Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Devleti İçeriden Fethetme Stratejisi

Fethullah Gülen Terör Örgütü

Burada Nurettin Veren'in Onurlu ve Şerefli Çalışmaları hakkında bütün konuları başlıklar halinde bulabilirsiniz. Yıllardır Fethullah Gülen'le beraber çalışmış olan Nurettin Veren Fethullah Gülen Terör Örgütü hakkında bütün gerçekleri açıklıyor.

Devleti İçeriden Fethetme Stratejisi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 21:57

DEVLETİ İÇERİDEN FETHETME STRATEJİSİ

Yani, hem Fethullah Gülen'e hem de AKP'ye 'yürü ya kulum' diyen ABD... Böyle bir projenin Amerika'nın stratejik desteği olmadan gerçekleştirebilmesi çok zor, hatta imkansızdır. Bugün Türkiye'deki en öneml i Amerikancı güçlerden biri Fethullah Gülen hareketedir ve bu nedenle biz sadece bir İslamcı hareketle karşı karşıya değiliz; ABD emperyalizminin güdümündeki bir siyasi operasyonla yüz yüzeyiz. Bu operasyon, Türkiye'yi, çıplak gözle de görülecek biçimde, düşük yoğunluklu bir İslamizasyona tabi tutma siyasetinin en önemli etabıdır.

Fethullah Gülen, diğer İslami hareketlerden farklı olarak şöyle bir strateji izliyor:

Cepheden bir mücadele yerine, devleti, ülkeyi ve toplumu içeriden fethetmeye çalışıyor. Bu nedenle devlet içinde örgütlenmeye özel bir önem veriyorlar. Örneğin, sivil bürokraside ve polis örgütünde güç oluşturmaya, silahlı kuvvetler içinde örgütlenmeye çalışıyorlar. Bu örgütlenmeyi biraz açabilir miyiz? Stratejilerinin esasını bütün ülkede tam hakimiyet kurma anlayışı oluşturuyor, hedef bu. Yani iyi niyet ve hoşgörü büyük bir palavradır.

"Türkiye Nasıl Kuşatıldı?" kitabının ekinde yayımladığım belgelerden biri, örgütün devlet içindeki çalışma tarzını gösteriyor. Devlet içinde cemaate bağlı kadroların kendilerini nasıl saklayacaklarına ve nasıl faaliyet yürüteceklerine dair yayınlanan örgüt içi bir bildiri bu. Ortada illegal ve politik hedeflere sahip bir örgütlenme söz konusu; hiyerarşik bir yapısı var; ülke imamları, bölge imamları, il imamları, semt imamlarına kadar inen, okul ve dershanelerdeki ağabeyler ve ablalarla yani 'ser rehber' denilen yöneticilerle devam eden bir zincir. Üzüm salkımı gibi tasarlanmış mükemmel bir örgütlenmeye sahipler. Devleti içerden fethetmeye yönelik bir örgütlenme bu. O nedenle cemaatin emniyet içindeki örgütlenmesi büyük önem taşıyor.

EMNİYET'TE DURUM VAHİM!

Yine kitapta ortaya atılan iddialara göre emniyet örgütünün yönetici kademelerinin yüzde 70'inin cemaate bağlı belirtiliyor... Emniyet Genel Müdürlüğü bunun için bir tekzip gönderdi bize, bu bilgiyi yalanlıyorlar. Elbette bunun açık bir kanıtı yok ama araştırılması gereken bir iddia olduğu da ortada. Somut bir örnek vermek istiyorum; Ramazan geldiğinde Ankara'daki Emniyet Genel Müdürlüğü'nde ne kadar yemek çıkarılacağını belirlemek için kaç kişinin oruç tutmadığı belirleniyor. Personele bu sorulduğunda oruç tutmadığını belirten 17 kişi çıkıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün toplam personel sayısı 4 bin 200 kişidir. Oruç tutmadığını belirten 17 kişiden bir bölümünün ilaç kullandığını ya da hasta olduğunu düşünmek lazım. Sonuçta oruç tutmayanların sayısının çok az olduğu anlaşılınca, yemek çıkarılmıyor ve 17 kişi için bir servis aracı tahsis edilerek dışarıda bir yerde yemek yemeleri sağlanıyor. Tablo bu. Emniyetin bütün teknik takip birimleri, istihbarat şubesi ve diğer kritik alanlarında Gülen hareketinin ciddi bir örgütsel derinliğe sahip olduğu anlaşılıyor.

OKUL VE DERSHANELER

Özel okul ve dershane piyasası ayrı bir konu ki bildiğim kadarıyla 9 milyar dolar civarında bir para bu piyasada dönüyor ve özellikle araştırılması ve bir haritanın ortaya çıkarılması gerekiyor. Bunu kitapta bir parça yapmaya çalıştım. Gülen cemaatine bağlı dershanelere giden öğrenci sayısı, toplam dershane öğrencilerinin yarısında fazla. Ayrıca kocaman bir medya imparatorluğuna sahipler. Sağlık sektöründe ve finans sektöründe de örgütlüler ve önemli bir mali güce sahipler. Bütün bunlar hayır işleri için kullanılmıyor, bir politik projenin yaşama geçirilmesi için oluşturulan araçlar bunlar.

28 ŞUBAT TÜRKİYE'DE SOĞUK SAVAŞ'IN BİTİŞİDİR

Peki, 28 Şubat'ı nasıl değerlendireceğiz? Ordu bir panzehir midir bunlara karşı? Şöyle değerlendirilebilir: Bütün Soğuk Savaş dönemi boyunca, yani yaklaşık elli yıldır İslamcılığı solun karşısında bir panzehir olarak kullanan, güçlendiren ve destekleyen kapitalist-emperyalist sistem ve bu sistemin bir parçası olan mevcut rejimdir. Türkiye, bir cephe ülkesi olarak bu siyasetin acısını çekmiş bir ülkedir. Bugünkü sorunların büyük bir bölümü söz konusu dönemde biriktirilmiştir. Öyle ki, 12 Eylül 1980 askeri darbesi bunun en açık örneğidir. 12 Eylül döneminde İslami harekete karşı hiçbir operasyon yapılmadı, tam tersine Kuran kurslarının açılması, din dersinin anayasal bir zorunluluk olarak müfredata dahil edilmesi gibi uygulamalarla İslamcılık desteklendi. Ancak, Soğuk Savaş döneminin bitişinden sonra Türkiye bir yol ayrımıyla karşı karşıya kaldı.

Bu bağlamda değerlendirilirse; 28 Şubat bence sanıldığı gibi İslamcılara karşı bir hareket olmaktan çok, Soğuk Savaş dönemini Türkiye'de kapama ve 50 yıldır ülkeyi ve toplumu yöneten senaryoyu değiştirme girişimidir.

Önemli değişiklik şudur:

Komünizm baş tehdit olmaktan çıkarılmış ve irtica ?milli tehdit? değerlendirilmesinin içine alınmıştır. Tehdit değerlendirmesine 'ırkçı milliyetçilik' ve 'ülkücü mafya' da dahil edilmiştir. 28 Şubat döneminde yeniden düzenlenen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin anlamı budur. Çünkü, 50 yıllık Soğuk Savaş döneminde devlet öyle bir kadro bileşimine sahip oldu ki, geniş anlamda Türkiye'nin, daha dar anlamda İstanbul burjuvazisinin bu kadro ve devlet örgütlenmesiyle 21.Yüzyıl'ı karşılaması mümkün değildi. Soğuk Savaş sonrasında yeni fırsatlar vardı; bölgesel bir emperyal güç olma, kendi hinterlandını yaratma, tarihsel fırsatı değerlendirerek bir sıçramayı gerçekleştirme gibi hesaplar yapılıyordu. Bu yaklaşım, popüler dile "Adriyatikten Çin denizine kadar Türk dünyası" söylemiyle aktarılıyordu. Sermayenin eğilimlerini iyi okuyan isimlerden biri olan Turgut Özal'dan başlayarak, böyle bir rota çizilmeye çalışılıyordu. Ama bu kadro yapısıyla, bu devlet örgütlenmesiyle, bu eğitim anlayışıyla ve toplumdaki İslami şekillenmeyle söz konusu hedefi gerçekleştirmek mümkün değildi. Fazla İslamcılaşmış, gericileşmiş bir devlet ortamı söz konusuydu ve 28 Şubat bunu değiştirmeye çalışmış, ama yarım kalmış bir girişimdir.

Kaynakça
Kitap: Türkiye Nasıl Kuşatıldı? Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası
Yazar: Merdan Yanardağ, Nurettin Veren, Adil Serdar Saçan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DEVLETİ İÇERİDEN FETHETME STRATEJİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 21:58

ORDUYA ÇOK ÖZEL ÖNEM

Bir de ordu içi örgütlenme işi tabii... Fethullah Gülen hareketi orduda örgütlenmeye çok özel bir önem veriyor. En gizli, en sakınılan örgütlenme ordudaki ilişkilerdir. Nurettin Veren de açıkladı zaten, harp okullarından mezun olan teğmenler mezuniyet töreninden sonra kılıç kuşanır; bunlardan bazıları kılıçlarını Fethullah Gülen'e hediye etmiş. Bu kılıçlar bir ara İzmir'deki cemaate bağlı bir dershanenin beşinci katında sergilenmiş ve daha sonra problem yaratır diye kaldırılmış. Peki, ordu bunlarla çatışır mı?

28 Şubata herhangi bir pozitif anlam yüklemeden, nesnel bir tespitle bakalım:

Soğuk Savaş döneminde ordu Amerikancı bir eğitimden ve terbiyeden geçti, burası açık. Ancak, Soğuk Savaş sonrasında Silahlı Kuvvetlerin belli kadrolarıyla Amerika arasındaki mesafe açıldı; bir an ti-Amerikan eğilim oluşuyor. Çünkü, Soğuk Savaş döneminin tehdit algılaması ve güç dengeleri ile bugün arasında büyük bir fark var. Bu fark görülmeden hiç bir analizin gerçeğe yaklaşması mümkün değil. Küresel ölçekte güç dizilişi farklılaşmıştır. Gazi Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmada subayların yüzde 84'ünün Amerika'ya kuşkuyla baktığı sonucu çıktı. Bu rakamlar gerçeği ne kadar yansıtıyor bilemeyiz ama, bir problem olduğu ortada. Bir yandan şeriatçı kuşatmanın sıkıştırdığı bir kurum söz konusu ki bunun Amerikan güdümlü bir kuşatma olduğu da biliniyor diğer taraftan, bu kurumun (ordunun) ABD ile sıkı ilişkileri var; karışık bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Çare toplumda, bu ülkenin ilerici güçlerindedir.

'ÇATIŞMA KAPIMIZDA'

İslamcılarla ortak bir gelecek projesi tasarlayan ve sadece bunların (İslamcıların) devlet ve rejim karşıtı olmasından yola çıkarak bu çatışmanın içinden bir sivilleşme ve demokratikleşme rüyası gören aydın kesimi var Türkiye'de. Günümüzde entelektüel ortamın liberalizm ile lekelendiğini düşünüyorum. İslamcı hareketle ortak bir gelecek projesi oluşturmak ve bu proje üzerinden bir demokratikleşme tasarlamak, olup bitenleri kavrayamamak ve gerçeği görememek demektir. Tarihsel, felsefi ve siyasal nedenlerle bu imkansızdır, hayaldir. İran devrimi önümüzdeki en somut örnektir. Fethullah Gülen ve İslamcı hareketlerin önemli bir bölümü emperyalizmin bölgedeki taşıyıcı güçleridir. Üstelik onlar demokrasiyi değil, anti-demokrasiyi temsil etmektedir. Türkiye çatışmacı bir döneme doğru hızla ilerliyor. Bunun iki boyutu var, biri Kürt sorunu, diğeri de Türkiye'deki İslami hareketlerin sürekli hamleleridir. Bu tabloya bir üçüncü boyut daha eklenebilir; ekonomik ve toplumsal yıkım, yani yoksullaşma.. . Türkiye'nin bugün bir eşik ya da kavşakta olduğunu söylemek mümkün; derinleşme eğilimi gösteren bir krizle yüz yüzeyiz. Henüz sokağa pek fazla yansımamış ve toplumsal çatışmaya dönüşmemiş bir gerilimdir bu. Ancak bu durum hızla bir çatışmaya dönüşebilir. Olaylar, Marquez'in Kırmızı Pazartesi romanındaki gibi gelişiyor; herkes cinayet işleneceğini biliyor kasabada, hatta gününü ve saatini bile biliyor. Dahası, kimse bu cinayetin işlenmesini istemiyor, ve fakat herkes yaptıklarıyla bir şekilde bu cinayete katkıda bulunuyor. Sonuçta cinayet işleniyor. İşte Türkiye'de de olaylar buna benzer bir çizgi üzerinde gelişiyor bence...

Kitabın son bölümünde yer alan analiz yazımda da belirttiğim gibi, Türkiye yeni bir Fetret döneminden geçiyor. Devletin tepesinde bir iktidar parçalanması yaşanıyor. Başka bir anlatımla, bugün Türkiye'de tek bir iktidar odağı yok, farklı iktidar odakları var. Örneğin; İslamcı hareket bir yanıyla iktidardır, hükümet üzerinden devletin büyük bir bölümünü kontrol ediyorlar. Diğer taraftan cumhurbaşkanlığı, Silahlı Kuvvetler ve yüksek yargı da aynı şekilde farklı bir iktidar odağıdır.. Silahlı bürokrasinin bir parçası olan polis örgütü 200 bin kişiye yaklaşan kadrosuyla hükümetin kontrolündedir ve birlikte hareket etmektedir. Devletin tepesinde yaşanan bu iktidar parçalanması konuşlarında, kurumsal planda ortak bir ülke siyaseti, örneğin enerji alanında ulusal bir strateji geliştirmek mümkün mü? Hayır, bu mümkün görünmüyor. Bu kitabın üçüncü bölümünün ilk makalesinde belirttiğim gibi, ülke tıpkı 1402 Ankara Savaşından sonra yaşananlara benzer bir şehzadeler çatışmasına tanık oluyor. Merkezi iktidar alanında böyle bir dağılma, toplumda ve tarihte geçici bir durumdur . Sonuçta ya güçlü bir şehzade çıkacak ve diğerlerini tasfiye ederek iktidarı tek başına kendisinde toplayacaktır ya da bu süreç bir dağılma ve ufalanmayla sonuçlanacaktır...

B) FETHULLAH GÜLEN TOPLUMU NASIL KUŞATTI?"

Elinizdeki kitapla ilgili söyleşi yapan kuruluşlarından biri de internet ortamındaki Gerçek Gündem isimli haber sitesiydi. Röportajı Derya Altuntepe gerçekleştirdi ve "Gazeteci Merdan Yanardağ son kitab mı Gerçek Gündeme anlattı" alt başlığıyla 20-22 Kasım 2006 tarihlerinde iki bölüm halinde internet gazetesinde yayımlandı. Bu söyleşiye de, tekrarlara düşmemek için kısaltarak aşağıda yer veriyorum.

I. TEHDİTLER VE DAVALAR

"Türkiye Nasıl Kuşatıldı? Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası" adlı kitabın yayınlanmasından sonra herhangi bir tepkiyle karşılaştınız mı? Kitap yeni baskılar yapmaya devam ediyor. Kitabın satış rakamlarına ve dağıtımına baktığımız zaman devam edeceği de görülüyor. Bu kitap, önsözünde de belirttiğim gibi, akademik bir çalışma değil, bir gazetecilik ürünü. Ancak, akademisyenlerden ortalama okuyucuya kadar uzanan geniş bir alana hitap ediyor. Dolayısıyla, bu alanda yapılacak akademik çalışmalar için kaynak oluşturabilecek, referans olabilecek bir kitap. Kitabın büyük bölümü daha önce Kanaltürk'te benim hazırlayıp sunduğum iki programın bant çözümlerinden oluşuyor. Kitabın üçüncü bölümünde ise benim yaptığım analiz ve değerlendirmeler yer alıyor. Programlar ve kitap geniş bir kesimden çok olumlu tepkiler aldı. Bu arada yoğun şekilde tehditler de geldi. Şahsıma ve Kanaltürk'e yönelik tehditler... Çok sayıda dava açtılar. Bunlardan bazıları, kitapta isimleri geçen Samanyolu televizyonu, Zaman gazetesi gibi kuruluşlar tarafından açılan tekzip davalarıydı. Önemli bir bölümünün cemaat mensuplarından geldiğini düşündüğüm tehditler devam ediyor. Ancak ben bu alana ilişkin bilgileri kamuoyuyla paylaşmaya ve mücadeleye devam etmek niyetindeyim.

"HÜKÜMETLE İLİŞKİLİ BİR SİYASİ GÜÇ"

Programın yayınlanması Türkiye'de hem büyük bir ilgi çekti hem de beraberinde önemli bir tartışma başlattı. Medya alanında Fethullah Gülen ve cemaatine ilişkin ilk kez bu açıklıkta ve bu derinlikte bir program yapıldığını söyleyebilirim. Bunun birçok nedeni var. Öncelikle Fethullah Gülen büyük bir medya imparatorluğuna, para gücüne ve ticari ağa sahip bir cemaat lideri. Dolayısıyla, Fethullah Gülen'in medya dünyasındaki birçok grupla ticari ve parasal ilişkileri bulunuyor. Aynı zamanda, cemaat örgütlenmesinin etkinliğinden gelen ve bugün hükümetle ilişkilendirilebilecek bir siyasi güce de sahip. Bu nedenle, ortada daha çok bu cemaatin parlatılmasına hizmet eden, "tehlikeli" olmadığına dair yayınlar ile objektiflik adına verilen haberler ve aklamaya dönük yazı dizilerinin ötesine geçememiş bir gazetecilik faaliyeti söz konusu. Bunları belirtirken büyük medya alanından söz ediyorum. Değilse, daha önce Cumhuriyet gazetesinde Fethullah Gülen'le ilgili bir yazı dizisi ve gerici örgütlenmelere yönelik çeşitli yayınlar gerçekleşti. Ancak, söz konusu yazı dizisi üçüncü gününde mahkeme kararıyla durduruldu.

"TÜRKİYE'DEKİ EN BÜYÜK AMERİKANCI GRUP"

Fethullah Gülen'in yakın arkadaşı Nurettin Veren'in yaptığı açıklamaları kitapta aktardınız. Sizinle görüşmeyi Veren mi talep etti? Hayır, biz talep ettik görüşmeyi. Çünkü şöyle düşünüyorum; kendi halinde yaşayıp giden herhangi bir cemaatle ya da dinci örgütlenmeyle karşı karşıya değiliz. Türkiye'nin en sinsi ve planlı çalışan, aynı zamanda en etkili şeriatçı-İslamcı grubuyla yüz yüzeyiz. Programı bu nedenle yaptım. Daha da önemlisi, ABD ile birlikte hareket eden, istihbarat örgütlerinin denetimine girmiş, özellikle CIA'nin kontrolünde olan ve ABD'nin başta Ortadoğu olmak üzere Avrasya'daki stratejik planlaması içinde yer alan bir cemaat söz konusuydu. Gülen Cemaatinin, Büyük Ortadoğu Projesinin yaşama geçirilmesinde taşıyıcı örgütlenmelerinden biri olduğunu görüyoruz. Elinizdeki kitap esas olarak bu durumu ortaya çıkartmayı amaçladı. Ben programlarda ve kitapta bunu hedefledim. Gülen hareketinin izlediği temel strateji, yukarıda da belirttiğim gibi, devleti içerden fethetmek ve ülkeyi kuşatarak teslim almaktır. Bu stratejinin deşifre edilmesi gerekiyordu. Ben de bunu yapmaya çalıştım.

BÜYÜK PARASAL GÜÇ

Bank Asya örneği üzerinden düşünmek gerekirse; Finans alanında bu derece yaygınlaşmaları, bu alanda söz sahibi olan kurumlara verilen yetkilerin sınırlı olmasından mı kaynaklanıyor? Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ya da diğer bağımsız denetim organlarının hiçbirinin Fethullah Gülen'in ticari faaliyetleri ve finans sektöründeki işlerine dönük bir denetimi gerçekleştirdiğini söylemek mümkün değil. Böyle bir denetim yok. Bu tamamen politik bir karardır. Yimpaş olayında ortaya çıktığı gibi; Fethullah Gülen hareketi/örgütlenmesi hakkında mevcut hükümetin ciddi bir soruşturmayı yürütme iznini vereceğini zannetmiyorum. Böyle bir şey yapmayacaklardır. Cemaat, Hıristiyan misyoner okullarıyla da işbirliği içindedir. Fethullah Gülen cemaati ABD'nin en eski misyoner okuluna 2 milyon dolar para bağışlamıştır. Amaç, bir "İslam Araştırmaları Kürsüsü" kurmak diye açıklandı. BBC bunu 12 ve 13 Kasım 2006'da haber yaptı. Fethullah Gülen, güce tapar ve buna uygun ilişkiler geliştirir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: DEVLETİ İÇERİDEN FETHETME STRATEJİSİ

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 21:58

II. 2007 SEÇİMLERİ VE FETHULLAH

Nurettin Veren yaptığı açıklamalarında hep iyi niyetle yola çıktıklarını dile getiriyor. Bu iyi niyetin kötüye kullanılması üzerine Fethullah Gülen'e karşı koyduğunu ve örgütten çıkartıldığını belirtiyor. Nurettin Veren'in açıklamalarını ne kadar samimi buluyorsunuz? Bana göre bir samimiyet testi yapacak durumda değiliz. Nurettin Veren'in bu cemaatten ayrılışının pek çok nedeni olabilir. Belki de gerçek nedeni hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Anlattığı ve kitapta yer almayan, ama benim samimi bulduğum gerekçeleri var. Özel hayatı ve ailesiyle ilgili bunlar. O nedenle bunlara kitapta yer vermeyi ve programda gündeme getirmeyi doğru bulmadım. Nurettin Veren'in samimiyetini gerçekten bilemeyiz. Ancak bunun bir öneminin olmadığını düşünüyorum.

Önemli olan; Nurettin Veren'in birinci dereceden tanık olarak -kendisi sanık olmaya da hazırım diyor söylediklerinin doğru olup olmadığıdır. Hangi gerekçeyle ayrıldığı önemli değildir. Bir çıkar çatışması, bir görev değişikliği, geriye çekilme girişimi karşısında duyduğu tepki ya da başka bir nedenden dolayı cemaatten ayrılmış olabilir. Kendisinin açıkladığı nedenler ve cemaate yönelttiği teolojik ve politik itirazlar var. İktidarla İlişkilerini hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz? Fethullah Gülen hareketinin laiklik ve aydınlanma geleneğine karşı büyük bir tehdit oluşturuyor. AKP iktidarıyla da ittifak halindeler. Bugün hükümetteki bazı bakanlar, Fethullah Gülen cemaatine yakın veya doğrudan cemaat içindeler.

Bu kadar yakınlar birbirlerine. Fethullah Gülen'in bütün ticari ilişkileri ve uluslararası bağlantıları kolaylaştırılmakta ve desteklenmektedir. Zaten kitabın sonundaki belgelere ek olarak yayınladığımız fotoğraflara bakıldığı zaman, ilişkilerin niteliği de ortaya çıkacaktır. Çok üst düzeyde kurulan siyasi ilişkiler söz konusu. Bu ilişkileri uzunca bir süre Nurettin Veren yürütmüş. Bugün bu ilişkilerin devam ettirildiğini düşünüyorum. Elimizdeki bütün veriler buna işaret ediyor. Ancak, bir süre sonra Gülen Cemaati ile AKP arasındaki koalisyon bozulabilir de. Bunu belirleyecek olan çıkar ve hedef birliği ya da çıkar çatışması ve hedef faklılaşmasıdır. Örneğin; cumhurbaşkanlığı seçimi için veya gelecekte AKP'nin siyasal merkeze yerleşmek için yürüteceği bazı pazarlıklarda Fethullah Gülen feda edilebilir. Bunu belirleyecek olan şey kuvvetler dengesidir.

ARABESK ÇAĞRI; "BİTSİN BU GURBET"

Türkiye Cumhuriyeti'nin Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç "bitsin bu gurbet ve hasret" diye gözyaşları içinde Fethullah Gülen'e "dön" çağrısı yaptı. İstanbul'da 2006 yaz sonunda yapılan Türk Dili Kurultayı? Fethullah Gülen okullarındaki yabancı uyruklu öğrencilerin nasıl iyi Türkçe konuştuğunu göstermek için düzenlenmişti. Bu Kurultaya çok sayıda bakan katıldı ve Meclis Başkanı "bitsin bu gurbet" diye gözyaşları içinde ve çok arabesk bir üslupla çağrı da yaptı. Biliyorsunuz kendisi sık sık ağlar. Bu Kurultay aracılığıyla kamuoyuna gösterilen şey büyük bir yalandır. Çünkü bu okullarda İngilizce eğitim veriliyor. CIA'nin istasyonu olarak çalışıyorlar. Nitekim Özbekistan'da bu okulların kapatılmasının nedeni; ABD istihbaratına yardımcı olunması ve şeriat propagandası yapılmasıdır. Özbekistan bu nedenle Türkiye'deki 10 bin öğrencisini de geri çekti. Fettullah Gülen zannedildiği gibi Türkiye'nin uluslararası ilişkilerine katkıda bulunmak bir yana tam tersine bir sonuca yol açıyor.

TOPLUM ORTALAMA ALMAYA ZORLANIYOR

Ya ılımlı İslam projesi... Bunun farklı yorumları var. Ilımlı ya da değil, önemli olan şey, böyle bir girişimin Türkiye Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinde bir kırılma yaratmadan gerçekleşmesinin mümkün olmamasıdır. AKP hükümeti ve Fethullah Gülen cemaati Türkiye'yi bir ortalama almaya zorluyor. Ancak, gerçekleştirmek istedikleri proje, bana göre bir İran ya da Suudi Arabistan modeli değildir. Tarihsel, sosyolojik ve kültürel nedenlerle bunun olmayacağını/olamayacağını biliyorlar.

Ama toplumu, Malezya ya da Endonezya gibi ülkelerdekine benzer bir rejime zorluyorlar. Düşük yoğunluklu bir İslamizasyon projesidir bu. Ve bu projeyi, ?uzlaşma? ve ?hoşgörü? gibi kavramlar üzerinden yürütmeye çalışıyorlar. Aslında her ortalama alma girişimi tarihsel ve kategorik olarak bir gerileme anlamına geliyor. Pozitif ya da negatif bir anlam yüklemeden, sadece bir durum tespiti ve analiz denemesi bağlamında söylüyorum; bu projenin gerçekleşmesi Cumhuriyet Devrimi kazanımlarından esaslı bir gerileme demektir. Toplum bunu ya kabul edecek ya da etmeyecektir. Bu bakımdan Türkiye çok şiddetli bir çatışmaya doğru ilerliyor. Nedeni açık; Türkiye'nin egemen güçleri arasında bir yön ve program farklılaşması yaşanıyor. Bir çatışma yaşanmadan bu farklılaşmanın aşılması zor görünüyor. Sorunun özünü, insan aklının özgürlüğüne yönelik saldırı oluşturuyor.

"TEHLİKE YAKIN VE BÜYÜK''

ABD'deki yeni muhafazakarların politik programı ile Türkiye'de AKP ve Fethullah Gülen cemaatinin hedefleri arasında bir uyum ve paralellik var. Yeni muhafazakarlar ile işbirliği içindeler. Nasıl ki, ABD de yeni evangelistler ve Hıristiyan köktendinciler ile bir ittifak halindeyse, işler burada da böyle yürütülmektedir. Belirttiğim gibi biz düşük yoğunluklu bir İslamizasyon projesi ile karşı karşıyayız. Fakat, yukarıda belirttiğim gibi bunun toplumsal ve kurumsal bir çatışma yaşanmadan sonuçlanması mümkün değil. Bu bakımdan tehlikenin yakın ve büyük olduğunu görmek lazım. Henüz sokağa inen bir çatışma yok. Fakat gerilim yayılıyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminin gündeme gelmesiyle bu gerilim daha da artacak gibi görünüyor.

Ecevit'in cenaze törenindeki katılım ve orada ortaya konulan tepki zaten bunu gösteriyor. Fethullah Gülen cemaati, orta ve uzun vadeli planlama yapan, özel olarak ABD'ye yaslanan ve onun gücüyle bölgede bir etkinlik kurmaya çalışan bir hareket, İşbirlikçilik, İslamcı hareketlerin geleneğinde de vardır. Örneğin, Fethullah Gülen 1960'lı yıllarda Erzurum'da Komünizmle Milli Mücadele Derneğinin kurucuları arasındadır. Bir Soğuk Savaş örgütü olan bu derneği, solun gelişmesini önlemek için Türkiye'de CIA kurdurmuştu. Gülen işte böyle bir geçmişten geliyor. Bu yüzden işbirlige de yatkın. Uzun vadeli, sabırlı, sinsi ve planlı bir çalışma tarzına sahipler. İlkeleri yoktur, oportünisttir.

EMNİYET MÜDÜRÜNÜ ATTIRDILAR

Kitap sadece Nurettin Veren'in anlatımlarından oluşmuyor. Programın bir başka konuğu daha vardı. İkinci programa İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Şuçlar Şubesi eski Müdürü Dr. Adil Serdar Saçan da katıldı. Adil Serdar Saçan, Emniyet ölçüleri içinde parlak bir sicile sahip olmasına karşın AKP hükümeti tarafından görevden alındı. Adil Serdar Saçan; organize suçlarla mücadelede, hem Albayraklar Holding'i hem de Recep Tayyip Erdoğan'ın da adının geçtiği "Akbil soruşturmasını? yürütüyordu. Bilindiği gibi, Albayraklar Holding AKP'ye en yakın gruplardan biri, Yeni Şafak gazetesi bu guruba ait. Erdoğan'ın yakınları da bu holdingde çalışıyor.

Adil Serdar Saçan, Emniyet Teşkilatı içindeki şeriatçı ve Fethullahcı örgütlenme konusunda da soruşturma yürütüyor ve rapor hazırlıyordu. Saçan, kendisine karşı açılan mahkemeleri altı kez kazanmasına rağmen görevine iade edilmedi. Yeniden davalar açıldı ve görevden alındı. Mahkemeleri halen devam ediyor. Kitapta da yer aldığı gibi, programda Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenmeye ilişkin bu raporları ortaya koyduk. Dolayısıyla bu kitaptaki bilgiler, belgelere ve birinci elden tanıklıklara dayalıdır. Fethullah Gülen cemaatinin bu hızlı ilerleyişi nasıl durdurulabilir? Öncelikle toplum mücadele edecek. Toplumu aydınlatmak, bilinçlendirmek ve tehlikeyi göstermek gerekiyor. Daha önce de vurguladığım gibi; eğer tablo değişmezse kaçınılmaz olarak Türkiye'nin tarihsel bir hesaplaşmaya doğru gideceğini düşünüyorum.

Peki bir uzlaşma mümkün mü? Bence değil... Bu uzlaşma Türkiye Cumhuriyetinin başlangıç ilkelerini değiştirmeden olamaz. Bu değiştirilmeli midir? Tartışılan bu zaten. Onlar değiştirilmesi gerektiğini savunuyor. Ben de değiştirilmesinden yanayım, fakat devrimci, özgürlükçü ve ileriye doğru bir değişimden yanayım. Temel fark budur. Onların talebi ise insan aklını bir önceki çağa iade etmektir. Teknolojik bir ortaçağa açılan kapıdır bu. Türkiye ya aydınlanman, laik ve demokratik bir rotada ilerleyecek ya da iradesini ilahi iradeye teslim etmiş, akim özgürlüğünü yitirmiş, bilimin rehberliğini terk etmiş bir çizgide yoluna devam edecektir. İkilem budur. Burada altı çizilmesi gereken şudur ; halk İslamı ya da toplumun inançlarıyla ilgili bir sorun yoktur. Bu bir siyasal projedir. Müslüman ile İslamcıyı birbirinden ayrı tutmak bu nedenle önemlidir. Önümüzdeki sene yapılacak seçimler hakkındaki görüşleriniz? Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı talebi ya da kendisinin kontrol edeceği birinin Çankaya'ya çıkması bütün iktidarın talep edilmesiyle ilgilidir. Şehzadeler savaşından kast ettiğim de bu. AKP, iktidardaki muhalefet gibi davranıyor.

AKP gerilemesine karşın, mevcut gücünü, muhalefetin güçsüzlüğünden ve örgütsüzlüğünden aldığını söylemek mümkün. Türkiye'de gerçek anlamda halkın, emekçilerin sorunlarına sahip çıkacak bir alternatifin bulunmayışı AKP'nin en büyük gücünü oluşturuyor. Görünen şu; AKP'nin bir daha tek başına iktidar olması, bu seçim sistemiyle imkansız değilse bile hayli zor. İleride bir koalisyonu deneyebilirler. Örneğin; AKP-DYP koalisyonu söz konusu olabilir. Tabii, eğer Cumhurbaşkanlığı seçimini Türkiye kazasız atlatırsa... Kazasız atlatamazsa, 2007 Kasım'ında seçimin olup olmayacağı belli değildir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Nurettin Veren Bütün Gerçekleri Açıkladı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir