Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

17. Yüzyılda Macaristan'da Bulunan Özel Mektuplar

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

17. Yüzyılda Macaristan'da Bulunan Özel Mektuplar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 21:02

TÜRK KÜLTÜR TARİHİ BELGELERİ OLARAK 17. YÜZYILDA MACARİSTAN'DA BULUNAN ÖZEL MEKTUPLAR

Bu mektuplar, devrin Macar devlet adamı nador (palatin) Miklös Eszterhazy'nin özel arşivindeki 150 kadar Türkçe vesika arasında ele geçmiştir. Bu vesikaların 87'si resmi mahiyette ve devrin siyasi olayları ile ilgili olup, çoğu Miklös Eszterhazy'ye yazılmıştır. Geri kalanları özel şahıslar arasında yazılan mektuplardır ve o devirde Macarların Türk idaresindeki arazide yapılan akınlar sırasında elde edilmiş ve nadorun arşivine girmiştir.

Miklös Eszterhazy aristokrat bir ailedendi. Nitekim bu aile daha sonra Batı Macaristan'da en büyük mülk sahibi aile idi. Eszterhazy'nin nador olarak hizmet ettiği 1625 - 1645 yıllarında, Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya İmparatorluğu arasında bir gevşeme ve uzlaşma devresine girilmişti. 1625'te Bratislava'da meclis tarafından nador seçilen Eszterhazy, 1583'te dünyaya gelmiş ve henüz genç sayılabilecek bir çağda yüksek devlet hizmederine getirilmiş, vukufu ve dirayetiyle dikkatleri çekmişti.
Tanınmış Macar Türkoloğu tarafından 1932 yılında neşredilen bu Türkçe mektuplar (Türkische Schriften aus dem Archive des Palatins Nikolaus Eszterhazy 1606-1645, Redigeirt von Ludwig Fekete, Budapest 1932), 17. yüzyılın ilk yarısında Türklerle Macarlar arasındaki münasebetlerin çok canlı ve diğer resmi yazılarda rasdayamayacağımız deruni bir safhasını ortaya koyması bakımından çok değerlidir. Ayrıca, Miklös Eszterhazy arşivinin vesikaları, kendi içinde bir birlik oluşturan çok dikkate değer bir Türk yazılı kaynaklar külliyatıdır. Genel karakterdeki 87 mektuptan altısı devlet muahedesi, bunların da dördü orijinal, biri tam kopya ve diğerleri anlaşma özetleridir. Seksen kadar tutan resmi yazının çoğu, devlet dairelerinden yazılma vesikalar, diplomatik notlarla Buda paşalarının yazılarıdır. Burada neşredilen bütün vesikalar Viyana'nın Haus-Hofıınd Staatsarchiv'deki "Tarcica" adı altında tanınan vesikalar külliyatını bir tesadüf eseri olarak tamamlar.

Tarihi değerdeki resmi vesikalardan çoğunun başka dillerde de görünmesine karşılık, Türklerin kendi aralarında yazıştıkları mektuplar ilk defa bu neşirde gün ışığına çıkmaktadır ve başka hiçbir yerde yayımları yoktur. Siyasi bakımdan fazla katkısı bulunmayan bu mektupların o devir Türk toplumunun günlük hayatını sergilemesi bakımından büyük değeri vardır. Bundan başka, zaman bakımından içerikleri birinci kısımda anılan vesikalardaki olaylarla bir paralellik gösterirler.

Gerek resmi gerekse özel mektupları daha iyi anlayabilmek bakımından bu devir siyasi olaylarını kısaca özetlemekte yarar vardır. 17. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İmparatorluğu'nun, daha önceki yüzyıllarda olduğu gibi, iyi düşünülmüş bir plana göre yürütülen ve kabiliyetli padişahların idare ettiği, uzak ülkelerde dahi kabul gören veya korku uyandıran bir politikası yoktu. Devlet, 15 yıl süren Macar harbini (1591-1606) ağır iç ve dış şartlar altında güçlükle, nispeten müsait ortamda bitirebilmişti. Uzun süren karşılıklı boğuşmalar sonunda Habsburg ve Osmanlı kuvvetleri çok yorgundu. Böyle bir durumda Osmanlı imparatorluğu sulh talep ediyor ve neticede 1606Jidvatorok sulhü imza ediliyordu.

Bu muahedenin bazı maddeleri üzerindeki anlayış farklarına rağmen bu anlaşma, Osmanlı - Habsburg devletleri arasında nispeten uzun süren bir sulh ve emniyet devri sağlamıştı. Macaristan'a ise uzunca bir devre nefes alma imkanı kazandıran bu sulh ile Babıali, o zamana kadar Habsburglara karşı sürdürdüğü üstünlük politikasını terk etmekte idi. Bundan sonraki olaylarda imparatorluk merkezi Viyana ile Türklerin aynı seviyedeki delegeleri arasında Buda'da karar verilmeğe başlandı ve bu müzakerelere nador Eszterhazy de katıldı. Eskiden Nemce kralı, muhteşem İstanbul'a ardı ardına elçiler salarken şimdi artık her iki taraf karşılıklı elçiler gönderiyordu. Her iki taraf da bir hudut ve bölge politikası üzerinde anlaşmıştı. Bir tarafın iş adamlarının karşı tarafa geçmesinde de mutabık kalındı. Türk hükümetinin mümessili Buda Beylerbeyi idi, buna karşılık Macar işlerinin sorumlusu nador Eszterhazy idi. Lakin Eszterhazy'nin nadorluk yaptığı (1625 - 1645) yirmi yılda 13 'ten fazla Buda Beylerbeyi görülecekti.

Her iki tarafta vuku bulan iç ve dış olaylar, birbirlerine karşı sürdürdükleri uzlaşmaz tutumlarını terk etmelerine sebep oldu ve diğer düşmanlarına karşı mücadele etmelerine imkan verdi. Otuzyıl Harpleri sebebiyle Avrupa devletleri iki siyasi cepheye ayrılmış ve bu yüzden Avusturya İmparatorluğu'nun kuvvetleri batıya doğru çekilmişti. Bu durum, o zaman bausında ince bir şerit haline gelmiş bulunan Macar krallık arazisinin, Batıdan gelecek bir yardımdan mahrum kalması neticesini verdi. Macarları, Türkler karşısında yalnız bıraktı. Bundan sonra ülkenin savunması ve gerekli malzemenin sağlanması işi nador ile memleket ileri gelenlerine kalıyordu. Macarların bu işi başarabilmeleri daima, Türklerle olan münasebetlerine bağlı idi.

Osmanlı İmparatorluğu'nda da hem ülke içerisinde hem de dışarısında büyük güçlükler meydana çıkmıştı. Zira, doğu hudutlarında Şah Abbasin mütearrız tutumu, imparatorluğu büyük bir fedakarlığa zorlamakta idi. Birbirinden uzak iki ayrı cephede muharebelerin sürdürülmesi lojistikte hayli güç engeller çıkarıyordu. Jidvatorok muahedesi ile Osmanlı - Avusturya harplerine son verilmesi, Babıali'ye ordu ve hizmetlilerden oluşan onbinlerce kuvveti Macaristan hududundan doğu cephesine nakline imkan vermişti. İki imparatorluk arasındaki bu sulh, aralarında bir dengenin oluşması ve sürdürülmesi anlayışını getirdi. Aynı zamanda bu sulh, Macaristan'a seksen yıl müddetle Avrupa camiasına katılma imkanını sağladı.

Ancak, her iki taraf hudut garnizonları bu esnada karşı taraf arazisine akınlar yapmaktan geri kalmaz. Hudut bölgesindeki araziden vergi toplamak, küçük çapta pusuya düşürmek, çocuk ve sığır kaçırmak, dil almak gibi olaylar günlük alışılmış işlerdendi. Jidvatorok muahedesi birçok meseleyi halledememiş, bir kısım pürüzlü konuların hallini istikbale bırakmıştı. Hudutların kesin olarak çizilmesi ve bir kısım kalelerin kime ait olacağı veya bazı hudut köylerindeki vergileri kimin toplayacağı gibi meseleler muallakta kalmıştı. Ayrıca, sulh zamanında bir kısım kalelere saldırılması Türklerin hakimiyet anlayışının bir tezahürü idi. Hudutlardaki ufak çaplı çatışmalar, Türk anlayışına göre daha 16. yüzyılın sonunda bile sulh ihlali anlamına gelmiyor ve Babıali'nin tazminat vermesini gerektirmiyordu. Türkler hudutların daralmasına asla tahammül göstermemiş, sulh zamanlarında bile hudutlarını genişletmek gayretinden vazgeçmemişlerdir.

Bundan başka Türkler, bir zamanlar Türk hakimiyeti altına girmiş bulunan yerler üzerindeki iddialarından vazgeçmiyorlardı. Tekrar Macarların eline geçse dahi, oraları kendi hakimiyet bölgeleri sayarlardı. Bunun da esası, bu eyaletlerin zapt edildiği sırada yapılan tahrirleri esas almalarındandı, bu bölgelerden vergi almakta ısrar etmeleri bu yüzdendi. Bunun bir neticesi olarak hudut bölgelerinde yaşayan insanların her iki tarafa vergi ödemesi gibi garip olaylar yaşanırdı.

1600'den sonra iki taraf kuvvetleri arasında bir dengenin oluşması Macarlar lehine gelişince, Macar devlet adamları yalnız iktisadi bakımdan değil, siyasi yönden de müstakil olma yolunu tuttular ve bu olay Macar devletinin istikbaldeki oluşumu bakımından önemli idi. Bu surede Macar siyasi varlığının Türkler tarafından kabulü sağlanmış oluyordu. Eszterhazy, Türklerin aşırı hareketlerine karşı daha enerjik davranma cesaretini gösterdi. Onun bu tutumu daha 1622'de başladı ve ölümüne kadar sürdü. Türklerle olan sık temaslarında Macarların durumunu iyileştirme gayretinde idi; nitekim bazı başarıları da oldu. Macarlar tarafından yapılan şikayetlerin çoğunu Buda paşaları haksız bularak reddederlerdi. Buna karşılık krallık kuvvetlerinin hudut tecavüzleri takib etmekte idi. Macarların Türk arazisine akınları da hiç eksik olmazdı. Lakin bunun sonunda Macarlar, Macar arazisine ve halkına zarar vermiş oluyorlardı.

Türkçenin pek çok arşiv vesikası gibi özel mektupları da neşrini beklemektedir. Ayrıca, özel mektupların selam-kelamdan başka bir anlamı olmadığı kanaati de yaygındır. Gerçekten, belki çağdaşları arasında günlük olağan olaylardan bahsettiklerinden dolayı fazla bir alaka çekmeyen özel mektuplar, aradan yüzyıllar geçtikten sonra kültür tarihinin değerli vesikaları olurlar. Çünkü, o devrin insanlarının günlük hayatını, neşelerini, kederlerini, ihtiyaçlarını, hatta dünya görüşlerini, günlük uğraşılarını gözümüzün önüne sererler. Elbette bu mektuplar diplomatik gayelerle yazılan ve yabancılardan gelen mektuplardan birçok hususta farklıdırlar.
Özel mektupların yazarları değişik sosyal tabakalara mensup bulunduklarından diğer siyasi maksatlı yazılardan dil ve üslüp, terminoloji ve içerik bakımından farklılık gösterirler. Ara sıra bazılarının yazarları meçhuldür. Fakat bunlar hakkında bildiklerimiz bir Müslümandan başka bir Müslümana, bir dosttan veya akarabadan birine yazılmış olmalarıdır. Bu gibi hallerde bir tanıdıktan ibaresini kullanırlar. Hepsinde ortak olan taraf, sahiplerinin hepsinin açık kalpli ve tamamıyla birbirlerine güvenen kimseler olmalarıdır. Birbirlerin günlük işlerinden bahseder ve şikayetlerini dile getirirler, ihtiyaçlarını sıralar ve tanık oldukları, yaşadıkları olayları anlatırlar. Bu yüzden diğer resmi vesikalarda asla bulamayacağımız bilgileri bunlarda bol miktarda buluruz. Bu itibarla bu özel mektuplar Macaristan'da yaşayan bir Türk'ün günlük hayatını öğreten en iyi kaynak hizmetini görürler.

Bu mektupların bir kısmında, yazıldıkları zaman ile yerin belirlenmemiş olması büyük bir eksikliktir. Mektupun yazıldığı yeri ara sıra konusundan çıkarmak mümkünse de her zaman kolay olmuyor. Bu yüzden bu mektupların bir zaman sıralamasına göre tasnif edilmeleri de mümkün değildir. Bu sebeple faydalandığımız eserde mektuplar yazarlarının ve içeriklerinin özelliklerine göre sıralanmışlardır. Burada konumuz olan altmış mektup, Macaristan'da baskınlarda tutuklanan kişiler üzerinde bulunmuş ve buradan Eszterhazy'nin arşivine girmiştir. Bu mektuplardan bir kısmının merkezinde İbrahim Paşa bulunur. Bu zatın Sokollular ailesine mensup olduğu biliniyor. 16. yüzyılın ortasından başlamak üzere bu aile mensupları Babıali'nin hizmetinde bulunmuşlar ve özellikle devletin Rumeli yakasında yüksek mevkiler işgal etmişlerdir. Ailenin önde gelenleri 1565 - 1579 yıllarında sadrazam olan Sokollu Mehmed Paşa ile 1566 - 1579 yıllarında Buda Beylerbeyi bulunan Mustafa Paşa'dır. İbrahim Paşa, 17. yüzyılda Kanije, Bosna, Rumeli ve Eger'de Beylerbeyi hizmetinde bulunmuştur.

17. yüzyılda artık Osmanlı İmparatorluğu'nda yüksek mevkilerdeki pek çok kimse akrabalık münasebetleri sayesinde ilerleyebilmiştir. Kadın dalından hanedana intisabeden birçok damat da bunlar arasında bulunuyordu. Bu devirde akrabalık münasebetleri bulunmayan kimselerin yüksek mevkilere erişmeleri çok zordu. Sırf kabiliyetleri sayesinde yükselebilen muktedir ve meziyet sahibi kimselerin iş başına gelebildikleri devirler çok gerilerde kalmıştı. En yüksek ve gelirli mevkiler akrabalık ve dostluklar yoluyla birbirlerine bağlı aileler arasında paylaşılırdı.

Türklerin özel mektuplarında görülen oğlum veya karındaşım gibi tabirler gerçek manaları dışında dostluk, samimiyet ve yakınlık ifadesinde kullanıldıklarından mektuplarda rastlanan bu tür kelimelerin gerçek olup olmadıklarının tahkiki ayn ve güç bir meseledir. Diğer taraftan dilde rastlanan ve özellikle Batılının alışık olmadığı fazla tevazu ve mahviyetkarlıkla ilgili ayağınızın türabı, hakiri pürtaksir, gece gündüz duacınızım v.s. sık görülür. Aile fertleri arasında sürdürülen mektuplarda son derece sıcak ve içten kelimeler kullanılır. Bir çocuk babasına sultanım diye hitap eder, kendisini babasının kulu sayar. Yetişkin bir insan annesine karşı son derece nazik ve riayetkardır. Koca, karısına sevgi dolu ifadelerle konuşur. Küçük kadın büyük kadına gıda maddeleri gönderir ve hediyelerle gönlünü alır;

bunlar bıçak, makas ve emsali şeylerdir. Bir baba uzakta bulunduğu sıralarda yakınlarına oğlunun terbiyesi ile ilgilenmelerini ve işini kontrol etmelerini ve onun ileride iyi bir Türk erkeği olarak yetişmesini temenni eder. Sert ifadelere ve hiddete yalnız bir mektupta rastlanır. Mektuplarda genellikle sıcaklık ve dürüstlük hakimdir.
Doğuya has üslüp özellikleri hariç, Türklerde sınıf farkı tanınmazdı ve sınıflar arasındaki fark yok denecek kadar azdı. Zira İslam ve Türk anlayışına göre mevki ve iktidar devamlı değildi, memuriyetler geçici idi. Akıllı insanlar maiyetlerine kibirli davranmazlardı. Mektuplarda çok değişik konulara rastlanır, değişik devlet makamları ile ilgili olarak birçok tafsilat verilir. Memuriyete tayinler, bir sancak veya timar verilmesine dair tavsiye ve aracılık ricaları, nakiller, yeniçeri isyanları hakkında bilgiler, ücretlerin tayini, mal siparişleri, borç ödemeleri ve havale gönderilmesi, eşe dosta ve aileye gıda ve ihtiyaç maddeleri gönderilmesi bunlardandır.

Hudut bölgelerinin hiç değişmeyen ve monoton hayatı hakkında bilgiler verilir. Oralarda devamlı uyanık ve tetikte bulunmak şarttır ve dalgınlığa yer yoktur; hayat daha ziyade askeri karakterdedir. Av hayvanları ihmal edilemez bir meşgalenin gerekleridir. Bunun dışında hayatın monoton akışı tavla atarak ve satranç oyunlarıyla geçiştirilir. Geçimler tarım, zanaat ve ticaretle sağlanır. Nakit temini güçlüklerle karşılaşır ve faizler yüksektir. Ticaret hayatında muhtelif sebeplerden dolayı emniyet yoktur. Yolların emniyetten mahrum olması sebebiyle nakit taşınmaz, havale usulü yaygındır. Eyaletlerde zanaat erbabı çok az olduğundan fazla rağbettedir. Mesela bir cep saatinin onarımı için Buda'ya gönderilmesi gerekmektedir ve oradan da Hatvan'a yollanır ve orada da uzun zaman beklenilir.

Resmi posta hizmeti bulunmadığından mektuplar ve her nevi irsaliye özel bir iş veya resmi bir hizmet dolayısıyla seyahat eden kimselerle yapılır. Kanije'deki bir dostuna mektup gönderen bir Türk, onu Buda'daki bir tanıdığına yollar ve oradan sahibine ulaştırılır. İstanbul'dan Buda'ya giden bir ulak bu yolu 13-16 günde alır ve bu ulak resmi yazılar dışında birçok özel yazı da götürür. Bu mektuplarda tanıdık herkese selam gönderilir ve alacak olan şahsın adının arkasına hazretleri kelimesi ilave edilir ve bu kelime saygı ifade eder. Mektubun içeriği eyalette yaşayan herkese bildirilir. Türklerin vazifelerinin çok sık değişmesi sebebiyle imparatorluğun her yerinde tanıdıkları vardır.

Görüldüğü üzere, bu mektuplar kesik ve dağınık bilgiler verirlerse de verdikleri bilgi hayatın her sahası ile ilgilidir. Yalnız mahalli ve şahsi bilgiler vermekle kalmayarak bütün imparatorluk hayatının bir kesitini içine almak suretiyle herkesi ilgilendiren haberler verirler. Pek azı hariç Macaristan ile ilgili olan bu mektuplar, 17. yüzyılın ilk yarısından olup, Eszterhazy zamanıyla sınırlıdır.
Mektupların pek çoğu hitap ettiği şahsa saygılarını ifade ettikten sonra mektupun yazılmasının sebebini açıklar ve arkasından kendisinden sual olunursa sıhhatinin iyi olduğu bildirilir; vermek istediği haberleri sıralar ve arkasından da bütün tanıdıklara selam eder.

149. sayfadaki 51. sayıda kayıtlı İstanbul'dan Hasan adında birinin Eger Beylerbeyi olan babasına yazdığı mektup şöyledir:

"İzzedü ve mürüvvedu ve ali himmedu sultanım hazretlerinin mübarek hak-i payı şeriflerine yüz sürmekten sonra inhai bendi kadim budurki... bu bendeleri ahvali suali şerif buyurulursa, Bihamdullahi taalla ali himmetiniz berekatiyle henüz dahi vucud-ı hak aluddımız dairei sıhhatte mevcut olup ruz-ı şeb devam-ı ömrü devletleri..."

183. sayfanın 66. sayılı Eger'den Ali Ağanın oğlu Derviş'e yazdığı mektup:

"Gözümün nuru oğlum Derviş huzurlarına vüfur üzre layık dualar ve layık senalar takdiminden sonra i'lam olunan oldur ki benim oğlum ahvalimden sual olunursa sıhhat üzre bilesiz ve ba'dehu benim oğlum ne yerde oldugimiz sual buyurursanız bu defa Egre Beylerbeyisi olan Mustafa Paşanun yanında oluruz...".

Bu kısa örnekler dahi bu mektupların üslübu ve sade söz hazinesi özellikleri hakkında bir fikir vermektedir. Ayrıca, biraz önce de işaret edildiği üzere mektuplar genellikle yazarın selam ve saygılarını ifade eden bir giriş (dibace) ve kendisinin sıhhi durumu hakkında bilgi verme ve üçüncü yerde yerine getirilmesi istenen meselelere dair açıklamalar ve sonunda bütün tanıdıklara selam ve muhabbetlerin iblağı takip eder.

Bir kağıt parçasının ön yüzüne bunlar yerleştirilerek kağıt katlandıktan sonra arka yüzüne alacak olanın adresi yazılır. 201. sayfadaki 74 sayılı mektubun adresi şöyledir:

"İnşaallahu taala Budun'da mehkeme tapusunda biraderim derzi Selim Kalfaya vasıl ola". Çok defa vasıl ola yerine dege yazıldığı görülür.

Mesela 68. sayıda kayıtlı 188. sayfadaki adreste:

"İzzedü ve saadedu Derviş Bey hazretlerine dege... " denilmektedir. İmla oldukça değişik ve kendi içinde de tutarsız görünüyor. Aşağıda bariz birkaç misal veriyoruz:

Çok dikkate değer deyimler var:

bolayki, bu gele mektup, girecek ay, ideresince, gönlün hoş dura, dosta insan niçin, ilk düşen, kat kat ender, mubadaki, ödeye duyamak, yarındesi, yüz karaluğu v.s. Gözümün nuru ve ruhum gibi sevgi ifade eden sözlerin yanında baran (barany=koyun), ban, soba (szoba=oda), salaş (szallas=çifdik, ikamet yeri), törvin (törveny=kanun), varoş gibi Macarca kelimeler yanında buyuruidu, dutsak, irdele, kadınım, kayın anan, kolçak, neki gibi öz Türkçe kelimeler de görülür.

Cümleler kesintisiz devam eder. Yazılar genellikle okunaklı ise de resmi yazılarda olduğu gibi güzel ve itinalı değil. Yabancı kelimeler resmi yazılardakine nispetle daha az ve daha ziyade dibacelerle mektubun kapanış satırlarında görünür. Bu mektuplardan dikkate değer bir örnek olarak 203. sayfada kayıtlı bir aile reisinden, ailesine yazılan bir mektubun tıpkı basımını veriyoruz.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir