Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Devleti'nin 19. Yüzyılda Takip Ettiği Denge Politika

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Osmanlı Devleti'nin 19. Yüzyılda Takip Ettiği Denge Politika

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 20:19

OSMANLI DEVLETİ'NİN 19. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA TAKİP ETTİĞİ DENGE POLİTİKASINA DAİR ŞİMDİYE KADAR BİLİNMEYEN BELGELER

Malümolduğu gibi, 19. yüzyılda Avrupa'daki kuvvet dengesi büyük değişmeler geçirmiştir. Daha doğrusu Avrupa'da kuvvet dengesinin şartları ve unsurları değiştiği gibi, Osmanlı Devleti'nin kendisi de zayıflamıştır. Osmanlı Devleti, işte bu durum karşısında "daşandan kendisine yönelen tehdit ve tehlikelere karşı, yanına bir büyük devlet almak suretiyle bir denge meydana getirerek varlığını korumaya, dağılma ve yıkılmasını önlemeye çalışmıştır". Bu politikasında Osmanlı Devleti çok defa başarılı olmuştur. Bizce, Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihte nadir rastlanan uzun ömrünün sırlarından biri işte bu denge politikasıdır.
Tabii ki Osmanlı Devleti denge politikasını daha önceki yüzyıllarda da uygulamıştır.

Mesela:

Rus tehlikesine karşı İngiltere'ye dayanma, Rus ve İngiliz tehlikesine karşı Almanya'ya dayanma gibi.
Sunacağımız tebliğde Osmanlı Devleti'nin denge politikasına dair dış (yabancı) belgeler üzerinde duracağız. İlk önce şunu belirtmek istiyoruz ki, Osmanlı Devleti'nin, sözünü ettiğimiz, politikasına dair dış kaynaklar gayet boldur. Bu kaynaklar günümüze kadar gerektiği gibi değerlendirilememiş, bir kısmı da yabancı tarihçiler tarafından, Osmanlı tarihi aleyhinde ve hasım devletler lehinde yorumlanmıştır. Kanımızca, bu kaynaklar değerlendirildikçe tarihi gerçekler aydınlatılacaktır.
Bir noktaya daha işaret etmek istiyoruz ki, Osmanlı Devleti varlığını korumak, dağılmasını ve yıkılmasını önlemek için yanma bir büyük devleti almakla yetinmemiş, öz topraklarında ve himayesinde bulunan topraklarda ıslahat tedbirleri ile de dengeyi sağlamak amacını izlemiş ve bu alanda da epey başarı sağlamıştır.

Kısaca ifade ettiğim bu fikir ve görüşler, yayınlamak için hazırladığım "Belgeler" II (yani cilt iki) başlıklı kitapta yer alan belgelerden kaynaklanıyor. Zikrettiğim kitap, üç cilt şeklinde tasarlanan ve birinci cildi Türk Tarih Kurumu tarafından 1993 yılında Romen Kaynak ve Eserlerinde Türk Tarihi - "Kronikleri" adı ile yayınlanan eserin ikinci cildini oluşturacaktır.

Romanya'daki arşivlerden Romen Bilimler Akademisi Kütüphanesi'nden, Devlet Kütüphanesi'nden, bazı bakanlık (Dışişleri) arşivlerinden seçtiğimiz bu belgeler, diplomatik raporlar, bilhassa batılı devletlerin Bükreş'teki diplomatik temsilcilikleri arasındaki yazışmalar ve basında yayınlanan makale ve incelemelerden oluşuyor.

Reşit Paşa'nın Eflak Voyvodası Görge Bibisku'ya gönderdiği mektup, Fransa'nın Bükreş Konsolosu Nion'un o zamanın Fransa dışişleri bakanına yazdığı rapor, "Journal des Debats" da 1848 yılında yayınlanan İstanbul'daki siyasi durumla ilgili bir araştırma, "Gazeta da Trnaslivanya" (Transilvania Gazetesi) da aynı yıl yayınlanan Osmanlı politikası yanlı ve Rus baskısı aleyhli bir makale, Bab-ı ali'nin Moldova ve Eflak için yüksek komiseri Talat Efendi'nin bu ülkeleri ziyareti ile ilgili il ve ilçe yönetimlerinin merkezi hükümete gönderdikleri raporlar, "Le National" Gazetesi sütunlarında "Türquie" başlığı ile yayınlanan ve Osmanlı Devleti'nin denge politikasını bozmak niyeti ile İstanbul'da çevrilen Rus ve İngiliz entrikalarının analizinin yapıldığı bir yazı, Fransa'nın İstanbul Büyükelçisi General Aupick'in Osmanlı Dışişleri Bakanı Rifat Paşa'ya gönderdiği muhtıra, Osmanlı devrinde Dobruca eyaletinde devletin ziraat hizmetlerinde çalışan Eflaklı ziraat mühendisi İon İonesku de la Bran'ın izlenimleri, nitekim, bulunduğumuz yüzyıl başında bir Romen diplomatının (konsolos) Monastır'dan Bükreş'e gönderdiği raporlar, belgelerin ancak bir kısmıdır.
Fransa'nın Bükreş konsolosu, ülkesinin dışişleri bakanına gönderdiği bir gizli raporda "Rusya'nın himayesine verilen Osmanlı topraklarında Rus baskısı gayet büyüktür. Çar'ın iradesine ters düşen bir hareket kabaca bastırılmaktadır" denildikten sonra bu durumun yerli halkta Osmanlı nostaljisine yol açtığı hatırlatılıyor; "Journal des Debats" Rusya'nın İstanbul'daki temsilciliği aracılığı ile Osmanlı Devleti'ni yanıltmak için iki metot kullandığını bildiriyor. Osmanlı idaresini uyuşturmak için resmi temsilcisi çok yumuşak, yatıştırıcı bir dil kullanırken, geniş gizli ajanlar şebekesinin İmparatorlukta asayişi ve dengeyi bozmak taktiğine giriştiği konusu üzerinde duruluyor. 1848 yılındaki olaylardan ötürü (ihtilal) Osmanlı Devleti Talat Bey'i halkla temas kurmak ve bu ülkelerde asayiş ve dengeyi temin etmek için buranın idarecilerine destek olmak üzere Romen prensliklerine göndermişti. Talat Paşa bu vesile ile Eflak ve Moldova'nın birçok şehir ve kasabasını gezmişti. Bu gezi ile ilgili raporlarda Talat Paşa'nın, gittiği yerlerde, çok iyi karşılandığı, bu ülkelerde kamuoyunu kendi devleti tarafına kazandığı ifade ediliyor.

Romanya'nın Monastır'daki konsolosu, Konstantin Braileanu'nun 1908 yılında Bükreş'e gönderdiği bir rapor konumuz açısından çok dikkate değer bir önem taşıyor:

20-30 sayfayı kapsayan bu raporda, denge politikası da dahil, Osmanlı Devleti'nin o yıllardaki durumu, iç ve dış politikası etraflı bir şekilde kaleme alınıyor.

Belgede, mesela o devirdeki büyük devletlerin Osmanlı Devleti'ne karşı güttükleri, hele Rumeli ile ilgili politikalarına dair önemli yargılar ileri sürülüyor.

Osmanlı İmparatorluğu'nun nasıl olsa yıkılacağını hesaplayarak, bu İmparatorluğun yıkıntıları üzerinde kendilerine veya kendi kontrollerinde bağımsız devletler kurmak niyeti ile yaptıkları önerilere değinerek:

"Teklif ettikleri reformlar (ıslahatlar) ancak kendi çıkarlarını gerçekleştirmek niyetlerini gizlemekten başka hiçbir amaç taşımıyor"6 deniliyor ve şöyle devam ediyor: "Büyük devletlerin Makedonya'da izledikleri siyaset fiyaskoya uğradı, çünkü güdülen amaç samimi değildi, gerçek durumu (Osmanlı İmparatorluğunda) göz önünde tutmuyordu, artık sabırla bekleyerek Türkiye'deki durumun oturmasını beklemelerinden başka hiçbir çare kalmadı (1908 olayları kastediliyor). Balkanlarda vuku bulan yeni durum yüzünden hoşnutsuzluk hisseden devletler Avusturya-Macaristan ve Rusya'dır. Avusturya-Macaristan, Bosna-Hersek'i zapt etmekle yetinmiyordu. Selanik'e inmeyi izliyordu.

Kuzey Arnavutluk'ta yürüttüğü amansız propaganda bu niyetini açıkça gösteren amildir" dedikten sonra Rusya'nın Balkanlarla güttüğü siyasete değinerek:

"Başta Bulgarlar olmak üzere Makedonya'daki Slavlara dayanarak panslavist propaganda yürütüyor. Büyük (deli) Petro'nun bıraktığı vasiyetnameyi bu yolla gerçekleştirmek istiyor." "İttihat ve Terakkicilerin güttüğü siyaset koşullarında Avusturya-Macaristan devletinin artık yayılma politikasından vazgeçmesi gerekecek. Bu durumda, işgal ettiği bölgelerde hakimiyetini devam ettirmesi güç olacak; çünkü o bölgelerde Avusturya-Macaristan yönetimi aleyhinde büyük tepki var, ayaklanmalar yapılıyor. Rusya'nın ise Balkanlarda uygulaya geldiği panslavist politikadan vazgeçmesi gerekecek" gibi cümleler yer alıyor. "Meşrutiyet'in (İkinci Meşrutiyet) ilanından sonra Balkanlardaki (Rumeli) azınlıklar arasındaki nüfus dengesi değişecektir. Müslüman Arnavutlar, Hıristiyan Arnavutlardan ayrılacaklar ve Türk cemaatinde kalacaklar, Makedonlar da Rumlardan ayrılacaklar, böylece Yunanlılar tecrit edilecek, neticede Büyük Hellada rüyası suya düşecek, Türkiye devleti güçleşecek, Sırplar ise çetecilik ve kan akıtarak kazandıkları her şeyi tamamen kaybedecekler" deniliyor.

Bilindiği üzere, İslam prensiplerine dayalı olarak kurulan ve örgütlenen Osmanlı Devleti'nde daha başlangıçta muhtelif mezheplere dahil nüfus arasında denge koşulları yaratılmıştı. Osmanlı Devleti, yüzyıllar boyunca, tarihin değişen icaplarına uyarak ayrı ayrı mezheplere, dinlere inanan, başka başka diller konuşan İmparatorluk nüfusu üyeleri arasındaki münasebetlerde dengenin muhafazasına daima dikkat etmiştir. Bilhassa 19. yüzyılda gerçekleştirilen reformları kastediyoruz.

Elimizde bulunan belgelerde Osmanlı Devleti'nin, Balkanlarda ve bilhassa Tuna ile Karadeniz arasındaki Dobruca eyaletinde, zikrettiğimiz dengenin mevcudiyetine dair malumat bulunuyor. Eflak'ta 1848 ihtilalinden sonra İstanbul'a iltica eden Romenlerden İon İonesku de la Brad muayyen yıl sonra Dobruca'ya tarım mühendisi olarak Sait Paşa'nın yanına tayin edilmişti. Bu vesile ile Osmanlı İmpa-ratorluğu'nun bu bölgesini adım adım dolaşmış, ekonomik, sosyal, siyasal gerçeklerini mahallinde incelemiştir.

1849 yılında ihtilal dostu İon Gika'ya İstanbul'a yazdığı mektuplarında (İon Gika da ihtilalden sonra Osmanlı İmparatorluğu'na iltica etmişti) Dobruca'da Osmanlı vatandaşı olarak yerleşik bulunan Romen menşeli halka dair şunları yazıyordu:

"Buradaki Romenler Türkleri çok seviyorlar. Türkler gittikleri yere bereket götürüyorlar" diyor, Vali Sait Paşa'nın bu bölgedeki Romenlere kiliseler bile yaptırdığını ekliyor.

Kısaca takdim ettiğimiz birkaç dış kaynak Osmanlı Devleti'nin güttüğü denge siyasetinin gayet dikkatle düzenlendiğini, kendi çıkarlarını korumak için milletler arası alanda, devletler arasında vukua gelen değişmeleri, yenilikleri oldukça iyi bir şekilde değerlendirme kabiliyetine sahip olduğunu açıkça gösteriyor. Nitekim, aynı kaynaklar, Osmanlı Devleti'nin iç planda da başarılı bir denge politikası güttüğünü ispatlıyor.

Kaynakça
Kitap: XII. TÜRK TARİH KONGRESİ
Yazar: TÜRK TARİH KURUMU
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir