Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Selçuklular Dönemi Türkiye

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Selçuklular Dönemi Türkiye

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Ara 2010, 02:38

Selçuklular Dönemi Türkiye

Göktürkler'den ayrılarak Batı'ya doğru göç eden Oğuzlar 1040 Dandanakan savaşıyla Türk Gazneli Devletini yıkarak Büyük Selçuklu İmparatorluğunun temelini atmışlardı. Selçuklular bu tarihten itibaren Anadolu'ya girip çıkmışlar ve bölgeyi keşfetmişlerdir. 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu'ya girmişler ve ilk yerleşim başlamıştır. 1156 yılında Sultan Sancar'ın ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devleti kurulmuştur. Bu yeni bir devlet olmaktan çok Büyük Selçuklu devletinin yeni bir dönemidir.

Selçuklular tarihte 5 grup olarak incelenir:

1. Büyük Selçuklular (Horasan Selçukluları)
2. Anadolu Selçukluları
3. Irak Selçukluları
4. Şam Selçukluları (Suriye)
5. Kirman Selçukluları.

Büyük Selçuklular 1071'de Anadolu'ya girmiş, Oğuzların Anadolu'ya yoğun yerleşimi ise Anadolu Selçukluları döneminde gerçekleşmiştir.

(1077-1302)

Bu arada 1220'li yıllardaki Moğol istilaları sonucu çok kalabalık Türk kitleler Anadolu'ya ikinci bir dalga olarak gelmişlerdir.
Ayrıca 1243 yılında Sultan II. Keyhüsrevi Kösedağ'da yenerek Anadolu Selçuklu Devletini kukla haline getiren Moğollarla birlikte büyük Türk toplulukları Anadolu'da yerleşmiştir. Moğol ordularının önemli kısmı Türklerden oluşmaktaydı.

Anadolu'nun Türkleşmesindeki dönüm noktalarından biri Bizansa karşı 1176 yılında II. Kılıçaslan tarafından kazanılan Karamukbeli/Myriokefolan zaferidir. Yurt peşinde koşan Oğuzlar Anadolu'ya öylesine kararlı bir şekilde girmişlerdir ki, yeni vatanları için her şeylerini ortaya koymuşlar, Anadolu'ya sahip olabilmek için dişleriyle tırnaklarıyla mücadele vermişlerdir.
Büyük devletler kurarak, deneyimli bir topluluk olarak Anadolu'ya gelen Oğuzlar özellikle atlı, kıvrak askeri bir güç olarak Bizanslıları adeta felç etmişlerdir.

Hantal güçlerden oluşan Bizans orduları, sığındıkları kale ve burçlardan Oğuzların gelişlerini adeta seyretmişlerdir.
Bizans ordularını oluşturan yerli halk Oğuzların üstünlüğünü görünce Batı'ya ve Güney'e göç etmeye başlamış ya da Selçuklulara sığınmıştır.

Bizans özellikle "Rum" nüfusu sistemli olarak İzmit, İstanbul ve Trakya'ya göndermiştir.
300 yıl süren Arap-Bizans savaşlarında tarım, ticaret imkanı kalmayan halk, bir de Moğolların kendilerine hayat hakkı tanımayan vahşeti karşısında çareyi göçte ve kaçmakta buluyordu.

Selçuklulara karşı ordu kurmakta "yerli" halk unsurundan yoksun kalan Bizans sürekli yenilgilerle gerilemekteydi.
Oğuzlar Anadolu'ya geldiklerinden, Anadolu'nun etnik yapısı da homojen değildi.

Oğuzlar Anadolu'ya geldiklerinde kendilerine karşı koyan topluluklar Bizans egemenliğindeki Rumlar, Ermeniler ve Süryaniler idi.
Burada, bugünkü Türk halkının, çeşitli unsurların ve bu arada İslamı kabul ederek Türkleşmiş Rumların oluşturduğu "varsayımını" ileri süren bazı araştırmacıların iddialarının büyük bir yanılgı olduğuna da değinmek gerekir.

Birincisi, özellikle Rum nüfus Anadolu'dan hızla çekilmiştir. İkincisi Selçuklu'ya sığınan azınlıklar Türklerle karışmamışlardır. Bu gerçeğin görgü tanığı Arap gezgini İbn-i Batuta'dır. İbn-i Batu'ta Anadolu'da gezdiği şehir halkıyla ilgili açık bilgiler vermiştir. Ziyaret ettiği şehirlerde Türklerin, Ermenilerin, Rumların, Yahudilerin her birinin "ayrı ayrı" mahallelerde oturduklarını ve Rumların az olduklarını belirtmiştir. Evliya Çelebi de aynı tespitlerde bulunmuştur.

Ayrıca, Sir William Ramsey Rum'lukla ilgili bir gerçeği de dile getirir. Anadolu Rumluğu DİN üzerine yerleştirilmiş bir millettir. DOĞRUDAN DOĞRUYA BİR MİLLET DEĞİLDİR. Grekler ancak Ortadoks kilisesinin sayesinde bir araya gelebildiler.

ANADOLU'DA MİLLİYET VE MİLLET MANASINDA RUMLUK YOKTUR

Anadolu Rumlarının Grek'liği Prof. Manfred Krofman'm 1998 yılında Truva kazılarındaki bulgularıyla artık iyice tartışmalı bir hale gelmiştir. Bulgular Truvalı'ların Grek olmadığını, dillerinin bir Anadolu dili olan Luvi'ce olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Ayrıca, Truva'da yaşayan topluluklardan birinin adının Türgiş olması da ilginçtir.

Anadolu'da Oğuz yerleşimini ayrıntılı olarak incelemiş olan C. Cahen'in pek çok kitapta yer alan aşağıdaki tespitleri birçok soruyu aydınlatmaktadır.

"XI. yüzyıldaki Küçük-Asya'nın antik çağdakine benzemediğini hatırlatmakta yarar var... Her şeyden önce iki husus iyice belirtilmelidir. Zayıf nüfus yoğunluğu ve halkın bir kısmının yeni menşei, unsurlarından pek çoğunun YUNANLILAŞMAMIŞ olması, Küçük-Asya'nın çevresindeki vadiler, özellikle, bir tarafta Ege'ye doğru, diğer taraftan Ermenistan'da gayet kalabalık iseler de, Orta bölgenin yarı çöl iklimli yaylaları seyrek bir nüfus veya sadece nüfusun yoğunlaştığı birkaç noktadan ibaretti. Antik çağ sonunda kazanılmış olan halk zirai çalışmalar ve sulama işlerinde çalışmaya alışmış olduklarından çalışmalarına engel olacak istila hareketlerinde özel bir nazik duruma sahiptir. Halbuki bundan daha beteri başlarına gelmişti. Arap istilası bir fetih ile sonuçlanmamış Bizans ise bunları tamamen geri atamamıştı. Ülke üçyüzyıl boyunca akınlara ve karşı-akınlara maruz kalmıştı. Halkın bu durumdan son derece fazla acı çektiğini tahmin etmek hiç de zor değildir.

ÜSTELİK BİZANS, YUKARI FIRAT TARAFLARINI BOŞALTARAK BÖLGENİN AHALİSİNİ (Kİ BUNLAR HIRİSTİYAN TARİKATINA MENSUP OLAN PAULİCİENLER'DİR) SİSTEMLİ BİR ŞEKİLDE TRAKYA'YA SÜRÜYORDU. Cezirenin Monofizistler'i Malatya bölgesine yerleşmişlerdi... Daha sonra Ermeniler, kalabalık bir şekilde ülkelerini terkederken Kapadokya, Kilikya, Antakya ve Urfa taraflarına göç etmişlerdi."

Aynı yazar, Anadolu'da önemli bir nüfus yoğunluğunun olmadığını bu şekilde açıkladıktan sonra, mevcut nüfusun bir bütünlük arzetmediğine, Rumların şehirlere yerleşmiş küçük bir azınlık olduğuna ve Rumlarla Ermenilerin arasında devamlı bir çekişmenin mevcudiyetine işaret eder. İbn-i Batu-ta ve Evliya Çelebi'nin tespitleri de bu yöndedir.

Asırlar öncesi durum bu olduğu gibi 14. asra gelindiğinde bölgeyi gezen bütün batılı seyyahlar, elçiler Doğu Anadolu'yu Türkomania -Türk ili- olarak tanımlamışlardır. Ünlü İtalyan gezgin Marco Polo bunlardan biridir. Daha sonraları da Doğu Anadolu'ya Türk ili denilmeye devam edilmiştir. Klavio, J. Barbaro gibi diplomatlar da bu tanımı kullananlardır. 17. 18. yüzyıllarda bile batılılarca yayınlanan coğrafya eserlerinde Doğu Anadolu Türkomania -Türk ili- olarak geçer. J. Garasset et Sauveur ve W. Gutrihe'nin eserlerinde, yazarı bilinmeyen Neuste Reisebeschreibung adlı eserde tanım aynıdır.15 17. yüzyılda Bingöl'ü gezen Evliya Çelebi buradaki Türkmen aşiretleri saysak bir kitap olur demiştir.

Anadolu'nun ne denli yoğun bir şekilde Türkleştiğinin en önemli kanıtları, Selçuklular ve Osmanlıların ilk dönemlerinde kurulmuş beyliklerdir:

1. Yukarı Fırat'ta Saltuklar (1072-1202) Erzurum, Bayburt, Tercan, İspir, Oltu.
2. Aşağı Fırat'ta Mengücekler (1080-1228) Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar.
3. Bitlis ve Erzen'de Dilmaçoğulları (1084-1393)
4. Van Bölgesinde Sökmenliler (Ahlatşahlar) (1110-1207) Malazgirt, Ahlat, Erciş, Adilcevaz, Eleşkirt, Van, Tatvan, Silvan ve Muş.
5. Diyarbakır da Yınal Oğulları (1098-1183)
6. Harput'ta Çubukoğulları (1085-1113) Harput, Palu, Çemişkezek, Arabgir.
7. Artuklar (12-15 yy.) Doğu ve Güneydoğu Anadolu; Harput, Palu, Siirt, Diyarbakır, Harran, Halep, Silvan, Malatya, Hani, Mardin, Hasankeyf.
8. Karakoyunlu Türkmen devleti (1365-1496) Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Kafkasya, kısmen İran, Irak ve Herat.
9. Akkoyunlu Türkmen devleti (1469-1508) Karakoyunlu bölgeleri.
10. Danişmend Oğulları (1097-1178) Bayburt, Kayseri, Sivas, Maraş, Elbistan, Ankara, Çankırı, Çorum, Amasya, Tokat bir ara Ünye, Bafra.
11. İnal Oğulları (1095-1195) Diyarbakır, Harput kısmen Tunceli.
12. Çobanoğulları; Kastamonu ve çevresi.
13. Çaka Bey; İzmir ve çevre adaları.

Son ikisi dışında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yerleşik olarak hüküm sürmüş bu beylik ve devletlerin Türk-ı men halkı 900 yüı aşkın bir süre içinde Kürtleşmişlerdir.
Bu bölgelerde bugün Kürt olarak tanımlanan halkın ataları arasında Kürtleşmiş olan bu Türkler de mevcuttur.

Osmanlıların ilk dönemlerinden başlayarak uzun bir süre Anadolu'yu denetleyen beylikler ise şunlardır:

1. Karamanoğulları; Konya
2. İnançoğulları; Denizli
3. Saruhanoğulları; Manisa
4. Aydınoğulları; Birgi, Keleş, Ayasluğ, Bodemya, Sultan-hisar, Sard, Güzelhisar, Tire, Alaşehir ve kısmen İzmir.
5. Candaroğulları; Kastamonu, Sinop, Safranbolu, Taraklı-borlu, Çankırı, Kalecik, Samsun.
6. Germiyanoğulları; Kütahya, Tavşanlı, Gediz, Eğriöz, Simav, Eşme, Kula, Sirke, Selendi.
7. Hamidoğulları; Antalya, Teke ili.
8. Ramazanoğulları; Çukurova.
9. Dulkadiroğulları; Maraş, Elbistan.
10. Ertene/Eratna; Sivas, Kayseri.

Özet olarak; Anadolu'daki Türk varlığının derinliğinin M.Ö. 2000 yılına uzandığını düşündüren fevkalade önemli veriler mevcuttur. Türkler Oğuz'lardan 800 ile 900 yıl önce Hun, Ağaçeri, Sabir olarak Anadolu'ya girmişlerdir. Romalıların Uz, Peçenek, Kuman, Kıpçak, Ağaçeri, Bulgar gibi Türk unsurları Anadolu'da iskan ettikleri bilinmektedir. Özellikle 8 ve 9. yüzyıllarda 9. yüzyıllarda Arap fetihleri sırasında "sugur"lar olan Erzurum, Malatya, Maraş, Ahlat, Tarsus, Misis, Antakya, Adana hattına büyük Türk gruplar yerleştirilmiştir. 1071 Malazgirt zaferi sonrası büyük bir güç olarak ve birkaç dalga halinde Anadolu'ya giren Oğuzların kurduğu Selçuklu devleti onu izleyen Osmanlı devleti dönemlerinde daha 15 yy. gelmeden Anadolu Türkleşmiştir.
Dolayısıyla Türkler, Anadolu'da 13. yüzyıldan bu yana çoğunluk ve egemen unsur olagelmişlerdir.

Sonuç olarak, Anadolu'nun Türkleşmesi M.Ö. 2000 yılında başlayan 4000 yıllık tarihi bir derinliğe sahiptir. Böylesine uzun bir süreç Türklerin Anadolu'nun yerlisi olarak tanımı için yeterlidir.

Ayrıca, Türkler "çok karışık" bir unsur da değillerdir. Oğuzlar Anadolu'ya geldiklerinde Bizans, Arap çekişmeleri döneminde özellikle Rum nüfusu Batıya çekmişti. Halk göç etmişti. Oğuzların geldiği dönemde de Rum nüfusun Trakya'ya kaydırılması sürmüştü. Ayrıca Rumların Hristiyan Oğuzların Müslüman olmaları karışımı engellemiştir. Seyyahların da belirttiği gibi farklı din grupları farklı mahallelerde oturmaktaydılar.

Diğer yandan 13. yy.'dan bu yana Türklerin önemli bir grubunu oluşturan Aleviler inançları gereği 700 yıl boyunca dışarıya kız vermemiş, dışarıdan kız almamışlardır. Aleviliğin Alevi aileden doğma şartına bağlı olduğu da düşünüldüğünde Türklerin Anadolu'daki en az karışık unsur oldukları gerçektir.

Türkmen kökenli Nusayrilerde 1100 yıl dışarı kız alıp vermemişlerdir.
Türkiye halkının "çok karışık" olduğu da yine maksatlı Batılıların aydın kesime, kamuoyu oluşturmada etkin yazarlara, gazete

medya mensuplarına, eğitimcilere, siyasetçilere çok incelikle ustaca empoze ettiği fevkalade sakıncalı bir yanlış kabuldür.
Dünyada ırki anlamda saf olan hiçbir toplum yoktur. Onbinlerce yıllık insanlık tarihinde kimlerin ne zaman kimlerle karıştığını bilmek de mümkün değildir. Bugün antropoloji bilimi bütün teknolojik, bilimsel gelişmelere rağmen insanları ırki olarak tasnif edilemeyeceği gerçeğini kabul etmiştir.

Ancak bugün mevcut ulus devletleri oluşturan toplumlar için bugünkü "etnik kimlik tanımlarıyla karşılaştırılabilir" ölçütler mevcuttur.
Türk halkının yaklaşık % 65'i Türklük dışında ırki bir kökeni reddetmektedir. Önemli olan bunun doğruluğu ya da yanlışlığı değildir. Halk kendi ailesini, atalarını böyle bilmekte, böyle kabul etmektedir. Hiç kimsenin kökeni konusundaki inancını başkasının belirlemeye hakkı olmayacağı gibi, insanların tek tek kökenini belirleme imkanı da yoktur.

Kaldı ki, bugün, Türk halkı kendi iradi kabulüyle % 95 gibi bir çoğunlukla Türk kimliğini benimsemekte, Türküm demektedir. Asıl önemli olan da budur.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE'NİN ETNİK YAPISI
Yazar: Ali Tayyar Önder
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron