Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İzzeddin Keykavus I. İle Kıbrıs Kralı Hugues Mektublaşmaları

Burada Anadolu Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

İzzeddin Keykavus I. İle Kıbrıs Kralı Hugues Mektublaşmaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 22:55

İzzeddin Keykavus ı. ile Kıbrıs kralı Hugues arasında mektup ve ahidnameler

LXVIII, LXIX, LXX, LXXI, LXXII

a. Türkiye-Kıbrıs Münasebetlerinin Başlaması


Selçuk Türkiyesi ile Kıbrıs kırallığı arasında teatı olunan bu vesikalar yalnız iki memleketin siyasi ve ticari münasebetleri bakımından değil, umumiyetle, Orta Çağ Akdeniz ticaret tarihi dolayısiyle de hususi bir ahemmiyet arzederler. Böyle olmakla beraber, Kıbrıs tarihi üzerinde geniş araştırmalariyle şöhret kazanan ve hususiyle bu adanın Anadolu ile ticari münasebetlerine dair müstakil bir tetkik neşretmiş bulunan Mas Latrie1 ve, hala kıy-metinden bir şey kaybetmiyen, Orta çağ Şark ticaret tarihi adlı eserin müellifi W. Heyd başta olmak üzere, bütün ilim adamlarına meçhul kalan bu vesikalar yarım asır önce neşredilmiş olduğu halde yine de kimsenin dikkatini çekmiş değildir. Yalnız son zamanla da Profesör Cl. Cahen, ilk defa olarak, bu vesikalardan faydalanmıştır 3. Beş adet büyük küçük rumca mektuptan ibaret olan bu vesikaların dördü Kıbrıs kiralı Hugues ve biri de Selçuk sultanı izzeddin Keykavus (1211-1220) tarafından gönderilmiştir. Alaaddin Keykubad (1220-1237) ile Venedikliler arasında 1220 tarihinde aktedilen ticaret muahedenamesinde onun babası Giyaseddin Keyhusrev (ikinci saltanatı 12 05-1211) ve ağabeyisi izzeddin Keykavus'un da onlarla aynı mahiyette akitler yaptığına dair kayıtlar mevcut ise de Kıbrıs kır alları ile bu türlü münasebetlerine dair hiç bir işarete rastlanmamıştır. Bu sebeple de bu mektup ve ahitnamelerin hususi bir ehemmiyeti vardır.

Kıbrıs Lusignan hanedanına mensup Hugues (1210-1218) ile Selçuk sultanı İzzeddin Keykavus arasında teati olunan bu vesikalardan ilki kirala aid olup 1214 yılı II. kanununda kendi elçisiyle aynı mahiyette olduğu anlaşılan sultanın bir mektubuna cevap teşkil ettiği belirtilmektedir, ki bu vesika elimize geçmiş değildir. Daha dikkate şayandır ki Kıral bu mektubunda Selçuk Sultanlığı ile Kıbrıs kırallığı arasında altı yıldan beri, yeminle tasdik edilmiş, bir dostluğun mevcut olduğunu, altın mühürle mühürlenmiş vesikaların sultanın elçisi tarafından görülüp öğrenileceğini kaydetmekle de iki devlet arasında daha eskiden münasebetler vuku bulduğuna dair bize mühim bir malumat vermektedir. Selçuk sultaniyle altı yıldan beri dostluğun mevcudiyetini meydana koyan bahis mevzuu mektupların 1211 de cülus eden Keykavus'a değil babası Giyaseddin Keyhusrev ile vaki münasebetlere aid olduğu aşikardır. Netekim mektupla altı yıldan beri bir dostluğun mevcudiyetine dair vesikaların Sultanın elçisine gösterildiğine dair ifade de bunların Keykavus'a ait olmadığını zımnen belirtmiş olur.

Bugünkü malumatımıza göre Selçuk sultanları arasında Hıristiyan devletlerle ilk defa ticari muahede Keyhusrev ile oğlu Keykavus'un Venediklilerle yaptığı akitlerin teşkil ettiğini, aşağıda dere ettiğimiz üzere, Keykubad'a aid fermandan öğrenmiş bulunuyorduk. Şimdi bu vesikaların birinicisi yine Keyhusrev'in Kıbrıs Franklariyle de aynı mahiyette akitler yaptığını meydana koymaktadır. Deniz aşırı Hıristiyan devletlerle yapılan bu ticari anlaşmaların Keyhusrev I ile başlamış olmasını tabii bulmak icabeder. Filhakika bu hükümdar, ikinci cülusundan sonra, saltanat mücadeleleri nihayet bulunca, bu devirde Türkiye'de Şark-Garp ve Şimal-Cenup istikamaetlerinde tekasüf eden milletlerarası ticari faaliyetleri genişletmek ve ti-ticaret kervanlarının karşılaştığı müşkülleri bertaraf etmek mak-sadiyle 602 (1206) de Karadeniz seferini muvaffakiyetle başarmış; Trabzon imparatoru Alexis Komnen'i mağlup ederek Şimal yolunun emniyetini temin etmiştir. Aynı ticari siyaset ve gaye ile de Akdeniz mahrecine sahip olmak için Antalya üzerine bir sefer hazırladı. Kıbrıs adasında 1192 den beri yerleşmiş bu-lunan Haçlılar Anadolu sahilleriyle sıkı bir ticaret yaptıkları, hususiyle gıda maddelerini buralardan tedarik ettikleri için, bu sahillere yerleşmek fırsatını bekliyorlardı. Bu sebeple Keyhusrev'e karşı Antalya hakimi bulunan Aldobrandini'nin yardım talebine koştularsa da nihayet şehir 603 (1207) de fethedilerek Selçuk ülkesine ilhak edildi. İşte deniz aşırı Hıristiyan devletlerle ticari muahedelerin akdi Türkiye'nin bu kapısı Selçuk devleti eline geçmesiyle mümkün olmuştur. ilk ticari anlaşmaların Giyaseddin Keyhusrev zamanında başlaması sebebi de budur. Nitekim mektubun "altı yıldan beri aramızda yeminle tasdik edilmiş bir dostluğun mevcut bulunduğunu, sultanlık devleti adamından öğrenecek ve vesikaların altın mühürle mühürlenmiş olduğunu anlıyacaksınız" ibaresiyle kaydettiği mektup ve ahitnamelerin hemen bu fethi mütaakiben yazılıp gönderildiğini meydana koymaktadır, ki iktisadi kanun ve ihtiyaçların iki tarafı bu münasebetlerin kurulmasına mecbur etmesi tabiidir. Böylece İzzeddin Keykavus da aynı maksatla Venediklilerle ticari akitler imza ederken (ferman verirken) Kıbrıslılar'la da bu türlü münasebetlere geçilmiştir, ki elimizdeki vesikalar bunun neticesidir. Nitekim şimdi Kıbrıs Kiralına aid birinici mektup "Emin adamınız vasıtasiyle alınan zat-ı devletlerinin mektubu okunmuş ve muhtevasınada tesbit edilenler anlaşılmıştır" ibaresi ilk teşebbüs ve mektubun Keykavus'a aid olduğunu meydana koymaktadır.

İzzeddin Keykavus ile Kıbrıs Kiralı Hugues arasında teatı olunan beş mektuptan Kıralın cevabını teşkil eden ilki 1214II. Kanununda yazıldığına göre Selçuk sultanına aid olan kaybolmuş bahis mevzuu ilk mektubun, 613 dan daha sonra kaleme alınmamış olduğu anlaşılmış olur. Bundan başka iki taraf arasında teati olu-nan mektupların iki sonuncusu 1216 Temmuz ve 1216 Eylülünde yazıldığına göre bunların yukarıda neşr ve izah ettiğimiz fetihname dolayısiyle, Antalya'nın Keykavus tarafından ikinci defa fethinden (22 II. Kanun 1216) sonra teati olundukları neticesi meydana çıkar. Bunlarda, Antalya Rumlarının isyanında olduğu gibi şehrin Türklere karşı müdafaasında da, Kıbrıslıların yardımlarına dair hiç bir işaretin mevcut bulunmaması dikkate şayandır. Filhakika mektupların Antalya'nın fethinden önce yazıldıkları, fetihnamenin tahlilinden sonra, katiyetle sabit olduğuna ve iki taraf arasındaki münasebetlere, Türkiye için bir giriş-çıkış limanı olarak, imkan veren Antalya'nın muvakkat da olsa, Selçuk hakimiyeti dışında kalması siyasi ve ticari temasları haleldar eylediğine göre bu mektupların tamamiyle susmalarına bir mana vermek lazımdır. Antalya'nın bu ehemmiyeti dolayısiyle bu sükut Kıbrıslıların bu hadiselere iştirak etmedikleri değil bilakis etmiş olmalariyle izah edilmek icabeder.

Netekim Kıbrıslıların müdahalesi olmasa idi iki taraf arasındaki münasebetleri ihlal eden Antalya hadiselerine temas edilmesi tabii olurdu. Aradaki dostluğun Kıbrıslılar tarafından bozulması dolayısiyledir ki, evvelkinin aksine olarak, münasebetlerin kurulması için bu psikolojik durum ilk teşebbüsün Kıbrıs Kiralı tarafından, Antalya'nın fethinden tekriben altı ay sonra (19 Temmuz 1216), vuku bulmasına sebep olmuş ve iki ay sonra da (Eylül 1216) Sultan buna muvafakat cevabını vermiştir. Esasen evvelki ahitname(mektup)'lerle sonrakiler arasında muhteva bakımından mühim bir fark olmaması ve ahitnamelerin yenilenmemesi de her halde Antalya hadiseleri dolayısiyle aradaki münasebetlerin bozulmasiyle alakalıdır. Yukarıda fetihname üzerinde münakaşa ederken Antalya isyanı tarihi hakkında türlü ihtimaller üzerinde durmuştuk. Sultandan Kirala bir mektup gönderildiğini kaydeden birinci vesika II. Kanun 1214 de yazıldığına ve Sinob'un fethi 1214 yılı II. Teşrininde vuku bulduğuna ve son teati olunan iki ahitname de Antalya'nın istirdadından sonra olduğuna göre Antalya isyanının bu arada yani Selçuk devletinin Sinop'la meşgul olduğu bir zamanda, 1215 yılı zarfında cereyan ettiğini meydana koyar. Böylece yalnız bir nokta kalmaktadır; o da Sinob'un fethinden sonra neden bir seneden fazla beklenmesidir ki bu da seferin hazırlanmasiyle kabil-i izah olsa gerektir.

b. Keykavus'la Kıral Arasında Ticari Taahhütler

Kıbrıs Kiralından Keykavus'a cevap teşkil eden birinci mektup II. Kanun 1214 tarihinde yazılmıştır ki bu, Sinob'un fethinden (II. Teşrin 1214), aşağı yukarı, on bir ayevele rastlar. Kıbrıs Kiralının Sultan izzeddin Keykavus'a gönderidiği mektup pek kudretli, büyük sultan kelimeleri yanında "Karada, ve denizde galip ve muzaffir" sıfatiyle başlamaktadır, ki bu onun, yerli ve Arap kaynaklarının meydana koyduğu üzere, taşıdığı Sultan-i galib lakabının Hıristiyan devletlerce de malum olmasiyle alakalıdır. Kıral burada Sultanın elçisini kabul ve mektubunun muhtevasına temasla, emir ve arzularına muvafakat ettiğini belirttikten sonra "Sultanlık devletinin müsaadesi gereğince" iki tarafa mensup tacir ve gemicilerin birbirlerinin memleketlerine serbestçe girip çıkacaklarını, karşılıklı olarak, taahhüt eylediğini, Sultanın herhangi bir emir ve arzusunun elçi veya mektupla bildirilmesini temenni ve ifade etmektedir.

Yine kıraldan sultana yazılan, ikinci mektup mutemet bir şövalye vasıtasiyle gönderilmiş olup dostane hisleri ve hürmetkarane ifadeleri aksettirmektedir. Elçiyi iyi bir şekilde kabul etmesini rica ederken yanına adam (mihmandar) katmasını, dönüşte erzak teçhiz etmesini de bildirmekte, ona böyle muamele ettikten sonra Sultan tarafından getireceği talimatı beklemekte ve mevcut dostluk bu suretle devam ettikçe de Türk tacirlerinin hiç bir korku ve maniaya maruz kalmaksızın kırallık dahiline girebileceklerini bildirmektedir.

19 Temmuz 1216 tarihli üçüncü mektupta da Kıral yine dostluk ve ahit-namelerin takviyesini isterken Sultanın dostluğuna mukabil kendisinin de üç yıl kadar derpiş edilen anlaşmaya, yemin ederek, sadık kalacağını beyan etmektedir. Burada iki memleket arasında kara ve deniz ticaretinin serbestçe cereyan etmesi ileri sürülürken evvelki anlaşmalarda mevcut olmayan bir madde dercedilmektedir. Filhakika bu maddeye göre sultanın tebaası olan korsanların ele geçirdikleri bir geminin kırallığa bağlı bir sahil veya kaleye getirilmesi, batan geminin de kirala verilmesi mukabilinde içindeki insan ve emtianın sultana aid olacağı kabul edilmektedir. Diğer taraftan eğer bir gemi fırtınaya tutulur ve kazaya uğrarsa, yağmaya maruz kalmadan, insan ve eşyanın kırallığa aid olacağı hususu beyan edilirken Türkiye sahillerinde vuku bulacak böyle bir hadisenin de, mütekalbiliyet esası ve hukukuna göre, bir muameleye tabi tutulacağı ilave edilmektedir.

Muahedenin sahillerde hasara uğrayan gemilere dair bu kaydı Orta çağda cari olan bir hukuk kaidesi idi. Filhakika, Hıristiyan Garpte olduğu gibi Müslüman Şarkta da, bir memleketin sahi İlerinde, fırtına dolayısiyle, hasara uğrayan gemilerle taşıdıkları insan ve emtia, hadisenin cereyan ettiği kıyılara hakim bulunan devlete aid idi. Roma hukukuna aykırı ve gayrı insani olan bu kanuni soygunculuk 1079 da Latran'da aktedilen Konsil (Concile) tarafından tel'in edildi ise de hiç bir şey bu adetin Orta çağlar boyunca cari olmasına engel olamadı. Yalnız Venedikliler ve Cenevizliler ile Kilikiya Ermeni Kırallığı (Küçük Ermenistan) arasında yapılan akitlerde evelkiler bu kaideyi, kendi lehlerinde ilgaya muvaffak olmuşlardır. Bunun gibi Alaaddin Keykubad ile Venedikliler arasında, yukarıda mezkur, 1220 tarihli ticaret muahedesi (ferman) iki taraf gemicilerine, insan ve emtia bakımından karşılıklı teminatı kabul ederken bu husus batan gemilere de teşmil ediliyordu 6. Halbuki aynı Alaaddin Keykubad zamamnda Moğolların Kırım havalisini tahrip ve yağmaları dolayısiyle, tacirler mallarını gemilere koyup Anadolu sahillerine iltica ederken, fırtına neticesinde hasara uğrayan bir geminin emteası "cari adete göre" sultanın hazinesine maledilmişti.

Ahit-name iki tarafa mensup kimselerin ticaret maksadiyle giriş ve çıkışlarına dair tam bir serbestinin bahşedileceğini söylerken mutad olan (gümrük) resimlerinin tediyesini de kaydetmektedir, ki bu zamanda diğer muahedelerde görüldüğü üzere bu "mutat" resimlerin % 2 veya 3 den ibaret olduğunu ilave edelim. Metnin sonunda Kıbrıs Kiralı bu muahedeyi bir talep vukuunda Ermeni Kiralına, Antakya Prensine veya başka bir Hıristiyan hükümdarına da teşmil ederek yardım edeceğini kaydetmektedir, ki bu muahedenin teşmili ile yardım ifadeleri arasında bir vuzuhsuzluk mevcuttur. Kıbrıs Haçlılarının Ermenilerle yakın münasebetleri olmakla beraber Keykavus'un küçük Ermeni Kırallığına karşı fetihlerinde onlara yardım etmediklerini biliyoruz. Ahidnamenin yeminle teyit edilmiş olduğu ve mumla mühürlendiği de kaydediliyor. Tarihi olmıyan dördüncü mektup pek kısa olup sultana karşı halisane temennilerden ve dostluk duygularını izhardan ibarettir.

Bize intikal eden bu vesikalardan sonuncusunu izzeddin Keykavus tarafından 1216 Eylülünde Kıral Hugues'e gönderilen mektup teşkil eder. Antalya'nın fethinden takriben yedi ay sonra yazılan bu mektup Kiralın Temmuzda gönderdiği ahidnamenin (mektub) bir cevabı olup kiralın elçisi Zaharias vasıtasiyle mektupbundaki taahhütlerim Sultan da aynen kabul etmekte ve karşılıklı olarak, Kıbrıslı tüccarların, mutat gümrük resmini ödemek şartiyle, serbestçe Selçuk ülkesine girip çıkmalarını, emtialarının korunmasını taahhüt etmektedir, ki bu, Kirala aid ahidnamenin bir nevi tasdiki demektir. Kiralın mektuplarında zikredilen bir madde de iki tarafa mensup tacir veya tebaadan biri diğerinin memleketinde ölürse mallarının iadesine mütaallik olarak sultanın ahitnamesinde derpiş edilmiştir.

c. Taahhütnamelerin Hukuki Hükümlerine Dair

Ecnebi tacir veya tebaanın ölümü halinde mallarının iade-sine dair bu hukuki kayit bu devrin diğer ticari anlaşmalarında da mevcuttur. Filhakika, yukarıda mezkur, Keykubad'a ait fermanda bu hususa dair bir madde mevcut olduğu gibi ilhani hükümdarı Ebu Said Bahadır Hanın 1320 tarihinde 9 ve yine Garbi Anadolu'da Balat (Milet) Emiri Mehmed Beyin oğlu ilyas Beyin 1403 de Venediklilerle yaptıkları muahedenamelerde de bu hukuku temin eden maddeler konmuştur. Kiralın ahit-namesinde olduğu gibi sultan da hasara uğrayan gemilerle içlerindeki insan ve emtiaya, Orta çağa mahsus mezkur hukuki kaideye, mütakabiliyet esasına göre, vaz'i yed edilmeyeceğini ve kendilerine aidiyeti isbat edildikten sonra sultan veya kiralın memurlarına iade edileceğini kabul etmektedir.

Keykavus ile kıral Hugues arasında vuku bulan bu anlaş-malarda sair hukuki mevzular tamamiyle meskut geçilmiştir. Mesela tüccar veya başka ecnebiler arasında vaki ihtilafların hallinde, suçluların cezalandırılmasında hiç bir merci gösterilmemiş ve böyle bir durum derpiş edilmemiştir. Halbuki daha sonraki muahedenamelerde hukuki hususlara dair tafsilatlı maddeler konmuştur. Mesela Keykubad'a aid fermanda Selçuk Türkiyesinde Venedikliler veya diğer Latinler arasında bir ihtilaf vaki olursa bu kendileri tarafından teşkil edilecek hususi bir mahkemeye bırakılmakta, yalnız hırsızlık ve katil vakalarına dair hukuki selahiyeti sultan kendi hakim (kadı) lerine muhafaza etmektedir. Daha sonlaları, Venedik ve Cenevizlilerin Türkiye'de ticari faaliyetleri çok arttığı ve Anadolu şehirlerinde bir takım ticaret kolonileri kurulduğu için mühim merkezlerde bir takım konsolosluklar ihdas edilmiş ve bu gibi ihtilaflar bu müesseselere tevdi edilmiştir. Bu, Orta çağda cari bulunan Exterritorialite des lois (Ecnebilerin kendi memleketleri kanunlarına tabiiyeti) hukuk kaidesinin tabii bir neticesi idi. Latinlerin Küçük Ermeni Kırallığı ile imzaladıkları muahedename-lerde bu hukuki hususlar bu suretle kaydedildiği 11 gibi Ebu Said Bahadır Han ile İlyas Beye aid mukavele-namelerde Venedik ve Cenevizli tüccar ve tebea arasındaki bu gibi dava ve ihtilafların halli de onların konsolosluklarına havale edilmiştir ]2. Netekim milletlerarası ticari faaliyetlerin çok arttığı XIII. asırda Sivas'ta Cenevizlilere, Konya'da Venediklere aid birer konsoloshanenin mevcudiyetini biliyoruz. İzzeddin Keykavus ile Kıbrıs Kiralı arasında aktedilen bu ahit-nameler bu ve daha sair hukuki maddeleri hiç nazarı itibara almamıştır14. Ortaçağ hukuki anlayışına uygun ve mütakabiliyet esasına göre tanzim edilen bu ticari muahedeler Osmanlı devrinde de aktedilmiş ve dünyayada ticaret ve milletlerarası hukukta vuku bulan değişikliklere rağmen Osmanlı İmparatorluğu, zayıf zamanlarında tek taraflı olarak bu ananeye icbar edilmiştir, ki tarihimizde kötü bir hatıra bırakan Kapitülasyonların menşei de budur.

d. Ahit-namelerden Sonraki Münasebetler

Selçuk Türkiyesinin yabancılarla akteylediği bu ticari anlaşmalar hep Akdeniz ticareti ve Antalya'nın fethi ile alakalıdır. Türkiye'nin tabii bir giriş ve çıkış limanı olan Antalya'nın fethiyle Kıbrıs'ta Lusignan Kırallığının kurulması ve Akdeniz ticaretinin Şark-Garp istikametinde büyük bir kesafet peyda etmesi zaman bakımından birbirine yakın hadiselerdir. Filhakika XII. asrın sonlarında Lusignan hanedanı idaresine geçen Kıbrıs adası 686 senesinde Araplar tarafından fethedilmiş ve 965 de tekrar Bizanslıların hakimiyetine girmiştir. Üçüncü Haçlı seferinde bir fırtınaya tutulan İngiliz Kiralı Arslan Yürekli Richard adayı işgal ettikten sonra 1192, tarihinde 100.000, altın mukabilinde bir meblağla Guy de Lusignan'a sattı. Bunun ölümü üzerine yerine geçen kardeşi Amaury (1194-1205) Kıbrıs Kırallığının hakiki kurucusu oldu. Adada Latin kilisesi teşkilatını yaptı; Lefkoşa'da Papa'ya tabi bir baş-piskoposluk ile Magosa, Paf ve Limasol piskoposluklarını tesis etti. İyi bir idareci ve kudretli bir şahsiyet olup imparator IV.Henri'den de "Kıbrıs Kiralı" unvanını aldı. Ölümünde yerine oğlu Hugues geçti ise de on yaşında olduğu için bir müddet (1205-1210) Kırallığı baronlar-dan Gautier, naip olarak, idare etti. Giyaseddin Keyhusrev I tarafından Antalya'nın fethi esnasında (1207) şehrin müdafaasında, Türklere karşı, oranın hakimi Aldobrandini'ye Kıbrıslıların yardımı bu naip zamanında oldu. Bununla beraber şehrin fethinden sonra Keyhusrev ile onun arasında bir dostluk da tesis edildi. Nihayet Kıral Hugues (1210-1218) naibi atarak Kırallık idaresini eline aldı. İşte tercümelerini neşir ve izah ettiğimiz mektup ve anlaşmalar bununla Keykavus arasında vuku buldu.

Bu dostluk anlaşmalarına (ilk mektupla) rağmen Kıbrıslılar Antalya isyanında Selçuklulara karşı harekete geçmekle muahedeyi ihlal ettikleri gibi 1225 de Alaaddin Keykubad tarafından girişilen Kilikya seferinde de ona karşı Ermenilerle müşterek hareket ettiler.15 Bununla beraber ticari münasebetler her zaman devam etti. Filhakika Kıbrıs kiralı Henri I.(1218-1253) Marsılyalılara ve diğer Provençe halklarına memleketinde serbest ticarette bulunmalarına [dair verdiği 1236 tarihli imtiyaz vesikasında "Konya sultanının (yani A. Keykubad'ın) memleketinden veya başka bir yerden ticari emtia" getirip Kıbrıs adasında sattıkları takdirde % 1 resim ödeyecekleri, eğer bu emtia transit geçirilirse şabın bir kentali için bir besant (altın), yünün bir kentali için 2 altın (besant), her balya ipekten ve ipekliden 1,5 ve diğer bütün maddelerden kental başına 1 altın resim alınacağı kayıdları hem ticari münasebetleri ve hem de Türkiye'den yapılan ihracatı meydana koymak bakımından dikkate değer. Selçuk devletinin yıkılışından sonra husule gelen siyasi karışıklıklara rağmen Kıbrıs ile Anadolu sahilleri arasında ticari münasebetler ehemmiyetini kaybetmedi; bilakis daha da arttı. Anadolu beyliklerinin birbirleriyle mücadelelerinden ve Türklerin siyasi parçalanmasından faydalanan Kıbrıslılar fırsat buldukça bu sahillerde yerleşmiye çalıştılar. Kıral Pierre 1361 de Antalya'yı işgale muvaffak oldu. Teke (Tacca)'nın şehri kurtarma teşebbüsü ve denizden Kıbrıs adasına akınları akim kalınca Hamid oğulları Şimale çekilmiye mecbur kaldılar. Pierre'in bu zaferini, bir manzumesiyle ifade eden zamanın bir müellifi Türkiye'nin bu büyük ve müstahkem şehrinin nasıl tahrip edildiğini, halkın kılıçtan geçirildiğini ve şehirden ne kadar çok ipekli kumaşlar ve altın ganimet elde edildiğini tasvir eder. Antalya'nın bu işgali ve orada kiliselerin kurulması hadisesi Hıristiyan aleminde büyük bir sevinç yaratmış ise de nihayet Hamid oğullarından Mehmed Bey devamlı akınları ile şehri su ve yiyecekten mahrum bıraktıktan ve etrafındaki köyleri tahrip ettikten sonra 1373 de kurtarmıya muvaffak oldu. Kıbrıslılar 1365 Garbi Anadolu ve 1367 de de Kilikya sahillelerinde Beyliklere karşı bir Haçlı sefer yaptılar. Nihayet Kıbrıs 1489 da Venediklilerin koloni imparatorluğuna dahil oldu ve 1571 dede Mustafa Paşa kumandasındaki Türk kuvvetleri adayı Osmanlı İmparatorluğuna ilhak etti.

Lusignan kıralları idaresindeki Kıbrıs Garbi Avrupa memleketleri ile Türkiye arasında cereyan eden büyük ticari faaliyetlere bir köprü, bir konak menzili vezifesi gördü. Çok defa Türkiye veya Türkiye vasıtasiyle gelen Şark emtia ve mahsulleri İle Avrupa'dan gelen ticari eşya Kıbrıs'ta mübadele ediliyordu. Magosa (Famaguste) sokaklarında Rum, Ermeni, Türk, Arap, Suriyeli ve Yahudi her millete mensup tüccarlara Taslanıyordu.

Kaynakça
Kitap: TÜRKİYE SELÇUKLULARI
Yazar: OSMAN TURAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İzzeddin Keykavus ı. ile Kıbrıs kralı Hugues MEKTUBLAŞMA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 23:03

1. KIRALDAN SULTANA

LXVIII (II. Kanun, 1214 yılı)


Allah'ın himayesine mazhar olan meşhur Kıbrıs adasının kıralı Hügo'dan bütün Türk ülkesine hakim, karada ve denizde, galip ve muzaffer, pek kudretli, asıl ve mes'ut büyük sultana selam olsun.
Sultanlığının salim, mes'ut ve memnuniyette olmasını Allah-tan her zaman temenni ederim. Tanrıınn lütuf ve inayetile biz sıhhatliyiz ve iyiyiz. O emin adamınız vasıtası ile alınan zat-ı devletlerinin mektubu okunmuş ve muhtevasında tesbit edilenler anlaşılmıştır. İşte sultanlık devletinin buyruk ve arzusunu yerine getirdik. Aramızda altı yıldanberi yeminle tasdik edilen dostluk bulunduğunu, yukarıda adı geçen, sultanlık devletinin adamından daha etraflı olarak anlıyacak ve vesikaların yeminli altın mühürle musaddak olduğunu öğreneceksiniz. Sultanlık devletinin müsaadesi gereğince bütün ülkelerinden tüccarlar ve gemiciler engelsiz ve tereddüdsüz olarak bütün neş'e ve kolaylıkla benim memleketime gelecekler; aynı tarzda bizimkiler kimse tarafından mani olunmaksızın, herbiri tamamen serbest olarak, senin memleketine girecek ve çıkacaklar ve istediklerini yapacaklardır. Öyle ki Allah ta herkes tarafından tebcil edilsin ve biz aramızdaki temiz dostluğu sarsılmaz bir surette muhafaza edelim ve fakirler de kendi gıda ve ihtiyaçlarını herbiri kendi temin edebilsin. Eğer sultanlık devletinin istikbalde yazmak veya emretmek hususunda bir arzusu olursa, mektubla veya elçi vasıtası ile emretsin; şayet bizim ülkemizden herhangi bir ihtiyacı olursa bilelim. Zira memnuniyetle sultanlık devletinin emrini yerine getirmeğe hazırız. 1214 Ocak ayı.

Çok meşhur, mümtaz, emirlerin büyük emiri, Konya'nın büyük reisi, Konya eyaletinin şehinşahı, sultanlık sarayının baş müşaviri, benim aziz dostum:

Benim kırallık devleti seni selamlar ve çok meşhur olan sana hükümdarlığımın ve bütün ailemin emin adamı işbu şövalyeyi senin yüksek huzuruna elçi olarak gönderir ve sana benim kıratlığıma layik olan bütün hürmeti buna göstermeni ve her hususta kendisini korumanı ve ona adam terfik etmeni ve korkusuz olarak onu büyük sultanlık huzuruna çıkarmanı beyan ederim; öyle ki hayranlığımızı ifade edelim, seni memnun etsin ve biz de seni medhedelim. Bütün hizmetini ifa ettikten sonra adamların ve senin yardımın ve talimatınla geri dönecektir. Senin huzuruna çıktıktan sonra teki ar talimatınla onu bize geri gönder ve bize gelmek için oun erzakla teçhiz et; böyle vukubulduğu takdirde tarafımızdan büyük minnettarlığı mucip olacaktır. Eğer bizim memleketimizden senin yüksek iktidarın için birşeye lüzum görülürse onu bize emniyetle yaz. Tüccarlar benim memleketime maniasız ve pervasız gelecekler ve her türlü korkudan uzak bulunacaklardır. Zira bizimle büyük sultan arasında halisane bir dostluk mev-cuddur; aynı tarzda benim memleketimden seninkine. Afiyette ol... ayında.

LXX
3. KIRALDAN SULTANA YEMİNLİ DOSTLUK NAMESİ
(19 Temmuz 1216)


Allah'ın müzaheretile benim kırallık devleti ve büyük Konya şehrinin yüksek hükümdarı İzzeddin Keykavus arasında dostluk hakkında iyi niyet ve muhabbet izhar edildiğinden her ikimizin muvafakatile yeminle ve yeminli name ile bu dostluğun takviyesini işte biz kırallık devleti yerine getiriyoruz. Çünkü meşhur Kıbrıs adasının kıralı maruf kıral Emirinin oğlu Hıristiyan dinine mensup ben Hügo, bugünki Temmuz ayının 19 unda Allah'ın mukaddes İncili üzerine, hayat bahşeden salip aşkına ve Hıristiyan cemaatinin imanı üzerine yukarıda adı geçen ben Kıbrıs kıralı Hügo, Konya şehrinin büyük sultanı İzzeddin tarafından izhar edilen iyi dostluk niyetine bütün kudretim ve im-kanlarım dahilinde üç yıl müddetle riayet edeceğime yemin ederim.

Benim kııallık devletimden ve bütün adamlarımdan ve büyük sultanın devletinden ve ülkesinden alış veriş maksadile tüccarlar denizde ve karada zararsız, eziyetsiz tamamile serbest olarak ve devletimizden ve halktan kimse tarafından alıkonmadan ve mani olunmadan yahut hakarete uğramadan girecek ve çıkacaklar ve sadece mutad olan resmi vermekle mükellef tutulacaklardır. Eğer denizde büyük sultanın hakimiyeti altındaki memleketlerden korsanların ele geçirdikleri insan veya sair eşya getiren bir gemiye rastlanırsa kırallık devletimizin hakimiyeti altında bulunan bir yere, bukal'aya yahut ta sahil bir yere getirilsin, batırılsın, içindekiler yerine göre korsanlık malları tevkif veya müsadere edilerek insanlar ve bulunan eşya büyük sultan canibine geri verilsin. Eğer bir gemi denizde fırtınadan tehlikeye maruz kalarak benim kırallık memleketimin herhangi bir sahilinde kazaya uğrarsa, insanlardan hayatta kalanlarla bulunan eşya muhafaza edilsin ve mutad adaletsiz kaidelere uyarak yağmaya uğramasına mahal verilmeden iade edilsin. Bundan başka sultanın hakimiyeti altında bulunan bütün memleketlerin masun kalmasını ve yukarıda kaydedilen hususa dikkat edecek, gerek gizli gerekse açıktan herhangi zarar veya ziyanı düşünmiyeceğim.

Bizim kırallık devleti tarafından akdedilen ve yeminle çok defa Konya şehrinin büyük sultanı Izzeddin'e açıklanan Ve ortaya konan bu anlaşmayı tam ve sağlam olarak muhafaza etmem lazımdır. Öyle ki sultanın da aynı tarzda bizim kırallık devletine karşı bütün bu muahedelerin devamı olan üç yıl müddetle tam bir titizlikle her cihetten riayet etmesi lazımdır. Eğer daha sonra Ermeni kıralı, Antakya prensi veya aynı tarzda herhangi Hıristiyan taraflardan biri bir yardım istediği takdirde benim kırallık devleti bu muahedeyi onlara da teşmil ederek tereddüt etmeden kendilerine yardım edecektir.
Üstünde mukaddes ve hayat bahşeden salip, altında kendi başına emniyet telkin eden mumlu mühürle garanti edilen işbu yeminli name 1216 yılında yazılmıştır.

LXXI
4. KIRALDAN SULTANA


Allah'ın muavenet ve rizasile meşhur ve ilham-ı ilahiye malik bulunan Kıbrıs adasının kıralı Hügo, çok yüksek, kuvvetli, ve asil soydan ve Türklerin hakimiyeti altındaki bütün ülkelerde galip ve muzaffer bulunan büyük Sultan Izzeddin'e selam! Samimi ve halisane sevgiyi senin sultanlık devletine bildirir, herşeye kadir Tanrı'nın lütuf ve inayeti ve senin sultanlığının halisane ve iftiraya uğramıyan sevgisi sayesinde benim kırallık devleti afiyet ve emniyettedir ve iyidir. Senin yüksek iktidarına arz ederim...

LXVII
5. SULTANDAN KIRALA (Eylül 1216)


Çok asil soya mensup Kıbrıs kıralı sir Hügo ile az evvel yeminli dostluk yapıldığı haberi benim sultanlık devletine elçi Zaharias vasıtasiyle vasıl olduğundan aynı suretle benim sultanlık devleti de yemin eder; iki tarafın yeminle rıza göstererek ve yeminli name ile tarafımızın da muvafakat ve teminatı ile takviye edilen bu dostluk gereğince, onun kırallık devleti içindeki bütün insanlara ve bütün ülkesindeki tüccarlara ve diğerlerine bizim bütün sultanlığımız ülkelerine girmek ve çıkmak, korkusuz, tamamen serbest ve itirazsız olarak vukubula; onlar ve onların bütün emtiaları herşeyden muhafaza edilerek sadece mutad olan gümrük resmini vereler. Eğer çok defa olduğu gibi beklenmedik bir hal vukubulur veya onun ülkesinden veya diğer insanlardan biri benim sultanlık devleti içinde ölürse, kim olursa olsun, bu takdirde o adamın mallarını geri versinler; şüphesiz yeminle veya diğer gerçek bir dehlle kıralın huzuruna gelirse onun da aynı suretle hareket etmesi gerektir. Bir teknenin bir gemi veya bir kadırganın, korsan gemileri veya diğer bir kayığın yanaştığı ve yüksek kıralın memleketinde karada veya denizde zarar verdiği ve tekrar bizim sultanlık ülkesine döndüğü görülürse, devletimizin adamları tarafından bunlar yakalansın, içindeki insanlar ve bulunan eşya ile birlikte yüksek kırallık canibine derhal iade edilsin. Adı geçen kıralın da aynı tarzda hareket etmesi gerekir. Şayet yüksek kıralın tesahüp ettiği tüccar gemisi veya herhangi başka bir tekne benim sultanlık ülkelerimde denizde hasara uğrar ve tehlikeye maruz kalırsa, hakikat anlaşılıncıya kadar, içindeki insanlar ve elde edilen eşya yüksek kırallık canibine ve onun adamlarına iade edilsin. Onun da aynı hal vukuunda yukarıda açıklanan andlaşma gereğince aynı tarzda hareket etmesi icab eder.

Böylece meydana gelen ve burada açıklanan anlaşmaya benim sultanlık devleti ile Kıbrıs adasının yüksek kıralı sarsılmaz ve şüphesiz olarak riayete mecburdur. Bu anlaşmanın teyit ve takviyesi maksadı ile bizim sultanlık devleti tarafından işbu vesika Eylül 1216 yılında parafe edilmiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Anadolu Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir