Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yörük Aşiretleri

Burada Türkmen Aşiretleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yörük Aşiretleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 18:01

Yörükler

Yörükler, Anadoludaki Türkmenlerin "İran hududu-merkezi Anadolu" silsilesine aittir. Bu silsile, Halep, Sivas, Adana hudutları arasından Adalar Denizi sahiline kadar devam etmektedir. Fakat, bunların asıl kesafet peyda ettikleri mahal de, muayyendir. "Konya ile Ankara'nın garp kısımları, Bursa'nın ve Aydın Vilayetinin cenub-ı garbi ve şarki kısımları, Bursa'nın ve Aydın Vilayetinin Türkmenleri"

Buralarda bir milyona karip Türkmen aşireti vardır. Bunların da küçük aşiretlere tefrik edilerek yad edildikleri görülüyor. Bunun esbabı, Avşarlarda olduğu gibi, Türkiye teşkilat-ı mülkiyesinin bunları ayrı ayrı hudutlar dahiline ithal eyleme-sidir. Böyle bir mecburiyet bulunmayan yerlerde aşiretlerin bir kitle halinde bulundukları görülür. Nitekim Yörükler, Ana-dolunun garb-ı garibini bir hat-ı vasi ile kat' etmişlerdir. Buna binaen bunlar, eski zamanlarda kendi kuvvetlerini ihsas ettirecek bir vaziyet iktisap etmişlerdir. Zira, bu kadar büyük bir aşiret nüfusunun toplu bir halde bulunmasının, başka bir sebebi olmasa gerektir. Bu ciheti takviye eden diğer bir delil de, bu aşiretlerin umumi unvanlarını teşkil eden Yörük kelimesinin her yerde istimal edildiğidir. Filhakika, gerek Kastamonu'da, gerek Bursa'da, gerek Konya'da ve gerek Ankara ile İzmir'de de aynı kelime istimal ediliyor. Bu hal, bu aşiretlerin kuvvetli bir tesir-i tarihi icra eylediklerini gösterir.
Burada zikredilecek mühim bir nokta vardır: Ahalinin bazısı Yörük kelimesinden sonra aşiretin başka bir ismini de, zikreder. Aşiret manasına değildir. Belki bu seyyar aşiretlerin isimleridir.

Bazı lisaniyun, bu nokta-i nazara itiraz etmektedirler. Bunlar, lisanın iştikakına nazaran, atideki neticeyi serdediyorlar.
"Yörük kelimesi, Türkçe'nin yürümek musavverendendir ve sonradan bir isim olmuştur.
Çünkü, Türkçede madde-i asliyenin nihayeti hafif olduğu zaman sedalı harflerden birisi getiriliyor, halbuki, madde-i asliyenin ahiri sakil olduğu zaman, doğrudan doğruya edat-ı isim olan k "kef veya "kaf geliyor. "

Bu izahat, hakikaten de, doğrudur. Fakat bu taktirde Farsak, Avşar vesair Türkmen aşiretlerine de Yörük demek ve bu ismi de aşiret mukabili olarak kullanmak icap eder. Bu mümkün olamaz. Çünkü bu isim, ism-i cinslikten çıkmış ve yalnız bu son kısım aşiretlere mahsus, ism-i has olmuştur. Buna binaen, bu ismin manayı asliyesine değil, mana-yı müstameline ehemmiyet vermek icap eyler. Böyle olmadığı taktirde, bu son safhadaki Türkmen aşiretlerini cem etmek adimü'l-imkanidir. Çünkü nihayet kitaptaki listede görüleceği üzere, bunlar da küçük kitleler halinde birçok kısımlara ayrılmışlardır. Bunların her birisinin de bir ismi vardır. Bunlar, bir taksime dahil olamazlar. Fakat, bu kısım aşiretlerin hepsi de müşterek tesirata tabi olduklarından, ve gerek halkın ve gerek kendi kendilerine, Yörük ismini izafe eylediklerinden, bu aşiretleri bu kelime altında cem eylemekle mesele, halledilmiş olur.

Yörükler, aşiret hayatları nokta-i nazarından beş büyük esasa ayrılır:

1. Aydın Vilayeti Yörükleri.
2. Bursa Vilayeti Yörükleri.
3. Ankara Vilayeti Yörükleri.
4. Konya Vilayeti Yörükleri.
5. Kastamonu Vilayeti Yörükleri.

Bu teşkilat, Yörüklerin bir teşkilat-ı tabuyesi neticesi değildir. Belki, Türkiyenin mülki teşkilatından neşet etmiştir. Bütün köylülüklerine rağmen, yaşadıkları muhit-i içtimaiye-deki idari teşkilat haricinde kalamazlardı. Çünkü bu aşiretler, daima daire-i cevelandaki vilayet ile münasebette bulunmak mecburiyetinde bulunmuşlardır. Zaten, Türkiye de, bunları hariç ezmemleket addetmiyor. Bunlar da bazı iptidayi tekalife tabidir. Bu hal vilayet dahilindeki aşiretlerin toplu bir halde bulunmalarını ve hükümet ile münasebette bulunacak bir reis tayin eylemelerini intaç eylemiştir. Lakin bu aşiretler küçük küçük kitleler halinde bulunduklarından, hepsinin de muayyen bir reise tabi olmaları mümkün olamıyordu. Halbuki, hepsinin reislerini ayrı ayrı tanımak ve bunlarla münasebette bulunmak ise müşkil bir meseledir. Türkiye hükümeti, bu müşkilat içinde, bir idare-i maslahat politikası takip etmeye mecbur oldu ve bir vilayet dahilindeki aşiretlerin muayyen beylere malik olmaları esasını kabul etti. O vilayetteki aşiretler, behemehal bir reise tabi olacakları ve bu reis, hükümet ile münasebette bulunabilecek idi. Bu ıslahat, üç asrı tecavüz etmektedir. Lakin, bunun tatbikatında muvaffak olunamamıştır. Çünkü pek az zaman sonra, aşiretlerin etrafa dağıldıkları ve hükümetin kendilerine reis intihap ettiği zatın nüfuzundan kurtulmak istedikleri görülmüştür. Aynı zamanda, aşiret reisinin hükümetle münasbette bulunması, bir takım aşiret reislerinin diğer reisler üzerine tahakkümünü tevlit ediyordu. Buna hükümetin her aşireti bir türlü elde ederek yekdiğeri aleyhine tahrik eylemesi de munzam oluyordu. Bu ihtilaflar, bu aşiretleri kısmen şehirliliğe doğru çekiyordu. Lakin, Türkiye hükümetinin bu idare usulünde muvaffak olamadığı da, kat'i bir surette tezahür etmektedir. Çünkü bu plan takip edildiği zaman, hiçbir aşiret iskan edilememiştir. Aynı zamanda, velayet aşiret riyaseti meselesi de tekrar ettirilememiştir. Zira, hiçbir vilayette böyle salahiyattar bir makam bulunmuyordu. Yalnız, böyle bir makamın resmiyeti baki kalmıştır ve hükümetin bir kısmı, bu resmiyeti beray-ı tahattur zikretmektedir. Gerek Kastamonuda, gerek Ankara, Konya, Bursa ve İzmirde de böyle riyasetler mevcuttur. Fakat bunların salahiyeti kalmamış ve hükümetin de bunlarla temdit-i münasebetten vazgeçmiştir. Ancak bu teşkilat, Yörük aşiretlerinin beş mıntıkaya ayrılmalarını intaç eylemiştir. Ve hükümet de bunlarla münasebeti daha medeni bir şekil almıştır. Hükümet, doğrudan doğruya aşiret efradıyla tesis-i münasebet etmiş, Halihazırda da bu münasebet üzerine istinat eden bir nevi tekalif vazeyle-miştir.

Bu malumat, Yörük Türkmenlerinde beylik devrinin geçmiş olduğunu gösteriyor. Zira, beylik makamını en ziyade yükselten meselenin esası izale edilmiş bulunuyor. Zaten aşiret beyleri, sırf bir kumandan, bir kuvve-i icraiye reisi ihtiyacından neşet etmişlerdir. Bu son ihtiyacın adem-i mevcudiyeti halinde de riyasetin ehemmiyeti sakıt olur. Bu sükut, yalnız hükümete karşı değildir, Aynı zamanda aşiret efradına karşı da aynı şekildedir. Buna binaen, Yörük aşiretlerinde beylerin icra-yı hukuku zail olmuştur. Buralardaki beyler, sırf servetleri cihetiyle tadat olunabilirler ki, servetin de aşiret efradı üzerinde bir hak tasarrufu olamaz. Zira, buradaki servet için sarf edilecek mahall-i istihlak yoktur. Bu servet yine umum aşiret efradına dağılmaktadır. Çünkü, sırf hayvanattan ibaret olan servet şahsa, ancak aşiret efradının bizzat iştigaliyle idare edilebilir. Böyle bir nakilin adem-i mevcudiyeti halinde servetin bekası mümkün değildir.

Bu izahat, sırf zenginliğe istinat eden Yörük beylerinin aşiret efradı arasında, eski derebeylik nüfuzuna malik olmadıklarını gösteriyor. Bu ciheti takrir eden diğer bir amil de, aşiret efradının maişiyet ihtiyacından vareste olmasıdır. Çünkü bunların hepsinin de medar-ı maişetini teşkil eden hayvanları vardır.
Görülüyor ki, Yörükler ne Avşarlara ve ne de Farsaklara benzemiyorlar. Mamafih, bu farkın esasa bir tesiri yoktur. Zira, dağınık olan ve beylerine ehemmiyet vermeyen bu aşiretler, Türk şehirlerinden de hoşnut değildir. Zira bu şehirlere veya hükümete karşı ne gibi bir hareket takip eylemek lazım geldiğini taktir edebilecek bir salahiyete malik bulunmuyorlar. Bunlar da cumhur ruhu, yoktur. Buna binaen, hal-i asliyelerinde sabitkadem kalmayı tercih ediyorlar ve bu noktada gerek Avşar gerek Farsak aşiretleriyle birleşmiş oluyorlar. Bu ittihat, bunların hayat-ı hususiyeleri hakkında zikredilmesi lazım gelen esasatın, umumi bir şekle badelirca zikrini münasip kılar.

Yörük aşiretleri, kesafet itibariyle her yerde aynı derecede değillerdir. Bunlar da salifüzzikr iki aşiret gibi muhtelif derecelerde bulunurlar. Atideki liste, bunların derecelerini gösterir.

Yörük Aşiretleri Nüfus Kesafeti:

1. İzmir Vilayetinde üç kısımdır:

Manisa Sancağında18/100x 1.000.000
Aydın-Denizli'de 41/100 x 1.000.000
Muğla'da15/100 x 1.000.000


2. Bursa Vilayetinde:

13/100 x 1.000.000

3. Kastamonu'da:

13/100 x 1.000.000

4. Ankara'da üç kısmıdır:

Cenubi Ankara25/100 x 1.000.000
Şarki Ankara21/100 x 1.000.000
Garbi Ankara18/100 x 1.000.000


Merkezi ve şimali Ankara'da ise: 26/100 x 1.000.000

6. Konya Vilayetinde beş kısımdır:

Merkezi Konya'da8/100 x 1.000.000
Şarki Konya'da 6/100 x 1.000.000
Cenubi Konya'da74/100 x 1.000.000
Garbi Konya'da5/100 x 1.000.000
Şimali Konya'da7/100 x 1.000.000


vasati yekun: (40/100x 13/100x25/100x8/100) 1.000.000=Sin=sin =100/100x1.000.000

Her şubeye teferruat kabilinden olarak zammedilen, fazla şerhler, hesab-ı vasatiye dahil değildir. Bu şerhler, sırf malumat olmak üzere zikredilmiştir. Buna binaendir ki, onların cemleri nispet-i esasiyeyi intaç eylemez. Zaten, ilk nazarda da bunların böyle itibarı birer kıymeti haiz oldukları anlaşılır.
Bu izahat, bu teferruatın mürettep hatası olmaları ihtimalini düşünerek, asıl hesab-ı vasatiyi aramak isteyecek olan insanları ikaz içindir.
Bu kesafet-i nüfus, diğer aşiretlerde olduğu gibi, kesafeti aileyi de mucip olmuştur. Buna binaen, burada da muhtelif dereceler vardır. Türkiye Nüfusunun Harekatı namındaki kitabın birkaç sahifesini iktibas ediyoruz.

1. 40/100x 1.000.000 nibetinde her aşiretin:

Nüfus-ı azamisi: 580 hane halkı
Nüfus-ı vasatisi: 310 hane halkı
Nüfus-ı asgarisi: 320 hane halkı

2. 13/100 x 1.000.000 nispetinde her aşiretin:

Nüfus-ı azamisi: 350 hane halkı
Nüfus-ı vasatisi: 208 hane halkı
Nüfus-ı asgarisi: 100 hane halkı

3. 13/100 x 1.000.000 nispetinde her aşiretin:

Nüfus-ı azamisi: 210 hane halkı
Nüfus-ı vasatisi: 120 hane halkı
Nüfus-ı asgarisi: 80 hane halkı

4. 25/100 x 1.000.000 nispetinde her aşiretin:

Nüfus-ı azamisi: 400 hane halkı
Nüfus-ı vasatisi: 220 hane halkı
Nüfus-ı asgarisi: 150 hane halkı

5. 8/100 x 1.000.000 nispetinde her aşiretin:

Nüfus-ı azamisi: 200 hane halkı
Nüfus-ı vasatisi: 100 hane halkı
Nüfus-ı asgarisi: 80 hane halkı

Heyet-i umumiyesinin ise, ber vech-i ati derecelerdedir:
Yörük Aşiret Nüfusu:


Nüfus-ı azamisi: 590 hane halkı
Nüfus-ı vasatisi: 300 hane halkı
Nüfus-ı asgarisi: 120 hane halkı

Bu dereceler Yörüklerin daha toplu aşiret nüfusuna malik olduklarını gösteriyor ki, bunun sevaik ve esbabı da bilahare zikredilecektir. Aile nüfusları, hane kesafetleri nispetini takip etmiyor. Bunlar da, pek ziyade tehalif vardır. Bu kesafeti de, Türkiye 'de Nüfus Harekatı nam eserden iktibas edeceğiz.

Hane Nüfusları Kesafeti:

Azamisi: 12 nüfustan mürekkep
Vasatisi: 10 nüfustan mürekkep
Asgarisi: 2 nüfustan mürekkep

Bu aile azaları, cinsiyet ve çocukları nokta-i nazarından da iki şubeye ayrılırlar:

Azamisi: 10 dişi, 2 erkek
Vasatisi: 2 dişi, 4 erkek
Asgarisi:4 dişi, 2 erkek


2. Çocuk Şubesi:

Azamisi: 8 çocuk
Vasatisi: 5 çocuk
Asgarisi: 2 çocuk

2. Çocuk cinsiyet şubesi:

Azamisi: 8 çocuk
Vasatisi: 5 çocuk
Asgarisi: 2 çocuk

1.Cinsiyet şubesi:
Asgarisi:


A- 50/100 nispetinde iki kız.
B- 20/100 nispetinde iki erkek.
C- 30/100 nispetinde bir erkek, bir kız.

Yörükler içinde bazı Farsak aşiretleri de vardır. Bu aşiretler en ziyade Konya, İzmir vilayetlerinde bulunur. Bu ziyadelik bittabi, bu havalinin kendilerine ait olmadığı nispetine göredir. Yani, bunların yüzde bir buçuk elli üç nispetine kadar çıktıkları vakidir. Bundan başka, pek nadir olarak Bursa vilayeti içinde de bazı Farsak aşiretleri bulunur. Bu aşiretler, bazı yerlerde köylerde tesis etmişlerdir. Lakin bunların bazı köylerinde Ermeniler, Rumlar bulunuyor. Bu hal, ne gibi esbabın taht-ı tesirinde olarak tahaddüs etmiştir? Bu cihet, hiçbir türlü hallolunamıyor. Her halde, aşiretin bizzat muvakkat bir tavattuna karar verdiği, bilahare başka bir mahalle göçtüğü ve bu sırada ise, bu havalinin civardaki bir köy halkı tarafından da fuzulen işgal edildiği tahmin olunuyor. Her halde, bu ahval istisnaidir. Buna binaendir ki, bunlara ayrıca ehemmiyet vererek, tasnifata ithal eylemek ciheti, tensip edilmemiştir.
Yörüklerin kedilerine mahsus bir teşkilatı yoktur. Bunlar da diğer Türkmenler gibidir ve heyet-i umumiyesi, aynı ruhiyatı haizdirler. Zaten daima aynı lisanı tekellüm eden aşiretlerin aynı ruhiyatı muhafaza ettikleri meşhurdur. Mesela, gerek Kürt, gerek Arap aşiretleri de böyledir. Buna binaendir ki, bunları da mebahis-i umumiyeye ithal edebiliriz.

İngiliz seyyahlarından L. Jalid, Anadolu ve Türkiye Hal-katı namındaki kitabında bu ciheti kabul etmeyerek diyordu ki:

"Yörükler" Türkiye'deki diğer aşiretlerden ve Türklerden de ayrı bir hayat-ı içtimaiye gibi nazar-ı dikkate alınmalıdırlar. Zira, bunların gerek hayat-ı husüsiyeleri ve gerek aşiretlerinin Harekatı ayrı bir hedefi irae ediyordu. Bunlar, aynı zamanda Türklere ve diğer aşiretlere karşı da husumet beslerler.

"Sonra, itikat cihetiyle de diğerlerinden ayrıdırlar ve İslamiyete hiç de dahil olmayan bu itikat da vardır ki, biz bu halkiyatı diğer aşiretlerde göremedik".
Diğer bahislerde münakaşa edilecek olan bahisin, bu kadar tenvirini kafi addolunmalıdır. Çünkü, buradaki maksat, yalnız Yörüklerin hususiyetleri hakkındadır ki, ancak bu itiraz üzerine yürütülecek olan mütalaa ile neticenin istihsali kabil olur.

İngiliz seyyahı, Anadolu aşiretlerine iyice nüfuz edememiştir. Zira, bütün aşiretlerin mutavattın Türklerle tehalüf ettikleri malumdur. Sonra, din meselesi de böyledir. Çünkü, Türkmenlerin yüzde sekseninden fazlası Kızılbaşdır. Binaenaleyh, böyle umumi mütalaalara istinaden bir tefrika, kalkışmak ne doğru ve ne de kabil-i icradır. Yörük halkiyatı da, Türkmen umumi halkiyatının bir şeklinden başka bir şey değildir.

Kaynakça
Kitap: TÜRKMEN AŞİRETLERİ
Yazar: FRAYLİÇ, RAVLİG
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yörük Aşiretleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 19:04

Yürüklerin Daire-i Cevelanları

Yürüklerin coğrafi mevkileri zikredilmiş idi. Bu mıntıka Türkmen mıntıkalarının oldukça mütefavit iklimlere malik olan kısmıdır. Lakin burada da gerek yaylalar, gerek dağlar ve gerek ovalarla vadilerde yekdiğerinin aynıdır. Ancak mıntıkanın bürudet-i azamisi ile bürudet-i asgarisinin muhassalalarını tayin etmek mümkün değildir. Lakin pek az bir meyl-i bürudet ile de meselenin halli imkanı bulunabilir. Burada da Afşar mıntıkasında olduğu gibi, muhtelif dereceler bulunmaktadır. Lakin Afşar mınfıkasında vahdeti teşkil eden bir safha var idi. Bu safha Yörük mıntıkasında yoktur. Burada muayyen soğuk iklim ve muayyen sıcak iklimler vardır. Buna binaen her iki iklim de müstakil bulunur. Böyle olmakla beraber yine grubun istiklal-i coğrafisine halel gelmez. Zira bu istiklale halel gelmek için yalnız bu ihtilaf-ı iklim değil, aynı zamanda cevelan-ı ihtilafı bulmak lüzumu vardır. Halbuki cevelan meselesinde ihtilaf yoktur.

Buna binaen meseleyi fazla tafsil etmeyerek iki mevsime tasnif ile izahatı ikmal etmeliyiz:

1- Yazlık iskan mahalleri
2- Kışlık iskan mahalleri

Yazlık iskan mahalleri, bu havaliye dahil ovalar ve yaylalardır. Çünkü gerek Kastamonu, gerek Bursa, gerek garbi Konya, Ankara ile İzmir vilayetinde de böyle ovalara tesadüf olunuyor. Bu ovalar, Kastamonu'nun cenubundan üç kol üzerine garb-ı cenubi istikametini takip ederler. Ancak her üç kolun bir müddet amuden indikleri ve bilahare garb-i cenubiyi takip ettikleri daha doğrudur.

Bu kolların birisi, Bursa'nın merkezinden Manisa'ya iner ve buradan da İzmir'e doğru giden dağ silsilesiyle birleşir.
İkinci kol, nefs-i Ankara sancağının cenub-ı garbisine iner, oradan da Konya'ya doğru teveccüh eyleyerek Denizli sancağına ve Badehu Antalya ile Muğla sancakları hududunu teşkil ederek denize muvazi bir surette teselsül eden dağ eteklerinde nihayet bulunur.
Üçüncüsü, bu iki ova silsilesinin arasındadır. Ancak tam muvazi bir silsileden ibaret değildir. Bu yol, müteaddit inhinalarla pek karışık bir hatt-ı münkesir teşkil eyler.
Müteferrik otuz iki küçük yayla ile yedi de büyük ovadan mürekkepdir. Bazı coğrafıyun, bu silsileye, vadi silsilesi de diyorlar ki, pek meşhurdur.
İşte bu havali Türkmenlerinin yazlık cevelan mahalleri buralarıdır; buralarda yakın mahaller vardır. Lakin bürudet de cenuba doğru muntazaman tenakus ettiğinden, cenub-ı garbiye doğru bir cevelan harekatı vardır. Bazı aşiretler, ta İzmir Ovalarına kadar inmektedirler. Hatta Adana'ya kadar gidenler vardır ki, bunlar da Antalya'nın ikinci silsilesini takip ediyorlar.

Yörükler, bütün Türkmenlerden fazla göçebedirler. Bunlar, her yerde az müddetle çadır kurarlar ve pek az zaman zarfında hareket ederler. Buna sebep, mahallin rüzgarları vesair tabii ilcaat-ı berriyesi değildir. Belki ova silsilelerinin tabiatları üzerindeki tesirlerdir ki, bunları daimi bir harekete sevk ediyor. Çünkü ne kadar aşağı inilirse, hararet o kadar daha fazla olur ve çayırlar, o nispette daha fazla neşv ü nema bulmuş olurlar. Sonra havada daha ziyade letafet kesp eder. Bilhassa cenubun yazı, her halde gerek Konya ve gerek Ankara Ovalarının şiddetli ve gayr-i tabii hararetinden daha mutedildir. Bilhassa bunların en ziyade cevelan ettikleri cenubi Bursa, Manisa, Denizli sancakları latif birer iklime maliktirler.

Bu aşiretler, bazen kışlık mahallerini de tebdil etmektedirler. Bilhassa son zamanlarda İzmir'deki aşiretlerin adedi ziyadeleşmeye başlıyor. Bu ahval, Ankara'dan birçok aşiretlerin buralara hicret etmelerinden neşet ediyor. Çünkü şimaldeki kış bürudetinin şiddeti, bazı senelerde müthiş kaht ve galaya da sebep oluyor. Filhakika buradaki kaht ve gala, o kadar büyük ve hükümeti alakadar kılacak bir derecede olmaz. Ancak hayatını sakinane geçirmek isteyen ve sonra pek az ve-sait-i istihsale malik bulunan bu aşiretlerin gayet suhuletle kahta duçar olacakları pek tabiidir. Fakat biz, bu kaht meselesine o kadar ehemmiyet vermiyoruz. Aşiretler, cenubun daha sakin ve daha yeknesak olan ahval-i iklimiyesinden hoşnut oldukları için avdet etmek istemiyorlar. Fakat bunlar da mühim bir yekun teşkil edecek bir derecede değillerdir. Ancak iskan meselesinde şayan-ı dikkat bir nokta olmak üzere, nazar-ı dikkate alınabilirler.
Yazlık cevelan hareketi en ziyade üçüncü tariki takip etmektedir. zikzakvari olan bu tarik, hem mevsim seyahatinin birçok zamanını işgal eder ve hem de ovalarından da pek ziyade istifade ederler. Zira ovalar pek dilnişindir. Bir seyahatnamede atideki tavsife tesadüf ediliyor...
Zikzakvari devam eden birçok yayla, vadi ve ovalardan ibaret olan bu tarikin çayırları, yalnız otlarla değil, rengarenk kır çiçekleri ile doludur. Bir nazar, ovanın bir çiçek bahçesi olduğuna hükmeder.

Bu manzara hem seyahat için ve hem de hayvanat için lüzumludur. Zira hayvanat, ancak böyle çiçekli otlardan mürekkep olan çayırlarda hakkıyla beslenirler. Sonra bunlardan da fazla ve daha iyi istifade edilir.

En meşhur ziraat mütehassısları diyorlar ki:

"Bir hayvan sütünün kuvvetli, yağlı ve fazlaca hazmolabilmesi için çiçekli otlardan mürekkep çayırlarda beslenmesi lazımdır ".
İşte Yörüklerin de böyle tabii bir yoldan istifade edeceklerine hükmetmek iktiza eyler. Bunu hiçbir suretle ihmal etmek mümkün olamaz.
Avdet zamanı, diğer iki yoldan vuku bulur. Bu iki yol, muntazam berzahlarla etrafa dağılmaktadır. Buna binaen aşiretlerin kışlık mahallerine isal eden birer tarik-i tabii de addolunabilir.

Bu aşiretlerin kışlık mahalleri, diğerleri gibi sancak, kaza merkezlerinden uzaktır. Lakin nahiye merkezlerine o kadar uzak değildir. Sonra, bunlardan bazıları vardır ki, her kış için muayyen olan ikametgahını, yalnız bırakmaz ve yazın aşiretin ihtiyarlarını burada bırakarak, cenuba gider. Bilahare tekrar kışlak mahalline gelirler. Bunlar, o kadar fazla değildir ve istisna teşkil ederler. Yalnız bunların da, bütün nahiyelerini zikretmek imkansızdır. Ancak pek meşhur olan nahiyelerle en yakın kaza merkezlerini zikredeceğiz. Bunlar ber-veçh-i atidir. Bu cetveldeki isimlerin bazılarında, her sene aşiret bulunmaz. Bazen de iki sene de bir veya üç senede bir gelirler.

Lakin, esas hal-i tabii olduğu için zikirlerine lüzum görüldü:

1- Aydın, Manisa ve Bursa vilayeti hududundan Bursa'ya duhul ederler.
2- Aydın, Nazilli, Denizli, Dinar'dan Antalya hududuna girerler.
3- Aydın, Muğla sancağı köyleri etrafından münheni bir hat ile Antalya hududuna dahil olurlar.

Yörükler, merkezi Anadolu'nun haricine çıkmıyorlar. Buna binaen bunlar, diğer aşiretlerden daha fazla kabiliyet-i istikrariyye sahibi addolunabilirler. Bunların cevelanlarında bazı hususiyetler vardır ki, bunların daha yüksek bir iskan kabiliyeti izhar ettiklerini gösteriyor.
Yörükler, her yaz üç dört perde çadır kurmaktadırlar. Kışın da sabit birer mahalleri vardır. Bu suretle her senelik mevsimin de, her Yörük aşiretinin bir mahalli vardır. Bu mahal başka bir aşiret tarafından işgal edilmez. Ve Yörük aşireti de, o yerlerini terk etmez. O halde bu havaliyi iptidai bir tavattunı esasi addetmek mümkündür ki, cevelan meselesinde bunun izahının ne derece lüzumlu olduğu anlaşılıyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yörük Aşiretleri

Mesajgönderen Avşaroğlu » 01 May 2011, 01:23

Az önce Vikipedi'de Akkoyunlu bölümünü okurken dikkatimi çekti. Bu devletin temelini atanlar arasında "Tur Ali Bey" diye biri var. Tur Ali Hacılı oymağı hakkında Dulkadirli olduğunu, Bozulus taifesine dahil olduğunu biliyorduk. Bu Tur Ali Bey ile Tur Ali Hacılı oymağının bir alakası olabilir mi acaba?
Kullanıcı avatarı
Avşaroğlu
Çavuş
Çavuş
 
Mesajlar: 62
Kayıt: 16 Mar 2011, 00:17

Re: Yörük Aşiretleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 01 May 2011, 04:23

Avşaroğlu yazdı:Az önce Vikipedi'de Akkoyunlu bölümünü okurken dikkatimi çekti. Bu devletin temelini atanlar arasında "Tur Ali Bey" diye biri var. Tur Ali Hacılı oymağı hakkında Dulkadirli olduğunu, Bozulus taifesine dahil olduğunu biliyorduk. Bu Tur Ali Bey ile Tur Ali Hacılı oymağının bir alakası olabilir mi acaba?


Bu sayfada "Akkoyunlu ümerasından Tur Ali Bey"in Bozuluş Aşiretinden olduğu yazıyor.

BOZULUS'UN KIŞLAK VE YAYLAK HAYATI

Kışlak ve Yaylak Hayatı

Bozuluş aşiretlerinin kışlağı Urfa-Diyarbekir-Mardin üçgeninde bulunan ve bugün bir bölümü Suriye içinde kalan, Berriye veya Berriyecik adı verilen bölge idi. Bununla birlikte bazı aşiretler de küçük gruplar halinde tımarlara dağılıyorlardı.
Berriyecik, 1518'de Diyarbekir'e bağlı bir sancak statüsünde olup, sancak beyi de Akkoyunlu ümerasından Tur Ali Bey idi. Tur Ali Bey'in oğullarından Zeynel ve Hüseyin'in de bölgede tımarları vardı.


Birbaşka bir internet sayfasında yazanlar:

1- Tur Ali Bey

Diyarbekir bölgesini yurt edinen bu Akkoyunlu Türkmenlerinin basinda 1340 yillarinda Tur Ali Bey isminde birisinin bulundugu görülmektedir. Tur Ali Bey 1340-1341 ve 1343 yillarinda olmak üzere iki kez Trabzon Rum Imparatorlugu topraklarina saldirmis, hatta bu devletin baskentine kadar ilerlemisti. Daha sonra Bayburt ve Erzincan emirleriyle birleserek bir kez daha Trabzon üzerine yürümüsse de bir basari elde edememistir(1348).

Tur Ali Bey Ilhanlilar'dan Gazan Han'in maiyetinde Suriye seferine istirak etmis ve bu sefer sirasinda büyük gayret ve kahramanlik göstererek Gazan Han'in teveccühünü kazanmistir. Bu basaridan sonra etrafina 30.000 kisilik bir kuvvet toplayan Tur Ali Bey, Anadolu, Suriye ve Irak taraflarina çesitli akinlar yapti. Tur Ali Bey zamaninda Akkoyunlular'a, bu beyin söhretinden dolayi Tur Alilîler de denilmekteydi.

Tur Ali Bey'in gerek Anadolu'da ve gerekse Trabzon Rum Imparatorlugu karsisinda kazandigi bu basarilar üzerine Imparator III. Aleksios korkuya kapilmis ve onunla dostluk kurmak üzere kizkardesi Maria'yi Tur Ali Bey'in oglu Kutlu Bey ile evlendirmistir (1352). Böylece imparator hem Tur Ali Bey'in yapacagi yeni akinlardan ve hem de onun himayesi ile digerlerinin hücumlarindan kurtulacagini hesaplamistir ki bu tesebbüsünde muvaffak olmus ve 1360 yilina kadar bu taraftan herhangi bir hücuma maruz kalmamistir.

http://www.enfal.de/starih49.htm


Burada önemli olan yazı budur: "Tur Ali Bey zamaninda Akkoyunlular'a, bu beyin söhretinden dolayi Tur Alilîler de denilmekteydi.". Belkide Tur Ali ve Tur Ali Hacılu aşiretlerinin fazla olmasının sebebi bundan dolayı olabilir. Demekki Akkoyunlu aşiretlerinin(Bozulus aşiretleriyle bağlantılı) bazılarına Tur Ali(veya Tur Ali Hacılu) lakabı vermişler ve bunu bu aşiretler sonraları değişmeyen bir lakap olarak devam ettirmişler.

Yusuf Halaçoğlu'nun kayıtlarında Diyarbakır'da bir tane Tur Ali isimli köy var. Bunlar Yıva Boyundan.

CEMAATTAIFEGRUPBOYSHMYURTSANCAKKAYNAK
Babaş Oymağı CemaatiAlucı UlusuYıvaT40Tur Ali k.Diyarbekir (Amid) S.-Geykî Nah.TKA, TD, nr. 168, s. 140a, sene 25 Z 975 (22 Mayıs 1568)


Diğer Yıva Boyundan ve Diyarbakırdan olanlar bunlar:

CEMAATTAIFEGRUPBOYSHMYURTSANCAKKAYNAK
Durali Beğ Oymağı CemaatiAlucı UlusuYıvaT00Sefni k. ?Diyarbekir (Amid) S.-Geykî Nah.TKA, TD, nr. 168, s. 139a, sene 25 Z 975 (22 Mayıs 1568)
Durali Beğ Ulusu CemaatiAlucı UlusuYıvaT83Kır Hasan k.Diyarbekir (Amid) S.-Geykî Nah.TKA, TD, nr. 168, s. 140b, sene 25 Z 975 (22 Mayıs 1568)
Seydiler Cemaati, Ivaz v. Can DuraliGüne Barza CemaatiGüne Barza CemaatiYıvaT400Akçaşehir'deMenteşe S.- Peçin Kaz.BOA, TD, nr. 337, s. 17b, sene 970 (1562-63)
Karalar CemaatiTeke TürkmenleriKaraca koyunlu CemaatiYıvaT5123-Aydın S.- Tire Kaz.BOA, TD, nr. 270, s. 5, sene 957 (1550-51)
Karalar CemaatiTeke TürkmenleriKaraca koyunlu cemaatiYıvaT4110-Aydın S.BOA, TD, nr. 414, s. 10, Kanunî Devri
Işık Karalar CemaatiEldelik Ellici YörükleriKarataş Ellici YörükleriYıvaT101-Kütahya S.- Simav Kaz.TKA, TD, nr. 125, vr. 109a, sene 983 (1575-76)
Karalar CemaatiTeke TürkmenleriYıvaT70-Aydın S.BOA, A.DFE, nr. 637, s. 2, sene 1075 (1665)'den sonra
Karalar CemaatiTeke TürkmenleriYıvaT280-Aydın S.BOA, A.DFE, nr. 637, s. 16, sene 1075 (1665)'den sonra
Karalar CemaatiTeke TürkmenleriYıvaT70-Aydın S.BOA, A.DFE, nr. 637, s. 16, sene 1075 (1665)'den sonra
Karalar CemaatiTeke TürkmenleriKaraca koyunluYıvaT353-Aydın S.BOA, MAD, nr. 17863, s. 13, sene 881 (1476-77)
Karalar Cemaati maa Yarımcalar CemaatiTeke TürkmenleriKaraca KoyunluYıvaT579-Aydın S.- Tire Kaz.BOA, TD, nr. 176, s. 150, sene 939 (1532-33)
Masara Cemaatiİçel YörükleriYıvaT1718Turali k.İçel S.- Mud Kaz.TKA, TD, nr. 128, s. 772b, sene 992 (1584-85)
Masaralu Cemaatiİçel YörükleriYıvaT254Turali k.İçel S.- Mud Kaz.BOA, TD, nr. 272, s. 427, sene 962 (1554-55)
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Yörük Aşiretleri

Mesajgönderen Avşaroğlu » 01 May 2011, 20:02

Aralarinda hic Avsar yok ancak Karalılar olması ilginç. Bildiğim kadarıyla Karalılar Avşar çünkü. Belki Yıvalar'ın arasına karışmış olabilir. Dulkadirogulları arasında geçiyor hem Karalılar hem de Tur Ali Hacılılar. Keza Dulkadirliler de Bozulus'a tabi bir topluluk. Bunlaf Dulkadirliler'e bağlı da olabilirler.
Kullanıcı avatarı
Avşaroğlu
Çavuş
Çavuş
 
Mesajlar: 62
Kayıt: 16 Mar 2011, 00:17


Dön Türkmen Aşiretleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir