Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Nursunalar'daki O Yemek, Hanım Akşama Başbakan Geliyor

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Nursunalar'daki O Yemek, Hanım Akşama Başbakan Geliyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 03:09

Nursunalar'daki o yemek HANIM, AKŞAMA BAŞBAKAN GELİYOR

Yeni Hayat sadece bir romanın değil Sıraselviler'de, füzyon lokantası Changa'yla eşcinsel barı Tek Yön'ün arasında kalan apartmanın adı. Bu apartmanın siyasi literatüre girmesi Başbakan Erdoğan ve eşinin ağırlandığı bir akşam yemeğiyle oldu.

Daveti veren AKP milletvekili Nursuna Memecan ve "majestelerin karikatüristi" olarak bilinen Salih Memecan.
Konuklar gazeteci Emre Aköz ve Nur Çintay çifti... Mihriban ve Can Paker... AKP milletvekili Ömer Çelik... Mehmet Altan ve balerin eşi Ümit... Işıl-Eser Karakaş çifti... Tosun Terzioğlu, eşi Nuran... Cem Kozlu.. Nevbahar Demirağ ve Ali Koç çifti... Lüset-Mustafa Taviloğlu... Füsun-Faruk Eczacıbaşı... Sosyolog Nur Vergin...

"Bütün yandaşlar toplanmış," da diyebiliriz.

Ve mönü:

"Taze bademden suşiye atıştırmalıklarla başlayıp panna cotta ve nar pelteyle biten yemek gayet hafifti. Çünkü körpecik enginar, kestane lezzetinde iç bakla, cevizli kereviz salatası gibi yedi-sekiz çeşit zeytinyağlıdan sonra palamut şiş vardı. Palamutun şişi şahane oluyor, suyu içinde kalıyor, hazmı kolay oluyor."

Nur Çintay'ın yazısındaki "hafif" ve "hazmı kolay" gibi dokundurmalardan da anlıyoruz ki bu mönü gazeteci çifti pek kesmemiş. Ne Çintay ne de Aköz sağlıklı beslenmeleriyle tanınan insanlar. Zaten Yeni Hayat apartmanını tarif ederken Changa ve Bambi'den yola çıkmasından aç kaldıklarını çıkardım ben. Kesin çıkışta Bambi'ye kaşarlı dürüm yemeğe uğramışlardı.

Bu çiftin bir akşam yemeğini Emre Aköz yazmıştı:

"Süzme yoğurt, çerkeztavuğu, gavurdağı, çiğköfte, lahmacun, haşlama içli köfte, humus, yuvarlama, antep dolma, soğanlı kebap, oruk kebabı?3 fıstıklı kebap. Gözümüz dönmüştü. Öyle bir hale geldik ki... Hayatımızda hiç yapmadığımız bir şeyi yaptık: Son kebabı yarım bıraktık. Tatlıya ise elimizi dahi değdirmedik; paketlediler, eve götürdük. Sonuç: Midemiz kaynamadı. Hiçbir ağırlık hissi olmadı. Sabaha karşı dörtte uyanıp
baklavadan tattım; nefisti.

Pek çokları, kariyerlerinin büyük bölümünü gezme-yeme-içme oluşturan bu çiftin nasıl olup AKP'nin gülleri konumuna geldiğini merak ediyor. Meğer Nur Çintay da kendi kendine bu soruyu sormuş: "Benim bu yemekte ne işim var," demiş. Yanıtını da "sevgi saygı" olarak açıklamış.

Yeme-içme konusunun ayrıca bir önemi var.
Bu çiftin medyadaki en büyük özelliği promosyonun iyisine kötüsüne hayır demeden kabul etmeleri değil mi? Önlerine gelen her otel gezmesine balıklama atlamaları, her yemek davetine koşturmaları, her promosyon seyahatine katılmalarıyla tanıdık onları.
Mesela Divan'ın restoranını hesap ödeyip köşelerinde yerle bir ettikten sonra, Bodrum Divan Oteli'nde bedava ağırlandıktan sonra göklere çıkardılar. Bütün bunlar yazılarıyla sabit.

Kısacası, bu çiftin en büyük motivasyonu promosyondur. Bedava olsun, çamurdan olsun. Yeter ki birileri çağırsın, yeter ki ağırlansınlar. Bunun için yapmayacakları yok.

Bu çağıran Sezen Aksu da olabilir, Bostancı'da etli ekmek yapan bir büfe de. İkisine de yönelik övgünün dozajı aynıdır. Biri diğerinden daha fazla önemsenmez. Aynı ifadelerle övülür. Kimin nereye davet ettiği değil önemli olan, başlı başına "ağırlanmak" baştan çıkarıyor onları.

Nursuna Memecan'a övgünün sınırsızlığının başka bir açıklaması olabilir mi:

"Nursuna Memecan, Robert Kolej mezunu. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği'ni bitirmiş. Endüstri Tasarımı değil, MÜHENDİSLİĞİ. Bu manyak bir zekâ, takır takır matematik kafası demek. Üstüne gitmiş ABD'de İşletme Master'ı yapmış, üstüne Uluslararası İlişkiler okumuş."
Ne garip, sanki Endüstri Tasarımı okuyanlar bir "alt sınıf" ya da "az zekalı."

Ama ağırlanmanın heyecanı işte böyle şuursuzlaştırıyor insanları... Gözleri kamaşmış belli ki...
Bu yemek de, AKP'li olmak da onlar için bir promosyon gezisi. Altında derin ideolojik mesajlar, demokrasi mücadelesi falan yok. İsli viski krizi
Yeni Hayat apartmanında o gece ufak bir skandal da az kaldı görmezden gelinecekti. Ancak Nur Çintay'ın abartılı övgülerine daha fazla tahammül edemeyen Fatih Altaylı "içeriden" aldığı bilgiyi patlattı.

Ve bir anda Yeni Hayat apartmanında yaşanan "isli viski" krizinden herkes haberdar oldu. Hatta Talisker marka "isli viski" bu olayla özdeşleşti.
Meğerse Nur Çintay A.'nın kocası Emre Aköz o gece zil zurna sarhoş olmuş! Çintay, kendi yazısında "Kocam Başbakan'ın önünde Talisker içti, bir isli viskidir, ona mı yalaka diyorsunuz," diye bu konudan bahsetmişti.
Ancak sonradan olanları eksik bırakmış tabii ki.

Viskileri içince de kendinden geçen Aköz'ün burnu kızarmış ve parmağını sallayarak Başbakan'a akıl öğretmeye kalkmış.

Gecenin sonunda da Başbakan "Bir daha beni bu adamla bir araya getirmeyin," demiş. :

Emre Aköz ve alkol konusu bu yemekten bir süre sonra Başbakan'ın ANA uçağında da gündeme geldi. Aköz'ün Başbakan'la geziye davet edilmesi "isli viski" krizi sonrasında affedildiğinin bir işaretiydi.

Geziye katılan İsmail Küçükkaya'dan okuyalım:

En son bölümde Emre Aköz'e 'çok kilo almışsın, dikkat et' dedi. Aköz 'sigarayı bırakınca 11 kilo aldım' yanıtını verdi. Erdoğan 'kilo için asıl içkiyi biraz azalt' tavsiyesinde bulundu. Emre Aköz bunun üzerine 'efendim üçte bire indirdim' diye devam etti. Başbakan 'O kadar azalttıysan çok iyi' diyerek memnuniyetini dile getirdi. Emre Aköz baktı hava iyi 'Sayın Başbakan işte bir tek sizin yanınızda içiyoruz' diye espri yaptı.

Bu da uçaktaki Emre Aköz'ün yaptığı tek gazetecilik:

Misafirlere önce çiklet ve sıcak havlu servisi yapılıyor. Sabah kahvaltısı gayet zengin: Peynirler, meyveler, bal-kaymak, börekler, gözleme, yumurta çeşitleri (menemen, omlet, sucuklu), meyve suları, çay, kahve... Tabii bunlar bembeyaz örtüler üstünde yeniliyor.
Tuvaletten yenen makarna:

Teşvikiye'de de aynı dert şekerim!
Madem şuursuzluktan ve yemekten söz açıldı, hiç unutmadığım bir Nur Çintay yazısını buraya eklemem gerek. Her okuduğumda bir kez daha şaşırıyorum, böyle bir yazının yazılabileceğine inanamıyorum.

Ne yazık ki bu yazı yazıldı, basıldı, okundu; belki unutuldu ama arşivlerde yerini aldı.

Konu bir mahkum mektubu aslında. Nur Çintay'a gönderilen bir mektup, bu mektuba köşeden verilen yanıt.
Tutuklu "okur" kendilerine cezaevinde verilen makarnayı yemeyip tuvalete dökmüş, bunu gören gardiyanlar da başlamışlar sorgu suale? Kimseden ses çıkmayınca ortaya atılıp suçu üstlenmiş. Bu hikâyeyi anlatmak için kaleme almış mektubu.

"O boklu makarnayı tuvaletten çıkarıp bir güzel yedirdiler bana," diye yazıyor.

Peki neden mektubu yollamak için medyanın bu güzide kadın köşe yazarını seçmiş? Mektubun devamında o da var:
"Bir gün bizi tabur komutanının odasını temizlemek için götürdüler. Camları gazeteyle siliyorduk ve bana düşen gazete parçasında senin yazın vardı. Nazan Öncel'di o günkü konun... O gazete parçasını 10 gün boyunca sakladım. Gizli gizli okuyordum. Yakalanana kadar defalarca okudum. Güzel bir dayak yemiştim o gün. Tüm dayakları unuturum ama onu unutamam. Yanlış bir şey yapmamıştım, sadece bir köşe yazısıydı, tehlike arz etmiyordu ama yine de dayak yemiştim. Hemen hemen her gün yazılarını okuyorum şimdi. Bu seni ne kadar ilgilendirir bilmiyorum ama en azından yaşadıklarımın bir kısmını bir insanla paylaştım."

Bu mektuba Nur Çintay'ın verdiği yanıt:
"İstanbul'un 'yüksek' semti Teşvikiye'de bir kafe vardır, o tarafta çalışırken sıkça giderdik. Bir defasında baktık ki o delik kadar tuvaletinde, leş gibi bir çamaşır leğeninin içinde, az sonra sosla süslendiğinde bize hiç de ucuza mal olmayacak bir sürpriz: Haşlanmış makarna!"'-A'
Hayat dışarıda da içeridekinden farklı değilmiş... Anladığı bu.
Ne diyeyim bilmiyorum ki... Cezaevinde tuvaletten zorla yedirilen bir makarnayla Teşvikiye'deki bir cafe'yi kıyaslamak... Ne söylenebilir ki...
Emre Aköz'ü neden içeriye atsınlar?

Balyoz belgeleriyle beraber Taraf gazetesinde uyduruk bir gazeteci fişlemesi yer aldı. İddiaya göre 2003 yılında Balyoz darbes?3 gerçekleşseymiş, bazı gazetecilerden faydalanılacak bazıları ise içeriye atılacakmış. Bu yüzden de iki ayrı liste hazırlanmış.

"İçeriye atılacaklar" listesinde Emre Aköz'ün adını görünce bu listenin ciddiye alınamayacağını anladım. Çünkü Aköz o yıllarda siyaset falan yazmıyordu; suya sabuna dokunmayan konularda, genelde de yemek hakkında yazılar kaleme alıyordu.
Kim neden onu içeriye atsın? Pınar Doğan ve Dani Rodrik, 2003'e ait olduğu söylenen Balyoz planında 2006 ve 2008'e ait kurumların adlarını tespit ettiler ya...

Acaba diyorum ki Emre Aköz'ün adı da "içeriye atılacaklar" listesine sonradan mı dahil oldu?

2003'te neler yazdığını şöyle bir taradım...
İtiraz eden çıkabilir: "Kebap kebaptır... Fantezisi de olur muymuş?" Olur! Şöyle: Kebap deyince aklımıza genellikle Adana, Urfa ya da patlıcanlı kebap filan gelir. Halbuki Kadıköy çarşısındaki Çiya Kebap 70 çeşide kadar çıkıyor.
Pazar günü, müthiş bir pastırmalı yumurta isteğiyle uyandım. Ama nasıl; pastırma kokusu resmen burnumda. Hemen çıktım evden. Sinirsiz yerinden, yağsız, çok değil 8-10 ince dilim pastırma kestirdim. Dört tane de yumurta aldım. Ve elbette fırından taze ekmek! Dolapta kaşar vardı. Pastırmalı, kaşar eritmeli yumurta yaptım. Yanına da biraz domates kestik. Bayıldık. Mest olduk. Kışa merhaba dedik. Deneyin!

Divan yönetimi sonunda doğru yolu buldu. Kafe, pastane ve suşi barın arkasında kalan geniş alanı değerlendirdi. Kocaman bir fırın kurdu. Ve burada Divan Pizza Marina'yı açtı. Geçenlerde gittik. Zeytinyağları Ayvalık'tan geliyormuş. Özel domates sosu ise İtalya'dan? Pizzalar gayet iyiydi. Tadı ve malzemesi yerinde. Benim bir iki küçük eleştirim oldu; herhalde dikkate alırlar. Makarnalara sıra gelmedi. Yediğimizde onu da yazarız.
Beylerbeyi'nde, Kar-Pi adlı bir pideci var. Hoş kullandıkları un; tok, yoğun ve ağırdır, 'light' sevenlere uymaz ama lezzetlidir. Pazar günü tam 12:00'de gittik. O da ne! İçerisi ana baba günü. Belli ki 11:00 gibi gelmişler. Halkımız pide ve köfteye 'brunch' muamelesi yapmış. Çoluk çocuk lokantayı doldurmuş.

Gusto, Ocak sayısında marketlerde satılan standart İskoç viskilerini değerlendirmiş. Para ve fırsat olduğunda aldığım Teacher's'ın notu 5 üzerinden 4.5... Severek içtiğim Famous Grouse (Ünlü Keklik!) ortalama 3 almış.
Ben Hünkar'a bayılırım. Biterim! Sahibi Feridun Ügümü'yü de tanırım. Burada da yazmıştım, "Ben sabahları buraya gelirken, sevgilimle buluşmuş gibi oluyorum" diyen bir usta aşçıdır. Tamam da Hünkar'ın nesi esnaf lokantası Allah aşkına! Ucuz değildir. Daha çok yönetici takımı gider. Özellikle yabancı konuklarını götürürler. Servisi lüks lokanta ayarındadır. İcabında rezervasyon yaptırmak gerekir.

Bir 'Migros Club' kartım vardı. Bozuldu. Yenisini almak istedim. Kart yanınızdaysa bazı ürünlerde indirim oluyor. Bu aralar bir de kampanya var: Öğlene kadar alışveriş yaparsanız yüzde 10 daha az ödüyorsunuz. Yani öyle aman aman bir özelliği yok; ama hiç yoktan iyidir.
Bazı arkadaşlar internet kafelerde çet yapanlardan şikayet etti. Ona şöyle dedim: "Korkmayın! Bırakın çet yapsınlar. Hatta porno sitelerinde dolaşsınlar. Böylece bilgisayarın girdisini çıktısını öğreniyorlar. Zamanla aleti daha olumlu, üretici, yararlı işler için kullanacaklardır."

Pınar Altuğ ya da başka bir oyuncu bir dizide ya da bir filmde niye oynatılır? Hani bir laf vardır: "Kara kaşı, kara gözü için mi... " Evet aynen öyle! Pınar Altuğ (ve diğer oyuncular) elbette bir kişiliğe, belli bir eğitim seviyesine, bir aileye sahip. Ancak şov dünyası açısından bunların hiçbir önemi yok ki!

Havalar hâlâ kötü. Bir açıyor, bir kapıyor; rüzgâr esiyor, yağmur yağıyor. Geçen gün fena değildi. İşler erken bitince Nevizade'ye uzandık. Bir akşamüstü rakısı içelim dedik. Meyhaneler henüz boş sayılırdı. Nevizade, meyhaneleriyle ünlüdür. Ama aralarda sürüyle biracı açılmış. Biracılarla meyhaneler arasında ciddi bir 'sınıf' farkı göze çarpıyor.

Ebru Gündeş daha önce avukat Durak ile uzun süre birlikte olmuştu. Ayrıldılar. Derken Gündeş hastalandı. İyileştikten sonra müzik endüstrisinde yönetici olan Süha Yavuz ile ilişki kurdu. Ardından Yavuz'un çalıştığı firma ile sorunları oldu. Gündeş ile Yavuz ayrıldılar. Ve aniden Gündeş eski sevgilisi ile evlendi.

Özellikle bu kış tombul göbekleri de görür olduk. Eskiden zayıf ve kaslı olmadığı için göbeklerini açmayan birçok genç kadın baş kaldırdı! Geniş, yağlı, hatta 'bıngıl bıngıl' göbeklerini açanlar oldu. Çekinmeden, utanmadan, umursamadan, zayıflama takıntısına girmeden...

Söyleyin ne olur...

Darbeciler bu adamı neden içeriye atsınlar?


Kaynakça
Kitap: İMHA PLANI MEDYA NASIL ÇÖKERTİLDİ
Yazar: ORAY EĞİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir