Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Gerçekler(The Truth), Heroic Hasan Atilla Uğur: "The Capturing Process of Öcalan"

Demokratik Sol Partisi Genel Başkanı Kahraman Bülent Ecevit, kısa bir süreliğine olsa bile, Türkiye'miz içindeki Amerikan örgütlenmesini belirli bir ölçüde engellemiştir.

Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 21:38

Abdullah Öcalan'ı sorgulayan Albay Atilla Uğur, Öcalan'ın yakalanma sürecini anlattı

İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı emekli Albay Hasan Atilla Uğur, “Türkiye’de barınan 2 El Kaide mensubunun adını ABD’den öğrenen bizimkiler, yakaladıkları bu 2 El Kaide mensubunu ABD’lilere teslim etti.

Bunun karşılığında ABD zaten Abdullah Öcalan’ı adım adım takip ediyordu. Abdullah Öcalan’ı paketledi ve buradan giden bizim ekibimize teslim etti” dedi.

Kamuoyunda ‘Apo’yu sorgulayan komutan’ olarak tanınan İP Genel Başkan Yardımcısı emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Afyonkarahisar’ın Sultandağı İlçesi’nde ‘Kriz ve Türkiye’nin Çıkış Yolu’ konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı. İP Genel Sekreter Yardımcısı Hüseyin Karanlık’ın da katıldığı Sultandağı Belediye Düğün Salonu’ndaki konferansı bir grup partili izledi.

Konferansta ‘Abdullah Öcalan, Türkiye’ye nasıl teslim edildi’ sorusunu yanıtlayan Hasan Atilla Uğur, Türkiye’nin ABD ile ikili bir anlaşma yaptığını söyledi. Uğur, “Apo yakalanmadan önce Suriye, Apo’yu destekliyordu. 1998′de MGK’nın görev verdiği Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Adana’da bir konuşma yaptı. ‘Suriye, ayağını denk al’ dedi.

Suriye, Apo denilen o katili göndermek zorunda kaldı. Biz adım adım nerede olduğuna dair bilgi topladık. İtalya’ya gitti, Rusya’ya gitti, Yunanistan’a gitti. En son Kenya’daki Yunanistan Büyükelçiliği’ne gitti. Öcalan kendini orada garantide zannetti” dedi.

TÜRK DEVLETİNİN GÜCÜ

O dönem, ABD’nin de terör saldırıları dolayısıyla sıkıntı yaşadığını aktaran Uğur, “İkiz Kulelere saldırı . El Kaide diye bir örgüt var. El Kaide’nin başında da Usame bin Ladin var. El Kaide, ABD’nin Kuzey Afrika’daki büyükelçiliklerine saldırılar yaptı. ABD panik halinde. Bunu yapanlar da daha önce kendi besledikleri El Kaide. Türkiye’de barınan 2 El Kaide mensubunun adını ABD’den öğrenen bizimkiler, yakaladıkları bu 2 El Kaide mensubunu ABD’lilere teslim etti.

Bunun karşılığında ABD zaten Abdullah Öcalan’ı adım adım takip ediyordu. Abdullah Öcalan’ı paketledi ve buradan giden bizim ekibimize teslim etti. ‘Abdullah Öcalan’ı şartlı teslim ettiler’ algısı, Türk Ordusu’na, güvenlik kuvvetlerine hakarettir. Karşılıklı bir paslaşma var. Onun Suriye’den çıkmasını sağlayan da Yunan Büyükelçiliği’nden çıkarttıran güç de bizim devletimizin gücüdür” diye konuştu.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 23:04

Heroic Hasan Atilla Uğur: "The Capturing Process of Öcalan"

Hasan Atilla Uğur is the Hero Türk Colonel who questioned Öcalan after he was captured. During the questioning, Öcalan admitted many things, including the fact that he and the PKK terrorist organization had always been a puppet of the US(PKK is created an still aided and controlled by the US for the goals of the US), and also supported by other states(US, England, Syria, Iran, Germany, Bulgaria, Serbia, Netherlands, France, Greece). Hasan Atilla Uğur was also working together with the the Special Forces Command(Maroon Berets/Bordo Bereliler) team(who was under the command of Engin Alan) who captured Öcalan in Kenya and brougth him to Türkiye.

During a conference in Afyonkarahisar-Sultandağı, Hasan Atilla Uğur answered the questions about the capturing of Öcalan, the number one of the PKK terrorist organization. Hasan Atilla Uğur explained the following facts:

"Türkiye and the US made a bilateral agreement. Before Öcalan was captured, Syria was supporting Öcalan. The National Security Council of the Türk state in 1998, has given the Land Forces Commander Orgeneral Atilla Ateş a task.

After this task assignment, Atilla Ateş gave a speech, which included the following message: "Syria, Watch Your Step!". The Message was clearly a Threat against Syria.

After this speech, which included a threat, Syria was forced to send away the murderer that is named Öcalan. We collected information regarding his whereabouts, step by step. He went to Italy, he went to Russia, he went to Greece. Finally he went to the Embassy of Greece in Kenya. Öcalan thaught he was safe/guaranteed in there.

THE POWER OF THE TÜRK STATE

At that time, the US had also problems with terrorist attacks, "the attack on the Twin Towers". There is an organization called El Kaide. On the top of the El Kaide is Osama Bin Laden. El Kaide, performed attacks on the US embassies in North Africa. The US was in a state of panic. Those who performed these attacks were the El Kaide, which was earlier created, controlled, used and aided by the US(so, in fact, the El Kaide which was a puppet of the US, became a little bit of out of control). There were 2 members of the El Kaide whom were sheltering in Türkiye. We learned the names of these two terrorists, from the US, and we captured them, and delivered them to the US officials. In return for this, the US was already following Abdullah Öcalan step by step. They packaged Abdullah Öcalan, and it was delivered to our team whom went to Kenya from Türkiye.

The perception that Abdullah Öcalan was delivered with a condition is a LIE, and is an insult to the Türk Army, and an insult to the security forces."

To make a summary of the chronology of the capturing of Öcalan:

1. After the First World War, Syria became a country of the UK. After the Second World War, Syria and other countries like Iraq were now being controlled by an Union of the UK and the US, in which the US was the leading character. All dynasties whom ruled Syria were a puppet of the UK and the US(of course until the start of the Bashar al-Assad rule, who resisted against being a slafe of the UK and the US)(Bashar al-Assad became president in 17 July 2000).

2. Land Forces Commander Orgeneral Atilla Ateş threatened Syria(was still a puppet of the UK and the US and still under control of the UK and the US) to let go Öcalan in 1998. Syria(and their masters who are the US and the UK) was forced to let go of Öcalan, and he was send away from Syrian borders.

3. El Kaide, which was a puppet of the US, came out of control, and attacked the embassies in North Africa, the US was in panic. In exchange for the El Kaide members in Türkiye, the US intelligence agreed to help delivering Öcalan who was residing in the Greek embassy(Greece is also a puppet of the UK and US) in Kenya. The Maroon Berets/Bordo Bereliler Forces captured Öcalan and brought him successfully to Türkiye.

4. The Türk Army and the Türk Intelligence was already following all steps of Öcalan, and it was a matter of time that the Türk Army would capture Öcalan. In fact, before this capturing operation, the Türk Special Forces Command performed secret assassination attempts to kill the baby murderer terrorist Öcalan. Also, many other secret operations were ongoing. So, with or without help, it was a matter of time, that Öcalan would either have been captured or killed by the Türk Army in 1999.
Bülent Ecevit was a nationalist and independent premier who made Türkiye a strong world power again and eliminated all threats coming from the PKK(puppet of the US). In fact, the PKK was completely destroyed during his rule.
During(and a bit before) the state rule of premier Ecevit(1999-2002), İsmail Hakkı Karadayı(1994-1998) and Hüseyin Kıvrıkoğlu(1998-2002) were heroic heads of the Türk General Staff, who were victorious in the secret war against the US army in Iraq. İsmail Hakkı Karadayı and Hüseyin Kıvrıkoğlu were both followers of the great Atatürkists Eşref Bitlis(1952-1993, former Türk Orgeneral, was almost head of Türk General Staff, before his assasination), who made a revolution in the Türk Army after the Soviet Union was divided by the US.
They performed dozens of secret or public military operations in Iraq against the US army and the puppets of the US army(PKK). The Türk Armed Forces are still the secret rulers of the Türk State, the government is performing like an independent puppet of the Türk Army, the government gets warned when it is out of control. And the Türk Armed Forces is still being ruled by present or retired Atatürkist Generals who are following the same guidelines like the great Atatürkist Eşref Bitlis.
The Türk Armed Forces is the continuation of the Hunnic Army(Motun, Uldin, Rua, Attila, Dengizik) of 2000 years ago. Such a strong Türk Army, which consists of the great devoted Türk Nation whom is full with people ready to sacrifize theirselves to defend the independency of their country against the enemy states, CAN NOT BE BEATEN BY WAR, that's why the enemy states try many political and psychological warfare options, but the recent events show that all these attemps failed and will fail forever.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 23:06

Öcalan'ın ağzından PKK'yı destekleyen ülkeler!

İmralı?daki ilk sorgulamayı yapan emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Öcalan?ın ifadelerini kitaplaştırdı. Teröristbaşı, PKK?yı destekleyen devletleri tek tek anlattı.

Şu anda Ergenekon tutuklusu olan Albay Uğur?un piyasaya yeni çıkan kitabında çarpıcı iddialar yer alıyor.

1999 yılında Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirilen Abdullah Öcalan'ı İmralı'da sorgulayan ilk subay olan Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, devletin açıklamadığı, sorgu tutanaklarını yıllar sonra kitaplaştırdı. Halen Ergenekon davasından Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Emekli Albay Hasan Atilla Uğur'un "Abdullah Öcalan'ı Nasıl Sorguladım" isimli kitabında yok yok.

Öcalan sorgusunda örgötü destek olan ülkelerle ilgili ilginç itiraflarda bulunuyor. Öcalan, ülkeler hakkında şu bilgileri veriyor:

Suriye: Suriye Kürtler arasında örgütlenmeye izin verdi. Sınır geçişlerinde kolaylık sağladı, maddi gelir elde etmemizde engel çıkarmadı. Suriye'de yapılan çalışmalar sonrasında 1 milyon dolar bağış topladık. Muhaberat buna göz yumuyordu. Zaman zaman muhaberatın arabalarını da kullanıyorduk.

İran: Türkiye'deki Hizbullah'ın faaliyet alanına müdahale etmemek şartıyla İran ile anlaştık. Rusya'dan alacağımız silahları İran üzerinden teslim alacaktık. İran'daki kamplar, yaralı ve hastaların tedavi edildiği kamplardı. Zağros'ta 2500 civarında PKK'lı vardır. Bu bölge silah, uyuşturucu ve hayvan ticaretinin yoğun olduğu ve rant paylaşımının yaşandığı yerdir. Yani oradaki gelirlerimiz Avrupa'dakine yakındır.

Almanya: Almanya ile ilişkilerimiz 1980'de başladı. Alman devleti de ilişkilerimizde örgütü yanına alma politikası izledi. Örneğin Kani Yılmaz'ın sığınma talebini kabul edip, pasaport verdi. Alman Gizli Servisi'nden Lummer benle Suriye'de görüşerek eylemlerimizi durdurmamızı istedi. Ben Almanya'daki eylemlerimizi durdurma karşısında bize yumuşak davranmalarını istedim. Öyle de oldu. Bir çok arkadaşımıza pasaport ve sığınma hakkı verdiler. Almanya PKK konusunda kendi çizgisinde kadro oluşturmak istemektedir.

Bulgaristan: Sofya'nın merkezinde bir büromuz mevcuttur. 100 kadar aile ile ilgileniyorlar.

Sırbistan: Sırbistan'da 20 adet Strella füzesi satın aldım. Ama Sırplar çok daha fazlasını bize destek için parasız verdiler.

İngiltere: Bakın bizim konumuza en akıllı yaklaşan İngiltere'dir. İngilizlerin esas ilgi alanı Celal Talabani'dir. İngiltere bizimle hiç siyasi ilişki kurmadı ama bazı lordlar benimle görüşüp "sizi destekliyoruz" dediler. Yani aynı Şeyh Said konusu gibi gizli olarak en büyük destek hep İngilizlerindir.

Hollanda, bizim üstlenme ve eğitim alanımızdır. En çok destek ve para bulduğumuz ülkedir.

Fransa'da özellikle STK'lar çok destek oldu. Orada yaşayan Kürtlerden iyi bağış toplarız.

Amerika: ABD'nin bütün meselesi Barzani ve Talabani'yi devlet haline getirmektir. Amerika bize çok yüz vermiyor görünse bile bölge politikası belirlenirken bizim de elinde piyon olmamızı hedefliyor.

Yunanistan: PKK ile Yunanistan ilişkileri Suriye -PKK ilişkilerine benzerlik göstermektedir.

1993'te Yunanistan'da PKK kampları açıldı. Lavrion kampında PKK'lılara daha çok ideolojik eğitim veriliyordu. Dimitri Elen kampında elemanlarımıza bomba eğitimi verilir. Yunanistan istihbaratının bize büyük desteği vardır.

Köylü, beceriksiz, laçka, yeteneksiz

Uğur'un kitabına göre Öcalan örgüt yönetimindeki kişileri "Köylü", "Beceriksiz", "Laçka", "Yeteneksiz", "Pratiksiz" diye aşağılıyor. "PKK'da ikinci adam yok" deyin Öcalan, "Karayılan köylüdür, Duran Kalkan, güçsüzdür. Cuma kod adlı Cemil Bayık, askeri ve pratik anlamda zayıftır. Fuat kod adlı Ali Haydar Kaytan, örgütlenmede oldukça dağınıktır. Botan Kod adlı Nizamettin Taş, askeri formasyondan uzaktır, biraz köylüdür. Avareş Kod adlı Mustafa Karasu, kırsala çıktığında iradesiz bir görünüm çizdi. Örgüt çizgisini fazla tutturamadı" ifadelerini kullanıyor. - Türkiye Gazetesi / Salih Bilici

http://forum.memurlar.net/konu/1388622/
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 23:10

C-4'LÜ BOMBADAN KURTULDU

PKK'nın Suriye'de El-Muhaberat yardımıyla cirit atması ve örgütün burada yönetilmesi nedeniyle, Türkiye Öcalan'a suikast kararı aldığı ve bunun için Özel Kuvvetler Komutanlığı personelinin yetiştirildiği iddiası ortaya atıldı. Bu iddia Ergenekon Davası'nda da gündeme geldi. Korkut Eken'in suikast amacıyla bir grubu eğittiği ancak daha sonra bu fikirden vazgeçildiği öne sürüldü. 6 Mayıs 1996 tarihinde Şam'da, Öcalan'a yönelik 1 ton C4 patlayıcı ile suikast girişiminde bulunuldu. Öcalan, suikastten yara almadan kurtuldu. Bu suikast girişimini Yeşil Kod Adlı Mahmut Yıldırım'ın Suriye istihbaratı için de çalıştığı iddia edilen Şanlıurfa'daki bir aşiret reisinden yardım alarak gerçekleştirdiği öne sürüldü. Bu olaydan sonra PKK ilan ettiği ateşkesi bozdu.

http://www.haberturk.com/yasam/haber/66 ... ye-gunleri
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 23:11

'Öcalan operasyondan nasıl kurtuldu?'

LEVENT İÇGEN/ANKARA | 17 Şubat 2014 Pazartesi - 12:53

Abdullah Öcalan, 15 Şubat 1999 tarihinde yıllarca ikamet ettiği Şam'dan apar topar Rusya'ya kaçtı. Öcalan daha sonra İtalya, Yunanistan derken Kenya üzerinden Türkiye'ye getirildi. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın, Şam'da ikamet ettiği yıllarda Öcalan'a 10'dan fazla suikast planladığı iddia edildi.

6 Mayıs 1996'da "Mercedes" adıyla yapılan, bir ton bomba yüklü araçla gerçekleştirilen suikast girişimi iddiası, en çok ses getirini oldu. Mercedes Operasyonu ile ilgili birçok iddia ortaya atıldı. Ancak operasyonun gerçek öyküsü MİT'in arşivinde kaldı. Gazeteci yazar Necdet Pekmezci, Tanyeri yayınlarından piyasaya çıkacak olan "Memlekete Hoş Geldin Öcalan" adlı kitabında "Mercedes Operasyonu"nun gerçek öyküsünü, "MİT'in gayrı resmi arşivinden" bilgilere dayandırarak kaleme aldığını belirtti.

Pekmezci'nin önümüzdeki günlerde çıkacak kitabından bazı bölümler şöyle:

ÇANKAYA'DA ÖCALAN BRİFİNGİ: Mercedes Operasyonu'na sayılı günler var. Aylardır süren hummalı çalışmada son sözü devletin zirvesi söyleyecek. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Mesut Yılmaz, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile bazı görevliler…Brifing 'Abdullah Öcalan'a yönelik faaliyetler ve Mercedes operasyonu' adıyla başlıyordu.

Sunum bölümünde, 'MİT Kontr-Terör Dairesi Sunar', 'Çoğaltılamaz, Kopyalanamaz' ibareleri dikkat çeken rapor şöyle devam ediyordu: ... Abdullah Öcalan teşkilatımızca devamlı bir hedef olarak ele alındı. Hedefe karşı aktif operasyonlar Ekim 1993’te başladı. 1994 Nisan ayına kadar daha ziyade taşeronlar kullanıldı. Taşeronlardan sonuç alınamayınca kendi unsurlarımızın yer aldığı operasyonlar geliştirildi.

MERCEDES OPERASYONU: Mercedes operasyonu 1. safha; 25 Nisan 1994 tarihinde başlatıldı. Operasyonda Ankara’da oturan Suriye asıllı…numaralı eleman ile Suriye’de oturan …numaralı eleman kardeşi kullanıldı. Abdullah Öcalan’ın ikamet ettiği Şam Mezre adresine yakın bir yerde ev kiralandı. Suriyeli elemanın satın aldığı eski bir Mercedes otomobile Ankara’da uzaktan kumandalı patlayıcı yerleştirildi ve Şam’a yollandı. Eleman fırsat çıkmadığı için uygulamayı gerçekleştiremedi. Mercedes operasyonunun ikinci safhasının başlatılması üzerine bu çalışma Ocak 1995’de sona erdi.

EMNİYET MÜŞTEREK FAALİYET GRUBUNDAN ALINDI: Mercedes operasyonu 2. safha; Şam’daki Mahsum Korkmaz 2 Akademisi hakkındaki bilgiler yeterli değildi. 14 Ocak 1995'te kamptan kaçarak Şam büyükelçiliğimize sığınan M., bu eksikliği giderdi. Kampla ilgili detaylı bilgi edinildi. Mahsum Korkmaz 2 Akademisiyle ilgili detaylı bilgi alınmasından sonra eski bir istihbarat elemanı olan ….numarasıyla Şam’da havaalanı yakınlarındaki Şebbal köyünde bir çiftlikte bulunan kampın tespitinin dökümante edilmesi gerçekleştirildi... Hedef tesisi gözetlemek amacıyla eleman aracılığı ile Mahsum Korkmaz Akademisi 2’ye yakın bir yerde güvenli bir ev satın alındı. Elamanın yardımı ve kendi personelimiz kullanılarak Öcalan’a yönelik taaruzi bir operasyona gidilmesine karar verildi. 12 Ocak 1995 tarihinde MİT Müsteşarımızın emriyle operasyonu yürütmek üzere MİT’e ait müstakil bir binada MİT, Genelkurmay Başkanlığı ve Emniyet Genel müdürlüğü personelinden oluşan müşterek faaliyet grubu teşkil edildi. 26 Mart 1995’de Öcalan’a yönelik bir eylem planladığı haberlerinin basında yer alması üzerine Nisan 1995’in ilk haftası içerisinde Emniyet Genel müdürlüğü müşterek faaliyet grubundan alındı.

EV SATIN ALINDI: MİT karşı faaliyet elemanları bölgeye sevkedildi... Güvenli evin, Mahsum Kormaz 2 Akademisini gören duvarına gece ve gündüz çalışan kamera konuldu. 24 saat esasına göre gözetleme faaliyetine geçildi...

SİYAH MERCEDES: Öcalan’ın indiği zırhlı Mercedes kampa sık sık gelip gitmektedir. Ayrıca hedef ,siyah 300-E bir Mercedes de kullanmaktadır... Hedefe ait araçlardan bir diğeri de Chavrolet Blazer modeli bir jiptir. 3’er aylık eğitim dönemi biten teröristler gruplar halinde araçlarla kamptan çıkarılmakta, Şam tren istasyonuna getirilmektedir. Şam tren istasyonuna getirilen teröristler buradan tren ile öncelikle Kamışlı’ya müteakiben Türkiye ve Kuzey Irak kırsalına sevk edilmektedir... Öcalan sık sık kampa gelerek belli dersleri kendisi vermektedir...

ÖCALAN'IN EVİ: Keşif çalışmaları sırasında Abdullah Öcalan’ın Şam Mezlecebeliye semtinde ikamet ettiği evde tespit edildi. Hedef bu 3 katlı binanın giriş katını büro olarak kullanarak zaman zaman görüşmelerini burada yapmakta diğer iki katında ikamet etmektedir. Hedef evin civarında uygun gözetleme evi tespit edilemediğinden gözetleme faaliyetleri elemanın arabasına yerleştirilen video kameralar vasıtasıyla yapılmıştır. Gözetlemeler sırasında kampa ait ikmal aracı Öcalan’a ait Mercedes’ler ve blazer aracın ev önüne park ettikleri sürekli kamp ve ev arasında gidip geldikleri gözlenmiştir.

MAZDA MİNİBÜS HAZIRLANDI: Hedefe birkaç değişik tarz eylem planlandı. Yol güzergâhlarında 5 kez pusu düzenlendi. Hedefin rutin geliş gidişlerinin olmaması, ülkenin şartları ve hedefin zırhlı bir araç kullanıyor olması, başka yöntemler kullanılması gerektiğini ortaya koydu... Bomba yüklü bir araç kullanılarak hedefin konuşma anında imhasına karar verildi. Kasım 1995 ayı içerisinde yüklemenin yapılacağı Mazda bir minibüs hazırlanmaya başlandı. Aracın karoser kısmı tamamen söküldü. Aracın içine patlamanın istikametini verecek çelik plakalarla destekli gizli bölmeler yapıldı. Teknik olarak yapılan hesaplamalarda kamp yeri gibi geniş bir alanda hedefin kesin olarak imhası için 1 ton plastik patlayıcı kullanılması gerektiği tespit edildi. Patlayıcılar hazırlanan gizli bölmelere yerleştirildi. Çift anahtarlı açıldıktan 20 dakika sonra aracı patlatacak emniyetli bir elektronik düzen hazırlandı. Suriye’de en çok kullanılan markalardan olan Mazda minibüste Türkiye ile bağlantı kurulacak bir iz bırakılmadı. Araç tabii bir hale getirildi.

Patlama neticesinde kamp yerle bir olacak, 150-250 metre arasındaki canlıların tamamı ölecek, 2 kilometreye kadar binalarda çatlaklar olabilecek camlar kırılacaktır. Operasyon ile ilgili bütün hazırlıklar tamamlanmıştır. Patlayıcı eylem konusuna yaklaşmayan…numaralı eleman devreden çıkarılmış yeni, güvenilir birbirinden ayrı elemanlar vasıtasınca Şam içerisinde 2 ayrı güvenli ev kiralanmıştır. …numaralı eleman eylem sonrasında cezalandırılacaktır.

ÖCALAN KURTULDU

Abdullah Öcalan’ı tarihin sayfalarına gömmek ve Suriye’ye de hak ettiği dersi vermek için emir ve tensipleri beklenmektedir, arz ederim. Devletin zirvesi göz göze geliyor ve “olur” diyordu… Kağıt üzerinde saat gibi işleyen plan, şaşıyor ve Abdullah Öcalan suikasttan sağ kurtuluyordu…MİT bu kez Yunanlı Amiral Adanis Naksakis’in peşine düşüyordu…Suikast ekibinde Yeşil de vardı…
Öcalan’ın kaldığı üç katlı ev yerle bir oluyor. İnfilak eden bir ton patlayıcı, binaya hatırı salıyır hasar verirken çok sayıda PKK’lı ya ölüyor ya da yaralanıyordu. Ancak Öcalan, bu saldırıdan kıl payı kurtuluyordu… Peki bu nasıl olmuştu! Her ayrıntısı düşünülen operasyondan kurtulmasının öyküsü aslında yapılan istihbarat eksikliğini de ortaya koyuyordu. MİT’in infaz ekibi aylarca süren çalışmalarda, binanın daha çok bahçesini, gireni çıkanı gözlemleyip, görüntülemiş ancak içerisi unutulmuştu. Operasyona katılan ekip; bu ince ayrıntıyı fiyasko ile sonuçlanan bir eylemden sonar öğreniyordu. Abdullah Öcalan’ın evin içinden bir yerden konuştuğu düşünülüyor, planlama da buna göre yapılıyordu. Ancak Öcalan, tedbirliydi, telefon ve telsiz görüşmelerini binanın bodrum katından yapıyordu. Patlama olduğu sırada da bodrum katında bulunan Öcalan, bu saldırıdan burnu bile kanamadan kurtuluyordu…"

http://www.gazetevatan.com/-ocalan-oper ... 60-gundem/
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 23:41

İmralı sürecinde PKK / 1

Mehmet Faraç
09 Mart 2009 Pazartesi

Sabrın tükendiği gün!..


Terörün Güneydoğu’yu kan gölüne dönüştürdüğü 1998 yılının ortalarında hem askeri yetkililerin hem de siyasilerin sabrı iyice tükenmişti. PKK’liler 15 Ağustos 1984’te Eruh baskınıyla başlayan terör eylemlerini durdurmuyordu. Güvenlik güçleri büyük kayıplar veriyordu. Suriye’yi üs tutan terör, Kuzey Irak’taki kamplarından Türk topraklarına kan, kin ve gözyaşı bırakıyordu. Suriye koruyup kolladığı hatta desteklediği ayrılıkçı terörün tüm unsurlarına kucak açmış ve dünyanın gözün önünde PKK’yi destekliyordu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanları ve başbakanları ilk kanlı eylemden itibaren Suriye’ye her gittiklerinde Hafız Esad’ın önüne Abdullah Öcalan ve örgütün üst düzey yöneticilerinin Şam ve Lazkiye’deki ev adreslerini ve hatta telefon numaralarını veriyordu. Oysa Esad yönetimi harita, kroki ve fotoğraflarla güçlendirilmiş bu bilgi dosyalarını göz ardı ediyor ve ısrarla Öcalan’ın Suriye’de olmadığını ileri sürüyordu. Oysa PKK’nin Suriye’yi üs tuttuğunu bütün dünya biliyordu.

Diplomatik tüm girişimlere karşın Suriye’nin pervasızlığı sürüyordu. PKK Şam yönetiminden aldığı bu destekle Bekaa Vadisi’nde eğittiği militanları Kuzey Irak’a yönlendiriyor ve şiddet bu topraklardan Türkiye’nin huzurunu kaçırıyordu.

Suriye’ye yönelik uyarı ve baskılardan sonuç alınamayınca Türkiye PKK’nin, Öcalan’ın ortadan kaldırmasıyla durdurulabileceğini düşünmüştü. Tansu Çiller iktidarı döneminde Öcalan’ın öldürülmesi için bazı girişimler başlatıldı. Yoğun çalışma ve planlamaların ardından yüksek miktarda plastik patlayıcı yerleştirilen bir Mercedes Şam’a gönderilmişti. Aracı Şam’daki işbirlikçi eylemciye “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım teslim etmişti.

Öcalan Suriye istihbaratının koruma altında tuttuğu bir bölgede yaşıyordu. Bombalı araç Öcalan’ın evine 500 metre uzaklığa park edildi. 6 Mayıs 1996’da Öcalan’ın evinin yakınlarında çok büyük bir patlama meydana geldi.

O dönemde MİT’in operasyon dairesini yöneten Mehmet Eymür, aldığı ilk bilgilere göre operasyonun başarılı olduğunu düşünmüştü. Ancak bir süre sonra Öcalan’ın telsizle konuşma yaptığı saptanınca olayın fiyasko olduğu anlaşılmıştı.

Mercedes’teki bomba düzeneği yanlış bağlanmış ve patlayıcının etkisi ve tahribat çevredeki yapılar yerine zemine doğru yönlenmişti. Operasyondan geriye, bölgede patlamanın tesiriyle açılan 10 metre derinliğindeki çukur ve hem PKK hem de Suriye’nin yaşadığı şok kalmıştı.

Bu başarısız suikast girişiminin ardından Öcalan daha korunaklı bir bölgeye çekilmiş ve örgütün eylemlerini arttırması için talimatlar vermişti. Türk istihbaratı Öcalan’ın ortadan kaldırılmasını hedefleyen ilk denemede başarısız olmuştu. İkinci bir deneme için daha kapsamlı hazırlıklar yapıldı.

MİT görevlileri, 1996 Kasımı’nın son günlerinde, Öcalan’ın Şam’da yazlık olarak kullandığı çiftliğin yakınlarında bir ev kiralayarak hazırlık yapmaya başladı. Arapça konuşan MİT elemanları, dikkat çekmemek için bölgedeki köylülerle işbirliğine girmiş ve sıradan sebze üreticileri gibi davranmaya başlamıştı.

Ankara ise Şam’dan gelecek habere odaklanmıştı. Operasyonu gerçekleştirecek uzmanların eğitimi için de Polatlı’daki bir arsa üzerinde Öcalan’ın evinin bir benzeri inşa edilmiş ve operasyon planları üzerinde çalışılmıştı. Uzmanlar 2.5 ton patlayıcıyı bir traktöre yükleyerek ilk denemeyi bu ev üzerinde yapmış ve olumlu sonuç alınabileceğine kanaat getirmişti.

Şam’daki operasyonda da aynı yöntem kullanılacak ve Öcalan’ın evi bir traktöre yüklenecek patlayıcılarla havaya uçurulacaktı. Ancak bu operasyon yaşama geçirilemedi. Sonraları, o dönemde yapılan çalışmaların bir biçimde deşifre olduğu anlaşılacaktı.

Suriye, Türkiye’nin Öcalan’a yönelik bu girişimlere karşın kadın, çocuk, memur, öğretmen, polis, asker demeden yüzlerce insanı öldüren PKK’yi korumaya devam etti. Ancak 1998’e gelindiğinde devletin sabrı tamamen tükendi. Asker, komşu devletlerden gelen şiddetin artık durdurulmasını istiyordu. Öfke doruktaydı. İlk tepki ordudan gelmişti. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgenaral Atilla Ateş, 16 Eylül 1997’de muhabere üniformasıyla Hatay’a gitmiş ve Suriye sınırını işaret ederek, Şam yönetimine “Sabrımız tükendi” mesajı vermişti.

Devletin öfkesi arttı!..

Bu çıkış, Türk kamuoyunda büyük yankı buldu. Artık bir şeyler yapılması gerektiğini konusunda beklentide olan kamuoyunun sabrı tükeniyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri bu çıkışın ardından Suriye sınırında tatbikat başlattı. Suriye ise Türkiye’nin tepkisinin giderek arttığının hatta kendi egemenliği açısından tehlikeli boyutlara tırmandığının farkındaydı. Şam yönetimi, bu gelişmelerin ardından Türkiye sınırına asker yığmaya başladı.

Ateş’in tepkisi ve tatbikatın başlaması devletin zirvesini de harekete geçirdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1 Ekim 1998’de TBMM’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada Suriye’yi sert biçimde hedef aldı. Demirel şöyle demişti:

“Suriye, Türkiye’ye karşı açık bir husumet politikası izlemektedir. PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha dünyaya ilan ediyorum.”

Türkiye, tepkisini artık daha sert biçimde ifade ediyordu. Devlet Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması konusunda kararlıydı ve bunu açıkça komşu bir devleti tehdit ederek de dışa vuruyordu. Demirel’in ardından ANAP lideri Mesut Yılmaz da partisinin 7 Ekim 1998’deki grup toplantısında, Suriye’yi son kez uyardıklarını belirterek şöyle dedi:

“Teröre destek verme, uluslararası anlaşmalara uy ve düşmanlığa son ver. Kuru cevap bize yetmez, somut adım atmasını bekliyoruz.”

Muhalefet partileri, basın ve sivil toplum örgütleri askerin ve hükümetin tepkilerine destek verdi.

Yılmaz’ın çıkışından bir gün sonra ise hükümet, Şam yönetiminin PKK’ye yönelik korumacı tavrından vazgeçmesi için 45 gün daha süre tanıdı. Bakanlar Kurulu da bu sürenin sonunda, Şam yönetiminin PKK’yi desteklemeye ve korumaya devam etmesi halinde diplomatik girişimlere son verileceğini duyurdu. Hükümet, Öcalan için Suriye’ye karşı gereğinin yerine getirilmesi konusunda görüş birliğinde olduğunu bildiriyordu.

Türkiye’nin en uzun sınır hattında savaş endişesi başlamıştı. Avrupa ve ABD gerginliğin savaşa dönüşmemesi için ardı ardına Esad yönetimini uyaran açıklamalar yaptı. Şam yönetimi ise hem Türkiye’nin hem de dış dünyanın tepkilerine daha fazla direnemedi. Suriye, 9 Ekim 1998 günü Öcalan’ı sınır dışı etmek zorunda kaldı.

Öcalan Atina’da…

Öcalan, Şam-Halep-Atina-Stockholm tarifeli uçağına Abdullah Sarıkurt adına düzenlenmiş bir pasaportla bindirilmişti. MİT ise bu gelişmenin ardından Öcalan’ı takibe aldı. MOSSAD’la iletişim kuruldu. Ancak Suriye’den çıkarılan Öcalan’ın nereye gittiği konusunda farklı bilgiler vardı. PKK liderinden günlerce haber alınamamıştı.

18 Ekim’de Öcalan’ın, Rusya’ya kaçtığı yolundaki istihbarat bilgileri Cumhurbaşkanı Demirel ve hükümet yetkililerine iletildi. Dönemin Milli Savunma Bakanı Sezgin gazetecilere “Evet, bu yönde duyumlarımız var” dedi. Oysa Öcalan Yunanistan’a inmiş ve eski Ulaştırma Bakanı Kostas Baduvas tarafından karşılanmıştı. Arkasında Yunan parlamenterlerin desteği olsa da, PKK lideri havaalanında Yunan istihbaratınca 6 saat sorgulanmıştı. Sorguyu servisin başındaki Albay Karalambos Stravrakakis yapmıştı.

Yunanistan, Öcalan’a kucak açmanın büyük sorunlara yol açacağının farkındaydı. Yunan istihbaratı Öcalan’ı kısa süre sonra Falcon tipi bir uçağa bindirdi. Uçak Rusya’ya doğru hareket etti.

PKK liderine burada Rus milliyetçisi, Liberal Demokrat Parti lideri Vladimir Jirinovski kucak açtı. İddiaya göre bu ev sahipliği karşılığında PKK kendisine 7.5 milyon dolar ödemişti.

Bu gelişmeler sırasında Suriye’den daha fazlası bekleniyordu. Şam yönetimi de Öcalan’ı sınır dışı etmekle sorunun giderilemeyeceğinin farkındaydı. Bekaa Vadisi halen PKK’nin önemli bir karargâhıydı. Üstelik Suriye’de çok sayıda terörist de vardı. Şam yönetimi her ne kadar en az 600 PKK’linin Suriye’deki cezaevlerinde olduğuna ilişkin raporları Türkiye’ye gönderse de Ankara ikna olmuyordu.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi ... ___1.html#
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 23:45

İmralı sürecinde PKK / 2

Mehmet Faraç
10 Mart 2009 Salı

Asrın operasyonu


Abdullah Öcalan sona yaklaştığının farkında değildi. Yunanlıların kendisini Atina’ya götüreceğini sanıyordu. Oysa Güney Kıbrıs’taki Korfu Havaalanı’ndan sonra Hollanda yolculuğu başlamıştı. Orada siyasi sığınma hakkı alabileceğini düşünüyordu. Öcalan’ı taşıyan uçak Minsk Havaalanı’na indiğinde PKK liderinin hayalleri orada da suya düştü. Hollanda makamları kendisini kısa bir süre sonra geri gönderdi. Öcalan gergin ve yorucu bir yolculuğun ardından yeniden Atina’ya sonra da Güney Kıbrıs’taki Korfu’ya indirildi. Öcalan buradaki askeri üste iki gün geçirdi, ancak örgütün Irak ve Avrupa kolunun tüm çabalarına karşın kendisine sığınacak bir yer bulunamadı. Bu sırada Ankara’da çok ilginç ve önemli bir gelişme yaşanıyordu. 4 Şubat 1999 akşamı MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’a ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden telefon geldi. CIA, Öcalan’ı yakalayıp teslim etmeyi öneriyordu. PKK’yi oldum olası destekleyen bir ülkenin bu manevrası Atasagun’u şaşırtmıştı.

Atasagun bu öneriyi hemen Başbakan Bülent Ecevit’e iletti. Ecevit de heyecanlandı. Bu haber devletin üst düzeyinde büyük yankı uyandırdı. Başbakan gereğinin hızla yapılması için üst düzey yetkilileri bir araya getirdi. Cumhurbaşkanı Demirel, Ecevit ve askeri yetkililer bu fırsatın kaçırılmaması gerektiği konusunda hemfikirdi. Böylesi bir plan PKK terörüne büyük darbe vurabilir, yurt-içinde artan tansiyonu da indirebilirdi.

ABD yetkilileriyle bir anlaşma yapıldı. PKK lideri sağ yakalanacak ve adil yargılanma koşuluyla teslim edilecekti. Başbakan Ecevit zaten idam cezasına karşı olduklarını belirterek ABD’ye güvence verilmesini istedi. İki ülke arasında PKK liderinin yakalanarak teslim edilmesi konusunda mütabakat sağlanmıştı. Gerisi operasyonu yapacak merkeze bırakılmıştı.

Ancak ABD’liler konuya çok hassas yaklaşıyordu. Operasyonun içeriği, kullanılacak silahlar ve eylem grubunun niteliği konusunda inisiyatifi elden bırakmak istemiyorlardı.

Çağlar’ın uçağı operasyonda!..

MİT hemen emekli bir albayın yöneteceği bir operasyon grubu oluşturdu. Operasyon ekibinde yakın dövüş uzmanları vardı. GATA’dan bir kardiyolog da ekibe katılmıştı. Ekip Ankara’da kampa alındı. Telefon görüşmelerine ve aileleriyle konuşmalarına bile izin verilmedi. Nereye gideceklerini, nasıl bir operasyona katılacaklarını bilmeden bekleyen ekip düğmeye basılması için talimat bekliyordu.

Devletin zirvesi de yüzyılın operasyonunun sızmaması için büyük çaba harcıyordu. Bu büyük operasyondan yalnızca 10 kişinin haberi vardı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Genelkurmay Kurmay Başkanı Korgeneral Yaşar Büyükanıt, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Ergin Celasun, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlhan Kılıç, Dışişleri Bakanı İsmail Cem, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve MİT’in Dış Operasyonlar Daire Başkanı çalışmaların sızmaması için oldukça dikkatli davranıyordu.

Bu sırada CIA, Yunan istihbaratıyla ilişkiye geçerek Öcalan’ın rotası konusunda kesin bilgiler almıştı. Öcalan, Kenya’ya götürülecekti. Gerçekten de Öcalan, Yunan gizli servisinin İsviçre’den kiraladığı bir uçakla Kenya’ya ulaştırıldı. Yunan elçilik görevlilerince karşılanan Öcalan büyükelçinin konutuna yerleştirildi.

Haber Ankara’ya ulaşır ulaşmaz Öcalan’ı yakalayacak operasyon ekibi harekete geçirildi. İşadamı Cavit Çağlar’dan 200 bin dolara kiralanan uçak, operasyon ekibini Entebbe’ye götürdü. Uçak pistin bir köşesinde ışıklarını kapatarak, dikkat çekmeden beklemeye başladı.

CIA’nın çabalarının yoğunlaşması Atina’yı endişelendirmişti. Yunanlılar da Öcalan’dan kurtulmaya karar vermişti. PKK lideri ise büyükelçilikten çıkmak istemiyordu. Kenyalıların çabaları da sonuç vermiyordu. Öcalan direniyor ve kendisine sığınma hakkı verebilecek bir ülkenin bulunmasında ısrar ediyordu. Bu sırada örgütün Suriye, Irak ve Avrupa’daki uzantıları Öcalan’ın izini kaybetmişti. Örgütte gergin bir bekleyiş vardı.

Ve bu sırada Güneydoğu’da teröristlere karşı yürütülen operasyonların kapsamı da genişliyordu.

Ecevit’ten büyük müjde...

Ülkeler arasında 12 gün süren kovalamacanın ardından Türkiye, Öcalan’ın yakalandığını Başbakan Bülent Ece-vit’in ağzından duydu. Başbakan bu önemli haberi verirken sesi titriyordu. Şöyle demişti:

“Bu sabaha karşı saat üçten itibaren bölücü terör örgütü PKK’nin başı Abdullah Öcalan Türkiye’dedir. Dünyanın neresinde olursa olsun devletimizin onu ele geçireceğini söylemiştik. Bu devlet sözü yerine getirildi. Şehit analarına verilen söz yerine getirildi. Bütün dünyadan dışlanan Öcalan sonunda kendisini Türkiye’nin kucağında buldu. Yaptıklarının ve yaptırdıklarının hesabını bağımsız Türk adaletinin önünde verecektir.”

Ecevit’in bu sözleri tüm televizyon kanalları ve radyo istasyonlarından duyulduğunda salt Türkiye değil, dünya da büyük şaşkınlık yaşadı. Başbakan Ecevit o gün PKK’liler ve yandaşlarına da seslendi ve “Dağlarda, mağaralarda, hem kendilerini ateşe atan hem de devlete millete, analarına babalarına derin acılar çektiren gençlere çağrıda bulunuyorum. Artık çıkmaz yolun sonuna geldiniz. Kendinizi devletin adaletine teslim edin” dedi.

Başbakan teslim olmaları halinde PKK’lilerin Pişmanlık Yasası’ndan yararlandırılacaklarını belirtirken, Öcalan’ın nasıl yakalandığına ilişkin bir soru üzerine “Ayrıntılara giremem. Kendisi dahil hiç kimsenin canı incitilmeden yakalandı” diye konuştu. Ülke genelinde hem sevinç hem de şaşkınlık yaşanıyordu. Peki, bundan sonra ne olacaktı? Baş gidince gövde dağılacak mıydı?.. PKK bu büyük ve beklenmedik operasyonun ardından nasıl bir tavır alacaktı? Öcalan devletin elinde olduğunda teröristler ne yapıyordu?

Işıklar söndü ve yakalandı

Yunan elçilik görevlileri ile Kenya makamlarının baskılarının artması üzerine militanlarıyla karar veren Öcalan, Amsterdam’a gidebileceğini söyledi. PKK’nin Avrupa kanadının sığınma talebi için yürüttüğü lobi faaliyetlerinin sonuç vereceğini sanıyordu.

Sonunda Kenya’daki Yunan büyükelçiliğinde iki araç hazırlandı. Öcalan iki adamıyla birlikte bir araca bindirilerek havaalanına götürüleceğini düşünüyordu. Oysa Kenyalılar, Öcalan’la adamlarını farklı araçlara bindirerek birbirleriyle bağlantılarını koparmıştı.

Asrın operasyonunu yapacak Türk ekibi ise Entebbe Havaalanı’nda bekliyordu. Öcalan kısa süre sonra havaalanına getirildi. Kenyalı istihbarat görevlileri kendisine Amsterdam uçağına bineceğini söylediler. Öcalan bu uzun ve kaygılı sürecin ardından uçağa adım attığında karşısında MİT görevlileri olduğunu bilmiyordu. Bu sırada ışıklar söndü ve operasyon ekibi harekete geçerek onu etkisiz hale getirdi. Öcalan şok halindeydi. Sona geldiğini anladı ve direnemedi. 15 yıldır Türkiye’ye karşı terör faaliyetlerini yöneten bir örgütün lideri 15 Şubat 1999’da artık Türk istihbaratının elindeydi. Örgüt liderinin yüzünde derin bir endişe vardı. Onu görüntüleyen kameradan ve yüzündeki bant izlerinden rahatsız olmuştu. Konuşmuyordu. Verilen sakinleştirici midesini rahatsız etmiş, kaygısı daha da artmıştı. Kısa süre sonra yaşamının tehlikede olmadığını anladı ve uçaktaki görevlilerin sorularına yanıt vermeye başladı. Önce “Benim annem de Türktür” dedi. Sonra da “Eğer bir hizmet gerekirse hazırım” diye konuştu!..

‘Başımıza kaynar sular döküldü!..’

Öcalan’ın yakalanması örgüt içinde büyük şok yaşatmıştı. Bu şoku Öcalan’ın yakalanmasının 9. yıldönümü nedeniyle örgütün yayın organlarına konuşan Koma Civakan Kürdistan’ın (KCK) yöneticilerinden Sozdar Avesta anlatmıştı. Avesta, Öcalan’ın Suriye’den çıkması ve Kenya’da yakalanmasının ardından örgüt içinde yaşananlarla ilgili şu bilgileri vermişti: “1996 Mayısı’nda Şam’da Öcalan’a karşı gerçekleştirilen suikast girişiminin sonuçsuz kalmasıyla birlikte mücadelemize yönelim de uluslararasılaştı. 1998’e doğru bu uluslararası güçler yeni bir konsept etrafında anlaştılar. AB, ABD, bölge gerici güçleri ve İsrail, hareketimizi terörize etme ve Öcalan’ı etkisiz hale getirme temelinde bir araya geldiler. Fransa, İngiltere, Almanya, ABD, İsrail gibi güçlerin öteden beri hareketimize karşı girişimleri söz konusu. 1998 yılındaki konsept çok kapsamlıydı. Gladyo’nun 1997 yılında ETA tarzı içe dönük bir planlaması vardı. İçten bir alternatif yaratma amaçlanıyordu. Bunu da Şemdin Sakık şahsında düşünüyorlardı. Aslında bu kişilik Öcalan’a alternatif olarak hazırlandı.”

‘Sakık bilgi sızdırdı!’

PKK yöneticisi, Sakık’ın yakalanmasının ardından Öcalan’ın ele geçirilmesi konusunda özel bilgiler verdiğini öne sürüyor. Sozdar Avesta adlı terörist, PKK liderinin yakalanmasının ardından süreci şöyle özetliyor: “Şemdin tam anlamıyla deşifre edilip, etkisiz kılındıktan sonra, verdiği bilgilerle birlikte yeni komplo hızlandırıldı. Eylül ayının sonuna kadar Botan bölgesinde operasyon sürerken Öcalan üzerinde de büyük bir baskı geliştirildi. Suriye sınırlarına tanklar yerleştirildi, askeri güçler kaydırıldı, tehditler en üst seviyeye çekildi. Öcalan çıkarılmazsa Suriye’ye savaş açılacağı ilan edildi. ABD filosu Akdeniz’e geldi. Suriye yakınlarında beklemeye başladı. İsrail’in çeşitli hazırlıkları var, yine KYB liderinin (Celal Talabani) Washington Anlaşması gerçekleşti. Yani 1998 Ekim ayına gelindiğinde örgütün her yandan bir kuşatmaya alınması durumu söz konusuydu.”

Avesta’nın, “Öcalan’ın Suriye’den çıkışı örgütte nasıl bir etkiye yol açtı” sorusuna verdiği yanıtlar Öcalan’ın Roma’dayken örgütle ilgili bir kongreyi topladığını ve büyük eylemler peşinde olduğunu da ortaya çıkarıyor. Avesta, o günlerdeki gelişmelerle ilgili şu bilgileri veriyor:

“Öcalan’ın yurtdışına çıkışı o dönem alanda kalan tüm arkadaşlarda ciddi bir sarsıntıya yol açtı. Oysa o dönemde Öcalan’ın elini güçlendirmek, devleti onunla anlaşmaya oturtmak, ona bir statü kazandırmak ve başlatacağı yeni hamlede güçlü bir pozisyon sağlamak için 1999’a çok ciddi planlamalar ve hamleler temelinde hazırlık yapma yaklaşımımız var. Diğer yandan Öcalan, uzakta olmasına rağmen bunu örgütsel olarak geliştirmek, daha kapsamlı hale getirmek, yeni sürece hazırlamak için 6. Kongreyi topladı. 29 Aralık gecesi Öcalan’la kapsamlı bir telefon görüşmesi yaptık.” PKK yöneticisi Öcalan’ın yakalanarak Türkiye’ye getirilmesinin ardından örgüt içinde yaşananları da şöyle aktarıyor:

“Şubatın başında bir grup arkadaşla birlikte Haftanin’e (PKK’nin Kuzey Irak’taki kampı) geçtik. Medyayı çok fazla takip etme imkânımız yoktu, tek imkân radyoydu. BBC, Türkiye’nin Sesi ve Arap radyolarını dinliyoruz. Şimdiki gibi görsel daha yaşamımıza girmemiş. 16 Şubat sabahı radyoda BBC haberlerini dinliyordum. BBC, Kenya’da bulunan Öcalan’la gece yarısından beri bağlantıların kesildiği ve bu işin Türkiye’de bitebileceği biçiminde bir haber geçti. Saat 12’de BBC, dönemin başbakanı Ecevit’in açıklamasını verdi. Ecevit açıklamasında Apo’nun tutuklandığını ve Türkiye’de olduğunu açıklıyordu. Deyim yerindeyse başımızdan kaynar sular döküldü. Hepimiz radyonun başına toplanmışız, kimi yerinde donup kaldı, kimi arkadaşlar silahlarına davrandılar, kimi kendini tepelere vurdu, böyle çok ilginç bir atmosfer vardı. Kimse inanmak istemiyordu. ‘Olamaz, mümkün değil, yalandır’ biçiminde değerlendirmeler yapılıyordu. Atmosfer çok ağırdı. Bir iki saat hiç kimseden ses çıkmadı.”

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi ... ___2.html#
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 23:47

İmralı Sürecinde PKK / 3
Mehmet Faraç
11 Mart 2009 Çarşamba


PKK’yi bitirme operasyonu

PKK, Abdullah Öcalan’ın 10 yıl önce yakalanmasının ardından ciddi bir değişim geçiriyor. Örgüt Murat Karayılan önderliğinde “Başkanlık Konseyi” adı verilen bir grup tarafından yönetiliyor. Zübeyr Aydar’ın başında olduğu Kongra-Gel ise üst düzey bir mekanizma olarak hem PKK’nin Avrupa’daki lobi çalışmalarını yürütüyor hem de Kürt örgütlerinin koordinatörü olarak görev yapıyor.

Örgütün Kuzey Irak’taki kolu “Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi” (PÇDK), peşmergelerin baskısı ve yoğun denetimi yüzünden son iki yıldır planladığı faaliyetleri yürütemiyor. Örgüt, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 2007’nin aralık ayından bu yana gerçekleştirdiği hava operasyonlarının artması ve ABD ile Türkiye’nin Kuzey Irak içindeki çabalarının yoğunlaşması nedeniyle PKK ile olan bağını güçlendiremiyor.

Hareket alanı daraldı

PKK’nin İran’daki, “Partiya Jiyana Azadi Kurdistan (PJAK) - Kürdistan Özgür Yaşam Partisi” de son üç aydır suskunluk yaşıyor. Hem Türkiye’nin hem de İran’ın son altı aydır yoğunlaştırdığı operasyonlar nedeniyle hareket alanı iyice daralan örgüt, PKK’ye eskisi gibi militan ve lojistik desteği veremiyor. PJAK’ın sessizliğe gömülmesinin ardında ABD’nin bu örgütü geçtiğimiz ay terör örgütü listesine almasının da payı bulunuyor. Zira ABD bir dönem İran’ı karıştırma uğruna desteklediği bu örgütü, PKK yanlısı olması ve Türkiye’nin tepkisini çekmesi nedeniyle artık kullanmak istemiyor! 300’den fazla PJAK’lının cezaevine konulması da örgütün eylemlerini kısıtlıyor.

Öcalan yanlısı bir örgüt de Suriye’de faaliyet gösteriyor.

İki yıl öncesine kadar faaliyetlerini arttıran “Partiye Yekitiya Demokrat” (Demokratik Birlik Partisi - PYD), Türkiye’nin baskısı ve Şam ile Ankara arasındaki diyaloğun artması nedeniyle artık kolay hareket edemiyor. Bu örgütün de Suriye’deki cezaevlerinde 300 kadar militanı tutuklu bulunuyor. HEP’in eski yöneticilerinden Mehmet Metiner, PKK’nin çözüm yolunu tıkadığını söyledi

Örgüt tamamen tasfiye olacak

Peki, bu süreçte PKK nereye gidiyor? Özellikle Öcalan’ın yakalanmasının ardından bölünme yaşayan ve strateji belirlemede büyük sıkıntı çeken örgüt gerçekten silahsızlandırılıyor mu?.. Bu soruya örgütü yakından izleyen Kürt kökenli aydın ve yazarlar farklı yanıtlar veriyor.

Star gazetesi yazarı Mehmet Metiner, 1980’li yıllarda radikal İslamcı bir görüşü benimsiyordu. Hatta 4 yıl önce Cumhuriyet’e verdiği bir röportajda, “O dönemde Taliban gibi düşünüyorduk” demişti. Metiner 1990’lı yıllardan itibaren başlayan siyasal dönüşümünü “Yemyeşil Şeriat, Bembeyaz Demokrasi” adlı kitabında da sorgulamış ve özeleştiri yapmıştı. 2000 yılında Halkın Emek Partisi’nin (HEP) medya ve tanıtımdan sorumlu genel başkan yardımcılığı görevinde de bulunan Metiner, Kürt-İslamcı kimliğiyle tanınmasına karşın bu dönemde daha liberal düşünüyor.

Yazıları ve konuşmalarında, PKK’ye bakış açısı ve Kürt sorununun çözüm yöntemi konusunda diğer Kürt aydınlarla görüş ayrılığına dönüşen Metiner örgütün de zaman zaman tepkisini çekiyor. Metiner, Öcalan’ın yakalanmasının ardından PKK’de yaşananlar ve bundan sonraki olası gelişmelerle ilgili sorulara şu yanıtları verdi:

Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da yakalanması PKK’yi nasıl etkiledi. Örgüt nereye gidiyor?..

Metiner - Öcalan yakalandıktan sonra PKK kuruluş felsefesini değiştirdi. Yola çıkarken düşündüğü amaçlarını inkâr etti. Bağımsız Kürdistan idealinden, federasyon ve otonomi teleplerini reddeden, demokratik cumhuriyet söylemini dillendiren siyasal bir partiye dönüştü. Dolayısıyla artık elinde silah dağda bulunmayı gerektiren bir örgüt olmaktan çıkmış olması gerekiyordu. Çünkü Öcalan yakalandıktan sonra dillendirdiği demokratik cumhuriyet tezi ancak siyasal bir parti eliyle gerçekleştirilebilecek talepleri içeriyordu.

Peki, PKK Öcalan’ın bu tezini nasıl karşıladı?

Metiner - PKK’nin paradoksu şu: Örgüt demokratik cumhuriyeti benimseyeceğini söyledikten sonra halen silahlı mücadeleyi yedeğinde tutmaya devam etti. Militer bir güç olarak varlığını sürdürmesi bir paradokstur. Bu yüzden demokratik cumhuriyet tezi örgüt içinde ciddi çözülmeleri beraberinde getirdi. “Biz bunun için mi dağa çıktık” diye itiraz edenler örgütten kopmaya başladılar. Ayrıca örgüt içinde bir başka sıkıntı daha başladı. “Mademki demokratik cumhuriyet diyoruz, bu ancak siyasetle yapılabilir. O zaman PKK silahlı güçlerini tasfiye etmeli, bunu açıklamalı” diyen ciddi bir grup vardı. Osman Öcalan, Kani Yılmaz (örgüt tarafından öldürüldü), Nizamettin Taş gibi başkanlık konseyi düzeyindeki isimler “Madem demokratik cumhuriyeti benimsedik o zaman silahlı güçlere gerek yok” diye itiraz ederek örgütten ayrıldılar. Bu süreçte PKK, örgüt içinde çözülmeyi önlemek için tekrar silahlı mücadeleyi başlattı. Bu da PKK’yi söyledikleriyle yaptıkları arasında uygunsuz davranan bir yapıya dönüştürdü.

Örgüt şimdiki yapısı içinde neyi hedefliyor? Çözüm mü, dayatma mı?..

Metiner - PKK’nin, dağda kalmayı gerektiren hiçbir amacı olmadığı halde halen elinde silah tutan ve terör faaliyetlerine girişen bir örgüt olması çok ciddi bir sıkıntı kaynağı. Türkiye’de Kürt sorunu çözülürken PKK katkı sunmak yerine çözümü engellemek isteyen bir yapıya büründü. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde yapılması gereken şu; eğer PKK demokratik cumhuriyet söyleminden vazgeçmişse, tekrar bağımsız Kürdistan felsefesine dönmüşse, bunu çıkıp deklare etmeli. Silahlı mücadelesini sürdüreceğini açıkça ilan etmeli. Eğer demokratik cumhuriyet söyleminde samimiyse o zaman silahlı güçlerini tasfiye etmeli ve DTP içinde, daha sağduyu ve sorumlu bir tarzda yerini almalı.

Türkiye böyle bir yapılanmayı içine sindirebilir mi?..

Metiner - PKK, DTP üzerinden Türk siyasetine zaten müdahale ediyor. Aslında Türk demokrasisi PKK’yi tolere edecek olgunluğa erişti. PKK’nin de bu olgunluğa yakışır bir tavır içine girmesi gerekir. Bunun için de koşulsuz olarak silahları terk etmesi, toprağa gömmesi gerekir. Örgüt silahları elinde tuttukça DTP de sıkıntı yaşayacaktır. Bu durum Kürt sorunu için de hep engel olacaktır. Bence artık değişmesi, dönüşmesi gereken örgüt PKK’dir.

Örgüt bu süreçte Öcalan’ı daha çok öne çıkarmaya başladı. PKK lider sıkıntısı mı yaşıyor?

Metiner - Örgüt kendisini yaşatmak için lider kültürüne ihtiyaç duyuyor. Öcalan’ı yücelterek kendilerini yaşatabileceklerini sanıyorlar. Ancak örgüt içinde ciddi bir çözülme de var. Şiddet yanlılarıyla barış yanlıları arasında ciddi bir kapışma yaşanıyor. PKK içinde de DTP içinde de, örgütün sürece ciddi bir yanıt bulamadığına inanan kesimler var. Kendi içlerinde zihni ayrışma içindeler. Şiddet onları bir arada tutuyor ama zihinleri çoktan bulandı. Karmaşa yaşıyorlar. PKK bugün, Kürt davası, bağımsız Kürt ideali yerine Öcalan’ın özgürlüğü için mücadele eden bir konuma dönüşmüştür. Bütün olay Öcalan bırakılırsa her şey biter şeklindeki bir hedefe dönüştürüldü. Bu hedef Kürt davası değildir. Kürtlüğü her şeyin önünde tutan bir anlayış şunu der: “Öcalan da PKK de olsun ama ne olursa olsun Kürt sorunu çözülsün.’ Ama örgütün mantığı şu şekilde süreci tıkıyor: “Benimle sorunu çözmezseniz, Öcalan’a serbestlik tanımazsanız size bu sorunu çözdürtmem.” Bu PKK’nin kendi örgütsel varlığını Kürtlerin üzerinde tutan bir yaklaşımdır. Bence PKK’nin en büyük açmazlarından biri de bu yaklaşımdır.

Uğursuz rolün öncüsü

PKK, ABD, Irak ve Türkiye’nin koordinasyonuyla oluşturulan üçlü mekanizmanın müdahalesi sırasında nasıl bir yol izleyebilir?

Metiner - Önümüzdeki süreçte PKK’nin ne yapacağını kestirmek zordur. Ancak üçlü mekanizmanın başarılı olma şansı çok yüksek. Görünen o ki Türkiye o sürecin destekçilerinden biri. Eğer ABD, AB ve Kürtlerin mutabakatıyla ortaya çıkan bu silahsızlandırma projesi ilerlerse örgüt dağla sınırlı kalacaktır.

Örgüt bu baskılar karşısında toplum desteği ve lojistiğini kaybedecektir. Belki varlığını sürdürmek için yine teröre başvuracak ama süreç içinde tamamen tasfiye olacaktır. PKK, Irak, ABD ve Türkiye’nin baskılarına gerekli yanıtı veremezse hem demokratik cumhuriyet idealinden vazgeçecek hem de Kürt sorununda çözümsüzlüğü derinleştirecek tarihi ve uğursuz rolün öncülüğünü yapmış olacaktır.

Öcalan dikkate alınmak istiyor

Mehmet Metiner’in de dikkat çektiği gibi salt örgüt değil Abdullah Öcalan da Güneydoğu’daki kanlı sorunun çözüm arayışlarında kendisinin dikkate alınması konusunda sık sık uyarılar yapıyor. Örneğin İmralı Adası’na giden avukatlarına her fırsatta “Bizi dikkate almayan çözüm şansı sıfırdır” diyor. Öcalan, 19 Aralık 2008’deki avukat görüşmelerinde benzer çağrıları yaptı ve ABD ve Irak yerine sorunun çözümü konusunda kendisiyle diyaloğa girilmesini istedi.

Aslında Öcalan’ı bu düşünceye PKK’nin son dönemde yoğunlaştırmak istediği “İrademiz Öcalan” eylemleri yöneltiyor. PKK, son üç yıldır terör sorununun çözümünde Öcalan’ın muhatap kabul edilmesini istiyor ve talebini “Öcalan’a özgürlük” sloganıyla daha da ileri götürmeye çalışıyor. Örgüt bu hedefinde şiddeti bir dayatma yöntemi olarak kullanıyor. ABD, Irak ve Türkiye’nin, PKK’nin pasifize edilmesi uğruna oluşturduğu üçlü mekanizmanın planları bu yüzden Öcalan’ın tepkisini çekiyor. Terör örgütü lideri, 19 Aralık’taki konuşmasında, 9 Mayıs 1916 tarihinde (I. Dünya Savaşı sırasında), İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Türkiye’nin Ortadoğu topraklarının paylaşılmasını öngören “Sykes-Picot” adlı gizli anlaşmasına vurgu yapmıştı. Öcalan bu kapsamda avukatlarına şöyle demişti: “Bazı planlar tartışılıyor. Kuşkulu aslında. İhtiyatlı yaklaşmak gerek. Bizi dışarıda bırakan, dikkate almayan bir çözümün şansı sıfırdır. Böyle gizli anlaşmış olabilirler. Bu sorun gizli anlaşmalarla falan çözülmez. Yapılmaya çalışılan bu gizli şeye, ikinci Sykes-Picot diyorum. Sykes-Picot da gizli yapıldı. Bir yıl sonra 1917’de Lenin tarafından açıklandı. İkinci Sykes-Picot varsa, Ortadoğu, Kürtler elli-yüz yıl daha sorunla uğraşırlar. Biz, bu sorunu kendi aramızda çözelim diyoruz. Ben Türkiye halkına saygımdan dolayı bu sorunun açık bir şekilde tartışılmasını istiyorum. Bu sorunun çözümü için öyle gizli kapaklı görüşmeler fayda vermez.

Ben bunun için Mustafa Kemal örneğini verdim. Mustafa Kemal, siyasal teolojiyi biliyordu. İngiltere’nin Ortadoğu’daki hegemonyasını biliyordu.”

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi ... ___3_.html#
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 23:50

İmralı Sürecinde PKK / 4
Mehmet Faraç
12 Mart 2009 Perşembe

Tasfiye kaos yaratır!..


Miroğlu: PKK’yi askeri manada yok etseniz bile, siyasi referansları toplum içinde yaşamaya devam eder.

PKK’nin tasfiye planı ilerledikçe Kürt aydınları arasında örgütün siyasallaşma çabaları ve geleceğiyle ilgili görüş ayrılığı da giderek büyüyor. Örneğin bir süre DTP’nin genel başkan yardımcılığını da yapan Taraf gazetesi yazarı Orhan Miroğlu’nun görüşleri ile Mehmet Metiner’in anlattıkları arasında bile büyük bir uçurum bulunuyor! Miroğlu, PKK’nin İmralı süreci ve örgütün geleceğiyle ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

- Öcalan’ın yakalanması PKK’yi nasıl etkiledi. Bu on yıllık süreçte örgüt nasıl bir değişim geçirdi?

Miroğlu - Öcalan’ın İmralı savunmaları, PKK’nin paradigmalarında önemli bir değişikliğe yol açtı ve bu yüzden de Avrupa’da ve Türkiye’de örgüt saflarında birtakım görüş ayrılıkları yaşandı, PKK’nin eski-yeni kadrolarının bir kısmı örgütten ayrıldılar. Ayrılanlar PKK’ye rağmen siyasi bir varlık gösteremediler. Bütün bunlar o dönemde, birçok siyasi aktörün beklediği ölçülerde PKK’nin dağılıp parçalanması ya da hareketin ikiye bölünmesi gibi bir sonuç yaratmadı. Dahası, Öcalan’ın silahlı güçlere ülkeyi terk etmesi için yaptığı çağrıya PKK tamamen uydu.

‘Planın kendi mantığı içinde bir tutarlılığı yok’

- ABD-Irak ve Türkiye’nin oluşturduğu üçlü mekanizma PKK’yi silahsızlandırmayı ve pasifize etmeyi hedefliyor. Bu girişim örgütü nasıl etkiler?

Miroğlu - Bu planın PKK’yi hiç de memnun etmeyeceği açıktır. Sadece PKK’yi de değil, Türkiye Kürtlerini de memnun etmeyeceğini söylemek mümkün. Medya sorunu bir af sorunu olarak, siyasi muhtevasından soyutlayarak sunuyor. Ama belli olan ve amaçlanan PKK’yi dağdan indirmek. Bu başlı başına bir amaç haline gelirse, Kürt sorunu yine tarihe havale!. PKK böyle bir planı kabul etmeyeceğini defalarca açıklamış bulunuyor. Planın kendi mantığı içinde de bir tutarlılık yok. KDP ve KYB’nin misyonu olacak, öyle anlaşılıyor ve bu doğal aslında. Plana göre PKK üç kategoride ele alınıyor.

1. Suç işlemeyip af edilebilecek ve hemen Türkiye’ye gelebilecek olanlar­

2. Suç işledikleri için af ya da eve dönüş kapsamı dışında kalacak olanlar -ki bunların Kuzey Irak’ta hayata karışmaları öngörülüyor-

3. Üst düzey yöneticiler

- Bunlara da Kuzey Irak’ta değil, Avrupa’da yer aranıyor-. Çünkü Kuzey Iraklı yöneticiler onların orada kalmalarını istemiyorlar. Benim görebildiğim, bu plan eğer gerçekten hayata geçirilirse, daha çok acı ve saha çok siyasi kaosa yol açacağıdır.

‘AKP samimi değil’

- Kürt sorunu ya da terör sorunu olarak nitelendirilen mesele nereye gidiyor. PKK çözümü gerçekten kilitliyor mu?..

Miroğlu - Bunun şartı Kürt sivil toplumunu ve siyasi partilerini sürece öyle kıvırmadan ve samimiyetle katmanın yollarını açık tutmaktan geçiyor.

AKP bu konuda samimi değil. Bu anlamda da kapılarını herkese kapatmış görünüyor. Kürt sorununun çözümsüzlüğünden beslenen statükocu güçlerle AKP arasında de fakto bir sözleşme var gibi. AKP’nin bu güçlere taahhüdü var sanki; 29 Mart’ta Diyarbakır ve Batman’ı alırım, Tunceli’ye de buzdolabı, çamaşır makinesi dağıtırım, iş tamam olur!.. Bütün bunlar hayal ama... Sorunun ikinci bölümüne gelince, ne PKK’nin ne DTP’nin ne de her iki hareket üzerinde tartışılmaz ve etkin bir nüfuzu olan Öcalan’a kimsenin bir şey sorduğu yok ki, bu mesele kilitleniyor ya da kilitliyorlar diyelim.

PKK’de olup bitenlere baktığınızda, PKK’yi yönetenlerin de artık hak talep etmek için, geçmişteki gibi acı ve yas doğuran bir çatışmayı sürdüremeyeceklerini anlamış olduklarını sanıyorum. Kürt gençleri de Türk gençleri de ölmemeli artık ve bunun hiçbir gerekçesi yoktur.

- Önümüzdeki süreçte silahsız bir PKK mi olacak. DTP burada nasıl bir misyon üstlenecek?

Miroğlu - Silahsız bir PKK olacak evet, ama bu hangi süreçte ve nasıl gerçekleşecek, bu konuda işin temel aktörleri arasında ortak ve gerçekçi bir mutabakat olduğunu sanmıyorum. Bu bir yana, PKK’nin transformasyonu diyebileceğimiz bir olguyu Türkiye siyaseti gündemine bile almıyor ve tartışmıyor. Sanılıyor ki kriminal bir örgüt var ortada ve bu askeri olarak bir biçimde etkisizleştirilirse her şey bitecek. Oysa durum tam olarak böyle değil.

PKK’yi askeri manada yok etseniz bile, siyasi referansları toplum içinde yaşamaya devam eder. Eğer PKK’nin silahsızlandırılması, Kürt sorununun çözümüyle alakalı olarak ele alınır ve Öcalan’ın koşullarında iyileştirmeler yapmak da mümkün olabilirse, DTP ve PKK arasındaki ayrımın çok kısa bir süre içinde ortadan kalkacağını varsayabiliriz. Evet DTP’yi ve onunla birlikte PKK’yi tasfiye etme planı Kürt toplumunda çoğulculuğu bitirir, siyasal İslamın ideolojik egemenliğini pekiştirir.

‘Kaybettiğimiz insanların kemikleri sızlıyordur’

- Sizce bu sorun nasıl çözümlenecek ve nasıl bir sürece gidecek? Türkiye bunun için nasıl bir yol izlemelidir?

Miroğlu - Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesinden sonra başlayan süreç bence her şey için, kalıcı bir barış için çok elverişliydi. Bu on yıl içinde kaybettiğimiz insanların kemikleri sızlıyor olmalı. Çok yazık oldu.

Türkiye meseleyi olduğu gibi bırakmayı tercih etti. Oysa Öcalan da, PKK de, Kürtler de çok hazırdılar bu savaşın bitmesine, bitirilmesine. Oturup Kürtler ve Türkler olarak bu işi o zaman çözebilseydik, şimdi Ortadoğu’da her şey çok farklı olurdu. Bizim toplumsal barışımızı yeniden kurma derdimiz var.

Yeryüzünde birbirine bu kadar mahkûm iki halk var mı bilmiyorum gerçekten. Böyle düşünmeye başlarsak, bundan sonra ne yapacağımıza çok kolay karar veririz diye düşünüyorum. Hazır hiçbir reçetem yok benim. Siyasilerin niyeti ne olursa olsun, bunca acıya ve yasa rağmen her iki halkın daha yüzyıllarca bir arada yaşayacakları gerçeğinden daha önemli bir plan ve reçete yok gerçekten.

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi ... ___4.html#
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kahraman Hasan Atilla Uğur: "Öcalan'ın Yakalanma Süreci"

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Haz 2015, 23:51

İmrali Sürecinde PKK/ 5
Mehmet Faraç
13 Mart 2009 Cuma


Yandaşları kızsa da Abdullah Öcalan, Kemalizmi ve Atatürk’ü referans almaya devam ediyor:

Mustafa Kemal’i önemsiyorum


Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da yakalanmasının ardından salt PKK, bölünme, çatışma ve erozyon yaşamadı. Aslında karşımızda artık “bağımsız Kürdistan” düşünü yaşayan bir PKK de yok. Örgüt, bilinenin tam aksine şiddeti dayatma yöntemi olarak kullanırken üç ana hedef üzerinde ilerlemek istiyor. PKK Kürt kimliğinin anayasaya girmesi, Kürtçenin resmi dil olması ve Öcalan’ın serbest bırakılmasını istiyor. Güneydoğu’daki intifada provaları, “İrademiz Öcalan” eylemleri bu amaç uğruna organize ediliyor.

PKK’deki değişiklik salt siyasi hedeflerde yaşanmıyor. Örgüt içinde silahlı mücadeleden vazgeçilmesi de uzun süredir tartışılıyor. Nitekim son dönemde örgüt içinde yoğunlaşan çatışma ve infazların ardında da bu fikir ayrılığının yarattığı gerginlik bulunuyor.

Yalnızca örgüt değil, Öcalan da 9 yıldır tutulduğu İmralı Adası’nda fikirsel değişim ve dönüşüm geçiriyor. Şu bir gerçek ki Öcalan’ın terör örgütü üzerindeki etkisi halen hissedilir biçimde sürüyor.

Kandil Dağı’ndaki örgüt yöneticileri, Avrupa’daki Kongra-Gel yönetimi, Öcalan’ın avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamaları bir rehber olarak kullanmaya devam ediyor. Ancak bu devinim içinde Öcalan’ın fikirsel değişimi Kürt hareketinin legal ve illegal organları içinde zaman zaman tepki de çekiyor. Tepkiler açıkça dillendirilmese de, Öcalan’ın özellikle Kemalizmi ve Atatürk’ü referans alarak yaptığı çözüm önerileri şaşkınlıkla karşılanıyor. Öcalan’ın son dönemde yaptığı ve içinde Atatürk geçen şu açıklamalarının dikkatle irdelenmesi gerekiyor:

- Ben Kemalizmi bir olgu olarak ele alıyorum. Kemalizme objektif bakıyorum. Yani bilimsel olarak inceliyorum. Etkilenme değil. Kemalizmle ilgili bilimsel gerçeklikler var, örtüştüğümüz ve örtüşmediğimiz yönler var. (15.02.2008)

- Mustafa Kemal’e ilişkin de işte bana Kemalizmden etkilenmiş falan diyorlar, öyle bir şey yok. Ben bilimsel değerlendirdim, ben aslında Kemalizmin özgürlükçü çizgisini tartışıyorum. (01.03.2008)

- Aslında M. Kemal bir cumhuriyetçidir, milliyetçi değildir, kendisini koruma altına almak için Türkçülüğü geliştirdi. Kürt sorunu konusunda da özerklik anlayışına sahipti, yani muhtariyet istiyordu. Bunu dile de getirmişti ama Mustafa Kemal’in Kürtlerle uzlaşması engellendi. Kendilerini Kemalist olarak tanımlayanlar Mustafa Kemal’i bilmiyorlar. Mustafa Kemal’e azıcık saygıları varsa O’nu doğru anlarlar. (14.03.2008)

- Bugün 23 Nisan. Bu vesileyle ilk Meclis’i anıyorum. O dönemde Mustafa Kemal bağımsızlıkçı ve özgürlükçü bir çizgideydi. Neye karşı bağımsızlık? İngilizlere karşı. Gelin Mustafa Kemal’in 1920’lerdeki ilk Meclis konuşmasını referans alalım. Sonrasında yaptığı çözüme yönelik birçok konuşmasını referans alalım. Bu temelde bu sorunu çok geç olmadan çözelim. (25.04.2008)

- Ben bu coğrafyada yaşayan tüm halkların kardeşliğine inanan biriyim. Benim hayata geçirmeye çalıştığım 1920’lerin Kuvayı Milliye ruhudur. Ve bu ruhun hayata geçirilmesi için tek yol, diyalogdur. Mustafa Kemal, bunu yapmaya çalıştı. O dönem diyalog için imkânlar vardı ama bahsettiğim güçler bunun önüne geçtiler. (31 Ağustos 2008)

- Şimdiki yaşananlar 19. yüzyıl Osmanlı politikalarına benziyor. 19. yüzyılın sonunda, sorunları biriktirip biriktirip çözmediler, sonunda imparatorluk parçalandı. Mustafa Kemal olsaydı bu dağ gibi sorunlar karşısında böyle mi davranırdı, böyle davranmazdı. Mustafa Kemal, olaylara o dönemin bilimini esas alarak yaklaşıyordu, bu sorunları çözmek için beyin patlatırdı. “Hakiki mürşit” sözü bu nedenledir. Mustafa Kemal, dönemin bilimini okuyordu. Mustafa Kemal’i çok suçlamak da doğru değil. Çünkü dönemin bilimi pozitivizmdi. O günün koşullarında ancak bu kadarını yapabilirdi. Mustafa Kemal’in kafasında demokrasi de vardı, sorunları çözmek istiyordu. (17 Ekim 2008)

- Türkiye’de iki tane Cumhuriyet anlayışı var. Biri pozitivist-laisist-burjuva Cumhuriyet, diğeri ılımlı İslam olarak bilinen dogmatik, muhafazakâr Cumhuriyet anlayışıdır. AKP halen dogmatik ve muhafazakâr anlayışında ısrar ediyor. Ama Mustafa Kemal’in Cumhuriyet anlayışı buna izin vermez. Cumhuriyetin kuruluşunda Mustafa Kemal’in yarattığı değerler vardı. (31 Ekim 2008)

- AKP’liler ticaret, endüstri üretiminin yüzde 50’sini dışarıya sattılar. Son beş yılda devletin yüzde 50’sini sattılar. Yüzde 50’si satılan bir ülke bağımsız olabilir mi? M. Kemal böyle miydi? M. Kemal, kapitülasyonları kaldıran iradedir. (07 Kasım 2008)

- Türkiye demokratik çözümü esas alabilir. O zaman Türkiye gelişir. Altı yüz milyar borçtan kurtulur. Bölgesel güç olur. Mustafa Kemal’den bahsetmemin nedeni de budur, blokçu değildi. Cumhuriyetçiydi, onun özgürlükçü, bağımsızlıkçı yanı vardı. Mustafa Kemal’i gündeme getirmemin nedeni onun bilime verdiği önemdir. Mustafa Kemal’in bıraktığı miras budur. Bugün de bu miras esas alınarak sorun çözülebilir. (28 Kasım 2008)

- Halac-ı Mansur, Yunus Emre, Mevlana, Yunus Emre çok önemlidir. Bunlar iyi anlaşılamazsa Anadolu’da birlikte yaşama olanağı kalmaz. Bunlarla birlikte Mustafa Kemal’in de iyi anlaşılması, güncellenmesi, çağa uygun hale getirilmesi gerekiyor. (5 Aralık 2008)

- Kürtleri bir yüz yıl daha bağlamak isteyenler var. Yeni bir siyasal teoloji oluşturmak isteyenler var. Ben bunun için Mustafa Kemal örneğini verdim. Mustafa Kemal, siyasal teolojiyi biliyordu. İngiltere’nin Ortadoğu’daki hegemonyasını biliyordu. Bazıları benim Atatürk gibi olmak istediğimi söylüyor. Bunu söylemelerinin nedeni, koltuklarının elden gitme tehlikesidir. (19 Aralık 2008)

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi ... K__5.html#
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Sonraki

Dön 1999-2002: Cumhuriyetimizin 4. Yükseliş Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir