Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İran'da Karapapah Türkleri

Burada Terekemeler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İran'da Karapapah Türkleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 17:17

Karapapah Türkleri

Karapapah Türkleri Anadolu literatüründe muhtemelen rahmetli Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu'nun çalışmaları sayesinde tanınmıştır. Bunu Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu hocamızın tarih çalışmaları münasebetiyle verdiği bilgiler izlemiştir . Daha sonra da Mir Hamza ve Nigarilik münasebetiyle yapılan çalışmalar gelmiştir. Bu konuyla ilgili olarak Prof. Dr Yavuz Akpınar’ın çalışmaları zikredilebilir. Daha evvel Prof. Dr. Ensar Aslan'ın Aşık Şenlik münasebeti ile yaptığı çalışmalar ve Aşık Şenlik konulu sempozyumların mevcudiyeti bilinmektedir. Karapapahlar konulu son çalışmalar ise S. Dündar ve H. Çetinkaya'ya aittir. Bu arada Karapapahlar gibi Karakalpakları konu edinen kitaplar da hazırlanmıştır. Bilindiği gibi Karapapah veya

Terekeme Türkleri Oğuz — Türkmen Türklerinden iken, Karakalpak Türkleri daha ziyade Kıpçak karakterli Türklerdir.

Bizim bu hususta Karakalpakistan ve Karapapahlar konulu çalışmalarımız halk bilimi içerikli olmuştur. Bu çalışmalar münasebetiyle Azerbaycan ve Gürcistan basınından halk kültürü mahiyetiyli yayınlar da tespit ettik . Bu dönemi Karapapah halk kültürü konulu yeni çalışmalarımız izledi . Nihayet Güney Azerbaycan Türk boylarının halk kültürünü incelemeye aldığımız bu çalışmada Karapapahların Tarih ve Kültürüne Bir Bakış isimli eser ile tanış olduk.

Karapapahlar Türkiye'nin Kars, Muş ve Amasya civarında; Kuzey Kafkasya'nın Derbent, Gürcistan'ın Borçalı ve Karaçöp; Azerbaycan'ın Kazak ve çevresi ile İran'ın Salduz bölgesinde yaşamaktadırlar. Bizim incelememiz halk inançları ağırlıklı olmakla beraber, Karapapah bölgelerine dair tarihî tespitlerin yazımıza alınması fenomolojik gelişmelerin gösterilmesi itibarıyla önem arz etmektedir. Bu nedenle yazımıza Karapapah Türk tarihinden bazı kesitler aldık. Bu yazımızda Güney Azerbaycan Türk halk inançlarına öncelik vermekle beraber, Karapapah Türk halk inançlarını bir arada yansıtabilmek bakımından Gürcistan ile ilgili tespitlerimizi de çalışmamıza dahil ettik.

Terâkime/Türkmenlerden geldiği bilinmelerine rağmen Terekeme/Karapapah Türkmenlerinin etimolojisi Terek+eme ' den yola çıkılarak yapılabilir.Türkler, tevek/ ağaç ismini Kafkasya'daki Tevek Çayı'na da vermişlerdir. Terekeıneler muhtemelen hayvancı bir toplum olmadan evvel orman kavmi idiler. Bunlar doğal olarak ağaç işçiliği de yapıyorlardı. Ağaçeri Türk boyunda olduğu gibi Anadolu'da Taktoç Türkmenleri de vardır. Bunlar heterodoks bir toplum olarak bilinirlerdi. Diğer tarafta eski Türk inanç sisteminde ağaç ve orman iyelerinin olduğu bilinmektedir. Orman iyesinin ön plana çıktığı bir inanç çevresinde Tevek eri, ağaç eri, Tahtaç / Tahta eri gibi boy isimleri almış olmaları normaldir. Zira Türk boylarında kayın gibi bazı ağaç türlerinin mitolojik boyutları var iken, ağaçlara atfedilmiş çeşitli kutsiyetler ve pirler de vardır. Karaçay'da tevekin piri adak adanır, kutsal terekler vardır. Terek'e çaput bağlanır. Anadolu'da onlarca kuru kütüğün ziyaret olarak kutsandığına şahit olduk. Keza Mezar-ı Şerifte, Afganistan'da, Buhara'da ve Özbekistan'da benzerlerini gördük.

Karapapah ismine gelince, kara ve papah kelimelerinden oluşan bu onomastik isim etnografiden gelmektedir. Kara, büyük ve papah da yün, tiftik veya kuzu derisinden yapılan bir erkek başlığıdır. Çok kere bu kürk kara olur. Karapapah'a başka bir etimolojik izah yapmak nafiledir. Keza Karakalpaklar'da da durum aynıdır. Burada Papah'ın yerini, eşanlamlısı olan kalpak almıştır.

Azerbaycan Karapapah Türklerinin halk kültürü ile ilgili olarak bu amaçla yazılmış Mürsel İsmail Hekimov'un eseri ile Azerbaycan Folklor Antolojisinin ikinci cildini oluşturan Borçalı Folklorunu inceledik . Azerbaycan'da Karapapahlar ülkenin daha ziyade Kuzeybatısında yani Gürcistan'ın Borçalı bölgesi istikametindeki yörelerde 22-24 köyde yaşamaktadırlar. Ancak hemen belirtelim Azerbaycan'da millet olma süreci Türk boylarının birbirleri içerisinde erimesi dönemini aşmıştır. Kesin sınırları ile bir Karapapah bölgesi belirlemek doğal olarak çok zordur. Borçalı bölge ismi Karapapah veya terekemelik ile o derece özdeşleşmiştir ki İran Türkleri arasındaki Karapapah Türklerinin diğer adı Borçalıdır. Borçalı yerinin adını buradan hareketle bir Türk boyundan aldığı üzerinde durulmaktadır. Borç + Ali veya Bor + Çalı gibi. Gürcistan ve İran'da Borçalılar farklı etnik gruplarla bir arada yaşadıklarından bunların diğer toplumlarla entegrasyonları doğal olarak kolay olmamaktadır.

Hekimov'un eseri muhtelif başlıklar altında konuyu ele almıştır. Yeni yıl-Nevruz merasimindeki münasebeti ile; Od Çillebeçe Çerşembesi, Su çillebeçe Çerşembesi, Yel çille- Yılın son çerşembesi, Meydan Tamaşa-horraları, Zorhana Tamaşaları anlatılmıştır.
Bu anlatımlarda Türk yeniğim bayramları bakımından bir folklor yoktur ancak daha yeni ilave malzemeler de verilmiştir. Aile merasimleri başlığı altında nişan, nikah, toy merasimleri anlatılmaktadır. Bu münasebetle; kız bezeme, yapılacak isimlerin görüşüldüğü yemekli görüşmeler, nişan, nikah dönemi, büyük toy, gelinin akarsuya çıkarılması, Gelin ve Kerekinin(Güveyin) ayak açma merasimlerine dair bilgi verilmiştir. Yas Merasimleri bölümünde de yas anlatılmıştır.

Yazar eserinde Ata Deyimleri bölümünde 30 kadar atasözü örneği vermiştir. Birkaç örnek vermek gerekirse; "Ağacı gameti suyu semti eyer, Allah Odu yaratıp karlığa suyu yaratıp paklığa, Akarsuya dayanma kan güzele inanma" su ile ilgili özlü sözler de derlenmiştir. Örneklemelerle yetiniyoruz. "Su Aydınlıktır" "Su akan yerden bir de akar" "Su içene yılan deymez" bu ve benzerleri Anadoludakilerden farklı değildir.

And-gesemler bölümünde 50 civarında tesbit vardır. Mesela; "And olsun suyun paklığına", "And olsun suyun Ayşe-Fatmasına", "And olsun Gıple bulağına", "And olsun zemzem suyuna" , "Bulagların Ahar suyuna and olsun", "Suyun aharı hakkı", "Suyun Hıdırı Hakkı", "Suyun ilahesi hakkı", "Suyun Kerameti hakkı", "Son Çarşambaki suyun temizliği hakkı", "Su falına and olsun", "Suyun mukaddesliğine and olsun", "Suyun Körkü hakkı", "Suyun Melaikesi Hakkı", "Suyun Piri hakkı", "Suya çevirdiğin selavata and olsun", "Abad elinden-abandan su eksik olmasın", "Ağrı Dualının uğruna pak su çıksın", "Allah suyunun bol eylesin", "Allah ekin sepirini susuz koymasın", "Allah akarsuyunu bulandırmasın", "Allah balalarının gabagına dirilik suyu çıkarsın", "Allah arhından suyunu eksik etmesin", "Allah buz bulağını kurutmasın", "Akarsu yüzünü Ağ eylesin", "Bağ-bostanın susuz kalmasın", "Balan, baht-ikbal suyunda yüzünü yusun", "Bahar Bayramında su falın cin olsun", "Kapından su eksik olmasın", "Durun suyun bulanmasın", "Değirmenin susuz kalmasın", "Zemin susuzluktan kurumasın", "Köprümü sular seller aparmasın", "Kent Keseyin su çandan korlug çekmesin", "Kurun Kur aksın", "Gemin deryada Geng olmasın", "Kökünden sunan eksik olmasın", "Gözüne kara su gelmesin", "Gülün çiçeğin susuzluktan sararıp sormasın", "Su başında keliminin önüne kuzku tutum", "Suyun sulara karuşsun", "Suyun Ayşe - Fatması balalarının penahı olsun", "Su suvadından kız gelin eksik olmasın", "Su ilahına kurban olum", "Su falın baht-ikbalini yeyin eylesin" "Tahıl tontan susuz kalmasın" "Çemen-çelin susuz kalmasın".

Su ile ilgili bu tespitler bir devrin inanç dünyasının günümüze gelen ciddi izleridir. Bir kısmı İslâmî bir giysiye bürünmüştür. Bir kısmı suyun evrensel önemini anlatan yaygın olarak görülebilecek ifadelerdir. Fakat büyük bir kısmı eski Türk inanç sistemindeki su iyesi ile doğrudan ilgilidir. Bu iye bazan Hızır motifi ile birleşmiş ve bazan da gelecek haber veren bir mahiyet kazanmıştır. Bazan alkışlarda bazan kargışlarda ve bazan da andlarda yerini almıştır.

Yazar eserinde Od ile alkışlar, karkışlar ve andlara dair, tesbitlerini aktarmaktadır. "And olsun od ocağa", "And olsun ışı ğa", "And olsun güneşe", "And olsun Allahın nuruna", "Işık hakkı", "Gökteki Allah hahkı", "Mahşerin Garisi hakkı" gibi yüzlerce tespit yapılmıştır.

Ayrıca Hızır Nebi inancı ve uygulamaları, Çoban Oymeleri, okşamalar, atasözleri, meseller, meydan tamaşaları konusunda geniş bilgi vermektedir.

Valeh Hacıyev'in toplayıcılığını yaptığı Borçak Folkloru isimli eserde; Mevsim merasimlerine, alkış ve garkışlara, Nagıllara, Boyatulara, Tapmacalara, Atalar sözlerine, Mesellere, Hikmetli sözlere, Efsanelere, Uşak/çocuk folkloruna, Aşıklar ve El şairlerine, Aşık rivayetlerine dair bilgiler vardır.

Türkiye/Terekeme Karapapahlarını en geniş anlatan eser S. Dündar ve H. Çetinkaya'nın çalışmasıdır . Eser dört bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümde Terekelerin ad alışlarını ve adlarının etimolojisi, yolları, kökeni, yaşam tarzları, tarihleri gibi hususlara yer verilmektedir, ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerde tamamen halk kültürü ele alınmıştır. Eserde bir tartışma veya yorumlamadan ziyade bol miktarda halk kültürünün her dalında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Terekeme Türk mutfağı ve halk oyunları tanıtılmıştır. Dördüncü bölüm tamamen halk edebiyatına ayrılmıştır. Eser Terekeme Türkleri halk kültürü itibariyle bir hazinedir. Bu geniş malzemenin diğer Türk halklarının kültürleri ile karşılaştırması yapılabilmeli ona kültür kaynaklarındaki yerlerine işaret edip yorumla bilmeliydi. Esere geniş bir de sözlük konulmuştur. Bu alanla ilgili yapılmış tespitler için kanaatimizce indeks de konulmalıdır. Böylece tespitlerin hepsi üzerinde analitik çalışma yapılıncaya kadar kültür motifleri hakkında yapılacak çalışmalar kolaylaşmış olabilir.

Dağıstan Terekemeleri/ Karapapahları Derbent'in kuzey tarafında yaşamaktadırlar. Evliya Çelebi bunları Kaytag Türkleri olarak adlandırmaktadır. Dağıstan'ın Karapapah Türkmen taifeleri bugün; Berekey, Velikent, Cemikent, Padar, Memedkalar, Deli Oban, Selik, Karadağlı, Tatar ve Uluterekele köylerinde yaşamaktadırlar .

İran Karapapah bölgesi; Urmiye Gölü'nün Güneydoğusundadır. Karapapah Türkleri, Sulduz'un Ada, Ar, Ağca, Zeyve, Ağgabeyli, Alagöz, Eminli, Okşar, Baranlı, Balıkçı, Bayramboğa, Bayızara, Biçenli, Beyimgala, Peyecik, Tabiya, Cebeltezekenti, (Dağlık Tazekkent) Demtezekenti (Sulak Tazekent) Tezegala, Toppuzova, Çakal Mustafa, Çiyana, Hacıbağlı, Hacıpugruz, Hacıhanlı, Helebi, Hederava, Hınhına, Helefen, Helefli, Daşdürgezi, Taşdogora, Derbent, Demirci, Dilenciarhı, Saksıtepe, Saral, Sungar (Kartal), Şirvanşahlı, Şirinbulak, Garna, Golad, Galacık, Galalar, Garakasap, Kervansaray, Kamus, Köpekli, Gözayran, Kehriz, Girdegayıt, Göl, Köhül, Gelevan, Gazigürması, Paşaygümovası, Kazakgümovası, Görhana, Lavaşlı, Yukarı, Mehmetşah, Memeli, Memiyent, Yedigar, Yunuslu köylerinde yaşamaktadırlar. Karapapah Dağları, Babahasandağı, Mendihandağı, Sultanyakup dağı, Frengi dağı, Sarıtaş dağı, Memiyent dağları, Lavaşlı dağları, Han Tavuş Dağı'dır. Çayları ise Gedar (Gider) Çayı, Gelevan Çayı (Başlıklı Çay), Gergül Çayı, Mehmet Çayı'dır." .

Sulduz şehrinin nüfuzu 190 bin iken bu miktarın 100 binini Karapapah Türkleri oluşturur. Şehirdeki Kürtler Şafi, Karapapahlar ise, İsna-i aşer(12 İmamlı) Şii Caferi Müslümandır . Karapapahların büyük çoğunluğu Azerbaycan'dadır. Bunları 500 bin civarındaki Gürcistan Karapapahları izlemektedir. Kesin miktarları bilinmemekle birlikte Türkiye Karapapahlarının miktarı İran'da yaşayanlardan az değildir. Derbent bölgesi Türklüğünün ise sadece bir kısmı Karapapahtır.

Karapapah Türkleri İran'da yaşamakta oldukları bölgeye 1810-1825 yıllarında gelmişlerdir. Bugün yaşadıkları bölge Karapapahlara Fethalı Şah'ın oğlu Abbas Mirza tarafından bir fermanla verilmiştir. Evvelce burası büyük ölçüde boş bir alan iken, Sulduz ve çevresi Karapapah Türklerinin yöreye gelişleri ile şenlenmiştir. Şehrin kurucuları Karapapahlardır. Karapapahlardan evvel bölgede Akkoyunlular, Afşarlar ve Mukaddemler (Beydili) bazı köyler kurmuşlardı . Karapapahlar yerleşik hayat tarzına geçtikten sonra hayvancılıkla birlikte ziraat da yapmaya başlamışlardır.

Karakalpak bölgesinin dip tarihinde Türk bozkır kültürü ile ilgili tespitler yapılmıştır. Hasenli tepesinde yapılan arkeolojik kazılar sonucu, Manna dönemi On Türklerine dair izler bulunmuştur. Burada bulunan bir kap üzerinde koç kabartmaları tespit edilmiştir.

Karapapah Türkleri bu bölgeye Barçak (Hamedan ve Erak bölgesi) tan 1600'lerde Yareli Ağa (Allahyar Han) başkanlığında Derbent'e gelmişlerdir. Şah İsmail Karapapahları 3 bin hane olarak, bu bölgedeki Türk nüfusunu oluşturmak için yerleştirmiştir. Buradaki Karapapah köyleri, Dehene, Derbent (Derben (.ağzı), Ağcagala, Mahalı Pembeh, (Pembek bölgesi) ve Lori'dir. Karapapahlar burada 1800 yıllarına kadar tarım ve hayvancılık yapmışlar, 1800'lerde Karapapah il Başkanı Mehti Bey bölge başkanı olmuş, 1810-1815 yıllarında Kars ve Revan'da Mehdi Beye bağlanmışlardır. 1813'te Rus Çarlık yönetimi ile Kaçar Türk Devleti arasındaki savaşlar sonucunda bölge Rusların eline geçince, Rus yönetimini protesto eden Karapapahlar Osmanlı Türk bölgesine, Kars ve civarına geçmişlerdir. Oradan da Sulduz'daki şimdiki yurtlarına göçmüşlerdir. Karapapahlara bu isimleri Kars'ta giyindikleri papağının renginin Kara oluşu sebebi ile verilmiştir. Bize göre, papahları büyüktür. Zira, karanın bir anlamı da büyüktür. Karapapah Türkçesi Azerbaycan Türkçesinin bir ağzı olarak bilinmektedir .

Türk boylarının yaşamakta oldukları bölgeler; Karagözlüler; Hemedan ve çevresindeki Afşar ve Kızılayak Türkleri; Esedabad tarafında Kaşgaykar; Şiraz vilayetinde Bahtiyariler Huzistan Eyaletinde, Boyat ve Kaçarlar; Sultanabad etrafında, Yomut Türkmenleri, Gümiiştepe bölgesinde ve Hazar sahillerinde, Afşarlar: Urmiye Gölü, Soyukbulak, Kirmanşahlar, Kengerleri/Kengerlıler Kirmanşahlar yöresinde, Kocabeyli, Şahseven, Tekeli, Muganlı, Kurdbetli, Sapanlı, Tahtakapılı; Karabağ tarafında İranlı Karabağ bölgesindedir.

Arazoğlu, Türk Vatanı Büyük Azerbaycan'ı tariflerken bu coğrafyanın içerisinde Borçalı bölgesini de tarihlemekte ve onu sınırları güneyde Urumiye gölünden Irak Türkmenlerinin yaşadığı topraklara kadar uzadığını belirtmektedir . Bu derece geniş bir coğrafi alan bize Borçalının sadace yer adı olmayıp bir Türk boyu olabileceğini düşündürüyor. İran Türk boylan tasnifinde Karapapah/ Terekemelere Borçalı denmiş olması sadece Gürcistan'daki Borçali'den kaynaklanmış olmayabilir.

Karapapah Türklerindeki sosyal yapı teşkilatı Kaşgayi ve Taliş Türklerinin yapılanması ile büyük ölçüde aynilik arz etmektedir. Karapapahlarda "ata evlilik" ataerkil aile tipi vardır. Sosyal yapılanma; kişi, hane, oba, tayfa, tire, kabile, el şeklindedir. En üst sosyal yapı "Karapapah eli"dir.

Karapapahlarda iki tür evlenme vardır. Bunlar; kız kaçırarak evlenme ve şer'î evlenmedir. Şer'î evlenme türü normal olan ve sık rastlanan evlenme türüdür. Kız istemeye oğlan tarafından azami beş kişi ile gidilir. Kız evi ziyareti akşamdan sonra olur. Karapapah Türklerinde de başlık ve kebin vardır. Karapapahlar da yallı oynarlar. Bu dönemde karşılıklı "şah - vezir" türünden oyunlar oynanır. Perşembe günü öğleden sonra gelen gelinin uğurlu olacağına inanılır.

Güney Azerbaycan Karapapahları Sulduz'a gelmeden evvel başlarına kalpak giyerlerdi. Uzun etekli bir ceketleri ve ağ (ak-beyaz) bir gömlekleri olurdu. Bellerine bir "şal" bağlarlardı. Kadınlar ise çereke giyer, araşgın denilen bir tür kofik veya fes takalardı. Şedde (beyaz bir örtü) den olurdu. Ayrıca sallama (tül), gelgel (kofiliğin etrafına sarılan kordon türünden bir ip) arkalık (ceket türünden bir giysi), tuman, küllece (kadın gömleği olup etekleri dize kadar uzanır) alt tuman (atta giyilen tuman) kullanılırdı.

Karapapah Nevruz bayramı uygulamaları diğer İran Türklerinin kutlamalarından farklı değildir. Nevruz Kuzey Azerbaycan, Aras ve Kür vadileri, Borçalı, Karaçöp, Hrbil, Nahçıvan - Azerbaycan, Derbent bölgelerinde büyük ölçüde aynılık arz eder.

Karapapah Türkleri çevreleri ile uyumlulukları ile bilinirler. Dürüst ve mert insanlardır. Sosyal ilişkileri güçlü bir toplum dur. Onların karakterlerini yansıtan sözler, "Düz ol, Allah düziylendir" (sen dürüst ol, Allah dürüstün yanındadır.) "Sen yahşi ol, balıh da bilmese halik bilir" çok yaygındır.

Bir Karapapah Türkü ile yol gitmek, arkadaşlık yapmak onunla bir arada olmak isteniyor ise, ona tahakküm edilmemeli, dostlukla diyalog kurulmalıdır. Karapapah bayatıları onların ruh hâllerini anlatmaya yetmektedir.

"Karapapah elimdir

Türki ana dilimdir.

Agadeyin Galası

Menim çenli (çamlı) belimdir."

Sulduz yöresi Karapapah Türklerinde insanlar toplu hâlde iseler herhangi bir şey açıktan sayılmaz. Sayılması hâlinde bereketinin kaçacağına inanılır. Sayılmayı önlemek için "beni sayanı kurt yesin"denilir. İğde ağacının çiçeklenmesi esnasında, "dul arvadın bahtı açılır" inancı vardır.

Saymanın bereketi kaçıracağı inancı Anadolu ve Kuzey Mezopotamya Türk halk inançlarında da vardır. İşyeri kasasında ve cüzdandaki para son kuruşuna kadar sayılmaz. Gerçek rakam mecbur kalınmadıkça dışarıya açıklanmaz.

İran Karapapah Türklerinde ateşin üzerine soğuk su dökülmez. Dökülmesi hâlinde cinlerin suyu dökeni çarpacağına inanılır. Cinlerin demirden korktuğu inancı vardır. Al arvadı inancı Karapapahlarda da vardır. Boş silâh muhatabına doğru tutulmaz "şeytan doldurur" denir.

Cin türünden kam iyelerin demir türünden madenlerden korktuğu inancı, demir kültü ile ilgili olup Türk halklarının hepsinde görülür. Al karısından korunmak için lohusanın yatağının altına demir konur. Al karısı yakalanınca yakasına demir iğne sancılır. Damadı bağlamada veya bağlanmasının önlenilmesinde demir iğne kullanılır. Haydar (yel iyesi) ile ilgili inançlarda da keza demir iğne vardır.

Sulduz'un Karapapah Türklerinde akşam zamanı navdan (yağmur suyunun çatıdan aşağıya akmasını sağlayan oluk) altında durulmaz. Günün bu saati için "şer zamanıdır" denilir. Güngüz zamanı nağıl (hikâye) söylemek ve gece sakız çiğnemek uğursuzluk sayılır. Onları görenlerce "Gündüz nağıl deyenler gece sakız çiğneyenler, belki bu dünyaya gelesiz yağlı çomah yiyesiz" denir .

Şer vakti inancı, bütün Türk ellerinde vardır. "Gün yavrusuna kavuşuyor" denir. Bu vakte "dar vakit" denir. Bu saatlerde uyku uyunmaz Gabristana gidilmez, defin yapılmaz "yer bağlandı" denilir. Bu vakitlerde yere fide dikilmez "yer sahiplenildi" denir. "Akşamın hayırındansa sabahın şerri" tercih edilir.

Karapapah Türkleri'nin belirli bir bölümü Kızılbaş/Aliallahi inançlı Müslümanlardır. Bunlar Gali Şiiliğinin tasavvuf geleneklerinin tesirinde kalmış bir koludurlar. İnançlarında Altay ve Ortadoğu'nun eski inançlarının izleri görülür. Tanrının, varlığı ile bütün evreni doldurduğuna inanırlar. İmamlar hakkında aşırılığa kaçar, onları Tanrılaştırır veya Tanrısal nurun imam ve velılere halul ettiğine inanırlar. Şah İsmail'i Allah, Ali'nin tecessümü olarak görürler. Bunlar da Hz. Ali sevgisi "Ya Ali, Ya Mövla Ali" şeklinde aşırıya varmıştır.

Temel inançlarında: Zuhur, (Tanrısal özün ve güçlerin peygamber imam ve velilere yansıması) Ettehad (Bir insanda aynı anda Tanrısal ve insansal özün bulunması) Hulul (Tanrısal huyun insana sızması ve insan huyunun Tanrısallaşması) Tenasüh (Ruhların ardısıra değişik nesneler ve canlılara aktarılışı) Bu inanış insanları özel ve sıradan olarak ikiye ayırır. Mivsipleritıin kerametine inanırlar. İslam'ın diğer mezheplerini Ehli Suret (bi~ çimciler) ve kendilerini Ehli Hak (Tanrıcılar-Doğrucular) olarak adlandırırlar.

İran Karapapah Türklerinde Peygamberin ve imamların anadan olma günü (doğum günleri) temiz giyinilir, akraba ve komşular ziyaret edilir. Öğlen namazından sonra camilerde Kuran-ı Kerim ve İlâhiler okunur.

Hz. Muhammed'in hayatındaki dönüm noktası karakterli günler, Türk - İslâm dünyasının genelinde kutlanır. İmamlarla ilgili günlerde yapılan anma törenleri farklı kesimlerde değişik yoğunlukta yapılır. Bu yoğunluğu daha ziyade mezhep farklılıkları belirler.

İran'da yaşayan Karapapah Türkler'inin kutladıkları dört çarşamba vardır. Bunlardan birincisi "yalancı çarşamba", İkincisi "doğrucu çarşamba", üçüncüsü "kara çarşamba", dördüncüsü "payhediye çarşamba" dır. Birinci çarşambada gençler tepelerde ateş yakarlar, havaya silâhla ateş ederler. Buna "çille kovması" denir. İkinci çarşamba yok sayılır, atlanılır. Üçüncü çarşambada başsağlığına gidilir. Yaşlı aileler ziyaret edilir. Birlikte mezar ziyaretleri yapılır. Mezarlıkta hayır işlenir. Hurma ve helva dağıtılır. Dördüncü çarşambada da hediyeler verilir. Baca-baca, şal sallama, nava (akar suya gitme) merasimleri yapılır. Nevruz'da milah (Kışa bırakılmış salkım şeklindeki üzüm)yenilir.

Nevruz kutlamaları Türk dünyasının ortak millî bayramlarıdır. Bu bayramın evvelinde ve sonrasında birçok uygulama yapılır. Bu kutlamalar Güney ve Kuzey Azerbaycan'da, Derbent'in bazı köylerinde, Gürcistan Türklerinin belirli bir kısmında Aras ve Kür boyu Türklerinde daha yoğun ve daha renkli olur.

Karapapahlarda "kurban bayramı kurbanının kanı şifadır" şeklinde bir inanç vardır. Çocukların parmaklarını kana batırarak alınlarına sürmeleri istenilir .

Türk mitolojisinde kan kutsaldır. Ulu nesillerin, hakan ailesinin kanı akıtılmaz. Kan yere dökülmez. Kurban kam kutsaldır. Kurban adandıktan sonra Allah'a aittir. Adanılan kutsal güce aittir. Kurbanlık hayvanlara Allahlık denir. At yılgılarında da belirli seçilmiş atlar çekimde ve binekte kullanılmaz. Onlara özel muamele yapılır. Onların bostan ve bahçeye girmeleri hoş karşılanır. Anadolu'da kurban kanı çiğnenilmez, bir kaba veya çukura toplanılır. Bu uygulama Türkmenistan'da da vardır. Gelin için kesilen kurban kanının üzerinden gelin atlatılır. Kurban kanı gelinin ya da evin çocuklarının kimin adına kesilmiş ise onun alnına sürülür.

İran Karapapahlarında da keçiden, vecibe olan kurban bayramı kurbanı kesilmez. Keçinin cin veya şeytan olduğu inancı vardır. Öyle bir benzetme yapılır. Bismillah denilince cin ve şeytanın kaçmak zorunda kalacağına inanılır .

Kurbanlık hayvanların arasında keçinin olmayışı şer'en belirlenmiştir. Keçinin, şeytan ile özdeşleştirilmesi hortlama olaylarında bazı ruhların çeşitli hayvan donlarına girmeleri ve bu arada keçi donuna da girilmesi ile izah edilebilir. Bununla beraber adak olarak keçi de kesilebilir.

Cin ve şeytanın en büyük düşmanının besmele olduğu inancı Türk ellerinde çok yaygındır. Gece bunlara rastlayanların bismillah demeleri hâlinde bunların kayıp olacaklarına inanılır. Gece eşikten dışarıya sıcak su dökülmez, yanar hâldeki ocak soğuk su dökülerek söndürülmez, mecbur kalınacak olur ise, besmele çekilir. Yeni elbise ilk defa giyilince; gece, akar sudan su alınır ise keza "bir şeye uğramamak için" bismillah, denilir.

Sulduz Karapapah Türklerinde örümceğin görülmesi misafirin geleceği şeklinde yorumlanır. Kargalar da "gak-gak"deyince bir yerden haber alınacağına inanılır. İran Karapapah Türklerinde kişi bir iş yaparken hapşırır ise, o işi muhakkak yarım bırakmalı devam etmemelidir.

Kaynakça
Kitap: İRAN TÜRKLÜĞÜ — JeoküItürel Boyut
Yazar: Dr. Yaşar Kalafat
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: İran'da Karapapah Türkleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Tem 2012, 17:17

Hapşırmak Türk halk inançlarında "sabır" anlamına gelir. "Çift hapşırığın" uğruna inanılır. Hapşıran "çok şükür elhamdülıllah" der. Çevredekiler "çok yaşa" hapşıran da "siz de görün, hayırlı yaşamalar olsun" der. Bunların çeşitli türevleri de vardır.

Gece evin süpürülmesi hâlinde çöplerin dışarıya döktilmeyeceği inancı Türk ellerinde çok yaygındır. Hakas Türk halk bilimciler gece kutların yere indiklerini, evin süpürülmesi hâlinde dışarıya atılmış olacakları tarzında bir izah getirmektedirler.

Sulduz Karapapahlarındaki bir inanca göre çöreğe (ekmeğe) and içen kimse bu çöreği muhafaza etmelidir. Zira, eğer yalan söylüyor ise bu ekmeği yiyen kimse çarpılabilir. Hatta ölebilir. Çörek yapılırken ekmeğin kırığı tandıra düşecek olsa "ailenin azizlerinden (itibarlılarından) birisinin seferden (uzak yerden) geleceğine inanılır.

Ekmek parçalarının tandıra dökülmeleri od (ateş) iyesine yapılmış saçıdır. Anadolu'da Türk dünyasının birçok yerinde olduğu gibi ocak iyesine yağ, et ve benzeri s acılar yapılır. Biz Altay ve Hakasya'da kutlu yerlere yemek saçısı yapıldığını gördük. Borçalı Türklerinde çuvaldan yuvarlanan bir iki patates veya soğanın peşinde gidilmez onun için "toprağın veya suyun hakkı" denilir. Bunlar suya veya toprağa yapılmış saçılardır. Bu inancın derinliklerinde od’un, suyun, yerin iyesi olduğu inancı vardır.

Çörek (ekmek), od (ateş) veya suya yemin etmek halk inançlarımızın arasında eskiden daha sık görülürdü. Bu inanç daha ziyade nimet inancı ile ilgilidir. Nimet, kısmet, nasip, rızk kavramları giderek eskilerde kalmaya başlayınca bir taraftan insan ilişkilerinde yeminler edilmez ve bu tür yeminlere rastlanılmaz olmuştur.

Güney Azerbaycan Karapapahlarında günahkâr insanın kabre girince kabir azabının onun anasından emdiği sütü burnundan getireceği inancı vardır.

Ana sütü Türk halk inançlarında bazı hâllerde bir semboldür. Çok kere hak etmeyi, paklığı ve helâl olanı temsil eder. Bu itibarla, "ananın ak sütü gibi helâl olsun", "ananın sütü sana helâl olmaz" "sütümü sana helâl etmem" "anasından emdiği süt burnundan geldi" gibi ifadeler kullanılır, yavrusuna anî kızgınlıklar sonucu kargış eden annenin bedduası tutmaz "sütü karşı geldi" denir.

Sulduz Karapapahlarında ölümün birinci günü yani defin günü, üçünde, yedisinde ve kırkında meftanın evinde ve camide merasim "devri" yapılır. Kırkından sonra "yaslanma" getirilir. Yaslanma veya yastan çıkarmada yastan çıkarılacak ailenin kara giysileri çıkarılır. Ziyarete gelenler, yas evine kumaş ve kelle gant (bütün hâlinde küp şeker) getirirler.

Yastan çıkarılma uygulaması Anadolu, Kuzey Irak, Bayır- Bucak ve Balkan Türklerinde de özel itina ile yapılır. Yakınları yas evinin sakalı uzayan erkeklerini berbere götürürler. İlk hamama gidiş de böyle olur. Böylece daha evvel evinden çıkmayan yaslılar evden çıkarılmış olurlar. 3, 7, 40 ve sene-i devriye bazen de 52'si ile birlikte yapılır.

İran Karapapah Türklerinde perşembe günleri ölü ruhlarının serbest bırakıldığı inancı vardır. İnanca göre bu ruhlar gelin hayatta iken, kendilerine ait olan evlerin damında oturur ve ev ahalisinin tutumunu gözlerler. İntibaları olumlu olur ise, tekrar gelirler, olmazsa artık gelmezler. Bu gecelerde iyi yemekler yapılır, mutlu olmaya, iyi şeyler konuşmaya çalışılır. Gıybet edilmez. Toylar - düğünler perşembe günleri yapılır. Cuma günleri dua edilir. Ku/an-ı Kerim okunur.

Cuma geceleri ölülerin ruhlarının evlerini ziyaret ettikleri, ölümün ilk kırk gününde evinden ayrılmadığı inancı münasebetiyle Kur'an okutmak, helva kavurmak ve onları dağıtmak gibi inançlar diğer Türk ellerinde de görülen bir inançlardır. Alkolikler dâhi bu gece içki içmemeye çalışırlar. Bu gece küfür edilmiş ve kavga olmuş ise, "aziz mübarek cuma akşamı, ölmüşlerimizin ruhunu da rahatsız ettik" denilir, tövbekâr olunur. Bu gecelerde, yaramazlık yapan çocuklara ecdat ruhlarının kapıda pencerede oldukları, kendilerini gördükleri söylenmek suretiyle susmaları sağlanır.

Borçalı ve yöresinde yaşayan Karapa pahları, konuya girerken de belirttiğimiz gibi Karapapaheli'nin aslî kesimlerindedir. Gürcistan'ın Sadaklı yakınlarındaki Köhne (eski) kiliseye giden halk burada kurban kesmektedir. Ansiklopedi Araştırma Merkezî Başkanı Eli Şamil'e göre, Türkçe konuşan şimdi Müslüman olan yöre halkı bir dönemin Hristiyan Türklerindendi. Maalesef bölgeye gidip araştırma yapamadık, ancak konuya dair bazı bilgiler edinebildik. Buraya daha ziyade Şamnabad bölgesinin Müslüman halkı gitmektedir. Türk olan bu kimselerin hurafe ve cincilik gibi konularla bir ilişkisi yoktur. Bölge aydınlarının teşhisine göre bunların bir kısmı geçmişte Hristiyan iken, şimdi Müslüman olmuşlardır. Ziya Bünyatov'un 7-9. Asırlarda Azerbaycan Tarihi ve Doç. Dr. Feride Memmedova'nın Albanlar isimli eserinde bu konuda geniş bilgi olduğunu biliyoruz". Biz bu kaynakları Gregoryan Türkler konulu çalışmamız münasebeti ile inceledik.

Halk, bölgedeki Hristiyan Türklere ve Hristiyan Türk iken Müslüman olanlara Rum Türkleri, Barzan veya Berzan demektedir. Kelimenin anlamı kam veya şaman gibi bir şey. Barzan önceden, bilen keşif sahibi ve Berzan ise yol gösteren anlamlarına geliyormuş. Bu toplum geçmişte Zalga’ınn köylerinde yaşamaktaydı. Yörenin %90 halkı bunlardan meydana gelmiştir. İlçe merkezinde geçmişte miktarları 7 bin iken hâlen 3.500 kişi kalmıştır. Bulundukları köyler; Başköy, Merdiven, Yeddi Kilise, Avranlı, Ağbulak reyonu, Tiflis'in merkezi, Marneol ilçesinde Titseli ve Sigora'dır. Türkçe konuşurlar göçleri SSCB döneminden sonra başladı, hâlâ devan ediyor. Göç Yunanistan'a yapılmaktadır. Yunanistan bunlara Rumca eğitim veren okullar açmıştır. Evvelce eğitim dilleri Rusça idi. Gürcistan hükümeti göç edenlerin geriye dönmelerini istemiş olup evleri hâlen büyük ölçüde boştur. İlk göçleri münferit de olsa 1956 yılında olmuştur. Bunlardan Azerbaycan'da da vardır. Ancak çok dağınıktırlar. Şu anda göç edemeyenler %40 olup yaşlılarıdır. Ortodoks Türkler Anadolu'daki kaderlerini, 100 yıl sonra Kafkasya'da yaşamaktadırlar.

Borçalı'nın Marnovi / Sarvan ilçesinin Candar, Kızılhaçlı, Sarva, Mamgeli, Mescidli, Görarhı, Tazekent, Hacılar, Yuvanalı, Alget, Amborofya, Karakeçeli, Akkeçeli, İlmezli, Kepenekçi, Birinci Kösalı, İkinci Kösalı, Boydor, Kürtler, Kaşmaganlı Leibeddin, Daştepe, Şülöyür, Kuşçu, Ağmemmedli, Kocagan, Tekeli, Hancagazlı, Kireçmeganlı, Kasımlı, Beytarafcı, Baytallı, Ulaşlı Yukarı Gullar, Aşağı Gullar, Kırhılı, Aşağı Saral, yukarı Saral, Demye Görarhı, Ahıllele, Ahıl Mahmutlu, Mamayı, Mollaoğlu Sadaklı, İmir, Hallavar, İmizcala, Büyük Beyler, Küçük Beyler köyleri tamamen Türk halktan oluşur.

Güllübağ (Türk ve Ermeni) Zop (Türk ve Ermeni) Opret (Türkçe konuşan ortodoks / Rum) Hocornu (Türk ve Ermeni) halktan oluşmaktadır. Borhosi ilçesinin Aşağı Koşakilise, Yukarı Koşakilise, Molla Ahmetli, İmir Haşan, Koçulu, Fahralı, Saraçlı Balaboğanlı, Kölayır, Arhılı, Haşan Hocalı, Taşlı gullar, Esmerler, Ceferli, Deller, Karadiken, Siskala, Arakel, Beyteker, Aşağı Gülever, Yukarı Gülever, Zorgöyeç, Babakişiller, Sarımemmetli, Darvoz, Abdallı, Bolus Kenpenekçi, Sorollar, İnceoğlu, Halı tamamen Türktür. Halkı karışık olan köyler; Şemsöy (Türk-Ermeni) Çatak (Türk-Ermeni) dır.

Başgeçit ilçisinin; Seferli, Deller, Sukala, Dunus, Mahmutlu, Hamamlı, Armutlu, Memişli, Meşilıler, Kızılkilise, Şindiler, Azgeyliyen, Dagarhılı, Kızılhacılı, Saca, Hüsöyüçay, Çopuzralılaz, Yırgançay, Aşağı Karabulak, Yukarı Karabulak, Lökcandar, Yavıklı, Şamdarlı, Gödekdağ, Sağatlı, Muganlı (Bu son iki köy Ermen ine sınırına çok yakın oldukları için can güvenliği sebebiyle maalesef boşaltılmıştır.) Aşağı Orzuman, Yukarı Orzuman, ürmeşen tamamen Türk halkının yaşadığı köylerdir. Kırovisi, Türk ve Gürcüdür.

Karayazı ilçesinin; Soğanlık Karcalar, Ahtehle, Karatehle, Sorca, Muganlı, Birlik, Tazekent, Kösalı, Nazarlı, Aşağı Kenenekçi, (Ulu kişili- Caferli) Candar, Zenger, Ulyanafga, Karatepe köyleri Türk köyledir.

Karaçöp Bölgesinde; Sagarevçov, Keşali, Kazılar, Karabağlar, Yarmuganlı, Düzeyram, Lebbeli köylerinin halkı tamamen Türktür.

Lagodehi İlçesinin; Kabal, Uzuntolo, Genceli, Karacalar köyleri, Lelavi ilçesinin; Karacalar köyü, Ağbulak ilçesinin Kösalar ve Şıhlı köyleri, Zalga ilçesinin; Encıvan, Tecir, Culuhluve Tecis köyleri, Kabci ilçesinin; Muhran, Tatuşağı, Ferma köyleri ve Musteha ilçesinin hepsinin muhtarları Türktür. Bu açıklamalardan sonra halk inançlarına geçiyoruz.

Bölgedeki Karapapahlarda yeriklemek veya aşermek karşılığı "ağzı tatsız", "ağzı pis" tabirleri kullanılır. Bu durumda olan kadınlara yemeleri için her arzuladıkları şey verilmelidir. Bunların "nefsi körlenmeli" aksi takdirde pis (fena) olur. Uşak (bebek) içerde (ana rahminde) hasta olur. Uşak içerden anayı emdiği için, onun arzusu yerine getirilmemiş olur.

Karapa paklarda "gelinin sonu", (bebeğin rahimdeki eşi) temiz yere bastırılır. Eğer dünyaya gelen çocuk kız ise, "Allah bu nun dalınca oğul ver, kız verme" denilerek temiz toprağa gömülür. Göbeğin parçasını saklayanlar da olur. Kişinin göbeğinin batırıldığı (gömüldüğü) yerden zor ayrıldığına inanılır. "Göbeğini oraya mı bastırıplar (gömmüşler) oradan ayrılamırsan" denir. Bu inanç ve söyleyiş Anadolu'da da vardır.

Yörenin Karapapaklarında balaya adını babası koyar. Babasının babası da koyabilir. Dedenin ismi toruna konularak, neslin yaşatılması amaçlanmıştır. Sovyetler döneminde Gürcistan'da Türkler, Orhan, Altay gibi isimleri çocuklarına koyamazlardı, yasaktı. Çocuğa ad konulduğu gün çocuk kız veya erkek olsun fark etmez, kurbanı kesilir. Kurbanlık hayvanı, çocuğa ad koyan verir. Çocuğun kulağına üç defa ezan okunur. Doğduğu gün, ay ile ilgili veya dinî içerikli bir isim koyulur. İkiz çocuklara Ömer- Osman veya Hasan-Hüseyin adları koyulur. Bazen de köhne (eski) ad, çocuk yaşasın diye babasının dedesinin ismi de konulur. Gürcistanda yaş günü yerine "ad günü" yapılıyor. Aydınların bu gününde basında haklarında yazı yazılıyor. Saz şairleri toplanıp kutlamaya renk katıyorlar. Borçalı yöresinde de çocuklara verilen isimlerle yaşamaları, kız veya erkek olmaları veya yeni kardeş istemediklerine dair mesajlar verilir. Meselâ; Tamam, Beşti, Yeter, Kifayet, Kız Tamam, Kız Yeter gibi isimler konulur. Erkek isimlerinin başına çok kere "gül" gelir. Gül Mehmet, Gül Ali gibi.

Borçalı Türklerinde bebek day duracağı zaman; "day dur dayın gelsin, çömçede payın gelsin" denir. O esnada çocuğun dayısı çocuğa hediye verir. Bu uygulama Doğu Anadolu'da da vardır. Bebeğe ad verme gibi uygulamalarda, baba tarafının etkinliği görülmektedir. Esasen bu gibi tespitler, irdelenerek bazı önemli sosyolojik sonuçların çıkarılması mümkündür. Anaerkil, ataerkil gibi.

Dişi çıkan çocuğa "hedik" yapılır. Hedik; buğday, kargıdalı (mısır), lohiya, kozlepesi (ceviz içi), maş, (küçük taneli fasülye) ile yapılır. Hedikten konu komşuya pay verilir. Hedik gönderilmiş kap boş iade edilmez. Çocuğun çıkıp düşen dişi "halvet yer" e atılır. Bu esnada "ay sıçan inci dişimi sana verirem, balta dişini bana ver" denir. Çocuğun ilk saçı bir yaşında kırkılır (tıraş edilir) o saç terazide çekilir tartılır. Ağırlığınca delleye (berbere) pul (para) verilir. Çocuğun ilk tıraşı sağdan başlanarak yapılır.

Borçalı yöresi Türklerinde "kirve" çok önemlidir. Kirve kutsal kabul edilir. Onun âdeta dokunulmazlığı vardır. Kirvelik kurumu nesilden nesile geçer. Kirvenin oğlu, onun oğlu o ailenin kirvesi sayılır. Ve kirve ile aynı itibarı görürler. Kirve olacak kimseye elçi gider "razılık" alır. Sonra konaklık (ziyafet) verir. Kirvenin damının üstünden geçme, içeriye toprak elense kıyamete kadar kirvenin sende hakkı kalır, diye bir inanç vardır. Kirveden kız alıp verilerek akrabalık yapılmaz. Kirvenin nesilden nesile geçen mirası bölününce atadan gelen kirveler arasında da bölünür. Bu hep devam eder ve o aile için başka kirve tutulmaz.

Uşağı olmayan kadına maliki (derman) yapılır. Kabak ve bal pişirilir; bu ve benzeri ilâçlara "Türke çara" denir. Ana adayının karnına belenir. O yakı iki gün orada kalır. Ayrıca camış gübresi pişirilir, gelin ona belenir. İçi ağır kadın deriye çekilir. Bir başka uygulamada da, petekli bal, darçın, gülümcan, zencefil, hil, nuheyl, ıslot (biber) dört adet yel ceviz el makinesinde çekilir. Bir kilo petekli bala karıştırılır. Gelin aç karnına bundan bir yemek kaşığı yer, sonra çörek yiyebilir. Geline kartol (patates), pirinç verilmez. Düzelir ise beline yakı sarılır. Karnına köpe yapılır, beli çekilir, tekrar beli çekilir. Üç yumurtanın sarısına alçı karıştırılır. Bir metrelik bir bezle yakı yapılır. Bu yakı üç gün belde kalır.

Çocuğu sürekli ölen anne, meyve ağacının dibine gider ve "ben hamı zatımı sana verirem sen de varını bana ver" der. Üç defa ağacın dibine "tu tu tu" der. Bu uygulama da görüldüğü üzere "ağaç", "meyve ağacı"; ocak olarak algılanmıştır.

Karapapaklarda gelin "ellendirilir". Bunun için gelinin başına bir şiş ve ekmek dolandırılır. "Ayağın sayalı, başın devletli olsun, yetii oğlanla bir sofraya el uzatasın" denir. Sonra gelin sağ taraftan perdenin arkasından gerdeğe girer.

Gelin, kaynana ve kaynatası ile bir müddet konuşmaz. Bu bir hürmet ifadesidir. Geline ve çocuğuna dua edilirken "Allah gelinine ve çocuğuna başacan (başına deyin, başına kadar) versin hoşbaht eylesin, Allah hoşbaht eylesin, oğullu kızlı olsun, hoşbaht yaşasın. Allah rızkım bol eyle özüne can sağlığı ver" denir.

"Karapapaklarda eskiden evlenecek kız oğlanı, oğlan da kızı görmezdi. Baba-ana gözaltılıya,'lardı (gözaltı yapıyorlardı) Büyüklerin sözünden çıkılmazdı. Şimdi evlilikte gençler karar veriyorlar. 18-22 yaşlarında evleniyorlar". "Allah'ı aldatabilmem (yalan söyleyemem); kız istemeye gidince iki-üç ağsakal kişi bir toğlu (koç) götürür. Allah'ın emri peygamberin şeraatinle senin kızını oğluma diliyirem" der. Kız babası da "o ki Allah yazıp kimse bozamaz, başına dönüm senin" der.

Karapapaklarda kız istemeye aç karnına gitmelidir. Ev sahibi konuklara "açmışınız" der. Görücüler de "Size bir teklifimiz var. Bize şirin bir söz söylemezseniz, ikramınızı yemeyiz" derler.

Türklerde erkekler 20-22, kızlar 18 yaşlarında evleniyorlardı. Hâlen her ailenin asgarî üç çocuğu olmaktadır. Özellikle Sovyet döneminde bir Türk ailesinin 10-12 çocuğu olabiliyordu. Ailesi felâkete uğramış bir genç, daima ebeveynlerin yanında yer alabilmektedir. Müslüman Türklerde alkol aileyi çürütememiştir. Hâlen Türklerle çok evlilik yapılmamaktadır. Gürcülere kız verilmemekte, ancak Gürcülerden kız alınabilmektedir. Bu arada ifade edildiğine göre Kafkasya'da İnguşlar ve Türkmenlere çok eşli evlilik hakkı verilmiştir. Eskiden Sünnî Türkler Şii Türklerle kız alıp vermezler iken, şimdi bu tür evlilikler olmakladır. Ayrıca, eskiden Ermeni ve Ruslardan nadiren kız alınırken şimdilerde hiç kız alınmamaktadır. "Haşa huzurdan bugün bir Ermeni bana selâm verdi" denilmektedir.

Karapapaklarda aile reisi evereceği kızının kanaatini sorar. Bu konuda baba, anneyi araya sokar. Kız kaçırma yoluyla evlilik vardır. Kan davası ise, çok nadir görülür. Berdel usulü evlenmeye Borçalı'da "al değişik" veya "iki başlı kohum" deniyor. İki kız kardeşi alan iki erkek kardeşe de çok sık rastlanılmaktadır.

Mahmut Hacı Halıl aynı zamanda bir halk bilimcidir. Ondan da yöredeki halk kültürüne dair malûmat topladık; Gürcistan Türklerinde geline baba evinden çıkarken "ocak taşı" verilir. Gelin yeni evinde "ağır" olsun bereketi bol olsun diye Makedonya Türklerinde yeni geline, ilk geldiği gün "ocak taşı" öptürülür. Bereketi celp etmesi için. Anadolu ve diğer bazı Türk yörelerde gelinin cebine taş konur. Yeni evinde ağır olması, aklı baba evinde kalmaması ve sık sık kaçıp eski evine gelmemesi için yapılır.

Borçalı'nın bazı Türk kesimlerinde gelin için kesilen kurbana molla nezaret eder. Gelinin ayağının altında nelbeki (çay tabağı) kırılır. Gelinin başına şirni (şeker) dökülür. Şirniye düğü (buğday) katılır. Gelin eşikten içeri girince bir kapda kor hâlinde od (ateş) getirilir. Yanında demir şiş olur. Gelin od'un etrafında beş defa sağdan başlayarak üç defa dolaşır. Gelinin kucağına körpe oğlan uşağı konur. Ayrıca gelinin çorabının içine baba evinde pul (para) koyarlar. Bu parayı gelinin çorabını çıkaran alır. Gelinin atası evinde beline üç defa kırmızı lent (kurdele) bağlanıp açılır. Gelin sonra ere verilir. Gelin, bey evine gelince bey tüfeng atar. Bey şahında muhakkak "alma" olur. Beyin beyliği "bey şahı" kızın evine gidince biter, arkadaşları da onu dostça döverler. Bazı görevli arkadaşları da onu korurlar.

Düğüne aranmayan bir kimse sitem ederken "Ağ sakallınızı kara sakallınızı yığıp hâlvet oldunuz Allah mübarek etsin" (genç yaşlı kendi aranızda eylendiniz) der. Borçalı'da gelinin eşikten girmeden evvel tabağı sındırması (kırması) evdeki şer ve hatanın dağılması içindir. Geline su dağıttırılır, zira suyun aydınlık olduğu inancı vardır.

"Toya gidende ayrı yoldan, toydan dönende ayrı yoldan gedilir". "Bey tutulmuş (bağlanmış) ise, mollaya gidilir. Beyin anası, nişan paltarından cırar özü beyi baştan bağlıyar, gelini gelende açar böylece başkaları bağlayamaz." inancı vardır. Karapapaklarda kız çıkmayan geline "üzü kara" denir. Onu geri gönderirler. Böyle gelinin saçı kesilir. Yenge ve gelin reddedilir. Babasının evine gönderirken eşeğe ters bindirilir.

Karapapaklarda eskiden kebin (nikâh) gizli kesilirdi. Nikâhsız (dinî nikâh olmadan) gelinin "yaptığı ekmek yiyilmez, verdiği su içilmezdi." Nikâhın gizli kesilmesi, muhtemelen yapılması ihtimali olan büyüye mani olmak içindir. Burada nedense nikâh için kıyma veya kesilme tabirleri kullanılır. Bizce, üzerinde durulmalı, kelimenin batınî anlamı irdelenmelidir. Nikâhsız kadının elinin değeceği şey haram sayılır. Zira, o cünüp insan ile eş tutulur. Eşi ile birleşmesi zina sayılır. Hatta onun durumu cünüpten daha ötedir. Kırklanması gerektiği inancı vardır.

Uşağı (çocuğu) gelini, atı, malı, davarı nazardan korumak için molladan nazar duası alınır. Dağdağan ağacı üç kulak (üçgen) biçiminde kesilir. Çocuğun sağ çiyniye (omuzuna) dikilir. Büyükler sağa nasihat görürler (uygun bulurlar), ayrıca göy (mavi) gök boncuğu, gelinin omuzuna, yakasına dikilir. Atın sinesine ve geri yanına dağdağandan yapılmış üç kulak takılır. Bu ağacın üstü şişle yandırılır (yakılır). Ev diktirende de evin anlına at nalı çakılır.

"Nezar kesen" için, malın nazardan korunması maksadıyla nazar duası okunarak "tuz" yakılır. Nazardan kurtulması istenilen hayvanın alnına nazardan hemen sonra yumurta vurularak kırılır. Tuz Türk halk inançlarında önemli bir motiftir. Binalarda ve beşiklere nazarlık yapılırken yumurta da nazarlığın içerisine konulur. Anadolu'nun bazı yörelerinde gelin eve getirilince evin duvarına yumurta vurularak kırılır.

Gelin evin eşiğinden içeriye girmeden ayağının kabağına (önüne) kurban kesilir. Eşikte ayağının altına bir çini kap konulur. Ayağı ile sındırması istenir. Gelin ayağı ile bastığı bu tabağı kırar. Gelin atasının evinden çıkınca bahtı aydın olsun diye ardı sıra su dökerler, yeni ocağında şirin olsun diye, şeker serperler.

Gelin ayağına kurban kesmek, tabak kırmak, arkasından su serpmek, Anadolu'da da vardır. Kırılan tabakla çıkarılan sesin kötü ruhları, cinleri korkutup kaçıracağına inanılır. Nitekim, tahtaya vurulup "şeytan kulağına kurşun" denilmesi de, aynı inancın tezahürüdür. Anadolu'da evin kapısına bal sürülerek, gelinin tatlı dilli olması dilenilmiş olur.

Borçalı yöresi Türklerinde gelin arabadan düşende (inince) arabacılar hürmet (bahşiş) isterler. Yolda çocuklar arabanın kabağını (önünü) keserler. Güreşmek ister beyden veya görevlisinden elam, hediye alırlar.

Gelin bezedilince (süslenince) başını yengesi hazırlar. Kemerini erkek kardeşi takar. Bu esnada bir inek veya gebe verir.
Gelini sandığına bir kasip balası (fakir çocuk) oturtulur. Onun kalkması için de ona bir hediye veya para verilir. Buna "kemer bağlamak" denilir. "Kazan açması", oğlanın adamları kızın evinden gelenlere yemek verirler. Bu esnada "kazanın kapağı açılmıyor" denilir. Kapah açılsın diye pul hediye verilir.

Borçalı'da gelin eşine ismi ile hitap etmez. Kaynanasına hitaben evde konuşurken "oğlun" der. Eşi de ona, "Aykız" veya babasının ismi ile "Yusuf un kızı" veya memleketinden hareketle "Ay Karslı" veya "Ay tembel" der. Bu hitap şeklinde kesinlikle aşağılama horlama yoktur. Bu doğal ve yaygın bir uygulamadır ve hiç yadırganmaz. Türk dünyasının her kesiminde bilhassa kırsal kesimde görülür. Anadolu'da bu uygulamaya "ses saklama" denir. Uygulamanın inanç derinliklerinde erkek çocukların nazardan korumak için pasaklı, fırtıklı gibi çirkin isimler koyarlar. Bu uygulama Borçalı yöresinde de var. Ayrı inancın başka bir tezahür biçimi olmalı.

Bey, sağdıç olarak tayin edeceği kimseye önceden bir hediye verir. Gelini kızın atası evine çağırınca, akrabaları da çağırıp yemek verir. Geline (kızlarına) hediye alır. Buna "ayak açma" denir. Gelini damadın akrabaları evine çağırıp ona hediye verir, onu yemeğe alırlar. Buna "toy görmesi" denir.

Şah muhakkak gece gitmeli, hükmen Bey Şah'ı gece götürülmeli; Şah, sağdıcın evinde bezenir. Taşınırken tezeklere gaz yağı dökülürek şamdan yapılır. Bey Şah' ı sağlı-sollu olarak aydınlatılır. Bu meşaleler şahın önünde kara zurna eşliğinde götürülür. Neden buradaki zurna kara'dır? Neden kara zurna eşlik yapmaktadır? Zurnalar tasnif edilirken neden bir kısmı "kara" dır? Bize göre düğün içerisinde ince-derin bir sızı içeren mutluluktur. "Hem ağlarım hem giderim" sözünde bu sır açıklanmıştır. Evinden ayrılmak yeni bir dünyaya girmek âdeta parlak bir karanlıktır. Bu zurna açık havada çalman gür sesli büyük zurnadır.

Aras Vadisi düğünlerinden tanıdığımız "Bey Şah" Kür boyu Türklerinde de yaşamaktadır. Bey Şah burada da dokuz dallı olmakta ve her ağaçtan yapılabilmesine rağmen daha ziyade çam ağacından yapılmaktadır. Soyulan çam ağacından bazen dal sayısı 30'a kadar çıkabilir. Bey Şahını iki kişi taşır. Bey Şahı sağdıcın evinde gece bezenir. Beyin adamları Şahı korurlar. Şahın dalından gençler bir elma uğurlasa (çalsa, kaçırsa) bey o elmayı satın alır. Sağdıç subay (bekâr) olmalı. Bey sağdıçlık yapması için evli kimseyi çağırmaz.

Bize göre, sağdıcın bekâr olması, kısır gecesi, kızlar gecesi gibi sadece bekârlara hasredilen gece ve günlerin eski inançlardaki "kişi oğlu" kültü ile yakından ilgili olmalıdır. Zira, Altay Şamaniznıde sadece evli kadınların katılabildiği toplantılar vardır. Bekârlar veya evlendikten sonraki kişi oğlunda kuvvelerce bir değişme mi oluyor? Acaba bu nişanlı, evli başı bağlı, başı boş sahiplenme sahipsizlik kavramları ile mi ilgili?

Borçalı yöresi Türklerinde "honça" uygulaması vardır. Buna göre bir tepsinin içine kına ve kınanın üzerine mum konur. Bu tepside çeşitli tatlılar da olur. Ayrıca ziynet (takı), kızıl (altın) olur. Bu tepsi ağacın olmadığı yerde Bey Şahının yerini alır. Oğlan evinden kız evine gönderilir. Anadolu'da bunun büyük ölçüde benzeri "sini" olarak bilinir. Nişanlı kıza sini gelir. Hatta Erzurum yöresinde oyunu vardır. "Bu, Deli Kız Sinin Geliyor" diye karşılıklı manilerin okunuşu ile oynanılan bir oyundur.

Borçalı yöresi Türklerinde düğün merasiminin son gecesinde "kına bent" yapılır. Erkekler ayrı, kadınlar ayrı yerde olurlar. Erkeğin eline yenge kına yakar. Beyin (damadın) bir adamı kızın evinden bir koyun veya tavuk getirir, dostlar davet edilir. Beyin yemek meclisinde büyükler olmaz. Sofrada bey elini çöreğe (ekmeğe) uzatmadan kimse uzatmaz. Uzatana çerme verilir. Çerme, verilen ceza olup cezalıya çok yemek yedirme veya onu aç bırakma şeklinde olur. Kına yakılınca "iki ay sonra vaht (vakit) kesirem (vadediyorum) iki ay sonra bir de yahıram (tekrar yakacağım)" denir. Bu bir nevi adaktır.

Aras vadisinde "yetim"den sağdıç veya soldıç olmaz. Bu konu da bizce çok önemlidir. Uluğ Türkistan'ın güneyinde yağmur duası için hazırlanan çocuk, bilhassa kız çocuk yetim olmalıdır. Buna "fakirek" denir. Birçok yerde fala bakılma veya define aranmasında analı babalı olma veya olmama kuralı aranır. Yetim kişi sahipsiz kişidir. Sahiplenilmeye uygun kişidir. Halk inançlarında yetimin özel bir konumu vardır. Türklerde kişioğlu âdeta doğuştan beydir veya onun kişiliğindeki kuvvede bir beylik vardır. Evlendiği zaman bu beylik unsuru açığa, gün ışığına çıkar. Onun yeni bir ocağı ateşlemesi, onun beyliğinin başlamasıdır. Yeni binalara çatı safhasında bayrak asılması, düğün bayrağı, bu anlamda o beyin kendi ocağında egemenliğidir. Bunun için damat "Bey"dir. Bey, beylik zenginlik ise, yetimden sağdıç veya saldıç olmayışı da doğaldır.

Kız evine gelindiği akşam gelin, bey ile oynatılır. Gelinin başında kırmızı sarp olur. Gelinin yüzünü kimse görmez. Gelinin elinden tutarak oğlanların oynamaları uygun değildir. Bu gece bey kesinlikle gülmeyip kesinlikle ciddî olmalıdır. Bey güldürülmeye çalışılır, gülen beye çerine verilir. Gülmenin ceremesini çeker. Eğlencede erkekler kadın veya polis kılığına sokulur bezenilir. Buna "keçebörd" denir. Bu gece oğlanın anası da oynatılır. Kız evi bir yıl kızının evine gitmez; kız da bir yıl atasının evine gitmez. Kız atası kızının toyunda oynamaz.

Borçalı Türk evlerinde "yaşmak" geleneği vardır. Gelin yaşmaklanır, kaynanası ve kayın babasının yanında danışmaz (konuşmaz) yemez, içmez, onların adını çekmez (söylemez). Erkek, atasının yanında uşağın adını çekmez. Yaşmak, hörmet demektir. Gelin ile oğlanın anası arasında perde vardır. Gelin, kaynanası kaynatasının, dediğine cevap kaytarmaz (cevap vermez), cevap ayıptır. Yaşmak olunca cevap verememiş olur.

Doğum ve evlilikten sonra hayatın son safhası olan ölüm konusunda bazı tespitlerimiz oldu. Bölgedeki inanca göre ölecek kimse rüyasında bir kara kuşun kendisini alıp götürdüğünü görür. Bu tespite göre ölüm meleği karadır veya bazı kimseler için böyledir. "Ölüm teri", ölümden evvelki ter olup bir çok kişi bu tere şahit olmuştur. "Dualı adam", ulu kişiden vergili adam demektir. Bu tür rüyalar dualı adamlara anlatılıp onlardan yorum istenir.

Urfu (ruhu) kimse göremez. Bir Allah bilir. Ruh ağızdan, burundan çıkar, çünkü nefes oradan alınır. Azrail başının üzerini keser; can, ruh ayağından itibaren çıkmaya başlar."

Karapapaklarda "dili ağız eylemek" başsağlığı dilemek demektir. Örnekler "ahırın hayır olsun, oğlun kızın sağ olun", "Allah seni yarı yolda koymasın" denir. Yemin ederken de, "Allah hakkı", "Allah adı hakkı", "balaların başı için", "Kur'an hakkı" denir.

Cuma akşamları, dua edilir. "Cümle âleme içinde de benim balalarıma" denir. Yemek yapılır. Bunları çoluk çocuk yer. "Bu gece ölüler gelir, onların burnuna yemek kokusu gitsin" inancı vardır.

"Ardoy" deyirler bir şey var. Köhne vakitte bir Süleyman Ağa vardı. Şer vakti değirmene un götürür mezarlıktan geçende aklından ardoy geçir, korur. Şeyhoğlu Bayram bundan birini tutup, (geç gel) deyende tez gelirmiş tez gel deyende geç gelirmiş. Buna hamur yoğurtturuyorlarınış, kurtulmuyormuş (çok bereketli imiş bitip tükenmiyormuş). Kız-gelin yığışır suya gider. Hamisi özünü suya verir. Kızlara "ben de (yıkanım)" deyir, paltarım çıkarırlar. Paltarında iğne variymiş, Onu o iğne tuturmuş iğne çıkanda suya girir kayıp olur.

Karapapaklarda hal karısından korunmak için, hal karısı tutmuş olan kimsenin bir eşyası, korunması istenilen kadına götürülür. Kanaatimizce hal karısını tutan kadın hal karısından bir kuvvet almış oluyor. Bu kuvvet eşyalarına sirayet ediyor. Bu eşyaları yanında bulunduran ve korunmak isteyen kadın, hal karısına karşı bu eşyayı referans veya karşı güç olarak kullanabiliyor.

Karapapağ halk inançlarında insan kılığına giren iyelerin olduğuna da inanılır. Bu iyeye, "ruh" diyenler de vardır. Hüseyin Ağa, Sarı Dere mevkünde çayda, suyun kenarında bir uşağı oynuyorken görüyor. Çocuğun elinden tutunca insan evlâdı olmadığını anlayıp korkup kaçıyor.

Gürcistan'da Müslüman halk Anadolu ve Azerbaycan'da olduğu gibi rüyasında ölmüş bir yakınını görür ise, onun ruhu için hayır işler. Bölgede ölüsü olan 40 gün yasin okutur. 41 ya sinden sonra bunlar mevtanın ruhuna bağışlanır. Mevtanın ölümünün 51. günü duası okunur. Toplanmak gerekmez. 52. gün "et kemikten ayrılır, mevta acı çekmesin" diye duası yapılır. Cemaatin ardından ölünün atının kendiliğinden kabristana gittiği görülmüştür. Cenaze kabire konulurken tabut üç defa yukarı kaldırılıp indirilir.

Gürcistan Müslümanlarının, Türk bölgesinde Türk TV. kanalları seyredilmeye başlamadan evvel, Türkiye'de yaşanan dinî hayata dair hiç malûmatları yokmuş, Türkiye'de din adamları mollalarının olabileceğini dâhi düşünemiyorlarınış. Geçmişte Türkiye aleyhinde çok yoğun bir propaganda yapılmış.

Kadınların düşen, dökülen saçları uygun bir yer kazılarak yere bastırılır (gömülür) veyahut böyle saçlar bir şeye bükülür (sarılır) ve duvarın taşlığına (oyuğuna) konulur. Saç ulu orta yerde taranmaz. Dökülen saçların (cadı kün) (cadı yer) (cadı) gibi büyü yapanların eline geçip büyü yapmasından çekinilir. Anlatılan bir hikâyeye göre büyücü kadın büyü yapacağı kadının saç kılını, âşık olan zattan ister. O da saç bulamayınca bir camuşun derisinden büyücüye kıl getirir. Büyücü büyüsünü bu kıla yapınca hayvanın derisi sürünerek-âşık olan adamın evine gelir.

Şer karışan tırnağına cadı yazıp büyü yaparlar ki çok mahsurlu görülür. Kesilen tırnak gündüz kesilmeli. "Gece tırnak kesenin kül başına" denir. Tırnak yakılır, daha ziyade gömülür. Tırnak kesildikten sonra el muhakkak yuyulmalı (yıkanmalı), el yıkanmaz ise, o elle tutulan yiyecek içecek haramdır. O tırnağı kesen bıçak da haram kabul edilir.

Borçalı bölgesinde halkın saygı ile ziyaretinde bulunduğu birçok ulu mezar vardır. Müslüman Türk halk bunların etrafında Türk dünyasının birçok yerinde olduğu gibi bazı inançlar geliştirmiştir. Tespitlerimizin arasına bu konuları da aldık.

Hacı Mehmet Efendi, Kazak'da Aslanbeyli köyünde (İnce Deresi) dir. Buraya halk her zaman ve daha ziyade Cuma günleri ziyarete gelir. Burası Nakşi Piri olarak bilinir. Burada kurban kesilir, sadaka paylanır, kabir taşı öpülür. Türbenin yanında camii vardır. Burada gece kalındığı da olur. Seyit Nigari'nin burada gazelleri okunur. Meyhaneler geçilir. "Nigari semahları" yaşanır. Türbenin onaranı yapılır. Burası devlet koruması altındadır.

Borçalı Karapapağ Türklerinde, adak sahibi kimse, adağını pire veya seyyide getirince adağı alan kimse alıp kabullendikten sonra tekrar geriye vererek "bunu filâncaya ver onun durumu daha uygun fakirdir. İnşallah Allah adağını kabul etmiştir" diyerek adak sahibine yön verir. Borçalı Türklerinde pir ziyaretine giden kimse yol boyunda bildiği ayetleri okur ve "Allah Allah Allah" diyerek gider. Bir köyden başka köye pir ziyaretine okuyarak giden şahıs yolun nasıl bittiğini fark etmez. Pire gidilirken Allah adının ağızdan düşürülmemiş olması bize göre, pirdeki hikmetin de Allah'dan kaynaklandığına inanmanın bir tezahürüdür.

Borçalı'da pir delisi tanımı ile halk aşığı kastediliyor. Bunlara halk bir niyet tutarak gelir. Birisi test yapmak için bunlara gelirken niyetini değiştirir. Bunlar o şahsın zihniyetini sezgi yolu ile anlayabilirler, inancı vardır. Bunlar kızgın peçin (ocağın) üzerine oturabilirler. Nesip Baba (Deli Nesip) Borçalı'nın Keşeli köyünden yel dağı (yel ocağı) Kazak'ın Kepenekçi köyündendir. Ziyarete gelenler, yolun ağzına nezir koyarlar. Ocağın yel hastalığına şifalı olduğuna inanılır. Buradaki (adak taşı) nın altına para konulur. Bunları fakirler alırlar. Niyet edenler bu parayı alıp niyetlerinde kullanırlar. Bu uygulama şekli özel inanç gizleri saklar. Erbil'de niyetli anne "çocuğum olsun, onun için konuşmadan dileneceğim" şeklinde, Anadolu'da çocuğu yaşamayan anne "kırk kapıdan kırk yama toplayıp kundak bezi yapacağım", diye, Ankara'da Hacı Bayram'da adak şekerinden alan kimseler kendi adakları için şeker adarlar.

Şeyh Senan Dağı, Tiflis'de kutsal bir dağdır. Efsanesi meşhurdur. Hristiyan kızına âşık olan bir Türk dervişin şeyhinden beddua alışı ve sonra nadim olup şeyhinin affına uğrayışım anlatır. Biz bu menkıbeyi Erbil'de de dinlemiş ve yayımlamıştık. Uzaktan gelip geçenler bu dağa "baş indirirler" "onu selâmlarlar". "Sarı Gelin'' türküsü bu dağla ilgilidir. Ulu kabirlerin uzaktan da olsa selâmlandıklarını İran ve Türkiye'den de biliyoruz. Ulu dağlara mevsiminde ziyaret için gidildiği zaman bu dağlara yalın ayak tırmanıldığı inancı Türkiye'de de vardır.

Keşeli köyünde Türk mezarlıklarına gittik. Halk inançlarına dair maalesef bir tespit yapamadık. Bunlar Müslüman Türk mezarlıkları idi. Türk dünyasında Aşkabat gibi yerlerde Müslüman ve Hristiyan mezarlarım bir arada gördük. Mimaride etkilenme vardı. İfadeye göre "Şah Abbas" bir bina diktirmiş (yaptırmış); bir odası camii, diğer odası kilise imiş. Böylesi bir yeri Gürcü kralı 4. Davut da yaptırmış; bu kralın annesi Kıpçak Türklerinden olup, onun döneminde Müslümanlık korunmuş. Müslümanların yaşadıkları yerlerde domuz beslenmesi yasaklanmış".

Bölgede birçoğu av hayvanı olan zengin bir kuş varlığı mevcuttur. Bunlar; vırgavul 1-1,5 kilo eti olur. Eti çok lezzetli ve tatlıdır. Yağda soğanla kızartılarak hazırlanır. Pilâv üstüne konur. Bu kuş Anadolu'da sülün olarak bilinir. Keklik, bıldırcın, güvercin (Müslüman Türk halk tarafından pek vurulmaz. Gürcüler avlar ve etini yerler), ördek, gu kuşu (Anadolu'da kuğu kuşu olarak da bilinir) Sultan tavuğu (bataklık yerlerin su kuşlarındandır). Kara batak, (yaban kazı, (kara kaz olarak da bilinir), ismindeki kara, haşin, vahşi anlamına gelen karadan gelmektedir) gibi kuşlardır. Yörede ayrıca tavşan ve gavan (yabanî domuz) oldukça yoğundur.

Karapapağ Türklerinde halk takvimi de oldukça gelişmiştir. Ünlü bir ifadeye göre "eser Gence biter yonca, eser Tiflis eyler müflis"; rüzgârın Gence veya Tiflis yönünde esmesi halk tarafından denenmiş ve manalandırılmıştır.

Bölge Türklerinde okçuluk (avcılık) çok gelişmiştir. Kara, hava, su her türlü avcılık yapılmaktadır. Bilhassa balıkçılık çok yaygındır. Köyden Ever İslâmoğlu ünlü bir avcıdır. Kür'ün en kıymetli balığı göygavıtdır. Göygavıt, kış ve sonbahar aylarında tutulan kılçıklı bir balıktır. En ağırı bir kilo gelir. Bu balığın haşlaması ve soğutması güzel olur. On litre suya bir kilo tuz konur. Su kaynayınca içerisine beş kilo balık dökülür. Temizlenmiş balıklar pişince suyun yüzüne çıkarlar.

Bölgede, Anadolu'da olduğu gibi meral (maral) pek vurulmaz şeklinde inanç vardır. Maral avına gidenler onların çiftleşme zamanında nara atacaklarım bildiği için nara sesini takip ederler. Marallar çiftleşme zamanı rakip erkek maralla dövüşür ve bu düello %50 ölümle biter. Yenilenin sürüsü yenenin sürüsüne katılır. Yenilen yalnızlığa terk edilir, o yıl artık aşk dövüşü olmaz. Maral boynuzunun nazara iyi geldiği inancı burada da vardır.

Borçalı yöresinin diğer balıklarından birisi de kızıl balıktır; 10-12 kilo kadar olabilen bu balık kılçıksızdır. Az rastlanır, yağda, unda kızartılarak hazırlanır. Şah mahi (şamayi) 300-400 gramlık bir balıktır. Haşlama, kızartma veya kurutması olur; kılçıklıdır. Murza kılçıklı bir balıktır; 400-500 gr kadar olur. Kızartma ve soğutması yapılır. Akçalı (pullu balık) Anadolu'da Kars yöresindeki sazan ismiyle bilinen balıktır. Kelimenin aslı Rusça sozan'dan gelmekte olup, ifade edildiğine göre manası kamış, saz yiyen demektir. Laho'nun, diğer ismi yayın balığıdır. Buna naha da denir. Kars'taki isim lokkadır. Çanar (bığlı balık) bıyıklı olan bu balığın on kiloya kadar çıkanları vardır. Turna balığı pulsuz dişli bir balıktır. 20-25 kilo kadar olur. Şimdilerde pek çıkmamaktadır. Çopak balığı, bir kilo kadar olur. Kılşıklı, yassı bir balık olup pulludur. Kurutulur ve kızartılarak tüketilir. Sudak, kılçıksız bir balıktır.

Karapapağ Türklerinde üzerine kar, yağmur yağmış koyunun sırtına süpürge vurulmaz. Bereketi kaçar. "Bereketi olan yere süpürge çekilmez. Ev süpürgesi ile koyunun sırtı şer karışan vakitten sonra süpürülmez. Avrat ile kişi ayak-baş yatmaz (birinin başı diğerinin ayağına gelecek tarzda yatmazlar). Arabaya süpürge konulmaz. İki er (erkek) ayak baş yatabilir.

Karapapağlarda yağmur yağmaz, havalar kurak gider ise yağmurun yağması için kurban kesilir, godu-godu gezdirilir. Borçalıda'daki yağmur duası Kars yöresinde yapılan ile tamamen aynıdır;

"Godu godu'yu gördünmü Godu godu'ya selâm verdinmi Godu burdan geçende Kırmızı don giydinmi Yağ yağ yağmur"

Ayrıcı: "gün baba gün çık Kızıl atı bin çık Keçeli kızı burda koy

Saçlı kızı al çık."

Borçalı'da dolu yağdığı zaman durması için ezan çekilir (ezan okunur). Mahsul alınca adağı olanlar nezir verip kurban keserler. Keşeli köyü Sünnî olduğu için Muharrem ayında Şii inançlı Müslümanlarda olduğu gibi çok özel uygulamalar olmaz. Ancak, bu ayda Sünnîlerde de toy, düğün veya eğlence yapılmaz.

Nevruz ayında nevruz pilâvı, baca baca gibi uygulama ve diğer uygulamalar daha ziyade Şii inançlı Müslüman Türkler arasında yapılır. Sünnî köylerde kurban bayramı daha coşkulu kutlanır. Kavut hazırlama ise hıdrellezde yapılır.

Holabel bir bereket, bolluk, işlerde kolaylık dilemek duasıdır.

"Holabel holabel

Kılıç keser

Hop dön dürer

Hanım bize yağlı gönderer

Elinde boydan gelin

Seni gördüm çayda gelin

Holabel holabel

Katan baştan gelir Zincir kaşdan gelir Holabel çekmeyenin Bacısı oynaşdan gelir Holabel holabel.

Karapapaklarda genel olarak tırnak tutulmaz (saklanmaz); yere bastırılır (gömülür) saç da yere bastırılır. Saç yakılmaz. "Yakanın ığbalı (ikbali) yanar" inancı vardır. Sünnetin kesilmişi evin yukarısına, damına atılır.

Karapapak Türklerine göre; dünya kızıl öküzün üstünde durur. "Yer terpenende öküz boynuzluyor" (Zelzeleye kızıl öküzün boynuzunu oynatması yol açıyor) derler. Göy kuşağı (gök kuşağı) nın altından geçilmez, geçmek isteyeni o vurur. Ölen şahsın canı ağzından çıkar, tamahkâr adam geç ve zor can verir. Ölen herkesin canı cennete gider. Narahat ölü (rahatsız ölü) hortlayabilir. Hortlamasını önlemek amacıyla, ruhu için helva çalınır (kavrulur), kurban kesilir, hayrat verilir. Evin dört tarafı efsunlanır. Ölecek kişinin yakınları da öleceklerini anlayabilecekleri tarzda rüyalar görürler. Meselâ, evinin bir tarafını rüyada uçmuş olarak gören kadının eşi ölmüştür.

Ay tutulunca kurtulması için Allah'a yalvarılır, kazanın dibi dövülerek gürültü yapılır. "Yeni doğmuş ay görülünce yönler aya çevrilir, şükür Allah ay tazedir, denir; salâvat getirilir".

Yemin edilirken diğer tespitlerimizde görüldüğü üzere, suyun ve ayın hakkı için yemin edilebildiği gibi, "bu ağ (ak) yol hakkı" tarzındaki "ak" dikkat çekicidir. Zira "kara yol" gidişi olup dönüşü olmayan yas yoludur. Ayrıca, "bu suyun akarı hakkı, ant olsun bu suyun aydınlığına" tarzındaki antlarda suyun akması ve durgun olması önem arz etmektedir. "Aktar su pislik tutmaz". "Durgun su tekin değildir". "Suyun durgun akanı adımın yere bakanı". "Su cennet didarın görmüştür". Keza suyun aydınlığına ant içilmesindeki aydınlık da önemlidir. Rüyada su görmek aydınlıktır. Yolcunun ardından su serpmek, yolunun aydın olmasını sağlar, inancı vardır.

"Nevruzda, ahır çerşembe günü herkes evinde olmalı. Gırakda (kenarda, dışarda) heç ne (hiçbir şey) olmamalı, kalmamalı, komşuda bir şey bırakılmamalı, borcunu, alacağını ödemelisin; üç gün sonra evde yahşi (güzel) sufre düzeltiriz (hazırlarız); kimin üzerinde ne iş var ise, evine gidilir. Ona nevruzluk aparılar götürülür. Hayır işe, taze (yeni) kız alıp vermeye, elçiliye bu dönemde gidilir. Kurban ve Ramazan bayramlarında bayram namazından sonra mezarlığa gidilir, ölüler ziyaret edilir". Nevruzda "bıçak kesmeyen şeyler"den sütlâç pişirilir. Pilâv ve sütlâç
bıçak işlemeyen yiyeceklerdir. Cevan uşaklar (genç çocuklar) kapı kapı gezer birbirine pay verirler.

Karapapaklarda "hal apardı" inancı vardır. Uşağ üstü olanda, uşağa yatanda doğum vakti gelen avradı hal basar. Korunmak için; sarımsak, soğan avradın anlına çekerler (koyarlar), yatağının etrafı dört tarafından ilgili suresi okunarak dönülür. Demir döver, ses ederler. Dövme işi sağdan dönmeye başlanılarak yapılır. "Al avradı" "Al karısı" inancı bütün Türk dünyasında yaygındır. Anadolu ve Uluğ Türkistan'da da sarımsak, soğan ve demirin koruyucu gücünden yararlanılır. "Ses etme" uygulaması kara iyeler sesten rahatsız oldukları için kullanılır.

"Başına herrenmek" bir yalvarış, yakarış biçimidir. Başına dolayıp (dolaştırıp) nezir-sadaka gibi şeyleri verme biçimidir. "Başına dönmek" sana gelen gada-belâ bana gelsin, demektir. Borçalı yöresi Türklerinin ecel vakti konusundaki inancı, "Yukarıki kişi bilir" şeklindedir. Yukarıki kişiden kastedilen Allah'dır. Bu inanç, "Kimin vakti olsa o bilir" şeklinde ifade edilmektedir.

Karapapaklardaki yemin şekline dair evvelce tespitlerimiz olmuştu. Bu defa onları teyit edip zenginleştirdik. Meselâ, "o günün ışığı hakkı", "ayın nuru hakkı", "ayın nuruna and olsun" denir. Ay kutsaldır. Gece eline ahtaba (ibrik) alıp us üstü gidenler (tuvalete gidince) kişi aya karşı durmaz (aya dönülmez) teze ay çıkanda Muhammed peygamberin adına üç defa salâvat getirilir, yüzüne çevrilir, dolanmamız namına (geçimimizin sağlanması için) yağış istenir, dua edilir.

Karapapak bedduaları onların dini nasıl anladıkları ve anlattıklarını takip itibarıyla önemlidir. "Zülfiikâra rast gelesen", "Kuı'an sana ganim olsun", "göze görünmez (Allah) sana kısmet versin baht vermesin", "sen de oğul uşağlıların cergesine (katarına) garışma", "yer hakkı", "göy hakkı", "uldız (yıldız) hakkı", "toprak hakkı", "toprağa and olsun". Karapapaklarda dut ve ceviz ağaçları ocak sayılır. "Dut hakkı", "ceviz hakkı", "bereket hakkı", "ocak hakkı" yemin şekilleridir. Biz birçok yerde melekler ve cinler için görülmeyen tabiri kullanıldığını görmüş iken, inanç sisteminin en tepesindeki güç için "görünmeyen" denilmesi bizim için ilginç olmuştur. Ayrıca yer ve gök iyelerine and içilir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Terekemeler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir