Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı'da Vergi Düzeni

Bozulus Örneği

Burada Bozulus Türkmenleri hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Osmanlı'da Vergi Düzeni

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 04:14

Vergi Düzeni

Bozuluş Türkmenleri'ne sancak veya kaza statüsü verilmesi ve merkezden tayin edilen vazifeliler tarafından idare edilmesi devletin vergi düzeninden kaynaklanıyordu. Merkezi hükümetin, belli iktisadi faaliyet içinde olan kişi veya gruptan vergi almayı amaçlayan bir yapılanması vardı. Bu yüzden aşiretlere hitaben veya aşiretlerin durumu ile ilgili olarak gönderilen hükümlerin büyük bir bölümünde onların yıllık vergi miktarları da hatırlatılmaktaydı. Bu husus, aynı zamanda vergi mükellefine, bilhassa tahsildarların çıkar sağlamak amacı ile müdahale etmemesi arzusundan kaynaklanıyordu.

Vergiler, aşiretlerin tahririnden sonra tespit edilen gelir durumlarına göre tayin edilmekte idi. Ancak, tayin edilen verginin ikinci tahrire kadar standart olması ve aşiret mensuplarının gelir kaybına uğramaları halinde bile tahsil edilmeye çalışılması aşiretlerin dağılmasına sebep oluyordu. Bu durumda malum vergi oranı değişmemek kaydı ile aşiretin geride kalan mensuplarından tahsilatın yapılmak istenmesi vergilerin bütünüyle ödenemez hale gelmesine yol açıyordu. Bu yüzden aşiret mensupları nereye giderse gitsin vergisi daha önce tayin edilen ve hissesine düşen oranda tahsil ediliyor ve onlar mümkün mertebe yeniden aşireti içine veya vergi bölgesine döndürülüyordu. Keza, aşiret mensupları arasında yerleşik hayata geçerek ziraatle uğraşanlar, resmi kışlak (eğer ziraatle meşgul değilse), adet-i ağnam, bad-ı heva, avarız gibi vergileri aşiretleri ile birlikte ödüyorlardı. Aşiretlerin bir yandan toprak tasarruf ettiğinden ziraatçı reaya gibi telakki edilmesi ve ürünlerine müteallik vergilerin alınması, diğer yandan konar-göçerliğe ait -başta adet-i ağnam olmak üzere- vergilerin talep edilmesi ağır vergi yükü getirdiğinden tepkilere de yol açmaktaydı. Nitekim, Urfa havalisinde bulunan aşiretlerin bir bölümü ziraat ile de meşgul oldukları için resm-i çift talebi ile karşılaşınca, buna rıza göstermeyip "ziraat im izden feragat edip aşiretlerimizin içine gireriz resm-i sabık üzere bizden resm-i dönüm alınırsa oturup ziraat ideriz" diye tepki göstermişlerdi. Bölgenin şenlenmesinde aşiretlerin mühim rol oynadığı, aşiretlerin içlerine dönmelerinin makul olmadığı göz önüne alınarak, bunlardan resm-i çift yerine resm-i dönüm talep edilmesi öngörüldü. Resm-i dönüm miktarı bir çiftlik'e tekabül eden yerler için 40 akçe olarak tespit edildi. Görülüyor ki, XVI. yüzyılda, merkezi hükümet konar-göçerlerin yerleşik hayata geçmeleri hususunda teşvik edici bir anlayışta olamamakla birlikte, bir bölgenin şenliği için ihtiyaç duyulması halinde onların ziraat ile meşgul olması için vergi kolaylıkları getirmekteydi.

Aşiretlerin koyunlarının kırılması, aşiret halkının çeşitli sebeplerden fakir düşmesi veya koyunlarının satılmaması gibi sebeplerden vergilerini ödeyemez hale geldikleri zaman, vergileri takside bağlanıyor veya vergi indirimi uygulanıyordu. Bu cümleden olarak, H.1101 / M. 1689 senesinde Karaman, Vilayet-i Rum ve Aydın sakini Bozulus'un vergilerinin tahsilinde müşkilat çıkınca alınacak vergi miktarında indirim yapılmıştır. Bazen de fakir düşen cemaatlerin ödeyemediği vergiler, diğer cemaatler arasında paylaştırılıyordu. Bununla birlikte, vergi tahsilinde gecikme olmaması için belli bir miktar nakdi müeyyide konuluyordu. Ancak bu tür hallerin çözümü umumiyetle tahririn yenilenmesi ve vergilerin gelir durumuna göre yeniden tespit edilmesi şeklinde oluyordu.

Bozuluş Türkmenlerinde vergi muafiyeti sadece boy beyleri ve kethüdalar için vardı. Boy beylerinin 300 adet koyunu vergiden muaf idi. Kethüdaların ise önceleri 300 koyunu vergiden muaf iken zamanla 150 adet koyuna kadar düşmüştür. Öte yandan, kethüdaların yakınları veya diğer aşiret mensupları torunluk, askerilik, imamet, hitabet vazifeleri gibi mazaretler öne sürerek muafiyet elde etmeye çalışıyorlarsa da, merkezi hükümet buna itibar etmiyordu. Aşiret mensubu, sadece sefere iştirak ettiği zaman 150 koyun vergiden muaf sayılıyordu.

Aşiretlerin, vergi düzenine umumiyetle uymakla beraber, zaman zaman yükümlülüklerini yerine getirmemek için zayıf direnişler ortaya koydukları görülmektedir, ki bu durum, vergi tahsilini geciktirmekten ve bu işten aşiretlerin zararlı çıkmasından öteye geçmemekteydi.

Bozulus'un gerek haslar kalemine dahil olduğu, gerekse malikane suretiyle idare edildiği zaman en çok yakındığı husus tahsildarların tayin edilenden fazla vergi talep etmesiydi. Vergilerin ağırlığından şikayetçi olan aşiretlere bir de tahsildar zulmü eklenince, bazı aşiretler İran'a yönelmişlerse de hükümet, durumlarının gözden geçirilmesi ve fazla vergi alınmaması gibi tedbirlere başvurarak onları döndürmeye çalışmıştır. Bununla birlikte, Safevi Devleti'nde de vergi tahsilinde pek yumuşak davranılmadığı anlaşılmaktadır.

Kaynakça
Kitap: ANADOLU'DA TÜRKMEN AŞİRETLERİ "Bozuluş Türkmenleri 1540-1640"
Yazar: Tufan Gündüz
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Osmanlı'da Vergi Düzeni

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 04:15

Bozulus'un Tabi Olduğu Vergiler

Akkoyunlu Devleti'nin çöküşünü müteakip Doğu Anadolu'nun Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında rekabet sahası durumuna gelmesi sebebiyle, Diyarbekir ile Erzurum arasında yaylak-kışlak hayatı sürdüren Bozuluş aşiretleri mahalli idarecilerin insafına terkedilmişti. Aşiretler yaylağa çıkarken veya kışlağa dönerken her vesile ile mahalli idarecilere vergi ödemek mecburiyetinde bırakılmışlardı. "Selamlık" adı ile; Muş Eminleri yedi evden bir kuzu, her haneden bir adet yapağı, bir baş peynir; almakta idi. Yaylaların bulunduğu bölgelerde de yine sancak beylerinin keyfi uygulamalarına göre; yaylak resmi adıyla üçyüz koyundan bir koyun, geçit resmi adıyla yapağı, peynir veya kuzu, "Resm-i Gude" adıyla yapağı ve peynir alınıyordu. Aşiretler, yaylak dönüşünde eğer Palu'dan geçiyorlarsa bu defa Palu Beyi "Yaylağa çıkarken başka topraklardan gittiniz." diyerek, her sürüden bir koyun ve bir kuzu, her haneden bir koyun yapağısı ve bir baş peynir almakta idi.

Bu halin Osmanlıların bölgede hakimiyet kurmasına ve Doğu Anadolu'ya yeni bir vergi nizamı getirmesine kadar devam ettiği anlaşılmaktadır. Bundan sonra, aşiretler tahrire tabi tutularak yeni bir idari statü kazandırılmış, böylece bütün keyfi uygulamalar kaldırılmıştır. Öte yandan Diyarbekir havalisindeki Türkmenlerle (Bozuluş) konup göçen Dulkadir Türkmenleri de hem Dulkadir hem de Diyarbekir ulusları ile vergi ödemeye mecbur bırakılınca, bu meselede onların Bozulus'a dahil edilmeleri ve vergilerini Bozuluş içinde vermeleri şeklinde çözümlenmiştir.

Bozuluş Kanunnamesi'nde adet-i zekat (adet-i ağnam), resm-i yaylak, resm-i kışlak, çobanbeği ve bad-ı heva vergilerinden bahsolunmuştur. Ancak bennak, mücerred, avarız ve sürsat vergilerinin de tahsil edildiği görülmektedir.

1540 tarihinde Bozulus'tan tahsili öngörülen vergiler

TürüMiktarıTutarı/Akçe
Adet-i AğnamHer iki koyuna bir akçe999 132
ÇobanbeğiHer yüz koyuna yirmi akçe399 652
Resm-i Kışlak-ı BerriyeHer yüz koyuna yirmi akçe399 652
Resm-i YaylakUçyüz koyuna bir iyi koyunAğnam 4500 re's x 40 akçe = 18.000 20.000
Adet-i Ağnamı oniki akçeden eksik olan-yıllık20
dan iki akçe resm-i hane alınır
Bad-ı heva, Cürm-i Cinayet, Resm-i Arusane, Yava ve Kaçkunyıllık40
Yekun2.038.436


Adet-i Ağnam

Osmanlı vergi düzeni içinde bilhassa Yörük ve Türkmenlerden alınan adet-i ağnam, çeşitli bölgelere göre değişmeler göstermekle beraber umumiyetle iki koyuna bir akçe alınmak suretiyle belirlenmişti. Bozuluş Kanunnamesi'nde adet-i zekat adıyla kaydedilmiş olan adet-i ağnam vergisi iki koyuna bir akçe olarak tesbit edilmiştir. Yine burada 100 koyun 50 akçe olarak ayrıca belirtilmiştir.
Ağnam vergisi bölgelerin fiziki yapısı ve iklim şartlarına göre umumiyetle kuzu katımı, koyun kırkımı veya nisan ayında alınmakta idi. Bozulus'tan ne zaman tahsil edildiği hususunda vesikalarda bilgi bulunmamakla beraber bölgede Nisan ayı içinde alındığına bakarak, Bozulus'tan da bu esnada tahsil edilmekte olduğu ileri sürülebilir.

Bozulus'tan adet-i ağnam tahsil etmeye gelen eminler yüz koyuna elli akçe aldıktan sonra kendileri için de "deramed" adıyla beş akçe almakta idiler. Hasan Padişah Kanunları'nda görülmeyen bu uygulama Bozuluş Kanunnamesi ile kaldırıldı. Yine de, tahsildarların çıkar sağlama hırsı ile aşiretlere zulüm yapmaları devam etti.
Aşiretlerin ellerinde bulunan develer de adet-i ağnam vergisine tabi olup bir deve otuz koyun hesabı ile tahsilat yapılmaktaydı.

Bozuluş Anadolu'da iken adet-i ağnam olarak 100 koyun için 7 guruş talep edildiği görülmektedir. Bu yükseliş Osmanlı mali yapısında meydana gelen enflasyona bağlı değişmelerin bir sonucu olmalıdır. Öte yandan bu hususun aşiretlerin vergi ödemelerinde önemli bir yük getirmediği anlaşılmaktadır. Çünkü, onların hükümete yansıyan şikayetleri, ya fukaralık sebebiyle vergi ödeyememe veya tahsildarların fazla vergi taleplerinin önlenmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Osmanlı'da Vergi Düzeni

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 04:16

Resm-i Yaylak

Hayvanlarını miri yaylaklarda veya tımar sahibinin arazisinde otlatan konar-göçerler, resm-i yaylak adıyla vergi öderlerdi,. Aşiretler yaylağa çıkarken geçtikleri bölgeden resm-i yaylak talep edilmezdi. Ancak, bir bölgede üç gece kalınırsa yaylak vergisinin alınması karara bağlanmıştı.

Doğu Anadolu, Safevilerin denetiminde bulunduğu sıralarda Erzurum ve Pasin yaylalarına gelen Bozuluş aşiretlerinden (Diyarbekir ulusu), Safeviler, 100 koyundan bir koyun resm-i yaylak almakta idiler. Bölgede Osmanlı hakimiyeti kurulduğunda, başlangıçta tatbik olunan Hasan Padişah Kanunları'na göre, resmi yaylak olarak her haneden bir nevgi yağ (=ikiyüz dir-hem=yaklaşık 600-700 gram) alınması öngörülmüştür ki bu miktarın Akkoyunlular zamanında belirlendiği açıkça ortadadır.

Doğu Anadolu'da tatbik olunan yaylak vergisi Kanuni Sultan Süleyman devrinde her sürüden bir besili (a'la) koyun alınması şeklinde yeniden tesbit edildi. Bazı bölgelerde ise bu miktarın yanı sıra tereyağı da alınmaya devam edildiği görülmektedir.

Yaylak vergisi, Bozuluş Kanunnamesi düzenleninceye kadar, yaylalarda eminler vasıtasıyla almıyordu. Ancak, aşiretlerin dağınık halde bulunmaları yüzünden vergi tahsilinde güçlükler ortaya çıkıyordu. Öte yandan, Berriyecik'ten Murat Suyu kenarına vardıklarında "Kamcadcığ Yaylası" diye, 300 koyuna bir koyun ve her haneden bir para, Pasin Sancak Beyi "Sarımsaklı Yaylağı" diye yine aynı miktar, Hınıs Beyi de "yaylak vergisi" diye vergiler almakta; Bozulus'un yaylağa ulaşmasından sonra da bu tür istekler mahalli idareciler tarafından sık sık tekrar edilmekteydi.

Bundan dolayı, Bozulus'un yaylaya çıkmak amacı ile yola koyulduğunda yaylak resminin, Çapakçur ve Palu yakınlarında Murat Suyu'ndan karşıya geçmeleri esnasında ulus eminleri vasıtasıyla toplanması kanuna bağlandı292. Ulus yaylada iken, her hangi bir vergi talebi olmaması için de ellerine kendileri için tanzim olunan kanunnamenin bir sureti ve hükm-i hümayun verildi293. Böylece yaylaya çıkılırken Pasin, Hınıs, İspir sancak beylerinin resm-i yaylak talepleri ile beylerbeyi, sancak beyi, subaşılar ve çeşitli vesilelerle Bozulus'a uğrayan vergi tahsildarlarının resm-i yaylak talepleri de ortadan kaldırılmış oldu.
Bozulus'un Orta Anadolu'ya gelmesinden sonra yaylak vergisi, bulundukları bölgelerde, önceden tesbit olunan bir mahalde voyvodaları marifetiyle tahsil edilmeye başlandı.

Resm-i Kışlak

Konar-göçerler, yayla mevsimi sona erince, kışı geçirmek amacıyla, sıcak bölgelere indikleri vakit, arazisinde kışladıkları tımar sipahisine resm-i kışlak adıyla vergi ödemekte idiler. Resmi kışlak olarak umumiyetle üçyüz koyuna bir orta koyun veya şişek, bazı bölgelerde besili koyun almıyordu. Keza, Akkoyunlular zamanında da nevruzda tahsil edilmek üzere üçyüz koyuna bir koyun alınmaktaydı.

Bozuluş aşiretleri Berriye'de kışladığı vakit, önceleri resm-i kışlak olarak 100 koyuna 17 akçe, eminler için de "der-amed" adıyla 3 akçe vergi ödüyordu. Kanuni Sultan Süleyman'ın Irakeyn Seferi sırasında eminlerin kendileri için tahsil ettikleri 3 akçe resm-i kışlak'a dahil edilerek bu vergi 20 akçeye çıkarıldı. Böylece ulus, zemheri ayında verilmek üzere 100 koyunda 20 akçe vergi ödüyordu. Bu miktar, sürüde 60 akçe ediyordu. Ulus'un diğer bölgelere göre resm-i kışlağının fazla olması, bu verginin miri için ödeniyor olması ile ilgili olmalıdır. Nitekim, Berriye kışlağına özgü olan bu husus kanunnamelerde de belirtilmiştir. Buna mukabil, Berriye dışındaki kışlaklarda kışlayanlar ise vergilerini üçyüz koyun da bir koyun olarak öderlerdi.

Kışlakta bulunan aşiret mensupları arasında ziraat ile meşgul olanlar var ise, bunlar kışlak vergisi yerine resm-i zemin öderlerdi. Öte yandan, yerleşik hayata geçmiş olan aşiret mensupları eğer toprağı ekip-biçiyorlarsa kışlak vergisini Bozuluş ile ödemeye devam ederlerdi. Buna mukabil, toprağı işleyenler kışlak vergisinden muaf olup, ürünleri ile ilgili vergilerini öderlerdi.

Aşiretler, kışladıkları mahallerde, umumiyetle mart ayında tahsil edilmek üzere, hane başına 3 ila 12 akçe resm-i duhan ödemekte idiler. Mücerredler tesbit olunan miktarın yarısını verirlerdi. Ancak bir kışlakta üç yıldan fazla kalındığı vakit üçüncü yıldan sonra resm-i duhan yerine bennak resmi ödenirdi. Resm-i duhanı, başka mahallerde kışlağın sahibi olan tımar sipahisi almakla beraber, bu verginin bad-ı heva'dan olması ve Bozulus'un padişah haslarına dahil bulunması hasebiyle miri için tahsil olunmakta idi.

Adet-i Çobanbeği

Akkoyunluların hakim olduğu topraklarda tatbik edilen ve Akkoyunlulardan Osmanlı Devleti'ne intikal ettiği anlaşılan Çobanbeği vergisi sadece Anadolu'nun doğusunda bulunan Bozuluş, Karaulus, Şam Türkmenleri gibi konar-göçer teşekküllerden tahsil olunmakta idi. Bu vergi, merkezi hükümet tarafından tayin edilen Çobanbeği tarafından yaylakta veya kışlakta miri adına tahsil ve Diyarbekir hazinesine teslim edilmekteydi.

Safevilerin, Doğu Anadolu'yu denetim altında tuttukları müddet içinde Erzurum ve Pasin yaylalarına çıkan Bozuluş aşiretlerinden "Çobanbeği hakkı" diyerek 300 koyunda bir koyun hesabı ile vergi tahsil ettikleri görülmektedir. Bölgede Osmanlı hakimiyetinin kurulmasından sonra da bu uygulamaya devam edildi. Öte yandan, konar-göçer olmayanlardan tahsil edilen çobanbeği vergisi Kanuni Sultan Süleyman zamanında kaldırıldı. Böylece bu vergi sadece konar-göçerlere mahsus bir vergi haline getirildi.
Bozulus'un Çobanbeği vergisi önceleri Karaulus ile birlikte tahsil edilirken, ortaya çıkan güçlükler sebebiyle iki ulusun muhasebesi birbirinden ayrılınca, ayrı ayrı alınmaya başlandı. Bozuluş, Berriye kışlağı'nda bulunduğu vakit 100 koyunda 17 akçe ve "der-amed" adıyla da eminlere 3 akçe ödüyordu. Bu da resm-i kışlak tahsilinde olduğu gibi Irakeyn seferi sırasında birleştirilerek 100 koyunda 20 akçeye çıkarıldı.

Avarız

Önceleri, genellikle savaş zamanlarında ve ihtiyaç duyulduğunda alınan, fakat, ard arda yapılan savaşlar yüzünden normal vergi haline gelen avarız vergisinin Bozuluş aşiretlerinden deve oranına tahmil edilerek alındığı anlaşılmaktadır. Bu vergi umumiyetle nakdi olarak tahsil olunmakla beraber, savaş zamanı, eğer aşiretin gücü yetmiyorsa ayni olarak da almıyordu.
Avarız vergisinin tahsili esnasında aşiretlerin gönülsüz davranmaları sebebiyle H. 1052/M. 1642 senesinde bütünüyle kaldırılarak, adet-i ağnama çevrildiği ve bahsedilen yıl 5109 yüklü devesi olan Bozulus'un avarız vergisinin bir deve 30 koyun hesabı ile (toplam 153.270) adet-i ağnam olarak tahsil edildiği tesbit olunmaktadır.

Sürsat

Bozuluş aşiretleri savaş zamanı sürsat adı ile 5000 koyun vermekle yükümlü idiler. Tekalif-i örfiyeden olan sürsat için 5000 koyun ayni olarak teslim edilmekteydi. Ancak bazen ayni olarak teslim etmek yerine 5000 koyun bedelinin nakdi karşılığının taksitlerle ödendiği de görülmektedir.

Öte yandan aşiretlerin, devletten tahsil edecekleri alacaklarına karşılık, avarız ve sürsat bedelleriyle takas yapmaya çalıştıkları da görülmektedir.

Bennak ve Mücerred

Aşiretler arasında koyun sahibi olmayan, hayvanları çeşitli sebeplerden kırılan veya adet-i ağnam olarak ödediği vergiler, bennak için ödenen vergilerin tutarında olan kişiler resm-i kara adı da verilen bennak vergisi öderlerdi.

Öte yandan, bennak vergisinin yaygın olarak ziraat ile meşgul olan reayadan tahsil edilmesi göz önüne alınarak konar-göçer bennakin ziraatçılık veya başka işler yapmak süretiyle geçimini sağlamaya çalışmış olabileceği de ileri sürülmüştür.

Ancak, konar-göçerlerin temel iktisadi faaliyetinin hayvancılık olması ve vergi hanesini tamamlayan mali ünitenin bu çerçevede ele alınması icab ettiğinden, bennak olarak talep edilen verginin kanunnamelerde tanımlandığı üzere, koyun sayısı adet-i ağnam olarak ödenmesi gereken vergi için tanımlanan ideal ölçülerin altında olması halinde, tahsil edildiği göz önüne alınmalıdır. Bundan dolayı, konar-göçerlerin ödediği adet-i ağnam vergisinin yerleşik/ziraatçi reayadaki resm-i çifti karşıladığı; bennak vergi-sinin ise her iki iktisadi faaliyet alanında belirlenen ideal ölçülere sahip olmayan evli reayadan tahsil edildiği anlaşılmaktadır.

Bennak vergisinin Bozuluş aşiretleri için H. 1052/M. 1642 tarihinde 7 guruş olduğu tesbit olunmaktadır. Bununla birlikte H. 1054/M. 1664 ve takip eden yıllara ait ahkam kayıtlarında bunun 4 guruşa düşürüldüğü görülmektedir.
İş görmeye ve kazanç elde etmeye gücü yeten ancak henüz evlenmemiş erkekleri ifade eden mücerredlerden ise 3 neferden 1 guruş hesabı ile vergi alınmaktaydı. Mücerredler evlendikleri zaman bennak olarak adlandırılırlar ve bennak statüsünde vergi öderlerdi.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Osmanlı'da Vergi Düzeni

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Ara 2010, 04:18

Bad-ı Heva

Bozuluş, padişah hasları içinde yer aldığından ve bütün yönleriyle "Serbest" olduğundan cürm-i cinayet, yava, kaçgun, duhan, arus gibi bad-ı heva vergilerinin tümünün miri için tahsil edilmesi ve beylerbeyi, subaşı gibi idarecilerin buna müdahale etmemesi kanunname ile tesbit olunmuştu. Bu tür vergilerin tahsili için Kanun-ı Osmani'ye müracaat edilmesi emredilmekte kanun dışı vergi alınmaması tenbih olunmakta idi.

Resm-i Hane

Bozulus'un ilk tahririnde "adet-i ağnamı oniki akçeden eksik olandan iki akçe resm-i hane alınır." kaydı bulunmaktadır. Bu husus, hane teşekkül ettiği halde vergiye tabi mali ünitenin yeterli seviyeye ulaşmadığı durumlarda resm-i hane'nin tahsil edildiğim göstermektedir. Bununla birlikte Bozuluş ile ilgili vesikalarda adı geçen verginin devamlı suretle rastlanılmamış olması, aşiretlerin Doğu ve Güneydoğu bölgesinde kaldıkları bir dönem ile ilgili olduğu ya da bennak veya resm-i kara vergisinin sehven hane vergisi olarak yazıldığı kanaatini uyandırmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Bozulus Türkmenleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir