Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Türkiye'nin Yeni 'Fetret' Dönemi, Gülen Ve AKP

BOP'un ve Ilımlı İslam Projesinin Taşıyıcısı: Fethullah Gülen ve AKP

Burada Nurettin Veren'in Onurlu ve Şerefli Çalışmaları hakkında bütün konuları başlıklar halinde bulabilirsiniz. Yıllardır Fethullah Gülen'le beraber çalışmış olan Nurettin Veren Fethullah Gülen Terör Örgütü hakkında bütün gerçekleri açıklıyor.

Türkiye'nin Yeni 'Fetret' Dönemi, Gülen Ve AKP

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 19:57

BOP(GOP)'un ve Ilımlı İslam Projesinin Taşıyıcısı

Merdan YANARDAĞ:

isterseniz seyirci sorularıyla devam edelim Sayın Veren.

Nurettin VEREN:

Şimdi sorulardan bir tanesi aklımda kaldı, ondan başlayalım. Fethullah Gülen hacca gitmiş mi? Evet Fethullah Gülen hacca gitti. Hem de birkaç defa gitti. Üstelik bu gidişlerinden bir seferinde Türkiye'de yakalanacağı ihbarını alması üzerine başka yollardan Türkiye'ye girmeyerek Suriye'de kaçakçılarla olan bir macerasını anlatır. Ve Türkiye'ye geldiği zaman Türkiye'nin topraklarını öpüp: "Artık burada yakalansam da, bir mayına bassam da çok mühim değil. Ben ülkeme döndüm. Eğer Mekke'de bile doğsaydım, Türkiye'de ölmeyi isterdim" diye bize vatan sevgisini ifade eden sözlerini sıkça söyleyen Fethullah Gülen'e ben bugün soruyorum. Vatanını bu kadar seven Fethullah Gülen'i hangi büyük güç Amerika'ya şevketti? Ben milletin bunu sormasını istiyorum.

M.Y:

O halde bir daha tekrarlayalım. Amerika Birleşik Devletlerini dünya denilen geminin kaptanı olarak görüyor Fethullah Gülen. Ona itaat etmenin gerektiğini söylüyor. Onun plan ve projelerinin yanında olunması , karşısında olunmaması gerektiğini söylüyor. Peki, bunun bir tanrısal düzen olduğunu mu ima ediyor?

N.V:

Fethullah Gülen kendisinin yaptığı işlerde haklarının, kararlarının en isabetli olduğunu, bunların stratejik bir manevra olduğunu, ülkeler arasında bile takiye yapmanın ustalık olduğunu ve bunda da başarılı olduğunu açıkça söylüyor. Bakın, şimdi bizim bu projelerimizi, bütün bu insanları töhmet altında bırakmak için söylemedim. Birçok devlet bakanı, başbakanlar aldatıldı. Özbekistan'da Kırgızistan'da dahi bir teveccüh vardı. Davranışlarla onlar dahi aldatıldı ve yanıltıldılar. Biz oraya Türk Müslümanlığını götürüyorduk. Onlar da Türk kardeşlerimiz geldi diye karşıladılar. Her zaman muvazaaları şöyle kullandı: Eğer biz Orta Asya'ya, kardeş cumhuriyetlere bugün gitmezsek, Vahabi anlayışı, Suud anlayışı oraya gider. İran Müslümanlık modeli gider. Bize destek verin ki Türkiye'nin laik sistemini okullarımızla oraya götürelim, diyerek devlet tarafına da takiye yapıldı.

M.Y:

Bir seyircimiz daha aynı şeyin açıklanmasını istiyor: "Ne demek devletin samimi desteği! Yani gizli bir işbirliği yok mudur?" diyor. Belli kadrolar ve yöneticilerle bir fikir akrabalığının olup olmadığını soruyor.

N.V:

Şimdi, bütün liderleri de aynı iddialarla itham etmek biraz insafsızlık olur. Özal bu okulların açılması için beni o ülke parlamentolarında, bütün devlet başkanlarının yanına oturtup "Bu arkadaşlarımızın Türkiye'ye açtıkları okulların eğitim kalitelerine ben kefilim. Kendisine bu imkanı sağlarsanız, Türkiye ve kardeş ülkeler arasında çok iyi bir kültür köprüsü oluşur" şeklinde lanse etmişti.

Kaynakça
Kitap: Türkiye Nasıl Kuşatıldı? Fethullah Gülen Hareketinin Perde Arkası
Yazar: Merdan Yanardağ, Nurettin Veren, Adil Serdar Saçan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: BOP'un ve Ilımlı İslam Projesinin Taşıyıcısı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 21:33

TÜRKİYE'NİN YENİ 'FETRET' DÖNEMİ, GÜLEN VE AKP

İstanbul'da 15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde patlayan bombalar, Türkiye'nin küresel düzen içindeki yerinin yeniden tanımlanması tartışmalarını da tetiklemiş görünüyordu. Bu yanıyla, Türkiye'de Sinegoglara ve İngiliz-Yahudi sermayesinin bankası HSBC'ye yönelik kanlı eylemlerin, daha önce Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, İspanya, Irak, Suudi Arabistan ve Tunus'ta gerçekleştirilen, İslam! renkli saldırılardan farklı değerlendirildiğini söylemek mümkündü. Türkiye'ye bir test alanı olarak bakılıyordu; ılımlı İslam ile radikal İslam'ın kapışacağı bir tarihsel, kültürel ve sosyolojik alan. Saldırılardan hemen sonra Batı basınında, "Sandık bombayı yenecek mi?" diye soruluyordu. Sandıkla işaret edilen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile onun hükümet ettiği Türkiye oluyor, bomba ise radikal İslam'ı simgeliyordu.

ILIMLI İSLAM VE MODEL ÜLKE OLMANIN AĞIRLIĞI

Batı, 11 Eylül 2001'de New York'ta "Dünya Ticaret Merkezi" adı verilen ikiz gökdelenlere yönelik yıkıcı saldırılardan sonra, Atlantik ötesi ve berisiyle, küresel bir tehdit olarak algıladığı radikal İslama karşı çözümü, giderek artan oranda, ılımlı İslamı güçlendirmekte arıyordu. Çevresine baktığında bu modele en uygun ülke olarak Türkiye'yi görüyordu.

Çünkü; henüz ileri sanayi ülkesi olmasa bile, sanayileşmiş; diğer Müslüman ülkelerle karşılaştırıldığında üretim yeteneği gelişmiş; modernleşme yolunda ileri sayılabilecek adımlar atmış; iyi-kötü işleyen bir parlamenter düzeni ve laiklik geleneği olan Türkiye; özellikle ABD için 11 Eylül eylemlerinden sonra giderek farklı bir anlam taşımaya başlıyordu. Denilebilir ki, İstanbul'da gerçekleştirilen saldırılar bu "anlamı" daha da güçlendirmişti. Artık, hem ABD hem de Avrupa'daki Amerikancı çevreler, geçmişten farklı olarak Türkiye'ye yeni bir rol biçmeye hazırlanıyordu. Doğrusu, diğer Batı Avrupa ülkelerinin de (Almanya-Fransa) bu role pek itiraz ettikleri söylenemezdi.

Dolayısıyla, daha önce "modern, laik ve demokratik bir Müslüman ülke" olarak İslam dünyası için örnek oluşturduğu belirtilen Türkiye, -ki bu söylem neredeyse bir klişe haline gelmişti - bundan sonra "Ilımlı İslam" ülkesi olarak bütün Doğuya "model" olarak sunulmak isteniyordu. Bu yönde Batı basınında çıkan yazılarda gözle görülür bir artış vardı. Türkiye'de AKP hükümetinin, bu model için "ideal" bir politik araç/ortam oluşturduğu da, hiçbir ciddi kanıta ve deneye dayanmasa bile, belirtiliyordu.

İşte, ABD Başkanı G. W. Bush ve ingiltere Başbakanı T. Blair'in İstanbul'daki 15-20 Kasım 2003 saldırılarından 3 saat sonra birlikte kameraların önüne geçerek, Türkiye'yi "küresel teröre karşı savaşta bir cephe ülkesi" olarak tanımlamasının arkasında yatan politik değerlendirme buydu. Batı basını ve ABD'deki enstitü ve vakıflarda geliştirilen bu tezler, küçük bir sapmayla hemen Türkiye'de de yeniden üretilmeye başlanıyordu. Özellikle İslamcı basının bir kesimi utangaç şekilde bu yönde yayınlar yapmaya, "derin" analizler üretmeye yöneliyordu. Cengiz Çandar gibi isimler ise, durumdan vazife çıkararak bu siyasetin fikri arka planını inşa etmeye girişiyordu.

BOP / GOP VE ILIMLI İSLAM

Bu fikrin arka planında, aslında ABD'nin gezegene hakim olma stratejisini formüle ettiği, "Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi" ve projenin en önemli siyasal etabı olan Büyük veya Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (BOP/GOP) diye isimlendirilen stratejik planlamadır. ABD'nin, yeryüzünün en zengin enerji havzalarının bulunduğu Merkezi Avrasya'yı (Ortadoğu ve Hazar havzası) denetim altına almak için geliştirdiği GOP'un en önemli boyutunu ise, hiç kuşkusuz "Ilımlı İslam" stratejisi oluşturuyordu. Hiçbir rejim sadece askeri ve siyasal zorla ayakta kalamaz. Bu durum, siyasal ve sosyolojik bir olgu, daha da önemlisi tarihsel derslerden biridir.

Dünyanın en kötü ve zorba yönetimleri bile, örneğin çöpleri toplamak ve fırınları çalıştırmak zorundadır. Dolayısıyla asgari bir toplumsal destek oluşturulmadan hiçbir baskıcı yönetim ya da diktarörlük sürdürülemez; baskı ve "onay" birlikte gelişir ve birbirini tamamlar. Diğer bir anlatımla, diktatörlükler hegemonya ile tamamlanmak zorundadır. Hegemonya ise gücünü, toplumsal ölçekte üretilen ideolojik, siyasal, kültürel, dinsel ve entellektüel "onay" dan alır. Aynı şey, askeri işgaller ve sömürgecilik için de geçerlidir. İşgalin ya da sömürgeciliğin sürdürülebilmesi etkili bir işbirlikçi sınıf ve asgari bir toplumsal destek ya da en azından toplumsal kayıtsızlık gereklidir.

İşte GOP ve "Ilımlı İslam" stratejisi ve/veya siyaseti, Ortadoğu ve İslam coğrafyasında ABD işgaline, neo-klasik sömürgecilik girişimine, toplumsal ve siyasal rıza/onay üretmek için geliştirilen bir projedir. Özetle "Ilımlı İslam", batılı değerlerle uyumlu, siyasal olarak ABD'nin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş, sınırların yeniden çizildiği ve nihayet rejimlerin bu amaca uygun olarak değiştirilmesinin öngörüldüğü GOP'un taşıyıcı kavramıdır. Ve bu kavram/stratejik planlama bizi getirip AKP'nin ve Fethullah Gülen hareketinin kapısına koyar.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİYE'NİN YENİ 'FETRET' DÖNEMİ, GÜLEN VE AKP

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 21:39

FETHULLAH GÜLEN'İN MİSYONU!

Çünkü "Ilımlı İslam" projesinin, içeriden, bölgenin tarihsel ve kültürel ortamından beslenen, dahası teolojik zeminde bir taşıyıcıya ihtiyacı vardı. ABD için çok önemli olmakla birlikte, AKP, politik bir parti olarak bu ihtiyacı tam olarak karşılayamazdı, İslami bir kanaat önderi ya da etkili bir tarikat liderinin de katkısı ve desteği gerekliydi. Bu isim, geniş bir örgütsel ağa, malı güce ve yaygın bir etkileme alanına sahip olan Fethullah Gülen'den başkası değildi.

Bugün Fethullah Gülen, "Dünya denilen geminin kaptanı" olarak nitelendirdiği ABD'nin otorite ve iradesine, hedeflerine ulaşmak için boyun eğilmesi gerektiğini vaaz ediyor. Dolayısıyla Gülen, ABD'nin "İlımlı İslam" projesinin teolojik ve felsefi arka planını oluşturmaya soyunmuş gönüllü bir tarikat lideri portresi çiziyor. Aslında Fethullah Gülen, daha yolun başından itibaren ABD ve onun istihbarat örgütleriyle ilişkili bir isimdi.

Gülen, soğuk savaş yıllarında, yani daha 1960'lı yılların başında, Komünizmle Mücadele Derneğinin (KMD) Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu üyesiydi. ABD, Türkiye yakın tarihinin en demokratik denebilecek anayasasını getiren 27 Mayıs 1960 hareketinin önünü kesmek için, istihbarat örgütü CIA aracılığıyla KMD'yi kurdurmuştu. Bu dernek, denilebilir ki, Türkiye'de emperyal istihbarat örgütleriyle birebir ilişkili ilk Soğuk Savaş örgütlenmesiydi. Bugün Türkiye'de İslamcı alanda siyaset yapan bir çok isim bu derneklerde yetişmişti. Örneğin, Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan Malatya KMD başkanıydı.

Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) de bu tip derneklerden biriydi. AKP'nin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül gibi bir çok İslamcı politikacı da MTTB'nden yetişmiş, yöneticilik yapmıştı. Said-i Nursi'nin kurduğu Nurculuk tarikatının/cemaatinin en büyük kolunu yöneten Fethullah Gülen, aslında liderinin yolundan gidiyordu. Said-i Nursi de, Türk modernleşmesinin kilometre taşlarından 1908 Devrimi'nden sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nda, İttihad-Terakki yönetimine karşı ayaklanan şeriatçı Derviş Vahdetti'den icazet almıştı. Said-i Nursi, Kıbrıslı bir şeyh olan Derviş Vahdetti'nin Volkan gazetelerinde yazılar yazmış, 13-14 Nisan 1909 tarihindeki bu gerici ayaklanmaya katılmış (isyan Rumi takvimle 31 Mart 1325'te başladığı için olay '31 Mart Vakası' diye bilinir), isyan bastırıldıktan sonra sürgüne gönderilmişti. Derviş Vahdettin'in, o dönemde Kıbrıs'ı elinde tutan İngilizlerle ilişkili olduğu, dahası 31 Mart isyanının İngiliz istihbaratı tarafından yönlendirildiği güçlü bir iddia olarak ortaya atılmıştı. Nitekim, isyan bastırıldıktan sonra, yapılan yargılamalar sırasında İngiltere resmen suçlanmıştı. İsyancıların tasfiye edilmesinin ardından tahtan indirilen Padişah Abdülhamit bile, 31 Mart'ı teptipleyenlerin İngilizci Kamil Paşanın oğlu Sait Paşa ve Prens Sabahattin yanlışı İsmail Kemal olduğunu söylemişti. Gelenekte bu vardı! Kendi ideolojik-siyasal projelerini (şeriatı) hayata geçirmek için gerektiğinde batılı emperyal güçlerle işbirliği yapmak...

ILIMLI İSLAM'IN YEŞİL KUŞAKTAN FARKI

"Ilımlı İslam" projesini, Soğuk Savaş yıllarındaki yine ABD patentli olan ve Sovyetler Birliği'ni güneyden kuşatmayı amaçlayan "yeşil kuşak" stratejisi ile kanştırmamak gerekiyor. Çünkü, "yeşil kuşak" siyaseti, radikal ya da ılımlı olduğuna bakılmaksızın her İslami harekete, anti-komünist olmak şartıyla sınırsız destek verdi. Sönümlenmeye başlayan İslami duyarlılıkları besledi, büyüttü, örgütledi ve kışkırttı.

Çoğu ülkede İslamcıların ellerine silah verdi, onları donattı. (El-Kaide bu tip örgütlerden sadece biridir.) Onları bir soğuk savaş gücü olarak hazırladı ve iç savaş aygıtı olarak şekillendirdi. "Ilımlı İslam" projesi ise, Müslüman dünyayı bölmeyi, kendisine yönelik politik bir tehdit haline gelen radikal İslamı yalnızlaştırmayı ve ezmeyi amaçlıyor. Bu nedenle, söz konusu projenin ilk sonuçları, dünyada ve Türkiye'de radikal İslam'ın ezilmeye çalışılması olacaktır. Diğer taraftan; "Ilımlı İslam" projesinin Türkiye bakımından önemi ise çok yönlüdür.

Çünkü; Türkiye'nin kısa ve orta vadede politik yapılanmasını, toplumsal hayatını ve kültürel şekillenmesini derinden etkileme potansiyeline sahiptir. Bu emperyal proje, Türkiye'de rejimin ve toplumsal yaşamın niteliği, rengi ve geleceği ile ilgili bir çatışmanın yolunu döşemiş ve bugün ülkeyi, derin bir krizin eşiğine getirip bırakmıştır. Bu boyutu ve özelliğiyle, Türkiye'nin bugün yaşadığı gerilimin 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 krizlerinden hem nitelik olarak hem de çatışan güçlerin dizilişi bakımından çok farklı olduğunu görmek gereklidir. Kaldı ki nitelik farkı, kaçınılmaz olarak bölünmenin karakterini de belirlemektedir. Örneğin bu gerilim ve/veya çatışmada, bağımsız bir politik güç olarak sol yoktur. Türkiye'nin, kırılmalara uğrasa da, devlet geleneği ve 80 yıllık cumhuriyet birikimi/deneyi ile geleceği ya da gelecekteki niteliği arasında yaşanan bir gerilimdir bu.

TÜRKİYE'NİN YENİ 'FETRET' DÖNEMİ

Bilinmeli ve beklenmelidir ki, "Ilımlı İslam" projesinin Türkiye'de gerçekleştirilmesinin çeşitli güçlükleri bulunmaktadır. Öncelikle söylenecek şey şudur; Soğuk Savaş döneminde sola karşı bir kalkan olarak kullanılan İslamcı hareketler, devlet tarafından korunup kollanırken artık böyle bir ihtiyaç yok. Türkiye'nin cumhuriyetçi geleneğe sahip güçlerinin yanı sıra, komünizmin bir tehdit olmaktan çıkması nedeniyle batıcı Türkiye elitinin önemli bir kesimi de bu projeye, en hafif deyimiyle sıcak bakmıyor. Bugün Türkiye'nin egemen güçleri arasında bir yön ve program farklılaşması oluşmuş durumda. Toplum ise yön duygusunu yitirmiş ve şaşkın. Ayrıca, ortada çok daha önemli bir güçlük var; bütün sorunlarına karşın, Türkiye laikliği büyük ölçüde içselleştirmiş ve bu yönde gelenek oluşturmuş bir ülke. Şiddetli bir iç politik çatışma yaşamadan bu projeyi gerçekleştirmek çok zor. Türkiye, deyim uygunsa bugün yeni bir "fetret" dönemi yaşıyor.

Ülke, tıpkı 1402 Ankara Savaşı yenilgisinden sonraki Osmanlı Devleti gibi (Yıldırım Beyazıd'ın Özbek Hakanı Timur Lenk'e yenildiği ve esir düştüğü savaş) ülke şehzadeler arasındaki bir iktidar mücadelesine sahne oluyor. Başka bir anlatımla, merkezi otoritenin zayıflaması ve Türkiye eliti arasında yaşanan yön ve program farklılaşması sonucu ülkede bir iktidar parçalanması/dağılması yaşanıyor. Farklı güç ve iktidar odaklan ortaya çıkıyor ve etkinlik alanlarını genişletmeye çalışıyor. Bunun anlamı şudur; Türkiye'nin tepesinde bugün bir kurumlar savaşı yaşanıyor. Hükümet ve Meclis çoğunluğu;

Cumhurbaşkanlığı, Yüksek Yargı, Üniversiteler ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile çatışıyor. Polis, TSK'ya ve yüksek yargıya karşı hükümetin emrinde örtülü operasyonlar yapıyor. Her güç odağı, bütün iktidarı eline geçirmek için kıyasıya bir mücadeleye girmiş durumda. Tarihin ortaya koyduğu gibi, fetret dönemlerinin kalıcı olması ve çok uzun sürmesi doğası gereği mümkün değildir. Ya güçlü bir şehzade çıkacak ve diğerlerini tasfiye ederek bütün iktidarı elinde toplayacaktır -ki Osmanlı'da da böyle olmuş ve Mehmet Çelebi diğer şehzadeleri/kardeşlerini yenerek iktidara egemen olmuştur ya da bu süreç, ülkede bir dağılma ve çözülmeyle sonuçlanacaktır. İşte Türkiye böyle bir eşikte ve ülke şiddetli bir çatışmaya gebedir. İktidar savaşının taraflarından biri olan AKP'nin yanında, onunla ittifak halindeki Fethullah Gülen örgütü de bulunuyor. Devleti ve toplumu içeriden fethetmeye çalışan sinsi bir strateji izleyen F. Gülen ekibi, ABD'yi de arkasına almış görünüyor. Dolayısıyla ABD, Ilımlı İslam projesine destek verdiği sürece -ki kısa vadede bu desteğin süreceği anlaşılıyor etkili olmayı sürdüreceklerini görmek gerekiyor.

UZLAŞMA MÜMKÜN MÜ?

Çatışma ve kırılma kaçınılmaz. Kaçınılmaz çünkü, "Ilımlı İslam" projesinin gerçekleştirilmesi için, Cumhuriyet'in kurucu ilkelerinin en azından sorgulanarak yumuşatılması ve revize edilmesi zorunludur. Bu girişimin sonucu, bir "ortalama" alınması demektir. O nedenle, İslamcı yazarların yanı sıra kimi "alık" liberaller de sık sık Türkiye'de "bağnaz bir laiklik" olduğunu ve bunun yumuşatılması gerektiğini yazıyorlar. Ancak, her "ortalama" tarihsel ve kategorik olarak bir gerileme demektir. Başka bir anlatımla, "ortalama almak" laiklik ve cumhuriyetin başlangıç ilkelerinde bir kırılma anlamına gelir ki, bu da şiddetli bir gerilimi beraberinde getirir. Ancak, bugün bir "uzlaşma" diye sunulacak ve "millet-devlet barışması" adına savunulacak ortalama alma girişimi, Türkiye'yi bir Suudi Arabistan ya da İran yapma projesi değildir. Bunun tarihsel, demografik ve kültürel nedenlerle mümkün olmadığı bilinmektedir. Ancak, tıpkı Pakistan gibi, Türkiye'nin de süreç içinde bir Malezya veya Endonezya haline getirilmesi, bu çevreler tarafından mümkün görünmektedir.

Hedef büyük ölçüde budur. işte AKP ve Fethullah Gülen hareketi; yapısı, kaynakları, kapitalizme ve batıya uyum kapasiteleri, ideolojik ve kültürel dokusu ile bu proje için en uygun araç olarak öne çıkmaktadır. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz dönemde, düşük yoğunluklu bir İslamizasyon sürecinin yaşandığını söylemek; en azından ABD ve Batı'yı arkasına alan AKP hükümetinin ve Fethullah Gülen örgütünün bunu zorlayacağını tahmin etmek, yüksek bir gözlem gücünü gerektirmemektedir. Bu nedenle, önümüzdeki dönemi, daha da sertleşecek laiklik tartışmaları ve toplumsal gerilim ortamı içinde geçirmek sürpriz olmayacaktır.

BÜTÜN İKTİDARI İSTİYORLAR!

ABD ve Batı'ya yaslanarak Türkiye'deki iktidar alanını genişletmeye çalışan, başka bir deyimle kendi adına "fetret" durumuna son vererek bütün iktidarı ele geçirmek isteyen AKP hükümeti, çok açık ki, bu projeye dört elle sarılacaktı. Kaldı ki, başka bir seçeneği de yoktu. Nitekim, bugünlerde yapılan bütün meslek birliklerinin kongrelerinde AKP'nin ayrı liste çıkarması, bu operasyonun bir parçasıdır. Bürokrasideki kadrolaşma ise net bir işarettir. Çünkü AKP ve F. Gülen ekibi, ancak ABD ve Batı'yı arkasına aldığı taktirde tam anlamıyla iktidar olacağını, kısmi de olsa, bir İslamcılaştırma projesini gerçekleştirerek tabanını tatmin edeceğini hesaplamaktadır. Ancak, AKP hükümetinin 4 yıllık icraatına bakıldığında, ülke içindeki güç dengeleri ve konjonktür kendi lehine olmadığı zamanlarda geri çekildiği ve esnek davrandığı görülüyor. Diğer kurumlarla sürekli olarak kavga eden, güç denemesine girişen AKP'nin, esas olarak kendi iktidarının alt yapısını kabalaştırmaya (hükümet etme alanını genişletmeye) çalıştığı izleniyor. Tipik bir fetret dönemi refleksi denilebilir bu politikaya.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: TÜRKİYE'NİN YENİ 'FETRET' DÖNEMİ, GÜLEN VE AKP

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Kas 2010, 21:40

ABD DESTEĞİ DEVAM EDECEK Mİ?

ABD'nin neo-klasik imparatorluk projesinin Irak ve Afganistan'da batağa saplanmasından sonra, "teröre karşı cephe ülkesi" olarak tanımladığı Türkiye'deki "ılımlı İslam" projesine, eskisi gibi yüksek destek vermeyi sürdürüp sürdürmeyeceği ayrıca tartışılmalıdır. AKP hükümetinin ABD ile imzaladığı ve Türkiye'yi Washington'un bölge siyasetlerine (GOP'un hayata geçirilmesi vb.) eklemleyen yeni "Vizyon Belgesi" bu desteğin ömrünü şimdilik uzatmış görünüyor. Ancak, Mısır, Ürdün ve Filistin'de yapılan seçimler ile Suudi Arabistan'daki (tuhaf bir durum ama) daha sert bir İslami muhalefetin varlığı, "Ilımlı İslam" projesinin radikal İslamı geliştirdiği gibi bir kanaatin yaygınlaşmasına, dolayısıyla ABD'deki bazı fikir kuruluşlarında (Amerikan Girişim Enstitüsü gibi) bu projeye daha temkinli yaklaşılmasına yol açtığını da unutmamak gereklidir. Bugün, ABD'de "Ilımlı İslam"a verdiği destek konusunda bir kararsızlık yaşanmaktadır. Bu kararsızlık, hem AKP hükümetinin geleceğini hem de bölgede yaşanacak politik gelişmelerin karakterini etkileyecektir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13980
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Nurettin Veren Bütün Gerçekleri Açıkladı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir