Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Uyuşturucu Babası, Çete'nin Adamları ve Tayyip

Burada Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi) hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Uyuşturucu Babası, Çete'nin Adamları ve Tayyip

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 01:56

Uyuşturucu Babası ve Tayyip

Aslen Rizeli olan Hasan Yeşildağ, 12 Eylül öncesinden bu yana sürekli olarak Tayyip'in en yakınında yer almış, onun önündeki engelleri aşmasında küçümsenmeyecek destekler de sağlamış, bu yardımları sonucunda Tayyip'in belediye başkanlığından bu güne birçok ballı ihaleyi almıştı.
Hasan Yeşildağ'ın Tayyip'in gizli kasalarından biri olduğunu, ilk defa sesli olarak Mehmet Ali Ağca'nın kardeşi Adnan Ağca dile getiriyordu.
2006 yılının başlarında Türkiye'de çok önemli bir yargı skandalı yaşanıyor, gazeteci Abdi İpekçi'nin katili ve Papa suikasti sanığı M. Ali Ağca AKP Hükümeti'nce yanlışlıkla (!) salmıyordu.

Medyanın kıyameti koparması sonucunda AKP'li Adalet Bakanlığının yaptığı hatalar ve yanlışlıklar birer birer ortaya çıkıyor ve Ağca isyan halinde yeniden cezaevine gönderiliyordu.

Ağca'nın tahliyesinin ardından tekrar tutuklanıp cezaevine konulmasından sonra bu kez isyan sırası M. Ali Ağca'nın kardeşi Adnan Ağca'ya geliyor, ağzını açıp gözlerini yumarak Tayyip ve örgütüne tehdit üzerine tehditler savuruyordu.

Ağca'nın tehditlerine biraz ara verelim ve medya dünyasının en kıvrak kalemlerinden Mahmut Övür'ün "Yeşildağ" Kardeşler ile ilgili olarak 16.02.2006 tarihindeki Sabah Gazetesi'nde yer alan yazısını hatırlayalım:

"Yeşildağlar'a 'civan' gelin!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi kulislerinde son günlerde herkes birbirine "Washington'dan müjde var" diye haber veriyor.
Daha çok meclis üyeleri arasında geçiyor bu konuşma. İlk duyduğumuzda biz de şaşırdık. "Acaba İstanbul'a ABD'den büyük bir yardım mı var" diye düşündük. İşin sırrı sonradan ortaya çıktı.

Meğer İstanbul Büyükşehir Belediyesi AKP'li Meclis Üyesi Zeki Yeşildağ, müzmin bekârlığa son vermiş ve Washington'da dünya evine girmiş.
Biliyorsunuz, Yeşildağ soyadı İstanbul'un hatta Türkiye'nin yüksek tepelerinde bir hayli etkili... Özellikle Hasan Yeşildağ adı bu köşeyi izleyenlerin hiç de yabancısı değil. Aslında Yeşildağ kardeşlerin inanılmaz yükseliş öyküleri gerilim ve macera romanlarına taş çıkartacak cinsten. Şimdi bu romana yeni bir bölüm daha ekleniyor. Bu bölüm, Yeşildağ ailesine yeni bir ismin katılmasıyla başlıyor.

Washington'da mütevazı bir evlilik töreni... Damat adayı İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Zeki Yeşildağ. Gelin adayına gelince...
İşte o ismi duyduğunuzda siz de şaşıracaksınız. Çok değil 12 yıl önce Türkiye'yi sarsan "Civangate" skandalına imza atan, dönemin Emlakbank Genel Müdürü Engin Civan'ı bilirsiniz.

Washington'daki mütevazı düğünün gelin adayı Engin Civan'ın kızkardeşi Müjde Civan.
Nereden nereye?

İstanbul'dan Washington'a uzanan ilginç bir aşk öyküsü...
Tesadüfler şaşırtsa da yeni evlilere mutluluklar diliyorum.
Daha önce yazdım, basit bir çek suçu işleyerek önceden cezaevine giren Hasan Yeşildağ, Tayyip Erdoğan'ı karşılamış, 4 ay boyunca da tüm görüşmelerini düzenlemişti.
İşin politik ayağında ise kardeşi Zeki Yeşildağ var. Zeki Yeşildağ, AKP Beyoğlu İlçe Örgütü'nden seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi.

Şimdi asıl soruya geçelim:

Hasan Yeşildağ'ın Ağca ve çevresiyle nasıl bir ilişkisi vardı?

Geçmişinde birçok 'karanlık' olayın olduğu söyleniyor, doğru mu? Ve bugün Hasan Yeşildağ İstanbul'da ne tür işler yapıyor?
İlgili ve yetkili kişilerden yanıt bekliyoruz... "
Mahmut Övür'ün dediği gibi,
Nereden nereye!
Daha dün;
Sabah Gazetesi'ildeki köşesinde ve ATV'de sabah akşam sövdüğü Tayyip'e ve Fetullah'a,

Bugün:

Tayyip'in damadının kanatları altında övgüler düzüyor, Fetullah'ı da Tayyip'i de yere göğe sığdıramıyor, Tayyip ve Fetullah ile mücadele eden Atatürkçü isimleri köşesinden dün denecek yakın bir zamanda Tayyip muhalifi olan ancak çalıştığı gazeteden kovulunca Tayyip hayranlığında karar kılan bir başka damat Yiğit Bulut ile birlikte gammazlıyor, Tayyip ve Fetullah'ın gerçek yüzlerini ortaya çıkaran insanların yasalara aykırı bir şekilde cezalandırılmalarını istiyordu.

Rüzgâr Gülü ile yarışan gazeteci Mahmut, dün, Tayyip ve Fetullah'ın konuşmalarından iki dakikalık görüntü alıp yayınlamak için elli iki takla atıyor, bunların ülkemiz için ne denli büyük bir tehlike, ne denli büyük bir tehdit olduğunu anlata anlata bitiremiyordu.
Bugünse; damadın gazetesinde Fetullah ve Tayyip için methiyeler düzüyordu.
Olsun varsın, nasılsa yarın onlar iktidardan gittiklerinde yine eski haline döner ve başlar yine muhalifliğe, tabii bunların ne yaman bir tehlike olduğunu da anlatmaya.

O zaman biz de şimdi Mahmut'un muhalif günlerinden kalma bir başka Hasan Yeşildağ yazısını okuyalım:

"Kim şu Hasan Yeşildağ?
Bir süre önce Türkiye'de ciddi bir 'yargı skandalı' yaşandı. Skandalın nedeni; gazeteci Abdi İpekçi'nin katili Ağca'nın 'yanlışlıkla' salıverilmesiydi.
Sonunda yanlıştan geri dönüldü ve Ağca yeniden cezaevine girdi. O süre içinde dikkat ettiyseniz, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren, geçmişindeki karanlık noktalar enine boyuna tartışıldı.
Çok şey söylendi ama hiçbir şey yapılmadan bir daha ki karanlık olaya kadar tartışmaya ara verildi. O günlerde, bunun kadar olmasa da önemli bir 'ayrıntı' daha dikkatlerden kaçtı.

Adeta, 'şeytan ayrıntıda gizlidir' sözünü haklı çıkartacak bir ayrıntıydı bu...
Şimdi o günlere dönelim ve o kaotik ortamda kaybolan o ayrıntıya dikkat çekelim.
Ağca yanlışlıkla salıverildikten sonra yakalandığında, kardeşi Adnan Ağca cezaevinin önünde medya ordusu karşısında isyan ediyordu.
Öfkeliydi Adnan Ağca. O öfkeyle ileri geri bir sürü şey söyledi. Söylediklerinin içinde elle tutulamayacak saçma şeyler de vardı, gerçekten düşündürücü iddialar da...

İşte Ağca'nın iddialarından biri:

"Başbakan'ın gizli kasası Hasan Yeşildağ. Hergün gizli gizli görüşme yapıyorlar. Mehmet Ali Ağca'nın suç ortağı Hasan Yeşildağ, Kartal'da beraberlerdi."

Şaşırtıcı değil mi? Ne demek istiyor acaba?
İnsanın aklına "yine deli saçması bir iddia ortaya atılarak kafaların karışması amaçlanıyor" düşüncesi geliyor.
Ama ya öyle değilse?

İşin doğrusu Adnan Ağca'nın bu sözlerini büyük çoğunluk "deli saçması" olarak değerlendirdi ki, sadece bir televizyon bülteninde yayınlandı. Ve hiç kimse bu sözlerin ne anlama geldiğini de sormadı.

Sahi kimdi bu Hasan Yeşildağ?

Adnan Ağca'nın günahına girip sorguladığı biri mi, yoksa bugün önemli işleri olan ama dünü bir hayli 'bilinmez' biri mi?
Bu sorulara Hasan Yeşildağ'ın bir cevabı var mı bilmiyoruz. Ama bildiğimiz başka şeyler var. Hasan Yeşildağ adını özellikle AKP İstanbul camiası çok iyi biliyor.

Çünkü Yeşildağ'la Başbakan Erdoğan'ın ilişkisi bir hayli gerilere uzanıyor. Bu ilişkinin derinliği bir yana, su yüzüne çıkması Saray Cezaevi dönemine denk düşüyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, 4 aylık hapis cezasını tamamlamak için Saray Cezaevi'ne girdiğinde onu karşılayan kişi Hasan Yeşildağ'dı."
Şimdi burada biraz duralım. Tayyip'in, aleyhinde en küçük bir yazı yazan isimlerin hakkında hemen milyarlarca liralık tazminat davaları açıp kişiyi yıldırma yoluna gittiği herkesin bildiği bir durumdu. Tayyip'in tazminat davaları ile yıldıramadığı insanları ise Ergenekon tertibi ile cezaevlerine gönderdiğini sağır sultan bile duymuştu.

Ancak,
Her ne hikmetse, kendi gazetesinde pardon damadının gazetesinde daha önceleri kendi aleyhine yazan Mahmut Övür ise maaşına zam alıyor ve yazılarına devam ediyordu, bir tek farkla muhaliflikten yandaşlığa yatay geçiş yapıyordu. Bu yatay geçişte neler etken olmuştu. Mahmut, Ağca'nın kardeşinin iddialarına, hani canım şu Hasan Yeşildağ'ın Tayyip'in gizli kasası olduğuna dair iddialarına artık niye sütunlarında bırakın o denli geniş bir şekilde yer vermeyi, tek satırla olsun ima bile etmiyordu.
Ya Tayyip, hemen hemen aleyhindeki bütün yazı yazan kalemleri Silivri'ye göndertirken, bu Mahmut'a bol sıfırlı maaşla neden kendi gazetelerinde yazı yazdırmaya devam ediyor.

Garip değil mi?

M. Ali Ağca'nın kardeşi ve damadın gazetelerinin yazarı tarafından Tayyip Erdoğan'ın gizli kasalarından biri olarak tanımlanan uyuşturucu kaçakçısı Hasan Yeşildağ'ın AKP'li Meclis Üyesi kardeşi Zeki Yeşildağ'ın, Tayyip'in ön ayak olması sonucunda Engin Civan'ın kız kardeşi ile evlendiğini aktarmıştım.
Abdullah Gül'ün kankası Hanefi Avcı'nın anlatımlarına göre; Mehmet Eymür, Tarık Ümit ve Engin Civan birbirlerine paralarını emanet edecek kadar yakın ilişki içindeydiler.

Ülkemizde işlenen cinayetler, katliamlar incelendiğinde hep aynı yapı, hep aynı isimlerle oluşan ortaklıklar öne çıkıyordu.
Bunlar; CIA'nın denetiminde faaliyet gösteren, Ermeni örgütlerinin organizesinde, yöneticilerinin ve tetikçilerinin büyük bir çoğunluğunu Ermeni asıllı isimlerin oluşturduğu, Hizbullah, PKK, El-Kaide gibi örgütlerle işbirliği içinde çalışan, Emniyet içinde yuvalanan Fetullahçı şebeke...
Bu karma örgüt işledikleri cinayetleri, yaptıkları katliamları, gerçekleştirdikleri ihanetleri, dün de uydurdukları sanal örgütlere ve suçsuz insanlara fatura ediyorlardı, bugün de...

Dün "Bomba Davası"ydı!
Bugün yine bomba malzemeli Ergenekon!

Okyanus ötesinden Ergenekon adı ile uydurdukları örgüte; Fetullahçıların, Tayyip'in ve irticai oluşumların ipliğini pazara çıkaran insanları, PKK ve diğer örgütlere ülkeyi dar eden kahramanları, kiraladıkları kanı ve soyu bozuk birkaç provokatöre değişik gerekçelerle aratıp, türlü türlü bahanelerle konuşturup, sonra da onlarla bağlantıları varmış gibi iftira atıp, Atatürkçü insanları terör örgütü elemanı olarak yaftalıyorlardı.

Ardından, Adliye içindeki F Tipi yapılanmaya dâhil hâkim ve savcılarla tutuklattırarak hedeflerine ulaşıyorlar, Atatürkçü insanları böylece susturma yoluna gidiyorlardı.
Son zamanlarda işlenen cinayetlerdeki bazı izler oldukça dikkat çekiciydi.
Hırant Dink cinayetinde başrolde yer alanlar F Tipi örgütün elemanları iken, bu elemanları istihdam eden "Fetullah" sicilli Trabzon İl Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'ti.

Olaya karışanların çoğunluğu, Ramazan Akyürek'in ve polisin kullandığı muhbirlerdi.
Malatya'da gerçekleştirilen Zirve Yayınevi katliamındaki failler, yine Emniyet'te yuvalanan malum örgüte çalışan isimlerdi. Malatya İl Emniyet Müdürü ise her Fetullah Gülen soruşturmasında yer alan ve Komiser rütbesiyle görev yaptığı Polis Koleji'nde Atatürkçü öğrencilere sergilediği olumsuz tavırlarla ünlenen Ali Osman Kahya'ydı.
Tayyip, Rahip Santora cinayetinin ardından, gerçekleştirilen Malatya cinayetleri için "şık olmadı" diyordu. Bir Başbakan düşünün. Bir kentte katliam yapılmış, onun tepkisi sadece "şık olmadı" şeklindeydi.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Cinayetler için "şık olsun" talimatı mı verilmişti?
Peki,
Suçsuz ve ilgisiz insanları kıyısından köşesinden bu cinayete bulaştırmak için insanüstü çaba harcayan gerek F tipi elemanları gerekse diğer misyoner sevdalıları, Tayyip'i bu sözlerinden dolayı neden kınamadılar, niçin bu sözleri yok farz ettiler...
Niye?
Sahi niye?
Dr. Necip Hablemitoğlu, Emniyet ve MİT içindeki Fetullahçı yapılanmayı deşifre eden "Köstebek" adlı kitabını bastırmaması için, özellikle Emniyet bünyesinden çok yoğun baskılar görüyor, tehditler alıyordu.

Hablemitoğlu, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan'ın ölüm de içeren tehditlerinden birkaç gün sonra, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybediyordu.

Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, dönemin Başbakanı Abdullah Gül'ün namusu olarak kabul ettiği cinayeti çözmek için harcaması gereken mesaisinde Fetullahçı okulları ziyaret ediyor, burada adına yazılan şiirleri kabul ediyordu.

Soruşturmayı daha doğrusu soruşturmamayı yürüten Terörle Mücadele ekibinin başı olan şahıs; Hablemitoğlu için aynen şu sözleri kullanıyordu, cesedinin başında:

"Ergün, Hablemitoğlu kim? Niye basın bu kadar çok ilgileniyor? Bu olay çek veya senet davası mı?"

Oysa aynı şahıs, daha önce Ankara TEM'de Hablemitoğlu'nu çok sevip saydığını, hatta onun İnkilap Tarihi derslerine girmek istediğini, ancak kendilerine başka hocanın geldiğini söylüyordu.

Başka:

Hablemitoğlu'nu televizyonlardaki tartışmalardan izlediğini, çok takdir ettiğini anlatıyor, tanışma arzusu ile beraber imzalı bir kitabını da istiyordu.
Peki aynı şahıs,

Hablemitoğlu'nun cesedinin başında ne diyordu?

"Ergün, Hablemitoğlu kim? Niye basın bu kadar çok ilgileniyor? Bu olay çek veya senet davası mı?"

Aynı müdür, menfur Danıştay saldırısını da soruşturmuştu (!) Ne tesadüf değil mi? Yerseniz tabii...
Soruşturmadaki ilginçlikler sadece bu kadar mı? Kim demiş?
Örneğin Emin Arslan'ın Hablemitoğlu'na gönderdiği Başmüfettişin, her gün ortalama 13.00 gibi evinden çıkan Hablemitoğlu'nu olay günü 4.20 gibi eşinin çalıştığı okulun santralinden "eşinin yanında mı" diye sorması.

Öyle ya her gün 13.00 gibi evden çıkan Hablemitoğlu, o gün babasıyla sohbet etmek için 17.00'de dışarı çıkmıştı. Müfettiş, Hablemitoğlu'nun ev ve cep telefonunu bilmesine ve yine Hablemitoğlu'nun babasının söylediğine göre ev ve cep telefonlarının sürekli açık olmasına rağmen neden eşinin hemen hemen hiç kimsenin bilmediği okulunun santral numarasını bulmuş, oradan eşini arayıp, onun "derste olduğu" cevabını alınca, "Hablemitoğlu yanında mı" diye sormuştu?
Sahi niye öyle yapmıştı? Oysa,
Hablemitoğlu'nu çok kolay arayabilirdi.
Ama o daha yeterince tanımadığı Hablemitoğlu'nun eşini aramıştı. Eşiyle de görüşmemiş, Hablemitoğlu'nıın orada olup olmadığını sormuştu.
Başmüfettiş, daha sonra kimlere ne bilgiler vermişti?

Kim bilir!

Başmüfettişin telefon numarası, santralin telefonuna düşmese, görevli memur numarayı kaydetmese bu olay sır olarak kalacaktı. Başmüfettişin telefonu İBER adlı bir şirkete aitti. Şirket ortakları da oldukça ilginç isimlerdi.
Birincisi kendisi, ikincisi eşi... Üçüncü ortak O günlerde Nüfus İşleri Genel Müdürü olan İlhan Atış, dördüncü ortak ise İlhan Atış'ın karısı...
İlhan Atış İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi iken Tayyip ile ilgili soruşturmalarda suç bulamıyordu. Onun bu başarısı (!) AKP iktidarında kendisine Vali'lik kapısını açtı. Atış, bugün Adana Valisi.
Ne güzel değil mi?
Bir yanda devlet memurluğu, diğer yanda şirket ortaklığı...
Hem de ortakların baş harflerinden oluşan bir şirket.

Tabii insanın aklına ilk anda şu soru da geliyor:

Bilgisayar yazılım vs. dallarında faaliyet gösteren şirket hangi kurumla veya kurumlarla çalışıyordu?

"Bilemem ki (!)."
Cevapsız sorular sadece bu kadar mı? Olur mu?
Neden?
Ankara Amerikan Konsolosluğu, Hablemitoğlu şehit edilmeden iki ay kadar önce sıfır olarak kiraladığı gri Brawa marka otomobilin içine yerleştirdiği iki görevliyi, aynı gün Hablemitoğlu'nun evinin penceresinin önünde konuşlandırmıştı.
Niye?
Güya Amerikalıları koruyacaklarmış. Duy da inanma.
Amerikalıların bina nire, Hablemitoğlu'nun evi nire? Amerikalılar Hablemitoğlu'nun evinde mi kalıyordu? Zira araba, park ettiği yerden sadece Hablemitoğlu'nun evini, evinin salonunu mutfağına kadar görüyordu.

O halde bir daha soralım:

Amerikan Büyükelçiliği niye, Hablemitoğlu'nun katledilmesinden yaklaşık birkaç ay sonra arabayı kiraladığı maden ve petrol arama şirketine geri verdi?
Yoksa?
Büyükelçilik, Amerikalıları Hablemitoğlu'ndan mı koruyordu? Emniyet, bu soruyu Amerikalılara niçin sormaz? Sormaz, soramaz.
Sormadığı, soramadığı halde, "Mani oluyor halimi arzetmeye hicabım" der, gibi bir boyun büküşle sessiz kalıyordu.
Emniyetin bu olayda sergilediği garip tutumlar sadece bu kadar
mı?
Olur mu?
Yaz yaz bitmez...
Örneğin olayı soruşturmamak için soruşturanlar telefon baz kayıtlarını sağlıklı olarak takip ettiler mi?

Yada,
Hiç mi, takip etmediler?
Meçhul (!).

Mesela olay yerinin hemen dibinde bulunan park ve onun biraz üzerindeki bazı Kürt kökenli AKP'li Bakanların ve Saadet Partililerin ortak olduğu, yine PKK ve Hizbullah'tan ayrılmış ve emniyet ile işbirliği halinde olan isimlerin işlettiği işyeri (!) arandı mı?
Öyle ya o işyerinin sahipleri cinayetten bir hafta öncesine kadar borçlarını ödeyemediği için icra takibindeydiler ve işyerlerini bile açamıyorlardı... Ancak, ne hikmetse olaydan sonra trilyonluk yatırımlara başladılar.
Peki, o işyeri (!) araştırıp soruşturuldu mu?

Soruşturmacıların (!) olaydan iki sene sonra bile haberdar olmadıkları (!) ve olay yerinin 50 metre, evet evet 50 metre, sadece 50 metre ötesinde yer alan ve olay yerini ve Hablemitoğlu'nun evine giriş çıkışını, arabasını park ettiği alanı çok net gören parkta cinayet günü dolaşan 5-6 kişinin girip çıktıkları o işyeri neden araştırıp sorulmadı?

Yoksa oranın sahiplerinin polisle olan direkt bağlantıları mı bu duruma neden oldu?
Sahi, avuç içi kadar bir yer kaplayan ve Ankara'nın o en küçük parkı niye araştırılmadı?
Bunda bir gariplik yok mu?

Ziyaretçisinden çok daha fazla bekçisi olan bir park araştırılmaz mı?
Üstelik katillerin ve gözcülerin çok kolay kamufle olabilecekleri bir yer araştırılmayacak da ne araştırılacak?
O halde orası neden yok sayıldı?
Peki, bunlar soruşturulmadı da ne yapıldı?

Danıştay saldırısı sebebi ile müebbet hapse mahkûm olmuş, öz ablasını gözünü kırpmadan öldürmüş, Atatürk'e ağır hakaretlerden mahkûmiyet almış, laik demokratik Cumhuriyeti yıkacağına dair yeminler etmiş, kendi canından ve kanından olan öz yeğenini 200 TL karşılığı erkeklere satmaktan hüküm giymiş, insanlığın yüzkarası biri bulundu. Hayattan hiçbir beklentisi ve ümidi kalmamış bu tipe çeşitli vaatler ve tahliye sözü verilerek gizli tanık yapılıp, suçsuz insanlara iftira attırıldı.

200 TL'ye kendi öz yeğenini erkeklere satan bu adama güya Veli Küçük'ün yanında olan biri 1 milyon dolar önermiş ve Hablemitoğlu'nu vurmasını söylemiş...

Savcıların Osman'ı, bu sözleri açık kimliği ile değil, gizli tanık sıfatı ile anlatıyordu.
Ve bu haliyle yüzü bile kızarmadan kendisini ahlak abidesi olarak tanımlayan bu kişi, yapılan 1 milyon dolarlık öneriyi kendisinin ahlaklı, doğru ve namuslu olduğu gerekçesi ile reddettiğini iddia ediyordu.
Gülmeyin!

Zira benim ülkem, böyle birinin bu tür hezeyanlarına inanan din bezirganı öküzlerle dolu.
Osman Yıldırım, duruşmalarda Tayyip'i çok sevdiğim söylemiş, onun gazıyla da kendini Bilal-i Habeş'i ilan etmişti.
Eder!

Osman Yıldırım ya da nam-ı diğer 9 No'lu gizli tanık kim?
Kendi öz yeğenini erkeklere 200 TL'ye satmaktan mahkûm olmuş bir pazarlamacı, bir satıcı, bir (...).

Peki, Tayyip?

"Türkiye'yi pazarlıyorum. Bizim için verilecek para önemlidir. Her şeyi pazarlar satarız, parayı veren düdüğü çalar" diyen bir Başbakan!
Burada Tayyip'in söylediği şu kelimeler son derece önemliydi.

Nasıl olmasın, Tayyip'in karakterini yansıtan en önemli cümleydi:

"Her şeyi pazarlar satarız."
Tayyip ile Osman birbirlerine ne de güzel yakışmışlar değil mi? Aynı topun kumaşı gibi...

Elele, gönül gönüle insanlara iftira üzerine iftira yağdırıyorlar. Başka?
Her şeyi pazarlıyorlar, her şeyi satıyorlar... Satamayacakları hiçbir şey yok. Sanki ruh ikizleri!
Ancak bu arada olan, ilk ezanı okuyan ve cennetle müjdelenen on sahabeden biri olan Hz. Bilal-i Habeşi'ye olmuş. İnanın yattığı yerde ters dönen Habeşi'nin ruhu başka bir şeye ihtiyaç kalmadan Tayyip ile Osman'ı çarpmaya yetecektir.

Devam edelim.

Ankara TEM'den Amir düzeyinde birisiyle görüşen ve Misyonerlerle, Papa'yla ve Vatikan ile ilgili kitaplar yazan, bazen komünist, bazen şeriatçı bazen de milliyetçi olan Yenimahalle menşeli son derece kıvrak bir yazar (!), Hablemitoğlu'nu İran Ermenilerinin öldürdüğünü iddia ediyordu.
Hablemitoğlu'nun ardından oklar, Hablemitoğlu'nun yakın görüştüğü bir isme yani İhsan Güven'e dönüyor, İhsan Güven hakkında medyada linç kampanyaları başlatılıyor ve Güven'e tarikatçı iftiraları atılmaya başlanıyordu.
Ve ardından bilinen cinayet...

Tabii siz diyeceksiniz ki, Bunlar da tesadüftür, tesadüf!
Gazeteci ve yazar olmam nedeniyle Hizbullah Operasyonundan Umut Operasyonuna, Umut Operasyonundan Milli görüş operasyonlarına, onlardan sol örgütlere kadar yapılan tüm operasyonları en ince ayrıntılarına kadar bilmem ve jandarma bölgesinde oturmam sonucu Ankara Valiliği'nin koruma kararını Jandarma'nın yerine getirmesinin bilinmesine rağmen, Ergenekon tezgâhında askerle özdeşleştiriliyordum.
Kaldı ki, korumalarımın arasında Polis de vardı.
Hablemitoğlu cinayetinin ardından, Hablemitoğlu hakkında iftiralarla dolu bir demeç veren bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısı için "şerefsiz, alçak" ve dahi "kuduz köpek" dediğimden dolayı, başta Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan olmak üzere beş Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, hakkımda "ceza" ve beşer milyarlık "tazminat" davaları açıyorlardı.

Sonuç:

Ceza davalarından beraat ediyordum. Ve bu beraatimi Yargıtay onuyordu. Tazminat davaları da reddediliyordu.
Soruşturmaya aslında soruşturarak soruşturmaması için dahil edilen özel yetkili Savcı Cengiz Koksal, cinayeti çözmek yerine günlerini karısının ve kaynanasının özel işleri ile geçiriyordu.

Koksal, soruşturarak soruşturmamaya katılma misyonunu şu sözleri ile açıklık getiriyordu:

"Bu olayda zamanaşımı yirmi yıldır, bu cinayet de zamanaşımına uğrayacak."

Savcı'nın bu sözlerini belgelememin ardından, onun o gün nöbetçi olmadığını, olay yerinin yakınında bir başka savcının olduğunu, bütün bunlara rağmen soruşturmanın (!) Cengiz Köksal'a verildiğini de kanıtlıyor ve bu durumu yazıya döküyordum.
Savcı, benim yazımın ardından basın toplantısı düzenliyor, basın toplantısında bana ceza ve on beş milyarlık tazminat davası açtığını ilan ediyor, benden almayı hayal ettiği paralarla yapacaklarını da anlatıyordu.
Savcı Cengiz Koksal davaları kaybedip, Yargıtay'ın kararı onamasının ardından "Meslektaşlarım beni sattı" diyordu.

Der ya, dilin kemiği mi var?

Cengiz Köksal'ın ardından en ilginç açıklamayı Recep Tayyip Erdoğan gerçekleştiriyor ve O da, "Bu ülke Hablemitoğlu cinayetini örttü" şeklinde gazetelere bir beyanat veriyordu.
Hablemitoğlu cinayetten çok kısa bir süre önce, Tayyip'in gerek eylemleri, gerek yerli yersiz konuşmaları ile bu ülke için ne denli tehlikeli biri olduğunu TV'lerde açıklamış ve "bu adamı susturun" demişti.

Ancak susturulan kendisi olmuştu.
Hablemitoğlu suikaste kurban gitmeseydi, basında yer aldığına göre, Bülent Arınç ile ilgili olarak; sarı kırmızı yeşil renkli çadırlarda yaptığı konuşmalarını ve PKK'lılarla ilgili bağlantılarını deşifre edecekti.
Hablemitoğlu cinayetinin işlendiği tarihte, Tayyip iktidardaki AKP'nin Genel Başkanı'ydı, Abdullah Gül Başbakan, Abdülkadir Aksu İçişleri Bakanı'ydı.

O halde soralım Tayyip'e:

Bu cinayeti kim örttü?
Ve Neden örttü?

Tayyip, bu açıklama ile yetinmiyor, "Hükümetlerimiz döneminde bütün faili meçhulleri çözdük. Bir Hablemitoğlu kaldı. Onun da durumu özel" diyerek, o günlerde yaşanan Cumhurbaşkanlığı için sürdürülen gizli çekişmelere bir başka boyut kazandırmaya çalışıyordu. Ancak Tayyip'in bu çıkışları hüsranla son buluyor, İçkale Otel'inin yolundan gelirken geçirdiği sara krizi (!) sonucu Cumhurbaşkanlığı hayalleri bir başka bahara kalıyordu.
Yine Hablemitoğlu olayının ardından işlenen İhsan Güven cinayetinde de, Emniyetin içindeki Fetullahçı yapılanmanın teknik takibindeki katiller hiçbir engelle karşılaşmadan İhsan Güven ve eşini öldürüp ellerini kollarını sallaya sallaya kaçıyorlardı.

Kaldı ki:

Olaya karışan bazı isimlere telefon konturlarım bile Emniyette yuvalanan F tipi polisler alıyorlardı.

Kaynakça
Kitap: Takunyalı Führer
Yazar: Ergün Poyraz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Uyuşturucu Babası, Çete'nin Adamları ve Tayyip

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 01:58

Tayyip ve Çete'nin adamları

Tuncay Özkan, Milliyet Gazetesi'ndeki köşesinde Hasan Yeşildağ-Tayyip Erdoğan ilişkisini şöyle anlatıyordu.

"Hasan Yeşildağ, Abdullah Çatlı grubunun adamıydı. Sonra bu bağ bitti. Çünkü işe uyuşturucu karıştı.
Hasan Yeşildağ, Türkiye'de Abdi İpekçi dahil cinayetlere karışmış, tutuklanmış, polise konuşmuş ve bazı arkadaşlarını ele vermişti. Kaçaktı İsviçre'de... İsviçre'de uyuşturucu ve örtülü faaliyetlerinden dolayı cezaevinde yattı. Avrupa'da uyuşturucu işini iyi bilenlerden... İsviçre savcılarının ve gizli servisinin bunlarla ilgili bilmediği hiçbir şey yok. Kullanılmışlıkları da çok...

Ama nedense onunla birlikte cezaevinde olanlar bir daha İsviçre'ye giremezken, Yeşildağ İsviçre'yi ikinci vatanı yaptı. Halen kardeşlerinden Ali, çeteci Ali Fevzi Bir'i fidye için kaçırmaktan aranıyor. Cin gibi iki kardeş Hasan ve Zeki Yeşildağ birlikte hem siyaset, hem ticaret yaşamında para ve yer kazanıyor.

Hasan Yeşildağ, dans virtüözlüğü gibi batı toplumunun modernliklerine de olağanüstü uyum sağladığı için hem liberallerin yanında, hem siyasal İslam içinde hiç sıkıntı çekmiyor. Bu ailenin etkinliğinde İsviçre çok önemli bir yer tutuyor. Tayyip Erdoğan "Yeşil-dağ benden üç gün önce cezaevine girmiş arkadaş" diyor ya, zamanlama olarak doğru içerik olarak yanlış."

Şimdi burada Özkan'ın yazısına ara verelim ve Hasan Yeşildağ'ın cezaevine girişine bakalım.
Tayyip, dört aylık tatilini pardon cezasını tamamlamak için Pınarhisar Cezaevini seçmeden önce, Hasan Yeşildağ basit bir çek suçu için aldığı beşbuçuk aylık cezayı Pınarhisar Cezaevinde geçirmek maskesiyle buraya yerleşiyordu. Önce Pınarhisar'dan sekiz tane ev kiralanıyor, buralara güvenilir isimler yerleştiriliyordu. İlçe girişindeki benzinlik kameralarla donatılıyor, böylece ilçeye giriş ve çıkış kontrol altına alınıyordu.

Cezaevindeki mahkûmların birçoğu başka cezaevlerine naklediliyor, cezaevi baştan aşağı yeniden tefriş ediliyordu. Yerlere halılar seriliyor, pencerelere perdeler asılıyor, Tayyip kendini evinde sansın, alıştığı nimetlerinden eksik kalmasın diye her türlü konfor sağlanıyordu. Her yana, her köşeye kameralar yerleştiriliyor, silahlı adamlar dört tarafa konuşlandırılarak çok sıkı bir koruma yapılıyordu. Cep telefonu masasından eksik olmayan Tayyip'in görüşme trafiğini de Hasan Yeşildağ organize ediyordu.

Hasan Yeşildağ'ın kardeşlerinden Zeki, eskiden ANAP'ta siyaset yapıyordu. ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu'nun inşa edildiği boğaza hakim 93 bin metrekarelik inşaatının imar izninin hemen geçmesi için ANAP'tan RP'ye transfer edildi. Bu iş ile Erdoğan yakından ilgilendi. ABD Konsolosluk binasının temeli Erdoğan döneminde atıldı. 93 bin metrekare üzerine kurulu konsolosluk binası için 120 milyon dolar harcandı.

Hatırlarsınız:

Konsolosluk binasına yapılan saldırıda, Amerikalılar Türk polislerini ölüme terk ederek kapıları kapayıp binaya kaçmışlardı.
Yeşildağ kardeşler tam tekmil Tayyipçi olduktan sonra Ulus Par-kı'nın işletmeciliğini, İstanbul caddelerine ağaç dikme işlerini, trafik sinyalizasyon araçlarının satımını, güvenlik kameraları ve bunlarla alakalı İsviçre patentli gizli kamera tekniklerinin belediyelere pazarlanmasını ele geçirdiler.
Hem Tayyip dostuydular, hem hemşeri... Onlar devralmadan önce şimdi sahibi oldukları benzin istasyonuna işletme ruhsatı verilmiyordu. Yeşildağ kardeşler devreye girip çaresiz kalan eski işletmeciden yeri alınca, benzin istasyonunun ruhsattan yana kısmeti açılıyordu.
El eli, el de dönüp yüzü yıkar ya...

Kasım 2008'de Rizeliler günü nedeni ile yapılan kutlamalara Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, Rize Milletvekili Ali Bayramoğlu, AKP İl Başkanı Yılmaz Katmer, Çayeli Kaymakamı Mehmet Aktaş, THY Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hamdi Topçu ve Hasan Yeşildağ katılıyordu.
Uyuşturucu, cinayet, haraç, tehdit, adam kaçırma, mafya ve çete işlerinin göbeğindeki isimler ve onlarla yıllardan beri çıkar ilişkisi içinde olan bir Başbakan.

Gayrı meşru her yolla ülkenin değerlerini yok ediyorlar, terörün, çeteleşmenin rantını siyaset yoluyla paraya çeviriyorlar ve kendilerinin bu eylemlerini kamufle etmek için günahsız insanların evlerine gece yarıları baskınları düzenleyerek, sözde örgüt operasyonu maskesi ile gayrı meşru davranışlarını örtüyorlar ve sonra da dönüp:

"Ülkeyi çetelerden temizliyoruz. Temizeller operasyonu yapıyoruz" diyorlar. Ellerindeki kan, ellerindeki kir ve ellerindeki pisliğe bakmadan...

AKP döneminde; ülkemizdeki okulların kantin işletmelerinin uyuşturucu kaçakçılığından küçük yaştaki çocuklara taciz ve tecavüze, hırsızlıktan gaspa, gasptan cinayete kadar onlarca sabıkalı ve aranan suç organizasyonlarına ihale edildiği ortaya çıkıyordu. Küçücük çocuklarımız bu canilerin ellerine teslim ediliyordu.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, okul kantinlerinde çalışan ve okullardaki sözleşmeli personel olan insanların GBT (Genel Bilgi Toplama) kayıtlarını inceleyince, ortaya çıkan korkutucu tabloyu gazetecilerle paylaşıyordu.

17 Mart 2010 tarihli gazetelerde yer alan haberlere göre:

AKP Hükümeti'nin çocuklarımızı teslim ettiğimiz Milli Eğitim Bakanlı-ğı'na bağlı okul kantinlerinde çalışan; 9 kişi cinsel istismardan, 13 isim uyuşturucudan, 11 çalışan dolandırıcılıktan, 34 görevli ateşli silahlar kanununa muhalefetten, 12 personel cinayetten, 13 kişi cinayet ve yaralamadan, 65 isim hırsızlıktan, 19 çalışan mali suçlar ve kaçakçılıktan, 10 kişi terörden, 17 görevli ise resmi belgede sahtecilikten kayıtlıydı.
İnsanlar saf ve masum çocuklarını AKP Hükümeti ve onun Milli Eğitim Bakanlığı'na, AKP Hükümeti ve Bakanlık da mafyaya, çetelere teslim etmişti. Olay patlak verince Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu "Ay yeni öğrendik değiştireceğiz" diyordu.

Çeteleri ne güzel temizliyorlar değil mi?

Yeşildağ ile ilgili bir not daha! Uyuşturucu kaçakçısı Hasan Yeşildağ'ın şöhret olduğu bir başka yanı neydi?

El cevap: Ümraniye bombacılığı...

Evet, eski ülkücü Hasan Yeşildağ şöhretinin basamaklarına 12 Eylül öncesi Ümraniye Bombacısı olarak çıkmıştı.

Peki, Cemal Alpaslan? Dev-Sol bombacısı olarak... Ne güzel değil mi?
Tayyip Erdoğan, Hasan Yeşildağ, Cemal Alpaslan, Mehmet Eymür, Hanefi Avcı, Nakşibendîler, PKK itirafçıları, cezaevlerindeki militanları, DHKP'liler, Hizbullahçılar, El Kaideciler, CIA'nın gelinleri ve ajanları, 2. Cumhuriyetçiler, Nakşîler, Adliye ve Emniyet içindeki Fetullahçılar, Abla katilleri, öz yeğenini erkeklere pazarlayan Osmanımlar aynı safta... Hep aynı safta...
Kıble ise ABD!

Emniyetin içindeki Fetullahçıların; ortalıkta saçılmış bombaları, oltaya gelen, tarlalarda patates niyetine ekilen patlayıcıları... F Tipi yapılanmanın işledikleri cinayetler... Eylemler...

Kendi işledikleri cinayetleri ve suçları Atatürkçü ve yurtsever insanlara yıkmak amacıyla beraber komplolar hazırlayan F Tipi polis, savcı ve hakimler...
Dinci, 2. Cumhuriyetçi ve F Tipi basın.
Suçsuz yere Silivri'de çile çeken laik cumhuriyete bağlı insanlar...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Tayyip Erdoğan'ın Yolsuzlukları, Hainliği(ABD Uşaklığı) ve AKP Ekonomisinin İşleyiş Sistemi(Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir