Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Üçgendeki Sır, Hakurke

PKK'yı yaratan ve günümüze kadar finanse edip yöneten devlet Amerika’nın ta kendisidir.
Nasıl mı?
-1980 darbesi sonrasında Türkiye’de oluşan Amerikancı hükümetlerin yardımı ile.
-PKK ve Kürt mafyası ne tesadüftür ki Turgut Özal döneminde oluştular ve güçlendiler.
-Abdullah Öcalan bir MİT ajanıdır. Bunun kanıtını kahraman Uğur Mumcu bulmuştu. 1972'de, Abdullah Öcalan "Şafak Bildirisi" davasından dolayı tutuklandı, ve sonrasında Milli İstihbarat Teşkilatı "Bizim adamımızdır" yazısını yollayıp, Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılmasını sağlamıştı.
PKK gibi aşağılık ve zavallı bir terör örgütü neden hâlâ etkisiz hale getirilmedi ve sürekli Şehit vermemize sebep oluyor?
-"Devlet" kelimesinin anlamı şudur: "Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal ve askeri bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık". Türkiye Cumhuriyeti bir Türk Devleti'dir ve bu devletin bütün organlarını(TSK, MİT, vs) yöneten güç hükümettir. Yani hükümetin elinde bir uzaktan kumanda var ve bununla istediği zaman bütün devlet organlarına emir verip onları yönetebiliyor. Demekki eğer hükümetin başındaki lider kadro kişisel çıkarları(zenginlik) uğruna Amerika'ya namusunu ve şerefini satan insanlardan oluşuyorsa, TSK ve MİT gibi devlet organlarının başındakileri de maalesef dolaylı olarak Amerikancı oluyor. İşte bu yüzden Abdullah Öcalan bir MİT ajanıydı ve sonra ABD'nin çıkarları uğruna Amerikancı Özal Döneminde, PKK dizayn edildi ve bu lanetli terör örgütün başına imralı canisi getirildi.
-Ülkemizin yönetildiği bu lanetli sisteme rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içinde daima bu düzeni bozup Türkiyenin Tam Bağımsızlığını koruyan Atatürkçüler olmuştur. Eşref Bitlis önderliğindeki Atatürkçü Kahraman Askerler, Özal döneminde sürekli Amerika ve Amerikancı hükümet ile mücadele etmişlerdir. Eşref Bitlis vefat etmeden önce(17-02-1993 öncesi) Kuzey Irak ve PKK’ya yapılan operasyonlar sonucunda Amerikan Ordusunun bir parçası olan PKK terör örgütü resmen yok edilmişti. İşte bu onurlu davranışlar sonrasında, 1960 Devriminden sonra ilk defa Eşref Bitlis döneminde yine TSK içinde bir Atatürkçü(Anti-emperyalist) Devrim oluşmuştur. İşte bu Devrimi yaratan Kahramanların Ruhu günümüze kadar TSK'da devam etmiştir ve bu yüzdendir ki, bu ruha sahip olan Askerlerin büyük bölümü günümüzde Amerikancı AKP tarafından ya Silivri Cezaevine yerleştirilmiş yada emekli edilmişlerdir, ki PKK yok edilemesin ve Amerika’nın çıkarlarına zarar gelmesin diye.
-PKK terörü Amerikancı Çiller ve Tayyip Erdoğan hükümetleri tarafından kasıtlı olarak yok edilmedi ve daha da güçlendirildi.
SONUÇ, PKK TERÖRÜ NEDEN BİTMEDİ:
-DSP Hükümeti Döneminde TSK tarafından yine etkisiz ve yokedilme noktasına getirilmiş olan PKK, AKP ve Hilmi Özkök'ün Büyük Yardımları ile ABD'nin Irak'ı Tekrardan İşgal Edip, PKK'nın tekrardan güçlenmesi sağlanmıştır.
-AKP terörü bitirmek için asla herhangi bir adım atmıyor.
-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, ABD ile yaptığı 9 maddelik gizli anlaşmada TSK’yı zayıflatan ve PKK'yı yasallaştıran ve güçlendiren maddeler var. Ve bu maddelerin hepsi de gerçekleştirildi.
- Erdoğan'ın Özel Temsilcisi olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan AKP'nin PKK ile işbirliği yaptığını resmen doğradı. Buda Vatan Hainliğinin belgesidir.
-Şehitlerimizin sorumlusu: "AKP’nin Kürt Açılımı Politikası ve ABD-AKP-PKK-BDP(DTP) İşbirliği"
ÇÖZÜM, PKK TERÖRÜ NASIL BİTER:
-NATO'dan çıkılacak, Amerikaya rest çekilecek, Avrasya ülkeleri(İran, Suriye, Çin) ile milli çıkarlarımız doğrultusunda ekonomik anlaşmalar yapılacak(hedef Türk Birliği).
-Kuzey Irak, aynen Kıbrısta yapıldığı gibi, yasal haklarımıza dayanarak, oradaki Türkmen Soydaşlarımızın yardımı ile ele geçirilmeli, ve bölgedeki bütün PKK’lılar 1-2 günde etkisiz hale getirilecek.
-Doğu Anadolu'da İş Garantisi ve Tarih Dersleri
Ayrıntılı Bilgiler için giriniz

Üçgendeki Sır, Hakurke

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 01:28

Üçgendeki Sır, Hakurke

"Kuzeyde oluşan otorite boşluğu ve Birleşmiş Milletlerin bu bölgeye uyguladığı uçuşa yasak bölgeden de yararlanarak çok kısa zamanda büyük bir güç haline geldik. Çok sayıda silah, mayın, ağır silahlar ve mühimmat elimize geçti. Örgütümüzü kısa zamanda bu silahlarla donatarak büyük bir güç kazandık... "
Abdullah Öcalan, 22 Şubat 1999

Şemdinli, Hakkari'nin üç ilçesinden biridir, diğerleri Yüksekova ve Çukurca'dır. Her üç ilçe de, Büyük Kürdistan denilen projenin can damarıdır. Buralar ele geçirilmeden bu proje gerçekleşemez. Yüksekova, uyuşturucu kaçakçılığının merkezidir, hemen üst komşusu Başkale gibi, PKK terör örgütüne önemli finansman sağlar. Ayrıca, Van ve Bitlis yörelerine atlama taşıdır. Şemdinli, Öcalan'ın, "bir parça özgür vatan" hayalindeki yer olup, Irak kuzeyindeki teröristlerin ülkemize giriş yaptığı yerdir. Çukurca ise, gene Irak'taki teröristlerin yurdumuza dağıtım noktasıdır, Şırnak - Siirt havalisine geçerler.

Söylemiştim size, Şemdinli'yi terörist coğrafyası yapan üç ana faktör vardır: birincisi üçgende oluşu, ikincisi dağlar, üçüncüsü ise kamplar. PKK ana kampı Hakurke hemen Şemdinli güneyindedir, üç beş saatlik yaya yürüyüş mesafesinde. Şemdinli'yi üçgeninin hassasiyeti esas itibariyle Hakurke'den ileri gelir. Resimde gördüğünüz Şemdinli'dir yani üçlü sınır. Resmin sağ yanı İran, sol alt yanı ise Irak'tır. PKK'nın ana üssü Hakurke, resmin altındaki karanlık dağların olduğu yerdir. Askerler buraya Hakurk der, teröristler Hakurke, vatandaş ise Hakurki. Teröristi anlattığımız için biz bu karanlık dağlara Hakurke diyeceğiz.
Stratejik bir üs bölgesidir burası. İster hava indirme, isterseniz kara harekâtı yapın bu bölgede, teröristlerin kaçmak için iki seçeneği vardır. Ama sizin bu iki seçeneğe karşı, ne yazık ki uygulayabileceğiniz bir karşı seçenek yoktur. Nedir bu iki seçenek? Ya kuzeydoğuya İran'a kaçmak, ya da güneye, 36. paralelin güneyine inmek! Her ikisi de sizi çaresiz bırakır; İran'a giremezsiniz, güneye inemezsiniz.

Öcalan'ın Hakurke'sini anlamak için Karadağ'a çıkmalı, Karakoç'a gitmelisiniz. Korucu Sıddık'ın bir çayını içmeli, babasının elini öpmelisiniz. Ama artık onlar yok; Sıddık şehit oldu babası ise öldü. Olsun, onların ruhu var oralarda, kahramanlıkları dilden dile dolaşır durur. Onların çocukları var, torunları var, onları görmelisiniz. Çok sıcakkanlı insanlardır, toprağını sever, PKK'ya destek vermez. Zordur işleri çünkü Hakurke tam karşılarındadır, deyin ki iki saatlik yaya yol mesafesi. PKK'nın ana kampına en yakın yerleşim yerimizdir. Dayandı onlar, şehit oldu onlar ama köylerini terk etmediler. Hemen yanı başındaki Horyürek karakolumuzu biz kapattık ama onlar mücadeleyi bırakmadı, köylerini boşaltmadılar, toprağı PKK'ya terk etmediler, hâlâ mücadeleyi sürdürüyorlar.

Kahraman Karakoç'tan güneye baktığınızda Hakurke'nin dağlarını, Ari Düzlüğü ve de gediğini görebilirsiniz. Çok yakındır size. Hiç unutmam, bir gün Karakoç'a geldik. Sıddık'm çayını içtik, Gasto'ya doğru bir uzandık. Bir baktım ki ne göreyim; karşımızda Ari, Ari'nin sırtlarında bir grup terörist bize bakıp hâlây çekiyor. Havanlar konuştu, makineli tüfekler konuştu, düşenleri gördüm ama kaçmadılar. Hakurke bir efsane onlar için, orada kendilerine hiçbir şey olmayacağına inanıyorlar. Bu cesaret değil, bu bile bile ölüme gitmek değil, bu garip bir şey izahı güç. Nasıl bir muhakeme bu, anlamak zor. Ateşin yaktığını bilmez mi insan? İnanın bilmediler. Size anlattığım dağdakiler bunlar işte. Kaçmadılar ve göz göre göre yaktı ateş onları.

Üs bölgesi olarak Hakurke, Türkiye'ye en yakın noktadır. Dalamper yani Zagros'u tutarsanız, sizi ne İran yakalayabilir, ne de Türkiye. Yakalamak isteyen olursa eğer, şimdiki gibi Kandil Dağı'na çekilirsiniz. Hakurke arazisi zordur; kayalık, derin çataklar, mağaralar, çaylar, sular, ağaçlık. Teröristin barınması, saklanması, sığmak yapması için her türlü imkanı verir. Buraya yapılan hava taarruzları sonuç vermez, yazık atılan bombalara. Öyle bir günde arayamazsınız. Öyle bir tugay gücüyle de arayamazsınız. En az iki tugay, en az bir ay gerekir Hakurke'yi ele geçirmek için. Hele ki operasyon öncesinde İran sınırındaki Zagros'u geceden tutmazsanız ve de güneye kaçış yollarını kesmezseniz, onca çabaya yazık olur, teröristler hemen kaçar.

Operasyonu yalnız PKK'ya karşı da yaparsanız, gene yazık olur onca emeğe, gayrete çünkü PKK'nın yarısı Barzani ve Talabani'nin peşmergeleri içinde barınır. '92 Ekim harekâtı sonrasında Türk ordusundan kaçan PKK'lıların büyük bir çoğunluğu peşmergelere sığınmış ve hâlâ da onlarla birlikte yaşamaktadır. Dolayısıyla PKK'ya operasyon yapmak demek; peşmergelere operasyon yapmak demektir, sakın unutmayınız. Peşmergeye vurmadan PKK'ya vuramazsınız çünkü ikisi de aynıdır. Irak'taki Kürt varlığını haritadan silmek, Amerika'nın yerli Kızılderililere yaptığı gibi, düşünülemeyeceğine göre en iyisi; PKK'yı yok etmektir, Barzani'yi ise iyi bir silkeleyip zayıflatmak ve kontrol altında tutmaktır. İran'la dirsek teması kurulur, niyetimiz açıklanır, gizli desteği alınırsa kolay hallederiz bu işi Amerika'ya rağmen. Karşı mı çıkacak? Afganistan'dan, Lübnan'dan askerlerimizi çekeriz, Habur'u kapatır Barzani'nin gırtlağını sıkarız. Çok zorda kalırsak İncirlik üssünü uçuşa yasaklarız. Irak'taki Amerikan katliamını BM'e taşırız, protesto ederiz, Rusya'yla Çin'le savunma anlaşmaları imzalarız. Elbet bir çare buluruz, asla çaresiz değiliz biz.

Hakurke'nin Irak tarafında ve batıya doğru sırasıyla Basyan, Mezi, Keryaderi, Şive, Haftanin, Sinat kampları bulunur. Bu kamplar ise, eylem için teröristlerin hazırlık yaptığı yerlerdir; lojistik sağlanır, eğitim yapılır, eylem sonrası buralara kaçılır. Siz operasyon yaparsanız hepsi dağılır ve Hakurke'de toplanır.
Aslında bu hikaye 1991'de başlar. Ne olmuştur 1991'de? Saddam'ın öfkesinden kaçan Iraklılar Şemdinli-Samanlı sınırına yığılmıştır hem de yüz binlercesi. Özal, ABD ile işbirliğine gitmiştir Saddam'ı devirmek için ama devirememiştir. Saddam da karşı hamle olarak PKK ile anlaşmıştır. Irak kuzeyine yerleşmesine izin vermiştir ve de silahlandırmıştır. Amacı, ABD'ye karşı kendisini yalnız bırakan Türkiye'yi cezalandırmaktır ve bunu da başarmıştır.

Biz, sayısı beş yüz bine varan sığınmacıların sorunları ile uğraşırken, PKK güney doğu sınırlarımıza yerleşmiş, silahlanmış ve eğitim yapmıştır. Abdullah Öcalan çok güzel bir yer keşfetmiştir bu iş için, Hakurke! Bakın ne diyor: "Kuzeyde oluşan otorite boşluğu ve Birleşmiş Milletlerin bu bölgeye uyguladığı uçuşa yasak bölgeden de yararlanarak çok kısa zamanda büyük bir güç haline geldik. Çok sayıda silah, mayın, ağır silahlar ve mühimmat elimize geçti. Örgütümüzü kısa zamanda bu silahlarla donatarak büyük bir güç kazandık..."

Öcalan'ın anlatmak istediği bölge, aslında üçlü sınırdan başlayıp Cizre'ye kadar uzanan sınır boylarıdır. Buralar aynı zamanda Botan - Behdinan savaş hükümetinin yerleşmesini düşlediği bölgedir. 1991'de Hakurke'ye operasyon planlanmış ancak yapılmamıştır. O dönem bölgede Tabur komutanı olarak görevli emekli General Alaattin Parmaksız, anılarını dile getirdiği "Burası Hakkari" isimli kitabında operasyon detaylarını anlatıyor ancak son anda operasyonun iptal edildiğini dile getiriyor. Aslında hedef iyi tespit edilmiş, terörist mevzileri hava keşfiyle belirlenmiş, üç komando taburuyla icra edilmesi planlanan operasyon ise son anda iptal edilmiştir. Bizce bu operasyon yapılmış olmalıydı. Hakurke'ye girilmiş ve tehdidin önemi ortaya konmuş olmalıydı. 1992 ve sonrasında belki PKK tehdidi bu denli büyük olmazdı.

'92 Ekim Harekâtında ise, Hakurke'ye girilmiş ama teröristlerin büyük bir kısmı İran'a yani Zagros'a kaçmıştır. Harekâtta gördüğümüz en büyük eksiklik, Zagros denilen İran - Irak sınır boylarının, bir gece harekâtıyla önceden tutulmamış olmasıdır.

General Pamukoğlu'nun kuvvetleriyle yapılan ikinci operasyonda ise, İran'a kaçmaya çalışan teröristler Kobra helikopterleriyle bertaraf edilmiş ancak teröristlerin güneye çekilmeleri engellenememiştir. Operasyon başarıya ulaşmıştır; önemli sayıda terörist etkisiz hale getirilmiş, çok miktarda silah ve cephane ele geçirilmiştir. Buna karşılık Hakurke yok edilememiştir. Hakurke'ye yapılacak operasyonlar risklidir, bir anda beklenmedik sayıda şehit verilebilir çünkü arazi zorludur. Yeterli güç ayırmak gerekir, güneye ve doğuya çekilmelerin önünü kapatmak gerekir. Batısı açık arazidir yani Hayat vadisi, kuzeyi ise zaten Türkiye'dir, teröristler buralara kaçamaz. Geriye, güney ve doğu kalır. Umarım, yakında gerçekleşeceğini düşündüğümüz sınır ötesi operasyonlarda bu düşüncelerimiz dikkate alınır, Hakurke'ye gereken önem verilir ve PKK bu ana üste çökertilir. Gerçi aylardır dilden düşmeyen sınır ötesi harekât söylemleriyle Irak'taki teröristler dağıldı, kamplar boşaltıldı, önemli sayıda terörist peşmerge-lerin içine saklandı ama olsun, Hakurke'ye harekât psikolojik harekâtın bir parçası olacak, ele geçirilecek lojistiğin yanı sıra teröristlerin moralini bozacak, umudunu kıracaktır.

Şimdi bize diyorlar ki, teröristler Kandil Dağı'nda. Doğru, Kandil'de terörist vardır. Ama sadece orası değil ki, Basyan'da da terörist var, Mezi'de de. Sınır ötesi harekât yapacaksanız, hedefinizi iyi seçmeniz gerekir; PKK'ya darbe vurmalısınız, uzun süre toparlananlasın. Kandil'de darbe vuramazsınız; hazırlıklılar, sizi bekliyorlar, sayıları az. Hava taarruzları etkili olmaz, uzun süreli bir kara Harekâtı'nı sürdüremezsiniz. Kandil Dağı bir aldatmacadır. PKK için siyasi bir üstür orası, harekât üssü değil. Kandil, hem peşmergelerle, hem Amerikalılarla irtibat kurmak, hem de dış dünyaya basın yoluyla açılmak, propaganda yapmak için stratejik bir üstür ama ana karargâh değildir. Kandil, Irak'taki gelişmeleri takip etmek ve yeni Irak'ta meydana gelecek oluşumlarda söz sahibi olabilmek için önemlidir ama Türkiye'de eylem yapmak için değil.

Kaçakçılığı kontrol altına almak, ülkemizde eylem yapıp sonrasında kolayca kaçmak, halk üzerinde etki alanı yaratmak için öyle bir yer olmalı ki teröristler için; Türkiye'ye yakın olsun, Irak sınırlarında olsun, İran'a da kaçma yolları olsun, üstelik bol sığınak olsun, mermi olsun, silah olsun, kalabalık grupları da gizleyebilsin, bir de yeni katılımcılar kolayca buraya ulaşabilsin. Bu, Kandil olabilir mi? Olamaz çünkü uzaktır. Sinat, Haftanin olabilir mi? Olamaz çünkü İran'a çekilme imkanı vermez. Neresi olabilir? Hakurke, evet Hakurke. Küçük bir bölge olarak düşünmeyiniz bu alanı, Durjan ve Lolan bölgelerini de ilave ettiğiniz zaman çok geniş bir arazi karşınıza çıkar. 80'li yıllarda İran - Irak Savaşı'nda sürekli tahkim edilmiş olduğunu düşünürseniz, konunun önemi açıkça görülür. PKK'nın '91'den günümüze yerleştiği ve de hiç terk etmediği bir alandır, stratejik ve taktik bir üstür. Öcalan için en hassas yerdir. Bizzat kendisi seçmiştir bu alanı, dolayısıyla kim ne derse desin Hakurke ile Öcalan arasında duygusal bir bağ vardır, kolay kolay terk etmez orayı. Bunu ben değil, kendisi söylüyor verdiği ifadelerde.

Üçgenin sırrı Hakurke'de yatar. Hakurke kontrol altına alınmadan, teröristler bu bölgede temizlenmeden, Şemdinli uyuyamaz. Şemdinli bizimdir. Onu uyku tutmazsa, bizi hiç tutmaz. Ama şunu da unutmayınız ki, artık sınır ötesi harekâtla Hakurke'de PKK'ya darbe vuramazsınız, dağıldılar, peşmergenin içine saklandılar. Darbe vurmak mı istiyorsunuz? Barzani'ye vurmadan PKK'yı vuramazsınız çünkü Amerika'nın Büyük Orta Doğu projesi içinde Barzani demek
PKK demektir! Peki, bu PKK nedir?

Kaynakça
Kitap: İHANETİ GÖRDÜM
Yazar: ERDAL SARI ZEYBEK
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Üçgendeki Sır, Hakurke

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 03:19

Hakurk; Üçgendeki Sır

Bakışlarınız altında alabildiğine uzanan bu karanlık dağlar Hakurk, Şemdinli'nin hemen güneyi. Teröristlere göre bir efsane bize göre ihanetin adı ve yuvası. Tanımak gerek dağları, çatakları, dereleri, patikaları bilmek gerek yoksa buraya girmek bir zor, girip de çıkmak bir zor...

Baba, diyerek bağıran kızım bizi yaşadığımız kâbustan uyandırdı; baba harekât başladı.

Başbakan Meclis yetkisini ordumuza vermemişti uzunca bir süre. 17 Ekim'de aldığı yetkiyi ta 28 Kasım'a kadar ordumuza vermedi. Sonra Amerika'nın anlık istihbarat paylaşımı ve PKK müşterek düşman masalıyla 1 Aralık 2007'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hava harekâtı başladı, her yer vuruluyordu Irak'ta14:
"Türk Silahlı Kuvvetleri 28 Kasım 2007 tarihinden itibaren sınır ötesi harekât konusunda yetkilendirilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri; kendisine verilen yetki çerçevesinde, Irak'ın kuzeyinde bulunan teröristleri etkisiz hale getirmek için gereken askeri tedbirleri alacaktır. Bu kapsamda; ilk operasyon 01 Aralık 2007 tarihinde (bugün) icra edilmiş olup, elde edilen istihbarata bağlı olarak operasyonlara devam edilecektir."

Baba, harekât başladı. Ses çıkarmadım. Sonuç vermez, dedim içimden. Çok hava harekâtı yaptık biz, yıllar boyu, bu sonuç vermez dedim, dedim ama kimseye söyleyemedim. Ama bu yapılmalıydı, bu Irak'a bu PKK'ya bir tane de olsa bir bomba atılmalıydı, diye düşündüm.

Baba, harekât başladı baba. Nihayet kızım, nihayet.

Baba artık bizi kimse durduramaz! 1 Aralık demek tam kış demek, her yer kar. Teröristler nerede acaba, dedim. Hakurk'u bırakmazlar asla Hakurk'u bırakmazlar. Daha birkaç ay önce Hakurk'u anlatan bir kitap yazmıştım15, inşallah okumuşlardır, dedim içimden. Peş peşe vurulan yerler sayılmaya başladı; Kandil, Hakurk, Basyan, Avaşin ve Zap. Demek vurmuşlar Hakurk'u, dedim kendime. Ama Hakurk Şemdinli'nin hemen yanı başındaydı. 92'de yüzlerce terörist Hakurk'tan gelip Derecik karakolumuza saldırmıştı. Terörist oradaysa bir gece sınırı aşıp bizi vurabilir, diye düşündüm ve korktum. Tam harekât sırasında bir karakol baskını, korktum düşüncelerimden, attım bir kenara. Ne kadar da yakınlar bize dedim, hayretler içinde kalarak.

Baba ne olur sence bu harekâttan?
Çok iyi oldu kızım, çok iyi oldu. Türk milletini aşağılamaya kimin hakkı var, baksan şu Barzani'ye her gün kafa tutuyor bize. En azından PKK'nın Irak'ta dokunulmaz olmadığını gösterdik. Irak'ın dokunulmaz olmadığını gösterdik tüm dünyaya.

PKK biter mi baba?
Bitmez kızım. Bu hava harekâtıyla biraz zayiat verdirilir, korkutulur, psikolojik olarak yıpratılır ama bitmez.

Niye yapıyoruz o zaman bu harekâtı baba?
Kızım yapmalıydık bunu, Irak'a mutlaka girmeliydik. Şimdi havadan bombalıyoruz ama olsun gün gelir kara harekâtı da başlar. Yoksa alay edecekler bizimle. Terörist geliyor Dağlıca'da karakolumuzu basıyor, askerimizi şehit ediyor ve kaçıyor, biz peşinden Irak'a gidemiyoruz, olur mu böyle şey!

Ne kadar sürer bu harekât baba?
Bu bir başlangıçtı, bu daha ilk adımdı. Herkes biliyordu hava harekâtıyla PKK'nın bitmeyeceğini. Bunun ardından kara harekâtı gelecekti, gelmek zorundaydı. Ama vakit kıştı, karla kaplıydı her yer. Bu karda karadan gidilmezdi, dağlar geçit vermez, intikaller patikaya bağlı kalırdı. Teröristler de bunu biliyordu; mayın döşer, Kannas suikast silahıyla uzun mesafeden atış yapar, pusu kurar şehit verirdik. Ayrıca ikmal zorlaşır, hava bozar, askerimize yardıma dahi gidemeyebi-lirdik. Böyle bir kış günü Pamukoğlu Paşa harekât yapmıştı Hakkâri'de, hava bozmuş sis bastırmış, helikopterler kalkamamış ve epey zor anlar yaşanmıştı. Şimdilik havadan bu terörist kampları vurulacak, teröristler baskı altında tutulacak ama bahara yakın muhtemelen Mart ayı içinde bahar gelmeden, teröristler kış uykusundan uyanmadan harekât karadan devam edecektir, diye kendi kendime düşündüm, anlatmadım kimseye. Hava harekâtı sürüyordu, her gün Hakurk her gün Hakurk vuruluyordu. Dedim bir daha yazayım şu Hakurk'u, bir daha anlatayım sakın ola gözden kaçmasın bu terörist ini, bin nasihat bir musibetten iyidir diyerek yazdım:

Dün itibariyle Türk Hava Kuvvetleri Hakurk ve Basyan PKK kamplarını vuruyor. 'Basyan kampı, Şemdinli-Dereyanı ve Aktütün köylerinden iki saatlik yaya yürüyüş mesafesinde, Hakurk ise Karakoç köyünden güneye doğru üç saatlik yaya yürüyüş mesafesindedir. Teröristler bu kamplarda demek; hemen yanı başımızda demektir. Dağlıca baskınından tam 15 yıl önce gene bu Basyan kampından gelen teröristler Aktütün karakolumuza saldırmışlardı ve 22 şehit vermiştik... ' 2005 yılında jandarma albay rütbesinden emekli olan Erdal Sanzeybek, 'İhaneti Gördüm' kitabının 'Üçgendeki Sır: Hakurk' bölümde 1992 yılında 74 şehit verdikleri saldırıda teröristlerin Hakurk kampından ülke topraklarına sızdığını söyledi. Sanzeybek ayrıca Dağlıca baskınından tam 15 yıl önce gene aynı kamptan gelen teröristlerin Aktütün karakoluna saldırdıklarını ve 22 şehit vermiş olduklarını ifade etti. Sanzeybek Teröristlerin Hakurk ve Basyan'da olmalarının büyük tehlike olduğunu söyledi.

Kitabında terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın 'Kuzeyde oluşan otorite boşluğu ve Birleşmiş Milletlerin bu bölgeye uyguladığı uçuşa yasak bölgeden de yararlanarak çok kısa zamanda büyük bir güç haline geldik', ifadelerine yer veren Sanzeybek, Barzani'ye vurmadan PKK'ya vuramayacaklarını çünkü Amerika'nın Büyük Ortadoğu projesi içinde Barzani demenin PKK demek olduğunu öne sürdü.

Emekli Albay Erdal Sanzeybek, 'İhaneti Gördüm' kitabının 'Üçgendeki Sır: Hakurk' başlığı altında yazdığı çarpıcı ifadelerinden birkaç not:

'92 Ekim harekâtı sonrasında Türk Ordusu'ndan kaçan PKK'lıların büyük bir çoğunluğu peşmergelere sığınmış ve hâlâ da onlarla birlikte yaşamaktadır. Dolayısıyla PKK'ya operasyon yapmak demek; peşmergelere operasyon yapmak demektir, sakın unutmayınız. Peşmergeye vurmadan PKK'ya vuramazsınız çünkü ikisi de aynıdır. Irak'taki Kürt varlığını haritadan silmek, Amerika'nın yerli Kızılderililere yaptığı gibi yapmak düşünülemeyeceğine göre en iyisi; PKK'yı yok etmektir, Barzani'yi ise iyi bir silkeleyip zayıflatmak ve kontrol altında tutmaktır. İran'la dirsek teması kurulur, niyetimiz açıklanır gizli desteği alınırsa kolay hallederiz bu işi Amerika'ya rağmen. Karşı mı çıkacak? Afganistan'dan, Lübnan'dan askerlerimizi çekeriz, Habur'u kapatır Barzani'nin gırtlağını sıkarız. Çok zorda kalırsak İncirlik üssünü uçuşa yasaklarız. Irak'taki Amerikan katliamını BM'ye taşırız, protesto ederiz, Rusya'yla Çin'le savunma anlaşmaları imzalarız. Elbet bir çare buluruz, asla çaresiz değiliz biz.

Aslında bu hikâye 1991'de başlar. Ne olmuştur 1991'de? Saddam'm öfkesinden kaçan Iraklılar Şemdinli-Samanlı sınırına yığılmıştır hem de yüz binlercesi. Özal, ABD ile işbirliğine gitmiştir Saddam'ı devirmek için ama devirememiştir. Saddam da karşı hamle olarak PKK ile anlaşmıştır. Irak kuzeyine yerleşmesine izin vermiştir ve de silahlandırmıştır. Amacı; ABD'ye karşı kendisini yalnız bırakan Türkiye'yi cezalandırmaktır ve bunu da başarmıştır. Biz sayısı beş yüz bine varan sığınmacıların sorunları ile uğraşırken, PKK güney doğu sınırlarımıza yerleşmiş, silahlanmış ve eğitim yapmıştır. Abdullah Öcalan çok güzel bir yer keşfetmiştir bu iş için, Hakurke! Bakın ne diyor Irak kuzeyi için: 'Kuzeyde oluşan otorite boşluğu ve Birleşmiş Milletlerin bu bölgeye uyguladığı uçuşa yasak bölgeden de yararlanarak çok kısa zamanda büyük bir güç haline geldik. Çok sayıda silah, mayın, ağır silahlar ve mühimmat elimize geçti. Örgütümüzü kısa zamanda bu silahlarla donatarak büyük bir güç kazandık..."

92 Ekim harekâtında ise Hakurke'ye girilmiş ama teröristlerin büyük bir kısmı İran'a yani Zagros'a kaçmıştır. Harekâtta gördüğümüz en büyük eksiklik, Zagros denilen İran-Irak sınır boylarının bir gece harekâtıyla önceden tutulmamış olmasıdır. General Pamukoğlu'nun kuvvetleriyle yapılan ikinci operasyonda ise, İran'a kaçmaya çalışan teröristler Kobra helikopterleriyle bertaraf edilmiş ancak teröristlerin güneye çekilmeleri engellenememiştir. Operasyon başarıya ulaşmıştır; önemli sayıda terörist etkisiz hale getirilmiş, çok miktarda silah ve cephane ele geçirilmiştir. Buna karşılık Hakurke yok edilememiştir. Hakurke'ye yapılacak operasyonlar risklidir, bir anda beklenmedik sayıda şehit verilebilir çünkü arazi zorludur. Yeterli güç ayırmak gerekir, güneye ve doğuya çekilmelerin önünü kapatmak gerekir. Batısı açık arazidir yani Hayat vadisi, kuzeyi ise zaten Türkiye'dir, teröristler buralara kaçamaz. Geriye, güney ve doğu kalır. Umarım yakında gerçekleşeceğini düşündüğümüz sınır ötesi operasyonlarda bu düşüncelerimiz dikkate alınır, Hakurke'ye gereken önem verilir ve PKK bu ana üste çökertilir. Gerçi aylardır dilden düşmeyen sınır ötesi harekât söylemleriyle Irak'taki teröristler dağıldı, kamplar boşaltıldı, önemli sayıda terörist peşmergelerin içine saklandı ama olsun, Hakurke'ye harekât psikolojik harekâtın bir parçası olacak, ele geçirilecek lojistiğin yanı sıra teröristlerin moralini bozacak umudunu kıracaktır.

Şimdi bize diyorlar ki, teröristler Kandil Dağı'nda. Doğru, Kandil'de terörist vardır. Ama sadece orası değil ki, Basyan'da da terörist var, Mezi'de de. Sınır ötesi harekât yapacaksanız, hedefinizi iyi seçmeniz gerekir; PKK'ya darbe vurmalısınız, uzun süre toparlanamasın. Kandil'de darbe vuramazsınız; hazırlıklılar, sizi bekliyorlar, Sayıları az. Hava taarruzları etkili olmaz, uzun süreli bir kara harekâtını sürdüremezsiniz. Kandil Dağı bir aldatmacadır. PKK için siyasi bir üstür orası harekât üssü değil. Kandil; hem peşmergelerle hem Amerikalılarla irtibat kurmak hem de dış dünyaya basın yoluyla açılmak, propaganda yapmak için stratejik bir üstür ama ana karargâh değildir. Kandil; Irak'taki gelişmeleri takip etmek ve yeni Irak'ta meydana gelecek oluşumlarda söz sahibi olabilmek için önemlidir ama Türkiye'de eylem yapmak için değil."

Nihayet sesimizi duyurabilmiştik sizlere; Hakurk'a dikkat etmeliydik hem de çok büyük bir dikkat. Siz duydunuz sesimizi ama asıl duyması gerekenler aldırmadı hiç; Hakurk yine aynı Hakurk, ara sıra bombalıyoruz, terörist aynı terörist yine orada ve bir nefes kadar hala yakın bize...

Kaynakça
Kitap: SON HAREKAT
Yazar: Erdal Sarızeybek
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Üçgendeki Sır, Hakurke

Mesajgönderen TurkmenCopur » 26 Ara 2010, 03:20

Dumanlı'da hissettiğimiz terörist tehdidine artık dayanamadım ve tabura dönüşümden birkaç gün sonra tekrar Alan'a gittim. Bölük komutanı yine düşünceliydi, başladık birlikte yürümeye. Bir sigara yakıp ne yapacağız evlat, dedim bölük komutanına, çaresizliğin hakim olduğu bir sesle ne yapacağız? O da; bilmem ki komutanım, diye cevap verdi, bilmem ki?

Hakikati görmek, ölümcül bir tehdidin bir nefes kadar yakın olduğunu kavramak insanın aklını başından alıyor. Ne yapacağını şaşırıyor insan, neye karar vereceğini bilemiyor. Son Iran harekâtından sonra teröristler nasıl olsa komşu destek veriyor diyerek Kralın Kızı ve Dumanlı'yı mesken tuttu, onlar da farkındaydı çaresizliğimizin, biliyorlardı Türkiye'nin bir tavır koymadığını. Sözde intikam almak için her gün mayın döşüyorlardı Alan yoluna nerdeyse her gün. Her gece köşe kapmaca oynanıyordu Alan'da, Çimen Dağı'nda, birbirimizi pusuya düşürmek an meselesiydi. Aklımız, beynimiz, yüreğimiz vatan evlatlarında ama yürek de bu çaresizliğe dayanmıyor ki!

Alan karakolu yemyeşil, su kaynağı var hemen yanı başında karakola can veren ama bir de Dumanlı dağları var gölge eden. Dumanlı bize bakıyor biz Dumanlı'ya. Etrafta bir biz varız, bir Dumanlı, bir de Allah, bu hudutlarda başka kimse yok. Ama bu güzellikler, bu tabiat nasıl da haykırıyor insana; öleceksin, diye, çıldırtıyor insanı bu. Göremediğiniz bir ses kulaklarınızda çınlıyor, dili olmayan dağlar fısıldıyor; hepiniz öleceksiniz diyor, tek tek ha bugün ha yarın. O gün inanın bana o gün o an dağların dili vardı suların da ağacın da, hepsi toplanmış fısıldıyordu bize; öleceksiniz diyorlardı sessizce. Aldığınız nefes söylüyordu bunu, uçan kuş fısıldıyordu size. Kargalar üşüşmüş beyninize; çaresizsin, çaresizsin diye tırmalıyordu yüreğinizi. Bir yudum nefes nasıl boğardı insan yüreğini, bir damla su, boğduğunu gördük biz, öldüren terörist değil çaresizlikti. Dayanamadık, bu işkenceye artık dayanamadık ve bu yüzden çılgınca planlar yapmaya başladık. Bizim çılgınlığımız çaresizliğe karşı vermeye çalıştığımız bir savaştı, başka bir şey değil.

Bölük komutanı hala sessiz ama sessizlik sorunu çözmüyor, bir çıkıp konuşmalıydı ve ilk konuşan biz olduk:

Bak evlat. Teröristler bizi kuşatmış vaziyette. Biliyorum onlar İran'da ama her gece sınırı aşıp buraya geliyorlar, mayın döşüyorlar. Allah sizden razı olsun, dikkatiniz sayesinde hiç şehit vermedik. Ama buna bir son verme zamanı geldi artık.
Ne yapalım komutanım?

Bak evlat. Şu an dahi Dumanlı'da bizi gözlüyorlar, sen de biliyorsun. Daha kaç gün kaç gece dayanacaksınız? Bu tehdide can dayanmaz, gelip bir gün sizi vuracaklar.
Haklısınız komutanım.

Bak evlat. Onlar gelmeden biz gidelim, biz vuralım. O tehdidi yok etmemiz gerek, bunun başka çaresi yok.
Ne yapalım komutanım?

Bak evlat. Bir daha gireceğiz İran'a. Bir daha girip Dumanlı'yı mezar edeceğiz onlara. Nasıl yapacağız komutanım?
Bak evlat. Daha önce girdiniz ve alnınızın akıyla çıktınız. Bir daha gireriz. Bu kez size polis harekât özel birliğini de getireyim. Başlarında kahraman bir vatan evladı var. Bana sürekli, biz de gidelim biz de operasyonlara katılalım, deyip duruyor, biz de bu hainlere bir hesap soralım, diyor. Onu da alırız yanımıza. Sen yine özel timini alırsın, bu kez iki tim olursunuz, daha güçlü olursunuz. Sonra komutanım?

Bak evlat. Ben alaydaki 120 mm'lik havanları buraya getireyim. Gene İran karakolu ile anlaşırız. Dumanlı zaten tam karşımızda, gerek olursa eğer görerek ateşlerle sizi destekleriz. Ben Helena tarafından havanları sınıra yaklaştırırım, nerdeyse göz temasında oluruz. Başarırız evlat başka çaremiz yok.

Sıkıntılıydı. Harekâtın riskleri bir öncesinden daha fazlaydı. Teröristler daha önce darbe yemişti, hazırlıklıydı böyle bir harekâta. Sayıları daha fazlaydı. Sürekli bizi gözetliyor ve bilgi topluyorlardı. Sözde PKK'nın gümrüğünü dağıtırken çıkan çatışmadan İran'ın haberi olmuş ve Türkiye ile resmi görüşme masasında dağdaki çobanlarının öldürülmüş olduğunu ileri sürmüştü. İddialarına göre bizim kuvvetlerimiz yapmıştı bunu. Bunu yapmadığımızı açıkladık İranlılara, hiç İran vatandaşı ile karşı karşıya gelmediğimizi söyledik ne de olsa İran dost ve kardeş bir ülke idi. İran vatandaşlarına karşı yapılmış bir tecavüz varsa bunu PKK'nın yapmış olabileceğini söyledik. Fazla ısrar etmediler, öldürülenlerin terörist olduğunu onlar da biliyordu biz de. Konu kapandı gitti. Biz kazanmıştık, terörle mücadelede çok önemli bu, görüyorsunuz işte tetiği ilk çeken kazanıyor, sonrası laf!

Bölük komutanı kurtaramadı kendini uzunca bir süre endişelerinden. Bizi düşündüren ölüm değildi, eğer İran topraklarında şehit düşersek ve de şehidimizi alıp gelemezsek, bu etliye sütlüye karışmayan makamların bize neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorduk, vatan haini olmak işten bile değildi. Yine de içimizi rahatlatmak için kendimize diyorduk; Osman Paşa var bizi bilen, nereye ne için gittiğimizin farkında olan. Bizi yalnız bırakmaz kurda kuşa yem etmez, diyorduk içimizden. Kararlıydık ama endişeli. Dayamadım bu düşüncelere ve bak evlat, dedim bölük komutanına. Bak evlat, başka çaremiz yok. Tehdit ortada tam karşımızda. Gelip bizi vuracaklar sonra da biz şehitlerimize mi ağlayacağız?

Mesele korku değil tanırsınız bizi siz. Mesele yalnızlık. Yalnızdık bunları yaşarken, konuşurken, Dumanlı'yı seyrederken hep yalnız. Güvendiğimiz Osman Paşa'nın derdi bir tek Şemdinli jandarması değildi ki! Kuzey Irak'ta PKK kampları var, yurtiçinde geçici üsleri var, o yıllarda zaten bütün askeri üsler teröristlerin hedefi. Diyeceğim o ki; biz başımızın çaresine bakmak zorundaydık Alan'da ve Allah'tan başka yardım edecek kimsemiz yoktu.
Bak evlat. Durum bu. Dumanlı'ya çıkacağız.
Peki komutanım, dedi sessiz ve düşünceli.

Hiç soru sormadı, bir şey de söylemedi. Haklısınız komutanım, haklısınız komutanım, diyordu sözlerime ama bir açıklamada bulunmuyordu. Bu halini hiç unutamam. Döndüm tabura. İlgililerle görüştüm. Karşı çıkan olmadı. Hele Mahmut Komiseri görecektiniz; komutanım, Allah senden razı olsun, ölmeden şu hainlere iyi bir hesap sorma fırsatı verdiniz bize, diyerek hem sevincini hem de heyecanını gösteriyordu. Aslan delikanlı, yiğit, hepsi yiğit. Bakmayın şimdilere siz, yiğitlik ayağa düştü, siz gelip de Şemdinli'deki o yiğitleri görseydiniz bir, inanın gurur duyardınız hepsiyle.

Bize göre her şey tamamdı, her şey hazırdı İran'a örtülü bir harekât için. Zaten bu tür küçük birlik harekâtında önemli olan personeldir, gerisi hiç önemli değil. Askerimiz, polisimiz, hepsi yürekli, hepsi istekli, hepsi ölüme hoş geldin diyebilecek kadar cesur, gerisi önemli değil. Bir de komutan önemli; er onbaşıya, çavuş uzmana, astsubay subaya, general kuvvet komutanlarına, Genelkurmay Başkanı Başbakan ve Cumhurbaşkanı'na güvenecek. Güven olmadan harekât olmaz. Güvenmiyorsanız eğer ya siz gideceksiniz ya da güvenecek birini getireceksiniz, herkes boyuna göre.

Konuşmamızın ertesinde operasyon heyecanı içinde olan Komiser Mahmut timiyle bizi ziyarete geldi. Çay içtik, dertleştik. O yıllarda polis özel harekât eksik mühimmatını bizden alırdı, mühimmat eksikliklerini tamamladık derken birlikte yola koyulduk. 120'lik havanlar karakola getirildi ve gizlendi ne de olsa gözetleyenler vardı bizi. Polis özel harekât gizliliğini kendi sağladı, karakoldan hiç dışarı çıkmadı, görüntü hiç vermedi. Bölük komutanı her gün ne yapıyorsa aynısını yaptı, dikkat çekmedi ve biz planladığımız gibi tekrar gittik komşunun karakol komutanı Muhammet'in yanına:
Selamün Aleyküm Muhammet.

Daha bizi görür görmez tedirginliğini belli etti, kuşkulu, endişeli, şüpheci bir tavır aldı. Nerdeyse titreyerek: Aleyküm selam binbaşım, dedi. İlk harekâttan sonra hiç yan yana gelmemiştik hiç gitmemiştim yanma, arayıp sormamıştım. Benden kaçar gibi bir hali vardı Muhammet'in haklı olarak. Belki de devrim muhafızları olan bitenden haberdar olur endişesi taşıyordu.
Ne var ne yok Muhammet, neler yapıyorsun?
Sağ olasın binbaşım, bildiğin gibi iyiyiz işte.
Hadi bir çay söyle de içelim.
İçelim binbaşım.

Yanımda iki muhafız vardı ama bizden biraz uzakta. Onun askerlerinin kimisi nöbet tutuyor kimi de miskin miskin uzaktan bizi seyrediyordu, ne yapmaya geldi bu adam diyen meraklı bakışlarını bize atarak.
Muhammet. Gene bir işimiz var seninle.
Bu söz titretti Muhammet'i, o anda anladı başına gelecekleri. Hafif kızardı, şöyle bir silkindi, zaten var olan tedirginliğini fazla da belli etmemeye çalışarak:

Buyur binbaşım, dedi.
Bak Muhammet, seni severim bilirsin. Sana bir kötülük gelsin istemem. Öyle lafı uzatmayacağım çünkü zaten sen her şeyi biliyorsun. Teröristler Dumanlı'ya kamp kurdu, her gün bizi gözetliyorlar. Her gün yolumuza mayın döşüyorlar. Bugün yarın bize saldıracaklar, farkındayız. Senin bir suçun yok, ülkenin politikası bu, biliyoruz ama sen de bizi anla. Biz gene çıkacağız yukarıya Muhammet, başka çaremiz yok. Sen hiç karışma bu işe. Senin karakolun yanından geçip gideceğiz ve bir daha görmeyeceksin bizi.

Ya binbaşım, diyecek oldu susturdum. Durumun önemini anlattım. Sessizce peki, dedi ama gönülsüz, isteksiz, canı sıkkın bir halde. Pek önemsediğim de yoktu komşunun karakolunu. İran'da başımıza bir şey gelirse o karakol yeryüzünden silinecekti, kararlıydık buna. İsterse savaş çıksın, umurumuzda bile değildi, nasıl ki şehitlerimiz bazılarının umurunda değil ise.

Söyleyeceğimizi söylemiştik, selam sabahtan sonra ayrıldık ve biz karakolumuza döndük. Bu gece yola çıkacaktı evlatlarımız. Hepimiz heyecanlıydık saklamaya gerek yoktu ama yüreğimizi daraltan endişeler de vardı; ya çatışma çıkarsa ya geri dönemezlerse, cevabı olmayan bir sürü sorular.
Özel tim süzüldü bir kuş gibi İran'a. Derin bir sessizlik çöktü bizim dünyamıza. İnanın bana o gece askerin nefes alışından başka hiçbir ses duyamazdınız, kuşlar bile yoktu o gece ne de rüzgâr, ölüm sessizliği...
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön PKK: PKK Amerikan Ordusunun Bir Parçasıdır, PKK Bir Kürt Hareketi Değildir, Türk ve Kürt Kardeştir ve Asıl Düşmanımız ABD ve Onun Emirkulu Olan AKP'dir!

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir