Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Haçlı Seferi Fikrinin Yeniden Canlanması ve II. Mehmed

Burada 1451-1538 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Haçlı Seferi Fikrinin Yeniden Canlanması ve II. Mehmed

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Haz 2011, 02:50

HAÇLI SEFERİ FİKRİNİN YENİDEN CANLANMASI. HIRİSTİYANLARIN II. MEHMED'E KARŞI İTTİFAKI

1463 yılının bahar aylarında Kardinal Bessarion, yaşlı mutaassıp Papa II. Pius'un projelerini görüşmek üzere Venedik'e gelmiş ve Venediklilerin, kendi topraklarında ruhban sınıfından yüzde onluk vergisinin toplanmasını kabul ettirmişti. Bu esnada ayrıca Haçlı Seferi sırasında önde taşınacak bayrak kutsandı ve bir seremoni ile Venediklilere ve bütün dünyaya yapılacak büyük teşebbüsler anlatıldı. Papalığın, bu bahar aylarındaki tüm faaliyetleri bununla sınırlı idi. Batı'nın büyük hükümdarları, Fransa Kralı ve Burgonya Dükü'nden ise hiç ses çıkmıyordu.

Bu yüzden, bir taraftan 30 kadırgadan oluşan filosu Alvise Loredano komutasında hazır tutulan Venedik, diğer taraftan ise Tolna'da toplanan mecliste ordu kurmak için güçlü kararlar almış olan Macaristan , tek başına kalmıştı.

Macar Kralı, Mayıs ayında küçük bir ordu ile Türklerin olası bir saldırısını geri püskürtmek için güney sınırındaki Batta karargâhına gelmişti. Sultan Mehmed, Bosna'da savaşırken, Macar çeteleri etrafta dolaşarak, fırsatını bulduklan her yerde Mihaloğlu Ali Bey'e zarar vermeye çalışıyorlardı. Ancak yazın ilk ayları ile birlikte savaş tekrar sona erdirildi3.

Sonbaharda, Venedikliler Türklerle şiddetli bir biçimde savaşmaya karar verdiklerinde ise Kral Matyas düşmanlıklara tekrar başladı. 12 Eylül'de Petervaradin'de yapılan bir antlaşma ile her iki taraf, Haçlı Seferi fikrine birlikte hizmet etmeyi taahhüt ettiler. Venedik ayrıca 40 kadırgayı silahlandırmayı vaat etti.

Ortak savaşın bu ilk yılında ise sadece Macar Kralı'nın faaliyetleri ön plana çıktı. Kral Matyas, babası gibi büyük bir Haçlı Seferi ile Balkan Yarımadası'nı fethetme ve Türkleri Avrupa'dan tamamen çıkartma umuduna kapılmadı. Defalarca verdiği kayıplar ve büyük felaketler, Hunyadilerin bu gururlu ve biraz da kibirli halefini daha dikkatli davranmaya sevk etmişti. Ayrıca Romen örneği, ona daha az araçlarla Türklere karşı belki daha hafif, ama bir o kadar da uzun süreli başarılar elde edilebileceğini öğretmişti. Böylelikle yanına 4 bin savaşçı alıp, etrafındaki Bosnalı kaçaklara danışarak, doğrudan eski başkent Yayça'ya doğru yola çıktı.

Osmanlı Sultanı, her zamanki gibi kalelerde ve takviye edilen şehirlerde çok az sayıda yeniçeri bırakmıştık Yayça'da da sadece 400 yeniçeri vardı. Bunun dışında, intikam almak için gelen Hristiyan ordusunun yakında olduğunu duyan halkın arasında Pataren mezhebine bağlı olanlar olmasa da Katolikler, Fransiskenlerin kışkırtması ile "kâfirlere" başkaldırdılar. Yayça'ya vardıktan dört gün sonra - 1 Ekim tarihinde - Kral Matyas, Yayça Şehri'ne girmeyi başarmış, ancak kalede bulunan ve her biri, Macar kaynaklarında adı "Haram Bey" olarak geçen, Harambaşı İlyas Bey yönetimindeki 430 seçkin yeniçeri3 uzun bir süre inatla direniş gösterdiler. Kral Matyas bu yüzden, kuşatma hazırlıklarını bizzat denetlemek üzere Yayça'da kaldı. Açlıktan ölmek üzere olan Türkler ancak üç ay sonra, 26 Aralık tarihinde, yapılması planlanan ve geri püskürtmeyi başaramayacakları saldırıyı engellemek için teslim oldular. Taç giyme gününe yakın bir tarihte geçit merasimlerinde böyle kahramanları gösterebilmekten memnun olan Kral Matyas, daha önce alınan kalelerin birliklerinin hayatını bağışladığı gibi, onların da hayatlarını bağışladı. Ayrıca daha ileriye gitmeye de niyeti yoktu; yenilmesi zor Osmanlı Sultaninin elinden böylesine büyük bir eyaleti kolayca alabilmiş olmak ona yetiyordu.

Macarların bu başarısı, Hersek'te büyük yankı uyandırdı. Stefan, Sultan Mehmed çekildikten hemen sonra, sahil kesiminden geri gelmiş ve üç kale dışında bütün topraklarını geri almıştı. Özellikle, sadece kendi toprakları ile yetinmeyip, Srebrenica'ya kadar Pavloviçlere ve Kovaçeviçlere ait toprakları da zapt eden oğlu Vlatko'nun7 bu hadiseler sırasında adı duyuldu. Macar Kralı, Vlatko ile bir antlaşma yaptı ve bu genç prensi kendi özel himayesine aldı . Stefan, Macar Kralı'nın yanına bizzat gelmiş ve Yayça'nın alınması sırasında yardım etmişti. Stefan'ın büyük oğlu, Venediklilerle yapılan bir anüaşmaya aykırı olarak babasına ve babasının ikinci evliliğinden olma üçüncü kardeşi Stefan'a karşı ayaklanmamış olsa idi, Hersek'te herşey eski hâline gelmiş olacaktı.

Osmanlı Sultaninin Bosna'ya karşı ikinci bir seferi bu hadiselerden dolayı zorunluluk hâline gelmişti. Sultan Mehmed gerçekten de 1456 yılının bahar aylarında kuzeydoğuya yöneldi. Macarlar tarafından zapt edilen kalelerin çoğu, hükümdarlığını tekrar kabul etmek zorunda kaldılar. Daha sonra, büyük toplarına güvenerek, Yayça'yı kuşattı. Ancak kısa bir süre sonra burayı kuşatmanın zaman kaybından başka bir şey5 olmadığını anladı: Sandali tarafından inşa edilen kale, tüm saldırılara direnecekmiş gibi görünüyordu. Yapılan iki saldın da geri püskürtüldü. Sultan Mehmed, 20 günlük bir kuşatmadan sonra geri çekildi, ancak Minnet Bey'in oğlu Mehmed'e Yayça'da savaşmaya devam etme emrini verdi. Kalelerin büyük bir bölümü, tekrar Osmanlı Sultaninin eline geçti. Macar kaynaklarında, Kral Matyas'ın baharda Emerich Zapolya'yı "Bosna Valisi" olarak gönderdiği anlatıldı ve Matyas Corvinus'un methiyecileri, Sultan Mehmed'in bu Macarları büyük bir ordunun öncüleri zannettiği için alelacele kaçtığını söylerler. Gerçekte ise Haziran ayında bile Macar Kralı'nın hiçbir hareketi görülmemişti. Aksine, Matyas bütün yaz boyunca başka davalarla uğraşmıştı. Venedik'e ancak Ekim ayında, Macarların Futtak'taki karargâhlarından ayrıldıkları ve tekrar Bosna'ya akın ettiklerine dair haberler geldi . Sava Nehri kenarındaki Izvornik kuşatıldı, ancak Matyas'ın burada tıpkı Yayça'da Sultan Mehmed'in başına geldiği gibi şansı bir türlü gülmedi. Yine de ordunun bir kısmı Zapolya'nın komutası altında büyük maden şehri Srebrenica'yı almayı başardı, ama bu başarının komutanı tekrar İzvornik surlarının altında savaşmaya devam ettiğinde okla gözünden yaralandı. Yılın son ayları idi ve kış çok çetin geçiyordu. Ayrıca kuşatma altındaki Mihaloğlu İskender Bey'in yardımına kardeşi Ali'nin, İshak Bey'in oğlu İsa'nın, Turahanoğlu Ömer Bey'in ve Osmanlı Sultaninin temsilcisi olarak Veziriazam Mahmud Paşa'nın bizzat gelmekte olduğu haberi yayıldı. Bu haber üzerine Macar birlikleri alelacele Sava Nehri'ni geçtiler ve 1464 yılının Hristiyan seferi bu şekilde sona erdi.

Venedikliler, Mora'ya yönelik seferlerine çok daha muhteşem bir biçimde başladılar. 1463 yılının Mayıs ayında, Taddeo Dükü'nün oğlu, ünlü Condottiere Bertoldo Este'nin komutası altındaki binlerce savaşçı Alvise Loredano'nun yönetimindeki gemilere bindirildi. Aynı yıla ait bir uyarı mektubunda Filelfius, Bertoldo'yu en fazla 52 bin askere sahip Osmanlı Sultaninin zayıflığını öne sürerek savaşmaya davet etmiş ve Draç'dan
geçen yolu tavsiye etmişti. Loredano, 32 kadırgaya ve daha birçok gemiye komuta ediyordu. Venedik, nadiren bu kadar büyük bir donanma oluşturmuştu.

Bertoldo'nun ilk başarısı Arhos'u tekrar geri alması idi (5 Ağustos). Buraya Girit'ten 300 okçu bırakıp , Germe Hisarı (Heksamilion/Eksamil)'nın tekrar inşasına başladı. Surlar, sekiz gün içerisinde neredeyse Paleologlar zamanında olduğu gibi tamamlanmıştı. Venedikliler, bu sayede Osmanlıların yardımcı birliklerinin önünü kesmeyi umuyorlardı. Surlar tamamlandıktan sonra Sinan Bey'in en fazla 400 yeniçeri ile bulunduğu Gürdüs'ü kuşatmaya başladılar. Sinan Bey, Osmanlı Sultanının alelacele gönderdiği Ömer Bey'in yaklaşmakta olduğu haberini alınca, cesurca bir çıkartma yaptı ve Bertoldo bu çatışma sırasında ölümcül yaralar alarak (20 Ekim-4 Kasım) tarihinde öldü. Aynı ayın 13'üncü gününde, bu arada hastalanan Alvise Loredano, filosu ile birlikte Isthmus Derbendinin sularında gücünü tamamen kaybetmiş bir vaziyette kaldı .

Bu bahtsız seferi kendi lehine çevirmek için gösterdiği son çabalar, Takımadalara doğru yelken açmak oldu. Anabolu'da kış karargâhına çekilen kara birliklerinden kalanlar, bu esnada Rumeli Beylerbeyi Davud Bey'i geri püskürtmeyi başardılar, ancak hava şartlarının çetinliği, sayısız fedakârlıklar ve dur durak bilmeyen düşmanlarının sürekli saldırıları neticesinde telef oldular. Veziriazam Mahmud Paşa, Hristiyanlar geldiğinde Rumlar tarafından Osmanlı subaşıları kovulan bütün kaleleri ve şehirleri tekrar geri almayı başardı . Ayrıca Artalı Toccoların zayıf düşmüş despotluğuna da cezası verildi .

Venedikliler, bahar için başka hazırlıklar yapmadılar ve Türkler bu esnada çok önemli bir konuma sahip olan Arhos'u geri almayı başardılar. Turahanoğlu Ömer Bey, düşmanlığını açıkça ilan eden Venedik'in kolonilerine zarar vermek amacı ile Modon'a geldi ve Modon yakınlarında bulunan "Değinilenler Kalesi" (Molini/Myloi) ateşe verildi. Koron ve İnebahtı yağmalandı. Ancak Benefşe aynı yıl içerisinde Hristiyanların eline geçti.
Türklere ait Vostitsa ise daha 1463 yılında ateşe verilmişti .

Alvise Loredano'nun haleflerinin emri altında hareket eden Venedik Donanması, Korsan Komino'nun çağrısı üzerine, Lerino Adasını ve güçlü Palaiokastron dahil olmak üzere Limni Adası'nın birkaç yerini işgal etti. Ancak Midilli açıklarında gelip, birkaç gün boyunca Midilli Şehri'ni kuşatmaya çalıştıklarında , aralarında 45 kadırganın bulunduğu güçlü Osmanlı Donanmasının Veziriazam Mahmud Paşa komutasında yaklaşmakta olduğu haberi geldi (18 Mayıs). Osmanlı Donanması, Hristiyanların Takımadalardaki başarılarını çok kısa bir süre içinde sona erdirdi . Hristiyanların buradaki tek kazancı, Midilli Adası'ndan birkaç bin kişinin Eğriboz'a aktarılmış olması ile sınırlı kaldı (Mayıs) . Midilli Adası'ndaki başarısızlıktan sonra donanma komutanı Orsato "delirdi" ve kısa bir süre sonra Venedik'te ümitsizlik içinde öldü.

Venedikliler ise yine aynı yıl (1464 içerisinde) çok daha büyük bir teşebbüs yapmayı planladılar. Papa II. Pius, önceki yılın Ekim ayında Venedik'e bir mektup göndermiş ve kısa zaman sonra kendisini, Burgonya Dükü'nün ve çeşitli ülkelerden gelecek Haçlıların yola çıkacaklarını ilan etmişti. Ocak ayında papanın tekrar tüm sadık ve cesur Hristiyanlara seslenişi duyuldu. 27 Kasım 1463 yılında Orsato Giustiniani donanma komutanı makamına getirilmiş ve bir hafta sonra altın sırmalı bayrağı Kardinal Bessarion tarafından takdis edilmişti. Orsato, hiç vakit kaybetmeden tehdit altındaki Mora'ya doğru yelken açmıştı. 7 Şubat 1464 tarihinde yeni Venedik Doju Kristoforo Moro'nun dört meclis üyesi ile birlikte Haçlı Seferi'ne katılacağına dair karar alınmıştı. Sanki Dandolo'nun günleri tekrar geri geliyordu: İstanbul'u tekrar geri almak için bir Haçlı Seferi yapılacaktı, ancak Filelfius, Papa II. Pius'un İstanbul'a kendi yeğenlerinden birini imparator olarak tayin etmek istediğinden şüpheleniyordu - "bir Paleolog'un yerine bir Piccolomini!" . Kardinal Bessarion ve kutsal ittifakın diğer üyeleri ile Haçlı Seferi'ne katılacak olan diğerleri için 10 kadırga hazırlandı. Lauro Querini, Mart ayında Girit'ten bir rapor yolladı ve Türklerin durumu hakkında bilgi verdi34.

Bahar geçti, ancak papa söz verdiği gibi Ankona'ya gelmedi. Gelişi, Temmuz ayının sonunu buldu. 30 Temmuz 'da Venedik Doju süslenmiş görkemli bir kadırga ile yola çıktı. 4 Ağustos'ta San Nikolo del Lido'ya vardı ve ayın 9'unda 18 kadırga ile Pola Limanı'ndan ayrıldı. 13 Ağustos'ta Ankona'da bu güçlü filonun limana girdiği görüldü. Papa ise bu arada muhtemelen sevinç ve umuttan çok, heyecandan hastalandı ve ayın 14'ünü 15'ine bağlayan gece hayata gözlerini yumdu. Venedikliler ise ölümünden sonra, Haçlı Seferi için bizzat hazırlık yapmamış olmaktan duyduğu utançtan dolayı kendini öldürdüğünü her yere yaydılar. Papa sadece Osmanlı tahtının bir varisini, sultanın sözde daha genç bir kardeşini, kendisi için kazanabilmişti; nitekim yanında öyle biri vardı .

Papanın ölümünden sonra Haçlı Seferi teşebbüsü büyük bir sekteye uğradı. Venedik Doju kısa bir süre sonra Venedik'e geri döndü ve burada denizlerin yeni kaptanı olarak Giacomo Loredano, selefi Orsato, başarısızlığından dolayı duyduğu üzüntüden dolayı 10 Temmuz'da Doğu Akdeniz'de hayata veda etmişti) 11 kadırga ile denizlere doğru yelken açtı (27 Ağustos). Görevi, önce Mısır'dan gelen zenci köleleri haksız yere alıkoyan Rodos Şövalyelerinin üstad-ı a'zamına göz dağı vermekti. Bu görevi yerine getirdikten sonra Venedik gemileri Sakız, Limni ve Bozcaada'ya doğru yol aldılar ve sahillerini ellerinde bulunduran Türklerin yoğun saldırısına uğradıkları Çanakkale Boğazina kadar geldiler . Bertoldo'nun ölümünden sonra başka bir vali ve Malatesta hanedanından bir prens olan Riminili Sigismondo'nun hüküm sürdüğü ve vebanın kol gezdiği Mora'ya sadece yolda birçok bahtsızlığa uğrayan birkaç yardımcı birlik gönderildi. Venedik Cumhuriyetinin Türklere karşı gerçekleştirdiği en önemli şey, Papa II. Pius tarafından toplanan 37 bin altını ve kendi hazinesinden eklediği diğer yardım paralarını, Hristiy anlığın öncüsü olarak Kral Matyas'a göndermek oldu.

Sigismondo Malatesta, defalarca Mora'nın tamamını Venedik adına almayı vaat etmişti. Mora Yarımadası'nda gerçekten de Rumlar ve Arnavutlar arasında önemli sayıda taraftar da buldu. Dağlarda birçok yere sahip olan ve Venedik'e yüzlerce süvari sağlayabilecek derecede güçlü olan Peter ve Aleksios Bua -üçüncü kardeşleri Bua devşirme olmuş ve Hamza adını almıştı - Venedik'in San Markos bayrağının altında savaşıyorlardı. Mora'nın ileri gelenlerinden Mihail Ralli, "Mora'nın en önde gelen adamı" (il principal homo de quela Amorea), akrabası Mihail Ralli Drimi ve Protostrator İshak, Venedik'ten yana taraf tutmuşlar ve "Brazi" ailesine mensup yiğit gözü pek Zakonileri ve Mainoüarı (di Maina ve di Zacciona) Venedik'e
kazandırmıştı. Demonoianni ve Bokali aileleri de Venedik'in himayesi altında idi. Venedikliler'ın elinde hâlâ güçlü Anabolu Kalesi, sonra Mantinea, Benefşe ve Vatika bulunuyordu. Ancak Mezistre'ye yaptıkları bir saldırı geri püskürtüldü ve küçük ordunun en ünlü komutanlarından ikisi burada hayatlarını kaybettiler. Ama Mora Sancakbeyi Ömer Bey'in Venedik'i bu topraklardan çıkartma teşebbüsleri de başarısız oldu .

Hristiyan paralı askerleri ve hafif süvarileri kışı önce Anabolu'da, sonra Mantinea'da geçirdiler. 1465 yılının Temmuz ayında, Ömer Bey Mezistre'den Muhlion'a hareket ederken, Venedikliler bölgenin güneyindeki Kalamata'da görüldüler. Ancak Türklerle Venedikliler arasında hiçbir çatışma meydana gelmedi; aksine her iki ordu, iaşe ihtiyaçlarını karşılamak için yapılan askerî akınlarla yetindiler. Ani baskınlar çok az görülüyordu. Türkler bu esnada bir iki kale aldılar. Hristiyanlar ise kısa bir süre sonra cesaretlerini kaybederek, Türklerin yeni bir harekâtının haberi geldiğinde kaçtılar. Nihayet, Koron dolaylarına geri çekilmek zorunda kaldılar. Ömer Bey ise bu esnada ganimeti paylaştırmak üzere Atina'ya geldi ve kış aylarında birçok köle aldığı büyük bir sefer düzenledikten sonra İstanbul'a geri döndü.

Donanma, bu hadiseleri sadece seyretmekle yetindi. Osmanlı gemilerinin tersanelerden ve limanlardan ayrılacakları haberi geldiğinde Boğazlara doğru yönelmekle vazifelendirilmiş gibi görünüyorlardı. Sadece Gelibolu açıklarında Türklerle Venedikliler arasında küçük çatışmalar yaşandı, ama Türkler sahillerini korumayı çok iyi biliyorlardı . Nihayet, yorulmuş ve morali iyice bozulmuş olup, Mora'da ünlü Rum düşünür Gemisthius Plethon'un naaşım İtalya'ya getirmekten başka hiçbir başan elde edememiş Maletesta'ya, 50 yoldaşı ile birlikte geri dönme izni verildi.

Çok uzun zamandan beri serseri topluluğundan başka bir şey olmayan Mora ordusunun başına onun yerine Giacomo Barbarigo geçti. Yeni donanma kaptanı Vittorio Capello, Eğriboz Adası'nın karşısındaki Aulis'i işgal etti ve buradan kolayca alınan ve denizcileri tarafından yağmalanan Gökçeada, Taşoz ve Semadirek adalarına yöneldi (Ağustos); hatta gemilerine aldığı 250 süvari mürettebatın da katılımı ile şehre saldırdıkları, ateşe verdikleri ve ganimet olarak 500 kölenin dışında birçok hayvan da aldıkları Atina'ya kadar geldi. Bu başarılara hasetlenen Barbarigo; Balyabadra, Klarentsa ve eski Akhaya Prensliğini ilhak etme planının tekrar gündeme getirdi. Balyabadra'yı fethetmeyi başardı, ama Ömer Bey'in komutası altındaki Türkleri takip ederken, dikkatsizliğinden dolayı pusuya düştü ve Balyabadra'nın alındığı gün olan 12 Ağustos 1466 tarihinde Siderokastron önlerinde hayatını kaybetti. Cesedi, kalenin mazgallarından sarkıtıldı.

Bu hadise üzerine Venediklilerin cesareti öylesine kırıldı ki, şerefi zedelenen hasta Capello, şu inanılmaz sözleri yazmıştı:

"Bir Türk'ün yüzüne bakmaya cesaretleri yok. Bu yüzden 250 Türk 4 bin kişiyi geri püskürtüp, sahillerine kadar kovalayabildi."

Capello'yu savunmaya çalışan "Büyük" Mihail Ralli, esir alındı ve kazığa oturtuldu. Balyabadra Başpiskoposu da onunla aynı kaderi paylaştı ve kazığa oturtularak öldü. Ancak 2 bin kişilik ordusundan çoğu kaçmayı başardı. İki ay sonra, Türk donanmasının, Eğriboz'a kaçmak zorunda kalan güçlü Loredano'yu yendiğine dair bir dedikodu çıktı. Capello, tıpkı ondan önceki donanma kaptanları gibi, 1467 Nisan ayındaki bahtsız savaşta yorgunluktan ve üzüntüden öldü.

1466 yılında, daha henüz bu hadiselerden önce, Venedik'in olup bitenlere vakıf danışmanlarından biri, üç savaş yılına rağmen herşeyin hâlâ eskisi gibi olduğunu yazdı56. Bu anlamsız ve şanssız savaştan yorulmaya başlayan küçük toprak sahipleri, varlıklarını korumak için komşu Türklerle anlaşma yoluna gitmeye başladılar. Arnavut yerleşim merkezlerinin yanı sıra Korfu, İnebahtı, Benefşe, hatta valisi 1466 yılının Şubat ayında Likona'da Ömer Bey'le görüşen Eğriboz, bu yola başvurdular.

Daha sonra, Venedik'le Mora'nın ileri gelenleri ve Mahmud Paşa'nın başını çektiği Osmanlı yönetimi arasında bizzat görüşmeler yapıldı. Mahmud Paşa, Venedik dostlarının hangi sebepten ötürü Floransalıların ve Cenevizlilerin tüm yardımlarına rağmen, sadece gümrük gelirlerinin azalmasından dolayı Osmanlı hazinesine zarar vermekten başka hiçbir amaca hizmet etmeyen bu savaşı başlattıklarını sordu. Despot Artalı Leonardo ve Ragusalılar, yapılacak bir antlaşmanın şartlarını belirlemek için Venedik'e elçi gönderdiler. Venedik, böyle bir antlaşmayı yapmayı reddetmedi, ama ilk zamanlar Mora'nın tamamını ve Midilli Adası'nı isterken, daha sonra "Mezistre, Balyabadra, Arkadya (Arkadia) ve Modon'a kadar tüm sahiller" ile yetindi ve nihayet taleplerini eski toprakları ile sınırlandırdı: Kendisi için Koron, Modon, Anabolu, Arhos ve İnebahtı bölgesini ve Macar müttefiki ile Hristiyan ittifakının diğer üyeleri için Türklere ait Bosna toprakları. düşüncesi, karşılığında ileride herhangi bir Hristiyan askerî harekâtı yapılmaması için hiçbir garanti vermeden, yalnızca parasal yardım elde etmek olan Kral Matyas, yerinden kıpırdamayınca, barış konusu daha ciddi bir meseleye dönüştü. Ne 1465 yılının sonlarına doğru daha güçlü bir donanmanın hazırlanması için verilen emirler, ne Aloisio Loredano'nun tekrar donanma kaptanlığına seçilmesi ve 1466 yılının bahar aylarında Germe Hisarı'nı tekrar inşa etme projesi ne de Karamanlılar, Uzun Hasan ve hatta "Morali bir Arnavut" olan Mısır Sultanı ile görüşme niyeti hiçbir sonuç vermedi . Zira Venedik, barışı hepsinden çok istiyordu ve Venedik balyosu tekrar serbest bırakıldığında herkes sevinç içinde idi.

Osmanlı Sultanı ise Venedik için büyük harcamalar ve güzide pek çok tebaasının kaybı anlamına gelen Mora savaşını çok fazla önemsemiyormuş gibi görünüyordu. Sanki sadece kendini savunmak istiyor ve hiçbir saldırı projesi hazırlamıyormuş gibi idi ve durum gerçekten de böyleydi. Yarımadadaki az sayıda kalelerden hiçbiri sultanın veya herhangi bir vezirinin bizzat harekete geçtiğini görmemişti, zira Osmanlı Sultanı, Mora Yarımadasının zamanla kendiliğinden eline düşeceğinden emindi. O, Batı'da kendisini bekleyen daha büyük görevlere gözünü dikmiş ve böylelikle bir kez daha ileri görüşlü büyük bir devlet adamı olduğunu kanıtlamıştı: Amacı, Almanya'ya ve Venedik'in İtalya'daki eyaletleri İstriya ve Friuli'ye giden yolu açmaktı.

Hersekli Stefan, son yıllarında bu bölgedeki eski topraklarının sadece küçük bir bölümüne sahipti. Türkler, güneydeki kaleleri elinden almışlardı. 1464 yılında ise himayesi altında bulunduğu Macar Kralı, bu topraklarını Agrarn, 40 bin altın ve Macaristan'da birkaç parça mülk karşılığında takas etmeyi önerdi. Ama daha cevabını bile beklemeden iki kalesini işgal etti ve buna kızan Stefan, Bocche di Cataro civarındaki topraklarını terk etmeye hazır olduğu Venedik'e şikâyette bulundu. Venedikliler ise Narenta ve Karinya(Kraina)'da işgalci olarak karşısına çıktılar . Elinde artık sadece Novi ya da nâm-ı diğer Kastelnuovo Kalesi kalmıştı ve 1466 yılı içerisinde, muhtemelen Nisan ayında, bucroada hayata gözlerini yumdu. Oğullarından Vladislav, Türklere tüm topraklarını daha önceden kaptırmıştı . Diğer ikisi, babasının ölümünden sonra "Hersekli" lakabını taşıyan Vlatko ve "Kont" Stefan, iyi anlaşıyorlar ve babalarının mirasının mümkün olduğunca büyük bir bölümünü kurtarmaya çalışıyorlardı. 1469 yılında, Macaristan'a tâbi olan Ragusa, bu ikisini, kendilerine karşı haksızlık yapmış olan kralla barıştırmaya çalışıyordu.

Osmanlı Sultanı, böylesine küçük bir kazanç için bu hadiselere müdahale etme gereğini duymamıştı. Ancak, iş Venedikliler tarafından desteklenen, Aragon'un himayesine alınan ve Macarlar tarafından isyanlara teşvik edilen İskender Bey'e gelince, durum değişiyordu.

İskender Bey, 1462 yılında Roberto Orsini komutasında hizmet verdiği Napoli'den (kendini genelde Napoli Krallığı'nın komutanı olarak tanıtıyordu) tekrar, Sırbistan'ın kaçak varisi Stefan Brankoviç'i de barındırdığı Akçahisar'a dönmüştü. Ayrıca, Stefan'ın henüz Macaristan'dan yardım beklediği dönemlerde onunla da iyi ilişkiler içinde idi. İskender Bey'in koruyucusu Napoli Kralı, Stefan'ın oğullarından daha sonra kırallığındaki dört kale karşılığında güçlü Nova Kalesi'ni isteyecek ve sultan tarafından kendisine gelen akrabalık kurma teklifinden dolayı Bosna'nın tamamının kendisine bırakılması hâlinde bu kaleyi tekrar iade etmeyi vaat edecekti . İskender Bey ise Venedik'ten para, İtalyan birlikleri, bir kadırga ve sekiz yaşındaki oğlu için koruma talep etmişti. Gerçekten de Arnavutluk'a 1.000 asker gönderilmiş ve İskender Bey'e Türklere karşı savaşını sürdürmesi için 2 bin altın verilmişti. 1464 yılına kadar İtalyan birliklerine Cimarosto komuta etmişti: Venedik, bu şekilde kendisine yer ve Osmanlı Sultanı ile komutanlarının başına iş açmış olmaktan memnundu. İskender Bey, üzerine yürüyen Ömer Bey'i yendi, ama 1464 yılından 1466 yılına kadar Venedik'e barış için teklif götürdü.

Sultan Mehmed, 1466 yılının baharında -1465 yılında hastalanmıştı- Manastır üzerinden tekrar Arnavutluk Dağlan'na doğru ilerledi. Geçitler, zorlu savaşlardan sonra alındı ve bölgenin iç kısımlarına bir yol açıldı. İskender Bey'in bu şekilde teslim olacağı umuduyla Türkler geçtikleri her yeri yağmaladı. Ama savaşın sonunu ancak Akçahisar'a yapılacak olan saldın getirecekti. Daha önce Yayça'da olduğu gibi, Arnavutlar, birçok Venedikli ve belki de Aragonlu Napoli Kralı'nın askerleri tarafından çok iyi savunulan kale o kadar direndi ki, Osmanlı Sultanı bu kaleyi alarak, Venedik'e ait Arnavut topraklarındaki konumunu haklı çıkarma niyetinden vazgeçmek zorunda kaldı. Venedikliler, Temmuz ayında gelen bir elçiden "Akçahisar'ın kurtulduğu haberini aldılar. Osmanlı Sultanı geri çekilmişti, ama Otranto'ya yapılacak bir saldırıya öncülük edecek olan Avlonya'yı müstahkem hâle getirdi ve buraya 400 yeniçeri yerleştirdi. İskender Bey'in taleplerine rağmen, tehdit altında kalan Venedikliler, Türklerin sahildeki bu "Yeni Kalesi'ne" saldırma cesaretini gösteremediler. Sultan Mehmed, iç bölgelerde Elbasan Şehri'ni kurdu ve Müslümanların buraya yerleştirilmesini sağladı . Büyük Osmanlı ordusu beraberinde 3 bin Arnavut esir götürdü . Venedik'e ait yerleşim yerlerine sadece nehir suları yükseldiği için henüz saldırmamışlardı.

Osmanlı Sultaninin geri çekilmesinden sonra da Arnavutluk'taki küçük boyudu savaş, ani saldınlar ve kurnaz baskınlar için oldukça elverişli olan dağlarda devam etti. 7 Eylüide Venedik'e Arnavut kökenli bir devşirme olan Türk komutanı Balaban Bey'in, büyük bir mağlubiyete uğradığı haberi geldi. Bu mağlubiyetin intikamı çok kısa bir zamanda alınacaktı. Kasım ayında Venedikliler, İskender Bey'in kısa bir süre önce kaçmak zorunda kalmasıyla, parası Venedik tarafından ödenen savunucularıyla birlikte artık sadece Akçahisar'ın ülkedeki Hristiyan hükümranlığını temsil ettiğinden şikâyet ediyorlardı .

1467 yılının Nisan ayında kendi topraklarından kovulan ve Venedik'ten 2 bin altın almış olan Arnavutluk Prensi İskender Bey, tekrar topraklarına geri dönmeyi denedi. Vergileri 1453 ve 1458 yıllarında olmak üzere, iki kez toplam 5 bin altına yükseltilmiş olan Ragusalılar , yardım edemeyeceklerini bildirdiler. Sultan Mehmed, çok yakın zamanda Filibe'deki karargâhından yola çıkarak, yine bağımsızlığı, Batı'nın zengin Hristiyanlarma karşı yaptığı planları engelleyen Arnavuduk üzerine yürümüştü. Mayıs ayında dağlık bölgenin vadileri yağmalandı. Türkler yine Akçahisar'ı kuşatma altına aldılar, ancak bu sefer, yanında 200 Aragonlu asker bulunan ve metbu hükümdarı Napoli Kralı Ferdinand'ın Türklerle iyi ilişkiler içinde olduğundan ötürü Venediklilerin şüphelerini üzerine çekmiş olan İskender Bey orada değildi . Kale, bu sefer de teslim olmadı ve Sultan Mehmed, hükümdarlığı sırasında üçüncü kez, tıpkı daha önce Belgrad ve Yayça'da ve Akçahisar'ın ilk kuşatmasında olduğu gibi, Hristiyanlar tarafından iyi savunulan bir kalenin güçlü surları önünde geri çekilmek zorunda kaldı .

Burada bıraktığı, muhtemelen 1466 yılında İskender Bey'e yenilen Balaban Bey, limanında Venedik'in sekiz savaş gemisi bulunan Venedik'e ait Dıraç'a saldırmayı denedi86, ancak Ağustos ayında kuşatmadan vazgeçti.

Bu arada, İskender Bey, kız kardeşinin oğlu olup, Balaban Bey tarafından tayin edilmiş ve sahil boyundaki Redoni'ye karargâh kurmuş olan Müslüman yeğenine saldırdı ve Venedik'e ait bir kadırgada boynunu kendi elleri ile vurdu . Bu başarısından dolayı iskender Bey yine eski konumuna kavuştu ve Akçahisar'a tekrar sahip oldu. Komşu beylerle yeni bir savaş için planlar yaptı ve yardım talep etmek için Dıraç Başpiskoposu Paul Angelo ile birlikte genç oğlu Johann'ı Venedik'e gönderdi . Ancak bir sonraki yılın başlarında, muhtemelen 18 Ocak tarihinde, Türk akıncılara karşı düzenlediği bir sefer sırasında , halkına şarkılarla yâd ettikleri kahramanlıklarını miras bırakarak, Venedik'e ait Leş'te hayata veda etti. Musakiler, aralarından biri olan Aleksios'un Venedik'e barış elçisi olarak hizmetlerini sunan Spanolar, Streksiler ve Akçahisar'ın üst kısmındaki dağın sahibi olan Nikolas Skura ile Türklerle yine andaşma içerisinde olan Çernoçeviçierle, Pastroviçler, Arianites'in kızı olan dul eşi Andronika'nın, reşit olmayan oğlunun ve kardeşlerinin haklarını hiçe sayarak ülkeyi bölüştüler. Andronika, oğlu ile birlikte İskender Bey'e Napoli Kralı tarafından çok önceleri vaat edilen Tran'a kaçtı. V enedik, kendini bu paylaşımdan dolayı 1469 yılında Akçahisar'ı işgal etmek zorunda hissetti . Ülkede tam bir anarşi havası hakimdi, zira Dukakin kardeşler de kendi aralarında savaşıyordu ve Aleksios Dukakin, Türkleri yardıma çağırmıştı.

Bu arada Osmanlı Sultanı ile yapılan görüşmeler, balyos yardımcısı Antonio Michele, daha sonra Spano, bir Yahudi ve bu amaçla özel olarak Divân-ı Hümâyûn'a gönderilen Leonardo Boldu aracılığıyla devam ettirildi, ama hiçbiri sonuç getirmedi. Diğer taraftan o dönemde Bohemya'daki hadiselerle meşgul olan Macar Kralı'nın da isteği aynı idi. 1467 yılının sonunda, Osmanlı Devleti ile ateşkes antlaşmasının yapıldığına inanıldı ve 1468 yılında Varad'a bir Türk elçi geldi. Kral Matyas, aynı zamanda Hristiyan müttefikler aleyhine kendisine ait Bosna topraklarını genişletmekten de çekinmiyordu. Klis'i işgal etti, Stefan'ın elinden bazı kaleleri aldı ve genç Vlatko'nun elinden mirasını alıp, Narenta'da Venedik'in San Markos bayrağını indirtti. Hırvatistan'daki hükümdarlığının sınırlarını da genişletmek istediğinden, Segnalı Frangepaniler, özellikle de kardeşleri ile savaş hâlinde olan Kont Stefan ile çarpıştı . Bu hadiselerden sonra Venedik'le işbirliği düşünülemezdi.

Almanya'daki imparatorluk meclisi toplantısında, İtalya ile banş görüşmeleri, müttefik donanmasının ve Alman ordusunun silahlanması için hazırlıklar ve Macaristan ile yapılacak bir antlaşma hâlâ gündemde olmasına rağmen, doğuştan Venedikli olan yeni papa Paul'un Haçlı Seferi projeleri birer hayal ürünü olarak kaldı. Kral Matyas, 1466 yılında Regensburg (Radasbona)'da her ne kadar 24 gemiden oluşan bir filo inşa ettirdiyse de, Türkler bu gemilerle hiçbir zaman karşılaşmadılar99. 1466 yılının Kasım ayında, Almanya Nürnberg'de imparator tarafından Temmuz ayında Macaristan'ı içinde bulunduğu tehlikelerden koruyacak Hristiyan ordusunun komutanı olarak atanan ve Belgrad kuşatması zamanında Hunyadi'nin yoldaşlarından biri olan Grafeneckli Ulrich'in kendini tanıttığı bir meclis toplantısı yapıldı ve beş yıllık bir barış sağlayan imparatorlukta her yüzüncü adamın üç yıl boyunca Haçlı Seferi'nde görev yapmasına karar verildi. Kral Matyas'ın elçileri, kralın 5 bin savaşçı sağlamayı, Haçlı Seferi'nin gümüş ve altın sikkelerini kabul etmeyi, Haçlı Seferi süresi boyunca Belgrad, Salankamen, Severin, Orsova ve diğer kaleleri Haçlıların emrine vermeyi ve birliklerinin Haçlı Seferi komutanına sadakat yemini etmesini sağlamayı kabul ettiğini bildirdiler. Haçlı Seferi, her kilisede haftada üç kez dualar yapıldıktan sonra, Jan Hunyadi'nin stilinde cüretkâr muharebelere meydan vermeden, 1468 yılının bahar ayında başlatılacaktı. İmparatorluğun gümrük ücretleri Haçlı Seferi için kullanılacaktı. Burada toplanan Alman Brandenburg Prensleri Albert ve Frederik, Bavyera Prensi Otto ve Württemberg Prensi Eberhard'ın huzurunda papa, temsilcisi Girit Başpiskoposu Fantino della Valle aracılığıyla Macaristan'a 140 bin altın ve "sahil kenarlarında Türk topraklarına bitişik diğer yerlere dı46J buğday ve başka ihtiyaç maddeleri" gönderdiği ile övünüyordu. Alman prenslerinden ikisi, Otto ve Eberhard, Türklere karşı yapılacak sefere bizzat katılmayı teklif ettiler. Mutezil Hus taraftarı olmasına rağmen, dindar bir hristiyan olan Bohemya Kralı Georg Podiebrad bile ve İtalyan mahmisi, Grenobelli Antonio Marini tarafından hazırlanan ve kendisi tarafından Kral Matyas'a sunulan Haçlı Seferi planlarının ateşli bir taraftarı idi.

Aziz Veit günü olan 28 Haziran 1467 tarihinde yapılan imparatorluk meclisinin ikinci toplantısında her katılımcının getireceği birliklerin sayısı belirlendi. Papa, bu toplantıda Venedik'in 44 kadırga, 6 çektiri ve 6 nakliye gemisi hazırlayacağını; Napoli Kralı Alfonso'nun "elinden gelen yardımı yapacağını" ve Milano Dükü'nün banşa ikna edildiğini bildirdi. "Birçok bey, şövalye, asker ve sairlerinden" oluşacak bir Alman barış konseyi kurulmasından bahsedildi ve birliklerin baharda Aziz Georg (23 Nisan) gününde Bratislava (Pressburg/Pozsony) veya Korneuburg önlerinde toplanmalarına karar verildi. Kral Matyas ve Nisan ayında Venedik'i ziyaret eden "Türklere karşı yapılacak seferin baş komutam" çok iyi dosttular. Mayıs ayında ikisi de Hussitler tarafından kuşatılan Gossdelan'a gelmişlerdi. Nihayet, 20 Temmuz tarihinde imparator, tüm özel düşmanlıkların durdurulmasını emretti ve Regensburg'da yapılacak üçüncü bir meclis toplantısı için çağrıda bulundu. Nitekim 25 Nisan 1468 tarihinde İtalya'da barış ilan edildi ve başansız Nümberg Meclis Toplantısindan sonra (Bahar 1468), 1 Ekim 1469 tarihinde yapılacak yeni bir imparatorluk meclisi toplantısı konuşulmaya başlandı.

Yine sadece zaman kaybedildi ve Macar elçiler Siremli Piskopos Baltazar ve Pösingli Sigmund, "bir meclisin sadece bir başka meclis için hazırlık olduğunu" söyleyerek, işin özüne parmak basmış oldular.

Ayrıca kral adına, Macaristan'ın Türklerin önüne çıkacak ilk kurban olmaya niyetli olmadığını belirttiler . Burada, Almanların düşmanı kısa bir süre so1n0Rra kendi topraklannda göreceklerine dair ortaya atılan kehanette çok kısa bir zamanda gerçeğe dönüşecekti . 1468 yılı bitmeden imparator, papanın elinden kutsal kılıcı almak için Roma'da bulunduğu bir zamanda, Bosna Sancakbeyi İsa Bey'in sipahileri Skardona, Zarda (Zara) ve Spilit (Spalato) önlerinde belirdiler ve buradaki Venedik topraklarında birçok Dalmaçyalı köle aldılar. Daha sonra Aralık ayına doğru Şebenik önündeydiler. Segna ve Modrus kontluklarında büyük yağmalar yapıldı. Fiumililer da bu acımasız misafirlerle karşılaştılar ve İstriya ile Venedik Eyaleti Friuli'nin güvenliğinden endişe duyulmaya başlandı. Bir sonraki yıl, dünyanın en cüretkâr askerleri olan bu akıncılar - sanki "havadan uçarak gelmişlerdi" - imparatora ait olan Ljubljana Kalesi'nin önünde belirdiler. Hırvatistan sınırını geçtiler ve tekrar Segna Kontu ile Korbau Kontu'nun topraklarını ziyaret ettiler. Kral Matyas, Segna'yı işgal edip, gaddar, ama çalışkan Blasius'u Bosna, Slovenya ve Hırvatistan Banlığı Magyarlığı'na getirerek, güneydeki bu sınırını korumaya çalıştı. İmparator ise yağmalanan Hırvatistan'a bir seyahat yapmakla yetindi (1470).

1468 yılında Türk korsanlar Andre (Andros)'ye saldırıp, adanın hükümdarı Giovanni Sommaripa'yı öldürmüşlerdi. Yılın sonlarına doğru Mora'ya tekrar 4 bin Türk adı gönderildi, ancak taraflardan hiçbiri bir teşebbüsde bulunmadı. Denizlerde ise Venedikliler Niccolo de Canale'nin komutası altında 1469 yılının Ağustos ayında 26 kadırga ile Enez'e saldırmış ve yedi günlük bir kuşatmadan sonra almışlardı. Venedikli denizciler, bu verimli şehirde beş saat boyunca Türklerden daha beter yağmalarda bulundular. Ganimederinin yaklaşık 200 bin altın olduğu tahmin edilirken, Türklerin elindeki esirlere karşı takas edebilecekleri 2 bin esiri de beraberinde götürdüler. Bu kaba denizciler, Türklerin saygı gsterdikleri rahibeleri bile rahat bırakmadılar. Yeni Foça da Enez'le aynı kaderi paylaştı, ancak Eski Foça'ya yapılan saldırılar başarısızlıkla sonuçlandı. Bu beklenmedik zaferin sevinci ile Venedik'te ve Venedik'in sahip olduğu bütün topraklarda üç gün boyunca çanlar çaldı ve kalelerin tepeleri ile meydanlarda ateşler yakıldı. Bu büyük şehir, korku ile andıkları Türklere karşı bir zafer elde etmiş olmanın sevincini yaşıyordu116. Papa vekili Calahorralı Rodrigo ise bu fırsatı, Türklere karşı Haçlı Seferi'ni düzenleyecek olan genel bir konseyin kurulmasına karşı çıkmak ve bu misyonu "Hristiyan Cumhuriyeti'nin tek lideri ve hükümdarı" olarak papaya bırakılmasını sağlamak için kullandı.

1466-1467 yıllarından itibaren Balkan Yarımadasinın her yerinde veba kol geziyordu. Osmanlı Sultanı bu ölümcül hastalıktan kaçmak için ikinci Arnavutluk seferinden sonra Tuna Nehrinin Eflak boylarındaki Vidin'e ve Niğbolu'ya, oradan da daha sonra Dobruca'ya geçmek zorunda kalmıştı. Daha sonra (1468) Karaman'da çıkan isyanı bastırmak ve Karamanoğulları Beyliği'ni bir sancağa dönüştürmek için Karaman'a hareket etti. Venedikliler, düşmanlarının kendilerinden "altı aylık yol" mesafesinde uzaklaştığını duyduklarında, buna sevindiler . Ama bir yıl sonra, 1469 yılında, Sultan Mehmed, Eğriboz'u ellerinden almak için Venediklilere büyük bir darbe vurmaya karar verdi.

Venedikliler, Türk gemilerinin bir araya toplandığını zamanında haber aldılar ve 1470 yılının Şubat ayında Venedik'te 14 ve ayrıca kolonilerde de 14 kadırganın inşa edilmesini emrettiler. Ayrıca tüfekli 400 asker Eğriboz'a gönderildi. Ordu, karadan batıya doğru ilerlerken, 2 Temmuz tarihinde Osmanlı Donanması'nın 110 kadırgası, 3 çektiri, ayrıca 200 kadar sair tekne ile birlikte Çanakkale Boğazı'ndan çıkarak denizlere doğru yelken açtı. Türk donanması, beş gün boyunca boşuna kuşatılan Palaiokastron dışında121, Gökçeada'yı ve Limni Adası'nı zapt etti. Ayın 15'inde Iskiri (Skyros) Adası yağmalandı, ama güçlü kalesi ele geçirilemedi . Nihayet ayın 25'inde gemiler Darius (Daro) Kanalı'na vardılar.

Sultan Mehmed ve oğullarından biri, muhtemelen Cem Sultan, donanmanın bir kısmı ile bizzat gelmişlerdi. Bütün Türk güçlerinin Eğriboz yakınlarında toplanması birkaç hafta sürdü. Yeniçeriler, Türklerin adayı San Markos Kilisesi'nin yakınlarında anakaraya bağlamak için kurdukları bir köprüden adaya geçtiler. Sultanın koyu kırmızı çadın, San Chiara Kilisesi'nin yanma kuruldu ve buradan İsa Kapısı'nın bombardımanı başladı. Başka bir top Darağacı Kapısı'na kuruldu ve San Franseskos Kapısı vezirin denetimine verildi. Templier Kapısı ise iki topla ateşe tutuldu. Giudecca Kapısı'nda da Türk topları görülüyordu .

Türklerin Limni ve Gökçeada'dan ayrılmasından sonra Palaiokastron ve İskiri Adası'nda bir süre kaldıktan sonra buradan yola çıkarak, 2 Temmuz tarihinde Bozcaada açıklarında görülen Venedik donanma komutanı Niccolo de Canale, Sultan Mehmed'in bu teşebbüsünü engelleyecek güçte idi. Ama adanın başkentinin önüne geleceğine 34 gemi ile önce Girit'e gitti ve çeşitli kolonilerin gemileri ile buluşmak üzere kaptanını Modon gönderdi. Canale, ancak 29 Mayıs tarihinde o sırada kuşatma altında olan Eğriboz'a doğru yola çıktı ve 8 Haziran'da 45 kadırgası ve 10 gemisi nihayet bir araya toplandı .

Osmanlı Sultanı, Eğriboz'da 1453'de İstanbul'da kullandığı taktiğin aynısını uyguladı. Dediğimiz gibi ada, bir köprü ile Türklerle dolup taşan anakaraya bağlanmıştı. Hayvanların ve insanların birleşik güçleri ile 30 büyük gemi Eğriboz kanalına çekilmiş ve kuşatma derhal başlatılmıştı. Şehirler, büyük kayıplar verilmeden kolayca alındı, ama kalenin birlikleri defalarca uyarılmalarına rağmen teslim olmayı reddettiler. Teslim olana kadar birkaç hafta geçti, zira kuşatılanların erzakları boldu. Bu arada, Dalmaçyalı Vali Thomas ve arkadaşı Luca di Cortulia'mn Eğriboz'un teslim edilmesi için yaptıkları hain planlar keşfedildi. Her ikisi de yakalandı ve darağacında can verdi. Thomas'ın halefi, bir Floransalı, Türklere sığındı. 7 ve 8 Temmuz'da iki saldın ve ardından 10 Temmuz'da gerçekleşen saldırı da geri püskürtüldü. Ama Türkler, hainlerden kara tarafındaki Burchio Kapısı'nda surların daha zayıf olduğunu öğrenmişlerdi ve bu surun bombardımanını inatla devam ettirdiler. Bu esnada, sayısı ve gemilerin görkemi ile Osmanlıların gözlerini kamaştırması gereken Venedik Donanması belirdi. Kahramanca bir saldın veya geri çekilme arasında bir seçim yapılmak zorunda idi.

Köprüden bir mil uzakta, San Chiara'da hadiseleri izlemekle yetinen Canale'nin korkaklığı, hadiselere son noktayı koydu. Sadece Ottobono adındaki bir kaptanın gemisi, surların önüne kadar yol aldı. Canale, köprüyü imha etme tavsiyesine de uymadı. Böylelikle Rumlar kısa bir süre sonra kalenin tepelerinden kaçmaya başladılar. Bundan cesaret alan yeniçeriler, sabahın erken saatlerinde "Giudecca" ve "Burchiana" kapılarından, savunmanın uzunca bir müddet daha devam ettiği şehre girdiler. Eğriboz'un alınan başkenti İstanbul'la aynı kaderi paylaştı (12 Temmuz). Sonuna kadar kahramanca savunmaya devam eden Paulo Erizzo, kılıç darbesi ile ikiye bölündü. Rettori, Calbo, Badoer ve Bondimero gibi diğerleri savaş sırasında ölmüştü. Canale, denizde savaşma teşebbüsünde bulunmadan, Türk gemilerini Sakız Adası'na kadar takip etti.

Eğriboz Adası ile birlikte İskados (Skiathos) ve Skopelos Adaları, Filiteo ve Eğriboz'un bütün bölgesi Türklerin eline geçmişti. İşgal edilen yerleri tekrar geri kazanmak için, bu hadiselerden hemen sonra Friul?6' Eyaleti'ne sürgüne gönderilen ve yerine Pier Mocenigo'nun getirildiği Canale'nin nihayet cesaret ettiği bir karşı hareket başarısızlıkla sonuçlandı (24 Eylül). Venedikliler, bu esnada iki gemi kaptanını ve üç kadırgayı kaybetmişlerdi. Gelecekteki Venedik Doju'nun oğlu Giovanni Tron da çatışmalar sırasında hayatını kaybedenler arasında idi . Yeni veziriazam derhal Mora'ya doğru devam etti. 1469 yılında fethedilip, tahkim edilen Vostitsa ve Kalamata dahil olmak üzere, şehirlerden çoğunu terk edilmiş, ya da ateşe verilmiş vaziyette buldu. Venedikliler bu sırada Kataphygi, Koron ve Modon'da saklanıyorlardı. Gemileri, Türklerin gemilerine saldırma cesaretini gösteremiyordu. Limni'nin, burada 12 kadırga bırakan yeni donanma komutanı Modon'a geri döndüğünde, maaşları ödenmemiş olan denizciler onu Türklerin tarafına geçmekle tehdit ettiler .

Sadece Venedik'te Eğriboz'un uğradığı felakete dair şikâyetler görülüyordu. Hümanisder, yine kana susamış sultana lanetler yağdırıyor ve en azından tehdit altındaki Macaristan'ı, yine tehdit altında olan imparatorluğu ve Osmanlı Sultanini rahiplerle birlikte herşeyden çok kendine çeken ve daha şimdiden çöküşünden emin olduğu Roma Şehri'nin bulunduğu İtalya'yı kurtarmak için Hristiyanlara genel bir savaşa hazırlık için çağrıda bulunuyorlardı.

Ancak büyük acılarına rağmen Venedik yine de Hristiyan güçlerinden yalvarır derecesinde yardım istemekten ve Eğriboz'un intikamını almak için bir şeyler yapmaktan çekiniyordu. Papa Paul ve yine Haçlı Seferi fikri için yanıp tutuşan halefi (1471'den itibaren) IV. Sixtus Venedik elçilerini kabul ediyorlardı.

Bunlardan biri olan Bernardo Giustiniani, Papa IV. Sixtus huzurunda Latince güzel bir konuşma yapmıştı. 1 Ocak 1471 tarihinde ayrıca Napoli Kralı ile Türklere karşı savaşmak üzere bir antlaşma yapıldı: Venedik, Napoli'nin 20 kadırga ve 4 gemisine karşılık her yıl 50 kadırga ve 8 gemi vermeyi taahhüt etti. Papaya, bu ittifaka katılma çağrısı yapılacak ve elde edilenlerin yapılan fedakârlıklar oranında bölüştürülmesi teklifi götürülecekti. Despot Tocco, Takımadalar Dükü, Ragusa ve Ankona, Türklerin hükümdarlığını elinden aldıkları Hersekli Vlatko ve Ivan Balşa, bu ittifakın diğer üyeleri olarak bilinmekte idi. Rodos Şövalyeleri'nin üstad-ı a'zamı daha Nisan ayında iki veya dört gemiye kadar katkıda bulunmayı vaat etti .
Burgonya Dükü Cesur Charles da beş yıllığına bu ittifaka dahil oldu.

Venedik, diğer taraftan hâlâ Osmanlı Sultanı ile çok uzun zamandan beri istediği barışı yapmak için çaba gösteriyordu ve Türkiye'de yaşayan prensesler Mara ve Katerina ile iyi birer aracı bulmuş olmaktan hoşnuttu . 1468 yılının bahar aylarında Midilli'ye 68 kadırga ve 80 küçük gemi gönderdiği söylenen Sultan Mehmed'in sözde hazırlıkları da görüşmelerin hızlanmasına katkıda bulunuyordu. O dönemdeki şartları bilen biri, rahatlıkla Venedik'in Eğriboz fatihini hiçbir şekilde tahrik etmek istemediğini ve her Venediklinin "barışı umut ettiğini ve istediğini" söyleyebilirdi. Bosna Sancakbeyi İsa Bey, Ban Paul'un desteği ile 1471 yılı içerisinde Dalmaçya'daki Venedik yerleşim yerlerini, Spilit, Şebenik ve Zadra'yı kadar öyle rahatça yağmalayabildi ki, Venedik'in hiç nüfusu kalmayan Dalmaçya'da denizci bulamayacağı endişeleri dile getirilmeye başlandı. Venedik'in idaresinde ve himayesinde olan Arnavuüuk da kaderinden kaçamadı.

Sancakbeyleri burada da birçok köle ve hayvan ele geçirdiler. Herkes, Spilit ya da Arnavuüuk'un başkenti İşkodra'ya yapılacak bir saldırıdan endişe duymaya başladı ve deniz kenarında Biograd yakınlarında yeni bir hisarın inşasından bahsedilmeye başlandı. Aynı zamanda Girit Adası'nda savunma hazırlıkları yapıldı.

Büyük çabalara rağmen Osmanlı Sultanı, Venedik elçisini huzuruna kabul etmedi; hatta Osmanlı yönetiminde elçinin Eğriboz'u geri istemek için geldiği duyulunca, ona karşı davranışlar daha da sertleşti. Bu kadar güçlü bir devlet, çok nadiren banş için bu kadar yalvarmış ve barış nadiren bu kadar acımasızca reddedilmişti.

1474 yılının bahar aylarında Rumeli'nin yeni Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa, İşkodra'yı fethetmeye çalıştı, ama üç ay sonra (kesin olarak 96 gün sonra) geri çekilmek zorunda kaldı. Mocenigo'nun gelişi, İvan Çernoyeviç'le yapılan ittifak ve Boiana Gölü'ne girmeyi başaran Venedikli ticaret gemileri şehri kurtarmıştı. Venedik, Macar Kralı'na tekrar 13 bin altın göndermiş ve yardım talep etmişti, ama boşuna. Türkler, geri dönüş yolunda terk edilmiş Dagno'yu ateşe verdiler. 1474 yılının sonlarına doğru Venedikliler, düşmanları Adriyatik Denizinde görülebileceğinden korkmaya başladılar.

Venedikli donanma komutanları en azından denizlerde, Napoli Kralı'nın ve Kıbns ile Rodos adalarının kendilerine katılan birkaç kadırgası ile birlikte Türklerin Anadolu'daki kargaşalarını, "Türkiye'yi" yağmalamak için kendi lehlerine kullanmayı bilmişlerdi. 1472 yılında Balat yağmalanırken, Limni Adası'nda depremden dolayı zarar gören Kokkinon Hisarı tekrar inşa edildi. Süvarilerle dolu Venedik gemileri, olağanüstü güzellikte harabeleri barındıran Karya sahillerinde ve Delos önlerinde belirdiler. Antik tapınağı ve mermer amfitiyatronun harabelerini, sütunlarını ve 15 arşın yükseklikteki dev heykeli hayranlıkla seyrettiler. Maina Burnu'nda Venedikli kadırgalar Napoli'den gelen 17 kadırga ile birleşti ve burada papanın gemilerini beklemeye başladılar. Filonun tamamı, bundan sonra tekrar, Rodos Şövalyeleri'nin İstanköy Adası'nın karşısında San Pietro Hisarı (Bodrum)'nda Türklerden kaçan Hristiyan köleler için bir sığmak kurdukları Anadolu'ya yöneldi. Atlıların kullanılması için hiçbir fırsat çıkmamasına rağmen, Venedikliler zafer kazandılar. Mocenigo, filosu ile birlikte ayrıca sahillere yakın birkaç küçük adaya da düşmanca ziyaretlerde bulundu.

Sisam Adası'nda bir müddet kaldıktan sonra, Napoli Kralı'nın 17, Venedik'in 46, papanın 20 ve Rodos'un 2 kadırgası Chelidoni Burnu'nda birleşerek, Antalya'ya doğru yola çıktı. Burada liman güçlü bir filo ile kapatılmış olmasına rağmen, dış hisarları zapt ettiler. İlk surlara çıkmayı başardılar ve Rodos Şövalyeleri'nin lideri burada hayatını kaybetti. Ama iç surlar, topçu sınıfı olmayan hafif ve düzensiz birlikler için fazla güçlü idi. Elde ettikleri çeşitli ganimetleri götürdükleri Rodos'a geri dönerken, Hristiyanlar, İtalya'ya gitmek üzere olan İranlı bir elçiden, Türk topraklarına saldırmaya hazırlanan Uzun Hasan'ın yola çıktığı haberini aldılar.

Hristiyanlann acımasız intikam ateşi bu sefer İzmir'e yöneldi (Ekim). Müslüman kadınlar, kısa bir süre sonra tahrip edilecek camilerde boşuna ağlıyorlardı. Nüfusun özellikle tepelerde yoğun olduğu şehir, zapt edildi ve birçok Hristiyan esir serbest bırakıldı. Ganimeder, öncelikle "gümüş ve altın dokumalı elbiseler ve değerli eşyalardan" oluşuyordu. Aydın Sancakbeyi Balaban Bey'in saldınsı geri püskürtüldü ve İzmir ateşler içinde yandı. Sonbaharın son aylannda, Urla yakınlannda nüfusunun büyük bir bölümü kaçan Klazomen Kasabası da aynı akıbete uğradı.

Mocenigo, kışı gerçek bir galip olarak Anabolu'da geçirdi. Yanında "kutsal savaş" boyunca papanın vekili olarak hareket eden Napoli kökenli Kardinal Oliverio Caraffa bulunuyordu. Bu zaferlerden cesaret alan Hristiyanlar o kadar cüretkâr oldular ki, Venedik filonun İstanbul'a gitmesi emrini verdi ve 1473 yılının bahar aylarında Mezistreli Antonello, Gelibolu'daki Türk filosunu ateşe vermeyi denedi. Ama bu deneme başarısız oldu ve Antonello kazığa oturturularak öldü.

Birkaç hafta sonra, Sığın (Sighino), (26 Mayıs) ve 130 yeniçeriye komuta eden subaşısı fazla direnç göstermeyen Kızkalesi (7 Haziran) limanları, asi Karamanoğulları ile işbirliği içerisinde olan Venedik ve Napoli kadırgalarının komutanına teslim oldu. Bunu, surları çok eski olan Silifke ve Derme (Myrrha) limanları takip etti ve 15 Temmuz 1473 tarihinde Venedik'te bu beklenmedik büyük zaferler kutlandı. Fethedilen yerler tabii ki Karamanlı müttefiklere bırakıldı.

Rodos'un karşısındaki Herke (Harki/Khalki) Adası da Ağustos ayının ortalarında zapt edilip, tahrip edildi. Daha sonra Alanya'ya yapılacak bir saldırı için planlar yapıldı. Papa, Spilit Başpiskoposu'nun komutasındaki 10 gemi ile son zaferlere katılmıştı.

Kaptan Mocenigo, ancak Sultan Mehmed'in Uzun Hasan karşısındaki zaferinden ve sonbaharda Kıbrıslı Rumların, Venedik kökenli ve Venedik'in himayesinde olan kralın dul eşi Katerina Komaro'ya karşı isyanından sonra büyük fetih seferini kesmek zorunda kaldı. Kıbrıs'taki isyan, son kralın kızının nişanlandığı nesebi gayri sahih bir Aragonlu lehine döndüğünde, Hristiyan birliği bozulmaya başladı.

Macaristan, aynı dönemde Lehistan ile Podiebrad'ın Bohemya'daki mirası için savaşmak zorunda kalmıştı. Bu yüzden Kral Matyas, Venedik elçisi Giovanni Emo'nun yumuşak ısrarlarına geleneksel diplomatik sözlerle cevap verdi. Bundan dolayı, 1474 yılı haricinde başka hiçbir teşvik almadığı için Türklere karşı savaşı tekrar başlatmak istiyormuş gibi bir izlenim yaratmaya bile gerek görmüyordu. Her iki güç arasında 1473 yılında yapılan bir antlaşma da Türklere karşı ortak bir savunma açısından hiçbir önem taşımıyordu154. Sadece 1475 yılında, Bosnalı akıncılar Varadin'e kadar geldiklerinde, Macar Kralı, papayı "Hristiyanlann körlüğünden"A Doğu'da yeni Tatar düşmanlarının görüldüğünden ve sultanın İtalya'ya saldırma niyetinden haberdar etmek için Ladislas Vitez'i papaya gönderdi, zira kralın dediğine göre Türkler, her saldırıda Allah'ın ve Peygamber'in adını andıktan sonra "Roma, Roma" nidaları atıyorlardı133. Vitez, ayrıca Macar Kralı Türklere karşı harekete geçmeye hazır olduğu için Hadım Süleyman Bey'in İşkodra'dan çekildiğini de söyledi. Ama daha sonra Kral Matyas, Uzun Hasan'm elçilerini kendi elçileri ile İtalya'ya - Venedik ve Roma - gönderip, yerine getirmeyi hiçbir zaman ciddi olarak düşünmediği eski vaaüerini tekrarlatmakla yetindi.

Bosna Sancakbeyi İsa Bey'in akıncıları tabii ki imparatorun eyaleüerini de rahat bırakmıyordu. 1470 yılından önce edindiği tecrübelerden ders alan imparator, artık Türk sorununa eğilmeye başlamıştı. 16 Haziran ile 21 Ağustos tarihleri arasında Regensburg'da yeni bir imparatorluk meclisi toplandı. Birçok piskopos, Saksonyalı ve Bavyeralı dükler ve Wüttemberg beylerinin yanı sıra Venedik'in, Macaristan Kralı'nın, Leh Kralı'nın, hatta Burgonya Dükü'nün elçileri hazır bulunuyordu. Meclis başkanlığını bizzat imparatorun kendisi yürütüyordu. Daha ilk günlerde Almanya sınırındaki savunucuların ağır baskılar sebebiyle stil ve sayı açısından oldukça abartılmış yazılan, Bosna Sancakbeyi'nin Sava Vadisi'ne ve Cilly ile Karinya bölgelerinden Laybach (Laibach)'ın ön mevkilerine kadar uzanan tahribat gücü yüksek son akını haber veriyorlardı. Bu yazılarda ateşe verilen manastırların, kiliselerin, pazar yerlerinin ve köylerin isimleri veriliyordu. Bu yazıları dehşet içinde yazanlar, Osmanlı Sultanı'nın Belgrad surları altında bizzat bulunduğunu haber veriyorlardı.

Meclis ise imparatorlukta tekrar merasimle barış ilan etmek ve sadece öncü birlikleri 4 bin piyade ve birçok adıdan oluşacak bir ordunun hazırlanması için tedbirler almakla yetindi.

Ancak, 20 yıldır hep gündemde olan bu orduyu oluşturmak için yeterince fırsat bulunmasına rağmen - zira Bosna Sancakbeyi İsa Bey'in akıncıları ise Ljubljana ve Karinya yolunu unutmamışlardı - bir sonraki yıl boyunca hiçbir hareket görülmedi. 1472 yılı Nisan ayının sonlarında yakında geleceklerinden bahsedilmekte idi. Hiç kimse imparatorluk topraklarına girmelerine engel olmaya cesaret edemedi. Temmuz ayının ilk günlerinde hasat zamanında Karenti'ye vardılar ve "Drava Nehri boyunca Betau ve Marburg arasındaki toprakları Windischgretz'e kadar" tahrip ettiler. Pleyburg'u aldılar ve Saint Veit'e doğru ilerlediler. Lichtenberg'i bırakmak zorunda kaldılar. "Büyük bir belanın" geldiği haberini alan insanlar, Tann'nın gönderdiği bu felaket karşısında dehşete kapılarak, evlerini ve topraklarını terk ettiler.

Acılarına kendi gözleri ile tanık olan biri:

"Terk edildiler; kaçmak istiyorlar, ama nereye kaçacaklarını bilmiyorlar" diye yazmıştır.

İkinci yıl da böyle geçti. 1473 yılının sonbaharında Türkler, Aziz Nikolas (6 Aralık) günü civarında, Pertschach ve Feldkirch şehirlerine saldırırken, bir diğer birlikleri Sava Vadisi'nde belirdi ve tekrar Windischgretz'e saldırdılar. Yağmalar, acımasızca beş gün sürdü. Villach'taki aynı döneme ait 13 Ekim tarihli raporda, ölü köylülerin "saman gibi.. hâlâ tarlalarda çıplak yattıkları" belirtilip ve "öyle büyük bir keder ki, bu ülkede hiçbir Hristiyan bundan daha büyük bir acı yaşamamıştır", denmekteydi.

1474 yılında Wolfsberg, Judenburg ve Innsbruck'ta Türk akınlarının önünü kesmek için alınabilecek tedbirler hakkında görüş bildirmek için meclis toplantıları yapıldı, ama akınlar tekrarlanmadı. Papa, tekrar Alman prenslerine başvurdu ve Sultan Mehmed'i, dünyayı tek başına yönetmek isteyen hırslı bir tiran olarak tanımladı.

Yortu bayramı boyunca ayrıca Augsburg'da, açılışı çok daha sonraları yapılan yeni bir toplantı düzenlendi ve Papa vekili Aquileja Patriği Markus, II. Pius'un bildiğimiz fikirlerini gündeme getirdi. Bu toplantıda ayrıca "Doğu'daki bütün kiliselerin çöküşünden" ve Türklere 60 bin (1) esir getiren Karinya'nın yağmalanmasından bahsedildi, ama bu toplantı da imparatorlukta barış kararının alınmasından daha öte gitmedi. Ekim ayında ise Macaristan'da tuz madenlerinden gelen gelirleri, her haneden vergi alınmasını ve Türklere karşı yapılacaksavaştan elde edilecek teşvikleri düzenleyen bir toplantı yapıldı.

Ama geçen bütün bu hadiseler ve yapılan akınlar, Sultan Mehmed için sadece uç beyinin göz yumduğu küçük akınları idi ve 1474 yılından beri Anadolu'daki hadiselerle fazlasıyla meşgul olan Osmanlı Sultaninin büyük devlet siyasetinin bir parçasını oluşturmuyorlardı.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1451-1538 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir