Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sosyal Demokrasi?

27 Mayıs 1960 Devrimi, Amerika ve Amerikan Gladyo'suna karşı kazanılmış bir savaştır.
Ardından Deniz Gezmiş gibi Kahraman Atatürkçü'lerin mücadeleleri ile Amerikan Gladyosu yok olma noktasına geldi.
Ve sonunda 12 Mart 1971 Muhtırası ile Amerikan Gladyosu yeniden güç kazandı.

Sosyal Demokrasi?

Mesajgönderen TurkmenCopur » 04 Oca 2011, 22:32

SOSYAL DEMOKRASİ?

Demokrasinin, özellikle Türkiye'de demokrasinin, biçimsel demokrasi değil, yalnız siyasal demokrasi değil, aynı zamanda sosyal temele dayanan, sosyal özü bulunan bir demokrasi olması neden gereklidir?
Çünkü Türk halkında devlet gücünün sınırlanması anlamında geleneksel bir demokratik eğilim olduğu kadar, geleneksel bir eşitlik ve adalet eğilimi ve duygusu da vardır.
Çünkü Türk halkında, kölelik geleneği de asalet geleneği de yoktur. Tarih boyunca, Türk toplumunda, sınıflar arası büyük akışkanlık (seyyaliyet) olmuş, sınıf ayrılığı bilinci gelişmemiştir. Onun için hiçbir Türk, başkalarının kendisinden daha imtiyazlı olmasını veya görünmesini tabii saymaz, kabul etmez.

Osmanlı toplum düzeninde, kuşaktan kuşağa aktarılabilen, devamlılık taşıyan, büyük çapta özel servet birikimleri olmayışı, hattâ toprakta özel mülkiyet bulunmayışı da bu eşitlik duygusunu kökleştirmeye yardım etmiştir.
Geleneksel olarak Türk halkı, devlet diktatörlüğüne olduğu kadar, asalet veya servet diktatörlüğüne de tahammülsüzdür.
Gelişmiş ülkelerle aramızdaki açıklığın kapatılmasını hızlandırıcı köklü tedbirler alabilmek, dönüşümler yapabilmek gerekçesiyle Türk halkını, geçici bir süre de olsa devlet diktatörlüğüne razı edebilmek ne kadar imkansızsa; gene bu açıklığın hızla kapatılabilmesi bakımından gerekli özel sermaye birikimini hızlandırma gerekçesiyle, Türk halkını bir süre servet diktatörlüğüne razı edebilmek de o kadar imkânsızdır.
Her ikisi de Türk halkının geleneklerine ve bu gelenekler içinde oluşmuş tabiatına aykırıdır. Her ikisi de bu tabiatı zorlamak olur ve Türk halkının çalışma güç ve hevesini kısar.
Onun için Türk halkının karakterine, eğilimlerine en uygun rejim, siyasal ve biçimsel unsurları kadar sosyal özü de bulunan bir demokrasidir. Türk devleti ancak böyle bir rejimle yönetilebilir. Türk toplumu ancak böyle bir rejimle kalkındırılabilir.

Çarkları Tersine İşleyen Demokrasi

1950 sonrasının tecrübeleri de hele Türkiye'de sosyal özden yoksun bir demokrasinin düzgün ve sürekli işleyemeyeceğini, işlediği sürece de topluma yararlı olamayacağını ve halk tarafından yeteri kadar benimsenemeyeceğini göstermiştir.
Bu tecrübelerle görülmüştür ki sosyal özden yoksun bir demokrasinin çarkları tersine işlemekte, toplumu ileri değil, geriye götürmektedir.
Demokrasi çarklarının tersine işlemesi yüzünden devlet ve toplum dokumuz, göz korkutucu bir hızla çözülmektedir. Devlet yönetiminde çözülme vardır.
Demokrasi çarklarının tersine işlemesi, devletin âdeta yağma edilmesine, hukuk devleti otoritesi yıkılarak, onun yerini hukuk dışı bir parti otoritesinin almasına yol açmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin can kaynağı olan devrimlerde çözülme vardır.
Lâiklikte çözülme vardır.
Devletimizin temel ilkelerinden biri olan din ve devlet ayrılığı ilkesini yıkmaya yönelmiş akımlar, demokrasinin tersine işleyen çarklarından yararlanmaktadır.
Lâik eğitim kurumlarının öğretimiyle, sayıları gitgide artan dinsel eğitim kurumlarının öğretimi arasındaki çelişkenlik, toplum yaşantısında, ulusal kültürde, insan düşüncesinde, tehlikeli ikilikler doğurmaktadır.

Bu yüzden gençlik ikiye bölünmektedir.
Bu yüzden ulusal birliğimizde çözülme vardır.
Türklerin insanlık ve milliyet anlayışlarına aykırı ırk ayırımları, içeriden ve dışarıdan körüklenerek de ulusal birliğimizdeki bu çözülme hızlanmaktadır.
En kötüsü, ulusal bağımsızlığımız gitgide artan tehlikelerle karşı karşıya kalmaktadır. Çünkü bazı yabancı güçler, bu türlü işleyen bir demokrasiyi, Türkiye'ye sızabilmek için bir açık gibi kullanabilmektedir.
Demokrasi çarklarının tersine işlemesi yüzünden, ekonomik gelişme de aksamaktadır. Sağlanabildiği kadarıyla da ekonomik gelişme, toplumdaki dengesizlik ve gerginliği büsbütün arttırmaktadır.
Demokratik mekanizmanın kendisi bile çözülüp dağılma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çarkları tersine işleyen, sosyal özden yoksun bir soyut demokrasinin kendi kendini nasıl çözüp yok ettiği 1960'ta görülmüştü. 1960'tan sonra yeni baştan kurulan demokratik mekanizmadaki çözülüp dağılma ise şimdilik, ancak yeni Anayasa'nın eskisinden daha dayanıklı olmasıyla önlenebilmektedir.
Ama kâğıt üstündeki bir belgenin bu dağılmayı ne kadar süre önleyebileceği kestirilemez.
Kendi kendini bile koruyup yaşatabileceği şüpheli bir demokrasiye nasıl güvenilebilir ve ulusun kaderi böyle bir demokrasiye nasıl bağlanabilir?

Nitekim demokrasiye güvensizlik gitgide artmaktadır. Bu güvensizlik, örtülü-açık türlü belirtilerin yanı sıra, seçimlere ilginin hızla azalışından da bellidir.
Oysa demokrasiyi yaşatmak ve ne yapılacaksa demokratik düzen içinde yapmak gerekir. Çünkü demokrasiden vazgeçmek, sonu belirsiz bir serüven olur. Demokrasinin yerine ne türlü bir düzen geleceği bilinemez. Üstelik bizdeki uygulamasının bütün aksaklıklarına rağmen demokrasi, gene de insan onuruna en saygılı düzendir ve onur duygusu çok güçlü olan, üstelik bazı köklü demokratik gelenekleri de bulunan Türk halkının, bunca alışkanlıktan sonra artık bu düzenden yoksun yaşayabilmesi de beklenemez.

Sosyal Öz

Demek ki Türk toplumu bugün, ne demokrasi ile ilerleyebilir ne de demokrasiden dönebilir durumdadır. Ne demokrasiyi yaşatabilmekte, ne de demokrasisiz yaşayabilmektedir.
Bu çıkmazdan nasıl kurtulunabilir?
Bu çıkmazdan kurtulmanın yolunu yeni Anayasamız göstermektedir.
Ancak o yolda yürüyebilmek için önce Anayasa'yı "kâğıt üstünde bir belge" durumundan kurtarmak, Anayasa'yı bütün ekonomik ve sosyal ilke, koşul ve kurullarıyla canlandırmak; bu ilke, koşul ve kurallarıyla, Anayasa'nın toplum dokusuna kök salmasını, o dokuyla kaynaşmasını, o doku içinde canlılık kazanarak o dokuya güç katmasını sağlamak gerekir.
İşte o zaman demokrasimiz, sosyal öze kavuşmuş olacaktır.
O zaman demokrasimiz, parlamento koridorlarında veya partilerin il ve ilçe örgütlerinde oynanan soyut bir siyasal oyun olmaktan çıkarak somutlaşacak, gerçeklik ve işe yararlık kazanacaktır.
Kısacası, demokrasimiz o zaman, siyasal olduğu kadar sosyal demokrasi de olacaktır.

Anayasa Gereği

Demokrasimizin, siyasal olduğu kadar sosyal demokrasi de olması, Anayasa gereğidir.
Anayasamız, 2. Maddesi'nde, Türk Devleti'nin, "demokratik" ve "sosyal" olduğunu söyler. Bunun anlamı açıktır:
Devletimiz, "sosyal devlet" olduğuna göre bu devletin demokrasisi de tabiatıyla, "sosyal demokrasi" olacaktır, öyle olmalıdır.
"Sosyal" yönü kadar "demokrasi" yönü de gerçek ve güçlü olan bir sosyal demokrasiye, komünist ülkelerdeki gibi "demokrasi" yönü sözde kalmayan, halka geniş özgürlük, serbest seçim hakkı ve iktidarı sınırlayıp denetleyebilme yetkisi tanıyan bir sosyal demokrasiye, Anayasamızın gerekli kıldığı bir demokrasiye, ancak ortanın solunda bir yoldan ulaşılabilir.
Bu bakımdan, Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki "ortanın solu" hareketi, bir Anayasa hareketidir. Anayasa'yı kâğıt üstünden kurtarma, toplum dokusuyla kaynaştırarak canlandırma, halka yararlı kılma ve siyasal alanda olduğu gibi sosyal ve ekonomik alanda da Anayasa'yı gerçekleştirme hareketidir.

Mülkiyet ve miras haklarını tanıyan, ama bu hakların toplum yararına aykırı olamayacağını da belirten; toprakta da özel mülkiyeti esas tutan, ancak bu mülkiyet hakkından, geçimi toprağa bağlı herkesin yararlanabilmesi için bireylerin elindeki toprak genişliğinin sınırlanabileceğini söyleyen; özel teşebbüse serbestlik tanıyan, hattâ güvenlik sağlayan, ancak özel teşebbüsü "milli iktisadın gereklerine ve sosyal amaçlara uygun" yürümeye mecbur tutan; yatırımlarda toplum yararını öncelikle gözetmeyi emreden; ücret adaletini ve bütün halk için sosyal güvenliği gerekli kılan; öğrenimde fırsat ve imkân eşitliğini şart koşan; kooperatifçiliğin geliştirilmesiyle devleti görevli kılan; tarımda emeğin değerlendirilmesini isteyen; doğal servet ve kaynakları, devletin hüküm ve tasarrufu altında tutan Anayasamızın bütün bu ilke, koşul ve kuralları, dürüstçe ve tavizsiz yerine getirilmedikçe, Anayasamız "kâğıt üstünde bir belge" olarak kalacak, toplum yapımızla kaynaşıp canlanmış olamayacak; halkımız yoksulluktan, toplumumuz adaletsizlikten ve demokrasimiz, çarkları tersine işleyen, toplumu ileri değil, geriye götüren bir siyasal oyun olmaktan kurtulamayacaktır.

Demokrasi ve Reformlar

Cumhuriyet Halk Partisi'nin, son iktidarı sırasında bir ölçüde yapabildiği ve daha yapmak istediği, özellikle 1965 Seçim Bildirgesi'nde belirttiği reformlar, işte bu Anayasa ilke, koşul ve kurallarını gerçekleştirecek olan reformlardır.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türk demokrasisinin kurucusu ve başlıca koruyucusu ve yeni Anayasamızın da başlıca hazırlayıcısı olarak bu reformları ve aynı yöndeki başka reformları, demokratik düzen içinde, halkın onayı ve desteği ile yapmaya kararlı ve mecburdur.
Aynı zamanda bu reformları yapmak, demokrasiyi yaşatabilmenin, "işe yarar" kılabilmenin, demokrasi çarklarını tersine, halk ve toplum aleyhine işlemekten kurtarmanın da gereğidir.
Bu reformlar yapılmadıkça, insan kişiliği, gerçek bir sosyal demokrasinin gerekli kıldığı ölçüde eşit gelişme imkânlarına kavuşmuş olmayacaktır.
Bu reformlar yapılmadıkça, halkın iradesi, ekonomik ve sosyal baskılardan kurtulamayacak ve demokrasi, sosyal öze ve sağlam sosyal temellere kavuşamayacaktır.
Bu reformlar yapılmadıkça, demokrasi, halkı ezen çıkarcı güçlerin yararına, halkın zararına işleyecek; bazı yurt dışı güçler bile halkımızı sömürmek ve bağımsızlığımızı kısmak için demokrasiden yararlanabilecek; o yüzden de halk, belirtileri şimdiden görüldüğü gibi, demokrasiye güvenini gitgide yitirecektir.
Üstelik bu reformlar yapılmadıkça, çıkarcı veya tutucu çevreler halkı rahatça sömürebilmek için onun din duygularını da sömürmeye devam edebilecek ve devletin temelindeki lâiklik her gün biraz daha çürüyecektir.
Ve bu reformlar yapılmadıkça, sosyal dengesizlik ve adaletsizlikleri istismar eden komünizmle, gericiliği yanına müttefik diye alan faşizmin, Türk toplumunu ele geçirmek için girişecekleri meydan savaşı tehlikesi günden güne büyüyecektir.

Halk "Evet" Dedi

Oysa Türk halkı, bütün bu reformları gerekli kılan, emreden Anayasa'ya, her türlü olumsuz propagandaya rağmen, büyük çoğunluğuyla "evet" demiş olan halktır. Anayasaya "evet" diyenlerin sayısı, AP'ye oy verenlerin sayısından çok fazladır.
Büyük çoğunluğuyla halk, bu reformları yapacağına, ama demokratik düzen içinde ve kısıntısız yapacağına, kendisini inandıracak olan bir partiden desteğini esirgemeyecek kadar uyanık ve sağduyuludur.
Cumhuriyet Halk Partisi için şimdi mesele, bu reformları geçiştirici biçimde değil, gerçek anlamda yapmaya kararlı olduğu inancını halka verebilmektir.
Cumhuriyet Halk Partisi'nde başlayan yeni hareket, işte bu inancı verebilme hareketidir.
Cumhuriyet Halk Partisi bu inancı verebilmek için kendi içindeki kararsızlık ve çekingenlikten, davranışındaki çelişkenliklerden, tutumundaki tutuculuk eğilimlerinden hızla kurtulmak, daha açık ve cesur, daha kesin ve tutarlı olmak ve konuşmak zorundadır.
Kısacası, "ortanın solu" yolunda, ardındaki köprüleri yıkarak, kuşkusuz yürümek zorundadır.
O zaman hareket başarıya ulaşacaktır. Ulaşmalıdır.

Hareket Başarıya Ulaşmalıdır

Bu hareketin başarıya ulaşması, halkı ezilmekten, devlet ve toplum düzenini çözülmekten, Cumhuriyet Halk Partisi'ni erimekten korumanın gereğidir.
Bu hareketin başarıya ulaşması, demokrasiyi kurtarmanın ve halka yararlı kılabilmenin gereğidir.
Her şeyin üstünde, hareketin başarıya ulaşması, demokrasiyi yaşatmanın ama Türkiye'yi de yaşatacak bir demokrasi haline getirerek yaşatmanın; demokrasimizi, yabancı baskı ve nüfuzuna Türkiye'yi açan bir kapı olmaktan çıkarmanın; çağımızda uygulanan dolaylı saldırı veya dolaylı sömürgecilik usulleriyle halkımızın ve doğal kaynaklarımızın sömürülmesini, bağımsızlığımızın kemirilmesini, ulusal varlığımızın, birliğimizin ve onurumuzun zedelenmesini önlemenin gereğidir.
Hareket onun için başarıya ulaşmalıdır. Onun için başarıya ulaşacaktır.

Kaynakça
Kitap: Ortanın Solu
Yazar: Bülent Ecevit
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön 1960-1971: Cumhuriyetimizin 1. Yükseliş Dönemi ve Cumhuriyetimizin 2. İhanet Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir