Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Çepni Türkmenleri Hakkında Demografik Bilgiler

Burada Çepni Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Çepni Türkmenleri Hakkında Demografik Bilgiler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2012, 19:06

Çepni Türkmenleri Hakkında Demografik Bilgiler

Safevi Şeyh Cüneyd (ölümü: 1460-) müridlerine Ak Koyunlulu hükümdarı Haşan Han'ın (=Uzun Haşan Bey) kız kardeşi Hatice Begüm'den doğan oğlu Haydar'a biat edilmesini vasiyet etmişti. Haydar büyüdükten sonra Dayısı Haşan Han sayesinde kolayca Erdebil'deki Safevi seyitliği postuna yerleşti. Şeyh Haydar babası Şeyh Cüneyd gibi Türkiye'de dolaşmadı. Fakat onun devrinde Türkiye'den gelen kabiliyetli müridler Erdebil'deki Tekke'de hususî olarak yetiştirilip "halife" unvanı ile Anadolu'ya geri gönderildiler. Halîfelerin başlıca vazifeleri, tarikatı yaymak yani müridlerin sayısını çoğaltmak ve şeyhleri için mal toplamaktı. Bu halifelerden biri Tekeli (Antalyalı) Haşan Halîfe olup Teke ile komşu Menteşe (Muğla) ve Hamid illeri (Isparta Burdur vilayetleri) yörelerindeki pek çok kimseyi Safevi tarikatına sokmuştu. Hatta Haşan Halîfe Erdebil'den Teke'ye dönüp faaliyete başladığı esnada bazı kimseler ona: "Ey Haşan Halîfe sen bu memlekete geri geldin amma yanında kan ve ateş de getirdin" demişlerdi. Filhakika 1510 yılında Teke yöresinde büyük bir isyan çıkaran Şah Kulu, işte bu Haşan Halîfe'nin oğludur. Şeyh Haydar zamanında yapılan devamlı ve tesirli propaganda ile sayıları artan müridler armağanlar ile Azerbaycan'daki Erdebil şehrine giderek şeyhlerini ziyaret etmeye başlamışlardı.

Hatta Sünni komşuları onlara: "canım bunca zahmet çekip Erdebil'e gideceğiniz yerde Medine-i Münevvere'ye gidip Resulullah'ın türbesini ziyaret etseniz çok daha iyi olmaz mı" dediklerinde, "biz ölüye değil diriye gideriz" cevabını veriyorlardı.

Şeyh Haydar'a gelince o, müridlerinin sayısının gittikçe artması karşısında istese de hareketsiz kalamazdı. Çünkü müridleri şeyhlerinden mühim siyasî başarılar bekliyorlardı. Esasen bu müridlerin çoğunu yoksul insanlar teşkil ediyordu. Bu sebeple Şeyh Haydar 1486 yılında Demirkapı (=Derbend) ötesindeki Kafkas kavimlerine karşı on bin müridinin başında bir seferde bulunarak zengin doyumluk (=ganimet) ile geri dönmüştü. Şeyh Haydar iki.yıl sonra doğrudan doğruya Şirvan hükümdarının üzerine yürüdü; gayesi hem babasının öcünü almak, hem de Şirvan ülkesine sahip olmaktı. Şirvan hükümdarı, ölüme meydan okuyan müridlerinden dolayı Haydar ile mücadele edemiyeceğini anlamıştı. Bu yüzden bir kaleye kapandıktan sonra güveyisi Ak Koyunlu hükümdarı Yakub Bey'den yardım istedi. Haydar'ın faaliyetlerinin Ak Koyunlu devleti için de bir tehlike kaynağı teşkil ettiğini anlamış bulunan Yakub Bey, vakit geçirmeden Biçen oğlu Süleyman Bey kumandasında bir orduyu Şirvanşah'a yardıma gönderdi. Şeyh Haydar Ak Koyunlu hükümdarının hem halasının oğlu, hem de eniştesi idi. Buna rağmen Şeyh Haydar Yakub Bey'in ordusu ile savaşmakta hiç tereddüd göstermedi. "Sofu"da denilen Anadolulu Türk müridler gerçekten savaşta yiğitliğin hakkını verdiler ve ancak şeyhlerinin bir ok isabeti ile ölmesi üzerine savaştan el çektiler (1488).

Fakat Safevi müridleri bu ikinci büyük felakete rağmen dağılmayıp Haydar'ın büyük oğlu Sultan Ali'nin etrafında toplandılar. Tehlikenin yok olmadığım bilakis arttığım anlayan Ak Koyunlu hükümdarı Yakub Bey, Haydar'ın üç oğlu (Sultan Ali, İsmail, İbrahim) ile kendi kız kardeşi olan anaları Halîm'e Begüm'ü bir kalede hapsetti. Fakat Yakub Bey'den sonra onlar hapisten çıkarıldılar ise de Ak Koyunlular tehlikenin geçmemiş olduğunu anladılar. Yapılan karşılaşmada tarikatın başı Sultan Ali öldü. Fakat kardeşi İsmail bütün dikkatli aramalara rağmen bulunamadı. Çünkü Anadolulu cesur ve sadık müridler onu Erdebil'den Hazar Denizi kıyısındaki Gilân ülkesine kaçırmaya muvaffak olmuşlardı. İsmail orada altı yıldan fazla bir zaman kaldıktan soma durumu uygun görerek Gilân'dan Erdebil'e döndü. Oradan da Erzincan'a geldi (1500 tarihinde). Erzincan'da Türkiye'nin her tarafına adamlar göndererek müridleüni yanına çağırdı. Yandaşları, Erzincana bir sel gibi akıp geldiler. İsmail Erzincan'da yanına gelen Türkiyeli göçebe ve köylü müridler topluluğunun başına geçip İran'a döndü, Ak Koyunlular'ı yenerek Safevi Devletini kurdu ve Tebriz'de On İki İmam adına hutbe okutup para kestirdi (1501). Kaynaklar Şah İsmail'in bu esnada ancak 15 yaşında olduğunu yazarlar.

Resim
Harşit Çayı

İsmail'in Safevi devletini kurması ile ilgili olarak Anadolu'dan İran'a devamlı bir göç başladı. Bunun üzerine devrin tarihçilerinden biri:

"Türkler terkedip diyarların-sattılar yok bahaya davarların"

beytini söyledi. Bu göç öyle bir göç oldu ki XVÜ. yüzyılın ortalarına kadar hemen kesilmeksizin sürdü. Bir yandan Osmanlılar bir yandan Safeviler Türkiye'nin insanlarını birbirlerine karşı kullandılar; servetini erittiler. Böylece XX. yüzyıla gelindi .

İran'a göç eden Türkler arasında Çepniler de vardı. Bu Çepniler'in pek çoğunun veya hepsinin Doğu Kara Deniz Çepnileri'nden olduğunda şüphe yoktur. Fakat bu Çepniler de çok sayıda olmadıklarından Varsak, Turgutlu gibi küçük, ikinci derecedeki oymaklar arasında yer aldılar. Şah İsmail'in oğlu Şah Tahmasb devrinde (15241576) Çepniler'den Süleyman Beğ ile Şah Ali Sultan'ı tanıyoruz. Tahmasb'ın ölümü esnasında yani 1576 yılında da Çepniler'i Muhammed Beğ, Mahmud Halîfe ile Dönmez Sultan adlı beyler temsil ediyorlardı. Bunlardan her üçünün de dirliği Kuzey Azerbaycandaki Karabağ yöresinde bulunuyordu.

Fakat Safevi hükümdarı Şah Abbas devrinde (1590-1628) Çepniler'den mühim bir kısmın yahut hepsinin Hazar Denizi kıyısındaki ormanlık, rutubetli ve bu yüzden Türkler'in yaşamak istemedikleri Gilân yöresine göçürüldükleri anlaşılıyor. Hatta başlarında, kendilerinden değil, kul takımından, yani sarayda yetiştirilmiş köle asıllı bir emir bulunuyordu . Bu husus, Şah Abbas'ın bir çok Türk boyları gibi Çepniler'e de kızgın olduğunu gösterir. Şah Abbas'dan sonra İran'daki Çepnilere dair bilgiye rastgelinemedi. Bu da onların sayıca az olmaları ile çok yakından ilgilidir.

Giresun'u 1397'lerde fethetmiş olan Bayram Bey'in torunu ve Hacı Emir Bey'in oğlu Süleyman Bey ile başında bulunduğu beyliğin sonu hakkında hiç bir bilgiye sahip olmadığımız gibi, kuvvetli bir taliminde de bulunmak mümkün olmuyor . Fakat kesin olarak söyliyebileceğimiz bir husus varsa o da bu beyler sayesinde Ordu bölgesine pek yoğun ve temiz bir Türk nüfusunun yerleşmiş olmasıdır. Bu yöreye ait tahrir defterlerine göre başta Çepniler olmak üzere Eymür, Avşar, Bayındır, Karkın, İğdir, Alayuntlu, Döğer ve Bayad(?) olmak üzere bir çok Oğuz boyuna mensup obalar yerleşmişlerdir .

Trabzon Rum imparatorları Ak Koyunlular'a, Bayramlular'a ve Taceddin Oğulları'na mensup beylere güzel kızlarını vererek onların Trabzon'a daha fazla yaklaşmalarına engel oldular ve Ak Koyunlular sayesinde de varlıklarım korumakta devamettiler . Bu arada Bayramlu beyliğinin yıkılması yüzünden de Giresun kalesini geri aldılar. Bu sebeple, Fatih “Turabuztm" seferine çıktığında Görele, Tirebolu ve Giresun kaleleri pek büyük bir ihtimal ile imparatorun idaresinde idi.

Fatih 1461 yılında Kastamonu ve Sinob'u alarak Candar Oğulları devletine son verdikten sonra yoluna devamla Sivas'ın kuzey doğusunda ve Kelkit vadisindeki Koylu Hisar (=Koyla Hisar= Koyul Hisar)'a gelmiş ve Ak Koyunlular'a ait olan bu kaleyi de zaptetmişti. Fazla olarak Fatih, Trabzon tekfurunun kendisine tâbi olduğu için oraya sefer yapmasının doğru olmıyacağına dair Uzun Haşan Bey'in sözlerine de ehemmiyet vermiyerek Bayburt yolu ile Trabzon üzerine yürüdü. Fakat Ak Koyunlulu hükümdarı Haşan Bey o zaman (1461 yılında) ancak bir kısım Doğu ve Güney Doğu Anadolu'nun hükümdarı olduğu için haklı olarak, Fatihle bir harbi göze alamadı. Elçi olarak göndermiş olduğu annesi Saray Hatun , güzel konuşması ile Osmanlı hükümdarının takdirini kazandı. Fatih'in Saray Hatun'a "ana” diye hitap etmesi bu husus ile ilgilidir. Fakat Saray Hatun'un tatlı sözleri Fatih'i kararından döndürmedi. Osmanlı hükümdarı Saray Hatun'u da Trabzon seferine beraberinde götürdü. Trabzon'un alınmasından sonra ona çok değerli armağanlar vererek Ak Koyunlu ülkesine dönmesine müsaade etti.

Bilindiği üzere Trabzon imparatoru David Komnen herhangi bir savunma hareketine girişmeden şehri Fatih'e teslim etmiştir. Fakat başta Aşık Paşa Oğlu, Dursun Beğ, Kemalpaşaoğlu olmak üzere Osmanlı kaynaklarının pek çoğunda şehrin hangi günde şöyle dursun, hangi ayda teslim edildiği bildirilmez. Bu, gerçekten hayret vericidir . Geçen yüzyılın ilk çeyreğinde Trabzon Rum imparatorluğu hakkında ciddî bir eser yazmış olan J.P H. Fallmerayer, şehrin yaz sonlarında alınmış olduğunu söylediği gibi ,W. Miller de onu teyid eder . Merhum Üstad İ.H. Uzunçarşılı ise Trabzon'un 1461 yılının Ekim ayının 26'sında (866 Muharrem 21) alındığını kesin bir şekilde bildirir, fakat kaynak göstermez. Bu sebeple
ilk yapılacak şey Merhum LH. Uzunçarşılı'nın Trabzon'un alınış tarihine ait bu kaydın nereden alındığının tesbit edilmesidir1. Çünkü bu, pek muhtemel olarak şehrin kapılarını Türkler'e açtığı tarihtir.

Trabzon yöresi bir sancak itibar edilmiş ve donanma kapudanlarından Kâzım Bey Trabzon'un ilk sancak beyi olmuştur. Anlaşıldığına göre bundan soma Fatih kıyıdan batıya doğru giderek herhalde Görele, Diribolı (Tirebolu), Bedreme ve Giresun kalelerini aldıktan soma Canik yolu ile Tokat'a ulaşmıştır.

İlk sancak beyi Kâzım Bey'den sonra Sofu Ali Bey ona halef olmuştur. Ak Koyunlu hükümdarı Uzun Haşan Bey'in 1478 yılında vefatı üzerine himayesinde bulunmakta olan Trabzon-Gümüşhane arasındaki Torul yöresi alındıktan sonra, Gürcistan sınırında da bazı kaleler ele geçirilerek Trabzon yöresinin fethi tamamlanmış oldu.

II. Bayezid'in hükümdarlığı zamanında (1481-1512). Trabzon da şehzade sancaklarından biri haline gelmiştir. Orada şehzadelerden ilk sancak beyi olan Abdullah'dır. onun 1483 yılında ölümü üzerine Taceddin Sinan Bey'in Trabzon sancak beyi olduğu anlaşılıyor4. Bize kadar gelmiş olan 891 (1486) tarihli tahrir defterinde bazan Rakkas Sinan Beğ şeklinde onun ve yine Trabzon sancak beyleri olarak Haşan, Ali beyler ile Mehmed Paşa’nın adları geçer.

Şehzade Selim'in 895 (1489=1490) yılında Trabzon sancak beyi olduğunu biliyoruz. Selim burada 916 (1510) yılına kadar, takriben yirmi yıl valilik etmiştir5.

Sancaklara gönderilen şehzadelerin çok defa yanında anneleri de bulunurdu. Böylece Selim'in annesi de Trabzon'da oğlunun yanında yaşamıştır. Selim'in annesi, Arabça umumî bir tarih yazmış olan Mustafa Cenabî Efendi'nin (ölümü:1590) bildirdiğine göre Amasya yöresindeki Türkmen beylerinden birinin kızı olup adı Ayşe Hatun'dur.

Resim
Çepni İleri Gelenlerinden Bay Ali Oğuz ve Ailesi (Balıkesir, 1991)

Yavuz Selim gibi büyük, cihangir, "iyi bir şâir ve düşünür olarak pek müstesna, yani tarihte eşi gerçekten az görülen bir hükümdarın hayırlı annesi Ayşe Hatıın, 911 (1505=1506) yılında hayata veda etmiş ve Trabzon'da defnedilmiştir. Şehzade Selim muhterem annesi için türbeden başka, câmi, medrese, imaret ve misafirhaneden müteşekkil bir külliye yaptırmıştır ki bu, Trabzonun en güzel âbideler gurubunu teşkil eder.

Daha önce de belirtildiği gibi, Osmanlılar 1461 yılında geldikleri esnada pek muhtemel olarak Görele, Tirebolu ve Giresun kaleleri Trabzon Rum imparatorunun kumandanları tarafından idare ediliyor, buna karşılık Kürtün-Dereli-Giresun-Tirebolu-Eynesil arasındaki geniş kırlık kesim de Çepni beylerinin ellerinde bulunuyordu. Anlaşıldığına göre Osmanlı kuvvetleri Trabzon devletinin topraklarına girince Çepni beyleri de Osmanlı fethine yardımcı oldular, elde edilen başarılarda rol oynadılar. Osmanlı devleti de hepsini veya mühim bir kısmını zeamet ve tımar gibi dirlikler vererek onları hizmetine aldı. Çepniler'in halk topluluğuna gelince bu topluluğa mensup olanlardan mühim bir kısmı da müsellem olarak hizmete alındılar. Yine onlardan bazıları da câmi ve zâviyelerde vazife görerek vergiden muaf tutuldular. Bunlara ilave olarak birçokları da
"muafan" (muaflar=vergiden affolunmuşlar) zümresini teşkil ettiler. Durum böyle olunca Çepniler'den az bir kısmın vergi verdiği anlaşılmış olur. Bu verginin pek çoğu veya hepsi de alaybeği, subaşı ve sipahi olan kendi beylerine ödeniyor. 1486 (Hicrî 891) târihli bize kadar gelmiş en eski defterdeki Çepniler'e ait olan bölümün (şahıs adları ve vergiler gibi bazı kısımları hariç tutularak) yayınlanması ile bu büyük Oğuz boyunun Doğu Karadeniz bölgesinin Türklüğünde ne kadar önemli bir mevkie sahip olduğu, çok daha iyi anlaşılmış bulunacaktır. Ancak önce bazı açıklamalar yapmak gerekiyor.

1- Trabzon Sancağı'nda Türkler yoğun bir şekilde sancağın batı kesiminde yani Eynesil-Kürtün, Dereli, Giresun-Tirebolu arasındaki geniş yörede yaşamaktadır.

2- Bu Türkler, daha önce de söylendiği gibi, Osmanlılar gelmeden önce bu yurtlarında oturmakta idiler. Onlar XIV. yüzyıldan itibaren bu yöreye gelip orayı yurt edinmişlerdi. Bu yurtları kuzeyde Karadenize kadar ulaşmıştı. Çepniler, Kürtün'den hareket ederek Harşit vadisi yolu ile Karadeniz'e erişmişler ve bu vadinin iki yanındaki güzel toprakları yurt edinmişlerdir1.

3- Sınırları çizilmiş olan bu yöredeki Türklerin ezici çokluğu Çepni boyuna mensuptur. Bazı yer adları yâdigârları, bu Türk yerleşmesinde Çepniler'in yanmda Yüreğir (Üreğir), Alayuntlu, Döğer ve Eymür boylarına mensup obaların da rol oynamış olduklarını açıkça gösteriyor.

4- Çepniler XV. yüzyılın ikinci yarısının ortalarında tamamen yerleşik bir hayat geçirmekte hepsi köylerde yaşamaktadır. Bu yörede hiç bir Hıristiyan köyü görülmüyor. Onlar kıyılarda, bilhassa Giresun, Tirebolu, Görele kalelerinde oturuyorlar: Bu kalelerinin dışında da mahalle ve çarşıları olduğuna dair hiç bir delil ve işaret yoktur. Esasen defterlerde Hıristiyanların kalelerde yaşadıkları bildirilir.

5- Bu yerleşik yaşıyış ili ilgili olarak onların darı ektikleri görülür. Orta Asya'da Türkler'in yerleşik hayata geçtiklerinde ilk defa darı

(<tarığ)* ektikleri anlaşılıyor. Buğday ve arpa ise yöremizde o zaman (XV. yüzyılda) ekilmiyor. Fakat 30 yıl sonra onları da ektiklerini biliyoruz.

Bütün köylerde bal istihsal ediliyor, bağcılık yapılıyor ve meyve de yetiştiriliyor. Birçok köyde çok miktarda ceviz de elde ediliyor.

Davarlarının çok az olduğu anlaşılıyor. Her hangi bir köyde koyun vergisinin (resm-i ganem) verildiğine dair bir kayıt görülemiyor. Fakat 30 yıl sonra birçok köyün koyun vegisi de verdiği görülecektir.

Karadeniz ve Akdeniz adlarının adı geçen denizlere XÜI. yüzyılda, Selçuklular devrinde verilmiş olduğunu kuvvetle sanmaktayız. Çünkü bu denizlere, birbirine "zıt" manada isimler konulması, ancak her iki denizin kıyısında limanları olan bir devlet zamanında mümkün olabilirdi. Bu devlet de Selçuklu devleti olup, bu devletin her iki denizin kıyısında şehirleri, tersaneleri ve donanması vardı. Şimdi, Avrupa milletleri ve diğerleri Karadeniz için Türkçe ismin kendi dillerindeki tercümelerini kullanırlar. Mesela: Mer Noir (Fransızca), Black Sea (İngilizce), Schwarzen Meer (Almanca).

6- Köylerin çoğunda doğan, şahin, atmaca gibi avcı kuşlara ait yuvalar vardır. Bu yuvalar da gelir kaynakları oldukları için yakından meşgul olunmakta idi. Anlaşıldığına göre bu yuvalarda doğan, şahin ve atmaca yavruları palazlanınca satılmaktadır . Devlet bu kaynağa da elatmayı ihmal etmemiş ve her yuvadan yılda 50 akça vergi almıştır. Bu yuvaların gelirleri de bazen sahipleri tarafından cami ve zaviyelere vakfedilmekte idi .

7- Vergiler de, bu İktisadî faaliyete uygun olarak alınıyordu. Yani "duhne" kelimesi ile ifade edilen darı ile bal, bağ, meyve ile cevizden "öşür" alınıyor, ve bennek resmi, kesim (mukataa) gibi bazı örfi vergiler de tahsil ediliyordu. Avcı kuş yuvalarından da 50 akça alındığı yukarıda kaydedilmişti. Vergi veren halk "avâriz" denilen hizmete de mecbur tutulmuştu .

8- Birde aşağıdaki cedvellerde görülecek olan hâne, mücerred ve bennek deyimleri hakkında kısaca bilgi verelim.

Resim
İki Çepni Kadını (Balıkesir, 1991)

Resim
İlkokul Öğrencileri (Çepni, Ortamandıra, 1991)

Hane: Kırlık kesimde yeter derecede toprağa sahip olan evli vergi mükellefine denilir.

Mücerred: Toprağı bulunmayan, kazancı da olmayan bekâra denilir. Mücerred'den umumiyetle 6 akça vergi alınır. Bu, en az vergidir.

Bennek'e gelince, Bennek yarım çiftlikten az toprağı olan evli vergi mükellefidir .

9- Çepniler'in yurdunda tımar rejimi uygulanıyordu. XV. yüzyılın ikinci yarısının ortalarında Çepni ilinde 30 dirlik görülüyor. Bu otuz dirlikten üçü zeamet, geri kalanları tımardır. Zeametlerden biri Trabzon sancak beyine, diğerleri de Mustafa ve Haşan adlı Çepni beylerine aittir. Tımarlara gelince, bunların çoğuna Çepni beylerinin hizmetinde bulunmuş nöker, yoldaş, arkadaş denilen kimseler, azına da Çepni beylerinin oğulları tasarruf etmektedir. Bu durumda Çepni beyleri "nice oldu" sorusu sorulabilir. Bunun tatmin edici bir cevabını vermek oldukça güç görünüyor.

Müsellemler (=Müsellemân): Çepniler'in kalabalık bir kısmının müsellem olduğu görülüyor. Müsellem harp zamanlarında atı ve silahı ile sefere "eşen" yani katılan buna karşılık her türlü vergiden muaf ve "müsellem" olarak toprağını eken köylü menşeli atlı askere denilir.

XV. yüzyılda müsellem teşkilatı gelişmiş ve yaygın bir durum almıştı. Fakat XVI. yüzyıldan itibaren bu teşkilat gittikçe ehemmiyetini kaybetmiştir.

Mülazimler (= Mülazimân): Bunlar köylerde bulunan camilerdeki imam, hatip, müezzin ve muhassıl gibi vazifelilerdir. Bundan başka gerek bu vazifeliler arasında gerek onlardan ayrı olarak İslam hukuku ile meşgul fakih (=fakı)lere de rastgeleniyor. Köylerin nüfuslarına göre oralardaki mülazimlerin sayısı, şaşılacak derecede çoktur.

Muaflar (=Muâfan):Bunlarda şer'i ve örfi vergiler ile ve avârızdan yani her türlü vergiden muaf tutulmuş köylülerdir. Bunlar türlü yollarla vergi mükellefi olmaktan kurtulmuşlardır. Hemen her köyde muaflara da rastgelinir. Köylerin nüfuslarına nisbetle muafların sayıları, mülazimlerinki gibi hiç de az değildir.

10- Aşağıdaki cedvelerde görüleceği üzere köylerin nüfusları azdır. Buna rağmen onların bir çoğunda cami vardır. Bu camilerin yine bir çoğunda da hatip, imam, müezzin, muhassıl gibi
vazifelilerin bulunduğu görülür ve hatta fakihlere, müderrislere bile rastgelinir.

Bundan başka bazı köylerde tekke (tekye)ler de vardır.

Yine köylerde ve yollar üzerinde sık sık zaviyelere rastgeliniyor. Bu zaviyelerde şeyhler ve yakınları ibadetle meşgul oldukları gibi, yolcuları da konukluyorlardı. Zaviyelerin ehemmiyetleri de buradan geliyor. İnsan-sever bir ruha sahip olan Türkler yolcuları rahat ettirmek için XV. ve XVI. yüzyıllarda Türkiye'de geniş bir zaviye ağı kurmuşlardı. Zaviyelerde vazife görenler bu hizmetlerine karşılık örfî vergiler ile avârız'dan muaf tutulmuşlardı.

Böylece bir Çepni köyünde durumları birbirinden farklı şu unsurlar görülür. Sipahi, müsellemler, mülazimler, muaflar ve raiyyet (çokluğu reaya). Raiyyet her türlü vergiyi veren ve angaryaları çeken köylülerimizin adıdır. Onların adalet ile idare edildikleri zamanlarda bile imrenilecek bir hayat geçirdiklerini söylemek güçtür.

Burada şunu da kaydedelim ki Çepniler'de olduğu gibi başka sancaklardaki kaza veya nahiyelerin bütün köylerinde müsellem, mülazim ve muaf olmadığı gibi olan bir köyde de sayıları bu kadar çok değildir. Bu sebeple Trabzon sancağının bu yöresinde hususi bir durum söz konusu olmalıdır. Bu husus muhtemelen Çepniler'in 1461 yılındaki Trabzon bölgesinin fethinde beğenilen hizmetler yerine getirmelerinden ileri gelmiştir.

Resim

Çepni köylüleri arasında Bekir, Ömer adını taşıyan şahıslara sadece XV. yüzyılda değil, XVI. yüzyılda da sık sık rastgelinir. Bu sebeble sözkonusu olan Çepniler kesin olarak Sünni olup asla Alevî, şîî veya kızılbaş adları ile vasıflandırılamazlar . Çünkü, bir Alevî (şîî, Kızılbaş) köyünde Bekir, Ömer ve Osman isimlerini taşıyan şahıslar asla görülmez.

Osmanlı sancak beylerinin de Çepniler'in Yakub Halîfe gibi manevî şahsiyetlerinin yani velilerinin ailelerine vakıflar tahsis etmeleri bu gerçeği açıkça teyid eder yani doğrular. Bu sebeple XVI. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan coğrafyacı Trabzonlu Mehmed Âşık'ın "Çepniler'in Kızılbaş oldukları sözleri, İran şahını mabut gibi tanıdıkları şeklindeki ithamı incelediğimiz Çepniler için asla kabul edilemez . Çünkü, söylediğimiz gibi hemen her Çepni köyünde Osman, Ömer adlarını
taşıyan kimseler görülür .

12- Çepni Türkleri'nin taşıdıkları adlara gelince, bu adlar yine o zaman Türkiye'nin diğer yerlerinde kullanılan adların aynıdır. Yani Hazret-i Peygamber ve torunları ile güveyisi Hazret-i Ali, Ömer, Osman gibi büyük sahabelerin, İbrahim, İsmail, İshak, Süleyman gibi tanınmış peygamberlerin adları taşınmaktadır. Onların bu arada Menteşe (pek çok), Aygud, Durmuş, Tonrul (>Tuğrul), Sevündük, Çakır, Ayna Beğ, Beğdeş, Sevünç, Tanrıvermiş, Sülü, Gülen, Tatar, Satılmış, Ak Doğan, Tura Beğ, gibi Türkçe adlar taşıdıkları da görülür. Gittikçe az kullanılmaya başlayan Türkçe adlar XVÜI. yüzyılda artık nadiren kullanılıyor.

13- Yer adlarına gelince, Çepniler'in oturdukları yöre de ve ona komşu bazı yerlerde Türkçe yer adları çoktur. Bunlar arasında Oğuz, Yüreğir (<Üreğir), Alayuntlu, Döğer gibi, Oğuz eli ile onu teşkil eden boylardan bazılarının adları da vardır.

Oğuz Türkleli Anadolu'yu yurt edinirlerken (yerleşik hayata geçilme müddeti XÜ. yüzyıl ile XIV. yüzyılın sonları arası) el, boy ve oba adlarını, tapu senedleri gibi, yerleştikleri yerlere koymuşlardır.

Yukarıda zikredilen Yüreğir, Döğer Alayuntlu yer adları, daha önce de belirtildiği üzere, bu adlardaki Oğuz boylarına mensup obaların Çepniler'in yanında Doğu Karadeniz bölgesindeki Türk yerleşmesinde rol oynadıklarını kesin bir şekilde gösteriyor.

Köylerin isimlerine gelince, bunlardan mühim bir kısmı bize kadar gelmiştir.

Resim

1. Yeri bulunamadı.

2. Oğuz boylamdan; eski zamanlardan beri Üregir şeklinde de söylenir ve yazılır.

3. Bu sipahilerin örfî vergiler ile avarız'dan ıııuaf oldukları hakkında ellerinde Ü. Bayezid, tarafından, şehzadeliğinde verilmiş belge bulunduğu defterde kaydedilmiştir.

4. Oğuz boylarından.

5. Eskiden Çepni beylerine hizmet edermiş.

Resim

Vakf ı Melik Ahmed Beğ ki Kürtün Beği idi asılda Bedreme Hisarın Kâfirden ol fethetmiştir .

Mezrea-i Ağça kilise -Mezrea-i GünlükMezrea-i Halbe (?). Mezkür mezreaları Melik Ahmed Beğ Mevlana Ede Derviş'e vakfedüb eline mektup vermiş ki mezkûr Ede Derviş dahi bir zaviye bina idlib âyendeye ve revendeye (gelip-gidene) hizmet içün... şimdiki halde mezkûr Ede Derviş'in oğlu Mevlana İs hak vakfiye t üzere tasarruf edüb âyendeye ve revendeye hizmet edermiş. İshak vefat edüb oğlu İbrahim tasarruf eder. Esâmi-i hizmetkârân-ı zaviye elmezbur (4 kişi).

Zaviye-i Şeyh Derviş Bahşayiş (3 kişi)

Resim

T Bu sipahi hakkında da: “kadimden Çepni beğlerine hizmet edegelmiş" deniliyor.

2 Onun Kürtün'ün eski sipahilerinden olduğu yazılıyor.

3 Defterde bir yıl İbrahim'in, bir yıl da Ali ve Mustafa'nın sefere eştikleri kaydedilmiştir.

4 Murad'ın da eskiden Çepni beylerine "hizmet edegeldiği" belirtilmiştir.

5 Defterde Trabzon sancak beyi Rakkas Sinan Beğ'in tezkiresine göre İshak'ın Çepni beylerine hizmet edegelenlerden olduğu kaydedilmiştir.

Resim

1 Her iki sipahi Çepni beğlerine "kadîmden" hizmet edegelenlerden olup Sultan Bayezid Amasya'da iken onlara bu tımarlan verdiği bildirilmiştir.

2 Her iki sipahinin Çepni beylerine "kailimden" hizmet edegelenden olup Sultan Bayezid Amasya'da iken onlara bu tımarlan verdiği bildirilmiştir.

3 Defterde: "Cemâat-i nökerSn-ı Mehmed Beğ" şeklindedir. Nöker beyin maiyyet adamlarına denilir. Moğolca olan bu kelimenin Türkçe'de arkadaş ve yoldaş sözleri ile karşılandığı görülüyor. Ona Kürtünlü Mehmed Beğ de deniliyor.

4 Eynesi, şüphesiz Görele ile Vakfıbekir arasındaki Eynesil'dir. Eynesil şimdi bir kaza merkezidir.

5 Hangi köylerin adlarını korudukları, hangilerinin koruyamadıkları üzerinde ileride durulacaktır.

6 Yani Esbiyelü, bu, anlaşıldığı üzere, Tirebolu ile Yağlıdere arasındaki Espiye'dir.

Resim

1 Defterde şu kayıd görülüyor: "Yar Ali veled-i Tıırsun Ağa hîş-i (=akrabası) Mustafa Beğ, Çepni beğlerinin oğlanlarındandır."

2 Oymaklarda, XV. yüzyılda, ağa unvanı nüfuz ve itibarı yüksek kimselere verilirdi.

Resim

Yani Fatih Sultan Mehmed Han.

Aynen böyle, Kâşeb. Bu, Keşab ile ilgili olmalıdır.

Resim

s. 748. Kaynağımız olan defterin Ü. Bayezid devrinde yazıldığını biliyoruz. Hatta bu defterin 891 (1486) yılında yazıldığı anlaşılıyor. Fakat Fatih ve Bayezid devirlerinde Mehemmed Paşa ad ve unvanını taşıyan bir sancak beyi bilinmiyor. Bu yüzden bu Mehemmed Paşa'nın 1514'de Trabzon Sancak beyi olan Bıyıklı Mehemmed Paşa olduğu ve bu kaydın sonradan eklendiği akla geliyor.

Kaynakça
Kitap: ÇEPNİLER, ANADOLU’DAKİ TÜRK YERLEŞMESİNDE ÖNEMLİ ROL OYNAYAN BİR OĞUZ BOYU
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Çepni Türkmenleri Hakkında Demografik Bilgiler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2012, 19:11

1515 (Hicri 921) yılında yazılmış Trabzon sancağı defterinde sancağın İdarî taksimatı "nahiye" esasına göre düzenlenmiştir. Böylece Sürmene, Yomra, Of, Atina (Pazar), Arhavi, Laz, İskele, Vilâyet-i Yagobit, Çoruk'a bağlı Nahiye-i Koniya Trabzon sancağı’nın doğudaki nahiyelerini teşkil etmişlerdir.

Batıda Giresun'a ve güney batıda Torul'a kadar uzanan geniş yöreye gelince, bu yörede Trabzon sancağına bağlı idi. Bu geniş yöre de Çepni Vilayeti ile Yağlu Dere, Bayram Oğlu, Üreğir (>Yüreğir), Kara Burun, Alahnas, Elki Yomlu Hası (?), Kürtün adlı nahiyelere ayrılmıştır. Şimdi bu nahiyeler hakkında kısaca bilgi verelim.

1- Yaşlu Dere: Bu nahiye, Çepni vilâyetinden sonra yörenin en büyük nahiyesidir. Yağlu Dere, kıyıdaki Esbiyelü (=Esbiye)'den başlayarak şimdiki Yağlı Dere kasabasından geçip güneyde Hisarcık ve Sınır köylerine kadar gider. Araştırmalarımıza göre, Yağlu Dere 34 köyden meydana gelmiştir. Bu köylerin adları, diğer nahiyelerinki gibi, ileride hem cedvelde gösterilmiş, hem de listede toplu bir halde verilmiştir.

2- Bayram Oğlu: Bu, Yağlu Dere ile doğusunda bulunan Güce kasabaları arasındaki bir kısım köyleri içine alan bir nahiyedir. Bayram Oğlu 13 köyden meydana gelmiştir.

3- Kara Burun: Anlaşılacağı 'üzere bu Kara Burun, Tirebolu'nun doğusunda ve Görele'nin batısındaki Kara Burun'dur. Kara Burun söz konusu nahiyelerin en küçüğü olup tek bir köyü vardır. Bu da İsmail Beğlü köyüdür. Nüfusu az olmayan bu köyün adını zamanımıza kadar muhafaza ettiğim biliyoruz.

4- Yüregir (Üreğir): Yüreğir'in Oğuz boylarından biri olduğu daha önce ifade edilmişti. Dilimizin kaidesine uygun olarak boyun adı, eski zamanlarda başına "y" ünsüzünü alıp adı Yüreğir şeklinde de söylenmiştir, ürek > yürek, ıldız > yıldız kelimelerinde olduğu gibi. Sonra r-1 ses değişmesine de uğrayarak bu adın, bir çok yerde şimdi Yüreğil şeklinde de telaffuz edildiği görülür.

Yüreğir, Kara Burun ile İsmail Beyli'nin güneyindeki Boğalı köyünden başlayıp güney batıdaki Boynu Yoğun'a kadar giden dar ve uzun bir nahiye olup 13 köye sahipti.

5- Elki Yomlu (?) Hası: Yine köy adlarına göre bu nahiyenin Görele'nin güney kesiminde bilhassa Çanakçı, Kara-Börk ve Dere Gözü köylerinin bulunduğu yer olduğu anlaşılıyor. Elki Yomlu (?) Hası'nın 10 köyü vardı.

6- Alahnas: Alahnas da küçük bir nahiyedir. Bu nahiye Tirebolu'nun güneyindeki Ara Geriş köyünden başlayıp yine güneydeki İlit köyüne kadar uzanmaktadır. Alahnas'ın ancak 8 köyü olduğu görülüyor. Alahnas'a gelince, onun Espiye yakınındaki Lahnas olduğunu kabul ediyoruz.

7- Kürtün: Torul'un kuzeyinde ve Görele'nin güneyinde bir yörenin adı idi. Bu nahiyede de 13 köy görülüyor. Bunlar arasındaki Iynesi (=Eynesi) köyünün şimdiki Eynesil kasabası olduğunda şüphe yoktur. Kürtün köylerinden biri de kalabalık nüfuslu Alayuntlu köyü idi. Daha önce yazıldığı üzere Alayuntlu Oğuz boylarından biri olup Çepniler, Yüreğirler ve Bayındırlar gibi, Oğuz eli'nin Üç Ok koluna mensuptur. Fakat maalesef, bilemediğimiz bir sebepten ötürü ne yazık ki, Alayuntlu köyünün adı bize kadar gelmemiştir. Bedreme kalesi ve oradaki câmi bu köye ait sayılıyordu.

Bu yedi nahiyedeki büyük küçük köylerin sayısı 103'dür. Bu 103 köyde yine araştırmalarımıza göre, 3456 vergi nüfusu1 yaşamaktadır.

Çepni İli'ne (Vilayet-i Çepni) gelince, bu il Giresun'un merkez kazası ile Keşap ve Dereli kazalarının topraklarını içine almaktadır. Çepni ili'nde 59 köyün varlığı tesbit edilmiştir. Bu 59 köyde de 2243 vergi nüfusunun yaşadığı görülür. Fakat diğer 7 nahiyedeki halkın kalabalık bir kısmı ve belki ezici çokluğu da aynı boydan yani Çepniler'den idi. Bunun delilleri şunlardır:

1- Trabzon Rum imparatorluğu saray tarihçisi Paneratos'un verdiği bilgilerden Çepniler'in kışlaklarının yukarı Harşit vadisinde olduğunu görmüştük (bize göre kışlakları başlıca Kürtün-Doğan Kent arasında idi).

2- XVI. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan coğrafyacı Mehmed Âşık (1555-1600), daha önce de açıklandığı üzere, Trabzon'un batı ve güneyindeki dağlarda Çepni Türkleri'nin yaşadığını ve bundan dolayı bu dağlara Çepni Dağları denildiğini bildirir1.

3- Çepni vilayetinin dışında, yukarıda mevkileri hakkında bilgi verilen nahiyelerdeki bütün dirlikler, birkaç istisna ile, hepsi Çepni beyleri, oğulları ve adamlarının (nöker, arkadaş, yoldaş) ellerinde idi. Bu arada Bedreme kalesi fâtihi Kürtün yöresi hakimi Ahmed Beğ'in de Çepni beylerinden (mîr-i Çepniyân) olduğunu hatırlatalım.

4- Bugün de Tirebolu'lu köylü vatandaşlarımıza şehir halkının (Giresun), Çepni dediklerini biliyoruz. Hayret edilecek husus şudur ki, şimdi Giresun şehir ve yöresi halkı kendilerinin Çepniler'in öz torunları olduklarını bilmemekte ve bu adı Tirebolu şehri ve yöresi halkına vermektedir. Diğer taraftan güneydeki Şebinkarahisar ve Alucra kazaları halkı, çok doğru olarak sahil bölgesindeki köylü--

şehirli bütün halka Çetmi yahut Çepni demektedir. Buna karşılık

kıyı bölgesi halkı da Ekinci adını vererek Şebinkarahisar ve Alucra halkını küçümsemektedirler, tıpkı başta Ebu Cehil olmak üzere bir çok Kureyşli'nin Yesribliler'e (yani Medine halkına) çiftçi adını vererek onları küçümsedikleri gibi.

Kürtün kazasının bu 162 köyünde yaşayan nüfusun hepsi Müslüman Türk olup ezici çokluğu da Sünnidir. Gayrı Müslimler yalnız kıyılardaki Giresun, Tirebolu ve Görele kalelerinde toplanmış olup 1515 yılında bu gayri Müslimler 828 vergi nüfusuna sahip idiler.

1 Mehmed Âşık'ın Çepniler'e dair vermiş olduğu kısa bilgiden ilk önce Alman şarkiyatçılarından müteveffa Fıanz Taeschner söz etmiştir : Mehmed Aschygs über die Tschpnis, Zeitschrift morgenlandischen geselschaft, 1922, band 76.


Denizden 15 km uzaklıkta ve Harşit vadisine çok yakın bir yerdeki meşhur Bedreme kalesinde hiç bir gayri Müslim olmayıp orada bazı hisar-erleri ile şimdi bizim kullanamıyacağımız bir kelime ile ifade edilen top ve tüfek gibi silahlar ve mühimmat vardı.

Az yukarıda söz konusu yörede yaşayan Türk nüfusu ile ilgili bazı rakamlar verilmişti. Sadece kıyılardaki kalelerde yaşayan 828 gayri Müslim vergi nüfusunun dağılışı şöyledir.

1- Giresun: 1515 yılında burada hisar-erleri ile Yavuz Selim'in yaptırdığı câmiimülazimlerinden başka 38 Türk evi de vardı. Gayri Müslim nüfusu, taşradan gelenlerle birlikte 220 ev, 50 mücerred yani bekâr ve 42 bîve yani dul'dan ibaret olup hepsi 312 nefer, yani vergi nüfusu ediyordu.

2- Tirebolu (=Diribolı): Taşradan gelenlerle birlikte bu kalede de 271 ev, 6 mücerred, 14 dul olmak üzere toplam 291 gayri Müslim vergi nüfusu yaşamakta idi. Her evin 5 kişi sayılması esasına göre Tirebolu'da 1515 yılında 1375 gayri Müslim'in yaşadığı gerçeğe çok yakın bir şekilde söylenebilir. Tirebolu'da Osmanlı muhafız kuvveti olan hisar-erlerinden başka (bunların sayısı bilinmiyor) 8 Türk evi vardı.

Resim

3- Görele: Görele'de 134 gayri Müslim evi, 12 mücerred ve 5 dul görülür (151 nefer yani vergi nüfusu). Bundan başka Görele kalesi yakınındaki Yâve ve Bolı köyünde de 58 gayri Müslim vergi nüfusu yaşamakta idi.

İşte Giresun ilçe merkezi ile Dereli, Keşap, Espiye, Tirebolu, Görele ve Eynesil kazalarının içinde bulunduğu geniş yöredeki gayri Müslim vergi nüfusu bu, yani 828'dir. Bu nüfus Türk nüfusunun vergi vermiyenler de ilave edilirse en fazla yedide biri (1/7) olabilir. Tâbîî bu Türk nüfusuna askerler, din ve ilim adamları ile onların aileleri dahil değildir. Onlar da dahil edilir ise bu nisbet onda bir olur. İncelemiş bulunduğumuz 1486 (nr.828) ve 1555 (nr.288) tarihli tahrir defterlerinde de her iki topluluğun nüfusları arasındaki bu nisbet aynen görülür

1486'dan 1515'e kadar geçen 29 yıl içinde Çepniler'in hayatında mühim gelişme ve değişmeler oldu. Bunlar şunlardır:

1- Nüfus Artışı:

Ü.Bayezid devrinde, 1486 yılında yazılmış defterde (nr.828) yöremizde 59 köy vardı. Bu köylerden çoğu yukarıda adı geçen nahiyelere bağlı olup ancak 7 'si Çepni vilayetine aittir. Bu köylerin çoğu veya hepsi de Keşap kazasına bağlıdır. Bu husus en kuvvetli ihtimal ile 1486 tarihli defterin son sayfalarının koparak yitmiş olmasından ileri gelmiştir.

1486 ile 1515 arasında geçen 29 yıl içinde bir çok yeni köylerin kurulmuş olduğu görülüyor. Bunun yanında ve yine bu zaman içinde nüfus artışı da olmuştur. Ancak bu artış köyden köye olmak üzere değişik nisbetlerde ortaya çıkmıştır. Yani birçok köyde artış %10'un altında, birçok köyde % 100'ün üstünde, bir çoğunda da %200 ile %300'e yakın bir artış görülür. Mesela 1486 yılında köylerden Oğuz'un vergi nüfusu 55 iken 1515 de 117, Yüreğir'in 44 iken 123, Alayuntlu 92 iken 175 olmuş, Eynesi(l) 38'den 50'ye, Boynu Yoğun 6'dan 16'ya, Hisarcık 19'dan 33'e, Atdutan 10'dan 22'ye, Kazancuk 14'den 29'a, Depecik 7'den 9'a, Cingeran 12'den 24'e, Düzyer 46'dan 120'ye, Venazid 38'den 114'e yükselmiştir .

Resim
Çepni Karamanlı

Yine bu 29 yıl içinde Çepniler'in İktisadî hayatlarında da mühim gelişmeler olmuştur. Daha önce sözedildiği gibi, Çepniler 1486 yılında sadece darı ekiyorlardı. 1515 yılında ise bütün Çepni köylerinde buğday ve arpa ekildiği görülüyor. Hatta bir kaç köyde de çeltik ekilmekte idi. Kendir de her köyde ekiliyor. Yine her köyde, eskiden olduğu gibi, bağcılık yapılıyor, meyveciliğe (herhalde elma, kiraz gibi meyveler) de ehemmiyet veriliyor, bal da istisnasız her köyde elde ediliyor, her yerde sık sık görülen ceviz ağaçlarından da çokça ceviz toplanıyor ve hatta toplanılan cevizin öşrü, yani vergisi de ödeniyordu.

Her Çepni köyünde eskisine nisbetle çok sayıda koyun da yetiştirildiği görülür. Bununla ilgili olarak her köyün vergi cedvelinde "restıı-i ganem” yani koyun vergisi de yeralıyor.

Çepni köylerinin verdikleri vergilere gelince, bu vergilerin sayısı az değildir. Bu vergiler şunlardır: bennek, caba, gerdek ve kanlık resimleri gibi örfî (türeden gelen) vergiler ile yetiştirilen ve elde edilen buğday, arpa, darı, kendir, üzüm, bal, ceviz ve çayırdan alınan öşr (ondalık). Bunlara ek olarak avcı kuş (doğan, şahin, atmaca) yetiştirenlerden de vergi alınmakta olduğu daha önce söylenmişti.

Çepniler, yurdları ârızalı yani inişli çıkışlı olduğu için, ekilmek üzere geniş topraklara sahip değillerdi. Daha önce de söylendiği gibi, onların bennek ve caba (bennek) gösterilmiş olmaları da buradan geliyor . Bununla beraber vergi listesinin gösterdiği gibi, çeşitli ürünler ürettikleri için onların İktisadî durumlarının memnuniyet verici olduğunda şüphe yoktur. Esasen XVI. yüzyılın birinci yarısında Türkiye'nin İktisadî durumunun, umumiyetle, iyi olduğu biliniyor.

Çepniler'in durumlarında görülen mühim değişme ise aralarındaki müsellem, mülâzim ve muafların bu sıfatlarının kaldırılarak "raiiyet" sınıfına, yani vazifesi sadece devlete vergi vermek ve devletin buyurduğu her işi yapmak olan halk kitlesine dahil edilmiş olmalarıdır. Bu hususta dinî müesseselerde hizmet görenlerin pek çoğu da esirgenmemiş ve bazıları sadece avarızdan muaf tutulmuşlardır. Böylece Çepniler'in imtiyazlı durumları ortadan kalkmıştır. Bu husus, devletin bu esnada (1515)' geniş ölçüde askere ihtiyaç duyması ile ilgilidir. Fakat bereket versin dirlikler yani tımar ve zeametler, eskiden olduğu gibi, Çepni bey aileleri ile onların hizmetlerinde bulunmuş sipahilerin ellerinde kalmıştır.

1515 tarihli baş kaynağımız olan tahrir defterine göre Vilâyet-i Çepni" de 26 dirlik görülür. Bu 26 dirlikten 19'u beş bey ailesinin ellerindedir. Geriye kalan 7 dirlik de yine Çepniler'e mensup sipahilerce tasarruf edilmiştir.

Bu ailelerden birincisi Yar Ali Beğ oğullarıdır. Mehemmed Beğ'in oğlu Yar Ali Beğ Busatlı zeametine , Yar Ali Beğ'in oğulları Yusuf Çelil, Ali Han, Himmet ve Nasuh Çelebi de muhtelif tımarlara tasarruf ediyorlar. Yar Ali Beğ ve oğullarını şöyle gösterebiliriz:

1)

Resim

2)

İkinci aile Mehemmed Beğ ailesidir. Bu ailenin de soy kütüğü şöyledir.

Resim

Resim

Bu beyler ile diğer sipahilerin dirlik olarak hangi köylere tasarruf ettikleri aşağıdaki cedvellerde gösterilmiştir. Bu ailelerden sadece beşinci yani sonuncu ailenin başı Haşan Beğ hakkında biraz bilgiye sahibiz. Çünkü, 1486 tarihli defterde bu ailenin dirliği söz konusu ediliyor. Diğer ailelerden bahsedilmemesi şüphesiz defterin onlarla ilgili sayfalarının koparak kaybolmalarından ileri gelmiştir.

İlk cedvellerden anlaşılacağı gibi Özlemiş Beğ oğlu Haşan Beğ, Fatih Sultan Mehmed'den berat alarak 1486'da Düzyer, Venazid, Haşan Kâfir köylerini içine alan bir zeamete tasarruf etmektedir. Aynı yılda Haşan Beğ'in kardeşi Mırze Beğ'in, sipahi olarak Sülmenlü ve Vâla köylerine, diğer kardeşi Yusuf Beğin de Depecik köyünün gelirine sahip oldukları görülüyor.
Bunlara nazaran Özlemiş Beğ ailesinin soy kütüğü şöyledir:


Çepniler'in manevî şahsiyetlerine gelince, bunların başında Yakub Halîfe gelir. Yakub Halîfe Çepniler'in en büyük en saygın şeyhleridir. Bununla ilgili olarak Çepni beylerinden Süleyman Beğ Yakub Halîfe'nin "hânedanı" (yani ondan gelenler) ile Câmii için Çatak, Iklıkçı (?), Kuzoba (?), Ayrıgeriş ve Arpa adlı köyleri vakfetmiştir. 1514 yılının Ekim ayının sonlarına doğru (4 Ramazan 920) Trabzon ve Karahisar (Şebin < Şapın) sancakları birleştirilip bu yeni sancağın başına geçirilen pâdişâhın başmirahuru Bıyıklı Mehmed Beğ de Sofular köyünde1 bulunan büyük bahçesi ile ekinliklerini ve diğer bir yeri aynı gaye ile (yani Yakub Halîfe'nin câmii ile torunları için) vakfetmiştir . Yine ünlü Çepni beylerinden Özlemiş Beğ'in de Yakub Halîfe'nin zaviyesi için Oğuz köyünde bir yer vakfettiği bildiriliyor. Özlemiş Beğ'in Yakub Halîfe'nin çağdaşı olduğu şüphesizdir.

Yakub Halîfe'nin câmii, zaviyesi ve köprüsü olduğunu biliyoruz. Zaviyesi, gibi camiinin de Sofular'da olması muhtemeldir. Köprüsü ve derbendi de oralarda bir yerde olmalıdır. Fakat Yakub Halîfe'ye ait eserlerden bir yadigâr bize kadar gelmemiş olduğu gibi, Giresun bölgesi halkı şehrin fâtihi Süleyman Beğ gibi, bölgenin en büyük manevi şahsiyetini de tanımıyor.

Yine bu adlar dolayısı ile en küçük Çepni köylerinde bile, daha önce de belirtildiği üzere hatib, imam, müezzin, fakih ve müderris gibi din adamları, dolayısı ile aydınlar bulunmaktadır.

Resim
Manisa Çepnile tinden
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Çepni Türkmenleri Hakkında Demografik Bilgiler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2012, 19:29

ÇEPNİ VİLÂYETİNE BAĞLI KÖYLERİN LİSTESİ

KÖYÜN ADIBUGÜNKÜ ŞEKLİVİLÂYET-KAZA
UzgurUzgurGiresun'da köy
Kaya DibiKayadibiGiresun’da mahalle
SeyyidSeyyitköyGiresun'da köy
Kısırcalu--
GüneyGüneyGiresun’da köy
ÜrperÜlper-
KurtulmuşKurtulmuşDereli’de köy
Yenice HisarYenicehisarGiresun’da köy
ÇandırlıÇandırGiresun’da köy
Alını YomaYukarıalınlıGiresun’da köy
EngüzlüDokuztepe[1]Keşap’ta köy
Sıkılgan (?)--
Kara Kilise--
Akça Kâfir--
Kul (?) Çukuru--
Şa’ban--
Dikici--
Kara GüneçGüveç (?)Giresun’da köy
SemayilYüceDereli'de köy
Mürsellü--
Tana Deresi--
DerelüDereliİlçe merkezi
Ak YomaAkçalıGiresun’da köy
Köpek--
Kazancı--
Yakublu--
LapaLapaGiresun'da köy
KabaGürköyGiresun'da köy
ÇiçeklüÇiçekliGiresun'da köy
BarçaBarçaGiresun'da köy
Evliya--
Firenk--
Eğri AnbarEğrianbarDereli'de köy
Umurlu--
Koş Doğan--
KöknarKöknarlıDereli’de köy
Bozca--
SarbanSarvanGiresun'da köy
HalkaluHalkalıKeşap’ta köy
FiruzluAlataşKeşap'ta köy
Uzun DereUzundereDereli’de köy
ÇalışluÇandırçalış (?)Giresun'da köy
Çağlız (?)--
Kirbaz (?)--
GüdülGüdülDereli'de köy
ÇatakÇatakDereli/Akkaya köyünde mah.
IklıkçıIklıkçıDereli’de köy
Kuz Aba--
Ayrı Geriş--
Arpa--
Düz YerDüzköy (?)Keşap'ta köy
VenazidYoliçiKeşap’ta mah.
Haşan KâfirKarakoçKeşap’ta köy
SölmenlüSürmenliKeşap’ta köy
Vâla--
Kazancık--
CingiranYol başıKeşap’ta köy
Depecik-ManakTepeköy(?)Keşap’ta köy
ÇalcaluÇalcaDereli’de köy
[1] Bunlar İçişleri Bakanlığınca Engüzlii ve Şemail yerine konmuş isimlerdir. Onlardan sonra görülenler de böyledir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Çepni Türkmenleri Hakkında Demografik Bilgiler

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Ara 2012, 19:46

VILÂYET-I ÇEPNİ DER LIVÂ-I TRABZON (TRABZON SANCAĞINDA ÇEPNİ YÖRESİ)

Mücerred Zemin Hasıl Diğer Hususlar

1. GİRESUN KALESİNDEKİ HİSARERLERİ DİZDARIN KULU MARTALOS HAMZA'NIN TIMARI

4. KALE KAPICILARINDAN OMER OĞLU MURAD’IN TIMARI

Resim

1 Ü.Murad devrinin son yıllarında Anadolu beğleıbeğisi Ozgur ( > Uzgur) Oğlu İsa Beğ var. İsa Beğ, Ü.Murad'ın ölümünü (1451) fırsat bilerek harekete geçen Karaman oğlu İbrahim Beğ ile savaşmak için yeni hükümdar Ü.Mehmed'den müsaade istemiş fakat "yüz ağartmaya deyü dııstur vintıeyip anı azlidüb İshak Paşa'ya lıil'ât giyürüb Anadolıı beğlerbeğiliğin virüb gönderdi" (Neşri, Cihannüma, M.Köymen -F.N. Unat, TTK, Ankara, 1957, Ü, s.684,685).

2 Zevâid, bir tunar sahibinin değişmesi veya ölmesi üzerine tımar gelirinin kılıç hakkından fazla paylarına denilir ve bunlar gerektiğinde başkalarına verilebilirdi.

Resim

5. KALE KAPICILARINDAN İLYAS OĞLU HIZIR’IN TIMARI

Resim

6. GİRESUN KALESİ CAMİİ HATİBİ MEVLANA MENTEŞE’NİN TIMARI

Resim

7. GİRESUN KALESİ CÂMİİNİN MÜEZZİNİ TACEDDİN OĞLU

HİMMET İN TIMARI

Resim

1 Merenımet. "onarmak, tamir etmek" demektir.

Resim

VILAYET-I ÇEPNİ DER LIVA-I TRABZON (TRABZON SANCAĞINA BAĞLI ÇEPNİ YÖRESİ) 8. MEHEMMED BEĞ OĞLU YAR ALİ BEĞ’İN BUSATLU ZEAMETİ

Resim

Resim

11. YAR ALİ BEĞ’İN OĞLU HIMMET’IN TIMARI

Resim

Resim

12 YAR ALİ BEĞ’İN OĞLU NASUH ÇELEBİ’NİN TIMARI

Resim

Resim

14. MEHMED BEG OĞLU HAŞAN ALI NIN VE PİRİ BEĞ OĞLU MANSUR’UN TIMARLARI

Resim

15. MEHMED BEG OĞLU BUDAK BEGIN TIMARI

Resim

Resim

18. HAŞAN AĞA OĞULLARI BÜNYAD VE RAMAZAN, MEHMED OĞLU ELVAN, MURAD OĞLU HIZIR’IN TIMARLARI NÖBETLEŞE EŞERLER

Resim

19. ÇEPNİ SİPAHİLERİNDEN ŞEYH ALİ’NİN TIMARI

Resim

20. ÇEPNİ SİPAHİLERİNDEN HAŞAN OĞLU LUTFİ VE ŞAH VELİ NİN TIMARLARI

Resim

21. ESKİ SİPAHİ OĞULLARI ABDÜRREZZAK’IN OĞULLARI MEHMED VE YUSUF’UN TIMARLARI

Resim

Resim

22. EMRE BEĞ OĞLU DEDE BEĞ’İN VE OĞLUNUN TIMARI

Resim

23. EMRE BEĞ OĞLU RAMAZAN AĞA

Resim

24. YUSUF BEĞ OĞLU ŞAH HÜSEYİN’İN TIMARI

Resim

Resim

25. ŞAH HÜSEYİN OĞLU ŞAH MEHMED’İN TIMARI

Resim

26. YUSUF BEĞ OĞLU SÜLEYMAN’IN TIMARI

Resim

27. İBRAHİM BEĞ OĞLU MEHMED’İN TIMARI

Resim

28. MEHMED OĞLU HÜSEYİN BEKTAŞ’IN TIMARI

Resim

Resim

29. HALİL OĞLU HAŞAN VE SEYYIDI AHMED OĞLU İBRAHİM’İN TIMARLARI

Resim

Resim

Haşan Dede Zaviyesi 10 kişi olup bunların hepsi de Dede'nin oğullarıdır.

Haşan Dede'nin mülkü, bu mülk güneyde Saruyar'dan Mustafa Çavuş'un değirmeninin bendinin yukarısına ulaşır. Doğu sınırı Uzgur Deresi'ne erişir. Kuzeyde ise denize ve batıda da adı geçen değirmenin arığına varır. Bu mülk Haşan Dede'nin oğullarının tasarrufundadır. (hasıl:200 akça)

Ada adlı zemin güneyde Sendel (?) Bükü, doğuda şehr-i

kuzeyde denize, batıda da Sazlık'a ulaşır. Burası tarla ile birlikte Haşan Dede'nin oğullarının tasarrufundadır. (hasıl: 1100 akça) Kısırcalu köyünde Meşhed Alanı ve Çoban Evreni (?) denilen zeminler de Haşan Dede'nin oğullarının tasarrufundadır. Haşan Dede'nin mülkünde Mustafa Çavuş'un değirmeni 2 kapı, kirası 6'dan 100 (akça).

EVKAF I HÂNEDAN-I MEFHARÜL-ÂRİFİN YAKUB

HALÎFE MAA CÂMİ-İ HOD BER MUCEB-İ VAKFİYE-İ SÜLEYMAN BEĞ MİR-İ ÇEPNİYÂN VE MEHEMMED BEĞ-İ MİRÂHUR

EL-MÜŞTEHİR

BIYUKLU

Resim

Resim

1- Merhum Yakub Hâlîfe'nin mülkü:

Bunu Süleyman Beğ hibe etmişti. Burası Davud (?) Çukuru adiyle anılır.

2- Bıyığlu Olarak Tanınan Trabzon Sancak Beği Mehmed Beğ’in Vakfı

Meyveli ve meyvesiz ağaçları olan bahçe ile hepsi Süleyman Hâlîfe'nin emlâki olarak tanınmış olan ekinlikler (mezâri') ve diğer ekinliklerin hepsi Sofular köyünde olup oradaki Yakub Hâlîfe'nin zaviyesine yakıtıdır.

3- Özlemiş Beğ'in Vakfı

Özlemiş Beğ de Çepni beylerinden idi. 1486 yılında oğlunun sipahi olduğu görülüyor. O da Oğuz köyündeki (Kürtün'e bağlı) Beğlik Köyü denilen yeri vakfetmiştir.

4- Merhum Yakub Hâlîfe'nin Değirmeni 1 Kapı, kira 6'dan 20 akça

5- Kasım Oğlu İbrahim'in Değirmeni 1 kapı, kira 6'dan 20 akça.

6- Doğan yuvası Davud (?) Çukuru'nda (hasıl:50 akça).

7- Bıyıklı Mehmed Paşa Vakfından Murad Fakih'in Yeri

Bu yer (zemin) güneyde Soğuk Pınar ve Karaca Kaya Boğazı ile Arpa Köyüne bitişiktir. Kuzeyde Kuş Ağacı'ndan Yara (?) ulaşır.

Batıda da Ahmed Ekici Başından Ekeriz'den (?) Tafnal Geçeğine erişir.

Toplam:KöyHaneHaneHaneMücerred
BennekCaba
52436145
Bennek resmiCaba resmiBuğday öşrü
14’den13’den50 kilesi 8’den
540221400
Arpa öşrüDarı öşrüMeyve öşrüCeviz öşrü
50 kilesi50 kilesi2515
7’den8’den
350400
Bal öşrüKendir öşrüKoyun resmiGerdek akçası
50302860
Cerâim resmi
40Hasıl: 2067 (akça)


Mezkür Yakub Halîfe ehl-i velâyet ve sahib-i keramet kimesne olmağın Çepni beğlerinden Süleyman Beğ zikrolan karyeleri mezkûr Yakub Hâlife'nin hânedanına ve câmiine vakfedüb kadîmden ilâ yevminâ hazâ bunlardan öşr ve rusûm alına-gelmeyüb şâir Bakacak (?) Derbendi'ne Yakub Halîfe ve Süleyman Halîfe köprüsüne hidmet idüb riâyet oluna-gelmişler. Elhâletü hâzihi Trabzon vilayeti tecdîd-i defter olup zikrolan karyelerde mezbûı* Yakub Halîfe akrabasından gayri kimesnelerün bazı bennek ve bazı caba kaydolub rüsûm-ı şer'iyye ve örfiyye vazolub iki bin yüz altmış akça ber vech-i serbest ve mefruzul-kalem hâsıl bağlanub hânedan-ı mezkürede her kim şeyh olursa mutasarrıf olup âyendeye ve revendeye (=gelip gidene) hidmet edüp avâriz vaki oldukça avârızâttan emin olup bunların öşrüne ve rusûmuna ve arusiyesine ve cerâimine ve doğanı yuvasına ve kurbanına ve kışlağına ve yaylağına sancak beğinden ve sübaşıdan ve çeribaşıdan ve gayriden kimesne vechun min elvücuh dahi u taarruz itmeğe deyü emrolunduğu sebebden defter-i cedid-i sultaniye kaydolundu .

Resim

30. HAŞAN BEĞ OĞLU AHMED ÇELEBİ’NİN YUNUSLU ZEAMETİ

Resim

31. HAŞAN BEĞ OĞLU ÖZLEMİŞ İN TIMARI

Resim

31.HAŞAN BEĞ İN OĞLU SAFER ŞAH IN TIMARI

Resim

32. HAŞAN BEĞ OĞLU OĞURLU'NUN TIMARI

Resim

Resim

33. EMİR HAN’IN OĞULLARI EMIRZE VE RÜSTEM’İN TIMARLARI

Resim

34. EMIRZE AGA’NIN OĞLU NASUH’UN TIMARI

"An tahvil i Veled bin Yunus"
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Çepni Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 0 misafir