Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1648 Yılına Kadar Kuzey Sınırındaki Durum

Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'daki Savaşları 1640, Kazaklarla İlişkileri, Erdel Siyaseti

Burada 1640-1774 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

1648 Yılına Kadar Kuzey Sınırındaki Durum

Mesajgönderen TurkmenCopur » 08 Tem 2011, 04:09

1648 YILINA KADAR KUZEY SINIRINDAKİ DURUM.
OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN AVRUPA'DAKİ SAVAŞLARI. KÖPRÜLÜLER DÖNEMİ, 1640.
ERDEL SİYASETİ.
KAZAKLARLA İLİŞKİLERİ


Sultan IV. Murad'ın hükümdarlığının son yıllarında Avrupa'da bir savaşa hazırlandığından ne İstanbul'da, ne de Avrupa'daki Hristiyan dünyasında kimsenin şüphesi yoktu. 1639 yılında tüm Hristiyan komşularını ilhak etmeye yemin etmişti . Tüm elçiler önünde eğilecekti . Oluşturduğu yeni ordu, komşuların üzerine yürümeye hazırdı. Belki bu yeni savaş meydanında fethi her sultan için bir görev olan ve Sultan IV. Murad'ın şanını tamamlamak için eksik kalan yeni topraklar fethedebilirdi.

Türkler yine de Sultan III. Murad ve ondan sonra gelenlerin zamanında yaşanan acı tecrübelerden sonra Alman Kayser ile yeni bir savaşa girmek istemiyorlardı. 1627 yılının Haziran ayında , IV. Murad tahta cülûs ettikten dört ay sonra, Avusturyalılar Vaç (Vayçen) Kalesi'ni kendilerine istemelerine rağmen, Murtaza Paşa birkaç ay sonra 13 Eylül'de imzalanan Szön barışını görüşmeye başladı. Sınırda, 1641 yılına kadar 25 yıl boyunca barış hakim olacaktı ve kayser tarafından gönderilen elçi Von Kufstein, Lippa ve Vaç'ın devrinin yanı sıra Estergon bölgesinin sınırlandırılmasını da talep etmesine; kaymakamın tüm anlaşma şartlarına rağmen, gerek Moravya'ya, gerekse Bratislava, Yanıkkale ve Komorn'a giden yolları denetim altına alan, Forgacs ailesine ait Uyvar Kalesi'ni4 ve bunun yanında Fülek'i de talep etmesine ve elçinin seyahat sırasında bazı zorluklarla karşılaşmasına rağmen, barış muhafaza edildi. 1633-1634 yıllarında Türkler ve Almanlar, Rıdvan Ağa ve Hans Rudolf von Pucheim aracılığıyla her zamanki gibi iyi komşuluk ilişkilerini yineliyorlardı. Yine de Avusturya diplomasisinin çabalan sayesinde görüşmelerin mütakabiliyet esasına dayanması gittikçe güçleniyordu. Sultan IV. Murad'ın emri üzerine Vezir Bayram Paşa barış antlaşmasının bir sonraki onayında
Alman Kayser'i elinden geldiğince memnun etmeye çalışıyordu.

Sultan IV. Murad gibi güçlü bir hükümdarın ölümünün ardından, imparatorluğun asıl yöneticisi kabul edilen Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa'nın kuzeybatıya yapılacak bir sefer ile asi askerleri meşgul etmek v£8 Osmanlı İmparatorluğu'nun itibannı artırmak için Avrupa'da bir dizi yeni fetih savaşları başlatma niyetinde olduğu söylentileri dolaşmaya başladı. Bunun yanında Avusturyalı Habsburg hanedanının doğal müttefiki olan İspanyollar aynı dönemde Don Juan de Baragança'nın tahta çıkartılması yüzünden Portekiz meselesi ile fazlasıyla meşguldü . Venedik Balyosu'na göre Almanların Babıâli'deki temsilcisi, Bâbıâli'nin düşman kabul ettiği Malta Şövalyeleri ile irtibat hâlinde idi ve vezirin 40 bin altın tutarındaki vergiyi tekrar talep etme niyetine girmişti. Gerçekte ise bunlar sadece Hristiyan diplomatların hiçbir zaman gerçekleşmeyen kurnazca birer oyunu idi. Birkaç Macar kalesi yüzünden savaşın yeniden başlatılması gereksiz görünüyordu ve Türkler, Viyana'ya giden yolun oldukça uzun olduğuna artık iyice ikna olmuşlardı.

Barışın ihlal edilmesine sebep olacak herhangi bir mesele sadece Erdel'den çıkabilirdi. Szalonta'daki zaferinden sonra Erdel Prensi Georg Rakoçi (Rakoczy)'nin konumu iyice sağlamlaşmıştı. Onun yardımı ile Eflak tahtına eski Romen hanedanından Basarab'ın torunu Mateiu Basarab çıkartılmıştı. Mateiu'ya göre güçlü komşusu güvenilir bir destekti. 1634 yılında Boğdan tahtına çıkartılan ve baba tarafından Arnavut olup, Romen prensliklerinde savaşçı ve asilzâde olarak kendine bir yer edinen Vasile Lupu, genelde aynı siyaseti takip etmek zorunda idi. "Kardeşi" olarak Eflak Prensi'ne sadakat yemini etmişti. Mateiu, her yıl sözde Eflak'ta sürülerini otlatan Erdelli çobanlardan alınan harçlar için tazminat olarak Rakoçi'ye 6 bin altın ödüyordu. Rakoçi'nin Türklerle savaşından önce Mateiu, resmi bir belge ile bağlılığını bir kez daha ilan etmiş ve her yıl 5 bin Gulden ödemeyi vaat etmiş, Eflak ordusu da prenslerinin hamisi olan Rakoçi'ye sadakat yemini etmişti. Böylece Erdel'i tehdit eden tehlikeye karşı üç vasal da savunmaya hazır vaziyette idi.

Elde ettiği zaferden sonra tüm tehlikelerden kurtulan Rakoçi, 1637 yılında kibri ve entrikacılığı hiçbir sınır tanımayan Lupu'nun yerine Simeon Movila'nın uzun zamandan beri yanında bannan oğlu Ioan Movila'y? getirmeyi vaat etti. Aynı dönemde Vasile Lupu, Eflak komşusuna saldırdı. Komutanı Johann Kemeny, Mateiu'ya yardım etmesine rağmen , Rakoçi kendi askeri birliklerini sadece uygun bir zamanda banş için arabuluculuk yapmak üzere sınıra gönderdi. Yeni Silistre Beylerbeyi Nasuh Hüseyin Paşa da birbirine düşmanca tavırlar içinde olan Romen prensleri barıştırmak için elinden geleni yapıyordu. Rakoçi, banş görüşmeleri sırasında aniden karar değiştirdi; 1638 yılının sonlarına doğru Boğdan Prensi Lupu'yu inatçı Mateiu'ya karşı destekleme niyetinde olduğu görülüyordu . Türkleri de aynı şekilde etkilemeyi başardı ve böylece 1639 yılının son günlerinde Vasile Lupu, Osmanlı Sultanı'nın Mateiu'nun yerine hastalıklı Ioan'ı tahta çıkarttığı Eflak sınırlarına geldi.

Eflak Prensi, bu kriz döneminde Rakoçi'nin 1636'da Budin Beylerbeyi'ne karşı başarı ile gerçekleştirdiği planı uygulama cesareti gösterdi. Sultan IV. Murad'ın Tatar akınlan, Tuna Nehri'nin diğer kıyısına Türkleri yerleştirme ve tüm kiliselerin kutsallığını bozma tehditlerine rağmen, Mateiu Boyarlar'ın başına geçti ve başlarında Osmanlı Sancağı'nin dalgalandığı işgalci düşmanlarına karşı kendini cesurca savundu. Prahova Nehri kenarındaki Oyogeni yakınlarında zafer kazandı (Aralık 1639).

O dönemlerde hastalıkla boğuşan Sultan IV. Murad, bu başarıdan, güçlü silahdarın desteği ve tabii ki hediyeler aracılığıyla Mateiu'nun haklı olduğu kanısına vardı ve Kaymakam Mehmed Paşa bu siyasi hatayı hayatı ile ödedi . Bu zafer, Mateiu'nun ayrıca Rakoçi'nin dostluğunu tekrar kazanmasına neden oldu. Mateiu ile bütün bu dönem içinde iyi ilişkiler içinde olan Lehistan Kralı, belki de sürekli olarak peşinde olduğu Boğdan prenslerini tayin etme hakkını elde edebileceği umuduyla yanından barındırdığı eski Eflak Prensi Moise Movila'nın tekrar tahta çıkartılmasını ve Boğdan Prensi Vasile Lupu'nun da azlini talep etti .

Bu görüşmeler ve anlaşmazlıklar, Lupu'nun oğlunun daha 1640 yılında ölmesine rağmen, birbirlerine düşman olan Mateiu'nun ve Lupu'nun banş yapmak zorunda kalmaları ile nihai sonuca bağlandı ve serhacf8' boylarındaki bu barış, yeni Silistre Beylerbeyi İpşir Paşa'nın emirleri ve Rakoçi'nin yürüttüğü kurnazca siyaset sayesinde garanti altına alındı. Tüm bu hadiselerden kendini tehlikeye atmak zorunda kalmadan en kazançlı çıkan Rakoçi olmuştu. Ayrıca kendini tehlikeye atarak Osmanlı Sultanı'na meydan okumaya ya da onun gölgesine girmeye hiç niyeti yoktu. Her türlü yanlış hırstan yoksun olduğu için kuzey sınırındaki asıl güç Rakoçi idi. Emrinde 30 bin atlıdan ve 7 bin iyi eğitilmiş piyadeden oluşan bir ordu vardı ve vergisini ancak
1636 yılında ahidnâmesi onaylandıktan sonra ödemeye başladı.

1640 yılında İstanbul'da yaklaşık 200 bin Leh esir bulunuyordu. Buna rağmen Leh Kralı'mn elçisi Miaskovski, yeni Sultan İbrahim'e Lehistan Kralı adına saygı gösterisinde bulunmak üzere İstanbul'a geldi.

Tatarlara, 1643 yılına kadar Lehistan hazinesinden her yıl düzenli olarak 30 bin altın ödeniyordu . Ancak Nogay Tatarlarının korkulan lideri Kantemir Bucak Eyaleti'nden çekildiğinden beri, Lehistan Kralı sadece Boğdan'daki Türk vasalının düşmanca tavrından şikayet ediyordu ve Osmanlılar bu barışçıl komşularından herhangi bir talepte bulunmuyordu. Lehistan için Kazak tehlikesi geçmişti: Özi Nehri'nin Lehistan'ın ileri gelenleri tarafından kanı emilen, Yahudileri tarafından soyulan, dinlerini değiştirmelerini sağlamak için Katolik ruhbanlar tarafından sürekli takip edilen bu vahşi kahramanları, bir süre sonra hızlı bir biçimde başarıya götürecek zorbalık ile patlak verecek ve Ukrayna'yı birkaç yıl boyunca hakimiyeti altına alarak, prensliği olarak ilan edecek Hatman Boğdan Hmielnitski (Chmielnecky)'nin büyük ulusal sosyal başkaldırısı için hazırlık yapıyorlardı.

Buna karşın, Moskova Grandükü'nün himayesi altında bulunan Don Kazakları Türklerin sürekli düşmanlan olarak gitgide daha ön plana çıkıyorlardı. Osmanlı'nın gücünü ilk tadacak olanlar yine onlar olacaktı, zira bu, Sultan IV. Murad'ın yemini idi . Ordu, Lehistan'a yapılacak yeni bir savaşa karşı olmasına rağmen , Romen tarihçi Miron Costin'e göre 1640 yılında böyle bir savaş olasılığından bahsediyordu.

Kazaklar, daha etrafına korku salan Sultan IV. Murad zamanında Osmanlılarla - kendileri tarafından sağlanmadığı için üzerlerinde bağlayıcı olmadığını düşündükleri - barışı bozma cüretini göstermişlerdi.

15. yüzyılda Osmanlılar tarafından işgal edilen Azak nam-ı diğer Tana, sanki tarihin sayfalarından iyice silinmiş ve ticaret açısından önemi tamamen ortadan kalkmıştı ki, Lehistan'daki Uranlıktan kaçan Nisovyalılar ile güçlenen Don Kazakları, bu kaleyi ellerine geçirdiler (18 Haziran 1637). Komşu kalelerin birlikleri, güvenli yerleşim yerlerini ve güçlü kaleleri hedef alan Don Kazakları tarafından savaşta mağlubiyete uğratılmışlardı. Aynı dönemde Kantakuzen hanedanından Rum asıllı bir Türk elçi, Moskova'ya giderken yolda durdurulup, öldürüldü.

Bu hadisenin muhtemelen Kaptan-ı Derya Deli Hüseyin Paşa'nın, 1634-1635 yıllarında Taman'daki Kazaklara karşı saldırılan ve aynı yıl içerisinde Kantemir'in ve Tatar Ham'nın idamı ile bastırılan Tatar ayaklanmaları ile bir bağlantısı vardı. Ancak Moskova Büyük Knezinin bu hadiselerde hiçbir payı yoktu .

Kazaklar, Azak'ı ele geçirmek için iki ay harcamışlardı. Türklere denizden saldırmak için uygun bir çıkış noktası olarak görüldüğünden, Azak'ı tahkim etmeye başladılar .

Aksine açıklamalarla İstanbul'a gönderilen bir Rus elçi, tıpkı Osmanlı elçisi gibi yolda öldürülmesine rağmen, Babıâli Moskova Büyük Knezinin bu hadiselerde yine de parmağı olduğundan şüpheleniyordu. Kaymakam, bunun üzerine Tatarları Ruslara karşı kışkırttı. Ancak bunlar iç anlaşmazlıklardan ötürü büyük bir sefer düzenlemek istemeyince, onları 1637 yılında yaptıkları cüretkâr akınların intikamını almakla tehdit etti . Nihayet sonbaharda Moskova Büyük Knezinin verdiği teminatlar, Don Nehri kenarındaki savaşın tekrar ertelenmesini sağladı . 1638 yılı başlarında birleşik Kazaklar büyük bir orduyu bir araya getirmişlerdi ve ruhban liderleri Kiev Başpiskoposu (Arşiveki) Peter Movila (Mohila), onları ayaklanmaya teşvik ediyordu .

Kazaklar, herşeye rağmen savaştan kaçamadılar. Bahar aylarında Osmanlı Donanması Azak üzerine yelken açtı. Denizlerdeki çatışmalar 20 gün sürdü ve bu arada korsanların 20 şaykası zapt edildi. Kırım Hanı'nın Tatarları, yine Moskova topraklarında akınlara çıkarken, kardeşi Azak'ı kuşatıyordu . Kaptan-ı Derya'nin kethüdası Piyale, 1639 yılının yaz aylarında iyi denetlenen Azak sularında Kazakların gemilerini takip ediyordu . 1640 yılında kaptan-ı derya, kaleyi tekrar ele geçinne emrini aldı. Sınırlarda Tatar akınlarına karşı savunma tedbirleri aldığı için Lehistan da tehdit altında görünüyordu. Romen prenslerden Özi Nehri kenarındaki Özi Kalesi'ne gelmeleri istendi ve Eflak Prensi gerçekten de küçük bir ordu ile buraya geldi. Ama Lehistan Kralı, elçisi Miaskovski aracılığıyla Özi'nin karşısında Kazaklara karşı korunmak için kurulduğunu iddia ettiği kaleyi yıkmayı kabul edince, savaşın hedefi sadece Azak'a ve içinde bulunan Kazaklara odaklandı . Tüm bu hadiseler, Kazakların şaykaları ile İstanbul'a ve Trabzon önlerine kadar ilerlemelerini engelleyemedi.

Nihayet 1641 yılında Azak'a karşı büyük bir sefer başlatıldı. Eskiden ikinci silahdar ve Sultan IV. Murad'ın musahibi olan kaptan-ı derya, bizzat Azak'a geldi . Yanında serasker olarak Hüseyin Paşa, 7 vezir, 18 beylerbeyi, 70 sancakbeyi, Kırım Hanı, birçok Çerkeş ve Serhad boylarındaki Romen prensliklerinin birlikleri vardı. Azak önlerine, Kazakların 130 küçük topla cevap verdikleri 12 büyük top yerleştirildi . Osmanlılar, şehri işgal etmeyi başarsalar da, Ceneviz zamanından kalma kaleye yapılan tüm saldırılar sonuçsuz kaldı.

5 bin kişiden oluşan Kazak müdafaa kıtası taarruza geçen Türkleri:

"Ne boise! Onlardan korkmayın!" naraları ile geri püskürtüyorlardı. Kazak korsanlar, bu kuşatma sırasında mayın döşemede birer usta olduklarını da göstermişlerdi. Kuşatma 24 Haziran'da başlamıştı ve Moskova Büyük Knezinin bir sefer düzenleyeceği endişesine kapılan yeniçeriler, geri çekilmeyi talep ettiklerinde Eylül ayı neredeyse bitmek üzere idi ve havalar çok soğumuştu. Kaptan-ı Derya, bu talebe boyun eğmek zorunda kaldı ve kendini "Cengiz Han'dan beri böylesi görülmemiş" bir Tatar akını ile teselli etti.

1642 yılının başlarında Moskova Büyük Knezi kendini, himayesi altına almış olduğu Kazaklara tehditle? altında Azak'ı derhal boşaltma emrini vermek zorunda hissetti ve yanında bulunun tüm Kazak liderlerini tutuklatarak, bu isteğini gerçekleştirmeyi başardı. Bahar aylarında, yeni serasker olarak Osmanlı hanedanına mensup Sultanzâde Mehmed Paşa, Azak önlerine geldiğinde kaleyi terk edilmiş buldu. Boğdan tarafından para ile satın alındıkları söylenmekte idi. Parasını çok iyi kullanmasını bilen Boğdan Prensi Vasile Lupu, Moskova'dan gelen bir elçinin Azak Kalesi'nin boşaltılacağını garanti ettiğini anlatıyordu. Birçok Boğdanlı ve Eflak, Kazaklar tarafından birkaç kez saldırıya uğramalarına rağmen, Azak'ı birinci sınıf bir kale hâline getirmek için haftalarca çalıştılar. O dönemde yapılan iki yeni kule, bugün bile uzaktan getirtilen bu işçilerin izlerini taşıyorlardır. Bu teşebbüsü tavsiye eden Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa, nihayet anlayışlı ve zengin Eflak Prensi'nin yardımı ile bu büyük soruna bir çözüm bulabilmiş ve bu sayede kendi konumunu da oldukça sağlamlaştırmıştı.

Aynı dönemde, Moskova Büyük Knezinin elçileri kesin bir şekilde barışı sağlamak ve Büyük Knez Mihail Romanov'a "çar" unvanının verilmesini görüşmek üzere bir Rus asilzâdesinin gelmesinin beklendiği İstanbul'a geldiler. Vasile Lupu, önce Moskova'ya giden kapıcıbaşı yolda durdurulup, öldürüldükten sonra bu Rus asilzâdesinin de Kazaklar tarafından öldürüldüğünü bildirdi. Ama elçi nihayet İstanbul'a vardı ve sadrazamın musahibi , kalenin envanterini çıkartmak için Azak'ta bulunmuş Receb Ağa, onu merasimle karşıladı. Elçi, 16 Ağustos'ta Sultan İbrahim tarafından huzura kabul edildi.

1644 yılında Lehistan bile İstanbul'a gönderilen bir elçi aracılığıyla Moskova'ya tâbi Kazaklara karşı olduklarını beyan etmesine rağmen, Moskova Kazakları sürekli huzursuzluk çıkartan bir unsur olarak kalmaya devam ettiler. Don Nehri üzerindeki adaları Tatarlara karşı tahkim etmeye başladılar. Tatar Hanı Mehmed Giray, ezelî düşmanı olan Leh Kralı'na savaş açmayı düşündüğünü hiçbir zaman saklamadı ve Bâbıâli'ye bağımsız bir hükümdar olarak mektup göndermeye cüret etti, ama bunun üzerine azledilip, Rodos sürgüne gönderildi. Kazak gemileri Trabzon önlerinde görüldü, ama Trabzon'daki paşa, kendini savunmayı çok iyi bildi . 1645 yılında Osmanlı Donanması tekrar Karadeniz'e açıldı . 1646 yılında, Bâbıâli'ye Rus tahtında iddiası olan bazı kimseler gelip, Kazan ve Astrahan'ı teklif ederken, İstanbul'a Kazakların Azak'ı kuşatmaya niyetli oldukları ve gerek Rus, gerekse Leh birliklerinin İslâm Giray Han'a saldıracakları haberleri ulaştı.

Kuzeydeki bu sınırda gerçekten ciddi bir tehlike patlak vermek üzere idi. Erdel Prensi Rakoçi, Girit için Venedik ile yapılacak uzun vadeli savaş çıkmadan, Kuzey Macaristan'daki toprakları Erdel Prensliği ile birleştirmek amacı ile Avusturya hanedanının düşmanları, özellikle de İsveçli General Torstenson ile irtibata geçmişti (Temmuz 1643). Boğdan Prensi Vasile Lupu, bu yeni siyasi ittifakları kendi hırsının hedeflerini gerçeğe dönüştürmek için bir fırsat olarak görürken, barış ve huzurdan başka bir şey istemeyen Eflak Prensi Mateiu, Almanları bu ittifaktan haberdar etti. Macaristan'daki savaş derhal başladı ve Babıâli'nin emri üzerine serhad boylarındaki vasallar önemli bir askerî güç gönderdiler. Ancak maceralı bir siyasete alet olmamaya kararlıydılar ve Vasile Lupu'nun kızı Maria'nın Yanus Radzivil ile evlenmesi, Lehistan'ın ezelî düşmanı olarak gördükleri Boğdan'ı bundan böyle en büyük destekleri olarak görmeye başladığının bir işareti sayılabilirdi . Belki de tıpkı selefi Gratiani gibi, bu sayede Romenlerin yaşadığı Erdel'i eline geçirebilmeyi umuyordu .

Türklerin 1645 yılında verdikleri emirler, Rakoçi'nin tüm umutlannı suya düşürdü. Osmanlıların, Venedik ile başlayan savaş için serhad boylarında huzura ihtiyacı vardı. Hemen akabinde Ağustos ayında Rakoçi, Almanlarla barış imzaladı. Ancak barışmış ve güçlerini birleştirerek İstanbul'da Rakoçi'nin aleyhine çalışan diğer iki Romen Prensi ile eski dostane ilişkilerini bu hadiseden dolayı tamamen yitirdi. Lupu, taht müddeisi Stefan Csaky'nin Bâbıâli'den Erdel'i alma çabalarını destekliyordu.

1646 yılı başlarında Tatarlar Lehistan'a saldırdılar ve Lupu'nun endişe ettiği gibi oradan Boğdan'a yöneldiler. Telaşa kapılan Lupu, içinde dua ettiği ahşap bir kilisenin bugün bile hâlâ ayakta durduğu ormanlarda saklanırken, Boğdan'da yaklaşık 40 bin esir aldılar. Barışsever Hatman Koniecpolski'nin ölümünden sonra daha serbest hareket etme fırsatı bulan Lehistan Kralı ve Moskova Büyük Knezi Tatarların bu akınlarına ittifak kurarak karşılık verecekmiş gibi görünüyorlardı; hatta Vasile Lupu, Hristiyan Doğu'nun ve Batı'nın genel bir Haçlı Seferi yapacağını, Azak'ın işgal edileceğini ve Kırım'ın tekrar ele geçirileceğini umuyordu . Lehistan Kralı'nı Yaş'da beklemeye başladı. Bu şartlarda istanbul'a yapılacak geniş kapsamlı bir saldırının doğacağını uman tek kişi o değildi.

Ancak 1646 yılında Lehistan elçisi İstanbul'a varmadan önce toplanan Lehistan meclisi, bu planları ortadan kaldırdı. Eflak Prensi Lupu'nun tavsiyeleri ve hediyeleri ile Ekim ayında yeni Leh elçisi İstanbul'a geldi ve Lehistan Kralı'nın barışa meyilli olduğunu beyan etti. Vasile Lupu, ayrıca Moskova elçisi65 için, Moskova Büyük Knezi'nden esir tutulan Tatar elçilerinin serbest bırakılmasını, Tatar Ham'nın yıllık hediyelerinin verilmesini ve Azak önlerinde karargâh kurmuş Kazakların buradan çekilmelerini talep eden Bâbıâli nezdinde büyük çabalar gösterdi.

Batı'ya nihayet barışı getirecek olan 1648 yılı, kuzeydoğu Avrupa için de önemli bir yıl olacaktı. Sultan İbrahim, 18 Ağustos'ta boğduruldu. Lehistan Kralı daha Mayıs ayında hayata gözlerini yumdu ve Ekim ayında Rakoçi hayata veda etti. Adını taşıyan oğlu ve halefi ise Lehistan'ı Erdel ile birleştirmek gibi cüretkâr projeler ile o güne kadar büyük bir savaşa maruz kalmamış bu ülkelerin hepsinde tam bir kaosun patlak vermesine sebep olacak ve böylece Türklerin buraya müdahale edip, vasalların o güne kadar siyasi hareket özgürlüklerinin sonunu getirecek ve Türklerin Venedik savaşı devam etmesine rağmen, yeni bir savaşa zemin hazırlayacaktı. Bu hadiselerin akışı, Türklerin Tuna Nehri'nin ötesindeki taarruzu ile öylesine sıkı bir ilişki içindedir ki, bu taarruzdan ayrı olarak ele alınamaz.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1640-1774 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir