Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Peygamberimizin Hastalanması ve Vefatı

Burada Hazreti Muhammed(S.A.V.), İslam Dini ve Kuran-ı Kerim hakkında konular bulabilirsiniz

Peygamberimizin Hastalanması ve Vefatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 10 May 2011, 16:57

Peygamberimizin Hastalanması

Medine Devri

Bu emri verişinden bir gün sonra anîden hastalandı; fakat, cihad için yola çıkacak ordunun hazırlığından vazgeçmedi. Bir gün sonra, yâni Perşembe günü, hasta olduğu hâlde bizzat kendi eliyle sancağı Hz. Üsame'ye verdi.

"Ey Üsame!.. Allah yolunda, Allah'ın ismiyle muharebeye çık, Allah'ı inkâr edenlerle çarpış!" buyurdu. Sonra, Müslümanlara hitaben, "Ahde vefasızlık etmeyiniz! Küçük çocukları ve kadınları öldürmeyiniz! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz; zîra, ne olacağını bilemezsiniz.

Belki, onlar yüzünden belâ ve musibete uğrayabilirsiniz! Fakat, Allah'ım!., imdadımıza yetiş, düşmanımızın hakkından gel, bizi onların zararından koru!' diye dua ediniz!" diye konuştu ve ilâve etti:

"Şunu da unutmayınız ki, Cennet, kılıçların parıltısı altındadır!"

Hz. Üsame, sancağı Büreyde b. Huseyb'e teslim ettikten sonra, aldığı emir gereği karargâhını Cüruf te kurdu. Hazırlığını bitiren Müslüman oraya koşuyordu.

Bazı Sözler

Hz. Üsame, ordusunu hazırlamakla meşguldü. Müslümanlar da harbe katılmak üzere hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı, İslâm Ordusunda Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Sa'd b. Ebî Vakkas, Ubeyde b. Cerrah gibi Ashab-ı Kiram'in ileri gelenlerinden birçok kimse vardı. Bunların üzerine, henüz 20 yaşına basmamış Hz. Üsame kumandan tâyin edilmişti.

Bu durum, hoşa gitmeyen bazı sözlerin söylenmesine sebep oldu:

"Henüz 20'sine ayak basmamış bir delikanlı kumandan tâyin ediliyor, ashabın ileri gelenlerinden birçok kimse emri altına veriliyor! Bu nasıl olur?"
Ayyaş b. EbîRebia ise, "ilk Muhacirlerin başına bu genç nasıl kumandan tâyin ediliyor?" diyordu.

Sanki biranda Hz. Üsame'nin Resûl-i Kibriya Efendimiz tarafından tâyin edildiği unutuluvermiş gibi bir sürü söz ve dedikodu...
Duruma Hz. Ömer (r.a.) muttali oldu. Bu tarz sözleri sarf-edenlere gereken cevabı verdikten sonra, meseleyi gidip Hz. Resûlullah'a(s.a.v.) intikal ettirdi.
Peygamberimiz, yakalandığı hastalığın şiddetinden yatağında yatmaktaydı. Haberi alır almaz, kızgınlığının ifadesi yüzünden belli oldu. Sargılı başıyla yatağından kalktı. Ashabın yardımıyla mescide giderek minbere çıktı.

Allah'a hamd ve senada bulunduktan sonra, "Ey insanlar!.. Üsame'yi kumandan tâyin ettiğim için bazılarınızın ileri geri konuştuğunu duydum!" dedi; sonra, konuşmasına şöyle devam etti:

"Benim, Üsame'yi kumandan tâyin etmeme itiraz ediyor gibisiniz! Daha önce Üsame'nin babasını kumandan tâyin ettiğim zaman da aynı şeyi yapmıştınız! Vallahi, nasıl babası kumandanlığa lâyık olduğunu göstermişse, Üsame de babasından sonra kumandanlığa lâyık bir kimsedir! Babası nasıl en sevdiğim biri idiyse, Üsame de en sevdiğim kimseler arasından biridir! O da, babası da her türlü hayrı işleyebilecek yaratılışa sahip kimselerdir. Onlardan hayırlı işler bekleyiniz. Muhakkak ki Üsame, sizin hayırlı olanlarınızdandır ve bu işe ehliyetli birisidir!"

Bu hitabesinden sonra minberden inip Hâne-i Saadetine girdi, İslâm Ordusuna katılacak Müslümanlar, birer ikişer gelip kendisiyle vedalaştılar. Efendimiz onlara, "Üsame'yi gönderme işini geri bırakmayınız." diyordu.

Hattâ, bir ara, dadısı ve Hz. Üsame'nin annesi Hz. Ümmü Eymen, Hâne-i Saadet'e gelip, "Yâ Resûlallah!.. Üsame'yi bir süre karargâhında bıraksan olmaz mı?" deyince, Efendimiz aynı sözlerini tekrarladı:

"Üsame'yi gönderme işini ihmâl etmeyiniz. Onu gönderiniz!"

Bu kesin emir üzerine Müslümanlar karargâha gittiler.

Bakî Mezarlığını Ziyaret

Fahr-i Âlem Efendimizin, bufânîdünyayıterkedeceği an, günbegün, saatbesaat yaklaşıyordu.
Bir gece yarısı, ansızın Hâne-i Saadetinden çıktı. Hz. Âişe Validemiz, "Yâ Resûlallah, nereye gidiyorsunuz?" diye sordu.
Resûl-i Ekrem, "Bakî Mezarlığında medfun bulunanehlim için istiğfar etmek üzere emir aldım; oraya gidiyorum." diye cevap verdi.
Yanında âzadlı kölelerinden Ebû Rafı ve Ebû Müveyhib vardı. Bakî Mezarlığında kabirler arasında uzun müddet durarak dua ve istiğfarda bulundu.

Sonra Ebû Müveyhib'e dönerek yakında ebedîâleme gideceğini, Bâkî-i Hakikînin cemâliyle müşerref olacağını şöylece ifade buyurdu:

"Ey Ebû Müveyhib!.. Dünya hazinelerinin anahtarları ile âhiret nimetlerini seçme hususunda serbest bırakıldım; ben de âhiret nimetlerini tercih etti m! "

Bu sözleri duyan Ebû Müveyhib'in birden nutku tutuldu. Yalnız gözü değil, bütün duygulan, ruhu, kalbi biranda ağlamaya başladı. Bu manâlı ziyaretten sonra Resûl-i Kibriya, Hâne-i Saadetine geri döndü.

Uhud Şehidlerini Ziyaret

Uhud şehidleri için de dua ve istiğfarda bulunması, Efendimize emredilmişti. Bu sebeple, bir gün Uhud'a gitti. Orada şe-hid olan en güzide sahabîleri için uzun uzun dua etti.

Oradan döner dönmez, Mescid-i Saadet'e vardı. Minbere çıktı. Müslümanlara hitaben, "Ben, sizin Kevser Havuzuna ilk kavuşanınız ve sizi ilk karşılayanınız olacağım." buyurduktan sonra sözlerine şöyle devam etti:

"Ben, sizin hakkınızda, benden sonra müşrikliğe dönersiniz diye korkmuyorum; fakat ben, sizin hakkınızda, dünyaya kapılır, onun için birbirinizi kıskanır, birbirinizi öldürürsünüz ve bunun neticesi olarak sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi sizde yok olup gidersiniz, diye korkuyorum!"

Hz. Meymûne 'nin Evinde

Resûl-i Ekrem Efendimiz, âdetleri gereği Hz. Meymûne'nin evinde bulunuyorlardı. Hasta olmasına rağmen ailelerinin hakkına son derece riâyet ediyordu. Burada Efendimizin ateşi birden yükseldi. Davet ettiği bütün hanımları, etrafında mahzun ve kederli duruyorlardı.
"Yarın hanginizin evine gideyim?" diye sordu.

Bu sualini birkaç kere tekrarladı. Hiçbir hanımından cevap gelmedi.
Bu soruyu sormasındaki maksadı, hastalık günlerini Hz. Âişe Validemizin evinde geçirmeyi arzu etmiş olmasındandı.
Peygamber Efendimizin bu arzusunu, Ezvac-ı Tâhirat, fera-setleriyle anlamada gecikmediler; ittifakla, Hz. Âişe Validemizin evinde kalmasını uygun gördüler.
Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz, Hz. Meymûne'nin evinden çıkarak, bir eli Hz. Ali'nin, diğer eli Hz. Abbas'ın omuzunda, onların yardımıyla Hz. Âişe Validemizin evine geldi.

Peygamberimiz ve Hz. Âişe

Hz. Âişe Validemiz, Efendimizin hastalığı esnasındaki bir hâtırasını şöyle anlatır:


"Resûlullah (s.a.v), eve geldiği sırada başımda bir ağrı belirmişti. Ağrının şiddetinden 'Vay başım, vay başım!..' diye söylendim.
"Resûlullah bunu duyunca, 'Ne ehemmiyeti var, neden üzülüyorsun? Eğer benden evvel dünyadan göçüp gidersen seni teçhiz ve tekfin eder, namazını da kılarım.' diye konuştu.

"Ben de, 'Benim ölümümü mü istiyorsunuz?' dedim."
Hz. Âişe, Peygamberimizin lâtife yaptığını birden anlayamayıp böyle konuşmuştu.

Resûl-i Ekrem, latifesinin sonunu şu ciddî sözlerle bağladı:

"Ey Âişe!.. Senin başının ağrısı geçer, gider. Asıl baş ağrısı, benim başımın ağrısıdır; artık ondan kurtulmak çok zor!" Peygamberimiz ve Sıddık-ı Ekber
Her yerde her zaman Allah ve Resulüne sadâkatin zirvesinde bulunan Sıddık-ı Ekber, Resûl-i Ekrem'in huzuruna çıkarak, kendisine hizmet etmekten şeref duyacağını, şöylece dile getirdi:
"Yâ Resûlallah, müsaade buyurursanız, hastalığınızda size hizmet etmek isterim!"

Resûl-i Ekrem, Sıddık-ı Ekber'in arzusuna müsaade etmedi; ama cevabı, gönlünü fethediçiydi:

"Yâ Ebâ Bekir!.. Bu niyetinle bile yapacağın hizmetin sevab ve mükâfatına şimdiden nail oldun. Ancak ben, hastalığım esnasında hizmetlerimi kızımla zevcelerimden başkasına gördürecek olursam, onları üzmüş olurum!"

En Ağır Hastalık, En Fazla Izdırap

Hastalığın şiddeti, ateşin yüksekliği sebebiyle Peygamber Efendimiz, yatağında bile rahat edemiyordu. Bir o tarafa, bir bu tarafa dönüyordu.
Başucunda bulunanlar, bu durum sebebiyle, "Yâ Resûlal-lah!.. Eğer bizden birisi bu derece ızdırap çektiğini izhar etseydi, muhakkak bizi tekdir ederdin!" dediler.

Resûl-i Ekrem, cevabıyla, durumunu şöylece izah etti:

"Benim hastalığım, bildiğiniz gibi değil, oldukça zordur. Allah Teâlâ, sâlih ve mü'min kullarını belânın, hastalığın ve musibetin en şiddetlilerine mübtelâ eder. Fakat o belâ, o musibet ve o hastalık vasıtasıyla o mü'min sâlih kulunun derecesini yükseltir, günahlarını yok eder."

Ve Hz. Âişe Validemiz şöyle der:

"Hakikaten, Resûlullah'ın hastalığından daha zor, daha şiddetli bir hastalık görmedik."

İbn-i Mes 'ud Anlatıyor

Abdullah İbn-i Mes'ud (r.a.) ise, Peygamberimizin hastalığının şiddetini şöyle dile getirir:


"Nebînin (s.a.v.) hastalığında vücudu hummanın hararetinden şiddetli sarsıldığı sırada huzuruna varmıştım.
'"Yâ Resûlallah!.. Humma hararetinden çok ızdırap çekiyorsunuz! Yâ Resûlallah!.. Bu hummanın iki kat ızdırabı var; elbette sizin için iki kat ecri ve mükâfatı vardır.' dedim.
"Resûlullah, 'Evet.' diyerek beni tasdik etti.

Sonra da şöyle buyurdu:

'"Hastalığa tutulan hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah Teâlâ onun hata ve günahlarını, ağacın yaprakları döküldüğü gibi dökmesin!"'

Ümmü Bişr Anlatıyor

Hastalığı sırasında Resûl-i Ekrem'in ziyaretine giden Bişr b. Bera'nın annesi Ümmü Eîişr de, gördüklerini şöyle anlatır:


"Resûlullah'ı ziyarete gitmiştim.

Vücudundaki şiddetli harareti görünce sormadan edemedim:

"Yâ Resûlallah!.. Ben böyle sıtma hiç görmedim!"

Resûlullah (a.s.m.), bana cevaben şöyle buyurdu:

'"Bizim hastalığımız, herkesten daha şiddetli, daha ziyade olur; fakat bunun mukabilinde kazandığımız sevab ve mükâfat da o nisbette fazla olur!""178 Resûl-i Ekrem 'in, Bir Yazı Yazdırmak için Kâğıt Kalem İstemesi Rebiülevvel ayının sekizi, Perşembe günü...
Resûl-i Kibriya Efendimizin hastalığının en şiddetli anları... Etrafında Hz. Ömer gibi bazı zâtlar bulunuyordu. Bu arada, "Bana kâğıt kalem getiriniz, size bir yazı yazayım; tâ ki, bundan sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırmayasınız." buyurdu."

Hz. Ömer, "Resûlullah'a (a.s.m.) hastalığı baskın gelmiştir. Yanınızda Kur'ân var. Allah'ın Kitabı bize yeter." dedi.
Bazıları Hz. Ömer'in sözlerini doğruladı. Kimisi de kâğıt kalemin getirilmesini istiyordu. Resûl-i Kibriya Efendimiz, anlaşmazlığa düşüldüğünü farkedince, "Yanımdan kalkınız! Yanımda münakaşa, gürültü olmaz. Beni kendi hâlime bırakınız!" buyurdu.

Böylece, Resûl-i Kibriya Efendimizin yazdırmayı arzu ettiği şey, yazılmamış oluyordu.

Hastalığının Hafiflediği Gün

Fahr-i Alem Efendimizin hastalığı gün gün, saat saat şiddetini artırıyordu. Bir ara soğuk su getirilmesini emretti. Getirilen suyu mübarek vücutlarına döktürdü.
Bundan sonra biraz hafifleyip rahatlık hissetti. Bunun farkına varır varmaz, Hz. Ali (r.a.) ve FazI b. Abbas Hazretlerine dayanarak, Hâne-i Saadetinden Mescid-i Şerife gitti. Minbere çıkıp oturdu.

Ashab-ı Kiram'a şu hitabede bulundu:

"Ey insanlar!.. Duydum ki, vefat edeceğimi düşünüp telâş ediyormuşsunuz! Hangi peygamber ümmeti içinde ebedî kaldı ki ben de kalayım? Bilesiniz ki ben yakında Rabbime kavuşacağım; O'na sizde kavuşacaksınız!
"Ey Ensâr!.. ilk Muhacirlere iyilik etmenizi size tavsiye ederim!
"Ey Muhacirler!.. Size de, Ensâr'a iyilikte bulunmanızı tavsiye ederim! Onlar size yardımda bulundular. Sizi memleketlerine getirdiler. Sizi evlerinde ağırladılar, barındılar. Geçimde sıkıntı içinde oldukları hâlde sizi kendilerine tercih ettiler. Her kim onların üzerine hâkim durumuna geçerse onlara iyilikte bulunsun.
"Ey insanlar!.. Her şey Cenâb-ı Hakk'ın ezelî iradesi dairesinde cereyan eder. Allah Teâlâ'nın kaza ve kaderine galebe etmek sevdasına kapılmayınız; çünkü mağlûb olursunuz. Cenâb-ı Hakk'a hile yapmaya kalkışmayınız; zîra zarar ve ziyana siz uğrarsınız. Ben size, şefkatli ve merhametliyim. Sizler yine bana kavuşacaksınız. Buluşacağımız yer, Kevser Havuzu kenarıdır. Her kim Kevser Havuzu kenarında benimle buluşmak isterse, elini ve dilini lüzumsuz şeylerden sakınsın.

"İnsanlar!.. Bilmelisiniz ki, günah işlemek, nîmet ve kısmetlerin değişmesine sebep olur. insanların ekserisi sâlih olursa, onların amirleri, idarecileri de adi ve insaf ile muamele ederler. Halk, isyan ve günaha meylederse onların idarecileri, hâkimleri de zulm ve adaletsiz iş görmeye yönelirler."

Bu hitabesinden sonra tekrar Hz. Âişe Validemizin evine gitti ve yatağına yattı.

Efendimizin Müslümanlarla Helâlleşmesi

Resûl-i Ekrem, hastalığının en şiddetli olduğu bir günde ashabıyla helâlleşmeyi arzu etti.
Yine, bir taraftan Hz. Ali'ye, diğer taraftan da FazI b. Abbas Hazretlerine dayanarak güçlükle ayağa kalktı ve mescide gitti. Minbere çıkıp oturdu.

Hz. Bilâl'e de (r.a.) şu emri verdi:

"Halka nida et; mescide toplansınlar. Onlara vasiyet etmek isterim. Bu, benim son vasiyetim olacaktır!"
Hz. Bilâl, emri yerine getirdi. Biranda toplanan halkı, mescid almaz oldu.

Resûl-i Kibriya Efendimiz, Allah'a hamd ve senadan sonra Ashab-ı Kiram'a şöyle hitab etti:

"Ey insanlar!.. Sizden ayrılma vaktim oldukça yaklaşmıştır! Sizden birine vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun! Birinizin malını almışsam, gelsin, hakkını alsın! Sakın hak sahibi, şayet kısas talebinde bulunursam, 'Resûlullah bana darılır' diye düşünmesin! Bilmelisiniz ki, benden hakkını isteyene darılmak, benim fıtratımda yoktur. Benim yanımda en sevimliniz, hakkı varsa, gelip benden onu isteyen kimsedir veyahut helâl edendir. Ben, Rabbimin huzuruna, üzerimde kul hakkı olmadan varmak istiyorum!"

Bir anda ortalığa hazin bir sükût çöktü. Resûl-i Ekrem Efendimiz, sözlerini tekrarladı:

"Ey insanlar!.. Kime vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun! Her kimin benden alacağı varsa, işte malım, gelsin alsın!"

Cemaat içinden biri ayağa kalktı:

"Yâ Resûlallah!.. Sizden üç dirhem alacağım var!"

Peygamber Efendimiz, "Ben bu hususta hiç kimseyi yalanlamam ve hiç kimseye 'Yemin et.' diye teklif de etmem; ancak, bu üç dirhemin zimmetime nasıl geçtiğini öğrenmek isterim!" dedi.
Adam, "Yâ Resûlallah!.. Bir defasında huzurunuza bir fakir gelmişti. Bana, fakire üç dirhem vermemi emrettiniz. Ben de verdim, işte, istediğim, bu üç dirhemdir!" dedi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, "Doğru söylüyorsun!" dedikten sonra, "Ey Fadl!.. Buna üç dirhem ver!" buyurdu."84 Mescide Açılan Kapıların Kapatılması
Bundan sonra Resûl-i Kibriya Efendimiz, "Mescide açılan kapıları kapatınız; sâdece, Ebû Bekir'in kapısı açık kalsın!" buyurdu. Emir gereği Mescid-i Şerifin çevresindeki evlerin kapısı, Hz. Ebû Bekir'inki hâriç, hepsi kapatıldı." Hz. Ebû Bekir, Namaz Kıldırmaya Memur Ediliyor
Resûl-i Kibriya Efendimiz, hastalığı esnasında ezan okununca dâima Mescid-i Şerife çıkar ve cemaate namaz kıldırırdı.
Vefatına üç gün kala hastalığı birden ağırlaştı. Bu sebeple artık Mescid-i Şerife de çıkamaz oldu. O zaman, "Ebû Bekir'e söyleyiniz; insanlara namaz kıldırsın!" diye emir vererek, imamlığı Hz. Ebû Bekir'e bıraktı.

Peygamberimizin Son Namaz Kıldırışı

Hz. Ebû Bekir, Müslümanlara öğle namazını kıldırıyordu.
Bu sırada Resûl-i Kibriya Efendimiz, bedeninde bir hafiflik hissetti. Hz. Abbas ile Hz. Ali'nin yardımıyla yavaş yavaş Mescid-i Şerife çıktı.
Hz. Ebû Bekir, Fahr-i Âlem Efendimizin gelmekte olduğunu anlayınca, geri çekilmek istedi. Efendimiz, yerinde durması için işaret etti. Sonra Hz. Ebû Bekir'in yanına oturtulmasını emir buyurdu. Hz. Ebû Bekir'in sol tarafına götürüp oturttular. Hz. Ebû Bekir ayakta, oturmuş olan Efendimize tâbi oldu."88
Resûl-i Kibriya Efendimizin Mescid-i Şerifte Müslümanlara kıldırdığı son namaz budur!
Hz. Cebrail 'in, Hatırını Sormak için Gelişi Rebiülevvel ayının onu, Cumartesi günü idi.
Peygamber Efendimizin hayatında, Hz. Ebû Bekir 17 vakit namaz kıldırmıştır.
Cenâb-ı Hakk tarafından Cebrail (a.s.) geldi, Resûl-i Kibriya Efendimizin hâl ve hatırını sordu.
"Ey Ahmed!.." dedi, "Yüce Allah, sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden çok daha iyi bildiği hâlde, sana, 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor."

Rabb-i Rahîmine kavuşmanın hasretini yüreğinde duyan Fahr-i Kâinat Efendimiz, "Ey Cebrail!.. Kendimi baygın ve sıkıntılı bir hâlde görüyorum!" diye cevap verdi."

Vefatından Bir Gün Evvel Rebiülevvel ayının 11 'i, Pazar günü...
Cin ve insin peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m.), yatağında, şiddetli ateşler içinde idi. Etrafında Ezvacı Tâhirat vardı. Başucunda Hz. Âişe Validemiz oturuyordu.

Bu sırada Hz. Üsame, ordugâhtan gelip Huzuru Saadetlerine girdi. Efendimiz, dalgın yatıyordu. Yerinden kımıldayacak hâli yoktu. Hz. Üsame, mübarek ellerini ve başlarını öptü. içi hüzün ve keder doluydu. Azamî hürmet içinde Kâinatın Efendisinin karşısında ayakta durdu. Efendimiz ona bir şey söylemedi. Sâdece ellerini göğe kaldırdı ve onun üzerine sürdü. Ona dua ettiği anlaşıldı.
Resûli Ekrem Efendimizin duasını alan Hz. Üsame, doğruca ordusunun başına döndü.

Hz. Cebrail 'in İkinci Gelişi

Rebiülevvel ayının 11 'i, Pazar günü...
Hz. Cebrail, yine hatırlarını sormak üzere geldi. Bu esnada Yemen'de peygamberlik dâva eden yalancı Esvedi Ansînin îdam olunduğunu haber verdi. Resûli Ekrem Efendimizde bu haberi Ashabı Kiram'a bildirdi.

O Pazartesi

Hayatında mühim hâdiselerin meydana geldiği pazartesi günü... Rebiülevvel ayının 12'si... Böyle bir pazartesi gününde mübarek gözlerini dünyaya açmışlardı.
Bu gün de, Resûl-i Kibriya Efendimizin bir ara hastalığı hafifleyip kendine geldi. Bu hafifliği hisseder etmez yatağından kalktı. Hazırlıklarını yaparak Mescid-i Şerife teşrif etti.

O sırada Ashab-ı Kiram saf bağlayıp Hz. Ebû Bekir'in arkasında sabah namazı kılıyordu. Kâinatın Efendisi, bu nurânî manzarayı görmekle son derece sevindi, hattâ tebessüm buyurdu. Kendileri de Hz. Ebû Bekir'e uyarak namazını eda etti.
Resûl-i Ekrem Efendimizi, aralarında mütebessim birsîma ile gören sahabîler, bütün bütün sıhhat zannıyla son derece sevindiler.

Peygamber Efendimiz, Hücre-i Saadetlerinde

Son günün sabah namazını Hz. Ebû Bekir'e uyup ashabının arasında kılarak onları sevince garkeden Fahr-i Kâinat, namazın edasından sonra yine Hücre-i Saadetine döndü. Yataklarına yattılar.
Bu arada, Kumandan Hz. Üsame, son defa kendisiyle vedalaşmak üzere geldi.
Resûl-i Ekrem, "Allah'ın bereketiyle artık hareket et!" buyurdu.
Emri alan Kumandan Hz. Üsame b. Zeyd, doğruca ordugâha gidip mücâhidlere hareket emrini verdi. Hz. Ebû Bekir 'in, İzin İsteyip Sünh 'taki Evine Gidişi
Pazartesi günü, Hz. Ebû Bekir de, Fahr-i Kâinat Efendimizin durumunun bir ara iyileştiğini farketmişti. Bunun için huzura girip, "Yâ Resûlallah!., Allah'a hamdolsun! O'nun lütuf ve keremi ile sağ salim sabaha çıktınız! Müsaade buyurursanız, Sünh'taki evime gideyim." dedi.
Resûl-i Kibriya Efendimiz, "Olur." buyurdu.
Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, Sünh'taki evine gitti."

Müslümanlara ve Ev Halkına Son Seslenişi

Son gün... Pazartesi günü...

Resûl-i Kibriya Efendimizin mübarek dillerinden şu cümleler dökülüyordu:

"Ey insanlar!.. Karanlık gece kıtaları gibi fitneler geliyordur!
"Ey insanlar!.. Siz bana karşı hiçbir şeyle delil bulamazsınız; zîra ben, ancak Allah'ın Kitabı Kur'ân'm helâl kıldığını helâl, haram kıldığını da haram kıldım!
"Ey kızım Fâtıma!.. Ey halam Safiyye!.. Allah katında makbul olacak ameller işleyiniz (Bana güvenmeyiniz)! Çünkü ben, sizi Allah'ın azabından kurtaramam!"

Peygamberimizin, Hz. Fâtıma'ya Söyledikleri

Hz. Fâtıma, Resûl-i Ekrem'in hayatta kalmış olan biricik kızı idi. Kâinatın Efendisinin evlâd sevgisini kendisiyle tatmin ettiği tek evlâdı.. Hz. Fâtımatû'z-Zehra, güzel ahlâkta, yürüyüşte, oturuşta, kalkışta Peygamber Efendimize en çok benzeyen evlâdı idi. Resûl-i Ekrem, hastalığının son gününde bir ara biricik kızı, güzel ahlâk ve zarafet timsâli Hz. Fâtima'yı yanına çağırdı. Hz. Fâtıma gelince, onu sol tarafına oturttu. Ona gizlice bir şey söyledi.
Hz. Fâtima'yı birden bir hüzün ve keder havası kapladı. Arkasından gözyaşları boşanmaya başladı.
Peygamber Efendimiz, sonra yine bu güzide kızına gizlice bir şey daha söyledi. Bu sefer, biraz evvel gözyaşı döken Hz. Fâtıma, birden gülümseyip sevinmeye başladı.

O sırada orada bulunan Hz. Âişe, daha sonra bunun sebebini sorunca, Hz. Fâtıma şu cevabı verir:

"Önce bana pek yakında dünyadan ve benden ayrılacağını söyledi; bunun için ağladım! Sonra da Ailem içinde en evvel bana sen kavuşacaksın.' deyince de sevindim!"

Son Anlar...

Rebiülevvel ayının 12'si, Pazartesi günü... Güneş, batıya doğru kayıyordu.
Resûl-i Kibriya Efendimizin mübarek başlan, Hz. Âişe'nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Artık, nefes alıp vermekte güçlük çekiyordu.

Dili Allah'ı zikretmekle meşguldü:

"Allah'ım, beni Refik-i Âlâ'ya ulaştır!" duasını tekrarlıyordu.

Bu esnada bile ümmetime irşadda bulunmaktan geri durmuyordu:

"Elleri-nizdeki kölelerinize iyi davranınız! Namaza, namaza dikkat ve devam ediniz!" diyordu.

Bu hazin manzara, orada bulunan Hz. Fâtıma'nın yüreğini âdeta dağlıyordu. Bir ara Resûl-i Kibriya Efendimizi bağrına bastı; "Vay, babamın çektiği ızdiraba!.." diyerek gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı.

Peygamber Efendimiz, "Bugünden sonra baban hiçbir ızdı-rap çekmeyecektir." buyurdu ve ilâve etti:

"Kızım, sakın ağlama! Ben vefat ettiğim zaman 'innâ lillah ve innâ ileyhi raciûn.'de."

Hz. Cebrail ile Hz. Azrail 'in Birlikte Gelişleri

Resûl-i Kibriya Efendimiz, bu fânîdünyada artık son dakikalarını yaşıyordu.
Bu esnada, Hz. Cebrail, Hz. Azrail'le geldi. Resûl-i Kibriya Efendimizin hâl ve hatırını sordu; sonra, "Ölüm meleği Azrail, içeri girmek için izninizi ister!" dedi.
Resûl-i Kibriya Efendimiz müsaade edince, Hz. Azrail içeri girdi. Efendimizin önüne oturdu.
"Yâ Resûlallah!.." dedi, "Yüce Allah, senin her emrine itaat etmemi bana emretti, istersen ruhunu alacağım, istersen sana bırakacağım!" Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hz. Cebrail'e baktı. Oda, "Yâ Resûlallah, Mele-i Âlâ seni beklemektedir!" dedi. Bunun üzerine, Hâtemû'1 -Enbiya Efendimiz, "Yâ Azrail, gel, memuriyetini yerine getir." diye buyurdu."

Peygamberimizin, Rabbine Kavuşması

Mübarek başlan Hz. Âişe'nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Yanında su kabı vardı, iki elini suya batırıp ıslak ellerini mübarek yüzüne sürdü. Mübarek dudaklarından "Lâ ilahe illallah." cümlesi döküldü. Sonra ellerini yüzünden kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti. "Allah'ım, Refık-i Âlâ!.." cümlesini

tekrarlaya tekrarlaya 63 yaşında iken mübarek ruhu Refık-i Âlâ'ya yükseldi.1200 Tarih, Hicret'in 11. senesi, Rebiülevvel ayının 12'si, Pazartesi günü. Milâdî: 8 Haziran 632.

Vefattan Sonra

Hâtemû'l Enbiya Efendimizin pâk ruhları artık Âlâyı illiyyin'e [En Yüksek Makama] yükselmişti. Ezvacı Tâhirat, üzerine bir örtü örttüler ve feryada başladılar!
O sırada annesi tarafından "Hz. Resûlullah'ın son anlarını yaşadığını" haber alan Hz. Üsame, hareket etmeyip ordusuyla Mescidi Şerife gelmişti. Hânei Saadet'te feryad ve figanın yükseldiğini duyan ashab, kalblerinden vurulmuşa döndüler. Sanki gök kubbe bir anda başlarına yıkılmış gibiydi. Herkesin nutku tutulmuş, gözler damla damla keder ve hüzün akıtıyordu.

Hz. Ömer, cesaret ve adalet timsâli Hz. Ömer bile kendisini bu dehşetli ânın tesirinden kurtaramadı; hattâ, herkesten daha çok dehşete kapılarak şöyle bağırdı:

"Resûlullah ölmemiştir ve sağdır! Ona sâdece, Hz. Musa'ya arız olan saika gibi bir sarika arız olmuştur. Kim 'Muhammed öldü.' derse, onu kılıcımla iki parça ederim!"

Halkı Teskin Eden Sıddıkı Ekber

Hz. Ebû Bekir o sırada Sünh mahallesindeki evinde bulunuyordu. Yürekleri dağlayan haberi kendisine ulaştırdılar. Gönlünün bir parçasının âdeta koptuğunufarkeden Hz. Ebû Bekir, sür'atle Hânei Saadet'e geldi.
Dehşet ve hayret içinde, Fahri Kâinat'ın mübarek yüzlerini örten örtüyü kaldırdı. Yüzü, tecessüm etmiş bir nur idi. Eğildi.tazim ve hürmetle pâk ve nurlu alınlarından üç kere öptü.

Akan gözyaşları arasında dilinden dökülen kelimeler şunlar oldu:

"Ölümün de hayatın gibi temiz ve lâtif, yâ Resûlallah!.."

Sonra da Ehli Beyt'e teselli verdi.

Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer

Hz. Ebû Bekir, Hânei Saadet'ten çıktıktan sonra Mescidi Şerife vardı. Hz. Ömer'in "Resûlullah vefat etmedi." sözlerini duymuştu.

Bunun üzerine şöyle konuştu:

"Kim ki Muhammed'e (s.a.v.) tapıyorsa, bilsin ki Muhammed (s.a.v.) ölmüştür. Kim ki Allah'a ibâdet ve kulluk ediyorsa, bilsin ki Allah, Hay/dır, ölümsüzdür."

Sonra da şu âyeti kerîmeyi okudu:

"Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce birçok peygamber gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse, siz ardınıza dönüverecek misiniz (Dininizden dönecek veya savaştan kaçacak mısınız?) Kim ardına dönerse, elbette Allah'a hiçbir şeyle zarar verecek değil; fakat şükredip sabredenlere, Allah muhakkak mükâfat verecektir!"

Bu âyeti kerîme, Uhud Muharebesinde, "Muhammed öldürüldü!" şayiası üzerine nazil olmuştu. Ashab, onu belki yüzlerce, binlerce defa okumuş oldukları hâlde, o andaki teessür sebebiyle biranda unutuvermişlerdi sanki!..

işte, yalnız metanetini eden Hz. Ebû Bekir bunu unutmamış ve ashaba hizmeti ve vazifeyi ffa etmiş oluyordu.
Bu hitabe ve bu âyeti kerîmeyi hatırlamaları üzerine sahabîler, kendilerine geldiler. Bir anda toparlandılar ve şaşkınlıklarını üzerlerinden attılar.

Daha sonra Hz. Ebû Bekir, şu mealdeki âyeti kerîmeyi okudu:

"(Ey Resulüm!..) Elbette sende öleceksin, onlarda ölecekler!"

Metanetini yitirmeyen Hz. Ebû Bekir, bu hitâbesiyle, o zamanki İslâm cemaatine büyük bir hizmet ffa etmiş oluyordu.
Ashabı Güzin artık Kâinatın Efendisinin bu dünyadan göçmüş olduğunu anlayıp kabul ettikleri gibi, Hz. Ömer de "Resûlullah ölmemiştir!" sözünü söylemekten vazgeçerek kendine geldi.

Evet, Medine Medine olalı beri, Kâinatın Efendisinin kendisine teşrifiyle duyduğu sevinç kadar hiçbir sevinç duymamıştı. Şimdi ise, aynı Medine, en büyük hüzün ve keder ânını yaşıyordu; âdeta, semâlarını hüzün ve kederden bir kara bulut kaplamıştı.

Hz. Ebû Bekir'in Halife Seçilmesi

Resûli Kibriya Efendimizin vefatıyla Medine mateme bürünmüştü. Gözlerden gözyaşı, gönüllerden tahassür, keder ve elem akıyordu.
Ancak, bununla hiçbir iş hallolmazdı. Müslümanların işlerini görecek, İslâm'ın hükümlerini tatbik edecek, Resûli Ekrem Efendimize halife olacak bir devlet başkanının seçilmesi gerekliydi.

Bunun için derhâl teşebbüse geçildi. O sırada, bu yüksek makama herkesten en lâyık ve ehliyetli olan, Sıddıkı Ekber Hz. Ebû Bekir'di. Zîra, Ashabı Kiram'in en yüksek tabakası, en evvel Mekke'de îman eden seçkin sahabîlerdi. Onların da en efdali Hz. Ebû Bekir idi. Gerçi, Hz. Abbas ve Hz. Ali, akrabalık cihetiyle herkesten ziyade Resûli Ekrem Efendimize yakın idiler; fakat, Nebîyyi Muhterem Efendimiz, yârı garı olan Hz. Ebû Bekir'i, ashabının hepsinden üstün tutardı. Vefatını netice veren hastalığında da bunu göstermişti. Mescidi Şerife açılan kapıların hepsini kapattırdığı hâlde Hz. Ebû Bekir'inkini açık bıraktırmıştı. Ebediyet âlemine göç etmesine üç gün kala imamlık vazifesini yine ona devretmiş, İslâm'ın temel şartlarının en mühimi olan namazda onu bütün Müslümanların önüne geçirmişti. Bu sebeple, Hz. Resûlullah'tan sonra halifeliğe en lâyık o idi. Nitekim, netice de öyle oldu.
Resûli Ekrem Efendimizin ebediyet âlemine irtihal buyurdukları Pazartesi günü öğleden sonra akşama kadar yapılan uzun konuşma, görüşme ve müzakerelerden sonra, Hz. Ebû Bekir, Hz. Resûlullah'ın halifesi seçildi ve ona biat edildi.

Hz. Ebû Bekir'e Umumî Biat

Rebiülevvel ayının 13'ü, Salı günü...
Hz. Ebû Bekir, Mescidi Nebeviye geldi, minbere çıkıp oturdu.
Henüz konuşmaya başlamadan önce, Hz. Ömer ayağa kalktı; Allah'a hamd ve şükürde bulunduktan sonra, Müslümanlara hitaben, "Allah, halifeliği, sizin hayırlınız, Resûlullah'ın (a.s.m.) yârı garı olan zâta nasîb etti. Kalkınız, ona biat ediniz!" dedi.
Mescidi Şerifte bulunan Müslümanlar, kalkıp, Hz. Ebû Bekir'e umumî be/at yaptılar.

Bîat işi bitince, Hz. Ebû Bekir, Allah'a hamd ve şükrettikten sonra şöyle konuştu:

"Ey insanlar!.. Ben, üzerinize vali ve emîr oldum. Hâlbuki, sizin en hayırlınız değilim! Eğer iyilik edersem bana yardım ediniz, fenalık yaparsam bana doğru yolu gösteriniz! Doğruluk emanettir, yalancılık hıyanettir, inşallah, içinizdeki en zaffiniz, kendisinin hakkını alıncaya kadar, yanımda en güçlünüz olacaktır! inşallah, içinizde en güçlünüzde, üzerine geçirdiği hakkı kendisinden alıncaya kadar benim yanımda en zaffiniz olacaktır!
"Ey insanlar!.. Allah yolunda cihadı terk etmeyin! Bilin ki, cihadı terk eden kavim zelil olur. Ben, Allah ve Resulüne itaat ettikçe, siz de bana itaat ediniz; ben, Allah ve Resulüne âsi olursam, sizin de bana itaatiniz lâzım gelmez. Kendim ve sizin için Allah'tan af ve mağrifet dileri m! "

Peygamber Efendimizin Yıkanması ve Kefene Sarılması

Rebiülevvel ayının 12'si Pazartesi günü Müslümanlar öğleden sonra akşama kadar işlerini yürütecek bir halifenin seçimiyle meşgul olduklarından, Peygamber Efendimizin yıkanması, teçhiz ve defni Salı gününe kaldı. O gün, Hz. Ebû Bekir'e Mescidi Nebevîde umumî bîat yapıldıktan sonra bu işlere başlandı.
Resûli Kibriya Efendimizin Hücrei Saadetlerinde yıkama işiyle meşgul olmak için Hz. Ali, Hz. Abbas, Fadl b. Abbas, Kuşem b. Abbas, Üsame b. Zeyd ve Peygamberimizin âzadlısı Şükran (Salih) bulunuyordu.

Bu arada, Ensârı Kiram da, bu ulvî hizmette bulunmak istiyordu. Bu husustaki arzularını izhar ettiler. Onları temsilen de Hz. Ali, Evs b. Havlîyi içeri.

Yıkama işini Hz. Ali yaptı; zîra, Resûli Kibriya Efendimiz, sağlığında ona, "Vefat ettiğim zaman, beni sen yıka." diye vasiyet etmişlerdi.
Evs b. Havlî testiyle su taşıyor, Hz. Abbas ile Üsame ve Şükran, Peygamberimizin üzerine su döküyorlardı. Hz. Ali de, eline sarmış olduğu bezle gömlek üzerinden ovuşturarak Peygamberimizi yıkıyordu. Mübarek cesetleri son derece temizdi, mis gibi kokuyordu. Hücrei Saadet'in içini, o âna kadar görülmemiş güzel bir koku kaplamıştı. Peygamber Efendimizde, ölülerde görülegelen şeylerden hiçbirinden eser yoktu. Hz. Ali yıkarken, "Anam babamı sana feda olsun! Hayatında da, vefatında da temizsin, güzelsin yâ Resûlallah!.." diyordu.
Yıkama işi bittikten sonra, Hâtemû'lEnbiya Efendimiz, yine Hz. Ali, Hz. Abbas, Fadl b. Abbas ve Şükran tarafından kefene sarıldı.

Peygamberimizin Üzerine Namaz Kılınması

Rebiülevvel ayının 13'ü, Salı günü öğleye doğru Resûli Kibriya Efendimizin yıkanma ve kefene sarılma işi tamamlandı. Hücrei Saadetinde şeririnin üzerine konuldu. Bundan sonra Hânei Saadetlerinin kapısını açtılar. Önce erkekler, sonra kadınlar, daha sonra da çocuklar, Fahri Âlem Efendimize karşı bu son vazifelerini huşu ve hüzün içinde ffa ettiler.

Resûli Ekrem'in Defni

Resûli Ekrem'in nereye defnedileceği hususu görüşüldü.
Bir kısmı, Mekke'ye götürülmesini, diğer bir kısmı Medine'de ve Bakî Mezarlığına, bazıları ise mescidin içine defnedilmesini teklif etti.

Fakat, Hz. Ebû Bekir, "Ben, Resûlullah'tan şu sözü işitmiştim ve hâlâ unutmamışımdir:

'Cenâbı Hakk, her peygamberin ruhunu, o peygamberin defnolunmak istediği yerde kabzetti.' Dolayısıyla, Resûlullah'ı istirahat döşeğinin bulunduğu yere defnetmeliyiz!" dedi.

Bu teklif, Ashabı Kiram tarafından da benimsendi. Böylece, Resûli Kibriya Efendimizin, Hz. Âişe'nin evinde yattığı döşeğin altının kabir olarak kazılması kararlaştırıldı. Bundan sonra döşek kaldırılarak altı lahd tarzında kazıldı.
Hz. Bilâl 'in, Müslümanları Ağlatması Resûli Kibriya Efendimiz henüz defnedilmemişti.
Bu sırada Hz. Bilâl, hüzün ve hasret akıtan yanık sesiyle ezan okudu. "Eşhedü Enne Muhammede'r Resûlullah." dediği zaman, Ashabı Kiram hüngür hüngür ağlamaya başladı; Mescidi Nebevî, ağlama sesleriyle çalkalandı.
Bu, Hz. Bilâl'in son ezanı oldu. Resûli Kibriya Hazretleri defnedildikten sonra artık ezan okumadı.

Peygamberimizin Kabre Konması

Çarşamba gecesinin geç vakitleri idi.
Nihayet, gönül ve gözyaşları arasında Serveri Kâinat'ın mübarek na'şını kabrine tevdi ettiler.

Bu büyük, eşsiz ve benzersiz hayatın safhalarını gücümüzün yettiği kadar anlatmaya çalışıp burada bitirirken, duamız da şu:

"Allah'ım!.. Bizi dünyada Resulünün sünnetinden ayırma; âhirette ise şefaatinden mahrum kılma! Âmin... Âmin... Âmin..."

Kaynakça
Kitap: PEYGAMBERİMİZİN HAYATI
Yazar: SALİH SURUÇ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Peygamberimizin Hastalanması ve Vefatı

Mesajgönderen YitikGezegen » 16 May 2011, 21:28

Merhaba Admin Bu site çok gerekli ve mutlaka bilinmesi gereken Tarihimiz için çalışmalar yapmış Emeklerine sağlık Başarılar diliyorum.
Gelelim esas mevzu olan konumuz Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed'in öldüğü (andan defn işlemine kadar olan süre içinde gerçekleşen yanlışlara) ve halife seçimine işte islam alemini derinden yaralıyan bölünmelere yol açan olayların gerçek sebebide budur.Bu konunun derinlemesine araştırılması ve cevabının ona göre
verilip tarihimizle yüzleşmemiz gerekiyor.Saygılarımla
YitikGezegen
Kısa Dönem Er
 
Mesajlar: 1
Kayıt: 04 May 2011, 12:08

Re: Peygamberimizin Hastalanması ve Vefatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 18 May 2011, 03:18

YitikGezegen yazdı:Merhaba Admin Bu site çok gerekli ve mutlaka bilinmesi gereken Tarihimiz için çalışmalar yapmış Emeklerine sağlık Başarılar diliyorum.
Gelelim esas mevzu olan konumuz Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed'in öldüğü (andan defn işlemine kadar olan süre içinde gerçekleşen yanlışlara) ve halife seçimine işte islam alemini derinden yaralıyan bölünmelere yol açan olayların gerçek sebebide budur.Bu konunun derinlemesine araştırılması ve cevabının ona göre
verilip tarihimizle yüzleşmemiz gerekiyor.Saygılarımla


Merhaba YitikGezegen Kardeşim,

Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Yazınız için sağolun. Amacımız tarih, din ve siyaset konuları hakkında bütün doğruları en güvenilir kaynaklarıyla paylaşmaktır. Gelecekte en önemli bilgileri sürekli yayınlamaya devam edeceğiz.

Haklısınız, ve maalesef Hazreti Muhammed'in(S.A.V.) vefatından sonraki yüzyıllardada, İslam'ı yönetenler kişisel güç ve hırs uğruna İslam Dinimizin ve Müslümanların bölünmesine sebep olmuşlardır.

Bahsettiğiniz konu hakkında, gelecekte ayrıntılı bilgileri içeren en güvenilir kaynakları bu sitede paylaşacağız.

Saygılar ve Sevgiler
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Hazreti Muhammed(S.A.V.) İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir