Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İzmir'li Hasan Edib Efendi

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

İzmir'li Hasan Edib Efendi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 20:20

OSMANLI TARİHİ HAKKINDA BİLİNMEYEN BİR ESER: İZMİR'Lİ HASAN EDİB EFENDİ'NİN "ZİYAÜ'D-DEHR (VE) CİLAU'L-'AŞR"I

Giriş


Osmanlı tarihine dair birçok eser kaleme alınmıştır. Osmanlı Devleti'nin ilk zamanlarından yıkılışına kadar Osmanlıların yazmış oldukları tarih kitaplarının tam sayısı bilinememektedir. Hemen hemen altı asırlık bir dönemi içine alan bu devre hakkında tarih yazmış olanlar, merkezin dışında Osmanlı Devleti'nin geniş coğrafyasını da yayılmış olduklarından, bu devlet hakkında yazdıkları tarihlerin hepsinin de merkeze ulaşamamış bulunması sebebiyle hala bugün bile varlığından haberdar olunamayan Osmanlı tarihlerinin bulunabileceği düşünülebilir. O bakımdan Osmanlı tarihleri ile ilgili bibliyografik çalışma yapanlar daima ihtiyadı ifadeler kullanmaktadırlar.

Bu tür bibliyografik eserler incelendiğinde çeşidi dönemlerde yazılan bu Osmanlı tarihlerinin değişik yazma eserleri ihtiva eden kütüphanelerde bulundukları görülecektir. Ne yazık ki günümüzde hala tam bir katalogu yapılamamış olan birçok kütüphane bulunmaktadır. Bu kütüphanelerin katalogları tam olarak ortaya çıkağında sağlam bir tasnife tabi tutulmuş olanlarından yeni yeni Osmanlı tarihlerinin çıkabileceğini tahmin etmekteyiz. Nitekim, İzmir Milli Kütüphanesi'nde böyle bir tasnif çalışması sırasında tespit ettiğimiz bir tarih kitabının nadir bir Osmanlı tarihi olduğu ortaya çıkmıştır.
İşte bu tebliğimizde, tespit ettiğimiz bu eserin müellifini ve kitabın muhteviyatını tanıtmaya çalışacağız. Eser hakkında daha sonra yapılacak araştırma ve mukayeseli incelemelere yönelik çalışmalara yardımcı olacağı düşünülerek, tarihin önemini belirtmeye çalışacağız.

I-'Tarih-i Muhtasar-ı Ma-hazar Ziyaü'd-Dehr (ve) Cilaü'l-'Aşr"

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, İzmir Milli Kütüphanesi'nin yazma eserlerinin tasnif çalışmaları sırasında tespit ettiğimiz bu nüsha, eski kayıtlarda; 30/484 numarada kayıdı bulunmakta idi. Yeni tasnifte yazmalar arasında 1441 numara ile kayıtlanan bu eser, ince bir ta'likle yazılmış orijinal bir nüshadır. Yaptığımız araştırmalarda şimdilik bir başka nüshasına rastlayamadığımızdan, bu nüshayı tek ve orijinal nüsha olarak vasıflandıracağız.

1. Eserin adı meselesi

Kitabın baş kısmında sekiz sayfa halende yer alan fihristin cetvel üstüne yazılan "Fihrist-i Tarif-i Muhtaşar-ı Ma-hazar İlyaü'd-Dehr" ifadesinde Zıyaü'd-Dehr diye hazırlanmış muhtasar tarih kitabının fihristi olduğu belirtilmektedir.

Aynı ifade eserin hatimesinde de bulunmaktadır:

"Namık-ı Tarife-ı Muhtaşar-ı İıyaü'd-Dehr..." (s. 568). Benzeri bir ifade, eserin son sayfasında da "İşbu Tarife-ı Muhtaşar-ı Ma-hazar... " (s. 583) şeklinde yer almaktadır. Ancak, nüshanın başlangıç kısmında serlevha yapılmak için boş bırakılan cetvel içinde "Zıyaü'd-Dehr" ifadesi iki yıldız arasında bulunmaktadır (s. 1). Mukaddimede "İşbu Tarif-i Muhtaşar-ı Ma-hazar İıyaü'd-Dehr Cila'ü'l-'Aşr" (s. 4) ifadesini görmekteyiz. Bütün bu farklı kullanışlar eserin tam adını tespitte güçlük doğuruyorsa da; "Tarih-i muhtaşar-ı ma-hazar" ifadesinin "Zıyaü'd-Dehr (ve) Cila'ü'l-'Aşr"ı niteleme cümlesi olduğu kanaatine götürmektedir. Bu sebeble; kitabın tam adının "Tarih-i Muhtasar-ı Ma-Hazar Zıyaü'd-Dehr (ve) Cila'ü'l-Aşr" olduğunu kabul etmenin uygun olacağı düşünülmektedir. Ancak, bunun uzun olacağı ve kullanımında zorluk doğuracağını düşünerek, müellifin de kullandığı kısaltmayı benimseyerek "Zıyaü'd-Dehı" olarak kısa söyleyişi tercih etmekte bir mahzur olmadığını ifade etmek gerekir. Nitekim mukaddimede yer alan ifadedeki" Zıyaü'd-Dehr Cila'ü'l-asr"deyişinin kırmızı mürekkeple yazılmış olması da bizim kanaatimizi güçlendirmektedir.

2. Zıyaü'd-Dehr'Ln nüshası

Tek nüshası İzmir Milli Kütüphanesi'nde bulunan bu eserin şimdilik bir başka nüshasının olup olmadığını bilemiyoruz. Ancak, bu eserin müellife ait bir nüsha olduğunu tahmin etmekteyiz. Zira iç kapaktaki mevcut nottan öğrendiğimize göre bu nüsha müellifin torununda bulunmaktadır. Muhtemelen müellif tarafından, beyaza çekilmiş bir nüshadır. Yer yer sayfa kenarlarındaki çıkmalar, bu nüshanın asıl nüsha ile karşılaştırıldığı ihtimalini de düşündürmektedir.

Bu nüsha, 240X160 cm. ve 190x85 cm. ebadında cildi bir eserdir. Yazma eser olduğu halde, sayfaları varak numarası olarak değil, sayfa numarası halinde numaralandırılmış olup, 582 sayfalık bir nüshadır. Her sayfa 17 satırdan ibaret olup, ince bir ta'likle yazıldığı için oldukça sık sayılabilecek hacimli bir yazma eserdir.
Bu nüshanın bir başka özelliği de ser levhalı oluşudur. Ancak, ser levhası boş kalmıştır. Muhtemelen tezhiplenecekken buna imkan bulunamamış olduğunu tahmin etmekteyiz.
Ser levahada nüshanın adının hemen altında; "Bismillahi iftetahtü ve 'alellahi tevekkeltü" ibaresi yer almaktadır.

Başlangıç kısmı da şöyledir:

"Nesim-i çemen-aray-ı hamd ü şena ol padişah-ı cihan-aferin hazretlerinin taravet-bahs hakira kimya-künend.".

Bu eserin arkasına müellif, Osmanlı sultanlarını tanıtıcı bir "Silsilename-i Hümayün-ı 'ale't-tertib" (s. 585-630) ekleyerek, her padişah hakkında kısa kısa bilgeler vermiş, aynı zamanda tarihinde yer vermediği I. Abdülhamid'ten sonraki üç padişaha daha yer vermiştir. Bunları diğerlerine göre biraz daha uzunca tanıtmış, özellikle Sultan Mahmud üzerinde daha genişçe durmuştur.

3. Zıyaü'd-Dehr'in muhteviyatı

a) Eserin Yazıldığı Dönem Eserin Mukaddimesindeki:


"Bende-i Sultan Mahmud Han-ı Şani Zi-şeıir
Da'i-i devlet Hasan Kemter Edib 'abdi'l-hakir" (s. 2)
beytinde ifade edildiği gibi, müellif kendisini Sultan II. Mahmud (1808-1839)'un bendesi olarak tavsif etmektedir.

Ayrıca, bu eseri devrin padişahına ithaf ettiğini gösteren eserin hatime kısmının sonundaki şu satırlar da, eserin yazarının II. Mahmud devrinde yaşadığını açıkça ortaya koymaktadır:

"İşbu Tarih-i Muhtasar-ı Ma-hazar-ı huceste eser-i zeman-ı re'fet-iktiranları mevsim-i revac-kalay-ı hüner ve her bir kirdar-ı mehasin-medarları ustad-ı dekayık isnad-ı erbab-ı isti'dad olan padi-şah-ı din-i penah şahıb-i intibahımız Hakan Mahmüdu'l-hişal efendimiz hazrederinin nam-ı namı cihandaneleriyle nakş-ı sikke-i hasene dibace olarak yad-gar-ı diyar ve sermaye-i iftihar oldı. Li sene şelaşe ve hamsin ve mi'eteyn ve elf (1253).".

Son cümlede verilen hicri tarihten de anlaşıldığına göre h. 1253/m. 1837 yılında tamamlanmış olan bu eserin arkasına eklenen "Silsile-name-i Hümayün-ı 'a-le't-tertib" in sonuna eklenen telif kaydında düşürülen tarih de aynı tarihi taşımaktadır:

"Bi 'avni'llah temam şod silsile-name-i Hıdiva "Hitamında ne hoş geldi beli tarijı ediba/sene-1253"

Hem yukarıdaki ithaf ifadelerinden hem de düşürülen tarihten açıkça anlaşıldığına göre, eser II. Mahmud döneminde yazılmış ve ona ithaf olunmuştur. Zaten yeniçeri ocağının kaldırılışı ile ilgili ifadelerden de anlaşılmaktadır ki eser II. Mahmud devrinde kaleme alınmıştır.

b) Eserin Muhteviyatı

Zıyaü'd-Dehr'in klasik bir Osmanlı tarihi olduğunu görmekteyiz. Müellif, her padişah dönemini bir makale olarak kaydetmiştir. "Makale-i saltanat-ı Sultan Osman Ğazi" şeklinde başladığı makalelerine 27. makale olarak "Makale-i saltanat-ı Sultan Abdülhamid Han, sene 1187" başlığı ile son vermektedir. Son makaleden sonra "Hatimü'l-Kitab" yer almaktadır. Her makalede; padişahın cülüsu, padişahlıktaki süresi ile ömrü ve ölümünü gösteren tarihlemeler bulunmaktadır. Ayrıca her makale, adı geçen sultanın devrinde meydana gelen önemli olayları sıralamakta, özellikle ilk dönemlerdeki beyler ve sultanlar zamanında fethedilen yerler ve fetihten sonraki icraadan hakkında bilgiler verilmektedir. Bu bilgiler arasında padişahların imar faaliyetleri ile devrin şeyhülislamlarının ve ileri gelen devlet ri-calinin tayinleri ve vefadan ile elçiler gönderilmesi gibi diğer bazı önemli olaylara da yer verilmektedir. Bu dönemde yapılan medreseler, yapılmış olan binalarla tımarların tevcihi gibi konular da zikredilmektedir.
Her ne kadar yukarıda verdiğimiz bilgilerden de anlaşıldığı gibi Zıyaü'd-Dehr' in makaleleri I. Abdülhamid (1789) devrinin sonuna kadar meydana gelen hadiselerle son bulmakta ise de, gerek mukaddimede, gerekse hatimede hem III. Selim (1789-1808), hem de II. Mahmud devrinden söz edilmiş olması, eserde müellifimizin yaşadığı devrinin siyasi tarihi bakımından önemsenecek görüş ve düşüncelerine de yer verdiğini görmekteyiz. Bu arada müverrihimiz, kendi hayatı hakkında da geniş bilgiler bulunan bir bölüm yazmıştır. Müellifimizin kuzatılan biri olarak kendi devrinin ilim adamları ile kendi öğrenim hayatı hakkında verdiği bilgilere dayanarak, eserimizin yazarını böylece tanımaya muvaffak olabiliriz.

II. Zıyaü'd-Dehr'in Müellifi

1. İzmirli Hasan Edib Efendi

Yukarıda da kaydettiğimiz:


"Da'i-i devlet devlet Hasan Kemter Edib 'abdi'l-hakir" (s. 2) mısraında müellif kendi adını vermektedir. Asıl, Zıyaü'd-Dehr'in "Hatimü'l-Kitab fi Ahvali'r-Rakım" (s. 568) başlığını taşıyan bölümünde hem eseren yazan olduğunu şu ifadeleri ile belirtmekte, hem de kendi hayatı hakkında geniş bilgi vermektedir:

Namık-ı TariA-i Muhtaşar-ı Ma-hazar Zıyaü'd-Dehr 'abd-i kemter-i müznib es-Seyyid Hasan Edib'in ahval-i fakirane ve 'acizanesi bu karhane-i 'alemde şu vecihle vukü'-yaftedir ki..."

Kendisinin seyyid olduğunu kaydeden müellif, Aydın Güzelhisar'ında nesilden nesile intikal edip gelen şer'i mahkeme katipliği görevini yapan Seyyid Hasan oğlu Seyyid Ahmed'in sulbünden dünyaya geldiğini yazmaktadır. İlk öğrenimine babasının öğrenim halkasında başladıktan sonra, değişik ilimleri ve eserleri okuduğu hocalarının adlarını sıralamaktadır.

Bunların hepsi de o sıralarda Aydın Güzelhisar'ında ikamet etmekte olan ulemadan kimselerdir:

Sarf, Monla Cami, Şahidi, Tuhfe-i Vehbi, Pend-i Attar, Gülistan-ı Şeyh Sa'di ve Divan-ı Hafız-ı Şirazi gibi eserleri Amasyalı Hoca Serabi'den okumuştur. Kıraat ilmini Seyyid Hasan Efendi'den, Feraiz ilmini Hamidi İbrahim Efendi'den, Me'ani, Usül-, Akaid ve benzeri ilimleri de yine ulemadan Mehmed Efendi'den tahsil eyle-mişdr. Usül-i Fıkh'ı da diğer Mehmed Efendi'den okumuş olduğunu belirten Hasan Edib Efendi, diğer ileri gelen alim kimselerden de bazı tefsir ve hadis kitapları okuduğunu belirtmektedir.
Bu arada, babasının vefatı üzerine Güzelhisar kadılığı vazifesini yürüten Hamdullah Monla Efendi tarafından "makam-ı pederi olan kitabet-i şeriat-ı garraya" tayin olduğunu belirtmektedir.

Bu görevini sürdürürken daha yüksek payelere ulaştığını da zikreden Hasan Edib, öldüğü sıralarda Menteşe Sancağı'na bağlı Mekri (Fethiye) kazası kadısı olduğu, yine kendi eserinin iç kapağına torunu Receb tarafından yazılmış olan şu nottan anlaşılmaktadır:

"İşbu kitabın müellifi eşraf-ı kuzatdan İzmiri Hasan Edib Efendi bida-yet-i teşkilinde Aydın vilayed dahilinde Menteşe sancağına tabi' Mekri kazası niyabet-i şer'iyyesine ta'yin buyurulub bin iki yüz seksen dört senesi teşrin-i şanisinin on ikinci günü sabah sa'at üçde tekmil vücüdında peydi olmış çıban hastalığından 'adem-i ifakatla toksan yaşını mütecaviz olduğu halde ikmal-i enfas-ı ma'düde-ihayat eyledi, Allahu te'ala garik-ı rahmet eylesin, amin, li'llahi'l-Fadha Rakım-ı Tarih-i Vefata mümaileyhin hafidi Receb."

Doksan yaşını aşkın olduğu halde, h. 1284/m. 1868 yılında bütün vücudunu kaplayan çıban hastalığından vefat ettiği görülen Hasan Edib Efendi'nin yaklaşık olarak h. 1194/m. 1780 yılından önce dünyaya gelmiş olması muhtemeldir. Bu durumda eserini yazdığı sıralarda elli dokuz yaşlarında olması muhtemel olan yazar, eserinin en son "Makale"sine konu olan I. Abdülhamid'in öldüğü yıllarda dokuz on yaşlarında olması gerekir. Bu durumda kaleme aldığı bu dönemin çağdaşı olan müellif, aynı zamanda daha önce padişahların devrini yaşamış olan birçok bilgin kişi ile de görüşüp, onlardan bilgi edinebilecek bir ortam içinde büyüme imkanına sahip bulunmaktadır. Böylece müellifimizin son üç sultan dönemi hakkında bizzat bu devirleri yaşamış olanlardan bilgi alabilme imkanını elde etmiş olabileceğini düşünmekteyiz.

Kendi hayatı hakkında bilgiler verdiği bölümden aynı zamanda Kadiri Tarikatı müntesibi olduğunu belirten Hasan Edib Efendi, muhtemelen seyyid soyundan bu yolla gelmektedir. Nitekim kendisi daha sonra bu tarikatın postnişini de olmuştur.

2. Eserleri

Ne yazık ki müellifimizin biyografisi hakkında elimizde bulunan Ziyaü'd-Dehr' den başka bir kaynağa sahip değiliz. Gerek Keşfü'z-Zünün Zeyli'nde, gerekse Es-maül'-Müeilifın ve Osmanlı Müellifleri'nde müellifimizin hayatına ve eserlerine dair herhangi bir bilgiye henüz rastlayamadık. Ancak, müellifimizin tahsili sırasında okuduğu birçok eserden anlaşıldığına göre, iyi bir medrese tahsili gördüğü ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca ilk görevinin kitabet olduğu göz önüne alınırsa, hüsn-i hatt'ta hüner sahibi olduğu da anlaşılmaktadır. Hatta Zıyaü'd-Dehr'in hatundan da anlaşıldığı gibi müellifimizin aynı zamanda hattattır. Fakat, hatuna dair Ziyaü'd-Dehr'den başka herhangi bir eseri olup olmadığını araştırma imkanı bulamadık.

Bu arada, müellifimizin telif ettiği eserler hakkında da henüz yeterli bir bilgiye sahip olamamakla beraber, Ziyaü'd-Dehr'in bu gözle taranması sonucunda bize ipucu verecek bilgiler elde edilebileceğini ümit etmekteyiz.

Sonuç

Osmanlı tarihi ile ilgili kaleme alınmış birçok eser arasında henüz adına yeni yeni rastladığımız veya kütaphanelerde bulunup da varlığından haberdar olamadığımız kitapların tespit olunması şüphesiz ki siyasi tarihimiz yönünden olduğu kadar, kültür tarihimiz bakımından da önem taşımaktadır. Nitekim, Zıyaü'd-Dehr'in varlığının tespit olunması, sadece Osmanlı tarihine dair bir el yazması eserin mevcudiyetinin bilinmesi bakımından değil, aynı zamanda, bu eserin verdiği birçok bilginin değerlendirilmesi sonucunda mevcut eksik bilgilerimizi tamamlayıcı ve boşlukları doldurucu bir nitelik arz ettiği görülecektir.

Zıyaü'd-Dehr'in müellifimizin yaşadığı zamana yakın dönemlerle ilgili bölümlerinin diğer kaynaklarla karşılaştırılmalı olarak incelenmesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle, vak'a-i hayriye ile ilgili bölümde yeniçeri ocağının kaldırılışı hakkında resmi görüşü aksettirse bile burada daha ilgi çekici bilgilerin olup olmadığı diğer kaynaklarla mukayesesi sonucu ortaya çıkacaktır.

Yine bu eserin, bölgenin kültür tarihi bakımından da ayrı bir özellik taşıdığı görülmektedir. Mesela Aydın (Güzelhisar)da yaşamış olan bilgin, öğretmen ve kadı gibi ilim adamları anında bu bölgede görev yaşamı olan devlet adamları hakkında da bilgiler vermiş olması, bu eserin önemli bir özelliği olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu arada, bölgedeki değişik ilim müesseseleri hakkında bilgi sahibi olmamıza yardımcı olduğu gibi, özellikle bu bölgenin kültür hayatına olduğu kadar, sosyal hayatına dair bilgilerin de bulunduğu görülmektedir. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarına yakın bir dönemde kaleme alınmış olması, bu eserin devrin bilinmeyen birçok yönüne ışık tutacağı kanaatinde olduğumuzu ifade etmemize imkan verecek bilgilerin varlığı, tamamını neşre hazırladığımız bu eserle ilgili çalışmalarımızın tamamlanması sonucunda görüleceğini tahmin etmekteyiz.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir