Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

GÜMÜŞHANE İLİ OYMAKLARI

Burada Osmanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

GÜMÜŞHANE İLİ OYMAKLARI

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 03:11

GÜMÜŞHANE İLİ

- ASUT: Köy (Kelkit). Eski Türk adı. Kayı boyunda ünlü bir boyun adı.
- PARDI/PARDU: Köy (Merkez). Pardu/Bardu. Öztürkçe kelime. "Üste giyilen şey" Ovacık, Tercan, Pülümür, Suşehri ilçelerine bağlı köylerin ismi.
- SÖKMEN: Köy (Kelkit) Türk erkek adı. Div. Lug. Trk. "yiğitlere verilen ünvan."
- HADIRAK/KADRAR: Köy (Bayburt). Türk erkek adı. Div. Lug. Trk. "Yan, yamaç, dağ yamaçları."
- KAŞHA/KAŞKAY: Köy (Torul) İran'da bir Türk uruğu Kaşga/Kaşgay.
- ARA: Köy (Şiran) Altaylafda bir boy adı.
- BAYBURT: İlçe. Türkmenlerde ünlü bir boy Bayburtlu.
- KARACA: Köy (Şiran). Özbek oymağı.
- ARAP DERE: Köy (Merkez). Türk boyu, Arap, Göklen Türkmenlerinde bir boy.

Bu yerleşim birimlerinin isimleri, bugünkü Lazlığın oluşumunda Türklüğün rolünü göstermeleri bakımından çok önemlidir.
Bugün Laz olarak tanımlanan toplumun etnik kimliğinin oluşumuna etki eden kökenlerin değerlendirmesine geçmeden önce, çok "ilginç" olduğu kadar da önemli bir veriye değinmek gerekir.

Orta Asya Türklerinde şaman baksıların kullandığı saza "kopuz" da denir. Kopuz bugünkü Türk bağlamasının atası-dır. İçi boş bir teknesi ve uzun bir sapı vardır. Tel yerine kıl kullanılır ve ilk dönemlerde mızrapla değil "yay"la çalınırdı. Kopuzun Anadolu'da aldığı bir şekil de bugün Türk halk müziğinin temel sazlarından biri olan "kabak kemanesi" dir. (Kemençe de denir). Teknesi içi boş bir kabaktır ve iki karış sapı, burguları vardır. Tellidir ve yayla çalınır. Bugün Lazlara özgü bir saz olan kemençe de temel yapısı itibariyle bir "kemane"dir. Sapı kısadır, teknesi uzun ve ağaçtır, tellidir ve yayla çalınır.

Bağlama, kabak kemanesi ve kemençe ile çalman ezgiler makam denilen ses dizgileri itibariyle, aynı seslerden oluşur. Kısacası hem bağlamanın hem kabak kemanesinin, hem de kemençenin atası kopuzdur. Rosanyi'nin Dünya Tarihinde Türklük adlı eserinde verdiği bilgiye göre KEMENÇE Kuman Türklerinde erkek ismi olarak da kullanılmıştır (s. 139,143) (Ayrıca L. Rosanyi Tarihte Türklük, s. 143) Kumanların, Lazları da içine alan bölgenin etnik oluşumunda etkin bir unsur oldukları da bilenen bir gerçektir.
Ancak daha da önemli olmak üzere Lazların diğer folklor sazı olan "tulum" ve "çifte düdükle" ilgili araştırmalar bu sazların bölgenin etnik oluşumunda etkin olan Avar Türklerinin enstrümanları olduğunu göstermektedir.
Çok önemli olan bu bulguları, L. Rosanyi, Macar Arkeolojisinde Hunlar, Avarlar, Macarlar adlı eserinde bu konuyu şöyle değerlendirmektedir (s. 18-19).

"Bu eser muhaceret devrinden kalmış biricik musiki aletidir. Bu alet 1933 senesinde Szolnok vilayetinde -şimdiye kadar yalnız kısmen kazılmış- bir mezarlıkta çıkmıştı. Bir Avar erkek iskeletin el kemikleri arasında bulunmuş, turna kemiğinden yapılmış bir çift kaval vardır, ses deliklerinin sistemli sıralanışı (2-5) delik ve kemik işlemesinin ince ve muayyen olması çok yükselmiş bir tekniği gösteriyor. Bu alet kendi cinsinin en mükemmel tipindedir ve her halde uzun bir tekamülün mahsulüdür. Benzerleri Kafkas ve Türkistan'da ve bilhassa İtil civarındaki halklarda bugün de bulunuyor.

Bu alet hakkında Arkeologia Hungaria serisinde müstakil bir cilt çıkaran Barth Çin ve Garbi Avrupa arasındaki sahalarda bulunan her çift-kaval tiplerini tetkik ederken şu neticeye varmıştır:

İtil civarındaki numunelerinin Avar Zummara tipinden daha çok inkişaf etmiş oluşu bu kavalların yayılma merkezinin de takriben Ural-Altay arasındaki saha olması fikrini kuvvetlendiriyor. Bu suretle bu alet müzik folklorunun güzel bir tabakası gibi Ural Altay itlafın, yahut Pretürkler"in en eski müşterek medeniyet mahsullerinden biridir."

Araştırmamızda kaynak olarak yararlandığımız Sayın Hilmi Göktürk'ün "Anadolu'nun Dağında Ovasında Türk Mührü" adlı eserinde bu konuda verilmiş olan bilgi önemüdir (sf. 145,146).

"Anadolu'nun bilhassa Trabzon ile Artvin vilayetleri çevresinde halen yaşayan ve halk arasında tulum ismiyle anılan bu çalgı bile, çok eski bir Türk icadıdır. Ve bu Türk çalgısının icad tarihi milattan önceki yüzyıllara kadar dahi uzanır. Buna en akın canlı misal ise, Anadolu'daki tulum çalgılarında görülen çift-düdük şeklinin aynısını, 1933 yılında Macaristan'ın Szolnok vilayetinde Avar Türklerine ait olduğu tesbit edilen bir mezarda meydana çıkarılmış olmasıdır. (566)"

"Bu husus üzerinde hassasiyetle duran Saym M. Ragıp Kösemihal Bey, Avar Gaydası yani Tulum çalgısı ile ilgili olarak şu izahatta bulunurdu (567):"

"Dolmabahçe Sarayı müzesinin Avarlar bölmesinde asılı ve ...acaristan kazılarında bulunan birtakım izlere göre restore edilerek çizilmiş Avar Gayda ve Düdüklerinin resimlerini gidip görmek herkes için mümkündür. Avarlar'ın bir kolunun Trabzon taraflarına indiğini bildiğimiz için bu buluşların değeri büsbütün artıyor, belki o göçlere kadar çıkıyor...

"O restore edilmiş şekillere göre; Avar gaydasında tulumun bir tarafında ağıza gelecek üfleme düdüğü duruyor, tulumun alt tarafında müvazi surette yan yana bağlanmış iki tane düdük görülüyor ve her biri üstünde birer sıra parmak deliği bulunan bu çift düdüğün son başlarına da iki düdük için müşterek, huni biçimli ve sesi büyültecek eğrice boynuz ağız takılı bulunuyor.
"Bu şekil Artvin taraflarında hala kullanılan tulum düdüklerin tıpkısıdır... "

Çift-Düdük halen yine Türkistan'da yaşamakta olup, şimdiki KOŞNEY ismini taşımaktadır. Artvin çevresinde bilhassa çobanlar tarafından bugün dahi, tulum haricinde de çift-düdük kullanılmaktadır. Kırgız Türklerinin kullandıkları çalgılar arasında tulumun mevcudiyeti de göze çarpar. Binaenaleyh, bir zamanlar Avarlardan bir kolun ta Trabzon'a kadar uzandığını ve Trabzon çevresinde birçok Avar ailelerinin yerleştiklerini gözönüne alacak olursak, bu müzik aletinin durumu daha iyi anlaşılmış olup, tulumun Avarlar vasıtasıyla Anadolu'ya gelmiş olduğu kesinlik kazanır.

Esasında tulum kelimesi Öztürkçedir ve bütün Türk lehçelerinde bu kelime mevcut olup, "içi çıkarılmış davar derisi, kırba manalarına" geldiği görülür. Kaşgarlı Mahmud da aynı anlama gelmek üzere Divanü Lügat-it Türk'de "tulum" kelimesini kullanarak, Öz-Türkçe olduğunu göstermiş ve hatta Divan'ın bir yerinde "TİM" kelimesine temas ederek "şarap dolu tulum" anlamına geldiğini belirtmiştir (568). Bugün de Anadolu'da tulum ve tuluk peynirlerinin varlığından haberdarız. Bu hususlardan da anlaşılacağı gibi, Yunanca'da görülen ve "şişkinlik" manasına gelen TILIMOS/TULUM (OS) kelimesi dahi doğrudan doğruya Türkçe'den Yunanca-ya geçmiş bir kelimedir. Bu itibarla, Türk icadı olan tulum çalgısı Türkler vasıtasıyla Avrupa'ya kadar getirilmiş ve zamanla buradan ta İskoçya'ya kadar uzanmıştır." (sf. 145,146)

Lazlarm etnik kökenlerini oluşturan unsurların öğrenilebilmesi için sadece bu bölümde verilen değil, Kolkhide kültürünü yoğuran kavimlerle ilgili olarak Türklük ve Anadolu başlıklı bölümde İskitler (Sakalar) kısmının ve de ayrıca "Çerkesler" ve "Gürcüler" başlıklı bölümlerinde Kolkhide uygarlığıyla ilgili kısmın mutlaka okunması gerekir.

Sunulan tarihi kanıt niteliğindeki veriler değerlendirildiğinde Lazların etnik kimlik oluşumu açıklık kazanmaktadır:

1- Lazlar Rize, Arhavi, Hopa, Batum kıyı çevresinin yerleşik halkıdır. 1873 Osmanlı kayıtlarında nüfusları 53.000 gösterildiğine göre eski zamanlarda küçük bir kavimdir.

2- Kolkhide bölgesinin yerli bir unsuru olan Lazların etnik kimlik oluşumunda en etkin unsurlar arasında M.Ö. 800 yılında başlayıp M.S. 12. yy.'a kadarlık 2000 yıllık süreçle Sakalar, Alan, Sarmat Türkleri ve Kıpçak, Bulgar Sabir, Hazar, Borçalu, Avar Türk kavimleri bulunmaktadır.

3- Sadece bazı yörelerde bazı kelimelerin Yunanca olması köken karışımının bir kanıtı olmayıp, Lazların bütün ticareti ellerinde bulunduran Yunanlıların dillerini de öğrenme zorunluluğunun sonucudur. Aynca Lazların koyu Hıristiyan olarak yaşadıkları 1000 yıllık dönemde Yunan kilisesinin etkisinde kal-malan da Yunancanın yaygınlaşmasını sağlamıştır. Laz bölgesindeki Grek isimli şehirlerin kurucuları Lazlar değildir ve bu şehirlerdeki tüccar zümreler Bizans'ın çekilmesiyle yurtlarına dönmüşlerdir. Kalan önemsiz küçük bazı gruplar Lazlaşmıştır.

4- Lazika'nın Osmanlı egemenliğine girdiği 1461 yılın-dan itibaren toplumsal kaynaşma başlamıştır. Çünkü Osmanlı buraya sadece asker değil nüfus da getirmiştir. Ayrıca Lazlar kısa sürede Müslümanlığı benimsemiş ve Türk ve Laz toplum arasında kaynaşma engeli kalmamıştır. İlk etnik kökenlerinde Türklük de bulunan Müslüman Lazlar Türklerle bugüne kadar 537 yıl kız alıp vermişlerdir. Osmanlı donanmasında denizcilerin % 70'ini oluşturmuşlar, ülkenin her yönüne yayılmışlardır.

5- 75 yıllık Cumhuriyet döneminde Laz-Tük kaynaşması ivme kazanmış ve bugün ülkenin her yanında Laz ve Türk aileler akrabalık bağlarıyla kaynaşmış durumdadırlar.

6- Lazlar Müslüman oldukları dönemden itibaren vatanlarını, bayraklarını 500 yıl Osmanlı ve Türk olarak Ruslara, Avrupalılara karşı savunmuşlar, yiğit, savaşçılar olarak tarihlere geçmiş kahramanlıklar göstermişlerdir.

Sonuç olarak:

Bugün Laz olarak tanımlanan vatandaşlarımızın Türk kimliğiyle sorunları yoktur. Lazlık onlara Romalıların verdiği bir isimdir. Türklükleri ise 2800 yıllık bir süreç içinde ataları arasında bulunan kavimlerden miras aldıkları ve Anadolu Türklüğü içinde kendilerinin yoğurduğu bir kimliktir.

Konda A.Ş.'nın 1993 İstanbul araştırmasında ana-baba tarafından Lazım diyenlerin oranı % 4.2'dir. Aynı grubun kendinizi ne hissediyorsunuz? sorusuna verdiği cevap ise Türk olmuştur.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir