Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'de Balkan Kökenliler

Burada Türk Tarihinin Çeşitli Dönemlerinden ve Çeşitli Konularından birlikte anlatılan konular bulabilirsiniz. Ayrıca Türk Kültürü hakkında da Konular bulabilirsiniz

Türkiye'de Balkan Kökenliler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 03:18

BALKAN KÖKENLİLER

Ertuğrul Gazi'yle Anadolu'ya gelen Kayı Boyu 1299 yılında Osmanlı Beyliği'ni kurduğunda Söğüt, Domaniç ve Karadağ'da 4.800 km2'lik mütevazı bir toprak parçasına sahipti. Osman Bey'le başlayan fetih hareketleri inanılmaz bir hızla sürmüş, Kanuni Sultan Süleyman döneminde üç kıtada 14.893.000 km2'lik topraklara sahip Cihan İmparatorluğu haline gelmiştir. Nitekim Fransız tarihçisi Grengur "Bu yeni imparatorluğun teessüsü, insanlık tarihinin en büyük ve hayrete şayan vakalarından biridir" demiştir.

Osmanlılar, kurulduktan itibaren Anadolu'daki diğer Türk Beylikleriyle çatışmak yerine Bizans'a yöneldiler. Osman Gazi ve haleflerinin gerçekleştirdikleri fetihler, Anadolu'daki Türkler için yeni gaza ve yerleşme alanları açtı. Osmanlıların Hıristiyan Bizans'a ve Balkan ülkelerine karşı başarılarını gören Anadolu'daki yiğit ve savaşçı gaziler, gittikçe artan sayıda Rumeli uçlarına intikal etmeye başladılar. Osmanlı toprakları katlanarak artmaya başladı.

Ancak, şunu da unutmamak gerekir ki, Türkler Balkanlara ve Orta Avrupa'ya Osmanlılardan asırlarca önce gelmiş, buraları yurt tutmuşlardır. Bunlara örnek olarak. yüzyılda Batı Hunlar, 9.-11. asırlarda gelen Uzlar, Peçenekler, Ongurlar, Bulgarlar, Kumanlar, Gagavuzlar, Vardarlar sayılabilir. Bu guruplar büyük çoğunlukla asimile olmuşlarsa da, bir kısmı kimliklerini korumuştur. Bu gruplar doğal olarak Selçuklu'ya ve Osmanlı'ya katılmışlardır.

Türklerin Balkanlar ile ilişkisi Anadolu Selçuklu döneminde başlamıştır. Bölgede Müslüman toplulukların oluşumu da bu dönemde başlamıştır. Özellikle II. Keykubat döneminde Bizans ile iyi ilişkiler kurulmuş, Dobruca bölgesine Sarı Saltuklu Türkmenleri yerleştirilmiştir. Saltukname adlı ünlü eser bu bölgede yapılan çalışmaları kapsamaktadır.

Osmanlıların 1354'te Gelibolu'ya çıkmalarıyla Trakya ve Balkanlara Türk yerleşiminin önü açılmıştır.
Ancak, Beylikten İmparatorluğa giden süreçte Avrupa ulusları direnişe geçerek yeni haçlı seferleri başlattılar. Sultan I. Murat haçlı kuvvetlerine karşı 1364'te Sırp Sındığı, 1371'de Çirmen zaferlerini kazandı. Osmanlıları Avrupa'dan atmak için Sırp, Macar, Ulah, Boşnak, Arnavut, Leh ve Çek kuvvetlerinden oluşan büyük haçlı ordusunu 1389'da Kosova'da imha etti. Kendisi de bu savaşta şehit düsen I. Murat'ın yerine geçen oğlu Yıldırım Beyazid, Türkleri Avrupa'dan atarak Kudüs Krallığı'nı kurmak isteyen haçlı ordusunu 1391 yılında Niğbolu Savaşında ağır bir yenilgiye uğrattı.

Osmanlılar, karşılarında sürekli haçlı orduları kuran Avrupalılara karşı fethedilen yerleri ellerinde tutabilmek için 14. yüzyılından başlayarak Balkanlarda sistemli bir yerleşim politikası izlediler. Murat Hüdavendigar zamanında fethedilen bölgelere, Anadolu'dan getirilen Türkmen ve Yörük (göçebe Türkmen) kitleleri, alp-erenler, dervişler, ahiler yerleştirildi. Sonra, dervişler, akıncıların yanında, hatta bazen ilerisinde zaviyeler kurarak sonradan gelen kitleler için tutunma ve toplanma merkezleri meydana getirdiler. Trakya'da halen köy adlarının birçoğu bu dervişlerin, fakihlerin ve yerleşen Türkmen oymaklarının isimlerini taşımaktadır.

Balkanlara en büyük ve en kapsamlı Türk yerleşimi Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmıştır. Anadolu'daki Türk Beylikleri içinde nüfus ve arazi bakımından en büyük beylik olan Karamanoğulları Beyliği (1250-1487) 2 milyon nüfusa, 25.000 suvari, 25.000 yaya ve ayrıca aşiretlerin askerlerinden oluşan büyük bir orduya sahipti. Fatih 1466 yılında ordunun başına kendisi geçerek başkent Larende'yi aldı ve Karamanoğulları'nın topraklarını Osmanlı topraklarına kattı. Sadrazam Mahmut Paşa'ya buralardaki Türkmenlerin, İstanbul ve Rumeli'ye iskan edilmeleri emrini verdi. Böylece hükümdarlığı zamanında fetihleri tamamlanan Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Eflak, Boğdan ve İstanbul başta olmak üzere tüm Balkanlara; Karaman, Konya, Aksaray, Niğde ve Kayseri'den gönderilen Türkmen kitleleri yerleştirildi. Ayrıca Karamanoğulları ile birlikte hareket ederek Osmanlılara karşı koyan ve 1425 yılında yıkılarak Osmanlı Devletine katılan Aydınoğulları yörükleri de aynı şekilde Balkanlara yerleştirildi. Fatih Sultan Mehmet, bu savaşçı Türkmen ve Yörükleri Balkanlara yerleştirerek hem Anadolu'daki topraklarını güvenceye aldı ve yeni isyanları önledi; hem de Balkanları Türkleştirerek yeni haçlı seferlerinin düzenlenmesini engellemiş oldu. Balkanlara yerleşen bu Türkmen ve Yörükler, bundan sonra Osmanlı Ordusunun vurucu gücü ve İmparatorluğun Balkanlardaki güvencesi oldular. Balkanların fethinde bulunan ve fetihten sonra orada yerleşenlerin çocuklarına Evlad-ı Fatihan (fatihlerin evlatları) denildi.

Balkanlara yerleşen Türklerin kayıtları Osmanlı İlyazıcı Defterleri'ne obalarının isimleri belirtilerek işlenmiş ve her obanın defteri ayrı tutulmuştur. Naldöken Yörükleri, Kocacık Yörükleri gibi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önder ATATÜRK ve K.K.T.C. eski Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ da Evlad-ı Fatihandır.
Atatürk'ün baba soyu Aydın'dan gelerek Manastır Vilayetine yerleştirilen "Kocacık Yörükleri (Kocahamza Yörükleri)"ndendir. Babası Ali Rıza Efendi, Manastırın Debre-i Bala Sancağı'na bağlı Kocacık Nahiyesinde 1839 yılında doğmuştur. Aile sonradan Selanik'e göçmüştür. Ali Rıza Efendi'nin babası ilkokul öğretmeni Kızıl Hafız Ahmet Efendi, amcası Kızıl Hafız Mehmet Efendi'dir. "Kızıl" lakabı ve yerleştikleri yere "kocacık" denmesi; Ali Rıza Efendi'nin soyunun, Anadolu'nun Türkleşmesinde önemli rol oynayan Kızıl-Oğuz Türkmenlerinden geldiğini göstermektedir. Ayrıca Osmanlı'da "efendi"; şehzadeler, din adamları, yüksek bürokrat, eğitimli, çevresinde sözü geçen kişiler ve köle sahipleri için kullanılan bir sıfattır. Bu durum Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi'nin saygın bir aileden geldi-ğini göstermektedir. Annesi Zübeyde Hanım'ın soyu, Karamanoğulları'nın yıkılmasından sonra Karaman'a bağlı Taşkale kasabasından çıkıp, Balkanlardaki Sarıgöl'e yerleşen Türkmenler-dendir. Burası Osmanlıların Makedonya ve Teselya'yı almalarından sonra kurulan Türk yerleşim bölgesiydi. Vodina Sancağı'nın batısında bulunan Sarıgöl Nahiyesi'nin, tamamı Türkmen olan 16 köyden oluşuyordu. Zübeyde Hanım'ın babası Sofu-Zade ailesinden Fethullah Ağa, 1800'lü yılların başında Sarıgöl'den Selanik yakınlarındaki Lankaza'ya göçtü ve bir çiftlik satın aldı. Zübeyde Hanım 1857 yılında burada doğdu. Zübey-de Hanım'ın dedesi Feyzullah Efendi'nin büyük amcası, sıla hasretine dayanamayarak yeniden Konya'ya dönmüş ve Mevlevi dergahına girmiştir. Zübeyde Hanım'ın ailesi Konya bölgesinden geldiği için Osmanlı İlyazıcı Defterleri'ne "konyarlar" ismi ile geçmiş ve o yöreden gelenler bu isim ile anılmışlardır. Atatürk'e ait çiftliklerden biri de annesinin göç ettiği Taşkale'ye 41 km uzaklıkta, Kızıllar köyündeki Santay Çiftliği'dir.

K.K.T.C. eski Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ'ın ataları da Karaman yöresinden kalkıp Kıbrıs'a yerleşen Türkmenlerdendir. Karamanoğulları'nın 1487 yılında yıkılmasından itibaren yöreden Kıbrıs'a münferit göçler olmuş, 1571 yılında Kıbrıs'ın fethinden sonra Kıbrıs'ı Türkleştirmek amacıyla toplu yerleşimler yapılmıştır. Denktaş atalarının Konya-Karaman yöresi Türkmenlerinden olmakla övünç duymaktadır. Karaman'da her yıl yapılan "Dil Bayramı" törenlerine zaman zaman katılmaktadır. Konuşmalarında "Konya-Karaman yöresinden gelip Kıbrıs'a öyle bir demir attık ki, 600 yıl ne Rum, ne İngiliz bizi söküp atamadı" diyerek neslinin iradesini ortaya koymaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun fetihleri sonucunda Balkanlarda, Anadolu'nun hemen her tarafından gelen, çoğunluğu ise Karamanoğulları ve Aydınoğulları'ınn oluşturduğu büyük bir Türk nüfusu ortaya çıkmıştır. Balkanlardaki Türk yerleşimleri, Osmanlı Mufassal Tahrir Defterleri'ndeki kayıtlarda mevcuttur ve köy isimleri olarak bulunmaktadır. Ayrıca XVI. yüzyılda Celali İsyanları nedeniyle Anadolu'daki bazı Türk toplulukları da Balkanlara göç etmiştir.
Bugün, Türkiye'de "muhacir", "göçmen" olarak tanımlanan Balkan kökenli vatandaşlarımız işte bu Türklerin torunlandır.

500 Yıl süren Türk hakimiyeti döneminde bütün Balkan ulusları parlak bir dönem geçirmişlerdir. Osmanlıların adil bir yönetim uygulaması; halkın dinini, malım, canını, namusunu güvence altına alması, hakim olduğu bölgelerde imar çalışmalarına önem vermesi farklı halkların barış içinde bir arada yaşamasını sağlamıştır.

Ancak, yabancı uluslara tanınan bu haklar nedeniyle Balkan kentlerinde yaşayan ulusların mülklerine dokunulmadığı için göç eden Türkler arazinin geniş olduğu kırsal kesime yerleştirilmiş, kentlerde yönetici zümre ve askerlerle birlikte az sayıda Türk iskan edilmiştir. Osmanlının zor kullanmaması, asimile politikası uygulamaması, azınlıkların savaşma yükümlülüğünün olmaması ve haraç (cizye) vergisi ödeyerek huzur içinde yaşamaları Balkan ulusları arasında Müslümanlığın kapsamlı yayılmasını engelleyen bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. İslamiyetin getirdiği çeşitli ibadet yükümlülüğü karşısında hıristiyanlığın bozulmuş ve daha liberal kuralları nedeni ile Müslümanlık az yayılabilmiştir. Hatta bu ülkelerde diğer din mensuplarını küstürmemek için "istimalet" denilen uzlaştırıcı bir politika uygulanmış, sancaklarda "Hıristiyan" timar erleri görevlendirilmiştir.

Hıristiyanlara ve diğer dinlere bu kadar müsamahalı davranışın bedeli çok acı olmuştur. 1789 Fransa ihtilalinin Avrupa'da yarattığı milliyetçilik akımı 1800'lerden itibaren Balkanları ateşe vermiştir. Balkan ulusları, Osmanlı Devletine karşı birer birer şiddetli mücadelelere girişmiştir. 1828 yılında Yunanistan, 1866'da Eflak ve Boğdan, 1867'de Sırbistan, 1908 yılında Bulgaristan ve 1912 yılında Arnavutluk, peş peşe bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Osmanlının küllerinden 24 yeni devlet doğmuştur.

Balkanlarda Müslümanlığı seçen hristiyanlar, büyük çoğunlukla Balkanların önemli kentlerinde oturanlardır. Kırsal kesimden Müslüman olanlar çok azdır. Müslüman olan bu hıristiyanlar baba adlarını nüfus kayıtlarına (Abdullah) olarak düşmüşlerdir.

1800'lerden itibaren Balkan Türkleri için çileli bir dönem başlamıştır. Sırbistan, Bosna-Hersek, Eflak ve Boğdan gibi Osmanlı Devleti'nin uç bölgelerinde yaşayan Türkler, Trakya ve Anadolu'ya hızla göç etmişlerdir. Bu göçlerde kendilerine yakın bulunan Avrupa ülkeleri ve Rusya'nın müdahale ve etnik temizlik korkusu önemli rol oynamıştır. Çünkü Balkan Türkleri özellikle Rusya'nın teşviki ile soykırıma uğramışlar; işkence, etnik ayrımcılık ve göçe zorlama sonucu Türkiye'ye göç etmeye başlamışlardır.

Özellikle Balkan savaşından sonra, Balkan Ülkeleri Birli-ği'nin hıristiyan orduları Balkanları Türklerden temizleme girişimine başlamışlar, hıristiyan olmayı kabul etmeyen on-binlerce Arnavut öldürülmüştür.9 Yunanistan ve Bulgaristan'daki göçler 1900'lerden itibaren yoğunluk kazanmış ve büyük kitleler halinde olmuştur. Lozan Antlaşması ile Türkiye'de yaşayan 1,5 milyon rum Yunanistan'a, 500.000 Türk ise Türkiye'ye dönmüştür. Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları bu mübadelede istisna tutulmuştur. Bulgaristan'dan ise 1877-78 Osmanlı-Rus harbinden itibaren beş büyük göç dalgası olmuştur.

Eski Yugoslavya'nın parçalanması sonucu ortaya çıkan ve Birleşmiş Milletler denetiminde olan Sancak Bölgesi Karamanoğulları'nın yoğun yerleşim bölgelerinden biridir. Bu bölgelere yerleşen akıncı aileleri, bölgede Osmanlı hakimiyeti sona erdikten sonra da uzunca bir süre Sırplara ve diğer Balkan uluslarına karşı direnmişlerdir. Sancak Bölgesi Osmanlı döneminde Bosna Eyaletine bağlı olmuştur. Bosnalılar ise bir hıristiyanlık mezhebi olan Bogomil mezhebindekilerin topluca ve gönüllü olarak İslamiyeti kabul etmeleri ile oluşmuş bir topluluktur. Sancak Bölgesi'nin Bosna'ya bağlı olması nedeni ile bu bölgeden Türkiye'ye göç eden ve öz be öz Karamanoğulları Yörük ve Türkmenlerine "Bosna'da yerleşen" anlamına gelen "BOŞNAK" denilmiştir. 1878 Berlin Kongresi'nden bu güne kadar, bölgede baskı ve katliamlar olması nedeni ile büyük göçler olmuştur. Resmi kayıtlara göre Sancak'tan Türkiye'ye 1912-1914 yıllarında 56.000, 1927-1936 yıllarında 19.000, Yugoslav Krallığı ile 1938 yılında yapılan antlaşma gereğince

40.000 ve 1945 yılında 16.000 kişi göç etmiştir.
Bugün Romanya'da Anadolu Türkü, Kırım, Noğay ve Gagauz Türkü olmak üzere 95.000 Türk bulunmaktadır. Bulgaristan'daki 3 milyon Türk ülke nüfusunun %30'unu oluşturmaktadır. Yunanistan'daki Batı Trakya'da 200.000 Türk bulunmaktadır. Makedonya'da 77.000 Türk bulunmakta ve nüfusun %4'ünü teşkil etmektedir. Buna mukabil halkın %30'u Müslümandır. Bosna-Hersek'de etnik yapı Sırp, Boşnak ve Hırvatlardan meydana gelmektedir. Osmanlı'nın bu önemli bölgesinde Türk yok denecek kadar azdır. Ancak halkın %40'ı Müslümandir. Arnavutluk'taki halkın %70'i Müslüman Arnavuttur ve bunların da %30'u Bektaşidir. Ancak Türk azınlık yok denecek kadar azdır. Kosova ve Sancak'ta ise 250.000 Müslüman yaşamasına karşılık 80.000 Türk bulunmaktadır.

Balkanlardan 1923-1958 yıllarında Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 1.163.639'dur. Bu sayıya sadece 1968 ve 1989 yıllarında Bulgaristan'dan yapılan iki göçün eklenmesi gerekmektedir. 1968 yılında dağılan aileleri bir araya getirmek amacıyla iki ülke arasında bir protokol imzalanmış ve 130.000 Türk Türkiye'ye gelmiştir. 1989 Yılında yeni bir kriz çıkmış ve Bulgaristan 350.000 Türkü sınır dışı ederek Türkiye'ye göndermiştir. Komünist rejimin devrilmesinden sonra ilişkiler yeniden düzelince Bulgaristan Türkleri kazanılmış emeklilik ve sosyal haklarını kaybetmemek, geride bıraktıkları malların yağmalanmasını önlemek, çocuklarını ve aile fertlerini Türkiye'ye getirememek, iş ve ev bulamamak nedenleriyle tekrar Bulgaristan'a dönmüştür. Türkiye'de bu göç sonucu yaklaşık 100.000 Türk kalmıştır. Bu durumda 1923 yılından beri Türkiye'ye gelip yerleşen Balkan kökenlilerin sayısı 1.443.639'dur. Bunların da büyük çoğunluğunun anadilinin Türkçe olmasına karşın az bir kısmının anadilleri ise Balkanlardaki çeşitli halkların dillerindendir.

Osmanlı döneminde Anadolu'dan Balkanlara gönderilenlerin çok büyük çoğunluğu kırsal kökenli Türkmenlerdir. Bunların az bir kısmı Balkanlardaki kentlere yerleştirilmiştir. Bu Türkmenler bulundukları şehirlerde azınlık olduklarından o şehirlerde konuşulan dilleri öğrenmek zorunda kalmışlar, bir ölçüde asimile olmuşlardır. Bunun sonucunda, anadilleri bulundukları ülkenin dili, Türkçe ikinci dilleri olmuştur. Bu durum sosyoloji biliminin doğal kuralları gereğidir. Örneğin, bugün Suriye'nin kuzeyinde yaşayan Türklerin de anadilleri Arapça, ikinci dilleri Türkçedir.

Balkanlara yerleşen Türkler Osmanlı idari yapısı nedeniyle büyük çoğunlukla kırsal kesimde iskan edilmişlerdir. Zeamet ve tımar sahipleri kendilerine verilen topraklar karşılığında Osmanlı ordusunun vurucu gücünü ve çoğunluğunu oluşturan tımarlı sipahileri kırsal kesimde yetiştirmişlerdir. Bu nedenle Balkanlara göç eden ve büyük çoğunluğu kırsal kesime yerleştirilen Türkler kendi kimliklerini ve kültürlerini Türkiye'ye göç edene kadar yaşatmışlardır.

Ancak Balkan ülkelerinden göç ederek gelen öz be öz evlatlarımıza da Türkiye'de bilinçsiz olarak pomak, boşnak, arnavut, vb. sıfatlar takılmıştır. Samsun'dan Artvin'e kadar olan bölgelerde yaşayan her Karadenizliye "laz", Adana ve Hatay'da yaşayan her insana "arap uşağı", bütün Doğu ve Güneydoğulu'ya "kürt" denmesi gibi. Bu durum aslında tarih bilincinden yoksunluğun ifadesinden başka bir şey değildir.

Sonuç olarak, Türkiye'ye göçen Balkan kökenli halkımızın çok büyük çoğunluğu Anadolu'nun her tarafından gidip Balkanlara yerleşen, çoğunluğu Karamanoğlu ve Aydınoğlu Türkmenleri olan insanlarımızdır. Yani bunlar öz be öz Evlad-ı Fatihan, fatihlerin torunlarıdır.

Bir kısmı Balkan savaşları sürecinde Müslümanlara yapılan zulüm ve katliam karşısında Türkiye'ye sığınmış, bir kısmı anlaşmalara dayalı olarak Türkiye'ye "gönüllü" olarak gelmiş Balkan kimlikli vatandaşlarımız ise, çok kısa sürede Türk toplumuyla kaynaşıp bütünleşmiş, Türklükle hiçbir sorunları olmayan, Türkiye'nin ülkesi ve milletiyle bölümünmez bütünlüğünün teminatı, tek millet, tek devlet, tek bayrak ilkesinin savunucusu, aynı dili konuştuğumuz, aynı iman ve inancı paylaştığımız kardeşlerimizdir.

Not: Bu bölüm değerli araştırmacı Malkara kaymakamı Sn. Nahsen Badeli'nin makalesinden aktarılmıştır.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karışık Zaman-Dizinli ve Karışık Konular hakkında Türk Tarihi ve Kültürü Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir