Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Selçuklu Devletinin Kurulması

Burada Büyük Selçuklu İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Re: Selçuklu Devletinin Kurulması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 17 Ara 2010, 18:36

Böylece devletin ilk anda dıştan ve içten teşkil ve tanzimi faaliyetini görmüş bulunuyoruz. Dış siyasetinden bahsetmeden önce devletin en klasik hakimiyet sembollerinden olan para bastırma meselesinden de bahsedelim.

Tuğrul'un adına ilk para ne zaman basılmıştır? Soruyu daha vazıh olarak tekrar edelim:

Tuğrul Bey adına ilk para bu zaferden ve bunu müteakip devletin teşkil ve tanzimi için yapılan bu kurultaydan ne kadar zaman sonra basılmıştır? Bildiğimize göre, Tuğrul adına ilk para 433 (1040/41) yılında Nişapur şehrinde basılmıştır. Buradaki unvanı sadece el-Emirü'l-e celi (yüksek emir) den ibarettir. Daha sonra 434 (1042/43) yılında Rey şehrinde basılan paralarda ise eI-Emirü'l-Seyyid unvanı geçmektedir.

Görülüyor ki, Selçuklu ailesinden yalnız Tuğrul Bey adına, Dandanakan zaferinden en az bir sene sonra başlamak üzere muhtelif altın paralar basılmıştır. Yine görülüyor ki, o Sultan unvanını alamamakta, sadece emir unvanı ile yetinmektedir..

Unvanı ne olursa olsun, adına para bastırmak suretiyle, Tuğrul Bey, bir müddet sonra da olsa, hakimiyet sembollerinden birini, belki de sonuncusunu yerine getirmiştir, denebilir.

Böylece aradan kısa bir müddet geçtikten sonra mübhemlik gitmekte ve kurulan devletin mahiyeti vuzuhla ortaya çıkmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Selçuklu Devletinin Kurulması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2010, 05:09

SELÇUKLU DEVLETİNİN KURULUŞU

Selçuklu Devletinin kuruluşu, Oğuz Türklerinin tarihinde pek mühim bir dönüm noktasıdır. Bu devletin kurulması ile İslam'ın siyasi hakimiyeti Oğuzlar"ın eline geçtiği gibi, Anadolu ve ona komşu ülkeler de onların yurdu olmuştur. Oğuz Türkleri, Yakın Doğu İslam dünyasının bilhassa X. yüzyılın başlarından itibaren siyasi bakımdan zayıf bir duruma düşmesinden faydalanarak adım adım ilerleyen Bizans'ı geri atmakla kalmamış, onun asıl dayanağı olan Küçük Asya'yı fethetmek sureti ile bu devletin çökmesinde ve yıkılmasında amil olmuştur.

Selçuk, Oğuzların Kınık boyuna (şüphesiz bu boyun bey ailesine) mensuptur. Oğuz boylarının siyasi ve içtimai mevkilerine göre yapılmış olan Cami üt-tevarih'teki cedvelde Kınıklar 24. yani en sonuncu sırada gösteriliyor. Buna bakarak hüküm vermek gerekirse Kınıklar, Oğuzlar'ın en eski tarihlerinde pek mühim bir rol oynamamış olacaklardır.

Daha önce söylendiği gibi, Samanlı devletine 999 yılında Kara Kanlılar dan İlig Han (Nasr b. Ali ölm. 1012-1013) tarafından son verilmiş ve hanedan mensupları da yakalanıp hapsedilmişlerdir. Bunlardan Nuh b. Mansur'un oğullarından Ebu İbrahim hapis bulunduğu yerden kaçarak Harizm'e gitmiş ve orada etrafına bir hayli adam toplamıştı. Ebu İbrahim hacibi Arslan Balu'yu Buhara üzerine gönderdi. Arslan Balu'nun Kara-Hanlı kumandanlarına karşı kazandığı mühim başarılar sebebi ile Ebu İbrahim Buhara'ya geldi ve hükümdarlık ünvanı alarak Munlasır adım aldı. Fakat o İlig Han'ın harekete geçmesi karşısında Horasan'a, döndü. Orada yenilgiler ile neticelenen bazı savaşlarda bulunduktan soma 393 yılında (1003) yardımlarını elde etmek için, Oğuz Türkleri'nin yanma gelerek yabgunun konuğu oldu. Bu yabgunun Selçuk'un oğlu İsrail olduğu, Melikname'nin ifadesinden anlaşılıyor. Gerdizinin bu kaydı Oğuzlardan kalabalık bir topluluğu etrafına toplayan Selçuklular'ın kendilerini Oğuzlar'ın başı saydıkları ve içlerinden birini yabgu ilan etmiş olduklarını gösteriyor. Bu husus, daha önce belirtildiği üzere, Yeni Kentteki Oğuz Yabgu devletinin ortadan kalkmış olması İle İlgili olsa gerektir. Böylece Selçuklular Oğuz Yabgu devletini devam ettirmişler ve onun son sülalesi olmuşlardır. Melikname'ye göre, Selçuk bu tarihte hayatta idi. Kendisinin yabgu ünvanını almayıp da bunu oğlunun taşıması, yaşının hayli ilerlemiş olmasıyla izah edilebilir. Yine aynı esere göre2 Selçuk'un dört oğlu vardı. Fakat onun beş oğlu olduğu hakkındaki Zahir-i Nişaburünin sözlerinin doğru olduğunu kabul edebiliriz.

Selçuk'un bu beş oğlunun isimleri şunlardı:

İsrail, Mikail, Musa Yusuf ve Yunus3. Aynı müverrihe göre İsrail onların en büyüğü idi. İsrail'in birçok eserlerde ikinci bir adı olarak Arslan zikredilir ki bu, onun yabgu olduktan sonra aldığı unvandan başka bir şey değildir. Türklerde bunun yaygın bir gelenek olduğunu biliyoruz.

Arslan, Sumanlı şehzadesi Ebu İbrahim Muntasır a yardım etmeyi kabul ederek birlikte Semerkand dolaylarına geldiler; Semerkanda 7 fersah (aşağı yukarı 41.5 km.) mesafedeki Kühekte Kara-Hanlı Sü-Başı Tigin ile karşılaştılar ve onu yendiler5. Bunun üzerine İlig Han oturduğu Cfzkentten Semerkanda geldi. Oğuzlar İlig-Han'ın ordusunu, birgün başları yaparak bozguna uğrattılar ve ağırlıklarım yağmaladıkları gibi, 18 kumandan dahil olmak üzere, bir çoklarını tutsak aldılar. Oğuzlar'ın eline pek çok genimet geçmişti. Bu hadise 393 yılı Şevval ajanda (Ağustos 1003) vuku buldu. Fakat geriye dönüldükten sona Oğuzlar'm İlig-Han ile yaptıkları muharebeden nadim olarak handan özür dileyecekleri ve tutsakları serbest bırakmak sureti ile onun gönlünü alacakları şayfası yayıldı. Samanlı şehzadesi bu söylentiden çok müteessir oldu; 600 atlı ve 400 yaya ile Oğuzlardan ayrılarak buz tutmuş Ceyhun'u geçip tekrar Horasan'a geldi. Oğuzlar onu yakalamak için arkasından gittiler İse de Ceyhun'u geçemediler7. Oğuzlar'ın, anlaşıldığına göre, gayeleri yalnız ganimet elde etmekti; İlig-Han'ın bilahare kuvvet toplayıp kendilerini perişan etmesinden kaygılanarak tutsakları salıvermek ve özür dilemek sureti ile onunla uzlaşma yoluna gitmeyi düşünmüşlerdir.

Oğuzlardan korkusundan Ceyhun kıyısındaki amul'da fazla kalamayan Ebu İbrahim, Horasan'ın şurasında burasında tutunmak için boş yere bir müddet uğraştıktan soma tekrar Maveraünnehr'e döndü ve Buhara valisini Debusiye'de bozguna uğrattı. Bu galebe üzerine Ebu İbrahim'in etrafına kalabalık bir kuvvet toplandı ki, bunlar arasında Oğuzlardan da mühim bir zümre vardı. Bu Oğuz zümresinin Selçuklular olduğunda şüphe yoktur. Ebu İbrahim'in Oğuzların yardımı ile gücü arttı. Kara-Hanlı hükümdarı, Samanlı şehzadesinin yeniden kuvvetlendiğini ve yıldızının parlamakta olduğunu görerek harekete geçti. İki ordu Semerkand dolaylarında, bir köyde karşılaştılar (394 Şeval'inde- Mayıs 1004). İlig Han yine yenildi ve ülkesine döndü. Oğuzların eline pek çok ganimet ve azık geçti. Savaştan soma Oğuzlar, Ebu İbrahim'den ayrılarak yurtlarına döndüler ve ellerine geçirdikleri ganimeti üleşmekle meşgul oldular.

Ülkesine dönmek zorunda kalmış olan İliğ-Han yeniden asker devşirerek Ebu İbrahim'in üzerine yürüdü. Utbi'ye göre Uşrusana'da Dizek ile Haves arasında savaş yapıldı ve bu defa Samanlı şehzadesi yenildi. Çünkü, söylendiği gibi, bundan önceki vuruşmada ellerine pek çok ganimet geçen Oğuzlar yurtlarına dönmüşlerdi. Fazla olarak, savaş başlayacağı esnada, Ebu İbrahim'in ordusunda bulunan ve Selçuklulardan ayrı bir Oğuz kümesinin başbuğu olduğu anlaşılan Ebu'l-Hasan Tak 5000 kadar askeri ile Kara-Hanlılar tarafına geçmişti.

Savaş meydanından ayrılan talihsiz şehzade, bu sefer Ceyhun'u sal ile geçip Horasan'a geldi. Bunu haber alan Gazneli Mahmud, Ebu İbrahim'in başına kuvvet toplamadan üzerine ordu gönderdi. Bu orduya karşı duramıyacağını anlayan Samanlı şehzadesi, asker toplayabilmek ümidi ile bazı yöreleri dolaştıktan soma aldığı bir davet üzerine yemden Maveraünnehre gitti ise de, savaşlardan ve mütemadi dolaşmakdan bıkıp usanmış olan askerlerinin dağılması yüzünden tekrar Horasan'a dönerek Arab İbn Buheye'ln obasına geldi. Burada Mah-Ruy adlı bir amilin (maliye memuru) tahriki ile bu bedbaht Samanlı şehzadesi Arabların elinde can verdi (Rebiulevvel 395«Aralık-Ocak 1004) Ebu İbrahim'in zahmet ve ıstıraplarla dolu hayatı böylece hazin bir şekilde sona erdi; onun ölümü üzerine şüphesiz gerek Gazneli Mahmud, gerek İlig Han derin bir nefes aldılar.

Yukarıda anlatılanlardan, Ebu İbrahim Muntasır'ın Kara Hanlılar'a karşı ancak Oğuzlar sayesinde başarılar kazanabildiği anlaşılıyor. Fakat bu sonuncuların gayesi ise sadece ganimet elde etmek olduğundan davranışları da buna göre olmuştur.

Maveraünnehrdeki Kara-Hanlı hükümdarı İlig-Han, Ebu İbrahim gailesinin ortadan kalkmasından sonra Horasan'ı ülkesine katmayı tasarlamıştı. Bu maksatla, Gazneli Mahmud'un Hindistan'da bulunmasını fırsat bilerek 1006 yılında Sü-Başı Tigin kumandasında bir ordu gönderdi. Sü Başı Tigin, Mahmud'un yetişmesi üzerine muvaffak olamadı, Maveraünnehre dönmek için Serahs yolunu tuttu. Fakat burada, Oğuz emiri el Ha mas (=el-Hasan) b. Tak yolunu kesti; iki taraf arasında çetin bir çarpışma yapıldı ve iki taraftan pek çok kimseler ölmekle beraber neticede Sü Başı Tigin galip geldi. Oğuz emiri de tutsak alındı ve iki parça edilmek suretiyle öldürüld1. Bu Oğuz beği farsça tercümesinde Muhsin b.Tak olarak geçiyor. O, her halde Ebu İbrahim'in son defa İliğ-Han'la yaptığı savaşta 5000 kadar askeriyle Kara-Hanlı saflarına geçen Ebu'l-Hasan Tak'dan başkası değildir. Böylece Eb-u'l-Hasan, Kara Hanlılar dan da ayrılarak Gaznelilerin hizmetine girmiş oluyor. İki yıl sonra Gazneliler ile Kara-Hanlılar arasında yapılan ve Gazneliler'in galebesiyle neticelenen BeUı savaşında Sultan Mahmud'un ordusunda Oğuzlardan bir zümre vardı. Bunlar şüphesiz yukarıda adı geçen Oğuz beğine mensup idiler. Bu kayıtların asıl bizim için mühim olan ciheti, Selçuklular'dan önce, Oğuzlardan pek fazla olmasa da bir zümrenin Horasan'a geçmiş ve orada yaşamaya başlamış olmasıdır. Fakat bu Oğuzlar'ın sonu hakkında bilgi yoktur.

Maveraünnehr hükümdarı Kara Hanlı Nasr b. İlig 1013 yılında vefat etti; yerine kardeşi Mansur geçti ve bu, Arslan İlig ünvanını aldı. Kendisi daha sonra hanedanın en kuvvetli hükümdarı oldu. Onun hakimiyeti şu yerlerde tanınıyordu. Talaş, Şaş (Taş-Kend) Tünhas, Binhas, Fergana, Öz-Kervd, Hocend, Uşrusana, Semerkand, Buhara. Ancak 411(1020-1021) yılında hanedana mensup olan Ali Tigin Buhara'ya hakim oldu ve ülkesini genişletmeğe başladı4. İşte biz bu tarihte Selçuk'un oğlu Aslan Yabgu'nun idaresinde olmak üzere Selçuklular'ın Cend den aşağıya inib Buhara'nın 20 fersah (118 km.) kuzeyinde bulunan Nur yöresinde yaşadıklarım görüyoruz. Selçuklular'ın Cend yöresini bırakarak aşağıya, Buhara bölgesine gelmelerinin Ali Tigin ile işbirliği yapmaktan dağil yeni bir sıkıştırma İle ilgili olduğu anlaşılıyor. Çünkü, 1030 tarihlerinde Cend yöresinin Selçuklular'ın düşmanı Şah-Melik'in elinde olduğunu biliyoruz. Bundan, emin bir şekilde söylemek mümkündür ki, Selçuklular'ı Cend'den aşağıya Nur bölgesine inmeye mecbur bırakan Şah-Melik olmuştur. Selçuklular'ın Cend İle İlgisi yalnız babalan Selçuk'un mezarının orada bulunması gibi manevi bir bağla sınırlı kaldı. Selçuk'un ölümünün hangi tarihte olduğunu bilemiyoruz. Onun 100 yahut 107 yaşında öldüğü, Melikname'den faydalanan eserlerde görülüyor. Aynı eserlere göre Mikfill, babası Selçuk'tan önce, bir savaşta vurularak ölmüş (ihtimal Kıpçaklara karşı), onun oğullan olan Tuğrul Beg ve Çağrı Beğ'i dedeleri Selçuk büyütmüştür.

Ali Tigin ile Arslan Yabgu (Beygu) arasında kuvvetli bir ittifak tesis edilmişti. Hatta Bununla ilgili olarak Ali Tigin'in Buharcıyı Arslan Yabgu'nun yardımı ile ele geçirdiği ileri sürülmüştür. Kaynaklarda bu hususta bir delil olmamakla beraber buna ihtimal verilebilir. Çünkü az sonra Ali Tigin'in, Arslan Han'ın (Mansur b. Ali) kardeşi İlig (Muhammed b. Ali) ile yaptığı ve Ali-Tigin'in galip geldiği savaşa Selçuklu Arslan Yabgu, Ali Tigin'in müttefiki olarak katılmış ve herhalde, savaşın kazanılmasında mühim bir rol oynamıştır. Kara-Hanlılar'ın büyük kağanı Mansur b. Ah (Arslan-İlig) 415'te(1024-1025) hükümdarlıktan vazgeçerek yerini Yusuf b. Harun'a bıraktı. Bu, Kadir Han ünvanını taşıyordu. Ona karşı kardeşleri Ahmed ve Ali Tigin birleştiler. Ahmed kendisini büyük kağan ilan etti ve Balasagun, Hocend ve Fergana'ya hakim oldu. Bu yüzden Kadir Han Gazneli Mahmud ile anlaştı. Gazneli Mahmud da topraklarına sık sık tecavüzlerde bulunduğu için Ah Tigin'in komşuluğundan memnun değildi. Bu sebeble Gazneli Mahmud 416 (1025) yılında Ceyhun'u geçerek Maveraünnehr'e girdiği gibi, Yusuf Kadir Han da Kuşgardan geldi. Bu iki büyük hükümdarın gelişi üzerine Ali Tigin bozkırlara kaçtı. Dostu Arslan da aynı şeyi yapmıştı. Sultan Mahmud, Hacib Bilge Tigin kumandasında Ali-Tigin'in üzerine asker gönderdi. Bilge-Tigin, Ah Tigin'in kansı ve kızlan ile ağırlığım ele geçirip geri döndü. Selçuklu Arslan Yabgu'ya gelince. Sultan vaadlerde bulunarak onu ordugahına gelmeye çağırdı. Devrin en büyük hükümdarı ile görüşmesinin ününü arttıracağını ve kuvvetini çoğaltacağım sanan Arslan Yabgu 300 kadar maiyyeti ile Gazneli Mahmud'un ordugahına geldi. Burada, Arslan-Yabgunun sahip olduğu kuvvetin sayısını öğrenmek isteyen Sultan Mahmud'un sorduğu sualle ilgili meşhur konuşma yapıldı. Bu mülakatı tafsilatlı bir şekilde anlatan Zahir-i Nişaburinin sözlerinden belki tahmin etmek mümkün olabilir ki, Arslan Yabgu'nun üzerinde bir yay ve üç de ok vardı. 1038 yılında Mşabur'a giren Tuğrul Beğ'in kolunda gerilmiş bir yay ve belinde de üç ok bulunuyordu ki, bunun yabguluk alameti olduğu muhakkaktır. Yine bu konuşmaya göre Harizm'deki Hazar denizine çok yalan olan Balhan dağlan yöresinde mühim bir Türkmen kümesi oturmaktadır. Halbuki X. yüzyılda bu bölgede Oğuzlar'ın yaşadığına alt hiç bir kayda rastgelinmez.

Arslan'ın mühim bir kuvvete sahip olduğunu gören Sultan Mahmud, her halde ondan kendi ülkesine gelebilecek zararları önlemek ve Ali Tigin'i onun desteğinden mahrum bırakmak için, Yabgu'yu hile ile yakaladı. Arslan ilk önce, Gazneye, oradan da Hindistan'da Multon yakınındaki Kalincar kalesine gönderilip hapsedildi. Böylece hiç beklemediği bir hilenin kurbanı olan Arslan Yabgu hayatının sonuna kadar bu kalede kaldı1. Arslan Yabgu, bazı melliflere göre yeğenlerinin Horasan'daki ilk başarılarına kadar yaşamış, hatta mahpus bulunduğu kaleden gizlice haber göndererek onları, Gazneliler ile mücadeleye devam etmeleri hususunda teşvik etmiştir.

Arslan Yabgu bizim için şu bakımdan da hususi alakamıza layıktır: o, Türkiye Selçuklularının atasıdır. Kendisinin iki oğlunu tanıyoruz: Kutulmuş (yahut Kutalmış) ve Resul Tigin. Bu sonuncu isim Kara Hanlılar dan bir şehzadeden alınmış olsa gerektir. Çünkü Oğuzların tigin unvanını kullandıklarını pek görülmüyor. Zahlr-i Nişaburi Kutulmuş'ın babasını kurtarmak için Hindistan'a kadar gittiğini yazıyor.

Arslan Yabgunun Gazneli Mahmud tarafından yakalanmasının Selçuklular tarafından fiili bir tepki ile karşılandığına dair her hangi bir bilgiye rastlanmıyor. Bu husus Zahlr-i Nişaburi'nin dediği gibi, girişecekleri bir hareketin akibetinden korkmalarından ziyade, aralarında birlik bulunmaması, hatta Yabgu'nun akrabalarınca sevilmemekte olması ile ilgili olabilir. Her halde Arslanın oğulları da bu esnada henüz yetişkin bir çağda değillerdi. Çünkü ne onlar, ne de amcalarının' oğullan, Arslan Yabgu'nun buyruğunda bulunan Oğuz kümesine veya bunlardan mühim bir kısmına hakim olabildiler. Oğuzlardan Arslan Yabgu'ya bağlı 4000 çadırlık bir kümenin ileri gelenleri onun tevkifinden sonra Gazneli Mahmud'a beylerinden yani Selçuklular dan zulüm görmekte ve eziyet çekmekte olduklarım söyleyerek Horasan'a geçmelerine müsaade etmesi ricasında bulundular. Onlar Horasan'da yurt tuttukları takdirde, orada rahat edecekleri gibi, bunun Sultan için de, Horasan için de faydalar sağlayacağım, ordusunun kuvvetini artıracağım da söylemeyi ihmal etmediler. Göçebe unsura, yerleşik halk ve hassa askerine dayanan başlıca İslam devletlerinde zengin bir gelir kaynağı gözü ile bakılıyordu. İşte Gazneli Mahmud da bu maksat İle vezir ve emirlerinin itirazlarına aldırmayarak onların Horasan'a geçmelerine müsaade etti. 4000 çadırdan müteşekkil olan bu Oğuz kümesi, çoluk çocukları göçkünleri ve davarları ile Horasan'a, geçerek Serahs, Feruve ve Abiverd çölünde yurt tuttular. Bunların başında; Yağmur; Buka, Göktaş ve Kızıl adlı beyler vardı. Bu oğuzların söylendiği üzere Horasan'a kendi arzulan ile göçtükleri muhakkak olduğu gibi, Aralan'ın ölümünden sonra Selçuklulara bağlı kalmak istemedikleri de bir gerçektir. Çünkü onlardan mühim bir kısmının daha sonraları da Selçuklulara tabi olmaktan kaçındıkları görülecektir. Bunun sebebi nedir? Gerdizide yazıldığı gibi, onlar Selçuklu ailesinden, hatırası hafızalardan silinmeyecek derecede bir zulüm mü gördüler? Yoksa sadece müstakilce yaşamak için mi böyle hareket ettiler, bu hususta kesin bir şey söylemek mümkün olmamakla birlikte sonuncu görüşün ayrılma sebebi olduğuna ihtimal veriyorum. 4000 çadırlık bir Oğuz kümesinin Horasan'a gitmesi şüphesiz Selçukluların kuvvetini azalttı ve kendilerini zayıf bir duruma düşürdü. Onların tarihine devam etmeden önce, Horasan'a göçeden bu 4000 çadırlık Oğuz kümesinden bahsetmek daha uygun olacaktır.

Gazneli Mahmud'un Arslan Yabgu'ya bağlı 4000 çadırlık Oğuz kümesinin Horasan'a geçmesine izin vermesi, başta vezir olmak üzere, devlet erkanı ve kumandanların itirazına uğramıştı. Hatta bunlardan Tus valisi Arslan-ı Cazib, Mahmud'a ok atamamaları için onların baş parmaklarının kesilmesi tavsiyesinde bulunmuştu.

Sultan, Tus valisinin bu sözlerine hayret ederek ona:

"sen acımasız, katı yürekli bir adam İmişsin" cevabını vermişti.
Gazneli Mahmud'a 418(1027) yılında yaptığı Hind seferinden dönüşünde (aynı yılın sonunda) Nesa, Buverd (ablverd) ve İsferuyin halkından birçok kimseler Türkmenlerin tecavüzlerinden şikayet ettiler. Bunun üzerine Sultan, Tus valisi Arslan'a mektup yazarak Türkmenleri cezalandırmasını, onların tecavüzlerini önlemesini emretti. Tus valisi harekete geçti ise de başarı kazanamadı. Türkmenler onun askerlerinden epeyce adam öldürüp, çok kimseyi de yaraladılar. Arslan, bir İki defa daha onların üzerine gitmiş ise de hiç birşey yapamamış ve bundan dolayı da halkın şikayetlerinin arkası kesilmemişti. Sultan mektup yazarak onu tekdir ve acizlikle itham etti. Tus valisi de Türkmenlerin çok kuvvetlendiğini, onların hakkından ancak sultanın gelebileceğini, hükümdar gelmez ise fesatlarının artacağını ve önlenmesinin daha güç olacağını bildirdi. Gazneli Mahmud, valinin bu sözlerinden canı sıkılmakla beraber, asker toplayarak 419(1028) yılında Gazne'den hareket etti. Bost yolu ile Tus'a gitti ve orada Arslan-ı Cazib'den vukubulan olaylar ve halihazır durum hakkında bilgi aldıktan sonra, maliyetine birkaç kumandan vererek onu Oğuzlar (Türkmenler) in üzerine yolladı. Arslan bu defa, Ferave kervansarayı (Ribat) yalanında yapılan savaşta onlara karşı kesin bir zafer kazandı. Kaynağa (Gerdizi) göre, Oğuzlardan (Türkmenler) 4000 kişi öldürülmüş bir çokları tutsak alınmış ve geri kalanları Balhon ve Dihistan tarafına kaçmışlardır. Ancak verilen su rakamın mübalağalı olduğu açıkça görülüyor.

Bu hadiseyi 1 yıl sonra, yani 420(1029) yılında anlatan İbn ul Esir, vergi memurlarının (amil) Oğuzlara (el-Guzz) zulmettiklerini ve bunların mallarını çoluk ve çocuklarını ellerinden aldıklarım söylemek sureti ile Oğuzlar'ın halka yaptıkları tecavüzlerin sebebini açıklıyor. Devlete itaat edip vergi veren göçebe unsurun her yerde çok defa vergi memurları ve o bölgenin idarecileri tarafından, -sırf kendi çıkarları için baskıya maruz kaldıklarını biliyoruz. Buna karşılık göçebelerin de en küçük bir fırsat ellerine geçince yerleşik halkın ekinlerini davarlarına yedirdikleri, hayvanlarını gasbettikleri ve hatta onlara saldırdıkları görülür.

Bu olaydan sonra Oğuzların (Türkmenler) saldırıları epeyce azaldı3. Müverrihlerin söylediği gibi, Oğuzlar'ın pek büyük bir kısmı Balhan dağlarına gitmişlerdi4.
Ertesi yıl (420=1029), Büveyhilerin zayıf bir durumda olduklarını gören Gazneli Mahmud, Rey şehrini aldı ve buranın idaresini oğullarından Mes'ud'a verdi. Daha ertesi yıl da devrin bu en kudretli hükümdarı vefat etti (421=1030). Gazneli Mahmud'un ölümü Oğuz Türklerinin tarihi bakımından önemli bir hadisedir. Çünkü o, görüldüğü gibi, Oğuz Türklerinin hareket ve faaliyetlerini durdurabilecek ve bunlardan doğacak tehlikeleri önleyebilecek dirayette bir hükümdar idi. Oğlu ve halefi Mes'ud ise aynı dirayeti gösterememiş ve Oğuz Türklerinin dünya çapında büyük bir devlet kurmalarına engel olamamıştır.

Gazneli Mahmud'un ölümü üzerine, oğullarından Muhammed tahta çıkarıldı. İsfahan'da, bulunan Mes'ud kardeşi Muhammed'in hükümdarlığım tanımadı ve tahtı elde etmek gayesiyle Rey'den Horasan üzerine yürüdü. Mes'ud ordusunun sayısını arttırmak için muhtemelen Acem Irakı'nda bulunan Oğuz beylerinden Yağmur'u da hizmetine aldı; güçlük çekmeden hükümdar olunca Yağmur'un ricası üzerine Balhandaki Oğuzların Horasan'a dönmelerine müsaade ettiği gibi, onların beyleri olan Kızıl, Gök Taş ve Buka'yı da hizmetine aldı. Ancak Gazneli hükümdarı bu beylerin üzerine kendi adamlarından Humar-Taş'ı geçirmeyi de ihmal etmedi.

Mes'ud'un, babasının ülkesinden çıkardığı bu Oğuzları tekrar hizmetine alması devlet erkanı tarafından hatalı bir hareket olarak görülmüştür.
Mes'ud tahta çıkar çıkmaz Mekran hakimi asi İsa'nın yerine kardeşi Ebu'l-Asker'i geçirmek için oraya bir ordu gönderdi. Bu orduda İçinde Humar-Taş idaresinde ve Kızıl, Buka ve Taş kumandasında Oğuzlar (Türkmenler) da vardı. Gazneli ordusu İsa'nın kuvvetlerini yenerek kendisini öldürdü ve Ebu'l-Asker Mekran hakimi yapıldı (421 yılı sonları» 1030).

Gerdizi'ye göre, ertesi yıl(422=1031) Oğuzların (Türkmenler) halka zulüm yaptıkları hakkında Serahs ve abiverd'den şikayetçiler gelmişdi. Mes'ud, Ebu Sa'd Abdus kumandasında bir ordu yolladı. Oğuzlar (Türkmenler) Ferave'de bu ordu ile savaştılar. Birçok adam öldü. Oğuzlar (Türkmenler) çoluk, çocuklarını Balhan'a göndererek savaşa devam ettiler. Her gün bölük bölük gelir ve Gazneli ordusu ile savaşırlardı. Gerdizi bu çarpışmaların neticesi hakkında hiç bir şey söylemiyor. Beyhaki ise bu hadiseden hiç bahsetmez. Bu Türkmenlerin büyük beğlerden Yağmur'unkiler olması pek muhtemeldir. Zira, aşağıda bahsedileceği üzere, Nişabur'da adlarını bildiğimiz büyük beylerden yalnız o öldürülmüştür. Üstelik Yağmur'un Mekran'a giden beyler arasında da adı geçmiyor.

Sultan Mes'ud 423 (1031-1032) yılında emirlerinden Taş-ı Ferraş'ı Rey valiliğine tayin etti. Ona verdiği buyruklar arasında Oğuzların başında bulunan Yağmur, Kızıl, Buka ve Gök-Taş'ın tutulması da vardı. Oğuzları yine Humar-Taş idare edecek ve onlar Reyde yine devlet hizmetinde bulunacaklardı. Fakat gerçekten çok akıllı ve dirayetli bir vezir olan Hace Ebun-Nasr Ahmed, hükümdarın bu kararına açık bir şekilde itiraz etti ise de Mes'ud dinlemedi ve Türkmenlerin de bizzat kendi beyleri hakkında bu şekilde hareket edilmesini istediklerini iddia etti. Fakat bu hususta kendisine karar verdiren asıl sebep, bu beylerin kafalarında fesat taşıdıkları fikrinde bulunması idi.

Gerek Beyhaki'nin, gerek İbn ul-Esir'in sözlerinden anlaşıldığına göre4 bu beylerden ancak Yağmur öldürülmüş, Kızıl, Buka ve Gök-Taş hakkındaki emir, bilmediğimiz bir sebebten dolayı, tatbik edilmemiştir. Yağmur, Nişabur'da diğer elli kadar ileri gelenle birlikte öldürülmüştü(423= 1031-1032). Bunların Yağmur'un maiyyeti ve diğer ikinci ve üçüncü derecede reisler oldukları anlaşılıyor; öldürülmeleri ise, Oğuzların 422(1031) yılında Serahs ve Baverd halkına yaptıkları hücumlar ve Ebu Sa'd Abdus kumandasındaki Gazneli ordusuna karşı savaşmalarından ileri gelmiş olsa gerektir. Mes'ud, anlaşıldığına göre, sonra vezirin muhalefetini göz önüne alarak kararının, Mekran seferinde iyi hizmetler görmüş olan Kızıl, Buka ve Gök-Taş hakkında uygulanmasından vazgeçmiştir.
Yağmur'un öldürülmesinin bu beğler üzerinde şiddetli bir tepki yapmadığı anlaşılıyor. Çünkü onlardan bir kısmı, yine Humar Taş'ın idaresinde ve Taş-ı Ferraş'ın maiyyetinde olmak üzere, Rey'e gittiler. Bunların başında herhalde ayrılmaz dostlar olan Buka ve Gök-Taş beyler bulunuyorlardı. Öldürülen Yağmur'un oğlu ve hatta Kızıl, verimsiz, fakat Oğuzlar için bugüne kadar emin bir yurt vazifesini görmüş olan Balhan bölgesinde idiler. Bu esnada bir bölük Türkmen ve Gazneliler'in Hindistan kumandam Yınal-Tigin'in ordusunda bulunuyordu.

Rey'e Taş ile birlikte giden Türkmenler'in sayısı 3-4 bin kadardı. Selçuklu Oğuzlarindan ayırd etmek için, Rey'e giden bu Oğuzlara. Irak Oğuzları (veya Türkmenleri) denilmiştir. Irak Oğuzları, aynı yılın sonlarında Kazvin'in geri alınmasında hizmet etmişlerse de, Balhan dağında bulunan Yağmur oğlunun ve diğerlerinin babalarının öçlerini almak için harekete geçtiklerini öğrenince, tavırları değişmiş ve kaygı verici bir şekilde itaatsizlik göstermeğe başlamışlardı. Gerçekten Sultan Mes'ud'a Yağmur'un oğlu (kaynaklarda adı hiç zikredilmiyor) ve diğer babalan öldürülenlerin oğullarının çok Türkmen ile Balhan dağından çıkarak Horasan'da halka saldırmak üzere oldukları haberi gelmişti (424=Mart 1033). Bunun üzerine Gazneli hükümdarı hudud bölgelerini korumak için, Ali Daye ve Hacib Bilge-Tigin kumandalarında bir kuvvet gönderdi. Bu kuvvetlerin Yağmur oğlunun akınlarına engel olduğu anlaşılıyor.
Sultan Mes'ud, Irak Oğuzları'nın tek durmadıklarını haber alınca, Rey şehri kethüdası Tahir'e mektup yazarak, Amid Ebu Sehl Hamdavi emrinde bir kuvveti derhal yola çıkaracağım ve kendisinin de yoklama yapılacağı bahanesi ile Türkmenleri yakalamasını bildirmiş idi.

Fakat vezir ve sahib-i divan-ı risalet Ebu Nasr-i Zevzenl, Mes'ud'un ciddi gaileler çıkmasına sebebiyet verecek yanlış bir tedbire başvurduğu fikrinde idiler. Bu fikir Ebu Nasr-i Zevzeninin zihnine o kadar kuvvetle yerleşmiş idi ki, Türkmenler tarafından yağma edileceği korkusu İle Guzgan'da bulunan 10000 koyununu derhal sattırmıştı. Fakat Mes'ud'un bu emri de tatbik edilmedi. Çünkü, Balhan Oğuzları bu esnada (425-1034) Horasan'ı istila ettiler. Merv, Serahs, Buverddeki Gazneli kumandanlar'ı onlara hiç bir şey yapamıyorlardı. Horasan Divanı reisi Suri de Bost şehrinde bulunan hükümdara acele Horasan'a, gelmeyi tavsiye etti. Suri, Turkmenlerin Muveraünnehr hükümdarı Ali Tigin'den yardım ve Harizm-Şah Harun'dan da teşvik gördüklerini bildiriyordu. Mes'ud aldığı bu haberden çok mütesslr oldu; Heraf a vardığında Türkmenler'in yaptıkları işler hakkında yeni haberler alınca Serahs'a doğru hareket etti. Mes'ud un Serahs'a gelmesi üzerine Türkmenler'in çoğunun geçici olarak Balhan'a doğru çekildikleri anlaşılıyor. Fakat Mes'ud oraya eriştiğinde bu sefer de Maveraunnehr Türkmenlerinin Tirmiz ve Kubudiyan'a akınlar yaptıkları ve Tirmiz valisi Beg Tigin'i öldürdükleri haberini aldı. Böylece Oğuzlar üç taraftan Gazneli devletine gaileler çıkarmışlardı. Mes'ud'un Serahs'a erişmesi üzerine Türkmenler'in bir bölüğü Merv, bir bölüğü de Feruve taraflarına gelmişlerdi. Merv tarafına giden Türkmenler oranın valisi olan Anuş Tigin ile savaştılar ise de yenildiler ve çöle kaçtılar. Savaşta Oğuz'lardan 200 kişi ölmüş ve 24 kişi de tutsak alınmıştı. Bu zaferden çok sevinen Mes'ud, kendisine gönderilen tutsakları fillere ezdirmek vahşetini göstererek sevincini arttırdı3. (426 Safer-Aralık 1034). Feruve'de bulunan Türkmenlere gelince, onların üzerine de Emirahur Piri Abdus ve diğer bazı emirler kumandasında mühim bir ordu gönderilmişti. Bu ordunun vazifesi Türkmenleri Balhan'a kadar kovalamaktı.

Kaynakça
Kitap: OĞUZLAR
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Önceki

Dön Büyük Selçuklu İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

cron