Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Olaylar ve Düşünceler

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Olaylar ve Düşünceler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 02:34

Olaylar ve Düşünceler

Muhterem milletime tavsiyem odur ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki ve vicdanındaki cevher-i asliyi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an vazgeçmesin.
Mustafa Kemal Atatürk

Televizyonlarda açık oturum yapıyorlar, günlerce tartışıyorlar, "bu terör neden bitmiyor", diye birbirlerine soruyorlar. Ben de kendi kendime diyorum ki, biz halimize şükretmiyoruz, başımıza gelenler ondan. Ya başbakanımız Yahudi olsaydı? Ne yapardık o zaman biz?

Kendi kendime düşünüyorum da, eğer ülkemizi iyi yönetecek bir başbakan bulamıyorsak, İsrail'den Yahudi bir başbakan, neden olmasın ki? Futbolcu transfer etmiyor muyuz? Adını değiştirip Türk vatandaşı yapmıyor muyuz? Bir Salamon transfer ederiz, adını Selami yapar Türk vatandaşlığına alırız. Ne güzel işte; Başbakan Selami! Bence üzerinde düşünülmesi gereken bir konu bu. Zor bir iş bu, doğru. İyi takip etmek gerek, yaptığı, söylediği her şeyi dikkatle izlemek gerek, bu da doğru. Başı boş bırakmamak gerek. Yahudi bir başbakan, alışageldik bir iş değil bizim için, hepsi doğru. Ama isterseniz bir düşünelim bu konuyu.

İsrail orta doğuda bir ülke. İngiltere 1947'de Filistin'den çekildi. Ülkenin geleceğini tayin hakkı Birleşmiş Milletler'in kararına bırakıldı. Bu toprakların, Araplar ve Yahudiler arasında yarı yarıya paylaşımını öngören bir plan yapıldı ve Yahudiler Filistin'e geldi. Araplar bu işten pek hoşlanmadı. Yahudileri bu topraklardan kovmak için 1948'de bir savaş yaptı. Ama yenildiler. Batı Şeria, Filistin'in tamamı ve Gazze'nin bir kısmı İsrail'in eline geçti, toprak çoğaldı. Toprak çok, nüfus az olunca, İsrail, kendi nüfusunu çoğaltmaya Arap nüfusuna ise azaltmaya başladı. Bugün dahi çoluk çocuk demeden Arapları öldürmüyorlar mı? Başbakan Yahudi olursa ne yapar acaba?

1967'de Araplar, İsrail'i denize döküp bu topraklardan atmaya hazırlanırken İsrail erken davrandı ve tarihe 6 gün diye geçen bir savaş sonunda Arapları ikinci kez yendi. Bu sefer Batı Şeria, Gazze, Suriye'ye ait Golan Tepeleri ve Mısır'a ait Sina yarımadası İsrail'in eline geçti. Araplar 75'te bir hamle daha yaptı ama gene kaybettiler. Şimdi İsrail, Filistin ve Kudüs'e iyice yerleşti. Ama bu da yetmiyor onlara, "vaat edilmiş topraklar" var sırada, onun da ellerine geçmesi gerek.

Yahudilerin kutsal sayılan kitaplarında vaat edilmiş topraklar, Yahudi bir Kral tarafından tarihte yönetilmiş toprakların İsrail devletinin toprağıdır, demektir. Neresidir bu? Bu konuda çeşitli fikirler var. En ciddisi herhalde Prof. Shahak'ın görüşü. Diyor ki; vaat edilmiş topraklar, Sina yarımadası, Mısır kuzeyi, Ürdün, Suudi Arabistan kuzeyi, Kuveyt, Irak'ın büyük bir kısmı, Lübnan, Suriye, Van Gölüne kadar olan Türk ulusunun toprakları ve de Kıbrıs. Başbakan Yahudi olursa ne yapar acaba?

İsrail'in amacı, Ortadoğu'ya ebediyen yerleşmek. Kendine tehdit olan unsurları yok etmek. Güçlenmek ve vaat edilmiş toprakları ele geçirmek. Bugün için Ortadoğu'da İsrail'den başka nükleer güç sahibi olan başka ülke yok, bunu biliyor muydunuz? İran'ın nükleer güç sahibi olmasına karşı çıkmaları bundan işte, ilerde kendisine tehdit olacak. Bunu kabul edemiyorlar. Aslında biz de kabul etmiyoruz ama adam gibi adam yok ki, biz de nükleer bir güç olalım. Bizim politikamız, "Bekle ve Gör" politikası olduğu için, biz bekliyoruz. Hele bir İran nükleer güç olsun bakalım, bekleyelim. İsrail "bu topraklar benim", deyip kapımıza bir dayansın bakalım, bekleyelim. "Önce bunlar bir gerçekleşsin, sonra bunları bir de görelim, ondan sonra ne yapacağımızı düşünürüz", diyor bizim büyüklerimiz. Başbakan Yahudi olursa ne yapar acaba?

İsrail'e karşı çıkan kim? Araplar. Arap olmayan kim? Irak'taki Kürtler, Türkiye ve İran. Ama İran'da Humeyni rejimi var ve amacı İsrail'i kovmak. Onunla işbirliği yapamaz. Türkiye'ye gelince. 1950'den beri İsrail Gizli Servisi içimizde. İşbirliği anlaşmamız var. Var ama uzun vadede menfaatlerimiz çatışacak. Bu yüzden dikkatli davranıyor. Geriye kendine yakın Barzani kalıyor, Kuzey Irak Yönetim Lideri. Şimdi onunla oynuyor. Barzani'nin 1965'ten beri İsrail ile ilişkileri var. Para ve silah yardımı aldılar yıllar boyu. Barzani kuzey Irak'ta güçlenirse, İsrail; İran, Türkiye ve Suriye üzerinde etki sahası yaratabilir. Türkiye ve İran ulus-devlettir. Her ikisinin de yüzyıllardan gelen bir devlet geleneği vardır. Önce ulus-devletleri parçalayacaksınız. O uluslar içindeki etnik kökenleri harekete geçireceksiniz, kimlik tartışmalarını açacaksınız. Kültürel haklar, demokrasi, ana dilde eğitim diyeceksiniz. Etnik ayrımcılığa dayalı terör yapanları affedip siyasete soyunduracaksınız. O ulusu böleceksiniz. Politika şu; böl ve yönet! Irak'ın haline bir bakın, bölündü bile. Kuzeyde Kürt yönetimi, güneyde Şii ve Sünniler, alın size üç parça Irak. Bir gün sıra İran'a ve daha sonra da bize gelecek.

Hepsi bu mu? Olur mu hiç! Ülkenin hayati öneme haiz tesislerini özelleştirme adı altında satacaksınız, hepsini satacaksınız ki; ekonomi yabacıların kontrolüne geçsin. Bu satırlar yazılırken, en büyük petro-kimya tesisimiz olan PETKİM yabancılara satıldı, biliyor musunuz? Peki kime satıldı? Bir tarafı Ermeni, diğer tarafı Yahudi olan bir şirkete. Başbakan Yahudi olursa ne yapar acaba?

Şöyle anlatayım:

Başbakanımız Yahudi olursa, öncelikle ülkemize bizde olmayan bir demokrasiyi getirecek, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok insan hakları. Her şey serbest olacak. Çok dilde eğitim, çok dinli ibadet, çok yönlü yönetim, yani herkes her istediğini yapacak. Bu amaçla, önce terör Kürt sorunudur, deyip terörü siyasal-laştıracak. Siz Kürt'sünüz, siz Türk'sünüz, siz Laz'sınız, siz Çerkez'siniz, deyip kimlik tartışmalarını başlatacak. Sonra, demokrasi deyip Kürtlere kültürel haklar, Kürtçe eğitim, Kürtçe yayın, deyip ulusun dil birliğini bozacak. Türkiye'de Türkiyeli yaşar, deyip Türk kimliğini tartışmaya açacak. En önemlisi Irak kuzeyinde bir Kürt devletinin kurulmasına göz yumacak, bu oluşuma destek verip Habur'u sonuna kadar açacak, Barzani'nin devlet kurması için her türlü mal ve hizmet akışını sağlayacak. Tüm bunların ülke çapında rahat rahat yapılması için kanun çıkarıp polis ve jandarmanın elini kolunu bağlayacak. Vatan uğruna can verenleri aşağılayacak, hakaret edecek, örgüt başı Öcalan'a ise saygı duyacak. Irak'ta yuvalanmış teröristlere müdahale etmeyecek, önce içeridekileri halledin, diyecek. Bunlara uyanır da karşı çıkarsanız size; "al ananı da git", diyecek! Neyse, bırakalım biz bunları. Biz Türk'üz. Bizde Yahudi başbakan olmaz. Bizim esas sorunumuz terörle mücadele.

Şimdi bütün gözler Genel Kurmay'da. Yaşar Büyükanıt Paşa Genelkurmay Başkanı. Kara Kuvvetlerinin en güzide birlikleri doğuda ve sınırda. Nerdeyse son bir yıldır Türk milleti önemli bir bekleyiş içinde. Askeri harekatlar ne olacak? Şehit vermeyecek miyiz artık? Terör bitecek mi? Genel Kurmay Başkanımız 12 Nisan'da bir şeyler anlatmaya çalıştı Tayyip hükümetine ama anlamak istemediler. 27 Nisan'da bıçak kemiğe dayandı artık, dedi, gene anlamak istemediler. Bunun üzerine Türk milletine çağrı yaptı; "Ulusun bağımsızlığını gene ulusun azim ve kararlılığı kurtaracaktır", dedi. Biz anladık ama onlar gene anlamadı. Anlamak istemiyorlar bizi çünkü işlerine gelmiyor. Türk ulusu tepkili artık, Türk ulusu öfkeli. Cumhuriyet mitingleri bu öfkeyi haykırdı anlamak istemeyenlere. Bu burada bitmeyecek inanın, devam edecek hem de artarak. Çünkü şehidi veren biz, şehit olan biz, elbet bu hesabı da biz soracağız.

Bir yıl öncesinde de anlatmaya çalıştım size bunları, ama sesimi duyuramadım48. Şimdi açık açık tekrarlıyorum sizlere; terör bir oyun oldu artık, terörist ise oyuncak. Terör bir rant kapısı oldu artık, tüm kaçakçılık kontrollerinde. Terör bir mafya oldu artık; doğudan da, batıdan da haraç alıyorlar, garip gurbetçimizin ekmek parasını alıyorlar. Dolarların milyarlarcası havada uçuşuyor, kime düştüğü belli değil! Bu oyunu oynayanlar sahnede, göz önünde. Artık saklanmak gereği bile duymuyorlar. Demokratik düzen içinde bir siyasi parti kongresinde İstiklal Marşı söylememek, ne demek! Bu devlete kafa tutmaktır. Şehitlerimize saygı duruşunda bulunmamak, ne demek! Bu şehitleri tanımazdan gelmektir. İhanetin böylesini tarih yazmadı hiç! Nefes aldığı, su içtiği, ekmek yediği toprağa böylesine ihanet edeni tarih görmedi hiç! Şehit kanıyla oyun oynanır mı hiç?

Gelin en iyisi karşılıklı konuşalım, birlikte düşünelim ve şu terörle mücadelemize bir çare bulalım, yeter artık bunca şehit kanı canım Anadolu'ya. Siz terörle mücadelenin yalnız ve yalnız ordumuzun işi mi olduğunu düşünüyorsunuz?

Daha önce ordunun işiydi ama.

Doğru. Yıllarca üç beş çapulcu lafıyla oyaladılar bizi. 90'lı yıllara geldiğimizde hiç ummadığımız sayıda ve güçte bir terör örgütü ile karşı karşıya geldik. Silahlı kuvvetlerimiz mücadeleyi üstlenmek zorundaydı zira ancak onun gücüyle bu ihanet yok edebilirdi. Bu, bizi yönetenlerin de işine geldi ve mücadeleyi Silahlı Kuvvetlerimize bıraktılar. Bıraktılar ama inanın her türlü desteği de verdiler, yöneticilerimiz askerini yalnız bırakmadı hiç. Sonra kararlılık vardı; terörü de teröristi de yok etmek için hepimiz kararlıydık. Şimdi öyle mi?

Şimdi değişen ne ki?

Şimdi değişen tek bir şey var, o da bizi yönetenler yani seçilmişler yani hükümet. Bizi yönetenlerin terörle mücadele etmek gibi bir niyetleri yok. Mücadele topyekun olur. Mücadele bir plan ve programla olur. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Terörle Mücadele Üst Kurulu'nun Başkanı. Çıksın, söylesin bize, terörü yok etmek için ne karar almış bugüne kadar. Terörle mücadelemiz sürecektir, gibisinden gayri samimi demeçlerle mücadele olur mu hiç! Şimdi diyorlar ki; yasa çıkardık size, alın mücadele edin! Böyle yasa mı olur; polisin jandarmanın ele geçirdiği bir teröristin evini arama yetkisi bile yok! Çıkardıkları yasaların AB'de bile örneği yok. Yetkisiz polis jandarma ne yapsın? Silahlı Kuvvetler açıklama üstüne açıklama yapıyor, diyor, teröristin kökü kazınacak, diyor ama hükümetin aldırdığı yok. Sınır ötesi harekat yapılmalı, teröristlere darbe vurulmalı, diyor ama kimsenin aldırdığı yok. Kahraman ordumuza bile bırakmıyorlar mücadeleyi, engellemeye çalışıyorlar, destek vermiyorlar, yalnız bırakıyorlar. Şu düştüğümüz hallere bir bakın; Barzani kafa tutar, DTP kafa tutar, PKK'nın belediye başkanları kafa tutar, kimseden ses çıktığı yok. Bu Tayyip bizim başbakanımız mı, bu Abdullah Gül bizim bakanımız mı, inanın bu sorulara kendi kendime cevap arar oldum.

Ordu bir kenara çekilsin! Madem yalnız bırakıyor hükümet orduyu, bıraksın terörle mücadeleyi, kışlasına çekilsin.
Nasıl çekilsin! Bu ülke bizim değil mi, bu toprak bizim, bu vatan bizim değil mi! Kemal'in askerleri ülkesine, milletine, cumhuriyetine sahip çıkmazsa kim çıkacak? Biz sahip çıkmazsak kim sahip çıkacak? Ayrıca bizi yönetenlerin de isteği bu, ordu kışlasına çekilsin. Ne olacak sonra peki? Kürt devleti kurulsun, biz her gün şehit olalım, ülke bölünsün, Türk ulusu da yok olsun, öyle mi! 12 Nisan'da Genel Kurmay Başkanımız her şeyi açık açık söyledi, söyledi ama Tayyip Bey anlamak istemiyor çünkü işine gelmiyor.

İktidarı bir kenara bırakalım. Türk Silahlı Kuvvetleri terörü bitiremez mi?

Bu iş şu ya da bu kuruma havale edilecek bir iş değil! Bu topyekun mücadele işi. Mücadeleyi planlayacak iktidar. Ülkemizi yönetmek onların işi. Bunun içinde ekonomik, sosyal tedbirler var, dış politika var, yatırımlar var, teşvikler var. Ne tek başına asker bu işi halleder, ne tek başına iktidar ne de tek başına bir başkası. Bu iş hep beraber halledilecek; birlik içinde, beraberlik içinde menfaat gözetmeden. Varsa bir menfaat gözetilecek; o da ülkemizin menfaati olacak, halkımız menfaati olacak! Şimdi durum farklı, herkes bir hesap peşin-de, olmayan bir tek biziz. Aslında bu hesap da bizim, soracak da biz ama devran tersi tersine dönüyor, kuzu postuna giriyor tilkiler, hain ve kurnaz. Şimdi ben size sorayım, ülkemizde emniyet ve asayişin sağlanmasından, yani halkımızın malını, canını ve namusunu korumaktan kim sorumludur?

Kim?
İçişleri Bakanlığı! İçişleri Bakanlığı halkımızı terörden korumak, vatan evlatlarının şehit olmasını önlemekten sorumludur. İçişleri Bakanlığı bu görevini polis ve jandarma kuvvetlerini kullanarak yerine getirir. Peki, illerde kim sorumludur bu işlerden?

Valiler.
Doğru. Valiler, il genelinde asayişin sağlanmasından sorumludur. Peki, her gün şehit verdiğimiz bu günlerde, İçişleri Bakanımızın herhangi bir demeci var mı? Yani, terörü şöyle bitireceğiz, böyle bitireceğiz, diyor mu?

Ben duymadım.
Bu da doğru. Valilerin bir açıklaması var mı, şehit törenlerinden sonra? Yani şehit törenlerine katılan, aslında bu şehitlerin şehit olmasını önlemekten sorumlu olanların sesi çıkıyor mu?

Ben duymadım.
Ben de duymadım. Peki, bu nasıl iş? Terörle mücadele etmekten sorumlu olan koyu renk takım elbiseli ve koyu renk gözlüklü kişiler, hiç seslerini çıkarmazsa, bu terör nasıl önlenir? 90'lı yıllarda hepimiz teröre karşı bir vaziyet aldık.

Hepimiz şu ya da bu şekilde mücadeleye katıldık. Ordumuz da en başta hayatını hiçe sayarak mücadeleyi sürdürdü ve görevi üstlendi. Ama şimdi öyle değil?

Niye değil?
Çünkü biz de insan hakları var, daha çok demokratikleşme var. Daha çok insan haklan ve daha çok demokratikleşme AB'nin dediklerini yapma yolunda. Kahraman ordumuzun bir bakanlığa bağlanmasını aslanlar gibi savunuyorlar bizimkiler. Asker kışlasına çekilsin, konuşmasın artık, yönetimde söz sahibi olmasın diyenler, bunu açık açık söylüyor. Bilmezler mi hiç bu gaflettekiler, bu ordu milletin ordusudur ve de milleti temsil eder! Paralı asker değildir onlar, onlar Mehmetçiktir. Ordumuzun yücelmesi demek Türk milletini yüceltmek demektir. Ama bunu Tayyip anlamaz, Avrupalılar da anlamaz? Şimdi barış zamanındayız ve ordumuzun görevi, Cumhuriyeti ve vatanı korumak için gelecek tehlikelere karşı hazırlıklı olmaktır!

Doğru. Şimdi barış zamanındayız, değil mi? Öyleyse ordu asayiş görevlerini nasıl yapar?

Valiler, üstesinden gelemedikleri önemli olaylarda garnizon komutanlıklarından kuvvet talep eder. Bu talep, her olay için ayrı ayrı yapılır. Yani, Tunceli'de bir dağda terörist vardır. Polis jandarma halledemez. Vali kuvvet ister ve der ki, halledin. Ama bunlar hallolmaz!

Niye?
En başta yetkiniz yok!

Nasıl yok?
Anlattım size, terörist sadece dağda değil, bir. Komşu ülkeler teröristleri destekler, sizin onurlu ve kararlı bir dış politikanız yok, iki. İçeride, hapistekiler teröristleri yönetir, siyasi kanatları dağdakileri yönlendirir, siz seyredersiniz hep, üç. Sınırlarınızı koruyamaz, kaçaktan teröre gelen parayı kesemez, Avrupa'daki gurbetçilerimizden alınan haraçları önleyemez, ROJ TV'yi kapatamaz, doğudaki halkımıza yapılan baskıları önleyemezseniz, terör destek veren ülkelere bir nota dahi veremezseniz, bu terör biter mi, kimse bitiremez, dört. Bunları kim yapacak? Ordu mu? Hayır.

Peki, kim?
İktidara sahip olanlar! Onlar niye bitirmiyor?
İktidara sahip olanların yaptıklarına bakılırsa ve de söylediklerine, onlar terörü bitirmek istemiyor. Ve Türk milleti bilirse ki, iktidar sahipleri terörü bitirmek istemiyor, millet aynı gün iktidarı devirir!

Anlamadım?
Aslında bugüne kadar şehit kanıyla oynanan bu oyunu görmeliydiniz! Çünkü bu şehit, bizim şehidimiz. Yüreğinizdeki asalet, oynanan çirkin oyunu görmenizi engelleyebilir ama bu milletin artık şehit vermeye tahammülü kalmadı ki! İstiklal Savaşı'nı bile geçti, bu terörde verdiğimiz şehitler! O zaman bu hesabı sormanız gerek!
Yine anlamadım. Şimdi bu işlerin, askerimizin sınır hattına gitmesiyle bir alakası var mı?

Şimdi siz, ordularınızı İran ve Irak sınır hattına yığdınız mı, yığmadınız mı?
Evet. Bir takviye yaptık.

Hayır. Takviye değil bu. Kuvvetlerinizi muhtemel bir operasyon için sınırlara yığdınız! Amacınız neydi?
Hem sınır geçişlerini önlemek, hem de Irak kuzeyinde yuvalanan hainleri yok etmek!

Sınır ötesine geçebildiniz mi? Hayır.
Peki, sınır ötesinde olanlar geleceğinizi biliyor mu? Evet.

Sınır ötesine geçmek istemekle, ne demek istediniz? Orada hain odakları var, bunları temizleyeceğiz, demek istemediniz mi? İstediniz. Peki, kimleri terörle işbirliği, yapmakla suçladınız?
Barzani, Talabani ve de Amerika.

Sizce onlar bu şekildeki ağır bir suçlamadan kurtulmak için ne yapar?
Eğer ki bize soruyorsanız, yarısını Türkiye'ye gönderir, yarısını saklar gelecekteki muhtemel harekatlar için.
Doğru. Şimdi aynı dilden konuşmaya başladık. Peki, Türkiye'ye gelenlere ne talimat verilir?

Eylem yapıtı! Eylem yapın ki, herkes sansın terörist Türkiye'de!
Bu da doğru. Şimdi size bir soru. Sizce terörist nerede? İnanın bizimle oyun oynuyorlar; bu bir oyun, bu gerçekten bir oyun, şehit kanlarıyla oynanan bir oyun. Sınır ötesine de geçseniz, boş, yazık şehitlerimize. Geçmeyip dağlara da çıksanız boş, yazık şehitlerimize. Önce İmralı'dan başlamak gerek! Unutmayınız ki, Türk Milleti bu oyuna izin vermeyecek!

Peki, ne olacak?
Eğer böyle giderse, iktidara sahip olanlar PKK hainleriyle masaya oturacak. Bu masada iki şey konuşulacak; İmralı bağımsız aday çıkarsında mı Meclis'e girsin bu hainler, bu iktidar aday çıkarsın, İmralı desteklesin de mi bu hainler Meclis'e girsinler. Her iki halde de iktidar gene iktidar da kalsın, PKK denen hainler siyasallaşsın!

Peki, ne olacak?
Sizce ihanet nedir? İnanın gizli saklı bir şey yok, her şey açık. Hal böyle iken illa ki, operasyon yapalım, sınır ötesine geçelim, dağlara çıkalım derseniz, bu konuda biraz düşünelim. Şimdiye kadar şehitlerimizin kanıyla yazılmış ve bundan sonra da yazılacağını düşündüğümüz bize oynanan oyunların senaryosunu etkileyecek olan faktörlere daha yakından bir bakalım. Oyuncular kim?

Kim?
Dışarıdan baktığımızda, Ortadoğu projesini az zayiatla tamamlamak isteyen Amerika, İsrail ve piyonu Barzani-Talabani kardeşler. Peşi sıra, iyi polis, kötü polis rolünü başarıyla oynayan Avrupa. Yine dış kaynaklı olarak, terörün hamileri İran, Suriye ve irticai terör örgütü Hizbullah, Ayetullah, Usame Bin Ladin ve benzerleri.

Başka?

İçeriden baktığımızda, başta terörü siyasi ranta çevirmek isteyen siyasi gruplar ve rant grupları. Bir terörist hem de ölüsünden yedi milyon dolar ettiğine göre, gerisini siz düşünün artık! Bunları dağdaki katil robotlar izler. Sıra, dağdakilerle tek başına mücadele eden kahraman ordumuza gelir. Ordumuzu, ordunun temeli Türk milleti; evladını "vatan sağ olsun" diyerek askere gönderen analar, babalar, kardeşler, yarlar ve geleceği merakla bekleyen nesiller, Gazi Paşa'nın gençliği izler. İşte şehit kanlarıyla yazılan ve yazılacak olan oyunun ya da senaryonun aktörleri bunlar.

Sun Tzu ne demiş:

"Kendini iyi tanıyorsan, düşmanını da iyi tanıyorsan zafer sizindir", demiş. Biz bu aktörlerin hepsini tanıyoruz hem de yıllardan beri ama zafer bir türlü bizim olmuyor her nedense. Bu Sun Tzu yalan mı söylemiş acaba? Neyse biz işimize dönelim ve aktörlere yakından bakalım, daha yakından. Başta kim? Amerika! Amerika, Barzani ve Talabani Kardeşleri Ortadoğu projesini gerçekleştirmek için kullanmıyor mu? Üstellik bu projenin eşbaşkanı kim?

Kullanıyor. Eş başkan Tayyip.
Barzani ve Talabani denen sevimli kardeşler PKK'ya karşı savaşır mı?

Savaşmaz. Peki niye?
Beraber yürüyor bunlar aynı yollardan ve beraber ıslanıyorlar yağan yağmurdan, onun için savaşmaz. 92'de bu kardeşlere biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak, silah, cephane, elbise, para, giyecek vermedik mi?

Verdik!
Niye verdik?
PKK'ya karşı savaşmaları için. Savaştılar mı?

Hayır!
Tarih tekerrürden ibaret değil mi? O halde bu yaramaz kardeşlerden hala umut besleyen gafiller varsa bu umutlarım kessinler artık, deriz biz! Peki, olası bir PKK operasyonunda bunlar ne yapar?

PKK'yı peşmergenin içinde saklar.
Doğru. Sınır ötesi harekat işi çıkınca kampları boşalttılar, Barzani'nin peşmergeleri içine girip saklandılar. Hepsi bu kadar mı? Hayır! İçlerinden birkaç fedai grup seçtiler, her türlü silah ve patlayıcıyı verdiler, bize karşı aktif savunma yaptırıyorlar.

Aktif savunma ne demek?
Siz operasyona kalkıştığınızda yollarınızın mayınlanması, uzaktan kumandalı patlayıcı madde döşenmesi, yolunuza pusu kurulması, uzun mesafeli Kannas keskin nişancı silahı ile evlatlarımızın vurulması demek! Yani dağdakilerin şimdi
yaptığı iş.

Başka ne yapar bunlar?
Yine fedai gruplarını yurt içine gönderirler, eylem yapmaları için.

Eylem olsun ki, onlar da desin:

"PKK sizin içinizde, burada değil!".

Yani?
Yanisi şu, siz Irak'a girersiniz, PKK yurt içinde sivil, asker hangi hedef olursa olsun, eylem yapacak, bizi savunmaya zorlayacak ama PKK kahrolmayacak!

Yani biz Irak'a girsek hiçbir şey olmaz mı?
Eğer sadece PKK için giriyorsanız hiçbir şey olmaz. Elli yüz haini yok edersiniz şehit pahasına, ertesi gün elli yüz haini daha İmralı geri gönderir! Barzani'yi hedef almayan bir sınır ötesi harekat başarıya ulaşamaz. Çünkü PKK, Barzani'nin içinde yaşar.

Peki ya Avrupa?
Avrupa başlangıçta seyreder. Sizin kararlığınıza bakar. Eğer "ölmek var, dönmek yok" diyorsanız, size yanaşır. Kısmen de olsa destek dahi verebilir. Bu tamamen sizin gücünüzü göstermenize bağlı olan bir şey. Ama yok, baktılar ki, siz, ne yapacağınızı bilmiyorsunuz, işiniz magazin yani, bir gün öyle, bir gün böyle diyorsunuz; kırmızı diyorsunuz kırmızı yeşil oluyor ama sizin sesiniz çıkmıyor, var gücüyle size bağırır!

Ne der?
İnsan hakları, demokratikleşme, özgürlük, insanlara eylem hakkı, falan filan, der ve sizi geri çekilmeye zorlar.

Çekilmezsek ne olur?
Hiçbir şey olmaz. Yeter ki bu kararı verecek adamı olsun devletin!

Peki ya İsrail?
İsrail'in amacı belli, Ortadoğu'ya bir daha çıkmamak üzere kalıcı olarak yerleşmek. Bunun için kendini destekleyecek müttefik bulmak. Etrafındaki ülkeleri zayıflatmak, onları parçalayıp bölüp yönetmek. Irak kuzeyinde bir Kürt devleti İsrail'in işine gelir ve bunu her zaman destekler. İran, Suriye, Hizbullah, Ayetullah, Filistin Kurtuluş Örgütü, Hamas ve benzer türden olanlar da her zaman PKK'yı destekler.

Niye?
Zayıf bir Türkiye işlerine gelir, daha rahat oynarlar oyunlarını. PKK'yı yaratanlardan birileri değil mi onlar, silah veren, eğitim veren, kamp veren! Bunlara umut bağlayan varsa, kessin bu umudu, onlardan hayır gelmez. PKK biter Usame Bin Ladin gelir, Hizbullah gelir, Ayetullah gelir ama inanın onlardan birileri gelir ve bu iş bitmez, inanın bana.

İran bu operasyonda ne yapabilir ki?
İran'ın şimdi bir nükleer programı var. Avrupa ülkeleri, Amerika ve İsrail'le başı dertte. Ayrıca Amerika PKK'yı destekliyor hem İran'a karşı hem Türkiye'ye karşı. PKK'nın bir uzantısı İran'da bir uzantısı Türkiye'de. Amerika PKK'yı
desteklemekle bir taşla iki kuş vuruyor. Bundan zarar gören kim? İran ve Türkiye. Ama şu an için PKK, İran'a önemli bir tehdit oluşturmuyor, asıl tehdit bizde. İran'ın çok kafası kızarsa, PKK'nın uzantılarını, köylerini bir anda haritadan siler. Ama biz silemeyiz çünkü bizde demokrasi var, insan hakları var. İran'ın korkusu, Türkiye eğer Irak'a girerse orada kalır, Musul ve Kerkük'ü alır, petrol yataklarını ele geçirir ve Irak'tan çıkmaz. Aslında bizim böyle bir niyetimiz yok. Bunu İran'a anlatmamız gerek. PKK konusunda İran'la dirsek temasına geçip milli menfaatlerimize uygun bir Irak politikası oluşturmak, bence en iyisi.
Peki ya, İran şimdilerde Kandil Dağı'nı bombalıyor? Doğru. Amerika ses çıkarıyor mu?

Yok.
Barzani nasıl? Sus ve pus! Çünkü İran bir devlet. Mesajı net ve açık.

Kime?
Amerika'ya ve Barzani-Talabani kardeşlere: PKK'yı benim varlığıma düşman ederseniz, hepsini yeryüzünden siler atarım.

Peki, ne olacak?
Bir şey olacağı yok. PKK artık Barzani'nin de silahlı gücü oldu. Barzani, PKK teröristlerini peşmergelerine katacak. Önce kuzey Irak'taki varlığını güçlendirecek, sonra gözlerini Türkiye'ye dikecek ve PKK'yı bize karşı koz kullanacak. Bu amaçla bir kısım teröristleri bize gönderecek, eylem yapmaları için. Öyle ki, şu sıralar hainlerin hainliklerine, mayındı, pusuydu, dikkat etmek lazım. Amerika ise PKK kozunu, ülkemize istediği her şeyi yaptırıncaya kadar oynamaya devam edecek, Avrupa da öyle. Güçlü bir Türkiye, İsrail'e de, İran'a da, Amerika'ya da, velhasıl Ortadoğu'da menfaati olan herke-se, her zaman bir tehdit olarak görülür. Ama sonunda milletin sabrı taşacak ve bu oyuna dur, yeter artık, diyecek..

Nasıl taşacak milletin sabrı?
İki türlü. Birincisi, yeter artık ne olacaksa olsun deyip bizi yönetenlerin aldığı her karara destek verecek. İkincisi ise, bu kader bizim kaderimiz değil deyip, iktidar sahiplerini alaşağı edecek.

Sizce hangisi olur?
İnanın bunu halkımız bilir, Türk milleti bilir. Bir de bizde, halkımızın oylarına göz diken ve bu oyları nasıl alacağını düşünen siyasiler var.

Onlar ne yapar?
Önce etrafı bir koklar, tıpkı av köpeğinin avını bulmak için yaptığı gibi. Burunlarına oy kokusu geliyorsa, başlarlar düşünmeye, ne yapmalı etmeli de bu oyları almalı, diye.

Nerenin oyları bunlar?
Doğuda yaşayan garip halkımızın. Doğudan göç etmek zorunda kalan garip halkımızın, garip ve kimsesiz.

Peki, biz demokratik ülke değil miyiz, herkes oyunu bu ülkede kendi hür iradesiyle vermiyor mu?
Hayır vermiyor. Eskiden ağalarımız vardı, halk onlar ne dese onu yapardı. PKK niye öldürdü binlerce insanımızı, hepsi de doğudan nerdeyse.

Niye?
Sindirmek ve korku yaratmak için, yani otoritenin kendisi olduğunu göstermek için, ağalara karşı, devlete karşı?

İmralı ne dedi hatırlayınız:

"DEP'e oy vermeyenleri tavuklarına kadar öldürün!"

Ne oldu peki?
Oy vermeyenler öldürüldü, koruyamadık! Şimdi ellerinde garip doğulu halkımız birkaç milyon oyları var. İmralı nereye isterse bu oylar oraya gider, ağalar sustu artık.

Yani?
Yanisi şu, İmralılı haini karşınıza alırsanız, oylara veda etmeniz gerekir. İktidara da veda edebilirsiniz bu arada.

Devletin doğuda otoritesi yok mu?
Size bir örnek vereyim en iyisi, bilmek için doğuda devlet var mı, yok mu, diye. Siz de kararınızı verin artık. Diyarbakır Belediye Başkanı çıksın, halka desin ki, kepenkleri kapatın. Diyarbakır Valisi, yani Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük gücü, Vali de desin ki, kepenkleri açın. Sizce bu meşhur kepenkler açılır mı, kapanır mı?

Peki, ne olacak?
Bir şey olacağı yok. Bu oy peşinde koşanlar İmralı'yı küstürmeyecek!

Nasıl?
Avrupa Birliği var ya! Siz, İmralı'nın dediğini yaparsınız ama size sorarlarsa, "AB istedi, onun için böyle oldu", der halkı kandırabilirsiniz. Kahraman ordumuz teröre son vermeye kalktığında, "insan hakları" dersiniz, "demokratikleşme" dersiniz, "durun yoksa AB bizi almayacak sizin yüzünüzden" dersiniz, "Eve dönüş yasası" dersiniz, "pişmanlık" dersiniz. Olmadı, "ateşkes" diye bir masal uydurur PKK'yı yeniden hayata dön-dürür, silahlı kuvvetlerin operasyonlarını boşa çıkarabilirsiniz. Üstelik halkın karşısına çıkar, "biz insanların boşu boşuna ölmesine seyirci kalamazdık, hem bunu önledik hem de AB ile müzakerelere devam ediyoruz, AB bizi seviyor ve takdir ediyor", diyerek, bizim masum halkımızın oylarına talip olursunuz! Ama biz her gün şehit vermeye devam ederiz, onlar için ne gam!. Niye devam ederiz biliyor musunuz? PKK biterse para da biter, oy da biter. O halde kaçaktan, haraçtan gelen paranın kime gittiğini bulursak, bu para akışını kesersek, bir de doğudaki halkımızın zorla oylarını alanları tespit eder de kanun gibi bir kanun önüne çıkartabilirsek bu oyunu bozabiliriz ama oyunun bozulmasını istemeyenler bizi engellemezse...

Yani iktidara sahip olanlar oy peşinde, parti işi peşinde, şahsi işler peşinde, iktidar gene iktidar peşinde, öyle mi? Peki ya şehitler?

Tayyip dedi ya; askerlik yan gelip yatma yeri değildir, diye. Tayyip'e göre şehitlerin görevi bu; askere gidecekler, şehit olup bayrağa sarılı tabut içinde geri dönecekler. Teröre bakış açısı bu. Aslında şehitlerimizin sorumlusu kendisidir; gerekli tedbirleri almadığı, gerekli dış politikayı uygulamadığı, gerekli yasaları çıkarmadığı için. Birleşmiş Milletler'in, "terörün finansörü", dediği Yasin El Kadı'ya kefil olan bir başbakandan ne beklenir ki? Adam sanki bu durumdan memnun, şehitlerimizden memnun; onlarca şehit verdiğimiz bir karakola gittiğini gördünüz mü hiç? Baskına uğramış, onlarca şehit vermiş bir askeri karakola gidip de başsağlığı dilediğini duydunuz mu hiç?

Ama inanın bana bu yaptıkları yanlarına kar kalmayacak. Bu hesap mutlak sorulacak. Korkum ise şu; kaçacak bunlar. Kaçarlarsa nasıl hesap sorulacak, onu düşünüyorum şimdilerde. İyi takip etmek gerek, yurt dışı bağlantılarını iyi bilmek gerek, kaçtıklarında kulaklarından tutup geri getirebilmek için.

Peki, bu PKK'nın siyasi kanatları ne yapar, muhtemel bir sınır ötesi operasyonda?
Onlara dikkat edin. Onlar İmralı'nın sesidir. Onlar nereye yanaşıyorsa, kimle görüşüyorsa, bilin ki bu oyunda birlikteler! Ordumuzun operasyonlarını boşa çıkarmak için ellerinden gelen her şeyi yapacak, meydanlara dökülecek, insan hakları Bunların kim olduğu belli. İşbirlikçileri belli. Önce polis ve jandarmanın yetkilerini geri vereceksiniz. Terörle Mücadele Kanunu'na, teröristlerle işbirliği içinde olan her kesin, parti, dernek, vakıf ne olursa olsun, mal ve para varlıklarına el konulacağını yazacaksınız. Üç ay bunları teknik takibe alacaksınız. Üç ay sonra elde mevcut delillerle bir operasyon yapıp etkisiz hale getireceksiniz. Avrupa'daki fonlardan siyasilere ya da bunlarla bağlantılı belediyelere ve de bağlı kuruluşlarına gelen her kuruşu takip edip MASAK'ı devreye sokacaksınız yani bunlara para akışını keseceksiniz. Ama aynı anda terör yüzünden göç etmek zorunda kalmış bir milyona yakın vatandaşımızın sorunlarına çare bulacaksınız ki, PKK'ya katılmayı bir çare olarak görmesin onlar. Bu arada PKK'ya destek veren ülkelere kibarca bir nota gönderip bu mücadelede ciddi olduğunuzu da göstereceksiniz. Adına Avrupa'dan, Amerika'dan, Barzani ve Talabani Kardeşlerden ve de siyasilerimizden yardım isteyeceklerdir. Elbette konu insan hakları olunca onlar da yardım edecekler.

Hepsi bu mu?
Hepsi bu olur mu? Otuz yıllık bir hasta üç ayda iyileşir mi? Avrupa'daki Türkleri örgütleyeceksiniz. PKK bürolarını etkisiz hale getirip haraç almalarını önleyeceksiniz. Yurt dışındaki teröristleri tek tek kulağından tutup ülkeye getirecek ve yargılayacaksınız, halkımız da sizin ciddi olduğunuzu anlasın. Kaçakçılığa bir çare bulacaksınız; bunun için ya sınırlarınızı koruyacaksınız ya da ekonomik tedbirler alacaksınız. Ama mutlaka uyuşturucu kaçağına bir son vereceksiniz. Son olarak örgütün arşivlerini ele geçiririn, kimin PKK'lı olduğunu tespit edin. Örgütün kasasını ele geçirin, kimin PKK'ya yardım ettiğini bulun. Sonra da tüm bunların hesabını sorun. Eğer sorabilirseniz?

Soramaz mıyız?
Özel bir bakanlık gerek bunun için, özel bir teşkilatlanma, özel yetki kanunları ve bunları yapabilecek güçlü ve kararlı bir hükümet.

Geriye kim kaldı bu oyunda?
Biz. Evet biz. Avuç içinde buz misali damla damla eriyen biz! Bizim ordumuz, bizim ülkemiz, bizim bayrağımız, bizim toprağımız, bizim anamız "vatan sağ olsun" diyen. Aslında bu oyunu bozacak biziz ama nedense oynamak yerine hep seyreder ve şehit oluruz. Ama bizim sıramız da geldi gibi oldu, hani. Teröristler Şırnak'ta olduğu gibi artık evlere girip askerimizi çoluk çocuğunun yanında öldürüyorsa, artık bu oyunu bizim oynamamız zamanının geldiğini gösteriyor.

Tarihimizde ilk kez, "Ben Türk'üm" demeyenbir başbakanımız oldu, kendini "Türk" saymıyor. Halbuki Anayasa'ınıza göre o bir Türk. O'na göre Türkiye'de "Türk ulusu" yaşamıyor, yerine "Türkiye halkı" var, yaşayanlar ise "Türkiyeli". O'nun için, " Ne Mutlu Türk'üm" demenin de bir anlamı yok, tıpkı Musa'nın gülü Abdullah'ın düşündüğü gibi. Kendileri, anne tarafından Gürcistan'da yerleşik Yahudi soyundan geliyor. Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti kurulmasını isteyen kim? Bu Recep Tayyip Erdoğan'ı çok mu aradık acaba biz? Bulamadık mı bir başkasını; Türk'ü seven, Türk ulusunu seven, Türk'üm demekten gurur duyan, bizden birini bulamadık mı? Ülkemizde terör varmış. Olacak elbet. Terör olayına Kürt sorunu olarak bakan kim? Yokluktan Türkçe öğrenememiş vatandaşlarımıza Kürtçe kurslar açan, TV yayını yapıl-masına izin veren O değil mi? Askerlerimiz şehit oluyormuş. Olacak elbet. Şehide kelle diyen saygısız O değil mi? Askerlik yan gelip yatma yeri değildir diyen, teröristlere destek verenlerle beş yıldır diyalog arayan O değil mi? Daha ne diyeyim size ben, Tayyip'in başında olduğu bir hükümet, terör sorununu çözebilir mi hiç!

Şimdi nefeslerimizi tuttuk bekliyoruz, silahlı kuvvetler ne yapacak, diye? İlla ki, operasyon derseniz; girsin Irak'a bence, hava taarruzları kar etmez. Girsin Irak'a, PKK'yı da, Hakurk'u da yok etsin, Barzani'yi silip süpürsün. Musul ve Kerkük'ü kontrol altına alsın. Oradaki soydaşlarımızı silahlı bir güç haline getirsin. Ortadoğu da söz sahibi olsun. Olacaksa tüm saydıklarım, Irak'a girsin, yanındayız ordumuzun. Aksi halde boş, gene şehit haberleriyle sarsılacak ülkemiz. Ama iktidara sahip olanlar terörü bitirmek isterse eğer, inanın üç ay ya da dört, bu bize yeter PKK'nın siyasi ve idari gücünü yok etmek ve en azından onları etkisiz hale getirmek için.

Peki, bu iktidar sahipleri terörü bitirmek istemezse ne olacak?
İktidara iktidarı veren halktır, nasıl verdiyse öyle de geri alır. Halkın yanında Kemal'in askerleri vardır, Kemal'in gençliği vardır, demokrasi işte budur, çare tükenmez.

Neyse, bunlara da şükür, bu kadar şehide de şükür, hala bayrağımız dalgalanıyor ya, ona şükredelim biz. Ya bir de başbakanımız Yahudi olsaydı, ne yapardık o zaman biz?

Kaynakça
Kitap: İHANETİ GÖRDÜM
Yazar: ERDAL SARI ZEYBEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir