Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Atatürk’ün Raporları: “İngilizlere Silahla Karşı Koymak”

Burada Birinci Dünya Savaşı, Büyük Atamız Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın Başlangıcı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Atatürk’ün Raporları: “İngilizlere Silahla Karşı Koymak”

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2013, 00:28

Atatürk’ün Raporları: “İngilizlere Silahla Karşı Koymak”

Atatürk, Adana’dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği raporlarda (telgraflarda) ülkenin içine düşürüldüğü durumu anlatmış ve kafasındaki silahlı direniş düşüncesinden söz etmiştir.

Bu raporlar, bir vatanseverin gerektiğinde kişisel çıkarlarını, rütbesini, makamını kısaca her şeyini bir kenara iterek doğru bildiği yolda sonuna kadar mücadele etmesi gerektiğini göstermektedir.

Atatürk’ün, Sadrazam İzzet Paşa ile yazışmalarına tanık olan Cevat Abbas (Gürer) bu konuda şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“Atatürk’ün, Kilikya’yı ve Kilikya sınırlarım dahi bilmeyecek kadar gaflet göstermiş olan Sadrazamla Adana’dan makine başında saatlerce süren haberleşmesine şahit olmuştum.

Atatürk... Sadrazam Mareşal İzzet’i, devletin bulunduğu durum hakkında aydınlatmaktan kendisini alamıyordu. Fakat her defasında aldığı cevaplar pek sudan ve aldatıcı idi. ”

Atatürk, her türlü çabasına rağmen Osmanlı yöneticilerini bir türlü gaflet uykusundan uyandıramamıştır.

Atatürk, bir kere daha haklı çıkmıştır: Mondros’un mürekkebi daha kurumadan ilk işgaller başlamıştır, ama artık çok geçtir...

Atatürk’ün 1-8 Kasım 1918 tarihleri arasında Adana’dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği raporlar Anadolu direnişine yönelik kayda geçirilmiş ilk ve tek resmi belgelerdir.

Bu raporlarda Atatürk, açıkça İngilizlere karşı silahla karşı koymaktan söz etmiştir.

Atatürk’ün bu raporlarından yükselen “isyan ateşi” Kurtuluş Savaşı’nın ilk kıvılcımıdır.

İşte o raporlardan bazı bölümler:

1. Mütareke şartlarının ikinci maddesinin harfiyen uygulanması doğal ise de bu münasebetle karaya asker çıkarmaya dair mütarekede bir kayıt bulunmadığından müsaade edilmemiş ve görüşme memurları dönüp geldikleri gemiye gitmişlerdir.

2. İskenderun’da İngilizlerin karaya çıkmasının gerekirse ateşle önlenmesini emrettiğim arz olunur.

3. Çok ciddi ve samimi olarak arz ederim ki, mütareke şartları arasında yanlış anlamaları giderecek tedbirleri almadan orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak, İngilizlerin ihtiraslarının önüne geçmeye imkân kalmayacaktır.

4. İskenderun’a her ne sebep ve bahane ile asker çıkarmaya teşebbüs edecek İngilizlerin ateşle engellenmesini... emrettim.

5. İngilizlerin aldatıcı muamele, teklif ve hareketlerini İngilizlerden fazla haklı ve nazik gösterecek ve buna karşılık gönül alıcı emirleri uygulamaya yaradılışım elverişli değildir.

6. Bugün Payas-Kilis hattına kadar olan toprakları isteyen İngilizlerin, yarın Toros’a kadar olan Kilikya mıntıkasını ve daha sonra Konya-İzmir hattının işgali lüzumu teklifinin birbirini kovalayacağı ve sonunda ordumuzun kendileri tarafından sevk ve idaresi ve hatta Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun Britanya Hükümeti tarafından seçilmesi lüzumu gibi tekliflerin karşısında da kalmak uzak bir ihtimal değildir.

7. Ben ne durumda bulunursam bulunayım, doğru olduğuna inandığım ve gerekenlere duyurulmasını yurt selameti icabı kabul eylediğim kanaatlerimi bildirmekten nefsimi alıkoymaya muktedir değilim.

Özetlemek gerekirse bakın ne diyor Atatürk:

İngilizlerin karaya asker çıkarmalarına izin vermedim! İngilizler İskenderun’a çıkarsa ateşle karşılanmalarını emrettim!

Orduları terhis edersek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğersek onların ihtiraslarının önüne geçemeyiz.

İngilizlere nazik davranmaya yaradılışım elverişli değildir! İngilizlerin isteklerine karşı çıkmazsak, ordumuzun yönetilmesini ve hatta Osmanlı Bakanlar Kurulu’nun seçilmesini bile İngilizlere bırakmak zorunda kalırız.

Hangi şartta olursam olayım, yurt selameti için doğru bildiklerimi söylemekten nefsimi alıkoymam!

Soruyorum şimdi: 1-8 Kasım 1918 tarihleri arasında İngilizlerle burun buruna, her türlü tehlikeyi göze alarak “Düşman karaya ayak basarsa ateşle karşılık verilmesini emrettim'” diyen Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nın başlamasında herhangi bir rolü yok mudur? Bu Atatürk mü Kurtuluş Savaşı’na sonradan katılmıştır? Dahası, o günlerde Atatürk dışında hiçbir asker ya da sivil, Genelkurmaya ve Hükümete “İngiliz işgaline karşı ateşle karşılık verilmelidir” biçiminde rapor yazma cesareti gösterebilmiş midir? Mondros’un hemen ertesinde açıkça düşmanla silahlı mücadeleden söz eden ve bu düşüncesini yetkililere gönderdiği raporlarla belgeleyen “tek adam”, Mustafa Kemal Atatürk değil midir?

Şevket Süreyya Aydemir’in dediği gibi:

“Yeni devlete çıkan yolun ilk ve en dumanlı işaretleri, sanıyorum ki Mustafa Kemal’in 1 Kasım 1918 ile 7 Kasım 1918 arasında Adana’da geçen 7 günlük Yıldırım Ordular Grubu Kumandanlığı zamanındaki buhran günlerinden başlar.”

Bütün bu gerçekleri tarih ayan beyan kaydetmiş olmasına karşın, öteden beri Atatürk’e saldıran “vicdansız yobazlar” ve “dönme liboşlar”, “Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk başlatmamıştır! Atatürk Kurtuluş Savaşı’na sonradan katılmıştır!” ve hatta “Atatürk İngilizlerin ajanıdır!” demek için, Atatürk’ün 1-8 Kasım 1918’de Adana’dan Osmanlı Sadrazamı ve Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği bu raporları görmezden gelmişlerdir. Bu raporları ne Yalçın Küçük’ün, ne Fikret Başkaya’nın, ne de Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarında göremezsiniz.

Kaynakça
Kitap: CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI, Yoksa siz de mi kandırıldınız?...
Yazar: SİNAN MEYDAN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Atatürk’ün Raporları: “İngilizlere Silahla Karşı Koymak”

Mesajgönderen TurkmenCopur » 05 Oca 2013, 00:29

Müsaade Edin Vatanıma Hizmet Edeyim

Atatürk’ün uyarılarına kulak tıkayan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, 8 Kasım 1918’de istifa etmiştir. 9 Kasım 1918’de İngiliz ve Fransız kuvvetleri İskenderun’u işgal edip şehre törenle bayrak çekmişlerdir.

10 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Grubu kaldırılarak Atatürk İstanbul’a çağrılmıştır. Atatürk, bu çağrıyı yapan Ahmet İzzet Paşa’ya, son bir umutla şöyle seslenmiştir:

“Orduları dağıtalım, fakat unvanı koruyalım... Müsaade edin, en ufak bir müfreze halinde dahi olsa, bu unvanla ben onun kumandanlığıyla yetinir ve vatanıma hizmet ederim.” Atatürk’ün bu isteğine Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın yanıtı sert olmuştur: “Siz mağlup devletimize karşı, bütün mağlup devletleri tekrar tahrik ve devletimizin temellerini tahrip mi etmek istiyorsunuz?” Zavallı İzzet Paşa, ortada bir devletin kalmadığını görememiştir.

Burada ister istemez insanın aklına, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa ve diğer Osmanlı yöneticileri Atatürk’ün raporlarını dikkate alsalardı ve Yıldırım Orduları Grubu’nu dağıtmayarak Atatürk’e hareket serbestliği tanısalardı acaba İngilizler ve Fransızlar Anadolu’ya ayak basabilir miydi? diye sormak geliyor. Bence, eğer Osmanlı yöneticileri biraz cesur olabilselerdi ve biraz da düşmanlarını tanısalardı Atatürk Anadolu’nun işgaline engel olabilirdi. Ama onlar Atatürk’ün aksine İngilizlerin merhametine, İngilizlerin centilmenliğine sığındılar!

Her şey bu kadar açıkken, Yalçın Küçük, hiç utanıp sıkılmadan Atatürk’ün Adana’da Yıldırım Orduları Komutanı olduğu dönemdeki gelişmeleri çarpıtmıştır. Küçük, “Mondros Bırakışması’ndan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın birliklerini bırakarak kuvveti olmayan bir general... kendini kızağa aldırmış bir kamu görevlisi olarak, İstanbul’da yaşaması çok düşündürücüdür. Bunun üzerinde düşünmeden bilim ve tarih yazımı olacağını sanmıyorum. Başkaları var; Mondros Bırakışması’na karşın birliğini ve silahlarını bırakmayan ve bu nedenle daha sonra Büyük Britanya işgalcileri tarafından savaş suçlusu sayılan generaller biliniyor.” demiştir. Hangisini düzelteyim? Baştan aşağı yalan, yanlış, mantık hatasıyla dolu bir dizi saçmalık!...

Birincisi, daha önce de anlatıldığı gibi Atatürk, Adana’dan İstanbul’a birliklerini bırakarak, kendiliğinden gitmemiştir. Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, Yıldırım Orduları Grubu’nu kaldırarak Atatürk’ü İstanbul’a çağırmıştır. Üstelik Atatürk, her türlü riski göze alarak, bu karara itiraz etmiştir, ama İstanbul Hükümeti’ne dinletememiştir. İkincisi, Atatürk İstanbul’a Yalçın Küçük’ün değimiyle “yaşamak için!” gitmemiştir. İleride anlatılacağı gibi, Atatürk İstanbul’da kaldığı altı ay boyunca Anadolu’daki milli hareketin altyapısını oluşturmuş, “gizli kurtuluş planları” hazırlamıştır.28 Son olarak da, Mütareke’ye rağmen silahlarını bırakmayan sadece Medine komutanı Fahrettin Paşa’dır. Yakup Şevki Paşa ve Ali İhsan Sabis Paşa Malta’ya sürülmüştür, ama bu komutanların hiçbiri “birliğini ve silahını bırakmadığı için değil”, Ermeni olaylarına katılmak gibi başka nedenlerle tutuklanıp Malta’ya sürülmüşlerdir.

Yalçın Küçük’ün daha sayısız “Cumhuriyet tarihi yalanı” vardır. Bu yalanlara Turgut Özakman, “Vahdettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele” adlı dev eserinde tokat gibi cevaplar vermiştir.

10 Kasım 1918’de Atatürk, Adana’dan bir trenle İstanbul’a hareket etmiştir.

11 Kasım 1918’de Tevfik Paşa Hükümeti kurulmuştur.

13 Kasım 1918’de İstanbul İtilaf Devletleri’nce fiilen işgal edilmiştir. Aynı gün öğlen saatlerinde Atatürk de İstanbul’a gelmiştir.

Ancak Atatürk, Adana’dan İstanbul’a doğru hareket etmeden önce ilk kurtuluş planlarını yapmış ve direnişin ilk hazırlıklarını başlatmıştır. Atatürk bu amaçla önce Güneyde milli bir sınırın elde bulundurulmasını, daha sonra da barış görüşmelerinde Türkiye’ye dayanak oluşturabilecek bir kuvvetin oluşturulmasına çalışmıştır.

“Zaten Mustafa Kemal o tarihlerde bu amaca uygun bir şekilde emrindeki Yıldırım Orduları Grubu ile Musul cephesindeki 6. Ordu kıtaları içinde bu ordunun komutanı ile haberleşerek imkân ölçüsünde gereken tedbirleri aldırdı. Bu ordulara bağlı kuvvetleri, Torosların üst tarafına, İç Anadolu’nun muhtelif yerlerine ihtiyaca göre dağıtmak ve yerleştirmek, fazla silah ve yedek cephanelerle lüzumlu harp malzemesini güvenilir yerlere taşıtmak için planlar hazırlamaya ve ilgili komutanlara emirler ve direktifler vermeye başladı. Elindeki kuvvetleri, geçirdikleri bütün badirelere rağmen gerçek bir ordu haline getirmek, düzenlemek ve takviye etmek, gerekince bu kuvvetlerle Türk’ün hak ve istiklalini korumak istiyordu”

Güney cephesinin oluşmasında Atatürk’ün Adana’daki çalışmalarının çok önemli bir yeri vardır. Kurtuluş Savaşı’nın Samsun’dan önce Adana’da başladığını ileri sürmek abartılı bir değerlendirme olmasa gerekir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Birinci Dünya Savaşı, Büyük Atamız Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın Başlangıcı Hakkında Gerçekler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir