Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sırp Karmaşaları, Bosna'nın İlhakı, Romen ve Macar Savaşları

Fatih Sultan Mehmed Dönemi

Burada 1451-1538 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sırp Karmaşaları, Bosna'nın İlhakı, Romen ve Macar Savaşları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Haz 2011, 02:29

SIRP KARMAŞALARI, BOSNA'NIN İLHAKI, SULTAN MEHMED'İN TUNA BOYLARINDA ROMENLER VE MACARLARLA SAVAŞLARI

Sultan Mehmed, uzun bir aradan sonra artık tekrar Macarların ve Romenlerin saldırılarına uğrayan kuzey sınırlarına vakit ayırabiliyordu.

Despot Lazar, bu arada vergiyi 2 bin altın kadar yükseltmeyi teklif ederek, Sultan Mehmed'in tarafında yer almıştı. Despot Lazar'ın aynca Macarlara saldırdığı ve Keve (Kowin) Kalesi'ni ellerinden aldığı söylendi. Bununla beraber, yeni Macar Kralı da 20 Ocak 1458 tarihinde beklenmedik bir zamanda hayata veda eden Despot Lazar'a karşı hiçbir harekette bulunmamıştı.

Thomas Paleologos'un kızı olan dul eşi Helena (Elen), taht mücadelesinde bulunacak çok sayıda varisten dolayı bölünmüş ve zayıflamış Sırbistan topraklarını elinde tutmayı başaramadı. Tahtın varislerinden biri olan Gregor, Atos Dağı'ndaki Kilandar Manastırinın keşiş cüppesini giyene kadar Osmanlı Sultaninin yanında kaldı; 1460 yılında ise hayata veda etti. Georg'un en büyük oğlu, kör olmasına rağmen, Türklerin yardımı ile mirası devraldı. Oğlu Vuk'un ise Semendire'ye yerleştiği söyleniyordu - daha sonra Macaristan'a ve buradan da Arnavutluk'a kaçtı. Lazar'ın diğer kardeşi Stefan, Semendire'de yaşıyordu. Ragusa kaynaklarında "Kantakuzen" ailesine mensup olarak gösterilen ve 1461 yılında Ragusa'ya gelen Cilly Kontu'nun dul eşinin de burada adı geçer. Macaristan'ın davaları konusunda bilgi sahibi olan çevrelerde ise Szilagyi'nin yönetmekte olduğu ve kısa bir süre önce tahkim edilmiş olan Belgrad'ı; Semendire ve Sırbistan'ın Brankoviç'ten kalan bölümleri ile birleştirme niyetinden bahsediliyordu . Nihayet, Belgrad birlikleri aralarında Lazar tarafından zapt edilen Keve ve çok önemli bir yer tutan Güğercinlik kalelerinin de bulunduğu üç kaleyi zapt ettiler. Helena, sıkı ilişki içinde bulunan babasının tavsiyelerine uyarak, Papa Pius'a başvurdu ve Kutsal Papalığın himayesine girdi (Mart). Macaristan'daki Papa vekili San Angelo Kardinali, papanın Sırbistan üzerindeki hükümdarlığını ilan etmek için geldi, ama içlerinde sadece Osmanlı Sultanı, korumasız kalan bu topraklar üzerindeki haklarını kabul ettirmeyi başardı.

Sultan Mehmed, Mora'daki Paleologlara karşı ilk seferi için hazırlanırken (1458), Veziriazam Mahmud Paşa'yı ve onun tahtta hak iddia eden kardeşi Mihail (Amolulo) Angeloviç'i", Vidin Sancağı'nın desteği ile toprakların tamamını ilhak etmeleri emri ile Sırbistan'a gönderdi; Tuna boylarındaki donanma da yardıma çağrıldı. Türkler, 10 Mayıs tarihinde Resava Kalesi'ni kolayca aldılar. Mahalli voyvodaların yönetiminde bulunan birçok kale de aynı kadere maruz kaldı. Semendire önlerine geldiklerinde Türkler şehre girmeyi başardılar, ama güçlü kalenin birlikleri cesurca direndi. Uzun süren bir direnişten sonra daha önceleri saldırıya uğrayan Güğercinlik de teslim oldu. Aynı şekilde Sivrihisar alındı ve birçok Ragusalının yaşadığı Rudnik madenleri de Türklerin eline geçti. Belgrad önlerine kadar ilerlediler. Bu sefer, ancak Eylül ayının sonunda tam bir başarı ile tamamlandı. Macar Kralı Matyas, Tuna boylarına yaklaştığı sırada, Veziriazam Mahmud Paşa Kosova'ya geri döndü.

Tuna ve Sava Nehri boylarındaki Macar sınır eyaletleri, Mihail Szilagyi'nin daha kış aylarında aldığı tedbirlere rağmen, sipahilerin akınına uğramış ve Türkler geri dönüş yolunda yanlarında birçok esir götürmüşlerdi. Seçildikten kısa bir süre sonra eski düşmanları ve kendisine şimdi düşmanlıkla bakan eski dostlan, hatta hükümdarlığı kendi adına isteyen amcası Mihael Szilagyi ile mücadele etmek zorunda kalan yeni Macar Kralı Matyas, acilen birkaç birlik toplayarak, Tuna boylarına geldi ve Belgrad'ı tahkim edip, Türk tehdidinden korumak için Tuna'yı geçti. 1458 yılının Ekim ayında Osmanlı Sultanı, Veziriazam Mahmud Paşa'nın kendisini beklediği Üsküb'e vardığında, genç Macar Kralı, Güney Macaristan'daki Türkleri geri püskürttükten sonra 1456 yılından beri dünyaca tanınmış "Nandoralba'da" bulunuyordu. Szilagyi, 3 bin Macar ile gayet iyi bildiği bu kaleye girdi ve tıpkı 1456 yılında olduğu gibi, bu sefer de Tuna Nehri'nin ötesinde binlerce Haçlı toplandı. Kral Matyas ise nefret ettiği, ancak Macaristan için vazgeçilmez amcası Szilagyi'yi tıpkı trajedilerde olduğu gibi Belgrad'da esir aldı, hatta bu hareketi ile övündü. Allah'tan, Sultan Mehmed saldırmayı düşünmüyordu ve Kral Matyas'ın da herhangi bir teşebbüsde bulunmaya niyeti yoktu. Bu ikisinin savaşa tutuşacağını düşünenler, hayal kırıklığına uğramışlardı.

Helena'nın konumu ise hâlâ Semendire'de bulunmasına rağmen, bu hadiselerden dolayı giderek tutunulamaz hâle gelmişti. Sırp mirası üzerinde hak talep etmek için 1459 yılında, 1455 yılından beri papanın himayesi altında bulunan ve Jan (Yanoş) Hunyadi tarafından tahta çıkartılıp, defalarca Türklerin kendisine ve topraklarına mutlak olan saldırısını ve Bosna'nın çöküşünü görmektense, büyük Hristiyan ordusunun saflarında ölmeyi tercih ettiğini pek çok defalar söyleyen Bosna Kralı Stefan Thomas, Macaristan'a geldi. Kral Stefan, daha 1458 yılında Sırbistan için Helena'nın memurlarına karşı güneybatı kesiminde savaşı başlatmış ve buraya yerleşmiş Türklere karşı da savaşmıştı. Sadece üç beş kaleyi almakla kalmamış, 22 Şubat tarihinden önce aynca çok önemli olan Srebrenica'yı geri almıştı. Kaynaklara göre Osmanlı Sultanı bu yeni mülkünü tanımış ve Kral Stefan bunun karşılığında Osmanlı Devleti'ne 9 bin altın tutarında vergi ödemeyi kabul etmişti . Stefan'ın kendisi ile aynı adı taşıyan oğlu, 1458 yılının sonlarına doğru ölen Despot Lazar'ın tek kızı Helena ile nişanlanmıştı. Baba oğul, Aralık ayında Segedin'de toplanan ve ana gündemi Türk savaşından oluşan Macaristan meclis toplantısına geldiler. Bu mecliste kralın ve ruhban reislerinin mülklerinde hafif süvarinin ve Sek, Kuman, Saksonya vs. asıllı asilzadelerin mülklerinde atlı birliklerin oluşturulması ve gerektiğinde halk arasında savaşabilecek herkesin askere alınması yönünde kararlar alındı; Bosnalı prensler de istediklerini elde ettiler. O sıralarda Macaristan'dan kaçan ve hayatta olan Stefan'ın ve Gregor'un küçük oğlu Vuk'un da içinde bulunduğu Brankoviçlere ait mirasın tamamı, bu diğer Sırp hanedanına verildi. Genç Stefan'ın 1 Mayıs 1459 tarihinde Lazar'ın kızı Helena ile evlenmesiyle Bosna'nın Tuna boylarındaki Sırplarla birleşmesi kesinlik kazandı.

Ama Bosna kaynaklı Sırp saltanatı yine de nihai çöküşten kaçamayacaktı. 1459 yılının Haziran ayında Semendire tekrar Türkler tarafından zapt edildi ve bu yeni sancağın başına Mihaloğlu Ali Bey getirildi. Voyvodaların ihanetine uğrayan Helena , hazineleri ile birlikte Macaristan'a kaçtı. Kısa bir süre sonra buradan İtalya'ya geçip, orada kaçak olarak bulunan babası ile buluştu. Papanın himayesine girdi ve 1474 yılında burada rahibe olarak öldü .

Bosna'ya karşı yok etme savaşı, Sırbistan'ın tamamen ilhakının doğal bir sonucu olacaktı. Bosna'da, Osmanlılardan aldığı yardımlarla topraklanın gerek Bosna Kralı'nın, gerekse Ragusa'nın aleyhine genişletmeye çalışan "San Sabbas Dükü, Chum ve Sahillerin Hükümdarı, Sdrina Kontu ve Bosna Devleti'nin
Büyük Voyvodası Stefan, Bosna Kralı Stefan Thomas'ın eski rakibi olarak kalmıştı. Venedik tarafından, Osmanlı Sultanindan Zenta ve Kotor'u timar olarak istemek ve almakla suçlanmış olsa da oraya saldırmaya cesaret edemiyordu. Bosna'daki durumu büyük bir ilgi ile takip eden Venedik Cumhuriyeti, 1461 yılında aynı tehdit altında bulunan ve bundan sürekli olarak şikâyetçi olan bu iki prens arasında bir antlaşma sağlamaya çalışmıştı, ama boşuna . Kendi aralarında bölünmüş bir vaziyette Bosna eyaletleri felç olmuş gibi, Türklerin elinden acımasızca gelecek son darbeyi bekliyorlardı. Türklerin 1460 yılında 40 bin altın ödemeye mecbur kıldıklan Hersek'e yapılan akın, sanki sonun başlangıcını simgeliyordu.

Yaşlı Kral Stefan Thomas 10 Temmuz 1461'de yeni Hırvat Banı Paul ile yapılan savaş sırasında öldüğünde ve oğlu genç Stefan, sultanın huzuruna çıkmadan tahta çıktığında, Osmanlıların büyük bir sefere kalkışacakları aşikârdı. Yeni Kral Stefan Tomaşeviç de bunun karşısında tedbir almış ve Sırbistan'da bulunan Osmanlıların saldırısına uğrayan Stefan'ı kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Güçlü Yayça Kalesi'ne yerleştiğinde Bosna Kralı'nın etrafını Bosna'nın bütün baronları, knezleri ve voyvodaları sarmıştı. Papa, buna hasetlenen Macar Kralı'nın tüm itirazlarına rağmen, Bosna Kralı'na taç giydirdiğinde de hepsi yanında idi. Stefan'ın cesareti ile ünlü büyük oğlu Vlatko da aynı zamanda Yayça'da idi. Stefan; Bosna, Hırvatistan ve Dalmaçya Kralı unvanını alarak,o oziyafetler ve boş ünvanlarla hayatının ve devletinin son günlerinin yaklaştığını göz ardı etmeye çalıştı.

Daha bir süre ayakta kalması sadece tesadüflerden kaynaklanıyordu. Daha 1460 yılında Macso Banı Simon Nagy'nin komutası altında bulunan Belgrad'da savaşlar meydana gelmişti. Macarlar şehrin kuşatılacağından korkuyorlardı . Sultan Mehmed, Trabzon'a yönelmeden önce, Ali Bey'in bölgesine giren ve kısa bir süre önce yeğeni Macaristan Kralı Matyas ile barışmış olan Szilagyi'yi başka bir asilzade ile birlikte Bulgaristan'da, Tuna Nehri'nin kenarında ele geçirdiği haberini aldı. Esirler, İstanbul'a getirildi ve 1461 yılının Ocak ayında burada sultanın emri ile basit birer mütecaviz gibi boyunları vuruldu . Bu hadise, dar bir kapsamda bile olsa Macaristan ile savaşın başlamasına sebep oldu.

Kral Matyas, o dönemde henüz kendi komutası, ya da en azından kendi adı altında Türklere karşı büyük bir savaş yürütmeye niyetli değildi. Hatta Kulpa ve Szava-San Demeter şehirlerini ateşe verdikten sonra Futtak Şehri'ne kadar ilerleyen Mihaloğlu Ali Bey'in 1460-1461 yılında yaptığı akının intikamını bile almayı düşünmüyordu. Macaristan'a bağlı Tuna boylarındaki Türk komutan Mihaloğlu Ali Bey, o dönemde nihayet Mihail Szilagyi ve Peter Sokoli tarafından geri püskürtülmüştü.

Mihaloğlu Ali Bey, bunun üzerine Tımışvar Banatina girdiğinde Voyvoda Pongracz komutasındaki Eflak birlikleri karşısında geri çekilmek zorunda kalmıştı36. Kral Matyas, kendini Türklerin bu barış bozucu teşebbüsünün intikamını almakla mükellef saymıyordu. Osmanlı Sultanini Tuna boylarında rahatsız etme işini, insanları kazıklara oturtmaktan sapıkça bir zevk aldığı için "kazıklı" anlamına gelen "Tepeş" lakabına istinaden Kazıklı Voyvoda diye anılan Eflak'taki vasali Vlad'a bıraktı.

Vlad, Belgrad'ın kuşatmadan kurtulmasından sonra 1456 yılının Eylül ayında, Cilly Kontu'nun Hunyadiler karşıtı siyasetini yürüten Kral Ladislas'ın hükümdarlığını tanımıştı. Ladislas Hunyadi ise bunun karşılığında Vlad'ın öldürülen selefi Prens Vladislav'ın kardeşi, taht varisi Dan'ın davasını üstlenmişti. Dan, Erdel'in Sakson şehirlerinde yaşıyor ve geçimini buradan sağlıyordu. Vlad, kısa zaman sonra amcası ile arası açılan Macar Kralı Matyas'ın kral seçilmesi ve Hunyadi hanedanının rakipleri tarafından karşısına taht varisi olarak4 Kral Frederik'in çıkartılması neticesinde Macaristan'da banşın uzun bir süre için askıya alınacağının ve gücünün zayıflayacağının bilincine vardığında Erdel'i taciz etmeye ve zarar vermeye başladı. 2 Mart 1460 tarihinde Dan, Kral Matyas'ın bilgisi dahilinde Eflak üzerine yürüdü, zira karşı Kral Frederik'in davasını çoktan terk etmişti. Ancak burada Vlad tarafından esir alındı ve sonra acımasızca idam edildi. Dan'ın taraftarları, hatta bağrına çocuklarını basmış kadınlar bile kazıklara çakıldı. Erdelliler, şehirlerinde başka taht varislerini de barındırdıklarından, Vlad 1460 yılının bahar aylarında ve Ağustos ayında Braşov (Kronstadt) dolaylarına ve Olt bölgesinde Sibiu (Hermannstadt) civarlarında dehşet verici yıkım seferleri düzenledi. O dönemlerde sadık bir Türk vasalı olarak kabul ediliyordu37 ve her ikisi de Vlad Drakul'un oğulları olan kardeşi Radul ile birlikte babalarının sözüne karşılık Osmanlı Sultanı II. Murad'ın sarayında rehine olarak yetiştikleri hatırlara geliyordu.

Ancak daha sonra Vlad'ın siyasi görüşünde bir değişiklik oldu. Vlad, vergilerini ödemedi, ama Sultan Mehmed, sınırlarında vergilerini ödemeyen Hristiyan prenslerin yaşamasına izin vermek niyetinde değildi. Vlad, ayrıca ölen kahraman Jan Hunyadi ve ondan sonra Szilagyi tarafından temsil edilen eski Hunyadi siyasetinin bir taraftarı olarak, kısa süre önce amcası ile barışan Macar Kralı ile barış yapmıştı . Kendisi için yararlı olacak bu komşusunu ebediyyen kendi tarafına çekmek için Kral Matyas onu bir akrabası ile nişanladı .

Bu hadiseler Osmanlı yönetimi tarafından duyulduğunda, birçok Hristiyan prense bu gibi uğursuz emirler götüren ünlü Rum asıllı Yunus Bey (Katabolinos) aracılığıyla Vlad'a tahta çıktığı 1456 yılından beri, tıpkı Boğdan'ın ödediği gibi, her yıl için 2 bin altın olmak üzere, ödenmeyen toplam 10 bin altını ödemesi; fethedilen tüm şehirlerden toplandığı gibi, her yıl 500 çocuk ve 50 at vermesi; daha önce Türklerin sahip olduğu Yergöğü'yü ve Turnu (Küçük Niğbolu)'yu iaşe tedarik bölgesi olarak teslim etmesi ve Vlad'ın Osmanlı başkentine bizzat gelmesi yönünde bir ültimatom verildi. Vlad, bu ültimatoma cevaben Yergöğü4 önlerinde kendisini bekleyen Niğbolu ve Vidin Sancakbeyi Hamza Bey'i esir aldı ve başkenti Tırgovişte'nin kapıları önünde kazığa oturttu. Diğer esirler de Hamza Bey'le aynı kaderi paylaştılar. Dobruca'dan başlayarak, Kili civarlarından Hırsova, Tutrakan, Marotin, Yergöğü'ne, kale kumandanı öldürülen Rusçuk'a, oradan Firuz Ağa'nın oğullarından biri olan subaşısının kellesinin uçurulduğu Niğbolu'ya, Turnu, Sviştov, Samovit, Gigen'e ve yeni bir Eflaklı kumandanın getirildiği Rahova (Orehovo)'ya kadar Tuna boylarında ve deniz kenarında bulunan tüm Türk kaleleri, Macar Kralı'na kurbanlarının sayısını aşırı yüksek bildiren41 voyvodanın her yeri yıkıp yakan Romenleri ile karşılaşıyordu. 11 Şubat 1462 tarihinde Vlad, her tarafı kan içinde Tuna boylarına geldi ve Macarların kendisine borçlu olduğu yardımı istedi.

Tabii ki, Kral Matyas'ın Venedik elçisinin huzurunda da vaat ettiği ve Erdel'e gönderilen emirlere rağmen bu yardım hiçbir zaman gelmedi . Matyas, Macaristan'da hâlâ Frederik'in taraftarları ve Giskra'nın Bohemyalı çeteleri ile yeterince uğraşmak zorunda idi. Ayrıca, yeni yılın ilkbahar aylarında, Tuna Nehri için gemi toplayan Sultan Mehmed'in Belgrad'a saldıracağına inandıkları için kral daha dikkatii olmak zorunda idi. Ancak, Sultan Mehmed 26 Nisan tarihinde yola çıktığında, bu seferin sadece Eflak'ı cezalandırmak için yapıldığı kısa sürede anlaşıldı. Tıpkı II. Murad'ın ve Vlad Drakul'un zamanında olduğu gibi Erdel de bu düşmanlıklardan nasibini aldı. Mayıs ayının ortalarında ya Sultan Mehmed, ya da genelde Vezirizam Mahmud Paşa tarafından yönetilen öncü birlikler Niğbolu önlerine geldi. Bunun dışında Morava Nehri'nden aşağı doğru giden bir Sırp filosu Vidin surlarının altında belirdi ve Tuna üzerinden geçişi kolaylaştırdı. Oklarla silahlanmış Romen köylülerin direnişi, dünyanın en iyi ordusunu durdurması mümkün değildi. Alçak, bataklıklar ve ormanlarla kaplı Eflak sahillerine ilk olarak 120 topla birlikte Mahmud Paşa indi (Haziran başı).

Osmanlılar, güçlü kaleleri ve sağlam yerleşim yerleri olan ülkelerde savaşa alışıktı. Bunları zapt etmek her zaman kolay olmuyordu, ama bir kez Türklerin eline geçtiler mi, burada uzun süreli yeni bir eyaletin oluşacağından emindiler. Romenler ise genelde köylerde yaşıyorlardı. Çoğunlukla Saksonyalılar ve Macarlar tarafından kurulan az sayıda şehirler dağların eteklerinde idi ve geniş bir yarım daire oluşturuyorlardı. Küçük barakalarla çevrili uzun ticaret yolunun dışında sadece küçük çiftlik evleri görülebiliyordu. Bazı yerlerde, hafif saldırılardan korunmak amacı ile küçük çider veya alçak hendekler de bulunuyordu. Sadece ahşap evleri sipahiler tarafından ateşe verilen liman şehri İbrail (Braila), biraz daha iyi tahkim edilmişti ve yukarı bölgelerde Argeş Dağlarinda "Kazıklı Voyvoda" tarafından kurulan ve harabeleri bugün bile yüksek bir kayanın üzerinde görülebilen yeni Bran Şatosu (Poienan Kalesi) yükseliyordu. Sultan Mehmed, bu şekilde yaşayan bir halka karşı ne yapacağını pek bilemedi.

Bu yüzden önce Prens Vlad'ın başkentine yöneldi, ancak bu ülkenin hükümdarı da tıpkı Bosna Kralı gibi bir yerden bir yere dolaşıp durmaktaydı. Bundan dolayı Sultan Mehmed, Tirgovişte'yi açık ve terk edilmiş bir vaziyette bulduğunda şaşırdı. Bu ülkedeki Boyarların aileleri derin bir gölle çevrili bir kalede; muhtemelen Bükreş yakınlarındaki Kazıklı Voyvoda'nın hatıralarıyla dolu Snagov'ta, saklanıyorlardı. Sultan Mehmed, burada askerlerinin yazın güneşinden ve kışın soğuğundan kavrulmuş kemiklerini görerek dehşet içinde kaldı. Kazıklanıl üzerinde ise Yalomita Vadisi'nin kuşları, yuva yapmıştı.

Seferin tamamı boyunca hiçbir çatışmaya girilmedi. Sadece Türk kaynaklarında, Romen Boyarların öncü birliği sandıkları asıl orduya saldırdıklarından bahsedilmektedir. Vlad, sanki ortadan kaybolmuştu, ama karanlık bir gecede ortaya çıkıp, sultanın karargâhına saldırmaya cüret etti. Bunun üzerine oluşan kamıaşada birçok Osmanlı'nın ölümü kendi ellerinden oldu. O dönemlerde Tuna boylarında yapılan tüm teşebbüslere komutanlık eden ve ülkeyi iyi bilen biri olarak kılavuzluk yapan Mihaloğlu Ali Bey'in, gün doğumunda kaybolan Romenleri takip ettiği anlatıldı. Döndüğünde beraberinde birkaç kelle getirdi ve bu cüretkâr teşebbüsün intikamını almış olmakla övündü.

Bu hadiseler, Tırgovişte'ye varmadan önce meydana geldi. Vlad ise bu esnada acilen, o dönemlerde hırslı ancak hiç de maceraperest olmayan komşusu Boğdan Prensi Stefan tarafından bütün güçleri ile birlikte kuşatma altına alınmış olan Kili'ye yöneldi. Prens Stefan'ın amacı, Vlad'ın yarattığı karmaşalardan faydalanarak, prensliğini uzun bir süredir Eflak ile savaştığı güney sınırına doğru genişletmekti. Vlad, şehre geldi ve 2 Haziran tarihinde Stefan ayağından yaralandı.

Bu esnada Turahan Bey'in oğlu ve Mora'nın eski Sancakbeyi Ömer Bey'in komutasındaki sipahiler, ganimet toplamak ve güçlü orduya erzak temin etmek için Karpat Dağlarinın vadilerinde ilerlediler. Bu, Türklerin tek başarısı idi. Haziran ayında sıcaklar sadece Eflak steplerinde değil, dağların yakınlarında da çekilmez bir hâle gelmişti.

Osmanlı tarihçisi, sıcakları şöyle anlatıyor:

"Altı mil yol boyunca bir damla su yoktu ve hava öyle sıcaktı ki, toprak ateş gibi yanıyor, demir sanki mum gibi eriyor ve savaşçıların kalpleri sıcaklardan ve susuzluktan kavruluyordu". Osmanlı karargâhında açlık baş göstermeye başlamış ve geri çekilmek artık bir zorunluluk hâline gelmişti. Eflak'ta, Mora'daki despotlukta, Sırp topraklarında ve Trabzon'da uyguladığı yönetim şeklini (birkaç subaşının bağlı olduğu bir sancakbeyi ve en iyi topraklanıl sipahiler arasında dağıtılması) getirmeyi düşünen Sultan Mehmed, burada nihayet huzuruna gelen Vlad'ın kardeşi, özellikle ahlaki zaafiyetinden ötürü "Güzel" diye anılan Radul'u ülkenin prensliğine getirmiş olmaktan memnun bir şekilde ayrıldı. Sultan, RaduTun eşliğinde Niğbolu'ya döndü. 11 Temmuz'da tekrar Edirne'ye vardı. Kili önlerine gelen gemiler, özellikle ağır yaralı Stefan'ın geri çekilmesinden dolayı kaleyi sekiz gün boyunca boşuna kuşattıktan sonra, Gelibolu Limanı'na geri döndüler.

Kral Matyas, Erdel'e geldiğinde - Kasım ayında Braşov'da görüldü - Boyarlardan çoğu Radul'un tarafına geçmişti, zira Snagov Şehri ani bir baskınla ele geçirilirken, burada birçok değerli rehine alınmış ve ülkenin ileri gelenleri, isteyerek ya da istemeyerek - gerçi kana susamış Vlad'ı da sevmezlerdi - Radul'u kabul etmek zorunda kalmışlardı. Stefan, bu arada Eflak ile yaptığı savaşa son vermişti. 1461 yılında kaçak Petru Aron'u bulmak için Sek topraklarına yaptığı akın için Kral Matyas tarafından cezalandırılma zamanı henüz gelmemişti. Genç Macar Kralı, Erdel'e kaçan dostu Vlad'ı, Bohemyalı Giskra ile birlikte krallığına göndermekten başka bir şey yapamıyordu. Vlad, Macarların himayesi altında Ruçar'a kadar ilerledikten sonra Osmanlı Sultanina bir mektup yazdı ve tekrar prens olarak tanınmak amacı ile Macar Kralina karşı tekliflerde bulundu. Ama Radul mektuplara el koydu ve bunları Macar Kralina sundu. Kral Matyas derhal Vlad'ı esir aldı ve Hristiyanlık davasına ihanetten, sadakatsiz bir vasal ve nankör bir akraba olarak yıllarca esir tutulacağı Vişegrad'a gönderdi .

Eflak üzerine yapılan sefer, istenen sonuca varmamıştı. Yeniçeriler ve sipahiler yorgun bir vaziyette geri dönmüşlerdi. Bir çoğu Romen oklarına, kimisi de açlığa ve vebaya yenilmişti. Ama tüm bu hadiseler Sultan Mehmed'in cesaretini kıramazdı. Edirne'ye vardıktan birkaç gün sonra Kapudan Paşa'ya, Venedikli subaylar ve himaye altında olanlar dışında Doğu bölgelerinde tek başına Hristiyan hükümranlığını temsil eden Midilli Prensine saldırması yönünde emir verdi. Aynı anda amiralinin işini kolaylaştınııak için kara birliklerinin başına bizzat geçmek için gerekli tedbirleri aldı.

Midilli'ye doğru yelken açan donanma, 24 üç çifte kürekli kadırgadan ve 100 daha küçük gemiden oluşuyor ve 2 bin kadar taş gülle taşıyordu. Sultan Mehmed ise daha hafif birliklerle bizzat yola çıkmıştı. Üçüncü günde Vezir Mahmud Paşa komutasındaki donanma, Midilli Şehri'nin önüne varmış ve derhal kuşatmaya başlamıştı.

Adada, o dönemde Nikolo Gattilusio yönetime zorla el koymuş ve kardeşi Dominik'i öldürtmüştü. Osmanlı Sultanini düşman olarak Midilli Adası'na çeken ise üçüncü Gattilusio Lucchino'nun entrikaları idi. Sultan Mehmed, Nikolo'yu 3 bin altın tutarındaki vergiyi zamanında ödememek, sultandan izin almadan yönetime el koymak ve nihayet Osmanlı Devletinden ayrılmak için Türklere ait kaleleri işgal eden Katalan korsanları yardıma çağırmakla suçluyordu.

Osmanlılar, şehri iki hafta boyunca kuşatmaya aldılar, ancak şehrin teslim olmaya niyeti yoktu. Osmanlı Sultanı, Anadolu'daki karargâhından bizzat adaya geçmek zorunda kaldı. Adaya varışı ile Latinlerin son cesaret kırıntıları da yok oldu ve sultana kalenin anahtarını getirdiler (16 Eylül). Sultan Mehmed, sadece 300 korsanın başını kesttirdi, hatta bazılarını ikiye böldürdü. Adanın Rum nüfusunun bir kısmı Osmanlı ordusunda hizmete alındı ve kısmen İstanbul'a yerleştirildi. Bir kısmı ise bundan böyle ünlü bir Kadı'nın oğlu olan Samiyot Ali Bey'in Sancağı hâline gelecek olan adada kaldı. 200 yeniçeri ve 300 sipahi Ali Bey'in yanına yerleşti. Sultan Mehmed ise yeni fethedilen bu sancakta dört gün kaldı.

Gattilusiolar, İstanbul'a getirildi ve burada esir olarak tutuldular. Nikolo ve Enez varisi Lucchino, birçok suçlama ile kadı önüne çıkartıldılar. İslâm dinine geçerek, bu durumdan kurtulabileceklerini düşünmüşlerdi, ama kısa bir süre sonra tekrar zindana atıldılar ve hain olarak idam edildiler. Gattilusioların kısa bir süre öncesine kadar filiz veren hanedanından, artık sadece Trabzon İmparatoru Aleksios'un Osmanlı Sultaninin
hareminde bulunan güzel dul eşi kalmıştı.

1462 yılında, Stefan'ın üç oğlu arasında Ragusa'nın yardımı ile uzun bir süre annesinin ve kendisinin davası için babasına karşı savaş yürüten oğlu Vladislav, Divân-ı Hümâyûn'a gelmiş ve Hersek topraklarının kendisine bırakılması hâlinde 100 bin altın ödemeyi vaat etmişti. Bu hadiseden sonra Sultan Mehmed, Stefan'dan Bosna Krallığı'na ve Ban Paulun yönetimi altındaki Hırvatistan'a giden yolları güvence altına almak için vazgeçilmez saydığı Klobuk, Misevak ve Zazvina kalelerini talep etti.

Kral Stefan, yılın ilk aylarında Sultan Mehmed'in kendisine karşı sefer hazırlığı içinde olduğunun bilincine varmıştı ve Dalmaçya ile İstirya'nın da tehdit altında olduğunu belirterek, Venediklilerden yardım istedi. Sultan Mehmed, Stefan Tomaşeviç'in Semendire'nin kaybından dolayı kızgın olduğu için 50 bin altın tutarındaki vergiyi ödemeyi reddettiği bahanesiyle kralın üzerine yürüdüğünde, çoğu voyvodası ve kralın Katolikleştirmeye yönelik siyasetinden hoşlanmayan halkı tarafından terk edilmiş bir vaziyette yalnız kalmıştı. Mihaloğlu Ali Bey'in kralın birçok kez banşı bozduğunu belirten ve son olarak Türk kalelerinden biri olan Kızılağaç Yenicesini zapt etmekle suçlayan raporlan da sultanın bu intikam seferini düzenlemesine sebep olmuşlardı .

Türkler, Arnavutluk Beyi İsa Beyin de onlara katıldığı Üsküp'te toplandılar. Ordu, Vuçitrin üzerinden hareket etti. Burada Mihaloğlu Ali Bey'e Macarların karışmasını engellemek için Sava Nehri'ne doğru hareket emri verildi. Önce Podrinyes alındı ve voyvodasının boynu vuruldu. Bobovac, Sultan Mehmed saldırı için gerekli topları döktürmeye vakit bulamadan teslim oldu. Veziriazam Mahmud Paşa yine birkaç bin seçkin atlıdan oluşan öncü birliğine komuta etmekle görevlendirildi. Yanına da en cesur sipahilerin komutanı olarak Turahanoğlu Ömer Bey verildi. Mahmud Paşa, Pliva ve Vrbas nehirleri ile güçlü surlarla çevrilmiş ve yüksek bir kayanın üzerine inşa edilmiş bir vaziyette tüm saldırılara karşı durabilecekmiş gibi görünen yeni başkent Yayça'ya doğru ilerledi. Ama voyvodaların çoğunun terk ettiği kral, burada bile kendini güvende hissetmedi ve Rumeli Beylerbeyinin hızlı sipahilerinden daha kuzeydeki Kliutch(Kliacza/Glutz)'a kaçtı.

Ancak iç bölgenin bu dağlık arazisinde bile düşmandan kaçma şansı çok azdı. Ömer Bey'in birlikleri kısa bir süre sonra burada belirdi ve Stefan, bu birliklere köprüde saldırdığında savaşı Türkler lehine çevirmek için Veziriazam Mahmud Paşa yardıma geldi. Kral, hayatının bağışlanacağına dair söz aldıktan sonra teslim olmak zorunda kaldı ve tüm kale komutanlarına yazılı olarak boş yere daha fazla direnilmemesi için emir verdi.

Mahmud Paşa, bu değerli esir ve aralarına daha sonra kattığı amcası Radivoy ile onun 13 yaşındaki oğlu ile birlikte geri döndü ve Yayça'yı kuşattı. Bosna'nın başkenti uzun süre direnemedi. Sultan Mehmed, savaşmaya fırsat bile bulamadan Yayça'ya geldi (Haziran 1463). Bosna'nın eski hükümdarını yendiği diğer taç giymiş krallara gösterdiği teveccühle karşılamadı, zira Sırbistan ve Bosna'nın varisi, papanın musahibi Stefan Tomaşeviç'in Gregor gibi bir rahip olarak veya Sırp prensesleri gibi bir manastıra çekileceğine ya da Müslümanlığa geçiş merasiminden sonra barışçıl ve sadık bir biçimde Anadolu'daki bir sancağı yönetebileceğine inanmıyordu. Sultan Mehmed, vicdanını rahatlatmak için önce ulemâdan esire karşı bir
fetva aldı, ardından boynunu vurdurdu. Stefan, Yayça yakınlarına gömüldü. Kalıntıları kısa bir süre önce kesik başı göğsünün üzerine yatırılmış bir vaziyette "Kral mezarında" bulunduktan sonra, oradan alınıp, yakınlarda bulunan Fransisken Manastırinda yeni bir mezara konuldu.

Türk ordusunun diğer birliklerinden bazıları Hırvatistan'a akın edip, Ban Paul'u esir aldılar. Ban Paul, esaretteyken öldü; belki de komşusu Kral Stefan ile aynı akıbete uğramıştı. Mahmud Paşa, bu sefer sırasında Kral Stefan'ın topraklarına da akın etti ve başkent Blagaj başarılı bir şekilde direnmesine rağmen, Hersekli Stefan bundan sonra topraklarının yarısı ile yetinmek zorunda kaldı. Güney Bosna gibi diğer bölgeler, Batı'nın yeni Sancakbeyi Minnet Bey'e verildi. Özellikle yaşlı Stefan'ın 1466 yılında ölümünden sonra, ileride daha ayrıntılı olarak anlatılacağı gibi, henüz Hristiyan olan Hersek, çöküşe doğru gitti ve 1480 yılı civarında büyük Sandali'nin devleti tamamen ortadan kalktı.

Bosna, Macaristan Krallığı'mn bir parçası olarak kabul edildiğinden hiçbir Macar Kralı'nın Türklerin buraya yerleşmesine göz yumması mümkün değildi. Kral Matyas, İmparator Frederik'e karşı düşmanlıklarını ve tüm diğer hedeflerini bir kenara bırakıp, Osmanlılara savaş ilan etmek zorunda kaldı.

Diğer taraftan, Arnavutluk'taki konumunu sağlamlaştırmak için Venedik'e birden fazla kez elçi gönderen İskender Bey - Leş'den harekede Türklerin elinden aldığı Satti'den (1458) de feragat etmişti - Hersek'in işgal edilmesinden sonra kendini tehdit edilmiş hissetmekte idi. Bu yüzden Macarların doğal bir müttefiki hâline gelmişti.

Rumeli'nin son zaferlerden dolayı cesaretleri iyice artan Türk beyleri, Mora'daki Venedik topraklarına bir Sırp veya Rum Eyaleti gibi muamele etmekten çekinmemişlerdi. Evrenoszâde İsa Bey, 3 Nisan 1463 tarihinde Arhos'u zapt etmiş ve şehir sakinlerini 25 Temmuz tarihinde İstanbul'a götürmüştü. 1462 yılının Kasım ayında tüm komutanlar arasında en gözde olan Turahanoğlu Ömer bey, İnebahtı (Lepanto) yakınlarındaki bir kaleye saldırmış, Modon civarına da sipahiler yerleşmişti . Bu, Venedik'le savaş anlamına geliyordu.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1451-1538 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir