Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İlk Gizli Buluşma

Cem Ersever'in İtirafları

Burada Cem Ersever'in İtirafları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İlk Gizli Buluşma

Mesajgönderen TurkmenCopur » 29 Ara 2010, 23:12

İLK GİZLİ BULUŞMA

Binbaşı Ersever röportajımız sırasında zaman zaman teybi kapatın şimdi söyleyeceklerimi yazmayın demişti. Uyarısını dikkate alarak bunlara gazetede yer vermedik. Tutumumuz Ersever'in güvenini kazanmamızı sağladı.
Bir ara, "Size bir olay anlatacağım. Gazetede de yazabilirsiniz. Ancak kesinlikle haberde benim adım geçmeyecek" dedi.

Şu bilgileri verdi:

- Yaklaşık üç ay önce Mersin Limanına K.Irak'a götürülmek üzere Seylan Çayı getirildi. Çaylar buradan karayolu ile Habur sınır kapısına götürüldü. Kapıda gümrük memurları tarafından yapılan kontrol sırasında poşetteki çaylardan kuşku duyuldu. Tahlil yapıldı. Ekspertiz raporları ile bunların Seylan Çayı olmadığı, piyasada satılmayan en döküntü çay yaprakları ile Tekel depolarındaki radyasyonlu çaylar olduğu saptandı. Değiştirme Mersin Gümrüğünde yapılmıştı. Bazı arkadaşlar olayın üzerine gitti. Ancak Bakanlık olayı kapattı!
- Seylan Çayını Mersin Gümrüğü'nde radyasyonlu çaylarla değiştiren kişi; Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) Türkiye temsilcisi Serçil Kazas'tır. Yani Celal Talabani'nin sağ kolu, kendi halkını dolandırıyor!
- Sadece çayda hile yapmıyorlar. Avrupa'dan Kuzey Irak'a yardım malzemesi olarak gönderilen giyim eşyalarını da Mersin'de değiştiriyorlar. K.Irak'a bizim bit pazarlarındaki döküntü elbiseler gönderiliyor. Hatta bu giysilerin çoğu döküntü olmasına rağmen K.Irak'ta satılıyor!
- İşte size bir başka ilginç olay daha; sigara kağıdı ambargo kapsamındadır. Habur'da bu konuda hep güçlük çıkarılır. Örneğin Kürdistan Birlik Partisi'nin Türkiye temsilcisi Hayrullah Ahmet'in getirdiği sigara kağıtları beş aydır kapıda bekletiliyor. Ama Kazas'ın getirdikleri rahatça giriyor! Ankara'da Jandarma Genel Komutanlığı'ndaki bazı generaller devreye girerek Kazas'a kolaylık sağlıyorlar.
Ersever'e "hangi subaylar" diye soruyorum. Yüzüme bakıyor, henüz güvenmediği belli. "İaşe ve ikmal işlerine kimler bakıyorsa onlar" demekle yetiniyor.

Paranın Bir Kısmı Türk Yetkililere

Ersever, Kazas'ın Türkiye hükümeti tarafından kendisine tanınan bazı ayrıcalıkları da istismar ettiğini söylüyor: "Hükümet K.Irak'tan gelecek kişiler için Kürt temsilcisine birgün için beş kişilik vize olanağı sunmuş. Kazas bu vizeleri satıyor. Kişi başına 300 dolar alıyor! Bedava vermesi gereken vizeyi halkına para ile satıyor.

Bu işlerden dolayı o kadar çok para kazanıyor ki, paranın bir bölümünü Türkiye'deki görevlilere dağılıyor. Belki de bunlar ortaktır, araştırın. Kazas'ın istemediği personel hemen yerinden edilir. Örneğin Habur Sınır Kapısı'nda pasaport polisi olarak görev yapan soyadını anımsamıyorum Satım diye bir komiserin görevden alınmasını Kazas istedi. İstek dakikasında yerine getirildi. Buralarda büyük paralar dönüyor.

"Habur gümrüğünde yaşanan bir başka olay, elektronik dinleme araçları kaçakçılığıdır. Kazas'ın yardımcısı Fethi Haşim'in, Habur kapısından elektronik malzeme adı altında 'böcek' diye tabir edilen son model dinleme cihazları geçirdiğini öğrendik. Kapı dedektöründen geçerken ne olduğu anlaşılmasın diye aletler amyantlı kağıtlara sarılmış. Ancak bu dinleme cihazları gümrük memurları tarafından ele geçirildi. Türkiye'ye girişine ya da Türkiye'den alındığına ilişkin bir belgenin olmaması üzerine mala el kondu. Bakanlıktan gelen talimat üzerine olay kapatıldı, malların geçişine izin verildi! Dikkat edin, dinleme cihazları K. Irak'a niçin sokuluyor. Bu aletler kimlerin? Araştırın bunları...

"Seçil Kazas konusunda yetkilileri uyardık. Bu adam yıllarca Londra'da yaşadı. Eşi İngiliz. Kayınpederi de çok karışık bir adamdır. İngiliz servisinden olduğu söyleniyordu. 'Kazas yeni kurulacak Kürt hükümetinde Maliye Bakanı olacak' deniyor. Adamın yıldızı her geçen gün parlatılıyor. Bizimkiler ise hâlâ uyuyor. Kimin eli kimin cebinde, bizimkilerin haberi yok!"

Binbaşı Ersever, Celal Talabani ile onun Türkiye temsilcisi Serçil Kazas'tan nefret ediyordu. Bize anlattıkları doğru muydu acaba? Söylediklerini K.Irak'lı bir Kürt lidere ilettik. Doğruladı. Ersever'in anlattıkları 9 Haziran tarihli Aydınlık'ta. "Kuzey Irak Kürdü'ne Çay Kazığı" başlığıyla yayımlandı. Tabii Ersever adı haberde hiç geçmedi.

Barda Buluşuyoruz

Ersever, Serçil Kazas'ı hedef alan haberin Aydınlık'ta çıkmasına çok sevinmişti. Sevinmesine neden olan bir başka olay ise; haberde adının hiç geçmemesiydi. Bize yavaş yavaş güven duymaya başlamıştı.
Aradan bir süre geçince Ersever'i telefonla aradım. Biraz kızgındı. "Anladım ki, sizinle bizim dillerimiz çok farklı. Terminalojimiz ayrı. Röportajda bazen öyle sözcükler kullanmışsınız ki, bu beni Türk Silahlı Kuvvetleri içinde çok güç duruma sokar.

"Zaten Aydınlık'a konuştuğum için arkadaşlardan çok tepki aldım. Biraz moralim bozuldu. Arkadaş, siz de bizim çevrelerde ne kadar kötü tanınıyorsunuz. Herkes sizin vatan haini olduğunuzu söylüyor. Kuşkusuz bu bizim arkadaşların hatası, yazdıklarınızı okumuyorlar. Aslında inan devlet bile sol grupları tanımaz. Kimin neyi savunduğunu bilmez. Sadece devlette üç beş kişi bu olayların ayrıntılarıyla farkındadır. Onlara da yetki verilmez!".

Bana da, "Kontrgerillacı bir kişiyi akladığım için" eleştiri yapıldığını söyledim. "Tamam görüşelim" dedi. Ancak büroya gelemeyeceğini, dışarıda buluşabileceğimizi söyledi. Kabul ettim.
Saat 14.00'te gazetenin önüne çıkacaktım, görüşeceğimiz yere yürüyecektim. Arkadaşı ile beni takip edeceklerdi...

Öyle yaptım. Belirlenen saatte bürodan çıkıp yürüdüm. Gazeteye yakın bir bara girdim. 5 dakika sonra Ersever ile yanındaki arkadaşı (Mustafa Deniz) masaya gelip oturdular.
"Merhaba Soner Bey" deyip elini uzattı. Tokalaştık. Mustafa Deniz'le tokalaşırken Ersever,
"Telefonda neden öyle konuştuğumu anladınız mı" diye sordu.
"Herhalde telefonları dinleyenlere mesaj vermek için" diye yanıtladım sorusunu.
"Soner Bey, şurası bir gerçek ki, Aydınlık'a konuştuğum için çok tepki alıyorum. Arkadaşlarım sizle konuştuğum için beni eleştirdiler. İsterseniz bundan sonra büro dışında buluşalım ve yazılmamak üzere sohbet edelim".

Büro dışında görüşecektik. Telefonda kod adı ile konuşacaktık, "Ahmet" diyecektim sadece.
İlk "gizli" görüşmemiz yayımlanan röportaj üzerine konuşmakla geçti. İki taraf da birbirini tanımak istiyordu...
"Kitaplarımı okudun mu" diye sordu.
"Üçgendeki Tezgâh" adlı kitabını henüz okumadığımı ama diğerine gözattığımı söyledim. Bu sözüm üzerine Mustafa Deniz yanımızdan birden kalktı. 10 dakika sonra geldi. Elinde Üçgendeki Tezgâh adlı kitap vardı! "Bunu mutlaka okumalısınız" dedi. Teşekkür edip kitabı aldım.

Talabani Kaseti

Binbaşı Ersever, "Elimde Talabani ile ilgili çok önemli bir kaset var. İlgilenmek ister misin? diye sordu. "Memnuniyetle" yanıtını verdim.

- Biz K. Irak sınır ötesi operasyonu yapmışız. Barzani ve Talabani bizim hükümete söz vermişler, Bölgelerinden PKK'yı atacaklar. Sınırın o yanında karakollar kuracaklar vs. Bizim basın o günlerde Talabani'yi göklere çıkarıyor.
- İşte bu Talabani, Türkiye'ye PKK'yı yok edeceğini söylerken aynı tarihlerde K.Irak'ta Süleymaniye Üniversitesi'nin açılışı konuşmasında, PKK'ya nasıl destek verdiklerini, Kürtlerin biraraya gelerek büyük Kürdistan'ı kuracaklarını söyledi. Size röportajda bunları anlattım. İşte bu konuşmanın kasetini verebiliriz. Üstelik, kasette yaptığı konuşmanın tarihi de yazılı.

"Nasıl bu kaset Türkiye'yi yerinden oynatır değil mi?" dedi.
"Hele bir bakalım" yanıtını verdim.

Ancak kaseti bedava vermeyeceğini, kasetin Mezopotamya Basın Yayın şirketinin malı olduğunu söyledi. "Biliyorsun Mezopotamya şirketini bu amaçla kurduk. Biraz para kazanalım ki şirketi yaşatabilelim!"
Özel televizyon şirketlerinde arkadaşlarım olduğunu, birisiyle kendilerini görüştürebileceğimi belirttim. Ersever, "Hemen şimdi değil, kaset Kürtçe biz onun tercümesini yapalım. Altı Türkçe yazılı olsun. Ondan sonra arkadaşla görüşelim" dedi.

Kaseti bir arkadaşıma anlattım. Çok ilgilendi. Binbaşı Ersever'i birkaç kez aradı. Ancak bir türlü yanyana gelemediler.
Aradan aylar geçti. Ertürk Yöndem "Perde Arkası" programında kaseti iki kez yayınladı!...
Kaset Yöndem'in eline nasıl ulaştı acaba? Binbaşı Ersever ile Ertürk Yöndem'in arkadaşlıkları yıllar öncesine dayanıyor. Yöndem bölgeye gittiğinde mutlaka Ersever'e uğruyor. Programları için en büyük yardımı Binbaşı Ersever'den görüyor...

Mersin'deki Pis Tezgâh

Binbaşı Ersever'le yaptığımız "gizli" görüşmeden iki gün sonra Özgür Gündem gazetesi sürmanşetten "Pis Tezgâh" başlığı ile şu haberi verdi: "Kontrgerillacı Binbaşı Ahmet Cem Ersever büyük kentlerde Kürtler'e karşı provakasyon hazırlığı yapıyor.

Pilot kent: Mersin.

- Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Grup Başkanlığı görevinden, 'devletin Kürt sorunundaki politikasını çok yumuşak bulduğu için' istifa eden kontrgerillacı Binbaşı Ahmet Cem Ersever'in büyük kentlerde Kürtlerle Türkler arasında çatışma çıkarmak amacıyla provokasyon hazırlıklarına başladığı öğrenildi.

- Provokasyon için pilot bölge seçilen Mersin'de karargâh kurduğu öğrenilen Ersever'in Mersin Valisi Çetin Birmek ile Belediye Başkam Kaya Mutlu'dan destek gördüğü öne sürüldü. Ersever'in daha çok MHP kökenli militanların örgütlenmesine hız verdiği bildirildi.

"Faili meçhul cinayetleri yönlendirdiği ve organize ettiği aynı zamanda birçok insanı bizzat öldürdüğü bilinen Binbaşı Ersever'in şu anda MHP'nin 1980 öncesi militanlarını toplayarak Kontrgerillanın bir örgütlenme biçimi olan Dinamik Araştırmalar Stratejisi (DAS) oluşturuyor."

Binbaşı Ersever röportajdan önce acaba Mersin'de miydi? Gelen bilgiler Mezopotamya Basın Yayın Şirketi'ni Mersin'de kurduğu şeklindeydi. Ersever devletin bilgisi dahilinde mi üniformasını çıkarmıştı? Aydınlık'a gelip konuşması da bir taktik miydi? Kafamda bu sorular vardı. "Neyse, yakında öğreniriz herhalde?" diye düşünmüştüm.

Bu arada Ersever'in K.Irak ve Güneydoğu'da görüldüğüne ilişkin de haber gelmişti. Artık emindim. Ersever birşeyler çeviriyordu. Ama neydi?

Ersever ile ilgili olarak gelen bir başka bilgi ise Binbaşının ne yapmak istediği konusunda bizi biraz aydınlatıyordu:

"Ersever MHP'lilerden çok, şehit ailelerinin çocukları ile ilgileniyor. Ağabeyi öldürülmüş, babası öldürülmüş yakın akrabası öldürülmüş gençleri bir araya getirmek istiyor!"

Senaryo yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.

Telefondaki şahıs (Mustafa Deniz) Hikmet Çiçek'e ne demişti:

"Artık şuna kesin inanıyorum. Eskiden askeri ihtilallerle bazı sorunlara çözüm aranıyordu. Ama artık halk ihtilali olur. Bugüne kadar kime el uzattıysa beklentilerinin karşılığını alamayan halk kendisi gelir bu sefer."

Ersever her görüşmemizde benzer sözleri tekrarlıyordu:

"PKK ile sadece, onların metodları ile dağda mücadele edilir. PKK gerillası gibi dağda yaşayacaksın, gerektiği zaman gizlice sınır ötesine geçeceksin ve PKK yok olana kadar böyle savaşacaksın. Devlet bana izin versin böyle bir teşkilat kurayım. Ancak nerede biz de öyle devlet!"

Anlaşılan, Binbaşı Ersever PKK ile savaşacak bir "Halk Ordusu" kurma hayali ile emekli olmuştu...
Bu planı ise daha emekli olmadan önce Tercüman gazetesinden Ali Öncü'ye anlatmıştı: Anadolu Halk Cephesi
Binbaşı Ersever röportaj sırasında gazetecilerden sadece Tercüman'dan Ali Oncü'yü tanıdığını söylemişti. "Biz görevde iken Ali Öncü bölgeye gelir. Sık sık görüşürdük. Son olarak üniformayı çıkarmadan birkaç hafta önce görüştük. Ali Oncü'yü Bölge'de her tarafa götürdüm. Herkesle görüştürdüm. Bölgeyle ilgili Mart ayında Tercüman'da bir dizisi yayınlandı..." Ersever ağzından birşey kaçırmıştı sanki. Hemen sustu...
Ali Öncü ve Mart ayındaki diziyi not defterime kaydettim. Ersever'le görüşmeden sonra Tercüman'daki yayım aradım. Buldum.

Ali Öncü'nün Mart ayında kaleme aldığı dizi oldukça ilginçti:

Ali Öncü "Kontrgerilla Gerçeği" başlığı ile 5 gün süren bir dizi yayınlamıştı. Gazeteci Öncü, Güneydoğu'da PKK'ya karşı silahlı "mücadele veren" bir örgütün varlığını ortaya çıkarmıştı: Anadolu Halk Cephesi!..
Ali Öncü "Başlarken" adlı sunuş yazısında bakın ne diyor: "Türkiye'de bir süredir Kontrgerilla tartışması sürüyor. Ülkemizin Güneydoğu'sunda faili meçhul cinayetler sürüp gidiyor. Bu cinayetlerin arkasında kimler var? Failler neden yakalanmıyor? İçişleri Bakanının dediği gibi olaylar hakkında konuşup bilgi vermediği için mi , cinayetler ortada kalıyor yoksa devlet el altından cinayetleri işleyenlere sahip mi çıkıyor? Olaylar daha ziyade Batman'da, Silvan'da, Nusaybin'de ve Diyarbakır'da cereyan ediyor. Biz de o bölgeye gidip duyduğumuz bazı bilgilerin doğruluğunu tahkik etmek istedik. Ve gördük ki Kontrgerilla denilen örgüt aslında devletten bağımsız olarak çalışan 'intikam gruplarından' oluşuyor. Bu grupta yer alanlar kendilerini 'Anadolu Halk Cephesi' olarak tanımlıyor. Hedeflen 'devleti koruma' Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne zarar veren PKK sempatizanlarını 'temizlemek'. Anadolu Halk Cephesi Reisi'yle ilginç bir söyleşi yaptık."

Ali Öncü "Anadolu Halk Cephesi" ile nasıl tanıştığını anlatıyor:

- Yaklaşık 13 yıldır gidip geldiğim gerek halktan gerekse yönetim kesiminden kişilerce çok iyi ilişkiler kurduğum Güneydoğu Anadolu bölgesi'nde bazen aynı soruyu kendi kendime çok sorduğum oldu. Devlet yanlılarını PKK öldürüyor. Peki son günlerde moda haline gelen ve özellikle PKK yanlısı oldukları aleni olan kişileri kim öldürüyordu? Bu devletin kendini savunma yöntemi olabilir miydi? Kendime bu soruları sorarken yöredeki özellikle devleti seven kesimden bazı kişileri kullanarak etrafa haber saldım. Bu kişilerle konuşmak istediğimi bildirdim. Silopi'de 30 gün süren bekleyişim aslında ümitsizdi. Çünkü kimsenin 'Bu öldürülmelerin sahibi biziz' diye karşıma geleceğini 'Ben Kontrgerillayım' diyeceğini ummuyordum.

- Ama birgün Silopi'de kaldığım otelde hiç tanımadığım yaşlı bir adam geldi ve bana şunları söyledi:

"Ali Bey oğlum. Akşam hazır ol. Geceyarısı seni alacaklar. Gözlerin bağlı olacak. Yolda soru sormayacaksın. Kimsenin kim olduğunu öğrenmeye çalışmayacaksın. Seni götürecekler. Gittiğin yer Anadolu Halk Cephesi'nin karargâhı olacak. İstediğin soruyu sor. Cevap verecekler. Gönüllü savaşçılar sana yüzleri kapalı olmak üzere resim de çektirecekler. Onların liderleri ile konuşacaksın. Bu arkadaşlar Anadolu Halk Cephesi'nin elemanlarıdır. Ayrıca korkmana gerek yok sana zararları dokunmaz. PKK militanlarının cirit attığı bir ortamda bu teklifi kabul etmek için deli olmak gerekirdi."

- Korku dolu ve heyecanlı bir bekleyiş başladı. Odamda yalnız beklerken her tıkırtıda elim belimdeki silaha gidiyordu. Saat 03.30'u gösterirken kapım çalındı. Yüreğimin sesini duyuyordum. Çok korktuğumu söylemezsem yalan söylemiş olurum. Vücudumu garip bir sıcaklık kaplıyor, kanım adeta beynime yoğun bir baskı yapıyordu. Bu ölüm korkusuydu.

- Karşımda yüzleri poşuyla kamufle edilmiş 5 kişi duruyordu. Hepsi tepeden tırnağa silahlıydı. Bazıları köşe başlarını tutarken kapıyı çalan ve bana yaklaşarak biraz Doğu şivesi kokan bir aksanla, 'Ali Ağabey seni bizim reis istiyor. Konuşacakmış. Mesajını aldı. Yarım saat 45 dakikalık bir yolumuz var. Yalnız gözlerinizi bağlamamız gerek. 20 dakika kadar da seni yayan yürüteceğiz' dedi.

- Tüm makina-teyp ve gazetecilikle gerekli aletlerim hazır olduğundan çantamı sırtlayıp 'Ben hazırım' dedim. Gözüm bağlandıktan sonra iki kişi koluma girdi. Yaklaşık yarım saat kadar yürüdük. Çantamı bir başkası taşıyordu. İlk anlarda yürümekte zorluk çekiyordum. Sonra alıştım. Yürümemiz bittiğinde kendimi motoru çalışan bir arabanın içinde buldum. Sağda solda motoru çalışan üç oto daha bulunuyordu. Sonra yolculuk başladı. Karanlık bir dünyada yol alıyordum.

Ancak otomobilimizin sarsılmasından yolumuzun asvalt değil de dağ yolu olduğunu farkettim. Yaklaşık bir saat sonra araba durdu. Etraftan Kürtçe ve Türkçe sesler geliyordu.

- Burası Anadolu Halk Cephesi'nin karargâhıydı. Gözlerim çözüldüğünde kendimi her tarafı Türk bayrakları ile bezenmiş bir odada buldum. Karşımda ellerinde otomatik kalaşnikoflar olan bir grup oturuyordu. Grubun en ortasındaki kişi bir adım öne oturarak 'Kardeş ne soracaksan sor. Ben PKK'nın Kontrgerilla dediği Anadolu Halk Cephesi'nin lideriyim."

Öncü'nün konuştuğu "lider" Ersever'in bize söylediklerinin benzerini anlatıyordu...
Ali Öncü'nün bu yazı dizisini bir görüşmemizde Ersever'in önüne koydum. Güldü. "Ali Öncü iyi senaryo yazıyor!" dedi.

Ersever'in Kafasındaki Örgüt

Ersever ile Ali Öncü yıllar önce tanışmışlar. Öncü bölgeye her gittiğinde mutlaka Ersever'in yanında kalıyor. "Anadolu Halk Cephesi" adını Ersever bulmuş. Mizanseni ise gazeteci Öncü yazmış! Tabii "reis" Binbaşı Ersever'di. "Reis"in çevresindeki "militanları" ise JİTEM elemanlarıydı...

Ersever, "Ali Öncü ile o görüşmeyi yaptığımda üniformam üzerimdeydi. Mecburen öyle konuştuk. Ancak daha sonra emekli olduktan sora Ali Öncü ile röportaj yaptık. Sizden önce ilk Tercüman'a. konuştum. Ancak yayımlamadılar" diyordu.
Ali Öncü'nün "Kontrgerilla Gerçeği" dizisine dönelim. Çünkü gerçekten de Ersever ve ekibi böyle bir örgüt kurmak istiyorlardı. Acaba Ersever bu nedenle mi emekli olmuştu?..

"Anadolu Halk Cephesi" olmasa da böyle bir kontrgerilla örgütünün bölgede faaliyette olduğunu biliyordum. Bu örgüt adını bazen "Türk İntikam Tugayı" bazen de "Osmanlı Türk İntikam Tugayı" olarak duyuruyordu. Bu örgütün elemanlarının kimler olduğu konusunda fazla bilgi yoktu. Zaten bugüne kadar örgüt üyesi kimse yakalanmamıştı! Kuşkusuz devletle "çok sıcak ilişkisi" vardı. Örgütün eski MHP'lilerden ve itirafçılardan meydana geldiği söyleniyordu. Hepsi tetikçiydi.

İstihbaratçının Not Defteri

Binbaşı Ersever'in Ali Öncü ile yaptığı ve Tercüman'ın yer vermediği yazı dizisi geç de olsa yayımlandı. 8 Ağustos'da "İstihbaratçının Not Defteri" başlığı ile verilmeye başlandı.
Gazeteci Öncü "Anadolu Halk Cephesi" lideri ile ikinci kez biraraya gelip görüşme yapmıştı!..

Ancak Öncü, bu kez mizansen yapmadan anlatıyordu:

"Binbaşı Cem Ersever ile sohbet şeklinde geçen röportajımızı Silopi'nin ücra bir yerinde yaptık. Ben sordum, o cevapladı. Otomuz Cizre'nin son evini geride bırakırken yan tarafımızda büyük bir homurtu ve bir an önce denize ulaşabilme telaşı ile akan Dicle nehri adeta bize el sallıyordu. Binbaşı Cem Ersever emekli ikramiyesi ile peşinatı yatırıp aldığı otomobilin direksiyonunda büyük bir gururla oturuyordu. Binbaşı Ersever ile beraber son yamacı çıktığımızda sol tarafımızda bütün heybetiyle Cudi göründü".

Ancak röportaj Tercümanda yayımlanınca Ersever küplere bindi. Aydınlık'taki röportajı için hakkında soruşturma başlatılmıştı. Sıkışık olduğu böyle bir dönemde Tercümanın da yayına başlamasını "Bana provokasyon yapıyorlar" diye değerlendiriyordu. Üstelik boy boy fotoğrafları. Ersever fotoğraf çektirmemeye özen gösteriyordu.

Ersever hemen Ali Öncü'yü aradı. Ali Öncü diziden basılmıştı. Ersever'in adını hemen çıkardı. Dizinin ikinci günü "Ersever'in yerini bugünkü yazımızda adı bizde saklı bir başka istihbaratçı alıyor" diye açıklama yapıldı.
Ersever, Ali Öncü'ye, özellikle fotoğrafını yayımladığı için çok kızmıştı. Ersever, Tercüman yayınını "Artık konuşma" mesajı olarak yorumladı. Ancak bu yoruma rağmen, 8 Ağustos'ta Ali Öncü daha önce söylediklerini hem de fotoğraflı yayınlayınca Binbaşı Ersever bu kez Ağustos ayında arka arkaya Panorama, Turkish Daily News ve Tempo'ya röportajlar verdi!
Ersever "Artık konuşma" mesajları verenlerin üzerlerine gidiyordu...

Yanıtsız Kalan Mektup

Binbaşı Ersever'le yaptığımız "gizli" görüşmelerde birşeyler yaptığının ipuçlarını yakalayabiliyordum. Ancak ne olduğunu hâlâ öğrenemiyordum.
Ersever'in faaliyetleri konusunda az da olsa birşeyler duyuyordum: 9 Haziran 1993 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Bakanlığı'na mektup yazmıştı, psikolojik propaganda konusunda görev bekliyordu.
Binbaşı Ersever'in bu mektubu göndermesindeki amaç Jandarma Genel Komutanlığı'ndan izin almaktı. "Devlet düşmanlarıyla mücadeleyi basın-yayın yoluyla sürdürmek istiyorum" diyordu. Aydınlık'la çıkan röportajın tepkisini de öğrenmek istiyordu.
Ancak jandarma Genel Komutanlığı, Ersever'e hiç yanıt vermemişti. Kırılmıştı Ersever; yine de boş durmuyordu...

Müsteşar Yardımcılığı Teklifi

18 Temmuz 1993 tarihli Aydınlık Gazetesi'nin manşeti şöyleydi: "Devlet terörüne müsteşarlık".
Haberde, "Güneydoğu'da görev yapan güvenlik güçlerinin yapılanmasında önemli değişiklikler yapılacağı öğrenildi. Güneydoğu'da savaşacak 'özel kuvvetler'in, İçişleri Bakanlığı bünyesinde düşünülen 'Güvenlik Müsteşarlığı' ya da diğer adıyla Terör Müsteşarlığı' kapsamında örgütleneceği bildirildi. Yeniden yapılanma 'Gayri Nizami harp' esaslarına göre gerçekleştirilecek" deniyordu.

Haberde devletin "Ersever'in programı"nı kabul ettiği belirtiliyordu. Kürt sorunun çözümü konusunda devlet Ersever'in önerilerini kabul etmiş görünüyordu...
O günlerde Ersever, TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk'la yan-yana geliyordu. Askerlerden umduğunu bulamayan Binbaşı sivillerden medet umuyordu! Görüşmelerinde Cindoruk'un Ersever'e bir takım vaadleri olmuştu. Ancak bu vaadler sonraki günlerde de "vaad" olmaktan ileri gitmiyor. Örneğin Cindoruk, Ersever'i, "Terörle mücadele konusunda bir müsteşarlık kurulacak. Sana Müsteşar yardımcılığı görevi verilecek" demişti.
Ancak bu . müsteşarlık, basındaki tepkiler nedeniyle kurulamamıştı.

Ersever'e göre bu müsteşarlığın kurulmasını Aydınlık önlemişti:

"Siz haber yaptınız, siyasi liderlerden, milletvekillerinden tepki demeçleri alıp yayınladınız. Bunlar koalisyon ortağı SHP'yi çok etkiledi, baskı yaptılar Hükümete. Türkiye'de hükümetler basından çok etkileniyor. Aslında 1987 yılında bu özel birliklerin kurulmasını ilk önce, rahmetli Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı sırasında Korgeneral Hulusi Sayın önermişti. '100 bin kişilik özel ordu' kurulmasını istemişti. Dönemin hükümeti, kamuoyunda Kontrgerilla kuruldu denir endişesiyle öneriyi benimsememişdi."

Çiller'in Yanıtı

"Terör Müstaşarlığı" kurulamayınca Cindoruk, Ersever'in Başbakanlığa bağlı bir güvenlik biriminde çalıştırılması için Çiller'e teklif yapıyor.
Ancak Çiller Ersever için, "Bu arkadaşımız basında fazla afişe oldu. Biz onu herhangi bir göreve getirirsek bunu göğüsleyemeyiz. Basın üzerimize fazla gelir. Şimşekleri çekeriz" diyordu.

"Büyük ümitlerle" emekli olan Ersever, ne "Halk Ordusunu" kurabiliyor ne de tekrar "Devlet hizmetine" dönebiliyordu. Morali iyice bozulmuştu. Görev yaptığı dönemlerde generallere bile kafa tutan, dosyası takdirnamelerle dolu olan, "başarılarından" ötürü para, kol saati ve yurt dışı gezileriyle ödüllendirilen Binbaşı Ersever'in yüzüne, artık kimse bakmıyordu .

Kaynakça
Kitap: Binbaşı Ersever'in İtirafları
Yazar: SONER YALÇIN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Cem Ersever'in İtirafları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron