Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hunbaha Vergisi Ve Fatih Sultan Mehmed Han

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hunbaha Vergisi Ve Fatih Sultan Mehmed Han

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 20:57

"HUNBAHA" VERGİSİ VE SULTAN MEHMET FATİH'İN 1473 TARİHİNDE AKKOYUNLU SARAYINA GÖNDERDİĞİ İKİ MEKTUP HAKKINDA

İş bu makalemizde ilk önce "hunbaha", yani "kan bahası" vergisinin anlamı hakkında muhtasar bilgi vermek niyetindeyiz. Söz konusu devrin tarihini aksettiren kaynaklarda bu vergi ile ilgili muayen bilgi vardır. Kaynaklara göre, savaş zamanı büyük miktarda harbi kuvve kaybeden hükümdar mağlup olan taraftan kan bahası talep ediyordu. Ali Akper Dehhoda "hunbahanın" açılışını "kan dökülmesi ve bir kimsenin öldürülmesi için ödenilen ceza" gibi değerlendiriyor; ve gerçekten bu açıklama "hunbahanın" anlamını doğru aksettiriyor. Lakin, ilave etmeliyiz ki, esirlerin affedilmesi için ödenilen büyük meblağda para da hunbahanın daha bir nevini teşkil ediyordu.

İlkönce, söz konusu meselenin araşürılması amacıyla istifade ettiğimiz mektup ve diğer belgeleri kendisinde aksettiren "Münşeat-i-selatin" kitabı ve onun müellifi hakkında kısa bilgi vermenin maksada uygun olacağını zannediyoruz.
Feridun Ahmet Bey'in doğum tarihi ve yeri hakkında henüz bir bilgi elde edemedik, ama 1583 yılında vefat ettiği bilinmektedir. O, defterdar Civizade Abdullah Çelebi'nin evinde büyümüş, 960 (1552-53) yılında katip olarak Sokullu Mehmet Paşa'nın hizmetine girmişti. Bilahare, divan katibi olmuş, Sultan Süleyman Kanuni'nin Nahcivan seferine (1554) iştirak etmiş ve diğer savaşlarda da kendisini göstermişti. Sonradan, 978 (1570) yılında reisül-küttap ve 981 (1573) yılında nişancı vazifesine tayin edildi. II Selim'in vefatından sonra onun halefi III. Murat'ın hizmetinde bulunan Feridun Bey, 1575 yılında en mühim eserini, yani "Münşeat-i-selatin" kitabını sultana takdim etti. Fakat bir sene sonra gözden düşerek nişancı vazifesinden azledildi. 1577 yılında sancakbeyi sıfaüyla Semender'iye, daha sonra Könstendil'e gönderildi. 1581 yılında sultan onu merkeze çağırdı ve yeniden nişancı vazifesine tayin etti. Feridun Bey, 1582 yılında Rüstem Paşa ile Mehrimah Sultan'ın izdivacından dünyaya gelmiş ve sarayda büyümüş Ayişe Sultan ile evlendi ve bir sene sonra, yani 21 Safer 991 (16 Mart 1583) yılında vefat etti.

Genellikle, Osmanlı İmparatorluğu'nun komşu devletler ile olan ilişkilerinin aratırılmasında Feridun Ahmet Bey'in "Münşeat-i-selatin" kitabının büyük önemi vardır.

Şimdiyse, 1473 yılında meşhur Otlukbeli Savaşı'ndan sonra Osmanlı-Akkoyunlu-Teymuri ilişkilerinin politik durumuna kısa bile olsa nazar salmak mü-nasip olurdu.

1423 tarihinde dünyaya gelen, 1452 yılında rakiplerini bertaraf ederek Akkoyunlu Beyliği'nin başına geçen, 1478 yılında vefat eden Uzun Hasan'la Fatih Sultan Mehmet arasında 1461 ve 1472 yıllarında savaşlar vuku bulmuştu. Uzun Hasan ilk savaşta Erzincan dolaylarına kadar gelmiş, Fatih'in Trabzon'a gitmesine engel olmak teşebbüsünden vazgeçerek onunla anlaşmayı tercih etmişti.
Uzun Hasan'ın Osmanlı sultanı ile yaptığı ikinci mücadele tarihe "Odukbeli Meydan Muharebesi" adıyla geçmiştir. Küçük bir beylikten başlayarak Önasya'da büyük bir imparatorluk kurmaya muvaffak olan Uzun Hasan işbu savaşta yenilmiş ve onun ordusunda savaşan Teymuri şehzadeleri Zeynal, Yusuf ve Ömer esir alınmışlardı.
Esir alınan şehzadelerin kurtulması üzerine şehzadelerin annesi Rugiyye Hatun'la Fatih Sultan Mehmet arasında bir türlü yazışmalar olmuştu.

Biz bu mektupları araştırırken bazı ilgi çekici konularla karşılaştık. Uzun Hasan'la iyi münasebette olan ve 1473 yılında Akkoyunlu sarayında yaşayan Rugiyye Hatun ilk mektubunu Fatih'in kendisine değil de, Anadolu beylerbeyliğinden vezir olarak Osmanlı sarayında bulunan Keduk Ahmet Paşa'ya yazmıştı. Galiba böyle davranmakla Rugiyye Hatun kendisinin ilk mektubunun Fatih'in kızması ve hiddetlenmesine neden olacağından sakınmıştı. Zira Uzun Hasan'ın saldırısı ile başlanan harp yenice bitmiş, onun her iki devlete vurduğu yaralar hala sarılmamıştı. Tabii ki, vezir Rugiyye Hatun'un mektubunu sultana takdim etmiş ve Rugiyye Hatun'a "Name-yi Humayun" gönderilmişti. Orada her kurtulacak şehzade için "hunbaha" vergisi talep olunmuştu.
Rugiyye Hatun'un oğullarının esaretten kurtarılması üzerine Keduk Ahmet Paşa'ya gönderdiği yukarıda adı geçen dilekçenin özetini takdim etmenin okuyucular için ilginç olduğunu zannediyoruz.

İşbu belge Fars dilinde yazıldı:

"Alicenap, devletmeap, amaretintisap, iftiharül-ümerayi-fi-l-alem, nazeme-ümure-cumhure-bani-adem... fahrüd-devie ve ikbalveddin Ahmet paşa!.. Sizin izzet kulağınıza çattırılır ki, hosrovane şafak, lutf ve ihsan rayihaları, (bununla beraber) padişahane dikkat ve şükranınız bizlere hicrana müptela olanlara belli olduğu için, biz birkaç kelimeden ibaret dilekçeni hazret hanlar hanı, Süleyman mekan, ülkeler feth eden yüce (sultan) sarayına gönderdik. O mealimeaptan tevakke ederiz ki, o benzersiz zatın büyüklük, mürüvvet ve ihsanı malum olduğu için o, kendi lutfunu, muavenet ve yardımını yapabildiği kadar ve imkan dahilinde bizlerden esirgemeyecektir... Muhlise Rugiyye".

Rugiyye Hatun'un kendi evladarının affedilmesi için gözyaşlarıyla yazdığı bu yalvarış mektubuna (tazarraname) cevap olarak kısa bir zaman içinde sultandan "humayun mektub" geldi.

İşbu mektupta şunları okuyoruz:

"İsmet-meap, iffet-ayab, hatune-üzma, banuye-kübra, sahibetü'l-ismet ve-t taharet, zatüt-taat ve's-saadet, el-metesimet bi'l-lütfi'l-meliki'r-rah-man Rugiyye Sultan... Sonsuz şevket ve itina ile bildiririz ki, aziz evlatlarınız ile ilgili bizim ali-sarayımıza gönderdiğiniz şerif-mektup bize takdim edildi... Sözün kısası şudur ki, onları esirlikten meccani (parasız) azat etmek ve onlara ruhsad vermek... bizim padşahane meramımızdır, lakin, mülk işleri ve saltanat kaydeyi kanununa göre bunu yapmak imkanımız haricindedir... Ve bu yüzden onların (yani şehzadelerin-Ş.F.) her birisi için 20 defa 100 bin akçe-yi Tebrizi ki, bütünlükte 60 defa 100 bin akçeye beraberdir, tayin edildi ve (işbu meblağ) haziney-i amire'ye verilmelidir. Halihazırda, sizin tarafınızdan bizim cihana penah veren sarayımıza gönderdiğiniz peşkeş, hediye ve tebarrükat 450 bin akçe-yi Tebrizi meblağını teşkil ediyor. O cenabın (yani Rugiyye Hatun'un-Ş.F.) ricası üzerine onun bir ferzendine (evladına)-emirzade Zeynel Mirza'ya merhamet gösterip, onu (esirlikten) azat ettik ki, o kısa bir zamanda yukarıda gösterilen meblağın kalan hissesini, yani 55 defa 100 bin akçe-yi Tebrizinin toplayarak, Hazine-i-amire'ye göndersin ve öbür ferzendler de esaretten kurtulsunlar. Söz konusu meblağın ödenmesi geciktirildiği takdirde bu ferzend (Zeynal Mirza-Ş.F.)... geri gönderilmeli ki, yukarıda gösterilen hediyeler olduğu gibi... size geri gönderilsin. O cenabın (Zeynal Mirza'nın-Ş.F.) adamı ile... söz konusu meblağ gönderilmediği ve yahut o cenabın kendisi geri dönmediği takdirde, onun burada bulunan kardeşlerine zarar getirileceğini kati' olarak bildiriyoruz. Bunu bizim padişahlık mürüvvetimiz ve bizim tarafımızdan hıfz olunan saltanat namusu taleb ediyor'.

Meseleyi Rugiyye Sultan'a son derece açık ve şiddetle bildiren Sultan Mehmet Fatih "name-i-hümayun"unun sonunda Akkoyunlu sarayından kan pahası olarak gönderilen kitap ve diğer hediyelerden söz ederek, daha kıymetli ve nadir eşyaların gönderilmesini talep ediyor:

"Gönderdiğiniz kitapların ve diğer teberrükatın çoğu bizim taraflarda vardır ve az bulunur şey değildir. Bizlere değerli yazı numuneleri (mürakaat) gibi nadir kitap ve bedii eserler gönderin".

Sultan Mehmet bu fikri bildirdikten sonra tekrar esirde olan şehzadelerin meselesi üzerine geliyor:

"Yusuf Bey'in ve Ömer Bey'in durumu bizim söylediğimiz gibidir. Yusuf Bey için 200 tumane-Tebrizi, Ömer Bey için ise 150 tumane Tebrizi tayin olundu... Küsursuz ve kesirsiz ödenmelidir!
Şevval ayının 10'u, 880 yıl".

Feridun Bey, Sultan Mehmet'in Rugiyye Hatun'a birinci mektubundan sonra ikinci name-i hümayununu da "Münşeat-i selatin" okuyucularına takdim ediyor.

İşbu mektup devrin yazı kuralları uyarınca son derece yüksek ibareli kelimeler ile yazılmıştır:

"Cenab-ı iffet-mea'b, ismet-ayab, hatune-üzma, muhaddaraye-kubra, melekatü'l-melekat zi-l ismet ve't-taharet Rugiyya Sultan Hatun!... Malümunuz olsun ki, gönderdiğiniz mektup bize arz olundu ve muhtevası malüm oldu... O zaman siz onların (esirlerin-Ş.F.) azad olunmalarını rica ettiniz. Kendi cevabımızda esirlikten kurtulma şartları ve hunbahaistenilmesinin nedenini bildirdik. Şartlar değişilmezdir... gönderdiğiniz hediye ve peşkeşlerin değeri tarafların mutabakau esasında hesaplanacakur. Arz ediyorum ki, karalımız artık söylendiği gibi kuvvesinde kalmaktadır. Gösterilen meblağın gönderilmesinde herhangi bir engel ortaya çıkarsa, Zeynal Bey geri dönmelidir. Aksi takdirde elimizde olan kardeşlerine zarar yetecektir. Siz zamanenin akıllı kadını (agile) olduğunuz için bizim hümayun-maslahanmıza uyacaksınız...".

Feridun Bey kitabında Osmanlı sultanının II. mektubundan sonra Rugiyye Hatun'un yeni mektubunun metnini de verir. İşbu mektup numaraya göre ikinci olsa bile aslında Akkoyunlu hanımının sultana yazdığı üçüncü namesidir. Galiba onun ikinci mektubu Feridun Bey'in eline geçmemiş.

Rugiyye Hatun'un yeni tazar-rünamesinde şunlar yazılıdır:

Kamyal-nevvaba arz olunur ki... mektubunuz... ümide... neden oldu. Zaman geçtikçe bu hazretlerin arasında alaka, birlik ve dostluk ilişkileri artmış ve öncelerde olduğu gibi... etrafımızda samimiyet, dostluk ilişkileri, muhabbet ve ittifak vuku bulmuştur... Durumun bu kadar değişeceğini bundan sonra... tasavvur bile edemeyiz... Bu fakirin gönderdiği hediye ve armağanlara ayıp etmeyin, çünkü bu eşyalar gönderenin durumuna münasiptir... Zaife Rugiyye Sultan".

Böylelikle, Büyük Osmanlı Sultanı Mehmet Fatih'le Akkoyunlu sarayında yaşayan Teymuri Hanım'ı Rugiyye Hatun'un birbirleriyle mektuplaşmaları hakkında malumat burada bitmekte. Teymuri emirzadelerinin Osmanlı hapsinden kurtulup kurtulmaması hakkında henüz bir bilgi elde edemedik.

Yukarıda adı geçen olayları göz önünde bulundurarak Osmanlı-Akoyunlu ilişkilerinin öğrenilip araştırılmasında resmi mektuplaşmaların büyük önemi olduğunu göstermeye çalıştık.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir