Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sivas Şehri Görevlilerin Sosyo Ekonomik Ve Demografik Yapısı

Burada Sivas Şehri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sivas Şehri Görevlilerin Sosyo Ekonomik Ve Demografik Yapısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:43

GÖREVLİLERİN SOSYO EKONOMİK VE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ

A. GÖREVLİ ÜNVAN VE LAKAPLARI


Osmanlı toplumunda bireyler, sahip oldukları mesleki, dini veya sosyal özelliklere bağlı olarak ünvan ya da lakaplarla anılırlar. Vakıf görevlileri de padişah beratı ile görevlerini yapmaları sebebiyle, askeri zümrenin mensubu olurlar ve "ehl-i mürtezika" diye adlandırılırlar/'20 Ayrıca icra ettikleri meslek veya çalıştıkları müesseseye bağlı olarak mütevelli, nazır, cabi, müderris, muid, muallim-i sıbyan, şeyh, derviş, zaviyedar gibi isimler de alırlar. Bu sıfatlara nesebi olarak geçen seyyid ünvanı da ilave edilmektedir.

Sivas şehri vakıf görevlileri ve onların ünvan ve lakaplarıyla ilgili zengin kaynaklar bulunmaktadır. Bilhassa 1700-1850 tarihleri arasında çok sayıda belge vasıtasıyla, görevlilerin şeceresini çıkarma imkanı ve 1835-1836 tarihlerinde vakıf görevlilerinin tamamının sayı ve nitelik açısından ünvan ve elkablarını tespit edebiliyoruz.

Belirlenen ünvan veya lakaplardan bir veya birden fazlası aynı ismin başına veya sonuna gelebilmektedir. Derviş Mehmed veya El-Hac Es-Seyyid Eş-Şeyh Mustafa Efendi örnek olarak verilebilir. Onlarcası sayılabilecek ünvan ve elkablar hakkında ayrı ayrı çalışmaların yapılabileceği muhakkaktır. Burada ise, farklı özellikler gösteren "seyyidlik" konusu ele alınmaya çalışılacaktır.

İslam Toplumlarında hemen her gurup içinde bu ünvana sıkça rastlanmakla birlikte, vakıf görevlileri içerisinde bazı imtiyazlar sağlanması sebebiyle daha fazla görülmektedir. Zaman zaman Osmanlı toplumunda seyyid ünvanı taşıyanların vakıf müesseselerinde görev yapmaları teşvik edilmiş, hatta sahip oldukları özellikler açısından adeta zarüret olmuştur. Seyyidler hakkında bazı çalışmalar yapılmışsa da, henüz tam anlamıyla açıklığa kavuşturulmuş değildir. Arşiv belgelerine göre; Sivas şehrinde bulunan tüm vakıflarda görevli sayısının %54'ü seyyid ünvanı taşımaktadır. 1835 tarihli verilen bu yüzde içerisinde bulunan 180 mütevelliden 107 tanesi seyyid ünvanlıdır. Aynı özelliği zaviye, medrese ve cami görevlilerinde de görmek mümkündür. Örneğin şehirdeki en büyük vakıf olarak bilinen Daru'r-Raha evkafının hemem hemen tüm görevlilerinin seyyid ünvanlı olması dikkat çekmektedir. Ayrıca, Osmanlı genelinde ve özelde Sivas vakıf görevlileri içerisinde, 17. asır sonları ile 18. asır başlarında seyyid sayısının arttığını müşahede ediyoruz. Önceleri seyyid ünvanları bulunmayan bazı zaviye ve medrese mensuplarının, 18. asır başlarından itibaren seyyid ünvanlarıyla kayd olundukları görülüyor. Bunun en tipik örneğini kurucu ailelerin uzun yıllar görev yaptığı, Şeyh Şemseddin, Ali Baba, Ahi Emir Ahmed ve Daru'r-Raha zaviyelerinde görmek mümkündür. Sonradan evlad-ı vakıfta meydana gelen bu değişimin muhtemel iki sebebi olabilir. İlki evlilik, diğeri ise, Osmanlı genelinde görülen sahte seyyidlik ihtimalidir.

Arşiv belgelerine seyyidlik hususunda bakıldığında ise, çok farklı örneklere rastlanılmakta ve kesin bir hükmün verilmesinin hatalı olacağı anlaşılmaktadır. Öncelikle, Sivas vakıf görevlileri içerisinde, dede, baba ve torunun seyyid ünvanlarıyla aynı belgede yer aldıklarını yaygın olarak görüyoruz. 1818 tarihinde Abdiilvahab Gazi Zaviyesi'nde Es-Seyyid Şeyh Kasım Efendi'nin oğullan, Seyyid Muhyiddin, Seyyid Ali olarak yazılmıştır. Yine bu hususla ilgili örnekler çoğaltılabilir. İmaret mahallesi sakinlerinden İmamzade Es-Seyyid Hacı Mustafa Ağa'nın oğulları, Es-Seyyid Derviş Mehmed ve Es-Seyyid Abdullah olarak kayıtlıdırlar. Yahya Bey mahallesinde Şeyhoğlu Seyyid El-Hac Ömer b. Es-Seyyid İbrahim'in oğullarından İbrahim, Halil ve Hüseyin de seyyid olarak geçmiştir. Hatta küçük (sağir) çocukların dahi seyyid ibaresi belirtilmiştir. Şeyh Çoban mahallesi İmamı Seyyid Ali Efendi b. Seyyid Mehmed Efendi'nin sağir oğulları Seyyid Mehmed ve Seyyid Recep bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Aynı tarihlerde Mütevellizade Seyyid Süleyman Ağa b. Abdullah Ağa'da görüldüğü gibi, kendi ismi öncesinde var olan seyyid ibaresi, babasının ismi öncesinde belirtilmemiştir. Ayrıca kendisi ve erkek evladları seyyid olarak yazıldıkları halde, kız çocuklarının seyyide ve şerife yazılmadıklarına da rastlıyoruz. Hatta seyyid-seyyide kaydedilmeyen evladların ebeveynlerinin seyyid oldukları görülmektedir. Cami-i Kebir imamı Seyyid Veliyyıiddin Efendi b. Mehmed Efendi'nin oğlu Mehmed ve kızı Safiye ile Abdulvahab Gazi sakinlerinden Seyyid Kasım'ın oğlu Seyyid olduğu halde kızları Hafize, Hatice ve Hadiye'nin seyyide yazılmadıkları görülür.

Bazı kayıtlarda ise, iki seyyid ailesinin çocuklarının evliliği sonrasında kızların seyyide yazılmadıklarına tesadüf edilmiştir. Bu ve benzeri farklılıkların katip hatalarından, yazım usülünden veya seyyidlik lakabının anlamındaki bir değişmeden mi kaynaklandığı, çözülmesi gereken önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Seyyidliğin hangi ünvan ya da mesleklerle kullanıldığı hususunda ise, şunlar dikkatimizi çekmektedir. Öncelikle Sivas vakıf görevlilerinden 180 mütevelli içinde 107 seyyid ünvanı tespit edilmiştir. Seyyid olarak kaydedilen görevlilerin Hacı, Şeyh, Molla, Efendi, Ağa gibi ünvan ve lakaplarla zikre-dildiği görülür. Ayrıca 5 nazır, 19 imam, 10 müezzin, 9 muid, 13 müderris, 10 şeyh, 29 zaviyedar-şeyh, 1 bukaadar, 67 türbehan, 5 devirhan, 6 duagü, 8 hatip, 8 kayyım, 1 ferraş, 4 cabi, 2 katip, 10 çahken, 1 ahırcı, 1 bevvab, 3 ber-ber-kilerci-kahveci gibi vakıf görevlileri seyyid ünvanıyla yazılmışlardır. Vakıf görevlileri içerisinde Zaviyedar (Şeyh veya evlad-ı vakıf) olanların tamamı ve türbedar, müid ve müderrris gibi görevlilerin çoğunluğu seyyid olarak belirtilmiştir.

Netice itibariyle seyyidlik anne ve babadan kan bağı ile geçen ve Osmanlı toplumunda müstesna bir yeri olan zümrenin kullandığı ünvandır. Arşiv belgelerinde sıkça rastlanılan seyyidlerin, vakıf görevlileri içerisinde daha yaygın olarak bulunduğu da muhakkakür. Aynı zamanda devletin sağlamış olduğu bazı muafıyederden yararlanmak amacıyla bazı suistimallerin de görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca küçük bir ihtimal de olsa, ileri gelen görevliler için bir saygı ibaresi olarak yazılma alışkanlığının bulunması ihtimali de söz konusudur.

B. GÖREVLİLERİN TEVCİH, AZİL VE GÖREV SÜRELERİ

Vakıf görevlilerinin tevcihi, görev süreleri, ferağ, kasr-ı yed gibi hususlar öncelikle vakfiyelerde vakıflar tarafından konulan şartlara bağlı olarak yapılmaktadır. Bu sebeple nitelik ya da nicelik açısından en ince ayrıntısına kadar vakıf görevlilerinde aranan şartlara vakfiyelerde rastlamak mümkündür.
Vakıf görevlilerinin tevcih, tecdid ve ferağı gibi hususlarda, Sivas şehri ölçeğinde çok sayıda örneğimiz bulunmakta, hatta bunlardan istatistiki bazı neticeler çıkarılması mümkün görünmektedir. Görevlilerle ilgili çok sayıda belgeye sahip bulunsak da, tamamına ulaşamadığımız ve mevcutla yetineceğimiz muhakkaktır.

Vakıf görevlilerinden başta mütev elliler olmak üzere, nazır, zaviyedar, müderris, imam, müezzin, kayyım, muallim, halife ve diğerleri için her vakfiyede olmasa da bir çoğunda belli şartlar konulduğu görülür. Mesela, Şeyh Şemseddiıı, vakfının tevliyetini önce kendisine, kendisinden sonra erkek evladın ilim ve karakter açısından önde gelenine ve sonra da kız evladın asla-hına şart koşmuştur. Yine, Şeyh Şemseddin evkafında, muallimin salih, mütedeyyin, mücevvid, ilm-i kıraatte alim ve evli olması şart koşulmuştur. Bu ve benzeri vakfiyelerde her türlü görevli için buna benzer örnekler verilebilir. Genellikle vakfiyelerde, mütevelli ve diğer görevliler için ekber, eı şed, as-lah, alim vb. şartlar sıralanmaktadır. Ayrıca, vakfın gayesine göre şartların hazırlanması da gayet normaldir. Mesela evladlık vakıflarda bir aileye hizmet maksadıyla şartlar konulmaktadır. Buna bağlı olarak görevlilerin, o aile içerisinden seçileceği muhakkakür. Yine bir vakfın tek bir gayeye ve tek bir müesseseye hizmet etmek üzere bir şeyh ailesine meşruta olduğu da görülür. Mesela Ahmed b. Çakırhan vakıf mal varlığını Abdulvahab Gazi şeyhlerine, Rüstem Paşa Ali Baba ailesine, Ahi Ali ve Ahi Emir Ahmed de kendi şeyh ailelerine tevcih etmişlerdir. Demek ki, vakıf görevlilerinin nesep, bilgi, beceri, bedeni özellikleri kesin şartlara bağlı kılınmıştır. Ancak, aile içinde de batu-ı evvel, batu-ı sani, inas, zükür, aslalı, erşed gibi görevliyi tayin eden ayırıcı vasıflar da aranmaktadır.

Sivas şehrinde kurulan vakıflardan önemli bir kısmının evlada meşrut vakıf olması, görevlilerin doğrudan doğruya aile üyeleri arasından seçilmesine sebep olmaktadır. Görevli seçiminde uygulanan usül, vakfiye şartları arasında belirlenen bir imtihanla ehil olanın görevli olarak seçimi usülüdür. İmtihanın, mesleğin özelliğine bağlı olacağı şüphesizdir. Ayrıca, görevli seçimi ile ilgili emirlerle, görevin öncelikle evlada tevcih edilmesi, ancak ilgili şahsın yetenekli ve yeterli olması gerektiği belirtilmektedir. Bu seçim usülüne rağmen, zaman zaman cahillerin görevlere atandıkları görülmektedir. Öyle ki, taşraya gönderilen hükümlerde bu husus dile getirilmiş, vakıf görevlilerinin ehline verilmesi ısrarla istenmiş, bazılarının ehil olmadıkları halde memleket tekalifinden muaf tutulmak için bu göreve atanmak istedikleri belirtilmiştir. Bilhassa, 19. asrın ilk yarısında bu tür değerlendirmelere sıkça tesadüf edilmektedir.

1700-1850 tarihleri arasında Sivas vakıf görevlilerinin tevcih, tecdid ve kasr-ı yed gibi intikallerden 2280 kayıt içinde, toplam 41 imtihanla görevli tevcihi vak'ası tespit edilmiştir. Bu yaklaşık %0.55 gibi çok düşük bir rakamı göstermektedir.838 Yüzdesi az olan imtihanla görevli seçiminde babadan oğula geçişlerde dahi imtihan yapıldığı görülmektedir.

Vakfiyesi olmayan vakıflarda ise, görevlilerin "eben an cedd" yani dedem babam mesleği veya dedem babam ekmeği şeklindeki iddialarla yani nesebi bağlılıkla tevcih olundukları belirtilmektedir.

Vakıf görevlilerinin tevcihinde takip edilen resmi işlemler ise, genellikle şöyle olmaktadır. Öncelikle bazı vakıflarda mütevelli arz ve tezkeresi ile kadıya başvurulmakta, kadı tarafından verilen arz ya da i'lam ile, İstanbul'da divan kalemlerinden Rus tezkeresi çıkarıldıktan sonra berat alınmaktadır. Bazı kayıtlarda ise, Sivas kadısının arzı mucebince Şeylıülislam'ın işareti veya Anadolu Kazaskeri'nin i'lamı ile berat alınmaktadır. Tanzimat sonrasında ise, kadı arzı ile Evkaf-ı Hümayun Nazırı'nın i'lamı ve yine Şeylıülislam'ın işareti neticesinde berat tahsisi yapılmaktadır. Bunların dışında alınan bir hüccet veya mürasele ile görevlilerin tayin olundukları görülmektedir. Hatta Sivas gibi taşra vilayetlerde bu hususun yaygın olduğu ve ancak berat yenileme veya ihtilafın çözümü için İstanbul'a müracaat yapıldığı anlaşılmakta-dır. Zira birçok vakıf görevlisinin kadı inayeti veya baba dede beratıyla görev sürdürdüğü görülmektedir. Şayet, berat herhangi bir dava nedeniyle verildi ise, kadıya ve mütevelliye hitaben bir ferman gönderilmektedir ki, bunun üzerine kadı mürasele, mütesellim de buyruldu vermektedir. Beratla birlikte mürasele ve buyruldu görevlinin elinde bulunmaktadır. Genellikle görevli beratları Anadolu Muhasebesi'ne ve çok az olmakla birlikte Askeri Rusuamçe'ye kayıtlı olanlar, Askeri Beratla tevcih edilmektedirler. Fakat, görevlilerin daha çok beratlarını maliye tarafından almak istedikleri anlaşılmaktadır."

Kaynakça
Kitap: SİVAS ŞEHİR HAYATINDA VAKIFLARIN ROLÜ
Yazar: ÖMER DEMIREL
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas şehri GÖREVLİLERİN SOSYO EKONOMİK VE DEMOGRAFİK YA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:43

Görev süresi hususunda ise, başta mütevelliler olmak üzere vakfiye şart-larında ve diğer kaynaklarda kayd-ı hayat şartı yaygın olarak yer alır. 17001850 tarihleri arasında Sivas vakıf görevlileriyle ilgili 1902 görev değişiminden 1411'i (%74) ölüm neticesinde ve 491'i (%26) ise görevlinin hala hayatta iken gör erinin başkasına intikali ile neticelenmiştir.641' Görevlilerin %74'lük bir bölümünde yaklaşık hayat boyu görev yaptığı anlaşılır ki, Osmanlı'daki ömür boyu(kayd-ı hayat) görev anlayışını doğrulamaktadır. Hatta bazı vakıflarda görevlilerin görev süreleri hakkında daha kesin bilgiler vardır ki, 25, 30, 40,50, 54, 55 ve 56 sene gibi uzun süreli görev yaptıkları görülmektedir. Ölüm haricindeki görev değişimleri ise, genellikle, hüsn-i rıza ile başkasına ferağ ve kasr-ı yed (bilhassa ihtiyar olması durumunda), terk ve ref şeklinde olmuştur.

Ferağ ve intikallerle olan görev değişiminde, öncelikle kişinin kendi rızasıyla yapılan kasr-ı yedlerin önemli bir kısmında görevlilerin yaşlı (pir) olması ve görevini ifa edecek gücü kendisinde bulamaması sebebiyle çocuklarına veya başkalarına ferağat eder. Yine görevini ihmal, yapamama, diyar-ı ahara gitme, askere (sefere) gitme, ehil olmama veya bedeni raahatsızlık ve sakatlıklardan ötürü görevinden alınma (ref) söz konusudur. Mesela Tiflis seferine me'mur olan vakıf görevlisi ile ümmi olan bir başka görevli ref olunmuşlardır. Bazı görevlilerin görevlerini terk ederek başka şehirlere gitmesi de, kadı tarafından azlini gerektirmiştir.

1779 tarihli belgede, Şah Hüseyin mahallesi Zülfikaroğlu mescidi imamının ölümü üzerine, oğullarının mescidde namaz kılmadıkları halde, gelirlerini zapt ettikleri belirtilmektedir. Hatta bakımsızlıktan harap olan mescidin mefruşatını dahi satmaları üzerine, mahalle ahalisi ihbar etmiş ve kadı tarafından azledilip başkası tayin edilmiştir."11' Başka bir örnekte, Akdeğirmen mahallesi El-Hac Ebu Bekir Camii'inde hatip ve cüzhan olan Abdullah b. Mehmed öldüğünde iki oğlundan büyük oğlu Mehmed sara illetine müptela, diğer oğlu Mustafa'nın iki kulağının sağır olması sebebiyle babalarının ciheti başkalarına verilmiştir.":VI Yine, Hacı Zahid mahallesi ahalisi, meclis-i şer'e gelip cami imamlarının cahil olduğunu, hatta Kur'an'ı bile usülüne uygun okuyamadığını ihbar etmişler ve şikayetlerinin vaki' olması sonucunda kadı tarafından görevden alınmıştır. Sarı Şeyh mahallesinde İshak Sofu mescidi imamı olan Mustafa'nın gözlerinin kör olması sebebiyle hizmetinde yeterli olmadığından bu görev başkasına tevcih edilmiştir.

Vakıf görevlilerinden mütevellilerin vakıf gelirlerini kendi nefisleri için harcamaları sonucunda da görevden alındıkları görülmektedir. Ayrıca, görevlilerin birbirleriyle mücadeleleri ve birbirlerine gadr etmeleri sebebiyle, görevden alınma hadiselerine rastlanılmaktadır. Bilhassa evlad-ı vakıf olanlardan batn-ı evvel ve sani mücadeleleri daha yaygındır. Ayrıca evladdan olup olmadıklarının tesbitinin de, "ehl-i vukufa" yani o şehrin (Sivas) sakinlerinden " bi garez kimesnelere" danışılmak suretiyle yapıldığı bilinmektedir.
Netice itibariyle vakıf görevlilerinin vakfiye şartlarıyla başlayan, hayat boyu süren ve genellikle babadan evlada geçen bir görev anlayışı hakimdir.

C. GÖREVLİ SAYISI VE ŞEHİR NÜFUSU

Vakıf müessesesinin fonksiyonlarının icrasında, vakıf görevlilerinin sahip olduğu niteliklerin yanısıra, görevli sayısının da aynı derecede önem taşıdığı belirtilmelidir. Osmanlı toplumunda, yönetici gurup içerisinde yer alan bu görevlilerin, sayı itibariyle oldukça fazla olduğu bilinmektedir. Buna rağmen, Sivas şehri veya Osmanlı genelinde vakıf görevlilerinin doğrudan sayımı veya tesbiti söz konusu olmamıştır. Zira, yapılan nüfus sayımlarında vakıf görevlilerinin mensup olduğu ehl-i berat zümresi sayım dışı bırakılmıştır.

Belirtilen olumsuzluklara rağmen, vakıflarda görevli sayısı ve bu sayının oluşum ve zamanla değişiminde nelerin etkili olduğu konusu aydınlatılmalıdır. Ayrıca müessese ve meslek farklılıklarına göre görevli sayısının dağılımının nasıl olduğu da merak edilen konulardandır.
Vakıf görevli sayısı ile ilgili olarak vakfiyeler, evkaf defterleri, vakıf mu-hasebe defterleri ve zaman zaman az rastlanan sicil kayıtları yegane kaynaklardır. Vakıf görevli sayısının tespit ve tayininde ise, ilk ve en önemli etken vakıflardır. Çünkü görevli sayılarının tamamı vakfiye şartlarında, vakıflar ta-rafından ayrı ayrı zikredilir. Ancak belirlenen bu sayı, vakfiyenin kuruluş tarihi için geçerlidir. Vakfın kuruluş tarihi sonrasında ve bilhassa asırlar geçtiğinde, vakıf görevlilerinin evladları arasında görevlerin paylaşıldığı görülür.

Görevli sayısını etkileyen ikinci unsur, devletin vakıflar kadar olmamakla beraber, hatiplik gibi görevlilerin sayılarını sınırlandırması veya yeni görevli ihdası şekliyledir. Padişah izniyle görev yapan hatiplerin aynı camide 1 kişiden fazla görev alması yasaklanmıştır.

Görevli sayısını etkileyen üçüncü husus, ilk görevlinin ölümü sonrasında onun yerine geçen evladların, görevi birden fazla hisseli olarak paylaşmalarıdır. Dolayısıyle o vakfın görevli sayısının artmasına sebep olunmaktadır. Ayrıca, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik, demografik ve siyasi şartlar da görevli sayısını etkilemektedir. Öyle ki, 15. ve 16. asırda yeni fetihler ile imparatorluk topraklanılın genişlemesi, insan unsurunun istihdamını kolaylaştırmakta ve artan nüfusa iş imkanı sağlanmaktaydı. Ancak İmparatorluğun en geniş sınırlarına ulaşması sonrasında ise, artan nüfusa iş imkanlarının azalması sebebiyle, vakıf müessesesi bünyesinde çalışanların arttığı gözlenmektedir.
Vakıf görevli sayısında etkili olan bu unsurların dışında, vakfın büyüklük ve zenginliğinin de görevli sayının azlık veya çokluğunda etkili olduğu söylenebilir.

Sivas şehri vakıf görevlileriyle ilgili tespit edilen yegane rakam, 1835 tarihindeki 597 görevli sayısıdır. Farklı bir dönem olmasına rağmen, Fatih İmareti'nin toplam görevli sayısının 496 olarak belirtilmesi, Sivas vakıf görevli sayısının çok az olduğu izlenimini vermekle beraber, aynı tarihlerde Sivas şehir nüfusuyla kıyaslandığında, normal olduğu anlaşılmaktadır. H Zira, 1827 ve 1831 tarihlerinde, Sivas şehri nüfusunun ehl-i berat dışındaki Müslim hane sayısının 1900-2000 civarında olduğu bilinmektedir.

Vakıf görevlilerinin sayısı, vakfın bünyesinde bulunan üniteye bağlı olarak da değişmektedir. Mesela, camisi olan bir vakfın en azından imam, müezzin veya büyüklüğüne göre hatip, vaiz, cüzhan, ferraş, kayyım bulunmaktadır. Son dönem kadı sicillerinde ise, görevlisi bir mütevelliden ibaret olan vakıflar da vardır. Buna karşılık, Sivas vakıfları içerisinde en fazla görevli sayısına sahip olan Daru'r-Raha vakfının, vakfiyesinde görevli sayısı 11 iken, 1835 tarihinde 90 civarındadır. Sivas'ta toplam vakıfların her birine düşen ortalama görevli sayısı ise, 6.6 olarak tespit edilmiştir. Osmanlı geneli için yapılan çalışmalarda ise, 17. asırda 14.6, 18. asırda 14.7 olarak belirlenmiştir. Zikredilen iki araştırmayla, Sivas vakıfları hususundaki neticelerin çok farklı olmasının bize göre en önemli sebebi, şehirde 1800 sonrasında kurulan ve kadı sicillerine kayıtlı tek görevlisi bulunan vakıfların sayı olarak çokluğudur. İstanbul, Bursa ve Edirne gibi büyük şehirlerin vakıflarında da bu ortalama Sivas'a göre daha yüksek olsa gerektir.

Vakıf müesseselerinde zamanla meydana gelen görevli artışının önemli boyutlarda gerçekleştiği görülür. Bu artışı vakfın tüm müesseselerinde görmek mümkündür. Mesela, Sivas medreselerinden Şifaiye'de 16. asırda toplam 15 görevli mevcud iken, 1835 tarihinde 32 görevliye çıkmıştır. Daru'r-Raha'da bu farklılık daha fazla olmuş ve vakfiye tarihinde 11 iken, 1835'de 90 görevliye ulaşmıştır. Şehir camilerinde de benzer misalleri çoğaltmak mümkündür.
Sivas vakıflarındaki görevlilerin mesleklere göre dağılımı ise, net olarak yapılamamıştır. Zira, vakıf görevlilerinin birden fazla görevi üstlenmesi veya bazılarının toplu olarak belirtilmesi, düşünülen bu ayrımı zorlaştırmıştır. Buna rağmen yapmış olduğumuz tespitlere göre sırasıyla, mütevelli, türbedar-türbehan, imam, şeyh-zaviyedar, duagü, cüzhan, devirhan, müezzin, hatip ve müderrislik en fazla olan mesleklerdendir.

Müesseselere göre dağılımında ise, zaviye, cami-mescid ve medrese-mektepler görevli sayısı itibariyle ard arda sıralanmaktadır. Ayrıca kuruluş tarihi itibariyle, Osmanlı öncesi dönemlere ait vakıfların görevli sayıları, gelirlerinin fazlalığına bağlı olarak oldukça fazladır. Yine, 16. asır Osmanlı hakimiyetinde tesis edilen vakıflarda aynı derecede olmasa da, oldukça fazla vakıf görevlisi vardır. Sivas vakıfları içerisinde en fazla görevlisi olan Daru'r-Raha vakfı, Şifaiye, Sahibiye medrese vakıfları, Abdülvahab Gazi, Ahi Mehmed Külah-düz, Melik A'cem, Ahi Ali zaviyeleri ile, Cami-i Kebir, Hasan Paşa, Mahmud Paşa ve Selman Bey gibi cami vakıfları fazla görevliye sahiptirler.

D. GÖREVLİ ÜCRETLERİ VE ENFLASYON

Tarihin ya da coğrafyanın hangi kesiminde olursa olsun güncelliğini ve önemini yitirmeyen bir husus olarak karşımıza ücretler çıkar. Osmanlı toplumunda tayin edilen ücretlerle geçimlerini temine çalışan en büyük guruplardan biri de vakıf görevlileridir. Bu görevli gurubunun ücretleri merkezi veya tek bir elden ziyade, oldukça fazla ve farklı bir gurup tarafından tayin edilmektedir.
Ücretlerin tayininde başta vakıf kurucuları olmak üzere, toplumdaki geçim rayici, vakfın gelirleri, gelirlerin sürekliliği ve Osmanlı yönetiminde söz sahibi olanlar etkili olmuştur.

Görevli ücretleri vakıf dilinde "vazife" ve görevliler arasında bazen " nan paresi" veya " dedem babam ekmeği' şeklinde ifade edilir. Görevli ücretleri-nin günlük (yevmi), aylık ve yıllık olarak tesbiti ile ödeme keyfiyetinin ayni veya nakdi olabileceği belirlenmiştir. Ayrıca karşılıksız olarak yapılan hizmetlerin "ber vech-i hasbi' olarak zikredilmesinin yanısıra, hisseli olarak da sülüs, rub', öşür şeklinde yer almıştır. Zamanına göre dirhem, akçe, kuruş, altın gibi farklı para birimlerinin yanısıra, buğday, tuz veya ekmek gibi aynı ödeme şartları da konulmuştur. Ayrıca, bilhassa vakfiyesi bulunmayan vakıf görevlileriyle ilgili belgelerde "ba muayyene" şeklinde tayin ya da tahsis olunan fakat miktarı belirtilmeyen bir ifadeye de rasdanılmaktadır.

Genellikle vakfiyelerde günlük, aylık ve yıllık olarak belirtilen, görevli ücretlerinin kesin olarak tespitleri mümkündür. Hasan Paşa, Kerim Çavuş, Mahmud Paşa, Sarı Şeyh gibi vakıflar belirtilen ücret özelliğine sahiptirler. Bunların haricinde hisseli ve "ma fazla" veya hurufatlarda geçtiği üzere "ba muayyene" şeklindeki kayıtlarda ise ne kadar ücret aldığı tespit edilememiştir. İkinci önemli bir husus, kuruluş tarihi itibariyle farklı asırlarda kurulan vakıfların birbirleriyle kıyası mümkün değildir. Kuruluş dönemleri itibariyle birbirlerine yakın olan vakıfların, görevli ücretleri hususunda bir karşılaştırma yapılabilir.

Görevli ücretlerinin miktarlarının tayininde, genellikle vakfın kurulduğu dönemin geçim rayici esas alınmaktadır. Zira, aynı dönemlerde kurulan vakıfların görevli ücredeı inin birbirlerine yakın olduğu görülmektedir. Hatta birbirlerine emsal teşkil etmektedirler. Bu tespit yapılırken vakıfların, görevlilerin günlük, aylık veya yıllık geçim standartlarını da herhalde düşünmüş olmaları gerekir.

Görevli ücretlerinin ücret miktarı ya da birimi dönemin rayicine göre ayarlanmaktadır. Mesela, Osmanlı öncesi ve ilk dönemlerinde dirhem esas alınırken, sonraları akçe yaygın olarak görülmekte ve akçenin de değerini yitirmesi neticesinde, ya akçenin miktarı yükseltilmiş veya kuruş artık daha yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Akçenin ve dirhemin dışında nadiren altın ve ayni olarak ise yaygın olarak buğday ve tuz belirtilmiştir.

Yine Osmanlı öncesinde tesis edilen vakıfların ücretler açısından bir başka özelliği, genelde hisse itibariyle bölünme usülünün uygulanmasıdır. Sahibiye, Daru'r-Raha, Ahi Emir Ahmed, Abdulvahab Gazi vakıfları buna örnek olarak verilebilir. Osmanlı döneminde ise, miktar olarak belirtilen yıllık ya da günlük ücretler yaygındır. Bütün bunlara ilave olmak üzere, görevli ücretlerinin ne kadar olduğu, vakıfların kuruluş dönemlerinden sonra ne gibi farklılıklar meydana geldiği sorusuna cevap aranmalıdır. Ayrıca, vakfın kuruluşunda tayin edilen ücretlerin uzun süre sonra aynı kalıp kalmadığı, kalmış ise ne gibi problemler doğurduğu araştırılmalıdır. Öncelikle uzun bir dönemde ve çok farklı büyüklükte vakıfların bulunduğu Sivas şehrinde, vakıf görevlilerinin aldıkları ücretlerin arasında önemli farklılıklar vardır. Kaynaklarda, en fazla ücret alanların, sırasıyla, mütevelli, imam, müezzin, hatip, nazır ve cüzhanlar olduğu görülmüştür.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas şehri GÖREVLİLERİN SOSYO EKONOMİK VE DEMOGRAFİK YA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:44

Mütevelli ücretlerinin genelde 1 akçe veya 1 dirhemden başlayan ve günlük olarak 30 akçe ve 60 dirheme çıkan bir farklılığı görülür. Yıllık olarak tayin edilen mütevelli ücretlerinde ise, 3-10 kuruş arasında değişiklik söz konusudur. Yine, 16. asırda kurulan Değirmencioğlu mescidi imamı 1.5 dirhem ücret alıyorken, aynı asırda tesis edilen Hasan Paşa ile Mahmud Paşa cami-lerinin imamları 4'er dirhem günlük ücret almaktadır. 18. ve 19. asırlarda tesis edilen bazı cami imamlarına ise, 10-30 akçe arasında değişen günlük ücret ve 60 - 70 kuruş yıllık ücret tahsis edilmiştir. Aynı asırlarda kurulan va-kıflarda doğal olarak görülebilecek olan ücret farklılığının aksine, hisseli tayin edilen ücretlerle, yıllık ya da günlük tahsis edilen ücretler arasında zamanla oluşan uçurumlar söz konusu olmuştur. Mesela 1845 tarihinde 3 akçe (yıllık 10 kuruş) ücret alan bir imam ile senelik 1440 kuruş ücret alan imam arasında büyük bir ücret farklılığı vardır. Yine aynı tarihte yevmiye 1.5 akçe (senelik 6 kuruş) ücret alan bir mütevelli bulunduğu gibi, Daru'r-Raha vakfında mütevelli hissesine senelik 37174 kuruş gibi diğerine göre oldukça fazla bir miktar isabet etmiştir.

Dolayısıyle sabit ücretler değerini koruyamazken, hisseli ücretler gelir kaynaklan korunabildiği sürece kendini muhafaza etmiştir. Bütün bu farklılıklara rağmen, önemli bir kısım ücretlerin birbirlerine yakın olduğu da gözden kaçmamalıdır.

Görevli ücretleri hakkında bir başka husus aynı vakıftan ücret alanların birbirlerine göre ücretlerinin durumudur. Genellikle vakıf görevlileri içeri-sinde çok farklı uygulamalara rastlanmakla birlikte, evladlık vakıflarda evladlar ve diğerlerinde ise mütevelliler, diğer görevlilere nazaran daha fazla ücret almaktadır. Diğer taraftan ücretsiz görev yapan mütevelliler bulunabildiği gibi, vakıf harcamaları sonrasında kalan miktar, çoğunlukla evlad-ı vakıf olan mütevellinindir. Mütevelli dışında, genellikle cami, medrese, zaviye görevlilerinden imam, müderris, muallim, ve şeyhlerin diğer görevlilere göre ücretleri daha fazladır. Osmanlı geneliyle ilgili yapılan çalışmalarda da benzer hususiyetler dikkati çekmektedir.

Görevli ücretlerinin zamanla görevlilerin ihtiyaçlarım karşılayamaması, vakıf müesessesinde önemli çıkmazlara sebep olmuştur. Geliri fazla olmayanlar için mütevelli veya vali, mutasarrıf yahut sultan tarafından ilave zamlar veya yeni ek görev ihdası ile vakıf fazlasından ücretler ayrılmıştır. Ayrıca bu hususla ilgili, Osmanlı genelinde zam uygulaması da yapılmıştır.

Sivas şehri vakıflarından Hasan Paşa Cami ve Mahmud Paşa Cami görevlileri için farklı dönemlerde zamların yapıldığını biliyoruz. Bunlardan Hasan Paşa Camii imamının ilk ücreti günlük 4 dirhem iken, 1576 'da 19 akçe, 1841'de Sivas mutasarrıfı Cabbarzade Mehmed Abdi Paşa'nın yaptığı zamla beraber yıllık 115 kuruşa (yevmiye 27 akçeden 37.8 akçeye) çıkmıştır. Zamların haricinde, görevlilerin ücret aldığı vakfın gelir fazlasının, yemi görev tahsisi ile görevlilere ücret ilavesi yapıldığı da bilinmektedir. Bunun dışında, Sivas vakıflarında yaygın olarak uygulanan bir başka usül, bir görev-linin birden fazla vakıftan benzer veya farklı görev yapması karşılığında almış olduğu ücretlerdir. Bilhassa, 18. asır ve 19. asırda bu tür artışlar olmuştur. Evlad-ı vakıftan olmak şartıyla mütevellilerde sık rastlanan bir husustur. Bazı vakıflarda ise, duagü, cüzham ve feııaş gibi bazı görevler aynı şahıs tarafından yürütülmektedir.

Ücretlerle ilgili önemli bir başka husus, görevli ücretleriııin toplam vakıf gelirleri içerisindeki oranıdır. Konuyla ilgili olarak 1835 tarihindeki toplam vakıf gelirlerinin 503.560 kuruş olduğu tespit edilmiştir. Belirtilen toplam miktar içerisinde ehl-i vezaif ücretleri ile evlad-ı vakıfın gelirleri hesaplanıp, müesseselere dağılımı şu şekilde yapılmıştır. Zaviyelerin toplam vakıf gelirlerinin %56'sı (156641 kuruş), cami-mescid ve çeşmelerin % 64'ü (61621 kuruş), medrese, mektep ve kütüphanelerin %70.6'sı (30174 kuruş) ve sadece evladlık vakıfların % 83'ii (16602.5 kuruş) ücretlere tahsis edilmiştir. Buna göre vakıfların yıllık toplam geliri içerisinde evladlık ve ehl-i vezaifin ücretleri %52.6 dır.1'81 Böylece vakıf gelirleri içinde en fazla nisbete görevli ücretleri ile evladlar sahip bulunmaktadır. Osmanlı geneli için de benzer sonuçlar bulunmuş olup, Barkan'ın tespitlerinde camiler için %90'ı, imareder için %52.5'i görevli ücretleridir. Sivas şehrinde vakıf giderleri içerisinde görevli ücretleri ile evlad hisselerinin müesseselere göre dağılımında, ilk sırayı zaviyeler ve ardından cami-mescid ile medreseler takip etmektedir.

E. GÖREVLİLERİN SOSYAL HAYATLARI

Vakıf görevlilerinin bilgi, beceri ve mesleklerini icra ettikleri müesseselerin haricinde, sahip oldukları eş, evlad ve bunlarla birlikte yaşadıkları meskenler onların sosyal hayatlarını yansıtırlar. Görevlilerin şahsi özellikleri, meslek ve aile çevresi ile çift yönlü bir etkileşim içerisindedir. İşte bu bölümde vakıf görevlilerinin sosyal hayadan başlığı altında, onların eş sayıları, evlad sayıları ve sahip oldukları mülklerinin, sosyo-ekonomik durumlarının tahliline çalışılacaktır.
Görevlilerin tamamı hakkında tek tek böylesi bir araştırmaya cevap verecek bilgilere kaynaklarda çok nadir rasdanılmaktadır. Ancak, görevlilerin ölümü sonrasında miras tesbiti için, kadı tarafından tutulan tereke defterleri bu konuda belirtilen hususlara kısmen de olsa yardımcı olacaktır. Yalnız tüm görevlilerin tereke defterlerinin tutulma ve bulunma ihtimalinin azlığının yanısıra, farklı mesleklere mensup ve tümü için önemli neticeler çıkarılabilecek 46 görevlinin terekesi tahlile çalışılacaktır.

Tespit edilen terekelerin sahipleri arasında, şehirdeki en önemli zaviyelerin şeyhleri, onların eşleri ve dervişler de bulunmaktadır. Yine imam, müezzin, hafız, molla, çalıken, ulema, ahi ve mevlevi olanlar da vardır. Mesela Şeyh Çoban Zaviyesi şeyhi, Abdülvahab Gazi Zaviyesi şeyhi ve eşi, Mevlevi dergahının şeyhi ve eşi, Kadiriye Tarikati şeyhi ve şehrin en büyük camii olan Ulu Cami'in imamının terekesi tespit edilenler arasındadır.Yani temelde, vakıf görevlileri içerisinde yer alan, ehl-i ilm ve tasavvuf zümrelerine ait olan bu terekelerden önemli bilgiler elde edilmektedir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Sivas şehri GÖREVLİLERİN SOSYO EKONOMİK VE DEMOGRAFİK YA

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 16:45

1. Eş ve Evlad Sayıları

Bilindiği üzere Osmanlı tarihinde demoğrafi çalışmaları son derece önemli ve vazgeçilmez bir sahadır. Yapılan demoğrafık çalışmalarda henüz, Osmanlı ailesi ve bilhassa Osmanlı toplamundaki farklı zümrelere mensup aileler hakkında yeterli neticeler çıkarılmış değildir. Ayrıca, Osmanlı ailesinde birden fazla eşle evlenmenin çeşitli yönleri açıklanmış değildir. Bu noktada vakıf görevlilerinin eş ve çocuk sayılarının ne olduğu, mesleki veya sosyo-ekonomik durumlarına göre farklı ya da benzer yönlerinin olup olmadığı tespit edilebilir.

Bu zaviyeden bakıldığında, tespit edilen vakıf görevlileri içerisinde 6'sı iki evli, 40 görevli ise l'er evlidir. İki evli olanlardan ikisi derviş, biri mevlevi şeyhi, biri tekkenişinoğlu, biri molla, biri de çahkenzadedir. En belirgin netice, zaviye mensuplarının 2 eşle evlilik yapanlarının fazla olduğudur.

Vakıf görevlilerinin evlad sayılarında ise, ortalama aile başına 2.7 çocuk düşmekte ve en fazla 3 çocuklu, daha sonra 2 çocuklu ailelerin fazlalığı dikkat çekmektedir. En fazla çocuk sahibi olan (6 çocuk) vakıf görevlisi ise, Şeyhoğlu Seyyid El-Hac Ömer'dir. Vakıf görevlilerinin mesleklerinin evlad sayılarının azlık veya çokluğunda bir etkisinin olup-olmadığı anlaşılamamaktadır. Aynı şekilde Osmanlı genelinde yapılan araştırmalarda da benzer kanaatler söz konusudur.
Vakıf görevlileri çocuklarına kendi isimlerini verdikleri gibi, yaygın olarak ebeveynin isimlerini vermişlerdir. Osmanlı ailesi içerisinde, aile reisi durumunda bulunan erkeğin babasının ismi verilebildiği gibi, bazen kadınların babalarının isimlerininin de verildiği görülmektedir.

2. Maddi Durumları

Vakıf görevlileri hakkında bir başka önemli husus, sahip oldukları mülklerin değeri, yani tereke miktarlarının ne olduğu ve mesleklere göre dağılımıdır.
Sivas vakıf görevlilerinin tereke miktarları yani zenginlikleri hususunda dikkatimizi çeken ve birbirleriyle karşılaştırma imkanı olan en belirgin gurup, zaviye şeyhleri olmuştur. Şehirdeki önemli zaviyeler içerisinde yer alan, Abdülvahab Gazi Zaviyesi, Şeyh Çoban Zaviyesi ve Mevlevi Zaviyesi şeyhlerinin mal varlıkları karşılaştırıldığında, en az mal varlığına sahip olanı Abdülvahab Gazi şeyhidir. Hatta tüm vakıf görevlileri içerisinde en az mülk sahibi olan Seyyid Ömer b. Ömer'in 109 kuruş gibi dönemine göre oldukça düşük bir tereke miktarı vardır. Buna karşılık, Kaleardı mahallesinde sakin Tarikat-i Kadiriye Halifeleri'nden Şeyh Ebu'l-Kasım Baha'nın 35.821 kuruşluk tereke miktarı vardır. Kadiri şeyhi Kasım Efendi'nin mal varlığı dönemi itibariyle yüksek bir servete sahip olduğunu göstermektedir. Yine Abdülvahab Gazi zaviyesi şeyhlerinden Seyyid Şeyh Kasım Efendi'nin 498 kuruş, zevcesi Alime binti Mehmed'in 790 kuruşluk terekesi ve aynı zaviye şeyhlerinden Seyyid Şeyh Abdülvahab Efendi'nin 1185.5 kuruşluk mal varlığı vardır.

Şehirde bulunan diğer zaviyelerden Şeyh Çoban, Ali Baba ve Mevlevi Zaviyesi Şeyhleri'nin de, birbirlerine göre farklı miktarda mülkleri belirlenmiştir. Farklılığın sebepleri arasında, zaviye gelirlerinin ve şeyhlerin hayat anlayışının etkili olduğunu söylemek mümkündür.
Zaviye görevlileri dışında diğer vakıf görevlilerinden olan, Cami-i Kebir imamı Seyyid Veliyyüddin Efendi'nin 2854 kuruş, Şeyh Çoban Cami imamı Es-Seyyid Ali Efendi b. Seyyid Mehnıed Efendi'nin 2819 kuruş terekesi yani mal varlığı vardır.

Vakıf görevlilerinin tamamının tereke miktarlarına bakıldığında, 0-5000 kuruş arasında yoğunlaştığı görülür. Aynı dönemi ihtiva eden, Sivas şehrine ait 44 esnaf terekesi incelendiğinde, vakıf görevlileriyle tereke miktarları açısından şaşırtıcı bir benzerlik söz konusudur. Esnaf terekelerinde de en yaygın dağılımın 0-5000 kuruş arasında olduğunu görüyoruz. Osmanlı toplumundaki reaya (esnaf) ya da vakıf görevlisi (askeri) olanların mal varlıkları açısından fazla bir farklılık göstermediği söylenebilir. Bu bakımdan Osmanlı toplum yapısında bazı istisnalar (yönetici kesim ve tüccar) haricinde iktisadi açıdan zümre ya da gurupların oluşmadığı sonucuna varılabilir.
Vakıf görevlilerinin sosyal hayatının tezahürlerini onların kullanmış olduğu giyim-kuşam ve ev eşyalarında bulmak mümkündür. Kadı sicillerinde yer alan tereke kayıtları bu dönemde görevlilerin aile hayatını ve gündelik yaşantısını ortaya koyacak niteliktedir. Tahliline çalıştığımız terekeler içerisinde, Kadiriye Tarikati Halifeleri'nden Şeyh Ebu'l-Kasım b. Mustafa Ağa'nın terekesindeki ev eşyaları, büyük odada, kış odasında, taşra odasında ve harem odasında ifadesi ile ev hayatını açıklayıcı bir mahiyette düzenlenmiştir. Diğer görevlilerin eşyaları ise, karışık bir düzenle yazılmıştır.

Vakıf görevlilerinin kullandığı eşyalar içerisinde, zarüri ihtiyaçlardan olan, yatak, yorgan, minder, yastık ve bunların yüzleri, eskilik ve yenilik durumları belirtilerek yazılmıştır. Ayrıca zikredilen eşyaların sayıları, kalitesi, yüzlerinin kadife veya çit olmasının yanısıra içlerinin yün, çabııt olması gibi farklılıkları da ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Kadiriye şeyhinin yastık, yorgan ve döşek gibi eşyalarının toplam fiyatı 1845 kuruş tutarken, Abdulvahab Gazi şeyhinin 156 kuruş, Mevlevi şeyhinin 179 kuruş ve Şeyh Çoban şeyhinin 79 kuruş olarak tespit edilmiştir. Aynı şekilde yaygı ve sergi olarak kullanılan kilim, halı, hasır ve makat şiltesi gibi eşyalar da terekelerde yer alır. Yaygın olarak kış evlerinde bulunan ocakla ilgili eşyalar ile kahve ve yemek pişirmek için kullanılan bakır kap kaçak da vakıf görevlilerinin eşyaları arasındadır. Silah, saat, porselen cinsi eşyalar az olmakla beraber bulunmaktadır. Ayrıca yiyecek maddeleri, hayvan ve yakacak maddelerine de rastlanılmaktadır. Çeşitli eşya ve erzaklar dışında az da olsa nakit para veya altın cinsleri de terekelerde görülmektedir.

Çoğunlukla ehl-i ilm zümresinden olan vakıf görevlileri içinde çok az rastlanan kitaplar da vardır. Görevliler içerisinde 5 kişide rastlanılan kitaplardan; Abdulvahab Gazi Şeyhi olan Es-Seyyid Eş-Şeyh Abdulvahab Efeııdi'de 5 adet (biri mushaf-ı şerif), Tefsirizade Es-Seyyid İbrahim Efendi'de 6 adet, Şeyh Çoban Tekkenişin'lerinden El-Hac Hasan Efendi'de 200 kuruşluk, Kara Hafız'da 76 adet (1360 kuruş), Hafız Ahmed Efendi b.Hafız Mehmed'de 15 adet ve El-Hac Hafız Ahmed Efendi b. Mustafa'da 16 adet kitap bulunduğu kaynaklarda yer almışür.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Sivas Şehri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir