Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yavuz Sultan Selim'in Mısır Fethini Anlatan Bir Mektubu

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Yavuz Sultan Selim'in Mısır Fethini Anlatan Bir Mektubu

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:23

YAVUZ SULTAN SELİM'İN KENDİ AĞZINDAN MISIR FETHİNİ ANLATAN BİR MEKTUP

İ. ÇETİN DERDİYOK


Levha 171-175
Bildiri konumuz olan ve Yavuz Sultan Selim'in Mısır fethini anlatan mektubu, "XV. Yüzyıl Şairlerinden Mesihı'nin Gül-i Sad-berg'i" adlı doktora tezimizi hazırlarken tespit ettik. Mektup, Gazi Husrev Begova Biblioteka'da, içerisinde Mesihi'nin Gül-i Sadberg'i de bulunan, 4885 numarayla kayıtlı münşeat mecmuasının 82a-85b varakları arasında yer alıyordu.

Aslında edebi açıdan incelemeye çalıştığımız bu mektupta Mısır'ın fethiyle ilgili ayrıntılı bilgiler verildiğini de gördük. Bu nedenle mektubun Osmanlı tarihi açısından da önemli olabileceğini düşündük. Böylece bu bildirimizde mektubu, hem edebi açıdan incelemeyi hem de tarih açısından önemini göz önünde bulundurarak içeriği açısından tanıtmayı planladık. Burada sırasıyla mektubu önce biçim açısından sonra içerik ve üslüp açısından incelemeye çalışacağız. Tarihle ilgili değerlendirmeleri ise konunun uzmanlarına bırakıyoruz.

Mektubun biçim açısından incelenmesi

Eski Türk edebiyatında mektupların genel olarak elkab, ibtida, tahallüs, talep, intiha, dua ve imza olmak üzere yedi bölümden meydana geldikleri görülür. Fakat bu mektubu şekil yönüyle incelediğimizde elkab, intiha, tahallüs, imza gibi bazı bölümlerinin bulunmadığı görülüyor. Bu da mektubun bazı özelliklerinden kaynaklanmaktadır.

Şimdi sırasıyla bu bölümleri incelemeye ve tanıtmaya çalışacağız.
Elkab, genel olarak rütbe ve unvan belirten sözlerdir. Daha çok rütbece küçük olanlar tarafından rütbece daha büyük olanlara yazılan mektuplarda kullanılır. Bu mektup, rütbece en yüksek makamda bulunan padişahın ağzından yazıldığına göre elkab kısmının bulunmamasını da doğal karşılayabiliriz.

İbtida, mektupların giriş bölümüne verilen addır. Bu bölümde daha çok mektup gönderilen kişiye saygı, selam sözleri yer alır. İnceleme konumuz olan mektubun başında, herhangi bir kimseye yazılmış selam ve saygı sözüne de tesadüf edilmiyor. Yalnız Allah ve Hz. Peygamber saygıyla anılmaktadır. Fakat bu sözler, ibtida bölümünün genel özelliklerini tam olarak yansıtmadığı için gerçek anlamda bir ibtida bölümünden söz etmemiz de oldukça zordur.
Tahallüs ise, mektuplarda ibtida bölümünden talep bölümüne geçişi bildiren sözlerden oluşan bir bölümdür. Mektupta, bu türden sözlere ve bir ifadeye de tesadüf edilmiyor. Aslında ibtida bölümü bulunmayan bir mektupta geçiş bölümü olan tahallüsün de bulunmaması doğaldır.

Mektup, doğrudan doğruya talep bölümüyle başlıyor. Talep, mektupların en önemli bölümüdür. Burada genel olarak bir istek, bir duygu, bir düşünce veya bildirilmesi gereken bir olay dile getirilir. Bu mektupta doğrudan bir istek söz konusu değildir. Bir ilam, bir olayı haber verme, bildirme vardır. Bu da Mısır'ın fethi olayıdır. Burada Şam'dan başlayarak, Gazze, Ridaniye ve bütün Mısır ülkesinin kimlerle ve nasıl ele geçirildiği ayrıntılı bir biçimde anlatılıyor.

Talep bölümünün sonunda, bu zafere eriştirdiğinden dolayı Allah'a hamd, din düşmanlarına beddua ve evliyaya hayır dua bildiren sözler yer almaktadır. Bu bölüm, ayrı bir dua bölümü gibi görünmesine rağmen, mektuplarda görülen ve mektubun gönderildiği kişiye yapılan dualara benzememektedir.
Dua sözlerinden sonra Sultan Selim, mektubunu gönderdiği kişi veya kişilere bu zafer nedeniyle şenlikler düzenlemelerini, bu sevinçli haberi çevre yerlere ulaş-ürmalarını ve kendisine güvenmelerini emrediyor. Mektup da böylece sona eriyor. Mektuplar genel olarak "Baki'd-dua, Baki, Baki ferman Sultanumundur" gibi sözlerle sona erer. Mektupta bu tür sözlere de tesadüf edilmiyor. Dolayısıyla burada özellikleri belirli bir intiha bölümünden söz edilememektedir.
En sonda ise, mektubun Hicri 923 yılında ve Muharrem ayının başlarında yazıldığı belirtilmiştir.
Kısaca söylemek gerekirse bu mektup, ibtida, tahallüs gibi bazı önemli bölümlerinin bulunmaması nedeniyle biçim açısından eksik sayılabilecek bir mektuptur.

Mektubun içerik açısından incelenmesi

Eski Türk edebiyatında mektupların genel olarak tehniye, taziye, talep, şefkat, davet, cevap, mahabbet, şikayet, ilam, ıyadet gibi konularda yazıldığı görülüyor.
İnceleme konumuz olan mektup, bir fetih olayını anlatması ve bildirmesi bakımından ilam-name adı verilen mektup türlerine dahil edilebilir. Zaten mektubun sonunda yer alan "size dahi ilam oldu." ifadesi de bunu düşündürtmektedir.

Mektupta ayrıntılı bir şekilde Mısır'ın fethi, ifadeden de anlaşıldığına göre Yavuz Sultan Selim'in ağzından anlatılmışur. Burada Sultan Selim, Şam'dan başlayarak Gazze'yi, Ridaniye'yi ve bütün Mısır ülkesini kimlerle nasıl ele geçirdiğini tasvirlere de başvurarak anlatıyor ve olayları, savaş sahnelerini adeta gözlerimizin önünde canlandırıyor.

Mektup, "Ma'lüm ola ki..." sözleriyle başlıyor ve Şam'dan yola çıkılarak Gazze'nin, Mısır'ın nasıl fethedildiğini anlatıyor. Tomanbay Mısır sultanı olmuştur. Bunun üzerine Osmanlı ordusu, Mısır tarafına yola çıkar. Tomanbay, Canberdi Gazali adlı bir kimseyi Gazze'ye gönderir. Fakat Gazze'de hazır bulunan Sinan Paşa, savaş için gelen Tomanbay'ın askerlerinin bir kısmını kılıçtan geçirir. Kalan bir kısım asker de Canberdi Gazali'yle birlikte Mısır'a kaçar.

Gazze'de kazanılan bu zaferden sonra, Sultan Selim askerleriyle Gazze'ye gelir ve Sinan Paşa'yla buluşur. Sultan Selim ve Sinan Paşa'nın birlikte üstlerine geldiğini gören Memlükler, Araplardan da bin kadar asker toplayıp, şehr-i Mısr, yani Kahire önlerinde Ridaniye adlı bir yerde daha önceden bulunan toplarını hazırlarlar. Ayrıca hendekler kazıp, barikatlar yaparlar. Hatta Avrupa ülkelerinden iyi tüfek kullanan adamlar getirtip, savaş araçlarıyla her yeri donatırlar.

Sultan Selim ve askerleri, H. 922/M. 1516 yılının Zilhicce ayında ve Perşembe günü Ridaniye'ye varırlar. Sultan Selim kuşluk vaktinde Mısır'a inmeyi düşünürken, karşısında savaş durumu almış Memlük ordusunu bulur. Bunun üzerine Sultan Selim'in korkusuz ve savaşçı askerleri, denizin dalgaları gibi düşman üzerine hücuma başlar. Orduya sağ kolda Sinan Paşa, sol kolda Yunus Paşa kumanda etmektedir. Her taraftan toplar ve tüfekler atılmakta, ortalık birbirine karışmakta ve korkunç bir savaş olmaktadır.

Sağ kolda bulunan Sinan Paşa, kahramanca savaşıp üzerine gelen düşman askerlerini kılıçtan geçirdikten sonra şehit düşer. Sol kolda bulunan Yunus Paşa da, yiğitçe saldırıp düşman askerlerini kırar; bazılarını diri ele geçirir, bazılarının da kellesini getirir. Sultan Selim'in verdiği bilgiye göre, kendi askerleri kahramanca çarpışıp, düşman askerlerinin büyük bir kısmını öldürürler. Öyle ki, insan ölülerinden tepeler oluşur. Kaçan düşman askerlerinin bir kısmı da takip edilerek esir alınır.
Sultan Selim, Ridaniye adlı bu yerde üç dört gün kaldıktan sonra Mısır'a, yani Kahire'ye yakın Nil Nehri kenarındaki Bulak Adası'na gittiğini de bildiriyor.

Yine mektupta verilen bilgiye göre, Tomanbay, H. 923/M. 1517 yılında Muharrem ayının ikinci günü ve Salı gecesi, daha önce savaştan kaçmış olan Çerkeş ve Cündilerden de olmak üzere on binden çok adam toplayıp, gizlice Mısır Şehri'ne girer. Tomanbay, etrafa hendekler kaztılır, siperler hazırlattırır; ulaşılması güç olan mahallelere yerleşerek şehri kale gibi kullanır. Sonra da Sultan Selim'le savaşmak için saldırıya geçer.

Bunun üzerine Sultan Selim'in askerleri, Tomanbay'ın bulunduğu yeri kuşatır, bazı yerleri yıkar ve savaşa başlarlar. İki gün sonra, Muharrem ayının sekizinde Cuma günü, Sultan Selim, yeniçeriler ve emrinde bulunan diğer askerleriyle Mısır Şehri'ni her yönden kuşatır. Rumeli ve Anadolu askerleri, düşmanların kaçabilecekleri bütün noktaları tutarlar. Davul ve tüfek sesleri arasında büyük bir savaş olur.

Burada korkunç bir savaş tablosu tasvir edilmektedir. Sultan Selim'in askerlerinin kimisi adı, kimisi yaya olarak hücum eder ve düşman mevzilerini ele geçirirler. Anlatılanlara göre Sultan Selim'in askerleri, düşmanların bulunduğu evlerin damlarına çıkmış ok ve tüfek atmaktadır. Her çeşit savaş aracıyla donanmış askerler, savaşmakta ve boğuşmaktadırlar. Düşmanların yaptıkları barikatlar ve sığındıkları evler yanmakta, canını kurtarmak isteyenler kaçacak yer ve yol bulamayıp Nil Nehri'ne dökülüp boğulmaktadırlar.

Sultan Selim, askerlerinin aman dileyenleri de asla bağışlamadığını bildiriyor. Uç gün boyunca savaşa giren Çerkeş, CündI ve Arap askerleri kılıçtan geçirilir. Şehrin etrafı düşman askerlerinin cesetleriyle dolar. Düşman beyleri ve devlet erkanı da perişan olur. Kimisi ölür kimisi kaçar. Tomanbay'ın ölü mü yoksa diri mi olduğu da bilinmez. Fakat sonunda Müslüman halkın üzerinden düşmanların şer ve zulmünün kaldırıldığı, Mısır halkının himaye altına alındığı, böylece Mısır ve Arap ülkelerinin fethedildiği bildirilir ve mektup böylece sona erer.

Dil ve üslup

Mektup metninin dili, Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalarla hayli yüklüdür. Yalnız asıl amaç ustalık göstermek olmadığından süslü nesire özgü ağdalı bir anlatım da göstermiyor. Metinde Türkçe sözcükler de bol miktarda bulunuyor, hatta Türkçe anlatım metnin geneline hakimdir. Buna rağmen bu metnin sade nesirle yazılmış olduğunu söylemek de güçtür. Bu nedenle metni üslüp açısından, araştırmacıların orta nesir adını verdikleri anlatım biçimine dahil etmek mümkündür.

Mektubun özellikle tavsif ve tasvir kısımlarında dilin Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalarla daha bir ağırlaştığı görülüyor. Örneğin mektubun hemen baş kısmında yer alan ve Sultan Selim'in askerlerinin sıfatlarını sayıp övdüğü cümleler tamamen Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalardan meydana gelmiştir. Örneğin "a'lam-ı zafer-nigar u elviye-i sa'adet-şi'ar ve 'asakir-i ceng-cüy u şa'ika-i hay u hüy ahen-Jıay u sast-güşay ve tazı-süvar u haşm-şikar ile..." gibi. Buna benzer örnekleri, Sinan ve Yunus paşaların tavsifleriyle savaş tasvirlerinin yapıldığı yerlerde de görmek mümkündür.
Mektupta, mecaz sanatlarının çokça kullanılması da dikkati çekmektedir. Mecaz sanadarının daha çok görüldüğü yerler, yine bu tavsif ve tasvir kısımlarıdır.

Örneğin Ridaniye Savaşı'nın başlaması şu şekilde tasvir ediliyor:

"asker-i zafer-me'aşirüm dahi fevc fevc manend-i 'umman mevc mevc cüş u hurüş idüp şağ kolda vezır-i a'zam Sinan Paşa ve şol kolda destür-ı mükerrem müşir-i mufahham peleng-i kulle-i veğa neheng-i lücce-i heyca vezirüm Yunus Paşa durup..." Görüldüğü gibi burada askerlerin hücumu, okyanusun dalgalarına benzetilmiştir. Askerler, denizin dalgaları gibi coşarak düşman ordusunun üzerine gitmekte ve çarpmaktadır. Aynı cümlelerin devamında ise Yünus Paşa, savaş gölünün timsahına ve savaş dağının kaplanına benzetilerek tavsif edilmiştir.

Hatta savaşın sonuna doğru Nil Nehri'ne dökülen düşman askerleri için, "al-i Fir'avn gibi bela-yı garka mübtela olup" ifadesi kullanılarak, hem teşbih-i mufassal hem de telmih sanatı yapılmıştır. Burada tanrılık iddiasında bulunan, Hz. Musa'ya inanmayan, hatta ona ve kavmine zulm eden Firavun hatırlatılmıştır. Bu Firavun, daha sonra kendisine inananları zulümden kurtarmak için Mısır'dan ayrılan Hz. Musa'yı takip ederken, Kızıl Deniz'de boğulmuştur.

Metinde fevc fevc, mevc mevc, cüş u hurüş, mür u mar, raht u taht, tar u mar sözlerinde olduğu gibi bazı söz ve ses tekrarları da görülmektedir. Bu ses ve söz tekrarları meme bir ahenk de vermektedir.

Mektup metninde yer yer seci dediğimiz nesir kafiyesi de görülüyor:

'"asker-i zafer-rehberüm ğalib ü man sür ve anlarui) 'askeri mağlüb u makhür olup..."
"gurre-i ğarra-vı sabah dan turre-i mufarra-vı re vah a dek ceng olup..."
Bu ses tekrarları ve seciler, şiire özgü bir ahengi zaman zaman hissettirmektedirler, fakat bu ahenk, nesrin doğal anlatımı içinde erimektedir.

Mektubun dil ve üslübu hakkında kısaca şunları söyleyebiliriz:

Mektupta her ne kadar süslü nesre özgü söz ve anlam sanatları, seci gibi bazı özellikler bulunsa da bunlar nesrin doğal anlatımını bozmamaktadır. Burada amacın, sadece ustalık göstermek olmadığı, bir olayın güzel ve etkili bir biçimde anlatılması olduğu anlaşılıyor. Bu nedenle Arapça, Farsça sözcük ve tamlamaların da sıkça kullanıldığı, fakat Türkçe söyleyişin hakim olduğu bu mektubu, anlatım bakımından orta nesire dahil etmenin daha uygun olacağı düşüncesindeyiz.

Sonuç:

Münşeat mecmuasında yer alan bu mektup, tahmin edileceği gibi padişahın göndermiş olduğu orijinal mektup değildir. Asıl mektubun bir kopyasıdır. Mecmuanın sonunda bir temmet tarihi bulunmamaktadır, fakat içerisinde yer alan Gül-i Sadberg metninin sonunda H. 956 tarihi bulunmaktadır. Buradan yola çıkarak mecmuanın aynı zamanda veya biraz daha geç tamamlanmış olabileceğini düşünebiliriz.

Bu mektubun dikkati çeken önemli yanlarından biri de, Mesihi'nin M. 1512 olan ölüm tarihinden8 sonraki bir tarihte (H. 923/ M. 1517) yazılmış olmasıdır. Gerçekten mektubun, bugünkü bilgilerimize göre Mesihi'nin ölümünden beş yıl sonra meydana gelen Mısır'ın fethi olayını anlatması hayli ilginçtir. Bu durum çeşidi şekillerde izah edilebilir. Mektup, bizzat padişah tarafından yazıldıktan sonra bir örneği bu mecmuaya alınmış olabileceği gibi Mesihi'nin münşeatı örnek tutularak da yazılmış olabilir. Çünkü eskiden bazı mektup örnekleri şablon gibi kullanılırdı.

Sonuç olarak Mesihi'nin münşeatı içerisinde yer alan, biçim, içerik, dil ve üslup gibi açılardan incelemeye ve tanıtmaya çalıştığımız bu mektup, 15. yy. sonları ve 16. yy. başlarındaki eski Türk edebiyatı nesrinin güzel örneklerinden biridir. Yalnız biçim açısından, diğer mektuplara göre ibtida, tahallüs, imza gibi bazı bölümleri eksiktir. İntiha, dua gibi bazı bölümleri de belirgin değildir. İçerik açısından ise mektup, Yavuz Sultan Selim'in Şam'dan başlayarak, Gazze, Ridaniye ve bütün Mısır'ı nasıl fethettiğini bildiren bir ilam-name niteliği taşımaktadır. Mektup, dil bakımından da yer yer sade nesir yer yer de süslü nesir özelliği göstermektedir. Kısacası inceleme konumuz olan bu mektubun, dil ve anlatım özellikleri nedeniyle edebiyat tarihimiz açısından, içerdiği bilgiler nedeniyle de siyasi tarihimiz açısından önemli olabileceğini düşünüyoruz.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir