilgim az dediği Türkmenler hakkında verdiği kısa ama özlü malumat bütün rapor boyunca verilenlerin hemen hemen gerçeğe en yakın olanıdır.

4. Doğrudan doğruya Rus idaresi altına geçmiş olan Türkistan Müslümanları (Özbek, Şart ve Tacikler)

Bilindiği gibi Rus isdlasına uğrayan Türk topraklan Türkistan Umumi Valiliği ve Bozkır Eyaleti diye iki büyük idari kısma ayrılmıştı. Raporda Bozkır Eyaleti üçüncü madde olarak açıklanmışu. Bu kısımda ise kabahatları ile Türkistan'ın durumu izah edilmektedir.

"XIX. asır ortalannda Rusya'nın Orta-Asya'yı (Hanlıkları) zapt edip doğrudan doğruya bir Umumi Eyalet (Gouvernement General) tarzında imparatorluğa ilhak ettiği Türkistan'da Türk-Müslüman miktarı %90 civarında olup Ruslardan fazladır". İstiklal an'anesi henüz büsbütün unutulmamıştır. Kazai işlerde İslam şeraitine az dokunulmuştur. İdari işlerde mahalli adetlere yardımcı olunmuştur. Tabii kaynakları zengin olup, halk muasır usul ve üretim vasıtalarından uzak ve mahrum olmakla beraber, tabii kabiliyetleri ve düzenli çalışmaları sayesinde genellikle fakir değildir.
Eski Türkistan Medeniyeti ve Maarifi pek "mütereddi" bir halde ise de tamamen mahvolmamıştır.

Rus idaresi, demiryolu, şose, posta-telgraf, muasır eğitim usullerini getirmiş, önemli bayındırlık işleri yapılmıştır. Türkistan'da su meselesi, Mısır ve Irak'ta olduğu kadar önemlidir. Rus idaresi bu meseleyi kısmen halletmiştir. Demiryolları vasıtası ile birçok Rus ecnebi ticaret ve sanayi erbabı buralara gelirken, yerliler de Orenburg, Moskova, Petersburg hatta Berlin ve Leibzig'e gitmişler ve böylece ticaret genişlerken muasır üretim vasıtaları buralara girmiş, memleket serveti artarken küçük bir entellektüel sınıf ortaya çıkmıştır.

Rus hükümeti "her kavim kendi mukadderatını kendi tayin etmek hakkını haizdir" düsturunu resmen ilan ettiği zaman, Türkistanlıların da, emperyalizmden başka bir şeye dayanamayan, yarım asır evvel gasp edilen "hukuk-u milliye, istiklal-i vatan ve milliyelerini talep etmeleri müsaittir. Ancak, eskiden, Buhara, Hive, Taşkent, Hokand hanlıkları ahalisi olan bu Müslümanların gençlerinden bazılarının böyle bir davaya (istiklal) kalkışmaları imkan haricinde değil. Ancak, davalarını ciddi ve devamlı bir ef al ile özellikle fedakarlığı göze alarak devam ettirmeye çalışacaktan ümit olunamaz.

Çünkü:

- Müstakil Hanlıklar zamanında (XVIII. - XIX. asırda) şarkta görülen üzücü vaziyet buralarda da cari idi.
- Muasır üretim ve ulaşım vasıtalarını görmek şöyle dursun, Rus Çarlığı'nın gösterdiği adaleti kendi hanları göstermedi.
- Fukara, Çarlık idaresinde gördüğü şahsın ve malın masuniyeti, maddi refah ve serbest hareketi hanlar zamanında asla göremedi.

Türkistan'da küçük bir ekalliyet teşkil eden Ruslar ahalinin din ve mukaddesasına hürmetkar görünmeyi siyasetlerine uygun görmüşler, yerlilerin çokluğundan, az muhacir sevk edebilmişlerdir.

Bunlara ilave olarak:

Türkistan tekrar istiklalini kazanır, Rusya ile arasına gümrük duvarı girerse, Moskova'ya pamuk, yün ve deri ve bütün önemli merkezlere her türlü meyve ihraç edip "akçe çeken" yerliler hayli zarar edecektir. Rusya hükümeti inkılabı müteakib oranlarda daha hürriyetperverane bir siyaset takip etmiş 'Türkistan'ın tanzimi zımmında" bir komisyon kurmuştur (Sadri Maksudi üye).
Türkistanlılardan çoğunun Rusya ile birlikte yaşayarak karşılayacakları yakın istikbalin daha hür ve mes'ut olacağı zehabında bulunmaları pek muhtemeldir.

Türkistan'ın istiklalinden iki sosyal sınıfın menfaati vardır:

Ulema ve Beyler (Genç entellektüeller sınıf menfaati ile değil, idealist sebepler tesiriyle).
Rus idaresi ulemanın nüfuzunu nispeten azaltmıştır. Ulema maddi müessirleri fikri ve ahlaki amillerle birleştirip örterek, bazı tesirlerde bulunabilirler. Zira halk üzerinde nüfuzları azalmamıştır. Ne var ki bunlar, kendi sınıflarının menfaatleri için bile ciddi gayret gösteremezler. Hanların istibdadı ahalinin, ulema da müstesna olmamak kaydıyla her tabakasında cesaret ve medeni faziletleri mahvetmiştir.

Beyler; eski hüküm ve saltanatlarının avdetini isterler. Sayıları azalmış, nüfuzları eksilmiş, kısmen Rus hizmetine girmişlerdir. Zaten Rusya ile harp ederken seciyesizliklerini göstermişlerdir. Asılzadelerden de hayır beklenemez.
Sermayedarlar, şehirliler ve arazi ile geçinen delikanlar ise, Rusya'dan ayrılmak şöyle dursun, büyük ihtimal Rusya hakimiyetinin idamesine bile taraftar olurlar.
Buna rağmen sosyal sınıflar anlaşmazlığı had safhada değil. Zaten, Ruslar gibi çok çeşidi partilere ayrılacakları zannolunamaz.

Rus muhaceretinin önünü alacak, Türkistanlıların arazisine, şeriat ve adete, sınıflar arasında müesses münasebetlere dokunmayacak, hukuk ve dini ve milli hürriyetlerini tevsii edecek, hükümet ve partiye müzahir olurlar. Bu yönüyle, "Rusya Müslümanları İttifakı"na girmeleri ve onun teşrik-i mesai ettiği partilerle birlikte hareket etmeleri beklenebilir.

Meseleye Ruslar açısından bakıldığında; Ruslar Türkistan'ın ayrılmasını istemezler. Türkistan Rus büyük sanayinin geniş ve emin çıkışlarından biri olduğu gibi, hammaddenin, özellikle pamuğun en zengin membaıdır. Yer altı ve yer üstü

zenginlikleri Rus sanayi ve ticareti için büyük gelecek vaat eder. Fergana Vilayeti toprak altı serveti bakımından Rusya'nın en zengin kıt'asıdır. Burada, kömür, demir, petrol, bakır, altın hatta radyum vardır.

Netice olarak:

Ciddi ve sürekli bir istiklal talebinde bulunmayacaklardır. İstiklali elde etmek için gerekli "ef al" ve harekete cesaret edemezler. Umum Rusya'da. Rusların ve başkalarının teşebbüs ve himmetiyle leyhlerine yapılacak ıslahata muhalefet etmezler, üstelik bu çeşit ıslahat, istikbalde Rusya'ya bağlılıklarını takviye bile edebilir.
Raporun özet olarak verdiğimiz Türkistan'la alakalı kısmında, açıkça görüldüğü üzere, ulema, beyler ve bazı genç entellektüellerin dışında istiklal isteyeceklerin bulunmadığı kanaati hakimdir. Burada zikredilen ulema, katı dogmatizm içinde olan "softa-yobaz" tarifi içine giren bir kesimdir. Aydın din adamlarının -ki ulema olarak onlar anlaşılıyor- istiklale karşı olmaları zaten beklenemez. Bazı genç entellektüellerin istiklal fikri ise şüphesiz "Cedid" usulü maarif sayesinde olmuştur. Bilinen o ki, Türkistan'da istiklal hareketi söz konusu olunca, bütün sosyal ve iktisadi sınıflar kendi çıkarlarını bir tarafa bırakarak "milli kıyam"a katılmışlardır. Dolayısıyla raportörün kanaatleri sathidir.

Müstakil hanlıklar devrindeki, cehalet, zulüm ve baskı ise bir gerçektir. Özellikle Buhara ve Hive hanlıklarında bu durum görülecektir. Ama şurasını da unutmamalı ki istiklalden murad, hanlıkların ihyası değil, muasır bir idare tarzı, yani millet hakimiyetinin sağlanmasıdır. Rusların Türkistan'ı bırakmayacakları zaten aşikardır. İstikbaldeki olaylar da bu yönde gelişecektir.

Rus idaresinin bayındırlık hizmetleri getirdiği de doğrudur. Yanlız bu hizmetler Türkistan Umumi Valiliği topraklarını ihya veya burada yaşayan ahalinin refah seviyesini yükseltmek için değil, Rusya sanayiine hammadde teminini kolaylaştırmak içindir. "Türkistan'da Rusların yerleştirdikleri tertibatın en mühim cihetleri; Avrupa usulünde nakliyat, demiryolları, eski şehirler yanında yeni usul ticaret kolonileri, telgraf ve posta, maliye teşkilatı, banka ve posta havalesi, asayiş temini için asri kanun ve yeni usul şehir hayatı ve şehir idare usulleridir". Türkistan ahalisi bu yenilikleri derhal kabullenmiş ve bu yönüyle gelişmeye açık bir toplum olduğunu göstermiştir.

Demiryolu meselesinde dikkate alınması gereken bir diğer husus da, Türkistan'ın, Rusya'dan başka dünyanın hiçbir tarafıyla demiryollarıyla bağlanmayıp bu ülkenin ham eşyasından münhasıran Rusların kendileri istifade eylemeleri ve dışarıdan mal gelemediğinden, kendi mahsullerini istedikleri fiyata satabilmeleridir.

Demiryollarının inşasına tesir eden amil her halde ticari olmaktan ziyade askeri idi. XX. yüzyıl başında Türkistan'da Hokand, Endican, Namangan, Margelan, Semerkant, Taşkent, Ürgenç .... gibi ticari merkezler vardı. Ticaretin gelişmesi yerli halk arasında da müteşebbislerin çıkmasına yardım etmiş ve bir tüccar sınıfı teşkil etmişti. Türkistan'la İç Rusya arasındaki ticaret başlıca, esasta askeri maksatlarla inşa edilen demiryolu hattı ile yapılıyordu. Türkistan'da ağır sanayi kurulmamış olduğu için büyük fabrikalar mevcut değildi. Aslında bu durum Çarlığın bu bölgeyi mümkün olduğu kadar geri bırakmak istemesinden kaynaklanıyordu.

Rusların sulama meselesi ve ziraat usullerinde çağın icaplarına uygun usuller getirdikleri doğrudur. Ama bunlar az zamanda çok ürün elde etmeye yönelikti. Türkistan topraklarında yüzyıllardır takip edilen sulama ve ekim geleneklerini nazar-ı itibare almıyorlardı. Halbuki muasır teknikle gelenek veya tecrübe birlikte kullanılmalıydı. Nitekim Sovyet yönetimi de bu sömürge ziraatine devam etmiş ve neticede Aral Gölü'nün büyük oranda kurumasına, bölgenin ekolojik dengesinin bozulmasına sebep olmuştur.

5. Buhara ve Hive hanlıkları ahalisi

Raporda, bu hanlıklar hakkında malumat verilirken, Rusya ile olan vassallık münasebetleri konusunda "Devletler Hukuku" meseleleri "hile-yi şer'iyye" tabiri ile izaha çalışılmaktadır.

"Rusya imparatoru adına hareket eden Türkistan Umumi Valisi ile bu hanlıkların devlet reisleri olan Buhara Emiri ve Hive Hanı arasında akdedilen mukavele-name ve muahedeler mucibince Rusya ile tayin edilen rabıtalar ve münasebet etmişlerdir. Bunlara göre bu iki devlet hükümdarları Rusya imparatorunun vassalı addolunmaktadır.

Hive ile olan muahede Hive hanının Rusya imparatorunun vassalı olduğunu açıkça zikrediyor (Seid Mouhamed - Rakim - Boughadour - Khan sereconnait fidel servieur de L'Empereur de toutes Les Rusies). Buhara emiri ile Rusya imparatorunun memuru arasında münakid mukavelenamede vassallığa dair özel bir kayıt yok ise de, emirin kabul ettiği sulh şartları ve maddeler vassallığı da beraber getirmektedir".

Buhara, Hive ve Rusya arasındaki ikili anlaşmalar ise rapora göre şunlardır:

- Semerkant'ta 11/23 Mayıs 1863'te akıl ve Enıir Seyid Muzafferiddin Han tarafından Karşi'de 18/30 Haziran 1863'te tasdik edilen ticaret anlaşması (Convention Commerciale).
- Rusya-Buhara arasında Şar'da 28 Eylül/10 T.evvel 1873'te akdedilen tahdid-i udud ve ticaret mukavelenamesi (Convention de Delimitations et Commerciale).
- Rusya ile Hive arasında Aidimyan'da 13/26 Ağustos 1873'te akd olunan sulh anlaşması (Traite de Paix).

Yukarıda zikredilen anlaşmalara dayanarak raportör, emir ve hanın Rusya Devleti'nin değil ancak, Rusya imparatorunun vassalı olduğunu, yani vassallığın şahıslarla kaim olduğu şeklinde bir iddia ortaya atıyor. Zira, "Rusya İmparatorluğu sükut etmiş, Romanofflar da ortadan kalkmıştır. Anlaşmalar da Emaret ve Hanlık Rusya Devleti'nin vassallığını kabul etmemişti. 1868 ve 1873'te ne Türkistan valisi Rusya Devleti'nin, ne de hanlar kendi devlederinin, bugünkü devlet mefhumuna göre mümessili olmak hakkına haiz değillerdi. Rusya imparatoru sahneden çekildiğine göre. Buhara ve Hive hanlarının metbu'u da ortadan kalkmış ve vassallık rabıtaları da çözülmüştür denebilir".

Şüphesiz bu ifadelerin haklılığı yoktur. Rusya'da değişen rejimdir. Rus şovenizmi renk değiştirerek devam edecektir.
XIX. yüzyılın ikinci yansına doğru Orta-Asya'da hakimiyet sağlamak için güçlü Avrupa devletleri arasında rekabet başlamış, İngilizler güneyden Afganistan ve Güney Türkistan ile yakından ilgilenmeye başlarken, Ruslar kuzeyden Türk topraklarını istilaya başladılar. 1868'de Buhara ve Hokand, 1873'te Hive (Harezm) hanlıkları Rus hakimiyetine girdiler. Hokand (Fergana) Hanlığı 1876'da ilga edildi.

Buhara ve Hive'deki sınıflar ise şöyle sıralanmaktadır:

1. Ulema
2. Beyler
3. Tüccar ve esnaf
4. Köylüler (dihkan) ve göçebeler.

"Ulema ve beyler" hakim sınıftır. Hükümdar ve hükümet bunlara istinad eder. Memurlar bunlardan çıkar. Beyler özellikle Özbek Türklerindendir. İktisadi ve siyasi kuvvetleri sahip oldukları arazi ve memuriyetlerinden gelir. Buhara Emiri veya Hani Özbek ailelerinden bir beydir. Geniş arazisi, büyük ticareti ve serveti vardır. Astragan ticareti onun inhisarındadır.

"Tüccar ve esnaf" çoğunlukla şehir ahalisinden kısmen Türk, kısmen de Şii mezhebinden ve İran asıllı Tacikler ile yerli Yahudi, az miktarda Hindu'dur.
"Dihkanlar"ın çoğu Özbek Türkü'dür. Pek küçük toprakları vardır. Beylerin arazisinde de çalışırlar. İyi çiftçi ve bahçıvandırlar. Az topraklarından çok pamu alırlar.

Bu bölgede yaşayan göçebe Özbekler, Türkmenler, Kırgızlar, Kazaklar hayvan beslemekle uğraşırlar. Hayvanları için emaretçe kendilerine hak ve mülk tanınmış toprakları vardır.
Rus muhacirleri tarafından sıkıştırılmış bazı Kırgız-Kazakların Buhara'ya ilticaları, burada geçimleri hususunda daha az sıkıntı çektiklerini gösterir.
Buhara emirinin ticaret ile uğraşması herhalde çok eski bir gelenekti. Uzun yıllardan beri Buhara emirleri, şehirlerde ticaret işlerinde mühim hisselere malik
idiler.

Bu dört sınıfın istiklal bahsinde tutumları ne olacaktır? sualine ise şöyle cevap aranmaktadır.
Başlarında emir bulunan hakim sınıfın menfaati istiklaldedir. Zira şimdi eskiden olduğu gibi teb'a üzerinde saltanat edemiyorlar. Büyük tüccarlar Rus himayesini isterler. Böylece kadı ve beylerin ağır gelen kaza ve hükümetinden sıyrılırlar. Maddi ve manevi sebeplere ilave olarak ulema nezdinde bir manevi amil daha vardır. Bir zamanlar İslam aleminin medar-ı iftiharı, ilim ve medeniyetin merkezlerinden "Buhara-yı Şerifin Hıristiyan bir devletin tabiiyetinde kalması. Bu durum ulema kadar hamiyet sahibi her Buharalıyı incitir. Dini ve milli hissiyatın, tüccar, esnaf, dihkan ve göçebe üzerinde tesiri vardır. Ancak maddi ve iktisadi düşüncelerin dihkanları ve özellikle esnaf ve tüccarı Rus himayesine taraftar kılmasından korkulur.

Çünkü:

Bütün şark hükümetleri gibi, Buhara ve Hive hükümetleri de esasen şeriate dayanan hükümetlerini, hemen hemen keyfi ve zalim bir siyaset ile tedvir etmişler ve teb'anın mal, ırz ve canıyla oynaya gelmişlerdir. Hanlar, beyler, hatta ulema irti-kab ve irtişadda, keyfi idarede, çok veren lehine hakim ve kazada ciddi hiçbir hudut tanımayarak orta sınıfın ve köylülerin çok mağdur olmasına sebep olmuşlardır. Rus himeyesi altında mezalim az da olsa azalmıştır.
Göçebeler intizamsız idarede hareket hürriyeti fazla olacağından, beyler ve ulemaya ilhak olabilirler. Ancak, tüccar, esnaf ve dihkanlar Rus himayesinin tamamen kalkmasını istemeyeceklerdir.

Buraya kadar zikredilen düşüncelerin bir kısmına katılmak mümkündür. Ancak, ister Hiveli, ister Buharalı olsun ve de hangi sosyal sınıfa mensup olursa olsun bu hanlıklar ahalisinin Rus tabiiyetine taraftar olmaları mümkün değildir. "İstiklal" hanlık veya emirliklerin devamı olarak ele alınmamalıdır. Zaten raporun biraz sonraki satırlannda bu konuda az-çok bilgileri bulmak mümkündür. Ulema için söylenenler ise daha önce de belirttiğimiz gibi doğrudur. Ham bir yobazlık ile hareket eden birtakım insanlar, hem bu bölge, hem de bütün Rusya Müslümanlarının, 1917 senesinde önlerine çıkan tarihi fırsattan faydalanmalarına mani olan faktörlerden biridir. Cedidçiler ve Kadimciler mücadelesini gözden uzak tutmamak gerekiyor.

"Rusya'da her millet kendi mukadderatını tayin etmelidir, diyenler bile Buhara ve Hive'de beyler ve ulemalara yakınlık duyup, Orta-Asya hanlıklarının Rusya'dan tamamen ayrılıp bağımsız bir devlet kurmalarına taraftar olmazlar. Zira burada sözü edilen demokrasidir. Buhara'da ve Hive'de idealist maksada istiklal isteyenler azdır. Demokrasinin aksine istiklal isteyenler, yerli halkı istismar (exploitation) için istiklal istiyorlar. Rus demokratları da bunu istemez. Moskova'nın en iyi müşterilerinden birisi Buhara olduğu gibi, Rus mensucatına pamuk yetiştiren yerlerin en önemlilerinden birisi de Buhara Hanlığı'dır.

Netice olarak:

Buhara ve Hive hanlıkları istiklal için ciddi bir mesai ve yardım edeceklerini, hele bazı fedakarlıkları göze alabileceklerini zannetmiyorum.
Rus demokrat hükümetleri de kendiliklerinden hukuk-u akvam esasına binaen Buhara ve Hive'nin istiklallerini ilan edeceklerini asla ümit etmiyorum.

Şimdiki durum:

- Aydın fikirli genç yerlilere Kuzey Türklerinin entellektüelleri ile Rusya demokrat ve idealistleri yardım ederse, hanların keyfi idarelerine karşı bazı sınıflar harekete geçerler.
- Telgrafla bildirildiğine göre hanların, hanlıkları hukuki bir şekle kavuşturmak için bazı vaatlerde bulunmaları muhtemeldir. Fakat bunlar Rus hükümetinin arzusuna göre olacaktır.
- Rusya'da cidden terakkiperver ve demokrat bir idare teessüs ederse, hanlıklar dahilinde ıslahat temin olur. Hanlıklar ahalisinin terakkiperver kısmı ile hami hükümetin arzusu birleşirse muhafazakar ve mürteci unsurların aleyhine ıslahat olur. Fakat bu hanlıkların istiklalinin artması değil, eksilmesi demektir".
Rapor hazırlanırken alınan bir habere göre, Buhara gençleri handan ıslahat isteyerek nümayiş yaparlar. Muhafazakarlar da karşılık verince bazı gençlerin hayatı tehlikeye girer. Ancak Moskova Müslüman Kongresi ve Rus hükümetinin müdahalesi ile kurtarılırlar. Bu arada bir genç, muhafazakarlar tarafından yaralanmıştır.

Son paragrafta bahsedilen olaylar Nisan 1917'de meydana gelmiştir. Aslında Buhara Hanlığı dahilinde teceddüt ve ıslahat hamlelerine karşı mutaassıp zümre ' himaye ve mezhep ihtilafını tahrik eden Rusya ve onun Türkistan'daki memurı idi. Fakat gittikçe hızını artıran bu hareket nihayet " Genç Buharalılar Cemiyeti şeklini aldı. 1917 ihtilali ile, Buhara Hanlığı'nın Rus boyunduruğundan kurtulma zamanının geldiği takdir edilmeye başladı ise de, emir, "Genç Buharalılar"m teceddüt ve ıslahat hareketine karşı daha şiddetli tedbirler almaktan geri kalmadı. Buhara emiri, Nisan 1917'de, Rus memurlarının şiddetle mani oldukları teceddüt ve ıslahat hakkında bir ferman neşretti ise de, ertesi gün "Genç Buharalılar"m nümayişini şiddetle tenkil ettirerek, daha mürteci bir hükümet teşkil etti. Raporda bahsedilen son olay budur.

Daha sonraki yıllarda Genç Buharalılar Bolşeviklerin yalanlarına kanacaklar ve Buhara ve Hive hanlıklarında Kızıllar harekete geçerken, Buhara emirinin mutaassıp idaresine karşı ileri fikirli Buharalılar da mücadeleye başlayacaklardır54. Buhara ve genel olarak Türkistan'ın yerleşik Türk ahalisi, uzun zamandan beri dini taassup ile Ortaçağ teşkilatı alünda, beceriksiz han ve emirlerin idaresinde adeta yaşama kudretini kaybetmişti55. Nitekim bu ruh hali hem Çarlığın, hem de bolşeviklerin işini kolaylaşüracakür. Raporda en zayıf ihtimal olarak bahsedilen müstakil Buhara Cumhuriyeti, kısa ömürlü de olsa kurulmuştur. Bu milli kıyamda belirleyici faktör; iktisadi menfaatler değil, hür yaşama azmi ve şuuru olmuştur.

Hakikaten raporda belirttiği bu konu ile I. Rusya Müslümanları Kongresi ala-kadar olmuştur. Kongrenin 10 Mayıs tarihli oturumunda İzzet Berdiyef Buhara ile ilgili bilgiler vermiştir. Bu konuşmada Buhara'nın eski güçlere yardım ettiği ifade edilmiştir. Emir, ıslahata taraftar değil, karşıdır ve onunla işbirliği yapılamaz. Buhara emirinin tamamı Rus hükümeti tarafından dikte edilen 7 Nisan 1917 beyannamesi, Buhara adeti ve geleneği üzerine resmi dil Türkmence olduğu halde, Farsça basılmışur.
Raporun bundan sonraki kısmı "Neticeler" olarak verilmektedir.

Buna göre:

1. Rusya inkılabıyla ortaya çıkan ve mevcut sosyal kuvvetleri temsil eden partilerden hiçbirisi diğerine hakim olacak derecede değildir. Kaldı ki zamanla idare sağa temayül ediyor. Sosyalist unsur faal olmaktan ziyade mutavi (passif) bir vaziyete gelecektir.
Zannedilenin aksine Bolşevikler Ekim ihtilali ile idareyi ele alacaklardır.

2. Hükümet şeklinin yakında demokratik ve parlamenter bir cumhuriyet olarak tanzimi isteniyor. Millet esaslarına değil, sırf mahalli ve idari esaslara istinat etmek üzere bu cumhuriyetin desantralist bir şekil alması da beklenebilir.

3. Kurucu Meclis galiba önümüzdeki kış mevsiminde toplanacaktır. Ekseriyeti bugün geçici hükümeti elde tutan liberal-sosyalist blok teşkil edeceği zannolunuyor.

4. Geçici hükümet olmasa bile halkın ve partilerin büyük çoğunluğu bir an evvel harbin bitmesini ve sulhu istiyor. Ancak münferit sulh istemiyor. Çünkü bu Almanya'nın galibiyetini temin eder. Rus sosyalistlerinin nasıl olursa olsun harbe son vermek istediklerini zannedenler yanılıyorlar.
Halbuki, yanılan raporu hazırlayanın kendisi olmuştur. İdareyi ele geçiren bolşevikler kısa zamanda sulha razı olmuşlardır. Çok daha önce, Kopenhag'daki Türk elçisinin 20 Mart 1917 tarihli yazısında, Rusya'da ihtilal hareketi sonunda, Rusya'nın "münferit bir sulh" akdedeceği görüşü vardı. Bu surede, ihtilalin ta başından beri "ayn sulh akdi" görüşü ortaya atılmıştı. Böyle bir sulhun Türkiye bakımından bilhassa arzu edildiği muhakkaktı. Yine, Stockholm çıkışlı 15 Nisan 1917 tarihli haberde de Sosyalist Lenin'in sulh akdi taraftarı olduğu bildirilmektedir-58. Tabii ki, raporu hazırlayanın bunlardan haberi yoktur.

5. Finlandiya: Rusya Cumhuriyeti'ne zayıf bağlarla bağlı, yahut bağımsız bir cumhuriyet olacaktır.
Lehistan: Büyük ihtimal, Rusya, Almanya ve Avusturya'ya hiçbir surette bağlı olmayacak bağımsız bir devlet olarak kalacaklardır.
Yahudiler: Rusya'da sakin diğer kavimler ile müsavi hukuk ve harsi muhtariyet kazanacaklardır.
Ukrayna: Ayn millet sayılırlar. Milli ve harsi muhtariyet tasdik ve teslim edileceği muhakkak. Ancak, Rusya'dan ayrılıp, müstakil bir devlet teşkilleri mümkün değil. Avusturya - Macaristan tarzında bir Rus - Ukrayna devleti olabilir.

Kafkasya kavimlerinin Rusya'dan ayrı "Cemahir-i müttehide" tesis etmeleri zayıf ihtimal.
Rapor buradan itibaren daha önce bahsettiğimiz Rusya'da yaşayan Müslümanların tutumu ve gösterecekleri tepkiler üzerindedir. Bu tespitlerde istiklal arzusu lehinde ifadeler bulmak zordur. Halbuki bütün Türk boyları istiklal için çalışmışlar, fakat şartların aleyhlerine gelişmesi sonucu bu maksatları gerçekleşmemiştir.
Bunun sebeplerinin başında; 1917 ihtilaline herhangi bir siyasi hazırlıkla gelmemiş olan Rusya Türklerinin bilhassa iş yapabilecek az sayıdaki aydınları arasındaki siyasi, içtimi, farklı görüşlerin olması geliyordu. Şurası da bir gerçek ki ihtilal ayları boyunca siyasi istiklal düşünmeksizin, ancak kültürel muhtariyet veya topraklı federasyon peşinden koşan Rusya Türkleri, idari tecrübe, teşkilat, nüfus yönünden üstün ve yetişmiş askeri kadroya sahip Ruslar karşısında aciz kaldılar.

Raporun son üç sayfası Rusya Müslümanları ile Osmanlı Devleti'nin müşterek menfaatlerine ayrılarak, neler yapılabilir? sorusuna cevap aranmaktadır. "Rusya'da sakin milletdaş ve dindaşlarımız tarafından temasta bulunmaya acele edilmiyorsa, buna sebep Alman husumetidir" ifadesi dikkati çekiyor. Zira Rusyalı Müslümanların Almanya ve müttefiklerinden biriyle temasta bulundukları anlaşılırsa, Müslüman ileri gelenleri ve özellikle Müslüman müesseselerin itibarını eksiltecektir. Şüphesiz bu kanaatler, Rus idaresinden korkan ve çekingen davrananlar için doğrudur. Ancak, I. Dünya Harbi'nde Türkler Almanya'ya karşı savaşmak şöyle dursun, askere alma kararına karşı çıkmışlar ve meşhur ""Merdikar" isyanlarını başlatmışlardır.

Osmanlı Devleti "Müslüman Türklere, şu esnada ne surette olursa olsun, fikri vesair yardımda bulunmak üzere yazılı vasıtalardan asla usanmamalıdır. Bugün onlara yapılacak yardım ilerde fazlasıyla geri alınır".

"İsveç veya İsviçre'de Rusya'daki Müslümanların ahvalinden, amalinden bahs, Avrupa lisanlarından birisiyle muharrer bir "Mecmua-yı Mevkute" neşredilmelidir. Bu mecmuanın idarehanesi, Rusya Müslümanlarının ahval ve vekaine dair bir nevi istihbarat ve irtibat bürosu olmalıdır. Böylece Rusya'da sakin Müslümanların hariçte bir merkezleri kurulmuş olacaktır. Bu merkez İstanbul'daki Umur-u Şarkiye şubesine bağlı olur... Geçen sene kurulan "Rusya'da Sakin Müslüman Türk - Tatarların Hukukunu Müdafaa Komitesi" bugünün şartlarına uygun olarak esas ve gayelerinde bazı tadilat icra etmeli, istihbarat ve neşriyat bürosu ve onun yayın organı olacak mecmua, bu komitenin tezahürat-ı hariciyesinden olarak gösterilmelidir.".

Yazımıza son vermeden önce, yukarıda sözü edilen cemiyetten bahsetmek istiyoruz. Rusya'ya karşı harp başladıktan az sonra, "Rusyadaki Müslüman ve Türk kavimlerinin, medeni ve siyasi haklar isteyişlerinin" sesini dış aleme duyurmak maksadıyla, İstanbul'da bazı faaliyeder yapıldı. Bu maksatla, aslen Rusyalı olan ve bu sıralarda Türkiye'de yaşayan bazı kimseler tarafından birkaç dernek kuruldu. Bunlardan biri de "Rusya Müslümanları Türk - Tatar Milletleri Müdafaayı Hukuk Cemiyeti" idi. Adından da görüldüğü üzere bu cemiyet siyasi mahiyette olup, Rusya' daki Türk asıllı kavimlerin siyasi haklarını müdafaa edecek ve bunların elde edilmesine çalışacaktı.

Kurucuları:

Yusuf Akçura, Dr. Hüseyinzade Ali, Muhammed Esad Çelebizade, Mukimeddin Beyitşaudur (Beycan). Cemiyetin asıl faaliyetinin, tarafsız bir ülke olan İsviçre'de yapılması gerekiyordu. Nitekim, burada birçok Türk talebesi bulunuyor, ayrıca Rus siyasi mültecileri de vardı. 27-29 Haziran 1916'da Lausanne'da Rusya'da azınlıkta olan (ve ezilen) milletlerin bir kongresi toplanmıştı. Yusuf Akçura ve Hüseyinzade Ali Beyin bu kongreye katıldıkları anlaşılıyor. Ayrıca, Zürich'te ikamet eden Lenin'le de görüşmüşlerdir. Bu görüşme sırasında Lenin'e cemiyetin hazırladığı beyanname verilmiştir. Lenin, Sizin istediğiniz hukuk, biz mevki-i iktidara geçersek ziyadesiyle teinin olunacaktır. Mamafih bu yazılarınızı okuruz, muvaffık görürsek gazetelerimizde neşrederiz" demiştir.

Kısa süre içinde "Lenin ve arkadaşları iktidarı ele geçirmişler; ancak, Türk ve Müslüman milletler Çarlık idaresini aratacak bir istibdat çemberi içinde, XX. yüzyılın sonlarına kadar ıstırap çekmişlerdir. Dileğimiz, bu kardeş topluluklar hakkında sağlam bilgilere sahip olarak, akılcı ve tarihteki hadiselerden ders alarak hataların tekrarlanmamasıdır. Dedelerin ve babaların hatalarını torunların telafi etmek zorunda kaldıkları bir hakikattir. Siyasi ve iktisadi nizamlar değil, milletler kalıcıdır ve öyle olmalıdır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Günümüzdeki Diğer Türk Cumhuriyetleri'nin Tarihi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir