Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Şeytanla Demokrasi

Burada Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi'nin Nasıl Siyasallaştırıldığı hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Şeytanla Demokrasi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Eki 2011, 00:27

"ŞEYTANLA DEMOKRASİ

"Yarsav'ın kazandığı bir sabaha uyanacağıma şeytanla bile işbirliği yaparım "
(Kıdemli bir hâkimin kazanma-kaybetme üzerine "rus ruleti" oyunundan)

İman ile şeytanın karşılaşmasına ilişkin menkıbelerle büyüyen kuşaklar "iman" ile "şeytan"ın işbirliği ânını kendi çocuklarına nasıl anlatacaklardır? "Şeytan" ile işbirliği yapan bir "iman" neyi kazanır? Ve neyi kaybeder? HSYK seçim süreci, "iman" sahiplerinin şeytanla ilişkilerinin sorgulanması gereken tarihi anlardan birisidir. O süreci bu yönden de dikkatle takip etmek gerekir. Çünkü politik iktidar ve yargı gücünün şehveti ile sınanan bir dindarlık tecrübesinin yaşandığı bu günlerde, süreci anlamak ve olgun/kâmil bir politik anlayış geliştirebilmek bakımından bu sürecin öğretici bir mesel haline getirilmesi ihtiyacı artık doğmuştur.

"Şeytan" ile "iman"ın bu şehvetli buluşması için önümüzde iki açıklama biçimi görünüyor. Birincisi, oldukça kıdemli bir hâkim tarafından dillendirilen "Yarsav'ın kazandığı bir sabaha uyanacağıma şeytanla bile işbirliği yaparım" sözü, gerçek bir siyasetin Machiavelli'den bu yana pekiştirilmiş önemli teorik birikimlerine bugünün somut ve gerçek gündeminden eklenen soğukkanlı sözler olarak bakmak mümkündür. Yani dindar-muhafazakârların siyasetin labirentlerindeki akılcı ve soğukkanlı varlıklarının olgunlaştığı savunulabilir. İkinci olarak ise, bu ülkenin belirli bir tarihsel anında dindar-muhafazakâr siyasal kesimin ve yargıdaki tezahürlerinin tüm masumiyetlerini yitirişine dair huzursuz edici bir ağıt olarak da bakılabilir. Ama her iki durumda da belli olan bir şey var ki o da dindar-muhafazakârların ve hem de bizzat "dindarlık" üzerinden iktidarla imtihan anlarının gelip çattığıdır.
O halde, bu imtihanın nasıl tezahür ettiği ve ne biçimde sonuçlanacağını dikkatle gözlememiz icap ediyor. Çünkü bu karşılaşma, sadece güncel değil, aynı zamanda tarihi bir anlam ihtiva ediyor. İman ile şeytan arasındaki gerilimi, iktidar ve paranın parlak ışıkları altında teskin etmeyi önermek hâli hazırdaki dindarlık hallerinin imtihanının, aslında genel insanlık hallerine dahil olduğunu göstermektedir.. Kuşkusuz ki bütün umutsuz iman ve inanç çağrılarının arasındaki bu süreç iktidarın mantığı ile ilerlemektedir ve nitekim "Adalet Bakanlığı'nın kazanması için şeytanla işbirliği yaparım" diyen muhafazakâr hâkimin ne inancından ne de iktidar beklentilerinden şüphe etmemiz yerinde olur. Ahmet Çiğdem'in Taşra Epiği kitabında söylediği gibi, dindarlar, "kazanmanın" gerilimini yaşamaktadırlar [Taşra Epiği, s.132]. Fakat buradaki sorun, Türkiye'deki mevcut dindarlığın bu gerilim ile karşılaştığında ne tür insanlık halleri üreteceğini ve dahası insanlık hallerine neler ekleyebileceği, buna ilişkin potansiyeli ve dayanıklılığının ne seviyede olduğu ile ilgilidir. Daha önemli soru, "Bu imtihandan bugünün çiğliğini aşan bir tarihî olgunluk çıkarabilir miyiz?" sorusudur. Bu soru, kuşkusuz ki sadece dindarlık içinden sorulabilecek bir soru değildir. Aynı zamanda dindarlığın dışından bakanlar da bu sorunun cevabını merak etmektedirler.

Bir demokrat yargı üyesinin "ben şeytanla işbirliği yapmam. İmanımı hiçbir zaman unutmam" itirazının "şeytanlı demokrasi" çağrılarının ateşini bastırmaya yetmemiş olmasını iktidar şehvetinin gücüne vermek gereklidir kuşkusuz. Fakat bu itiraz ve isyan dindarlığın içinden bir başka yol vaat edebilir mi bize? Ve asıl olarak, iktidarın nimetlerini yakından gören ve gözleri kamaşan bir yeni dindar-muhafazakâr seçkinler grubunun çağrılarını durdurmaya yetebilir mi bu itiraz? Dindar-muhafazakâr seçkinler grubunun içinde bulunduğu iklimi, tutkulu bir savaşın olağanüstü

yakıcı ve herkesi taraf tutmaya çalışan ortamında yaygınlaştırmaya, belirginleştirmeye çalışırken ve onların öncüleri olan yeni bürokratik sınıf "reel siyasetin gerekliliklerini tüm soğukkanlılıkları ile takip ederken dindarlığın içinden daha demokratik bir yol izlemeye çalışanların ise bu "şeytanlı demokrasi"nin etkinliğini kırmaları mümkün mü?

Soru ve meraklar yargının içinden ve yargıdaki demokrasi üzerinden verilen ilk cevaplarla karşılıklarını bulmaya başladığına göre, artık mesele üzerinde biraz daha ciddî düşünmekte fayda var. Çünkü bu sorular, bundan sonra daha ayrıntılı biçimlerde sorulmaya devam edilecektir. Dindar-muhafazakârlık üzerinden daha ciddî, daha ilkeli ve daha insanî bir dilin umutlarının yükselmesi beklentisinden vazgeçmek, aynı zamanda insandan da vazgeçmek anlamına geleceğinden zinhar uzak durulması gereklidir.

Bu soru ve sorgulamalar karşısındaki umursamazlık halinin asıl tehlikeyi oluşturduğunu söylemeden de geçmemek gerekir. İktidara ve paraya yakın olmak bu konudaki sorgulamayı sadece "kazandım" hissiyle boğmayı ve sıradan bir teferruata dönüştürmeyi sağlayacaktır. Para ve iktidar duygusunun tatmin olması, şeytanin sadece Bakanlığın geçici olarak kazanmak için değil, her zaman yanımızda hazır ve nazır bulunmasını zorlayacaktır.

Kaynakça
Kitap: Yargı Meselesi Hallolundu! Yargıçların "Eşekli Demokrasi" ile İmtihanı
Yazar: Orhan Gazi Ertekin
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Türk Yargısı ve Demokratik Sistemi Nasıl Siyasallaştırıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Google [Bot] ve 0 misafir

cron