Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Döneminde Antakya Sancaği'nın İdari Taksimati

1700-1867

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Osmanlı Döneminde Antakya Sancaği'nın İdari Taksimati

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 20:40

OSMANLI DÖNEMİNDE ANTAKYA SANCAĞI'NIN İDARİ TAKSİMATI (1700-1867)

I - Tarih içinde Antakya'nın Yeri


"Antakya"isminin örtü veya halı manasına geldiği tahmin edilmektedir.
Tarihi Antakya (Antakiya, Antiochia) şehri 35°52' ve 37°04' kuzey enlemleri ile 35°40' ve 36°35' doğu boylamları arasında, denizden 440 m. yüksekliği olan Habibü'n-NeccarDağı'nın eteklerinde ve Ası Nehri'nin aşağı ucunda kurulmuştur.

Fırat Havzası'nın Akdeniz'e, Anadolu'nun Suriye ve Filistin'e açıldığı yerde kurulan bu şehir, görünüm itibariyle Türk-İslam karakterini yansıtmaktadır.
Şehir, muhtemelen M.Ö. 300 tarihlerinde Seleukus tarafından kurulmuş ve kısa sürede gelişerek Roma ve İskenderiye gibi önemli bir yerleşim merkezi durumuna gelmiştir. Bu durum Sasanilerin, Roma'yı, Asya'da zayıflatma, "Nesturi Kilisesi"ni batıdan koparma (260 ve 499 seneleri) teşebbüslerine kadar sürdü. Bundan sonra bir taraftan İran ordularının baskısı, diğer taraftan tabii afetler (M.S. ilk 5 asırda 10'dan fazla zelzele olmuş) şehri tahrip etti. Bu felaketlerden sonra şehir, Roma İmparatoru Justinyanus tarafından daha küçük ölçekli kurulmuşsa da fazla gelişmedi. Bu defa güneyden gelen Müslüman Arap ordularının akınlarına maruz kaldı ve M.S. 638 (H. 17)'de Müslümanların eline geçti. Bu hakimiyet fazla uzun sürmedi ve M.S. 969 (H. 358)'da tekrar Bizans'ın eline geçti. Bizans hakimiyeti de fazla sürmedi ve M.S. 1084 (H. 477)'te tekrar Müslümanların eline geçti. Müslüman Arap hakimiyeti de fazla sürmedi ve M. 1085 (H. 478)'te Konya Selçuklu Sultanı I. Süleyman'ın eline geçti. I. Süleyman'ın vefatından sonra, Selçuklu Sultanı Melikşah, şehri hakimiyeti altına alarak (1086 M.-479 H.) Yağı Basan'ı vali tayin etti. Bu Türk hakimiyeti de fazla sürmedi ve şehir 1098 M. (492 H.) tarihinde Haçlı ordularının eline geçti. Haçlı hakimiyeti 1268 M. (666 H.) tarihine kadar sürdü ve bu tarihte Mısır Memluklu Sultanı Baybars'ın eline geçti. Memluklu hakimiyeti, Yavuz Selim'in Çaldıran zaferini (1514) kazanmasına kadar devam etti. 1515 M. (921 H.)'te (1517 tarihi de verilmektedir) Osmanlı egemenliğine geçen Antakya, Halep Eyaled'ne bağlı bir Liva (Sancak) durumuna getirildi.

II - Osmanlı Yönetiminde Antakya'nın İdari Taksimatı

Çaldıran zaferinden sonra Osmanlı egemenliğine geçen bölge, genel kurala uygun olarak tahrir edildi. Antakya ve diğer bazı sancakları birleştirilerek Halep Eyaleti meydana getirildi.
Bu idari düzenlemeden sonra, eyalet olan Halep'i beylerbeyi yönetirken, livaları da sancakbeyleri yönetti. Bu klasik uygulama XVII. yüzyıla kadar devam etti. XVII. yüzyıldan itibaren vezir rütbeli paşaların çoğalması, bu paşaların rütbelerine uygun olarak atanacak eyaletlerin bulunamaması sonucu, devlet ulema sınıfında yaptığı uygulamaya benzer yeni çözümler aramaya başladı. Bu ihtiyaçtan dolayı birkaç sancağın gelirleri birleştirilerek arpalık olarak vezirlere tevcih edilmeye başlandı. İdari alandaki arayış bununla da kalmadı. Bazı eyaletlere alt gelirlerinin az olması, atanacak beylerbeylerinin rütbelerine denk sayılmaması gibi sebeplerden dolayı buraları yönetecek, yeni bir rütbe olan mutasarrıflık kurumu doğdu. İdari yapıya yeni giren bu rütbe kısa sürede kökleşti ve XVII. yüzyılda bazı küçük eyaletler mutasarrıf rütbeli kişiler tarafından yönetilirken, XVIII. yüzyıldan Tanzimat'a kadar olan dönem içinde de bazen bir, bazen de birkaç sancak birleştirilerek mutasarrıfların yönetimine tevcih edildi. Tanzimat'tan sonra da bazı idari birimlerin idaresi mutasarrıflara bırakıldı.
Osmanlı klasik idari yapısına sonradan giren diğer bir kurum da mütesellimlik kurumudur.

XVI. yüzyılın ortalarından itibaren basit bir vekillik manasında ortaya çıkan Mütesellimlik kurumu, daha sonraları kökleşti. XVI. yüzyılın ikinci yansından itibaren beylerbeyleri veya sancakbeyleri atandıkları eyalet veya sancaklara gelinceye kadar veya bu idareciler görevleri gereği makamlarında bulunamadıkları zamanlarda, yerlerine geçici olarak bakan kişilere mütesellim denildi. XVII. ve XVIII. yüzyıldan Tanzimat'a kadar olan dönemde ise, iki görevi birden üstlenen paşaların (serhat muhafızlığı ve mutasarrıflık gibi) ikinci görevine tayin ettiği kişilere, görevine gelmeyen bazı paşa ve mutasamfların yerlerine tayin ettikleri kişilere, çeşidi hazinelere bağlı sancakları yönetmek üzere tayin edilen kişilere de mütesellim denilmeye başlandı. Dikkat edilecek olursa, XVI. yüzyılın ortalarından Tanzimat'a kadar olan dönem içinde, klasik idareciler ve kurumlar arasına mütesellimlik kurumu da girmiş oldu.

Klasik yapıya sonradan giren başka bir kurum da voyvodalıktır.

"Voyvoda" kelimesi Slav kökenli bir kelime olup, lider, yönetici, şef manalarını taşımaktadır. Osmanlı idaresi içinde sadece Balkanlarda "Kazıklı Voyvoda"ların varlığı bilinmektedir. Halbuki devletin ilk yıllarında has gelirlerinin yönetimi çok kere voyvodalar tarafından yapılıyordu. Tımar sisteminin yeni şekiller almasından sonra "Serbest Tımar"ların, vali ve mutasarrıflara verilen bazı gelir kaynaklarının, özellikle XVII. yüzyıldan itibaren iltizam ve mukataa usulünün yaygınlaşması sonucu ortaya çıkan bu mali ve idari ünitelerin yönetimi çok kere voyvodolara bırakılmış gibiydi.

XIX. yüzyılın başlarından Tanzimat'a kadar olan dönem içinde ise birçok köy, nahiye, kasaba ve şehirlerin idaresi voyvodalara bırakılmış vaziyetteydi.
Görüldüğü gibi, bu kurum da, Tanzimat'a kadar olan dönemde, klasik idareci ve kurumların arasına girmiş gözükmektedir.
Bu açıklamalardan sonra, incelemeye tabi tuttuğumuz Antakya'nın idari yapısı ne idi? Bu soruya kısa bir cevap vermek yerine, konuyu bazı başlıklar altında tahlil etmenin yararlı olacağı kanaatindeyiz.

a. Antakya Sancağı'nın idari yapısı

Osmanlı Devleti'nin 1515'ten sonra bu bölgeyi egemenliğine alması ile Antakya ve bazı sancakları bir araya getirilerek Halep Eyaleti oluşturuldu. Eyaleti beylerbeyleri yönetirken sancakları da sancakbeylerinin yönettiğini belirttik.
imparatorluk için geçerli olan umumi prensip, her zaman aynı kalmadı ve Antakya, zaman zaman liva statüsünden kaza statüsüne indirilerek yönetilmeye çalışıldı. İdari açıdan görülen bu değişiklikler zaman zaman mali açıdan da görülmeye başladı. Özellikle XVII. yüzyılda serbest tımarların doğması, kapan resmi, boyahane resmi, ağnam resmi, pirinç geliri, iskele ve gümrük geliri gibi bazı gelirlerin mukataa haline getirilmesi, yine bazı sancak gelirlerinin toptan mukataa haline getirilmesi gibi uygulamalar, klasik idari ve mali yapıda epeyce değişiklikler meydana getirdi. XVII. yüzyılda görülen bu uygulama XVIII. yüzyıl ve XIX. yüzyılın ortalarına kadar sürdü. İşte bu uygulamanın bir uzantısı olarak İnebolu, Bartın, Amasra, Alanya, Çeşme ve İzmir gümrükleri, Ankara ve Kayseri Boyahane gelirleri, Beypazarı pirinç gelirleri, Karakeçili ve Bozuluş aşiretlerinin ağnam resimleri, Antep, Tokat, Ayaş ve Bergama gibi bazı kasaba ve şehirlere ait gelirlerin mukataa haline getirilmesine benzer olarak3 Antakya'ya ait gelirlerin de mukataa haline getirildiği görülmektedir. Hatta buradaki idari ve mali uygulamayı göz önünde bulundurarak, Tokat Sancağı'nda olduğu gibi burayı da Mukataa Sancak veya Mukataa Kaza olarak tanımlamak mümkün olmaktadır. Tespit edebildiğimiz bazı vesikalar bunu doğrulamaktadır.

Mesela:

30 Eylül 1736 (24 C. Evvel 1149) tarihinde Halep Beylerbeyi olan Vezir Ahmet Paşa, Antakya Kadısı Mevlana es-Seyyit Mehmet Sait Efendi' ye, Antakya voyvodası el-Hac Murtaza Ağa'ya, Yeniçeri Serdarı ve Kethüdayerine, Ayan-ı Vilayet ve İşerlerine, Nahiye ve Kurra Zabit ve Şeyhlerine hitaben yayınlandığı "Buyuruldu"da, "Antakya ve nahiye kazalarının Halep valilerine verildiği, "rau-tad" üzere bu sene "kışlak-ı kebir" (Kaza, nahiye ve köylerdeki kışlakları kullanan ahaliden miri için alınan vergi) resmi olan 360 guruşun tahsil zamanının hulul ettiğini" belirttikten sonra, bu verginin bir an önce toplanıp kendisine gönderilmesini istediğini4, 1 Mayıs 1736 (19 Zilhicce 1148) tarihli ve Antakya'dan aynı örf ve şer' mensuplarına hitaben yazılan bir başka buyurulduda ise, Halep-i Şihba (evleri beyaz taştan yapılan Halep şehri anlamında sıfattır) havassı mülhakatından Antakya Voyvodalığı 'na bir yıllığına voyvoda atandığı belirtilmektedir5. Yine 12 Mayıs 1736 (Gurre-i Muharrem 1149) tarihli bir başka buyurulduda Kanun-ı Kadim üzre voyvoda atandığı ve vergileri topladığı, 13 Ağustos 1736 (5 R. Ahir 1149) tarihli başka bir buyurulduda, Halep valileri tarafından, Antakya'da bir voyvoda bulundurmanın "Mutad-ı Kadim" olduğu belirtilmektedir. Aynı şekilde 26 Şubat 1736 (13 Şevval 1148) tarihli ve Halep Kalemi'nden verilen bir Divan Tezkeresinde, Halep mahsulünden olan Nefs-i Antakya Ihtisap Mukataası 'nın bir yıllığına Ali Ağa' ya iltizama verildiği ifade edilmektedir8. Bütün bu bilgileri yan yana koyduğumuzda, XVII. yüzyılın sonlarından itibaren Antakya'daki birçok gelirin mukataa haline getirilip Halep Kalemi'ne bağlandığı, bu gelir kaynaklarının da çeşidi Halep beylerbeylerine tevcih edildiği, asıl işi Halep Eyaleti'ni yönetmek olan beylerbeylerinin ise yerlerine kanun-ı kadim ve mutad-ı kadim üzre voyvoda tayin ederek, burayı yönetme cihetine gittiklerini göstermektedir.

XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren Halep Eyaleti'ne mukataa sancak veya mukataa kaza olarak bağlı olan Antakya, voyvodalar tarafından idare edildi.
Voyvodanın Slavca bir kelime olup, lider, şef, yönetici manalarına geldiğini yukarıda belirttik.

Antakya mukataa sancağını alan Halep beylerbeyleri (Halep valisi de deniyordu), kendi Kapu Halkları'ndan veya Kapu Kethüdaları'ndan veya daha önce Antakya'da voyvodalık yapmış bilgili, dürüst, dirayetli ve reayaperver olan kişilerden birisini bir buyuruldu ile Antakya voyvodası unvanı ile bir yıllığına atayıp, burada bulunan ulema ve ümeranın buna itaat etmelerini istiyorlardı. Voyvodalar bir yıllığına idari, adli, mali, askeri, beledi ve sosyal konularda tam yetkili olarak atanıyorlardı. Eğer, voyvodalar, görevlerinde dürüst davranmaz, görevin gerektirdiği beceri ve dirayeti gösteremezlerse bu süre dolmadan beylerbeyi tarafından ref (azl) edilip, yerine yenisi aynı şartlarda atanıyordu.
1709-1710 (1121-1122 H.), 1735-1737 (1148-1150 H.) tarihlerine ait olarak tespit ettiğimiz ferman, berat, buyuruldu, mektup, pusula, ilam, hüccet ve arzuhallerde, voyvodaların, sancakbeyleri, mutasarrıf ve mütesellimler gibi sancak, kaza, nahiye ve köylerin idari, adli, mali, askeri, beledi ve sosyal problemleri ile doğrudan ve tam yetki ile ilgilendikleri görülmektedir.

Mesela:

24 Mart 1709 (12 Muharrem 1121) tarihli mahkeme hüccetine göre Antakya voyvodasının, kendi halinde olmadığı iddia edilen kadını mahkemeye getirip, yargılanmasını sağladığı", Eylül ortaları 1709 (Evail-i Receb 1121) tarihli keşif hüccetinde eşkıyalık sonucu öldürülen kişinin keşfine gidilip, katillerin yakalanması için fiilen çalıştığı görülmektedir. Yine 22 Nisan 1709 (11 Safer 1121) tarihli Salyane Defterinde, Halep valilerinin alacaklarını toplamak için gerekli olan vergiyi tarh ve tevzi ettirdiği, 28 Şubat 1710 (28 Zilhicce 1121) tarihli Salyane ve Tevzi' Defteri'nde Halep valileri için toplanan 2850 kuruşluk vergiyi şehir kethüdasından alıp valiye gönderdiği, 18 Temmuz 1735 (26 Safer 1148) tarihinde Antakya'da oturan Mirahor ibrahim Ağa ile reaya arasında anlaşmazlık zuhur ettiği zaman, bu askeriden olan kişinin yargılanmasını sağladığı, 24 Haziran 1736 (14 Safer 1149) senesi, Bağdat Kalesi mevaciblerinden olan görevlinin hastalanıp Antakya'ya gelmesi sırasında, mesih hekimlere tedavi ettirdiğini, 1737 (1149) tarihli çeşidi arzuhallerin çözüme kavuşturulması için çalışmalar yaptığını görmekteyiz. Bu kadar görevi yapan voyvodaların 1736 (1149) tarihinde 100 ile 400 kuruş, 1809 tarihlerinde 300 kuruş civarında maaş aldıklarını tespit etmekteyiz. Antakya voyvodalarının, sancağın (veya kazanın) idari, adli, mali, askeri, beledi ve sosyal problemlerinin çözümünde ne kadar etkili olduklarını, kendi bölgelerinde sancakbeyi, mutasarrıf ve mütesellim gibi davrandıklarını açıkça görmüş olmaktayız.

Antakya Sancağı'nın (veya Kazası'nın) idaresinde voyvodalık kurumunun tesiri 1811 (1226 H.) tarihine kadar sürdü. Bu tarihten sonra, Antakya'ya, Halep valileri tarafından Mütesellim unvanlı kişilerin atandığını ve bu kurumun da 1831 (1247 H.) tarihinden Tanzimat dönemine kadar devam ettiğini görmekteyiz.
Mütesellimler, voyvodalar gibi Halep valileri tarafından buyuruldu ile atanıyorlar ve onlar gibi idari, adli, mali, askeri, beledi ve sosyal konularda tam yetkiyle hizmet veriyorlardı. Voyvodaların yürüttüğü hizmetleri bunlar üsdenmişlerdi.

Halep'ten görevlendirilen voyvoda ve mütesellimler, sancak merkezi durumunda olan Antakya şehrinde oturuyorlardı. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Antakya şehri 42 mahalleden oluşmakta ve bu mahallelerde Türkler-Araplar, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler gibi beş ayrı etnik grup ve İslamiyet, Hıristiyanlık ve Musevilik gibi üç semavi din mensupları bir arada yaşıyorlardı. Nüfusun yaklaşık olarak % 90-92'si Müslüman, % 8-10 kadarı da zimmi idi (Bkz. Tablo 1, Harita 1).

b - Antakya'ya bağlı nahiye ve köylerin idaresi

Antakya Sancağı'nın (veya Kazası'nın) idaresinde etkili olan idareciler sadece voyvoda ve mütesellim değildi. Bunların dışında kalan, yeniçeri serdarı, kethüda-yeri, şehir ayanı, şehir kethüdası, esnaf şeyhleri, nahiye ve karye şeyh ve kethüdaları vb. gibi ehl-i örf mensupları ile kadı, naib, mahkeme erkanı, müftü, nakibül-eşraf kaymakamı müderrisler, diğer din görevlileri ve vakıf görevlileri gibi ehl-i ilim ve ehl-i şer' mensuplarını da saymak gerekmektedir. Biz bu çalışmada konumuz gereği nahiye ve karye yöneticilerini de ele alarak sancak (veya kaza) merkezinden nahiye ve köy birimine kadar idareden bizzat sorumlu olan yöneticileri ele alıp, diğer yöneticileri sonraki çalışmaya bırakmak istiyoruz.
Antakya Kazası'nın çevresinde, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Kuseyr, Cebel-i Akra, Altınöz, Süveydiye (Samandağ), Karamurt ve Ordu adı altında altı tane nahiye (XIX. yüzyılın ikinci yansı ile Hatay'ın Anavatan'a katılmasından sonra bu sayı artmıştır) yaklaşık 151 veya 173 tane karye bulunmaktadır.

Antakya Sancağı'nın (veya Kazası'nın) yönetiminden, Halep valileri tarafından atanan voyvodalar ile mütesellimlerin sorumlu olmasına karşılık, nahiye ve karyelerin yönetiminden genellikle reaya (halk) tarafından seçilen şeyh veya kethüdalar sorumlu idiler. Gerek merkezi hükümet tarafından yazılan fermanlarda gerek Halep beylerbeyi ve mütesellimler tarafından yazılan buyuruldularda, gerekse Antakya Mahkemesi'nin yazdığı ilam, hüccet ve müraselelerde nahiye şeyh veya küt-hadaları ile karye şeyh veya kethüdalarına21 hitap edildiğini görmekteyiz. Belgelerde bunu açık olarak tespit etmemiz mümkün olmaktadır.

Mesela:

22 Nisan 1709 (11 Safer 1121) tarihli Salyane Defteri'nde nahiye kethüdalan ile kurra ihtiyarı unvanlarının geçtiği, 1736 (1149) tarihli arzuhal ve buyuruldularda Kuseyr Nahiyesi naibi yanında Kuseyr Nahiyesi şeyhine de hitap edilmektedir. Yine 1736 (1149) tarihli arzuhal, buyuruldu ve Salyane Defterleri'nde nahiye kethüdaları, nahiye şeyhleri, kurra şeyhleri ve kurra ihtiyarları unvanlarının yan yana kullanıldıklarını görmekteyiz.

Antakya Sancağı'na (veya Kazası'na) ait bazı masrafların tespiti, masrafları karşılamak, gerekli tarh ve tevzi işlerini yürütmek için Antakya merkezinde (mahkeme binası veya voyvoda ve mütesellim konaklarında oluyordu) kadı, voyvoda, mütesellim, yeniçeri serdarı, kethüdayeri, şehir ayanı, şehir kethüdası, esnaf temsilcileri vb. gibi ileri gelen yöneticilerin toplandığı meclislerde nahiye şeyh ve kethüdaları ile kurra şeyh ve kethüdalarının adlarını da görmekteyiz.

Mesela:

2 Mart 1710 (Evail-i Muhanem 1122) tarihli hane veya tevzi ve taksim defterinde Antakya'ya ait avarız ve nüzül resimleri ile diğer masrafların tarh, tevzi ve tahsilinde kurra ihtiyarları ile nahiye kethüdalarının filen görev aldığını, 23 Ağustos 1736 (15 R. Ahir 1149) tarihli tevziat ve tahsilde ise, nahiye şeyhleri unvanlı kişilerin görev aldığı görülmektedir. Yine 28 Mart 1736 (15 Zilkade 1148) tarihli Salyane Defteri'nde kurra şeyhlerinin görev almasına karşılık, 23 Eylül 1736 (17 C. Evvel 1149) tarihli Salyane Defteri'nin tanzimi ve gerekli olan verginin tahsil edilmesinde kadı, voyvoda, yeniçeri serdarı, kethüdayeri, serdengeçd ağa, şehir ayanı, şehir kethüdası, saadat-ı kiram kaymakamı, Ahi Efendi, fukara vekilleri olarak tavsif edilen debbağ, köşker vb. gibi bazı esnaf yöneticileri gibi şehir ileri gelenleri adları yanında nahiye şeyhleri ile kurra şeyhleri isimleri beraberinde Süveydiye Nahiyesi şeyhi, Baksanos, Türkmen Mezraası, Miras, Hisarcık, Tilhabeş, Hüseyinli, Ermence, Büyük Burç köylerinin kurra şeyhleri adları da sayılmakta ve bunların da tahsilatta görev aldıklarını görmekteyiz.

Verdiğimiz örnekler, Antakya Sancağı'nın (veya Kazası'nın) küçük idari birimleri olan nahiye ve kurralarda, genellikle reaya tarafından seçilen şeyh veya kethüdaların ne kadar etkili olduğunu, demokratik bir katılımla, nahiye ve köy meskunlarının idari ve mali uygulamaya katıldığını, gerekirse denedediklerini, memnun olmadıkları uygulamalara bilerek arzuhalle itiraz ettiklerini, açıkça göstermiş olmaktadır.
Nahiye ve köylerdeki idari problemleri şeyh ve kethüdalar çözerken, hukuki problemleri de nahiye nabi unvanlı seyyar naibler çözmekteydi.

Mesela:

13 Eylül 1736 (7 C. Evvel 1149) tarihli arzuhal ve buyurulduda Kuseyr Nahiyesi naibi ile Kuseyr Nahiyesi şeyhine hitap edilerek, suçluların yakalanıp, yargılanmalarının istendiğini görmekteyiz.

2 - Antakya'ya Bağlı Nahiye ve Köylerin İdari Taksimatı

Osmanlı idari taksimatı içinde yer alan eyalet, sancak, kaza ve kasaba gibi idari üniteler yanında, daha küçük ölçekli nahiye, karye ve mezraa gibi idari ünitelerin varlığı da bilinmektedir.
1700 tarihinden 1867 tarihine kadar geçen süre içinde Antakya'nın ne kadar nahiye ve köyü vardı? Bunların bölgeye dağılışı, zaman içinde aldıkları idari farklılıklar nelerdi? Bu soruların doğru cevaplandırılması nahiye ve köy kavramına açıklık getirdiği gibi, bölgede hakim olan bu idari yapıya da açıklık getirmiş olacaktır.
XVIII. yüzyılın başlarından Tanzimat sonrasına tekabül eden döneme kadar bölgede Kuseyr, Cebel-i Akra, Altınöz, Süveydiye ve Ordu Nahiyeleri adı altında 5 tane nahiyenin varlığını tespit etmekteyiz. Bunlardan Kuseyr, C. Akra, Altınöz ve Süveydiye Nahiyelerinin idari taksimatta yer almasına karşılık, Ordu Nahiyesi'nin sadece adı geçmekte ve bu nahiyeye ne kadar köyün bağlı olduğu belirtilmemektedir. O nedenle biz, idari taksimatta yer alan 4 nahiyeyi ölçü alıp incelemeye tabi tutacağız.

Antakya'ya bağlı olan nahiye ve köyleri, XVIII. yüzyıl ile XIX. yüzyılın ortalarına kadar olan dönem içinde, bazı ferman, berat, buyuruldu, mektup, pusula, ilam, hüccet, mürasele ve arzuhal gibi vesikalardan tespit ettiğimiz gibi, avarız, nü-zül, salyane, imdad-ı hazariye, imdad-ı seferiye, ispence, cizye ve öşür vb. gibi vergilerin toplanması amacıyla tanzim edilen hane defteri, mahallat defteri, avarız ve nüzül defteri, salyane defteri, tevzi ve taksim defteri tarh ve taksim defteri vb. gibi defterlerden ayrıntılı olarak öğrenebilmekteyiz. Bu vesika külliyatından tespit ettiğimiz bilgileri 1709, 1736, 1806, 1904, 1906 ve 1940 tarihlerine yayarak tahlil etmenin yararlı olacağı kanaatindeyiz.

a. 1709 tarihinde nahiye ve köyler

Bu tarihte Antakya'nın Kuseyr, Cebel-i Akra, Aitınöz ve Süveydiye adı altında 4 nahiyesi mevcuttu. Bunlardan Kuseyr, Antakya'nın kuzey-doğusuna düşen köylerden, Altınöz doğusuna düşen köylerden, Cebel-i Akra, güney-doğusuna düşen köylerden, Süveydiye (Samandağ) ise güney-batısına düşen köylerden oluşmakta idi.
(Bkz. Harita-I, Tablo-II).

Tablo-II'nin çıkartılması için kullanılan defterler, vergi toplamak amacıyla tanzim edilen defterlerdir. 22 Nisan 1709 tarihinde biri avarız ve nüzül resmi, diğeri de salyane resmi olmak üzere iki ayrı vergi toplanmıştır. Vergi toplamak amacıyla tanzim edilen bu iki defterdeki köy sayısı ile hane sayısı, hane başına alınan vergi miktarı ile avarız-hanelerine dayanılarak yapılan nüfus tahminlerinin de birbirini tutmadığı gözlenmektedir. Biz bu farklılığı ortaya koyabilmek için, aynı tarihli 2 deftere ait bilgileri yan yana getirerek aradaki farklılıkları göz önüne sermeye çalıştık.

1709 tarihinde Kuseyr, Aitınöz, Cebel-i Akra ve Süveydiye olmak üzere 4 nahiye vardı. Bunlardan Kuseyr Nahiyesi'nin köy ve hane sayısı avarız ve salyane defterlerine göre değişmektedir. Avarız defterinde köy sayısı 39, hane sayısı 85 ve 1 rub (bu katibin yaptığı toplam, benim yaptığım toplam ise 83,5 hanedir) olarak verilirken, salyane defterinde ise köy sayısı 29, hane sayısı ise 32 (bu katibin yaptığı toplam, benim yaptığım toplam ise 30, 68 hanede kalmakta) olarak verilmektedir. Aynı durum diğer nahiyeler için de geçerlidir.
Aitınöz Nahiyesi'nde, her iki deftere göre köy sayısı 23-23, hane sayısı 42-14 ve 0,5 rub ve 2 sümün (benim yaptığım hane toplamları 37,75-12,5 hane) olarak verilmektedir.

Cebei-i Akra Nahiyesi'nde köy sayısı 28-22, hane sayısı 32 ve 1 rub-19 (bizim yaptığımız toplam 32-17, 87 hanedir) olarak verilmektedir.
Süveydiye Nahiyesi köy sayısı, 28-29, hane sayısı 40,5 ve 0,5 rub - 29 ve 1 rub ve 1 sümün (bizim yaptığımız toplam 43,12-29,75 hanedir) olarak verilmektedir. Bu hesaplamaya göre, iki deftere göre köy sayısı 103 ile 118 arasında, hane sayısı ise 100 ve 0,5 sümün ile 200 (benim yaptığım toplam 90,8 ile 196,12 hane arasında) rakamları arasında değişmektedir.
22 Nisan 1709 tarihine ait bu iki defterde rakamlar neden farklı ve bu farklı rakamlara dayanılarak demografik tahmin, mali hesaplamalar yapılabilir mi?

Aynı gün, ay ve yıla ait bu iki defter vergi toplamak amacıyla tanzim edilmiştir ve iki ayrı örfi resmi toplamaya yöneliktir. O nedenle çeşidi sebeplerden (muafiyet ve daha önce vergilerin ödenmesi vb.) dolayı bazı köy ve hane sayılarının eksik olması normal görülmektedir. Bu eksik ve birbiri ile tutarsız olan rakamları demografik tahminlerde kullanmak ise araştırmacıları daha fazla yanıltmaktadır. Tabloda görüldüğü gibi, 103 veya 118 köyün toplam hane sayısı 100 ile 200 hane arasında değişmektedir. Bu rakamları demografik tahminlerde kullandığımız zaman, bu köylerde oturan nüfusun 8173,12 kişi ile 17921,25 kişi arasında değiştiği görülmektedir. Halbuki aynı günde tespit edilen rakamlara göre, nüfus % 219,27 oranında ne azalır, ne de çoğalır. Bu farklılık, maliye amaçlı rakamların demografya tahminlerinde kesin ölçü kabul edilmesinden ileri gelmektedir. Bu yöntemle, basit tahmin rakamları elde edilebileceği kabul edilip, ortaya çıkan rakamları kesin veri kabul etmekten şiddetle kaçınmak lazım geldiğini belirtmek gerekmektedir.
Mali açıdan farklılıkta, köylerin eksik olması ile hane başına alınan verginin her iki defterde de ayrı olmasından kaynaklanmaktadır.

b -1736 tarihinde nahiye ve köyler

1736 tarihli vesikalarda da nahiye sayısı 4 olarak görülmektedir (Bkz. Tablo-II).
Tablo-II'nin çıkartılmasında 23 Ağustos 1736 tarihli avarız ve nüzül resmi defteri kullanıldı. Bu defterde Kuseyr Nahiyesi'nin köy sayısı 27, hane sayısı 6 ve 11 sümün (bizim toplamımız 8,87 hane), Cebel-i Akra Nahiyesi'nin köy sayısı 25, hane sayısı 9 ve 2,5 sümün (bizim topladığımız hane sayısı 9,72), Süveydiye Nahiyesi'nin köy sayısı 20, hane sayısı 10,5 (bizim toplamımız 11,01 hane) olarak verilmektedir. Bu rakamlara göre toplam köy sayısı 101, hane sayısı ise 39 ve 0,5 sümün (1/8) (bizim yaptığımız hane toplamı 51,28) olarak görülmektedir.

1709 tarihli rakamları, nüfus ve maliye konusunda tahlil ederken belirttiğimiz mülahazalar burada da görülmektedir. Orada, toplam köy sayısı 103 ile 118 arasında verilirken, burada 101 olarak verilmekte, hane sayısı ise, orada 100 ile 200 arasında verilirken burada 39 ve 0,5 sümün olarak verilmektedir. Bu rakamlara göre toplam nüfus 8173,12 kişi ile 17921,25 kişi arasında değişirken, burada 4625,7 kişi olarak görülmektedir. Bu sonuç da vergi toplamak amaçlı hane rakamlarının, nüfus tahminlerinde kullanılmasının ne kadar yanıltıcı olduğunu net olarak açıklamış olmaktadır.

c-1806 tarihinde nahiye ve köyler

Bu tarihe ait nahiye, köy ve hane sayılarını 17 Haziran 1806 (Selh-i R. Evvel 1221) tarihli salyane defterinden tespit etme imkanı bulduk32. Bu defterdeki bilgilerin bir arada görünmesini sağlamak amacıyla, ayrı bir tablo çıkartılmasının uygun olacağını düşündük (Bkz. Tablo-III, Harita-I).
Antakya'nın idari taksimatında, bu tarihte de yukarıda belirttiğimiz 4 nahiyenin varlığını görmekteyiz. Yaklaşık 100 yıl sonra Kuseyr Nahiyesi'nde 18 köy, 13,5 hane, Altınöz Nahiyesi'nde 10 köy, 6,5 hane, Süveydiye Nahiyesi'nde 17 köy 18,5 hane olarak tespit edilmiştir. Bu rakamlara göre, 4 nahiyede toplam olarak 62 köy ile 58 hanenin var olduğu görülmektedir. Tablo-II'de verdiğimiz köy sayılarının 101,103 ve 118, hane sayılarının 39, 100, 200 olduğu hatırlanacak olursa köy sayısında yaklaşık % 100'lük, hane sayısında yaklaşık % 100 ile 300 arasında bir azalmanın olduğu görülmektedir. Tablo-III'teki rakamlara göre yapılan nüfus tahmini 4815 kişidir. Halbuki Tablo-II'de bulduğumuz tahmini nüfus ise 4625,7 kişi, 8173,12 kişi ile 17921,25 kişi arasında değişmektedir. Bu rakamlara göre, köy sayısı yarı yarıya azalmış olmasına rağmen sadece 1736 tarihli ve 4625,7 kişilik tahmini rakama yakın düşmektedir. Bu durum, 1806 tarihinde köylerin 101 rakamından 62 rakamına inmesine karşılık hane sayısı 39'dan 53'e çıkmış olmasından kaynaklan-maktadır. Bu durumda, avarız-hane rakamlarının nüfus tahminlerinde kullanılmasının ne kadar yanıltıcı olduğunu, sadece bilgi vermek amacı ile yapılması gereken bazı tahmini hesapların, kesin tahmin gibi değerlendirilmesinin birçok hata ve yanlışa sebep olacağını ortaya çıkarmış olmaktadır.

Tablo-III'te köy sayısı 62 olarak verilmektedir. Yaklaşık bu kadar daha köyün bu 4 nahiyeye bağlı olduğunu belirtmiştik. Bu dönemde bu köylere ne oldu? gibi bir soru akla gelmektedir. Kanaatimizce bazı köylerin idaresi bu nahiyelerin sınırları dışına çıkartılmış olabilir ama coğrafi olarak bu pek mümkün gözükmüyor, ikinci ihtimal, bu vergi toplama döneminde, bazı köylerin daha önce vergilerini ödemiş olmalarından, bazılarının ise bu vergi dönemi muaf olmalarından dolayı bu listeye girmemiş olabilirler. Bu ihtimal daha akla yatkın görünmektedir. Bir başka ihtimal de yaklaşık 60 kadar köyün virane olması, halkının başka yerlere göçmesi olabilir. Ancak bu ihtimal 1904-1906 tarihinde verdiğimiz bilgi ile çeliştiği için tercihe şayan görülmemektedir.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE ANTAKYA SANCAĞI'NIN İDARİ TAKSİMATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 20:42

d- 1904 ve 1906 tarihinde nahiye ve köyler

1904 ve 1906 tarihine gelindiği vakit, Antakya'nın idari taksimatında yine nahiye denilen idari ünitenin yer aldığı ve sadece bazı nahiyelerin adları ve kapsadıkları coğrafi mekanların yerlerinin değiştiğini görmekteyiz.
Bu dönemde, Antakya'nın doğusunda ve önceki Altınöz Nahiyesi'ni de içine alan Kuseyr Nahiyesi, güneyinde Harbiye Nahiyesi, güney-batısında Süveydiye Nahiyesi, güney, kuzey ve kuzey-doğu yönlerinde yer alan Karamurt Nahiyesi yer almaktaydı (Bkz. Tablo-IV, Harita-II). Burada daha önce var olan Cebel-i Akra Nahiyesi ile Altınöz Nahiyesi'nin varlığını görmüyoruz. Bunlardan Altınöz Nahiyesi'ne bağlı köylerin çoğunlukla Kuseyr Nahiyesi'ne dahil edildiği, Cebel-i Akra Nahiyesi' ne bağlı köylerin ise çoğunlukla yeni ihdas edilen Harbiye Nahiyesi'ne bağlandığını, Antakya'nın güneyindeki bazı köyler ile kuzey ve kuzey-doğusundaki bazı köyleri bünyesine alacak şekilde Karamurt Nahiyesi adı altında yeni bir nahiyenin de ihdas edildiği görülmektedir.
Bu idari taksimata göre, Kuseyr Nahiyesi'ne 72, Harbiye Nahiyesi'ne 22, Süveydiye Nahiyesi'ne 25 ve Karamurt Nahiyesi'ne de 55 olmak üzere toplam 173 köyün bağlı olduğunu görmekteyiz.

XVIII. ve XIX. yüzyıllarda var olan Kuseyr ve Süveydiye Nahiyeleri ile Cebel-i Akra Nahiyesi yerine ihdas edilen Harbiye Nahiyesi'ne bağlı köylerin toplamı 119 rakamını bulmaktadır. Bu rakam, daha önce bulduğumuz en son 118 rakamına denk düşmektedir. Bu tespitte, 1806 yılma ait verilen 62 köy isminin harap olmadığı, sadece bazı köy adlarının vergi listesine dahil edilmediği için eksik olduğu tezimizi doğrulamış olmaktadır. Bu tarihe gelindiği vakit 119 rakamı üzerine 55 köy adı daha eklenerek 173 köy adı tespit edilmektedir. Salnamelerde, bu dönemde köylerin nüfus ve vergi potansiyeli tam olarak tespit edilemediği için, konu şimdilik aydınlatılamadı.

e- 1939 ve 1940 tarihinde nahiye ve köyler

Hatay'ın anavatana katılmasından sonra XVIII. yüzyıldan beri (bu uygulamayı 1517'ye kadar götürmek mümkündür) sürüp gelen idari uygulama ve gelenek yeniden uygulamaya konuldu ve daha önce var olan 4 nahiyenin yerinde daha küçük ölçekli yeni nahiyeler kuruldu.
1939 tarihinde anavatana katılan Antakya, Hatay ilinin merkezi oldu. Bu idari taksimat içinde Antakya, merkez kaza (ilçe) olmak üzere Samandağ, Altınöz, Yayla-dağ, İskenderun, Kırıkhan, Reyhanlı, Dörtyol ve Hassa kazaları oluşturuldu. Bu düzenlemeden sonra, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda (bu tarihi 1517'ye kadar götürmek mümkündür) Antakya'nın etrafında yer alan Kuseyr, Altınöz, Cebel-i Akra, Harbiye, Süveydiye ve Karamurt Nahiyelerinin bulunduğu coğrafi alanlarda 10 tane daha küçük ölçekli nahiye oluşturuldu.

Antakya'nın doğu ve güney-doğusunda yer alan ve eski Kuseyr, Altınöz ve Cebel-i Akra Nahiyelerinin bulunduğu coğrafi alanda Karsu, Babatorun, Karbeyaz, Şenköy ve Kışlak Nahiyeleri olmak üzere 5 nahiye, güney ve güney-batı yönünde eski Cebel-i Akra Nahiyesi'nin bir kısmında Harbiye Nahiyesi'nin bulunduğu çevre ve eski Süveydiye Nahiyesi'nin topraklarının bulunduğu coğrafyada Harbiye, Kara-çay ve Bezge adı altında 3 nahiye ve en son güney-batı, kuzey ve kuzey-doğu yönünde bulunan ve eski Karamurt Nahiyesi'nin bulunduğu topraklarda Hıdırbey ve Bedirge adı altında 2 nahiye olmak üzere, toplam olarak 10 tane (eğer Antakya merkezi, Altınöz, Kırıkhan, Yayladağ ve Samandağ nahiye adıyla sayılırsa bu sayı 15 olur) nahiyenin (bucak) daha kurulup idari üniteye dahil edildiği görülmektedir (Bkz. Tablo-IV, Harita: III-IV).
Bu idari düzenlemede Antakya merkez kazasına 31, Samandağ kazasına 25 ve Altınöz kazasına da 6 olmak üzere toplam olarak 62 köyün bağlı olduğunu, nahiyelerden (bucaklardan) Karsu'ya 11, Babatorun'a 14, Karbeyaz'a 3, Şenköy'e 14, Kışlak'a 7, Bezge'ye 1, Karaçay'a 6, Harbiye'ye 17, Hıdırbey'e 24 ve Bedirge'ye 15 köy olmak üzere toplam olarak 112 köyün bağlı olduğu görülmektedir. Kaza ve nahiyelerde bağlı olan toplam köy sayısı 174'ü bulmaktadır. Tablo-IV'te verdiğimiz toplam köy sayısı ise 173'tür. Bu uygulama bize gösteriyor ki, Hatay'ın anavatana katılmasından sonra, idari taksimatta görev alan Cumhuriyet bürokratları, Osmanlı bürokratlarının bu bölgede uyguladığı kaza nahiye ve köy idari birimlerini yeniden gündeme getirerek uygulamış gözükmektedirler. Bu durum bilinçli veya bilinçsizce, Türk idarecilik bilgi ve tecrübesi ile geleneğinin kuşaktan kuşağa, Türk devletlerinden Türk devletlerine intikal ettiğini açıkça gösterdiği gibi, devlet geleneğinde var olan sürekliliği de tipik bir şekilde açıklamış olmaktadır.

III - Antakya'ya Bağlı Nahiye ve Köylerin Demografik ve Mali Yapıları

1 - Nahiye ve köylerin demografik yapısı


Osmanlı kaza, nahiye ve köy birimlerinde demografik yapının tespiti, bölgenin insan potansiyeli, bu insan potansiyeline uygulanan idari modeller ve bölgenin ekonomik kudreti hakkında bize epeyce bilgi vermektedir.
XVIII. yüzyıldan Tanzimat'a kadar olan dönem içinde Antakya merkezinde Türkler, Araplar, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler olmak üzere 5 ayrı etnik grup İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilik olmak üzere 3 semavi din mensubu olan insanlar, 7 mahallesi karışık olmak üzere 42 mahallede bir arada yaşıyorlardı. 1709 ve 1736 tarihlerinde 10.000 ile 15.000, 1829 tarihinde ise bu rakamdan biraz daha fazla bir nüfusun yaşadığını tahmin etmekteyiz. Arşivleri taramamıza rağmen, 1830 tarihinde imparatorluk genelinde yapılan nüfus tahririnin Antakya'da uygulandığına dair hiçbir kayda rastlamadık.
XVIII. ve XIX. yüzyılda Antakya'ya bağlı nahiye ve köylerin nüfusu ne idi? Bu soruya, 1700 yılından 1830 yılına kadar olan sürede, kesin bir nüfus tahriri yapılmadığı için, net bir cevap vermek pek mümkün görünmemektedir. 1830 tarihinde ise, sayım evraklarının bulunmaması (en azından şimdilik bilmiyoruz), bizleri tahmini hesaplar yapmaya itmektedir.

22 Nisan 1809 tarihinde avarız ve salyane resmi toplamak amacıyla iki ayrı vergi defterinin tanzim edildiğini görmekteyiz. Bu defterlerden olan avarız defterinde köy sayısı 118, hane sayısı 200 (bu katibin yaptığı toplam, bizim yaptığımız toplam 196,12 hane) olarak verilmektedir. Salyane defterinde ise köy sayısı 103, hane sayısı ise 100 ve 0,5 sümün (bizim yaptığımız toplam 90,8 hane) olarak verilmektedir. Bu rakamlardan hareket ederek, tahmini nüfusu çıkartırken şu metodu uyguladık.
1709 tarihinde Antakya mahallelerinde toplam olarak 900 mülk ev ile 1255 kiralık ev 251,5 avarız hanesi sayılmıştır. Buna göre toplam olarak 2155 ev, 251,5 avarız hanesi sayılmış olmaktadır. Bu hesaba göre, yaklaşık 8,56 ev (2155:251,5=8,56 ev) 1 avarız hanesi sayılmıştır35. Bu rakamlar doğrultusunda, nahiye ve köylerde oturan tahmini nüfusu tespit ederken, gerçek-hane (ev) sayısının 15 olarak alınmasını uygun bulduk.

1700-1800 tarihleri arasında Antakya'da yaşayan ailelerin sosyo-ekonomik yapısını tahlil ederken bir aileyi 4 çocuk, 2 anne ve baba olmak üzere toplam 6 kişi olarak tespit ettik36. Bu 6 rakamını da, kat sayı olarak kullanıp, bazı tahminlerde bulunmanın uygun olacağı kanaatine ulaştık. Biz bu hesaplamayı yaparken avarız veya salyane defterlerinden her köy için verilen hane sayısını gerçek-hane sayısı olarak tespit ettiğimiz 15 rakamı ile çarpıp, çıkan sonucu 6 kat sayısı ile çarparak (2x15=30 ev x 6=180 kişilik tahmini nüfus) her köy için tahmini nüfusu bulmaya gayret ettik. Eğer avarız-hane sayısı tam sayı olarak verilmeyip kesirli olarak verilmişse, bu kesirli sayıları da 15 ve 6 kat sayısı ile çarpılıp, sonuca gitmeye gayret ettik.

Mesela:

Avarız-hane sayısı, nısıf (1/2) olarak verilmişse 0,5 rakamı (0,5x15=7,5 ev x 6=45 kişi), sülüs (1/3) olarak verilmişse 0,33 rakamı (0,33x15= 4,95 ev x 6=29,7 kişi) rub'u (1/4) olarak verilmişse 0,25 rakamı (0,25x15= 3,75 ev x 6=22,5 kişi) sümün (1/8) olarak verilmişse 0,12 rakamı (0,12x15= 1,8 ev x 6=10,8 kişi) hesaplamalarda ölçü olarak alınmıştır. Bu yöntem, 1709, 1736 ve 1806 tarihlerine ait tüm hesaplamalarda kullanıldı (Bkz. Tablo-II ve Tablo-III, Dipnot 38).
Tablo-II ve Tablo-III'te genel olarak verdiğimiz bilgilerin içinden, nüfus tahminleri ile ilgili bilgileri çıkartıp ayrı bir tablo halinde vermeyi uygun bulduk. Bu yöntemle yıllara göre değişken olan köy sayılarını, hane sayılarını ve bunlara dayalı olarak yaptığımız , nüfus tahminlerinin ne kadar değişken olduğunu gözler önüne sermeye çalışmaktır (Bkz. Tablo-V).

Tablo-V'e dikkat edilecek olursa köy sayısının 62, 101, 103 ve 118 arasında, hane sayısının 39, 53,100 ve 200 arasında değiştiği görülmektedir. Yine Tablo-V'te, 22 Nisan 1709 tarihli avarız ve salyane defterinde yer alan hane sayılarına göre nüfus tahminlerinde bulunduğumuzda, 103 veya 118 köyde oturan nüfusun 8173,12 kişi ile 17921,25 kişi arasında değiştiği görülmektedir. 1736 ve 1806 tarihi için verilen hane sayılarına göre yapılan tahminde ise, 62 veya 101 köyde oturan nüfusun 4625,7 kişi ile 4815 kişi arasında değiştiği görülmektedir. Bu tabloda da görüldüğü gibi, aynı yılın aynı gününe ait iki ayrı vergi defterine göre nüfus tahmininde bulunduğumuz zaman, nüfusun % 200 civarında azaldığı veya çoğaldığı görülmektedir. Bu durum nüfusun azalması veya çoğalması ile izah edilemez. Yukarıdan beri izah ettiğimiz şekilde, vergi toplamak amacıyla tanzim edilen rakamların, nüfus amacıyla kullanılmasından kaynaklanmış olmaktadır. Bu rakamları kesin rakam olarak kabul etmek yerine, sadece tahmini bir bilgi veren rakamlar olarak kabul etmenin ne kadar isabetli olacağı ortadadır.

Bu açıklamalardan sonra, bu dört nahiyeye bağlı 118 (veya 62, 101, 103) köyde yaklaşık ne kadar nüfus yaşıyordu? gibi bir soru akla gelmektedir.
1904 ve 1906 (1322-1324) tarihli Halep Vilayet Salnamesi'nde Antakya kazasının, Kuseyr, Harbiye, Karamurt ve Süveydiye adlı dört nahiyesine 173 köyün bağlı olduğu ve bu şehir ve köylerde Müslim ve zımmi, kadın ve erkek olmak üzere 78701 kişinin yaşadığı, belirtilmektedir. Salnamenin verdiği tarih, nahiye ve köy sayıları bizim üzerinde durduğumuz döneme ait değildir. İncelediğimiz dönem için bu rakamı da ölçü almamız mümkün görünmemektedir.

XVIII. ve XIX. yüzyıllarda üzerinde durduğumuz Antakya merkezine ait 10.000 ile 15.000 kişi arasındaki tahmini nüfusu ölçü alırsak, köyler için tespit ettiğimiz rakamlardan 8.000 veya 10.000 rakamını almamız daha doğru olacak gibi gözükmektedir. Kanaatimizce, Tablo-V'te verdiğimiz rakamlara göre, bu rakam ortalama bir rakam olarak akla daha yatkın düşmektedir. Aynı zamanda, şehirli nüfus ile kırsal kesim nüfusu arasında bir oran ifade etmektedir. Bu rakamları kabul ettiğimiz zaman, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Antakya ve köylerinde oturan nüfusun yaklaşık olarak, birbirlerine yakın olduklarını, şehirli ve köylü nüfusun % 50, % 50 oranlarında olduğunu söylememiz mümkündür.

2 - Nahiye ve köylerin mali yapısı

Nahiye ve köylerin mali yapısını tespit edebilmek için miri sisteme dayalı olan tımar, zeamet, has, mukataa, iltizam ve vakıf gelirlerinin tespit edilmesi, belde halkının yıllık olarak ödediği şer'i ve örfi resim miktar ve çeşitlerinin tespit edilmesi gerekmektedir. Bunların tespitinden sonra, bölgenin ekonomik potansiyeli hakkında bazı müşahhas sonuçlar çıkarmak mümkün olacaktır. Ancak bu tür bir tespit bu çalışmanın hacmini aşacak boyuttadır. Biz bu çalışmada, belirli dönemlerde nahiye ve köylerin ödediği vergileri aktararak XVIII ve XIX. yüzyıl Antakya köylüsünün mali durumu hakkında bazı ipuçları sunmaya çalışacağız.

Halep valileri tarafından yönetilen Antakya, genel kurala uygun olarak, genellikle yılda 2 defa avarız ve nüzül, salyane, imdad-ı hazeriye ve imdad-ı seferiye, öşür, cizye ve ispançe vb. gibi şer'i ve örfi nitelikli vergi ödemekteydi. Bu vergi tarh ve tevziinde kullanılan bazı vergi kayıtlarının kullanılması, köylerin vergi potansiyelini göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Biz bu amaçla 1709 tarihli avarız ve nüzül resmi defteri ile salyane defterinde yer alan bilgileri bir grupta, 1736 yılına ait avarız ve nüzül resmi defterindeki bilgileri ayrı bir grup halinde, 1806 tarihli salyane resmi defterindeki bilgileri ise ayrı bir tablo halinde vererek konuya açıklık getirmeye çalıştık (Bkz. Tablo-II, Tablo-III). Bu tablolardaki bilgilerin tespitinde şu rakamlar kullanılmıştır. 1709 tarihli avarız resmi toplanırken her avarız-hanesi'nden 10 guruş, 3 rub'u ve 7 akçe, salyane resmi toplanırken her haneden 26,5 guruş, 1736 tarihinde avarız resmi toplanırken her haneden 150 guruş 15 para, 1806 tari-hinde salyane resmi toplanırken ise her haneden 100'er guruş resim alınmıştır. Bu tevziatlarda, köylerden toplam olarak alınan vergiyi tespit edebilmek için guruş, para, rub'u ve akçe olarak verilen birimleri tam olan hane sayıları ile çarpma cihetine gittik. Eğer hane sayıları tam hane yanında sümün, sülüs ve rub'u olarak ayrılmışsa, vergi miktarı olan guruşu, rub'u ve akçeyi ayrı ayrı hane, sümün, sülüs ve rub'u ile çarpıp, ayrı ayrı topladıktan sonra tablodaki guruş, rub'u ve akçe sütununa yazma yoluna gittik.

Tabio-II'deki bilgileri bu usulle ortaya çıkardık. Ancak 4 ayrı nahiyeye bağlı köylerden toplam olarak alınan vergileri göz önüne serebilmek için ayrı bir tablo daha çıkarmayı uygun bulduk (Bkz. Tablo-VI).

Tablo-VTya dikkat edilecek olursa, Kuseyr Nahiyesi'ne bağlı 39 köy, 1709 tarihinde avarız resmi tahsil edilirken 736,62 guruş, 1709 tarihinde salyane resmi tahsil edilirken listede mevcut olan 29 köy 813,16 guruş, 1736 tarihinde avarız resmi toplanırken tespit edilen 29 köy 3354,10 guruş, 1806 tarihinde ise 18 köyün 1350 guruş ödediğini görmekteyiz. Dikkat edilecek olursa değişik zamanlarda alınan vergiler hem köy sayısı, hem de vergi miktarı bazında farklılık arz etmektedir. Köy sayısındaki farklılık, o dönem için vergi alınacak köylerin farklı olmasından veya bazı köylerin o vergi döneminde muaf olmasından veyahut da daha önce vergilerini ödemiş olmalarından kaynaklanmış olmalıdır.
Aitınöz Nahiyesi'ne bağlı 23 köy, 1709 tarihinde 386,93 guruş, yine 1709 tarihinde 23 köy, 330,74 guruş, 1736 tarihinde 27 köy 1333,05 guruş, 1806 tarihinde 10 köy 650 guruş ödemiş gözükmektedir.
Cebel-i Akra Nahiyesi'nde 1709'da 28 köy 324,26 guruş, 1709'da 22 köy 447,12 guruş, 1736'da 25 köy 1460,5 guruş, 1806'da 17 köy 1450 guruş ödemiştir.

Süveydiye Nahiyesi'nde, 1709'da 28 köy 449,39 guruş, 1709'da 29 köy 793,27 guruş, 1736'da 20 köy 1575,24 guruş, 1806'da 17 köy 1850 guruş ödemiştir. Bu nahiyelerdeki köy sayılan ile ödedikleri vergi miktarlarındaki farklılık, Kuseyr Nahiyesi'ndeki farklılıkları anlatırken üzerinde durduğumuz mülahazalarla ilgili olmalıdır.
Tablo-V'ya dikkat edilecek olursa, mahkeme katibinin yapağı toplam ile bizim yapağımız toplamlar birbirini tutmuyor. Tabloda 2 defterde mahkeme katibinin verdiği rakamlar fazla iken, 1 defterde bizim verdiğimiz rakamlar fazla görülmektedir. Bu durum mahkeme katibinin fazla hesap ettiği şeklinde yorumlanabileceği gibi, bizim yapağımız kesirli hesapların artanlarından veya hesaplama hatası yapmış olabileceğimizden veyahutta belgelerde verilen bilgilerin bazı eksiklikler ihtiva etmesinden kaynaklanmış olabileceğini belirtmek gerekmektedir.

Buraya kadar verdiğimiz bilgiler, hiç değilse 4 ayn zaman diliminde 4 nahiyeye bağlı 118 (veya 103, 101, 62) köyün vergi ödeme potansiyelini ortaya koymaktadır. 1709 tarihinden 1806 tarihine kadar geçen zaman dilimi, vergi miktarları (katibin toplamı ölçü alındı) 2158 guruştan (veya 2659 guruştan) 5300 guruşa çıkmıştır. Buradaki araş % 245,19 (veya % 199,69) oranında olmuş gözükmektedir. XVIII ve XIX. yüzyıllarda paranın aşınması, belirli bir oranda devalüasyon ve enflasyonun olması, çeşidi iç karışıklıklar ve dışta askeri gailelerle uğraşılması, böyle bir yükselişi kaçınılmaz kılmış olmalıdır.

Sonuç

Buraya kadar Antakya'nın kısa tarihçesi, Antakya Sancağı'nın (veya Kazası'nın) idari taksimatı, sancağın yönetiminde görev alan voyvoda ve mütesellimlerin atanma, azil ve görevleri, nahiye ve köylerin yönetimi, nahiye ve karyelerin idaresinde görev alan şeyh ve kethüdaların atanması ve görevleri, 1709, 1736, 1806, 1904, 1906, 1939 ve 1940 yıllarında Antakya'nın nahiye ve köyleri, nahiye ve köylerde oturan tahmini toplam nüfus ile nahiye ile köylerin ekonomik durumları üzerinde ayrı ayn durmaya çalıştık. Bu çalışmadan müşahhas olarak şu sonuçları çıkarmak mümkündür.

1- Köklü bir tarihi olan Antakya, 1515'ten sonra Osmanlı egemenliğine geçmiş ve yeni bir idari taksimatla "Halep Eyaleti"ne bağlı sancak (veya kaza) durumuna getirilmiştir.

2- Yaklaşık XVII. yüzyıldan XIX. yüzyılın ortalarına kadar mukataa sancak (veya kaza) haline getirilerek, genellikle geliri Halep beylerbeyine tevcih edilmiştir. Halep beylerbeyi XVII. yüzyılın sonlarından, 1811 tarihine kadar, buranın yönetimi için kapu halkından (veya daha önce burada görev yapmış) birisini voyvoda unvanı ile atayarak yönetme cihetine gitmiştir. 1811 tarihinden Tanzimat'a kadar olan dönem içinde ise yine Halep valisi tarafından seçilen bir kimse buyuruldu ile mütesellim unvanıyla atanıp burayı yönetmiştir. Ayrıca bu yönetime, kadı, naib, yeniçeri serdarı, kethüdayeri, şehir ayan ve kethüdası, esnaf temsilcileri, müftü, Nakibü'l-Eş-raf kaymakamı, müderrisler vb. gibi "Ehl-i Örf' "Ehl-i Şer" ve "Ehl-i İlim" mensupları da yardımcı olmuştur.

3- Sancak (veya kaza) içindeki 4 (veya 5) nahiyeye bağlı 118 (veya 62, 101,103, 173) köy, genellikle nahiye veya köy halkı tarafından seçilen şeyh unvanlı kişiler tarafından yönetilmekteydi. Buraların hukuki problemini çözmek için de, nahiye naibi denilen seyyar naibler görev almaktaydı.

4- XVIII. yüzyıl başlarından itibaren, Antakya'nın etrafındaki köyler genellikle 4 veya 5 nahiye haline getirilerek yönetilmiştir. Bu geleneğin 1904 ve 1940 yıllarında da devam ettiğini görmekteyiz.

5- 1700 yılından Tanzimat'a kadar olan dönem içinde, Antakya'nın 4 nahiyesine bağlı 118 (veya 62, 101, 103) köy vardı. Bu köylerde tahminen yaklaşık olarak 8.000 ile 10.000 kişilik bir nüfus yaşamaktaydı. Bu rakamlar aynı tarihler için Antakya merkezi ile tespit ettiğimiz 10.000 ile 15.000 kişilik nüfusa da denk düşmektedir.

6 - XVIII. yüzyıl başlarında XIX. yüzyıl ortalarına kadar olan dönem içinde, tespit ettiğimiz 4 nahiye ve 118 (veya 62,101,103) köyün vergi ödeme kapasitesinin 2158 guruştan 5300 guruşa yükseldiğini ve % 245,59 oranında arttığını tespit etmekteyiz.

7 - İncelemeye tabi tuttuğumuz Antakya'nın idari taksimatı, XVII, XVIII ve XIX. yüzyıllar boyunca istikrarlı biçimde devam etmiş ve bu istikrarın varlığı Hatay'ın anavatana katılışından sonra da bir başka biçimde devam etmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: OSMANLI DÖNEMİNDE ANTAKYA SANCAĞI'NIN İDARİ TAKSİMATI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 20:46

Tablo I

ANTAKYA'NIN MAHALLELERİ (1709,1736,1829,1904,1906)


Sıra No.1709,1736, 1829 Tarihlerinde MahalleSıra No.19,041,906Düşünceler
AdlanTarihlerinde Mahalle Adlan
1Akbaba (Akı, Ahi Baba)1Ağbaba
Bölüğü
2Benekli2Cami-i Kebir
3Cami-i Kebir3Cedid
4Cinci4Cemâliye
5Cünûniyye5Debbûs
6Debbııs6Dörtayak ErmeniBir mahalle üç ayrı
mahalle olarak sayılmış.
7Dörtayak7Dörtayak Kebir
8Elvâniye8Dörtayak Sağir
9Güııcan9Güncan
10Günlük10Günlük Arapİslâmlar, Arap olarak
belirtilmiş.
11Habibu n-Neccâr11Günlük Hıristiyan
12Hallabü'n-Neml12Hamidiye
13Hacı Abdi Bölüğü13Koca Abdi
14Hümmare14Hatuna (?)Tam olarak okuna-
madı.
15İmran (İman)15İmran
16Kara Ali16Kara Ali BölüğüArap, Hıristiyan olarak
kullanılmış olmalıdır.
17Kanavat17Kanavât İslâm
18Kantara18Kanavât Arap
19Kapu Bölüğü19Kantara
20Kastal20Kapu Bölüğüİki ayrı mahalle olarak
sayılmış. Hıristiyan
Arapları ifade ediyor
olmalı.
21Keçeci21Kastal İslâm
22Malısen22Kastal Hıristiyan
23Meydan23Malısen İslâm
24Mukbil24Malısen Arap
25Orııçoğlu25Malısen HıristiyanArap olmayan Hıristi-
yanlaı ı ifade ediyor
olmalı.
26Rikâbiye26Meydan
27Sarmiye27MuhacirinŞehre gelen göçmen
mahallesi olmalı.
28Sarmiye (Sahad)28Mukbil İslâm
29Sarı Mahmud29Osmaniye
30Sekâkiıı30Rikâbiye
31Şenbey (Şenlik)31Sahâ
32Şirince32Sarı Mahmut ArapArap, Müslümanlar
için kullanılmış olmalı.
33Sofular33Sarı Mahmut Hıristiyan
34Şeyh Ali34Sekâkin
35Tabi-i Sofular35Şenbey
36Tut (Tutdibi)36Şirince
37Uncular37Sofular İslâm
38Şeyh Ali
39Tabi-i Mahsen Arap
40Tutdibi
41Dakik (Uncular)
42Uçbölüğü (Evci-bö-
lüğü)
37Toplam Mahalle 3742Toplam Mahalle 42
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir