Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Balkan ve I. Dünya Harplerinde Mevlevihaneler

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Balkan ve I. Dünya Harplerinde Mevlevihaneler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:25

BALKAN VE I. DÜNYA HARPLERİNDE MEVLEVİHANELER

NURİ KÖSTÜKLÜ


Levha 177
Böyle bir konuyu araştırmaya başlarken ancak bir tebliğ hacmi kadar bilgi bulabileceğimizi tahmin ediyorduk. Fakat araştırmamız derinleştikçe oldukça zengin arşiv malzemeleriyle karşılaştık. Bu yüzden söz konusu çalışmamız buradaki tebliğ süremize sığmayacak bir hacme ulaştı. Yakın bir gelecekte müstakil bir çalışma olarak yayınlamayı düşündüğümüz araştırmamızın, biz ancak burada süremizin elverdiği ölçüde kısa bir özetini takdim etmekle yetineceğiz.

Mevlevihanelerin Balkan ve I. Dünya Harplerindeki faaliyetlerini daha iyi anlayabilmek ve tarih zemininde layık olduğu mevkiye oturtabilmek için meseleyi, Anadolu'nun fethinden itibaren bu gibi müessese mensuplarının veya geniş anlamda dervişlerin, devlet ve toplum hayatındaki yeri ve misyonu çerçevesinde düşünmek gerektiği kanaatindeyiz.

Fuad Köprülü'nün ve Ö. Lütfı Barkan'ın araştırmalarında ortaya koyduğu üzere, "Alperen", "Abdalan-ı Rüm", "Horasan erleri", "Kolonizatör Türk dervişleri" olarak adlandırılan, geniş anlamdaki derviş zümreleri, Osmanlı'nın kuruluş ve gelişme dönemlerinde devletin ve toplumun yanında oldukça aktif görevler üstlenmişlerdi. İlk devirlerde durum bu iken, Osmanlı'nın son dönemlerinde, diğer müesseselerde olduğu gibi, bu müesseselerde de bozulmalar görülmüş ve eski özelliklerini kaybetmeye başlamışlardı. Ancak, araştırmamıza konu olan Balkan ve I. Dünya Harpleri sırasında, bazı istisnalar olmakla beraber, Mevlevileri ilk devirlerin Alperenlerine, kolonizatör Türk dervişlerine benzer bir hareket içinde olduklarını görüyoruz.
Şimdi, söz konusu harpler sırasında Mevlevihanelerin tutum ve davranışlarını ana hatlarıyla aktarmaya çalışalım.

Balkan Harbi'ne yaklaşan günlere baktığımızda, Girit'te oldukça buhranlı günler yaşandığını görüyoruz. Adayı terke zorlamak için Girit'teki Müslümanlara şiddetli baskılar yapılıyordu. Böyle bir ortam içerisinde Girit-Hanya Mevlevihanesi adanın Yunanistan'a ilhakını önleme ve adadaki Müslüman varlığının devamını sağlama gayreti içindeydi. Hanya Mevlevihanesi Şeyhi Mehmed Şemseddin Dede 15 Mayıs 1912 tarihinde merkezleri olan Konya Mevlana dergahına gönderdiği maruzatda, adadaki durumun Müslümanlar aleyhine gelişme gösterdiğini anlattıktan sonra her ne pahasına olursa olsun hicret etmeyeceklerini ve edecekleri de önlemeye çalışacaklarını ifade ediyor. Mevlevihane bu yolda mesaiye başlamıştır. Biraz ileride bahsedeceğimiz üzere aşağı-yukarı 5-6 ay sonra patlak verecek Balkan Harbi sırasında da gerekli hassasiyeti gösterecek olan Girit-Hanya Mevlevihanesi, bu günlerdeki davranışıyla bize futühat devrindeki uçlarda, sınır boylarında toprağı vatan yapan ve oraya sımsıkı tutunan kolonizatör Türk dervişlerini hatırlatıyor.

Yakın Türk tarihinde derin izler bırakan ve kısa sürede Osmanlı'nın Balkanlarda çözülmesiyle neticelenecek Balkan Harbi'ne Osmanlı Devleti özellikle lojistik ve personel bakımından hazırlıksız yakalandı. Sağlık hizmetleri eksikliği ve yiyecek sıkıntısı had safhada idi.

İşte, böyle bir ortamda İstanbul Mevlevi meşayihinden anlamlı bir teşebbüs başlatılıyor. İstanbul'daki Yenikapı Mevlevihanesi'nin Osmanlı savaş yaralıları için hastaneye dönüştürülmesi düşünülüyor. Galata Mevlevihanesi de bir komisyonun kontrolünde ayni ve nakdi yardımları toplama merkezi haline getiriliyor. Bu faaliyetleri ihtiva eden ve Mevlevileri yardım yapmaya davet eden 6 maddelik bir talimatname hazırlanıyor. Üzerinde tarih bulunmayan ancak takip eden belgelerden 6 Kasım 1912 veya bir-iki gün önce hazırlandığını anladığımız talimatnameyi Merkez Konya Mevlevihanesi oldukça müsbet karşılıyor ve 12 Kasım 1912 tarihli bir genelge ile durumu bütün Mevlevihanelere resmen tebliğ ediyor.

Bu şekilde Mevlevihaneler, harbin devam eden günlerinde organize bir yardım ve lojistik destek faaliyetini başlattılar. Bir az sonra bahsedeceğimiz gibi, takip eden günlerde pek çok Mevlevihane bu kampanyaya gücü nisbetinde katıldı. Burada yapılan yardımları "bir emrin yerine getirilmesi" şeklinde değerlendirenler olabilir. Ancak, biz bu fikrin yanlış olduğu kanaatindeyiz. Çünkü, böyle bir organize faaliyet başlamadan ve 12 Kasım tarihli tamimden haberdar olmadan önce, bazı Mevlevihanelerin devam eden harbin üzerlerine yüklediği mesuliyet duygusuyla hareket ettiklerini görüyoruz. Nitekim Bursa Mevlevihanesi buna bir örnektir.

Bursa Mevlevi Şeyhi Mehmed Şemseddin, söz konusu tamimden 6 gün önceye rastlayan 6 Kasım 1912 (24 Teşrin-i evvel 1328) tarihli Konya Dergah-ı Şerifı'ne gönderdiği maruzatda; din ve mukaddes vatan uğrunda canlarını feda eden askerlerin haşarıları için harbin başlangıcından itibaren gece-gündüz zikirler çektiklerini, bu şanlı cihad görevinde Bursa'daki Mevlevi dervişlerin gönüllü olarak harbe katılmak için devamlı müracaatda bulunduklarını bildirmektedir.

Bu arada daha önce 12 Kasım tarihiyle dergahlara gönderilen Merkez Konya'nın genelgesi doğrultusunda faaliyetler başlamış idi. İlk olarak Ankara Mevlevihanesi'nin yardımına rastlıyoruz. 26 Kasım 1912 tarihli Şeyh Mustafa Nureddin'in Konya'ya gönderdiği yazısından anladığımıza göre, Ankara Mevlevihanesi Ankara Redif Taburu'na bir at hediye etti. Daha sonra Galata'daki yardım komisyonuna yardımlar gönderdi. Bu defa da üçüncü kez olarak 2 adet Osmanlı Lirası göndermişlerdi.
Yardımlar konusunda Ankara'yı Çankırı, Amasya, Kıbrıs, Hanya, Urfa, Şam Mevlevihaneleri takip etti. Aşağı-yukarı harbin başlangıcından itibaren 1,5 ay içinde yani Kasım sonlarına kadar hastane için İstanbul'a yardımlar gönderildi.

Çankırı Mevlevileri, şeyhleri Hasib Dede'nin ifadesiyle; sevgili Padişahın ve mücahid askerlerin ve millet ve vatanın selamet ve başarısı ve din ve vatan düşmanı olan kafirlerin kahr ve hezimeti için devamlı olarak hayırlı dualar ve feth suresi okumuşlar, yetmişbin tevhid çekmişler ve her vakit de dualara devam etmekte idiler. Yardım için 345 kuruş toplayıp Galata Mevlevihanesi'ne göndermişler ve yardım toplamaya devam ediyorlar idi. Amasya Mevlevihanesi Şeyhi Es-Seyyid Mehmed Muhyiddin Dede hastane yardımı olarak Galata Mevlevhihanesi'ne 2 Lira göndermişti. Şam Mevlevihanesi gücü yettiğince bu yardım kervanına katıldı. Kütahya Mevlevi Şeyhi Vekili Mustafa Nuri, Konya'ya gönderdiği arzda, "Selamet-i millet ve devlet içün bi'l-umum dergah-ı şeriflerde olduğu gibi (Kütahya'da da) sure-i feth ve ism-i celal-i şerif kıraat olunduktan sonra sürekli dua" ettiklerini bildirdi. Ancak burada bir hususu da belirtmeden geçemeyeceğiz. Şeyh Vekili bu ifadelerinin hemen arkasında Mevlevihane'de dönen entrikaları, selefiyle olan post kavgalarını dile getirerek, muhaliflerini ağır bir dille Konya'ya şikayet etmektedir. Balkan Harbi gibi birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan hassas bir ortamda bir Mevlevi şeyhinin vatan-millet sevgisini dile getirdiği bir arzında uzun uzadıya şahsi menfaat çatışmalarını konu etmesi, bize, bu dönemde az da olsa bazı Mevlevihanelerde dejenerasyonun varlığını gösteren birer işaret olabilir. Nitekim, söz konusu arzın bulunduğu Mevlana Müzesi Arşivi 97 numaralı zarfta Kütahya Mevlevihanesi'ndeki çıkar çatışmalarını ve entrikaları konu alan pek çok belge vardır. Mevlevi-hanelerde istisna kabilinden kabul edebileceğimiz bu tür örneklerin görülmesi, bize göre Yakınçağ Osmanlı toplum yapısının karakteristiği çerçevesinde pek de yadırganacak durum olmasa gerektir.

Öte yandan, daha önce bahsettiğimiz üzere, Balkan Harbi sırasında sıkıntılı günler yaşayan Ciridi Müslümanlar, Yenikapı'da açılacak hastaneye yardım konusunda kayıtsız kalmadılar. Mevlevihane'nin gayretiyle Hanya'da bir Hilal-i Ahmer Heyeti oluşturuldu ve bu heyet vasıtasıyla bütün Hanya Müslümanlarından toplanan yardımlar peyderpey Hilal-i Ahmer Merkezi'ne gönderiliyordu".

Yine bu günlerde vatanın bir diğer ücra köşesinden ta Urfa'dan ses geliyor. Urfa Mevlevileri topladıkları 13 mecidiyeyi hastane yardımı olarak Galata Mevlevihanesi'ne göndermişlerdi. Ancak bu paranın daha sonra iade edildiğini tespit ediyoruz. 30 Aralık 1912'de Şam Şeyhi'ne gönderilen bir talimatdan anladığımıza göre, hastanenin açılışı o günün bazı sebeplerinden dolayı ertelenmiş ve toplanan yardımlar şimdilik mahallinde beklemeye alınmıştı.

Kıbrıs Mevlevihanesi'nin diğerlerine oranla daha aktif ve çok yönlü çalıştığım görüyoruz. Şüphesiz bu durum Girit gibi Kıbrıs'ın da yakın bir Yunan tehdidi al-unda oluşundan kaynaklanmaktaydı. Hastane yardımı için Lefkoşa'dan 600 Lira gönderildi. Kıbns Şeyhi Celaleddin Mehmed bir taraftan yardım faaliyetlerini yürütürken bir taraftan da adadaki Rumların siyasi ve askeri faaliyetlerini yakından takip ediyordu. Kıbns Şeyhi 31 Aralık 1912'de Konya'ya gönderdiği bir raporda, Rum milletvekillerinin adayı Yunanistan'a bağlamak için Atina ve Londra'ya gittiklerini Venizelos'un da bu meseleyi Londra'daki toplantıya getireceğini istihbar ettiklerini, 60 bin Müslüman'ın geleceğinin karanlık olduğunu bildirdi. Mevlevihane, bu gelişmeler karşısında, ne yapmaları gerektiğini Konya'dan soruyordu.
Konya Mevlevi Şeyhi bu raporu alır almaz konuyu Sadaret'e bildirmiş ve bu konuda aktif tedbirler alınmasını istemiştir. Bu arada Balkan Devlederi insanlığa sığmayacak şekilde Rumeli'yi yakıp yıkıyorlar, Mevlevihaneler de bundan nasibini alıyordu.

Konya Mevlevihanesi Şeyhi, harbin başlamasından aşağı-yukarı üç ay sonra 30 Ocak 1913 (17 Kanun-ı sani 1328) tarihiyle Sadaret'e gönderdiği mektupta; mütteflklerin Balkanlarda Müslüman sivil halka karşı işlemekte oldukları cinayetler ve insanlık dışı davranışlarının kamuoyu vicdanında üzüntülere yolaçtığını belirtip, medeniyede iftihar eden Avrupa Devletleri'nin meseleye kayıtsız kalmalarının tarikat ehlinde ve Müslümanlarda büyük bir öfke ve üzüntü yarattığını ifade ediyor. Şeyhin bundan 80 küsür yıl önceki bu ifadeleri bize, medeniyet bayrağını elinden bırakmayan Avrupalıların günümüzde Bosna-Hersek'de işlenen insanlık ayıbına karşı kayıtsızlığını, hatta teşvik ve desteğini hatırlatıyor.

Şeyh, yazısının devamında; bu durum karşısında hükümetin gerekli tedbirleri alacağını umarak sustuklarını, fakat ilgililerden arzuladıkları beceri ve liyakatı göremediklerinden sitem ediyor. Hatta O'na göre, elçiler ve dışişleri mensupları, üzerlerine düşen görevleri yapıp, Balkanlarda cereyan eden insanlık ayıbına karşı düvel-i muazzamanın dikkatlerini çekmeyi dahi becerememişlerdir. Şeyh daha sert bir ifade ile "devlete ve millete karşı sorumluluk duygusu içinde hareket etmeleri gereken söz konusu görevlilerin vurdumduymazlık (bataet) ve liyakatsızlıkları karşısında üzüntü duymamanın mümkün olmadığını" söylüyor. Şeyhin bu ifadeleri, Balkan Harbi gibi fevkalade kritik bir ortamda devletin, özellikle dışişlerinin içinde bulunduğu durumu anlamak bakımından oldukça manidardır.

Mevlevi Şeyhi, Şeyhül-İslam'a gönderdiği yazılarda da Rumeli'nde Müslüman halka ve Mevlevihanelere karşı yapılan insanlık dışı saldırıları kınamıştır.
Bütün bu yazışmalar bize, Mevlevihanelerin Balkan Harbi sırasında harp mıntıkasındaki Müslüman halkın durumuna ve devlet görevlilerinin o dönemdeki tutum ve davranışlarına karşı duyarsız kalmadıklarını gösteriyor.

Bilindiği üzere, Balkan Harbi Osmanlı açısından hezimetle sonuçlandı. Harbi bitiren antlaşma sonrasında Balkan Devletleri arasında çıkan anlaşmazlıktan yararlanmak isteyen Osmanlı Devleti, karşı saldırı ile Edirne ve Kırklareli'ni istirdat etti. 2. Balkan Harbi olarak bilinen bu harp neticesinde, devede kulak misali de olsa bazı yerleri geri almakla yüreklere biraz su serpilmiş oldu.

Harp boyunca sıkıntılara ortak olan Mevlevihane, Edirne ve Kırklareli'nin geri alınması sevincini de milletle, devletle paylaştı. Sadaret'e ve Dahiliye Nezareti'ne tebrikler gönderdi. İlgili makamlar da Mevlevihane'ye cevabi teşekkür yazıları gönderdiler. Yine aynı şekilde, Edirne ve Kırklareli'nin Türkiye'de kaldığını teyit eden Bulgarlarla yapılan antlaşma neticesinde de Mevlevihane, Sadaret'e ve Dahiliye Nezareti'ne memnuniyetini belirten birer yazı gönderdi.

Bu şekilde Balkan Harbi sona ermiş, ancak harbin doğurduğu derin yaralar henüz sarılmadan I. Dünya Harbi padak vermiştir. Mevlevihaneler, bu harpte de aktif hizmetlerde bulundular.

I. Dünya Harbi'nde Mevlevihanelerin en göze çarpan faaliyeti, bir alayla Şam cephesine katılmaları olmuştur. Kendisi de bir Mevlevi olan devrin padişahı Sultan Reşad "Mücahidin-i Mevleviye Alayı" kurulmasını arzu etmiş ve bir alay bayrağı ile bir kılıç göndermişti. Kısa sürede İstanbul'da alay teşekkül etti. Dervişler er, onbaşı, çavuş oldular. Şeyhlere de muhtelif rütbeler verildi. Her ne kadar Mevlevi Alayı olmakla beraber, bu birliğe diğer tarikatlardan veya hiçbir tarikata mensup olmayanlardan da yazılanlar oldu. Fakat hepsinin başına bir Mevlevi sikkesi giydirilerek "Mevlevi" addolundular.

Daha önce sözünü ettiğimiz mesela, Bursa Mevlevihanesi'nde görüldüğü gibi, Balkan Harbi'nde zaman zaman gönüllü olarak harbe katılma arzusu gösteren Mevleviler, I. Dünya Harbi'ne bir asker olarak katılmanın heyecanı içindeydiler.

Konya Mevlana Dergahı Şeyhi Veled Çelebi, alay komutanlığına tayin edildi. Balkan Harbi sırasında adı sıkça geçen Ankara Şeyhi Mustafa Nureddin Dede alayın bayraktarı idi.

Alay, İstanbul'dan Konya'ya geldi. Burada silahlar dağıuldı. Bir cuma günü dualar yapıldı ve törenle Şam'a uğurlandı26. Elimizde o günleri bütün canlılığıyla bize aktaran fotoğraflar vardır.

Mevleviler konusunda kıymetli mesailerine rastladığımız Süheyl Unver'in tespitlerine göre alay, 1023 kişiden oluşuyordu. Alay, bir gönüllü birliği olduğu için, zaman zaman azalma ve çoğalmalar olabileceğini dikkate alarak, verilen bu rakamı yine de ihtiyatla karşılamak lazımdır. Şeyhleriyle birlikte bu alaya 47 Mevlevihane iştirak etmişti. Yukarıda Balkan Harbi sırasında adları geçen hemen bütün Mevlevi şeyhlerinin topladıkları gönüllülerle bu alaya katıldıklarını görüyoruz. Mesela kendileri dahil Bursa Mevlevi Şeyhi Şemseddin Dede 67 gönüllü ile, Ankara Mevlevihanesi Şeyhi Mustafa Nureddin 25, Çankırı Mevlevihanesi Şeyhi Hasib Dede 33, Amasya Şeyhi Hüsameddin Efendi 2, Urfa Mevlevihanesi Şeyhi 5 gönüllü ile alaya katılmışlardı. En fazla gönüllü ile katılan Mevlevihane Yenikapı Mevlevihanesi olup, alaya 138 mevcuda iştirak etmişti.

4. Ordu emrinde olan bu alay, zaman zaman yürüyüş ve atış talimlerinde bulunmakla beraber harbe katılmamıştır. Ancak Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın da belirttiği gibi, söz konusu alayın muhtelif hususlarda orduya pek çok yardımı dokunmuştur. Nitekim, bir Osmanlı yedek subayının Hicaz cephesine şevki sırasında Şam'da yaşadığı olaylar, alay mensubu Mevlevilerin lojistik alanda hizmet verdiklerini gösteriyor. Yd. Sb. Gödeneli Abdullah Cevdet'in Hicaz cephesini anlatan yazma nüsha hatıratından anladığımıza göre, Şam'da Hamidiye Çarşısı içinde bir tekkede bulunan Mevlevi 2. Bölüğü buradan gelip geçen Osmanlı askerlerine ücretsiz yemek veriyor ve onları misafir ediyordu.

Mevlevi Alayı'nın ordu içindeki en önemli fonksiyonu, herhalde askerin maneviyatını yükseltme yönünde olmuş olmalıdır. Edebi yönü de olan Komutan Veled Çelebi'nin "Erenler Gönüllüsü" dediği alayı hakkında yazdığı 17 dörtlük halindeki manzüme bize, Alperenleri hatırlatan bu asker dervişlerin halet-i ruhiyesini en iyi şekilde yansıtmaktadır. Manzüme, Haleb Maarif Müdürü Nezih Bey tarafından acemaşiran makamında bestelenmiştir. Ellerinde silahlarıyla dervişler tarafından okunan, tam metnini EK'te verdiğimiz, bu bestenin diğer ordu mensuplarım coşturmaması mümkün değildir.

Yine alayla ilgili olarak Haleb Mevlevihanesi post-nişini Ahmed Remzi Dede' nin yazdığı ve Haleb Maarif Müdürü Nezih Bey tarafından nevaşir makamında bestelenen 10 mısralık bir başka güftede, dervişlikle gaziliğin tek bir ruhda birleşmesinin mesajı veriliyor ve dinleyenlerin kahramanlık duyguları kabartılıyordu.

Manzumenin sözleri şöyle idi:

"Mevlevi Taburu teşkil eyledi Sultan Reşad Avn-i Hakkla eyleriz meydan-ı harpde biz cihad Salikan-ı Mevlevi meydan- harbe hü sala İşte hazırdır gelin aşkıyla meydan-ı vika Pirimizdir pişvamız Hazret-i Molla Celal Azmimiz düşman ile savletle etmektir cidal Halik-i kaib-i 'aduvdur fahrimiz serde küiah Emr-i hayr harbe sevk etd bizi çün Padişah Velvele-endaz-ı afak ola çün nay kudüm Allah Allah hü deyü düşmana etmekde hücüm"
Bütün bu gelişmeler, Mevlevi Alayı'nın ordu içinde manevi bir coşku kaynağı olduğunu gösteriyor.

Harbe katılmamakla birlikte, gerek geri hizmetlerde, gerekse askerin maneviyatının artırılması yönünde fevkalade faydası görülen ve Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın da özellikle ilgi gösterip meşgul olduğu bu alay, Şam'da üç sene kalmıştır. Suriye bozgununun başlamasıyla alay mensupları Konya'ya dönmüşler ve daha sonra dergahlarına dağılmışlardır.

I. Dünya Harbi'nde Mevlevilerin en göze çarpan faaliyeti ana hatlarıyla buraya kadar anlatmaya çalıştığımız Mevlevi Alayı olmakla beraber, bunun dışında söz konusu harpte Mevlevileri ilgilendiren değişik bazı gelişmelere de rastlıyoruz. Bu cümleden olmak üzere İstanbul'daki bazı Mevlevi dergahlarının lojistik hizmetlerde kullanıldıklarını görüyoruz. Mesela, harp sırasında Osmanlı ordusunda görev yapan I. Ordu'ya bağlı Alman subaylara Beşiktaş Mevlevihanesi'nin selamlık dairesi karargah olarak tahsis edilmiş, aynı bölgede yer alan Taşlıburun Tekkesi'ne de Cephane Taburu'nun 3. Bölüğü yerleştirilmiş idi.

Mevlevihanelerin I. Dünya Harbi'ndeki tutum ve davranışlarıyla ilgili olarak belgelerde dikkatimizi çeken bir diğer husus daha vardır ki, o da, Merkez Konya Mevlevihanesi Şeyhi'nin halen çeşidi birliklerde Osmanlı askeri olarak görev yapan tarikat mensuplarına yönelik faaliyetleridir. Şeyh, cephede esir düşmüş tarikat mensubu kişilerin kurtarılmaları için siyasi teşebbüslerde bulunmuştur. Konya Mevlevi Şeyhi, 25 Aralık 1919 tarihiyle Konya'daki İngiliz Devleti Siyasi Mümessilliği'ne gönderdiği yazıda, Kahire'de Türk esir kampında bulunan ve Mevlevi olan bazı askerlerin serbest bırakılmaları hususunda kendisinden yardımcı olmasını istemiştir.
I. Dünya Harbi'nin bir bakıma devamı niteliğinde olan Milli Mücadele'de de Mevlevilerin aynı sorumluluk ve heyecan içinde hareket ettiklerini görüyoruz. Özellikle milli teşkilatların kurulmasında ve diğer bazı faaliyetlerde pek çok Mevlevi'nin ismiyle karşılaşıyoruz. Mesela, Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin ismiyle karşılaşıyoruz. Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurucu üyelerinin başında -bir ara cemiyet başkanlığı da yapmıştır- Mevlevi Şeyhi Ali Dede geliyordu. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak, Mevlevihanelerin Milli Mücadele sırasındaki faaliyetleri konumuz dışındadır. Bu husus, ayrı bir araştırma konusu olabilecek niteliktedir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, mevcut belgelerin ışığı altında Mevlevihanelerin Balkan ve I. Dünya Harpleri sırasındaki tutum ve davranışlarına baktığımızda, bazı istisnaların olması tabii olmakla beraber, genellikle devletin, hükümetin yanında yer aldıklarını, din ve vatan endişesi içinde olduklarını görüyoruz.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir